
Suna Hanım’la Mete Bey, salondaki yemek masasında oturmuş hem kahvaltı ediyor, hem de konuşuyorlardı. Bugün evlerinde farklı bir telaş vardı. Çünkü, biricik kızları 1 haftalık bir tatil sonrası eve dönüyordu ve ikisi de onu fazlasıyla özlemişti. Kahvaltı bitmek üzereyken Suna Hanım çayından bir yudum aldı
” Öyle heyecanlıyım ki Mete! Nihayet Müge eve dönüyor. Evimiz yine neşe kaynağına kavuşacak.”
diye konuştu. Aslında en az eşi kadar heyecanlı olan, ama mesleği gereği duygularını daha çok içinde yaşamayı tercih eden Mete Bey’in cevabı gecikmemişti.
” Haklısın Suna! Onun neşeli kahkahası ve sohbeti eşliğinde kahvaltıyı çok özledim doğrusu.”
Suna Hanım’la tanışıklıkları üniversite yıllarına uzanıyordu. Arkadaşlıkları kısa sürede aşka dönüşünce, mezuniyet ve askerlik sonrası evlenmişlerdi. Evliliklerinin 4. yılında aralarına katılan Müge, o günden beri onların tüm dünyasıydı ve tam 25 yıldır evli oldukları halde birbirlerine hâlâ ilk günkü kadar aşıktılar.
Yoğun işlerinden kalan tüm zamanlarını küçük kızlarıyla geçirir, onu sevgiden yana eksik bırakmamaya özen gösterirlerdi. Bu durum, Müge’nin en büyük şansı oldu. Anne-babasının birbirlerine duydukları aşk ve ona olan sonsuz sevgileri sayesinde güzel bir çocukluk geçirdi. Şimdiyse, işinde çok başarılı, mutlu bir genç kadın olma yolunda adım adım ilerliyordu.
” Acaba oralarda hasta falan olmuş mudur Mete?”
Eşinin sesiyle düşüncelerinden uzaklaştı Mete Bey.
” Bence olmamıştır canım, merak etme. Hem tatil boyunca 2 kez sen konuştun onunla.Öyle bir şey olsa, mutlaka hissederdin.”
diyerek Suna Hanım’ı rahatlattı. Bu nedenle kadın
“ Doğru söyledin. Her 2 konuşmada da sesi kulağa çok keyifli geliyordu.”
derken, gülümsemişti. Mete Bey
“ Ben biraz gazete okuyacağım canım.”
deyip masadan kalktı ve cam kenarındaki berjer koltuklara doğru adımladı hemen. Suna Hanım tekrar söz almıştı.
”Tamam Mete. Ben de bu arada mutfağı bir kontrol eder, her şey yolunda mı bakarım.Sonra da karşılıklı kahvelerimizi içeriz.”
”Tamam Suna’cım, kahveler bitince de çıkarız. Malum, İstanbul trafiği. Kızımızı bekletmeyelim.”
dedi ve gazeteyi okumaya başladı Mete Bey. Suna Hanım
“Haklısın canım.”
diyerek mutfağa gidip Reyhan Hanım’la son kontrolleri yapmak üzere salondan çıkmıştı. Aradan 3-4 saat geçtiğinde, tüm hazırlıklarını tamamlayan karı-koca neşeyle arabalarına bindiler ve havaalanına doğru yola koyuldular.
Müge, sabah 5’te çalan alarmın tiz sesiyle uyandı. Yol heyecanı yüzünden biraz uykusuz olsa da, anne babasını göreceği için keyfi yerindeydi. Hemen kalkıp kısa bir duş aldı, saçlarını kuruttu ve tek örgü yaptıktan sonra üzerine pembe yarım kollu bisiklet yaka tişört, lacivert bol kesim eşofman altıyla pembe spor ayakkabılarını giydi. Çiçek kokulu parfümünü sıktığında, hazır sayılırdı. Kalan eşyalarını dolaptan alarak bavuluna dizdi. Düzenli biri olduğu için bu iş fazla vaktini almamıştı.
Sırt çantasını açıp trenle uçak biletlerini, pasaportunu, cüzdanını, tabletini ve daha birkaç küçük şeyi kontrol etti. Her şey yerli yerindeydi. Artık rahatça aşağıya inebilirdi. Aynada kendisine son kez şöyle bir baktı, ardından boynundaki sonsuzluk kolyesine dokundu. Kolyeyi görmek, yine aklına Meriç’i getirmişti.
“Birazdan gelir.”
diye düşünerek gülümserken kapısı tıklatıldı. Kimin geldiğini sormasına gerek yoktu. Gökyüzü‘nün geldiğinden emindi. Kapıyı açar açmaz yanılmadığını anladı. Karşısında, üzerine gri, bisiklet yaka kısa kollu bir tişört, siyah kot pantolon ve yine siyah spor ayakkabılar giymiş genç adam vardı.
”Günaydın canım! Ben hazırım, üstelik de çok açım.”
diyerek yanağından öptü Meriç’i. Saniyeler sonra genç adam onun başını ellerinin arasına almış, nefesleri birbirine karışmıştı. Kısa sürede Meriç ondan uzaklaştı, ancak kızın yüzünün utançtan yine al al olduğunu fark ettiğinde kendini tutamayıp konuştu.
”Yine mi utanmış benim güzelim!”
Zira Müge bu haliyle çok tatlı görünüyordu. Ardından sarıp sarmaladı onu. Her an kıza dokunmak, yakın olmak istiyordu. Liseli bir aşıktan farksızdı. Fakat Müge’yi ürkütmek istemediği için davranışlarında çok nazik olmayı da ihmal etmiyordu. Onu duyan genç kız
“Evet, birazcık.Ama alışacağım, merak etme.”
diyerek koluna girmişti Meriç’in.
Birkaç dakika sonra kahvaltı salonundan içeri girdiklerinde, tatilin başından beri oturdukları masa boştu. Sanki oteldeki herkes, bu masanın onlara ait olduğunu biliyordu.Çabucak karşılıklı oturdular. Garsonun filtre kahve ve 2’şer kruvasandan oluşan siparişlerini almak üzere masaya gelmesi 1 dakika bile sürmemişti. Siparişin gelmesini beklerken sessizliği ilk bozan Müge oldu.
” Canım, artık birbirimizin telefonlarını kaydetmeye ne dersin?”
Genç kız dediklerinde haklıydı. Zira bundan böyle güne başbaşa bir kahvaltıyla başlamaları ya da birlikte bu kadar uzun vakit geçirmeleri pek mümkün değildi. Meriç’in işleri, Müge’nin okulu vardı. Bu nedenle şöyle karşılık verdi genç adam.
” Haklısın güzelim. Sen hemen numaranı söyle de çaldırayım. Sen de böylece benim numaramı kaydedersin.”
Genç kız
” 0532………”
diyerek numarasını söyleyince de hızlıca numarayı telefonuna yazmaya başladı.Onu hangi isimle kaydedeceğine dün akşam karar vermişti. Müge’nin hayatını bir güneş gibi aydınlattığı düşünülürse bu isim kesinlikle çok uygun olacaktı. Kişi adına “Günışığım” yazarak kayıt işlemini tamamladı. Aynı anda Müge onu telefonuna “Gökyüzüm” şeklinde kaydetmişti. Zira Meriç’in gözleri ona çok sevdiği mavi rengi ve göğü hatırlatıyordu. Ayrıca Meriç, tıpkı gökyüzü gibi uçsuz bucaksız, derin bir adamdı.
Kahvaltıları geldiğinde sessizce yediler. Nedense Müge’ye bir hüzün çökmüştü. Genç adam ne olduğunu tam çözemese de durumun farkındaydı.Bir süre
“ Ailesine kavuşacağı için Müge’nin daha mutlu olması gerekmez mi? “
diye düşündü.Ardından dayanamayıp sordu.
” Ne oldu güzelim, neden üzgünsün?”
Genç kızın cevabı bekletmeden gelmişti.
” İnan bilmiyorum. Aslında annemle babamı göreceğim için mutluyum. Onları çok özledim çünkü. Ama buraya da alışmışım galiba. Ayrılmak zor geldi birden.”
” Bu hiç sorun değil ki güzelim, sen iste yeter. Yine geliriz. “
” Geliriz di mi Gökyüzü’m?”
diye sordu neşeyle gülümseyerek.
”Geliriz tabii. Sen üzme o güzel canını. Ben seni böyle üzgün görmeye dayanamıyorum Günışığım.”
Duyduğu “Günışığım “sözcüğüyle Müge’nin gözleri sevinçle parlamıştı.
” Ne güzel bir söz buuu! Nasıl aklına geldi?”
diye sordu.
”Bilmem, sen hayatımı tıpkı günışığı gibi aydınlattın bir anda. Ben de bu yüzden sana böyle demeyi uygun buldum.”
derken sesi çok muzipti Meriç’in.
“ Önce “cesur kız”,şimdi de “günışığım “. Çok yaratıcı ve güzel isimler gerçekten. Teşekkür ederim canım. Peki, sen “gökyüzüm”ü sevdin mi?”
Genç adama şimdiye kadar kimse özel bir isimle seslenmemişti. İlk kez biri için özel bir adı olacaktı. “Gökyüzüm “sözcüğü de onu çok iyi anlatıyordu. Çok geçmeden aklından geçeni söze döktü.
”Evet, çok sevdim. Aslında böyle sözcüklere hiç alışık değildimdir. Çünkü, bana hiç kimse daha önce adım dışında bir isimle seslenmedi. Ama seninle bir ilki daha yaşamak çok güzel Cesur Kız.”
“Bunu duyduğuma çok sevindim canım.”
derken Müge gülümsemişti. Birkaç dakika içinde kahvaltılarını bitirdiler, bavullarını ve sırt çantalarını almak üzere odalarına çıktılar. Genç kızın odasından içeri girer girmez yaptığı ilk iş, etrafına bakınmaktı. Unuttuğu bir şey yoktu. Bavulunu, sırt çantasını aldı ve odanın önünde sözleştikleri gibi Meriç’i beklemeye başladı.
Aynı anda genç adam da odasında son kontrollerini yapıyordu. Görünüşe göre her şey yolundaydı. Dün akşam arayıp yardım istediği otel görevlisi gelir gelmez eşyaları topladılar ve Müge’nin odasına ilerlediler. Genç kız kapıda hazır bir şekilde onları bekliyordu. Onun da bavullarını aldıktan sonra asansöre bindiler.
Aradan 5-10 dakika geçtiğinde, taksiye binmiş, tren istasyonuna doğru yol alıyorlardı. Kısacası eve dönüş yolculuğunun ilk ayağı başlamıştı …
1 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle herkese iyi akşamlar 😀😀😀Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklarsanız da çok sevinirim 🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |