
Müge,uykusundan saatin alarm sesiyle uyandı.Çok heyecanlıydı.Çünkü bugün,hayatında ilk kez yanında anne-babası olmadan 1 haftalık kısa bir tatile çıkacaktı.Hem de yıllardır hayallerini süsleyen şehir Floransa'ya.
Annesi Suna Hanım'la babası Mete Bey'i bu tatile ikna etmenin böylesine zor olacağını tahmin etmemiş,ancak artık 21 yaşında genç bir kız olduğunu,üstelik çıkacağı gezinin aldığı eğitim için de çok faydalı olacağını söylediğinde,onları ikna etmeyi başarmıştı.
Geçen hafta,babasının eve elinde 1 haftalık Floransa tatili biletleriyle geldiğini
"Çok teşekkür ederim babacığım!Sen dünyanın en tatlı babasısın,biliyorsun değil mi?"
diyerek onun boynuna sarıldığını hatırladı.Saat henüz sabah 7 olduğuna göre öğleden sonra saat 2'deki uçuşa daha çok zaman vardı.Ama yine de çabuk olsa fena olmazdı.Ne de olsa,uçuştan en az 3 saat önce havaalanında olması gerekiyordu.
Hızlıca yataktan kalktı,banyoya geçip kısa bir duş aldı ve saçlarını kurutarak at kuyruğu yaptı.Ardından odasına geri dönüp uçuş için üzerine rahat kesim uzun kollu bisiklet yaka pembe bir tişört,yine rahat kesim lacivert bir eşofmanla pembe spor ayakkabılarını giydi.Hafif,çiçek kokulu parfümünü sıktığında,kahvaltı için hazırdı.
Odasından çıkarken aklına dün gece en yakın arkadaşı Elif'le ettikleri harika telefon sohbeti gelince neşeyle gülümsedi.Sohbetin konusu doğal olarak Floransa gezisiydi.Ama Elif tam telefonu kapatacakları sırada haylaz haylaz kıkırdayıp
"Bence bu tatil senin için çok güzel geçecek canım.Hatta tatil sonunda o yıllardır hayalini kurduğun aşkı da bulursun belki?Kim bilir?"
diyerek Müge'yi çok şaşırtmıştı.Çünkü onun aradığı gibi masalsı bir aşk bulmak şu dönemde hiç kolay değildi.Etraf kurbağa prenslerle değil de gerçek kurbağalarla doluydu maalesef.
Evlerinin salonuna girerken annesi ve babasının bir ağızdan
"Günaydın kızım!"
diyen sesleri karşıladı Müge'yi.
"Size de günaydın anneciğim,babacığım!"
diyerek her zamanki yerine oturdu.Heyecandan kahvaltı edecek hali bile yoktu.Buna rağmen,bir parça beyaz peynir,bir dilim kızarmış ekmek ve birkaç yeşil zeytini bir bardak portakal suyu eşliğinde atıştırdı.Annesi ve babasını daha şimdiden endişelendirmek istemiyordu.
Kahvaltısı bitmek üzereyken masadaki sessizliği bozan Suna hanım oldu.
"Bavulun ve sırt çantanda eksik bir şey yok,değil mi güzelim?"
Annesinin biraz da endişeli bir tonda sorduğu soru karşısında hafifçe gülümseyip konuştu.
"Hayır anneciğim yok.Uçak ve tren biletlerim,pasaportum,hırkam kısacası her şey yerli yerinde.Ama birazdan tekrar kontrol etmek için odama çıkacağım merak etme sen.Olur mu?"
Suna Hanım
"Biliyorum kızım,söylediklerim seni bazen sıkıyor.Ama beni ancak bir gün anne olursan anlarsın."
demiş,aynı anda Mete Bey sessizliğini bozarak sohbete dahil olmuştu.
"Hadi Suna,bu kadar endişelenmek yeter.Ben kızımıza güveniyorum.Kocaman bir kız oldu artık.Hayata karışması,tek başına ayakta durmayı öğrenmesi gerek."
Babasının sözleriyle gururu okşanan genç kız yerinden kalktı,
"Bana güveniniz için ikinize de çok teşekkür ederim."
diyerek boynuna sarıldı ve yanağına bir öpücük kondurdu Mete Bey'in.Ardından az önce söylediği gibi son kontrolleri yapmak üzere salondan çıkarak odasına gitmek amacıyla merdivenlere ilerledi.
Aradan 1-2 saat geçtiğinde,her şey hazırdı.Ailecek arabalarına binip havaalanına doğru yola koyuldular.Sorunsuz geçen bir yolculuğun ardından havaalanına vardıklarında,Müge önce uçağa yerleştirmeleri için bavulunu teslim etti,sonra da pasaport kontrolü için gişelere ilerledi.Burada da bir sorun çıkmamıştı.
Şimdi sırada ailesiyle vedalaşmak vardı.Bu,sandığından daha zor oldu.Evet,tatil için çok heyecanlıydı.Ama öte yandan,sevdiklerini geride bırakmak hiç kolay değildi.Yine de tatil heyecanı ağır basınca ikisine de sarılıp
"Hoşçakalın,kendinize iyi bakın canlarım!"
diyerek veda etmeyi başardı.Annesiyle babası
"Güle güle kızım!Aman oralarda kendine dikkat et,hasta falan olma."
demiş ve yolcu etmişlerdi Müge'yi.Genç kız,uçuş kapılarıyla kafelerin bulunduğu tarafa geçtiğinde,ailesine son bir kez el salladı.Sonra da kafelerden birine girerek gözden kayboldu.
Girdiği yer,küçük,şirin bir yerdi.Hemen kendisine bir fincan filtre kahve siparişi verip,telefonundaki play list'den bir şarkı seçerek kahve eşliğinde uçuş saatini beklemeye başladı.
15-20 dakika sonra uçağının yolcu alımına başladığını duymuş,belirtilen kapıya gitmek için mekândan ayrılmıştı.
Uçağa geçerek yerine oturdu.Yüreği heyecanla kıpır kıpırdı.O anda aklına akşam Elif'in söyledikleri geldi.Acaba can arkadaşı aşk hakkında söylediklerinde haklı olabilir miydi?
Meriç,saat 6 gibi çalan alarmla uyandı.Yatağında şöyle bir gerindikten sonra kalktı,mutfağa ilerledi,kahve makinesine bir fincanlık filtre kahve koyarak çalıştırdı.
Artık kahve hazır olana kadar evin bodrum katındaki spor salonuna giderek biraz ağırlık çalışabilirdi.Aradan yaklaşık 30 dakika geçtiğinde sporunu tamamlamış,hatta odasına geri dönerek duşunu almıştı.
Şimdi sırada işe gitmek üzere hazırlanmak vardı.Ama bugün canı işe gitmeyi hiç istemiyordu ve bu çok nadir olurdu.Hazırladığı mimarlıkla ilgili çizim programı üzerinde günlerdir yoğun bir şekilde çalışmaktan yorgundu zira.Ancak dün akşam nihayet programı sorunsuz bir şekilde tamamlayıp son kontrolleri yapmıştı.Yani artık önünde biraz daha rahat bir dönem olduğu söylenebilirdi.
Aklına gelen fikirle dizüstü bilgisayarını eline aldı ve havayollarının uçuşlarını kontrol etmeye başladı.Eğer biraz acele ederse Bologna'ya olan uçuşa yetişebilir,oradan kısa bir tren yolculuğu yaparak Floransa'ya geçebilir sonra da 1-2 gün boyunca 3-4 müze gezebilirdi.Düşündükçe fikri daha çok sevdi ve birkaç tuşa tıklayıp uçak,tren,otel gibi rezervasyon işlemlerini yaptı.
Tüm bu işler bittiğinde artık hazırlanmalıydı.Üzerine siyah bisiklet yaka kısa kollu tişört,haki yeşil rahat kesim bir pantolon ve siyah spor ayakkabılar giyip kendine küçük bir valiz hazırladı.Valize birkaç tişört,bir kot,bir de kargo pantolon,parfüm,diş fırçası gibi kişisel eşyalarla bir yedek spor ayakkabı koyduğunda işi bitmişti.
Sırt çantası omzunda,valizi elinde merdivenlerden indi,hem çanta,hem de valizi kapının yanına bıraktı ve mutfağa geçti.Az sonra her zamanki kupasına döktüğü kahvesini yudumlarken sade kruvasanını yiyordu.Kahvaltısını kısa sürede tamamladığında en yakın dostu ve iş ortağı olan Hakan'ı araması gerektiğini hatırladı.Eğer yapacağı küçük Floransa kaçamağından onu haberdar etmezse arkadaşı endişelenirdi.
Böylece telefonunu eline alarak Hakan'ın numarasını arama geçmişinden buldu ve dokundu.Birkaç çalış sonunda
"Günaydın abi!Hayırdır,sabah sabah beni rüyanda mı gördün?"
diyen neşeli bir ses duyulmuştu telefonun diğer ucundan.Hakan hep böyleydi işte.Her daim neşeli ve eğlenceli.Yani kendisinin tam zıddı.Buna rağmen,enteresan bir şekilde çok iyi anlaşırlardı.
"Yok canım!Ne rüyası?Sadece sana yapacağım kısa kaçamağı haber vermek için aradım."
diye cevapladı arkadaşın sorusunu.Ses tonu ciddiydi.
"Oooo!Demek yine Meriç Bey'imizin müze gezme zamanı geldi.Bu kez hangi şehir?"
"Valla bu kez Floransa diye düşündüm.Yoğun tempodan sonra bana çok iyi gelecek."
"Tamam abi,çok iyi düşünmüşsün.Bugünki toplantıyı da dert etme,o iş bende.Sen git,biraz hayatın tadını çıkar."
"Hayatın tadını çıkar da ne demek Hakan?Alt tarafı 1-2 gün kalıp 3-5 müze gezeceğim yine.Ne olabilir ki?"
"Orası hiç belli olmaz Meriç'çim!Bir bakmışsın bizim yakışıklı mavimiz,aşkı buluvermiş."
derken Hakan'ın sesi çok muzipti.
"Ne saçmalıyorsun oğlum?Ne aşkı?Hem bu zamanda aşkı kim kaybetmiş de ben bulayım?Hadi görüşürüz."
deyip görüşmeyi bitirdi.Ardından mutfaktan çıkarak bavulunu,sırt çantasını alıp arabasına yerleştirdi.Nasılsa yardımcısı Nermin hanım saat 10 gibi gelecek,evi düzene sokacaktı.
Birkaç dakika içinde arabayı çalıştırmış,havaalanına doğru yola koyulmuştu.Trafik fazla yoğun olmadığı için alana gelmesi çok sürmedi.Yanındaki valiz büyük olmadığından yanına alabilecekti.Bu nedenle içeri girer girmez pasaport kontrolü yaptırmak üzere gişelere adımlamasında sakınca yoktu.
O sırada gözüne bir aile çarptı.Kendisine çok yakın olmadıkları için onları çok net göremiyordu.Ama kızlarını yolcu etmeye geldiklerini anlamak zor değildi.Bu sahneyi öyle fazla önemsemedi.Ne de olsa burası bir havaalanıydı ve vedalar ya da kavuşmalar çok normaldi.
Yakınlardaki ışıklı panodan uçağının yanaşacağı kapıyı öğrendikten sonra kapıya yakın bir kafeye oturup sessizce uçuş saatini bekledi.1 saat kadar sonra uçağa yolcu alımlarının başladığını bildiren anons duyulunca kapıya adımladı.Az sonra uçaktaydı.Yerini bulup oturduğunda yan koltuğun boş olması onu mutlu etmişti.
Yolculuk süresince onunla konuşmaya çabalayan birini doğrusu hiç çekemezdi.Hemen emniyet kemerini bağladı.Sonra da yanındaki sırt çantasından Kürk Mantolu Madonna kitabını alarak kaldığı yerden okumaya devam etti.1-2 dakika içinde uçak havalanmıştı.Üstelik Meriç o an hiç farkında değildi ama Hakan'ın sabah söylediklerinde bir gerçeklik payı vardı.
Müge,sabah erkenden uyandı ve hemen günlük rutinlerini tamamlayıp giyinmek üzere bavulun önüne geçti.
Dün akşam saatlerinde İtalya'nın en önemli sanat şehirlerinden biri olan Floransa'ya gelmiş,yol yorgunluğuyla eşyalarını yerleştirmeye bile fırsat bulamadan kendini küçük otelin rahat yatağında derin bir uykuya bırakmıştı.
Bavulunu şöyle bir karıştırdı,açık mavi bir kot pantolon,beyaz salaş kısa kollu V yaka bir tişört ve yine beyaz spor pabuçlar seçerek hızlıca giyindi.Yanına ince,beyaz bir hırka almayı ihmal etmedi.Ne de olsa tedbirli olmaktan zarar gelmezdi.
Tam kahvaltı etmek üzere odasından çıkacağı sırada telefonu çalınca içinden
"Arayan kesin annemdir."
diye geçirip küçük sırt çantasına uzandı.Telefonu çantadan çıkararak ekrana baktığında,yanılmadığını anlamıştı.Arayan,tahmin ettiği gibi annesi Suna hanımdı.
"Günaydın annelerin bitanesi!Nasılsın?"
diyerk açtı.Suna hanımın
"İyiyim güzelim!Asıl sen nasılsın?Umarım otelde bir sorun yoktur."
diyen hafif telaşlı sesinin kulağına dolması yalnızca birkaç saniye sürmüştü.Duydukları karşısında istemsizce gülümsedi ve şöyle karşılık verdi.
"Merak etme anneciğim.Burası küçük,sevimli bir otel.Yatağı da çok rahat.Kuşlar gibi uyumuşum Şimdi de karnım açlıktan zil çalıyor.Bir an önce kahvaltı etmeliyim."
Suna hanım hemen
"Peki,o zaman ben seni daha fazla tutmayayım canım.Zira aç kalmak sana hiç yaramıyor ve şekerin düşüyor.Sonra da sinirleniyorsun.Öpüyorum çok."
deyip telefonu kapatmıştı.Müge annesinin duymayacağını bilmesine rağmen fısıldamaktan alamadı kendini.
"Ben de seni çok öpüyorum anneciğim."
Ardından telefonu sırt çantasına yerleştirdi ve odasından çıkarak kahvaltı salonuna gitmek üzere asansöre ilerledi.
Meriç,32 yaşında genç bir iş adamıydı.Bilgisayar yazılımları yapan bir firması vardı.
Tam bir işkolikti.Soğuk,sert mizacıyla tanınır,insanların yanına yaklaşmasına öyle kolay izin vermezdi.Ancak sanata ve müzelere son derece düşkündü.
Bu sebeple yoğun işlerinden bulduğu her fırsatta Avrupa'nın müzeleriyle ünlü şehirlerini gezerek dinlenirdi.Şu anda da yine böyle kısa bir tatil için Floransa'daydı.
2-3 müze gezecek,birkaç gün için bile olsa iş stresinden uzaklaşacaktı.
Üzerine beyaz uzun kollu bir gömlek,siyah bir kot pantolon ve yine siyah spor ayakkabılarını giydi,haki yeşil montunu da yanına alarak odasından çıktı,sonra da 2 kat merdiveni inerek kahvaltı salonuna adamladı.
Kendisine cam kenarında güzel bir masa bulup oturduğunda,bu tatilin ona hiç ummadığı hoş bir sürpriz hazırladığından habersizdi...
Haftasonuna saatler kalmışken hepinize taptaze bir bölümle merhaba arkadaşlar 😀😀😀Umarım bölümü keyifle okur☺️☺️☺️bol bol yorum yaparak şu küçük yıldıza dokunursunuz 🙈🙈🙈Henüz yalnızca 3 kişilik minicik bir aile olabiliriz 😀😀😀Ama yakında Meriç'le Müge'yi sevenlerin artacağına,ailemizin giderek büyüyeceğine inanıyorum 🙏🙏🙏Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |