
Taksi onları Floransa’nın tren istasyonuna bıraktığında, Meriç genç kızın taksiden inmesine yardım etti, bavulları bagajdan aldı ve ödemeyi yaptıktan sonra Müge’nin
“ Ben de yardım etseydim, böyle olmaz ama!”
demesini dinlemeden hepsini istasyondan içeri kendi taşıdı. İçerisi oldukça yoğundu. İlk iş, panodan trenin kalkış saatini kontrol etti. Trenin kalkmasına yarım saat vardı. Genç kızı bavullarla birlikte bir banka oturttuktan sonra ayırttıkları biletleri almak üzere gişeye adımladı. Çok fazla beklemesine gerek kalmadan sıra ona gelmişti. Hızlıca 2 Bologna biletini alarak Müge’nin yanına dönüp oturdu. Genç kız onun geldiğinin farkında değildi. Dalgın dalgın kendi kendine gülümsüyordu. Dayanamadı, merakla sordu genç adam.
”Ne oldu güzelim, ne düşünüyorsun öyle?”
Müge, duyduğu soruyla ana dönmüştü.
” Elif’i düşünüyordum sadece.”
diyerek gülümsedi.
”Öyle mi, peki neden?”
” Çünkü, buraya gelmeden önceki gece telefonda bana bir şey söylemişti. Ama ona inanmamıştım.”
” Yaaaa! Ne dediğini merak ettim doğrusu.”
Meriç’in sözleriyle genç kızın yüzü utançla kızarmıştı. Elif’in o gece ona aşkla ilgili söylediklerinden genç adama nasıl söz edebilirdi ki? Bu nedenle biraz düşündükten sonra hafifçe tebessüm edip şöyle karşılık verdi.
” Seninle bir anlaşma yapalım mı?”
” Tamam, yapalım. Nasıl bir anlaşma bu?”
derken Meriç’de muzip muzip gülümsüyordu.
” Dondurma yerken bir ara gülümsemiştin Ama neden gülümsediğini bana söylemedin. Şimdi sebebini öğrenebilir miyim?”
” Tabii, olur güzelim. Sadece artık tüm planlarımı seninle birlikte yapmak istemem beni gülümsettti. Çünkü, eskiden en sevdiğim şeylerden biri yalnız olmaktı.”
Onu dikkatle dinlerken kaşlarının şaşkınlıkla yukarı kalktığının farkında değildi Müge. Zira o da hemen hemen aynı şeyleri düşünmekle meşguldü. Ancak genç adam
“ Ne oldu, neden şaşırdın bu kadar canım?”
diye sorunca aklında geçeni dile döktü.
”Yine aynı şeyi düşünmemize tabi ki! “
Bu cevap karşısında Meriç’in tek düşünebildiği, eğer ruh eşi denen şey gerçekse, onu bu kızla bulduğuydu. Saniyeler sonra konuştu.
” Evet, ben cevap verdiğime göre şimdi sıra sen de. O akşam ne demişti sana Elif?”
Müge, artık bir şeyden kesinlikle emindi. Genç adam ona çok benziyordu. Öyleyse çekinmesine hiç gerek yoktu.
” Bu tatilin bana hayatımın aşkını getireceğini söylemişti.”
”Hımmmm, getirdi mi bari?”
derken, genç adamın yüzünde haylaz bir gülümseme belirmişti.
Bunun üzerine
“ Getirmez mi? Hatta şu an yanımda ve ben ona sıkıca sarılıyorum.”
diyerek genç adama sarılıp öptü. Meriç neşeyle karşılık vermekte gecikmemişti. Tam o anda Bologna treninin perona yanaştığı anonsu duyuldu ve ikisi yerlerinden kalkıp perona ilerlediler. 1-2 dakika içinde trene binmiş, yerlerine oturmuşlardı.
40 dakika süren tren yolculuğu sırasında bulundukları vagona sessizlik hakim olsa da, Meriç halinden çok memnundu. Zira genç kız yolculuk süresince ona sarılarak sessizce manzarayı izlemiş, Meriç de bu sayede onun tarifsiz kokusunu bol bol içine çekip saçlarına öpücükler kondurma fırsatı yakalamıştı.
İstasyona ulaşır ulaşmaz bir taksiyle havaalanına doğru yola çıktılar. Çok uzun sayılmayacak bir yolculuk sonrası alana vardıklarında ise, tıpkı istasyon gibi oldukça yoğun bir ortamla karşılaştılar. 5-10 dakika içinde bavullarını teslim etmiş, gişelerde pasaport sırasına girmişlerdi. Burada işlerini bitirince sessizliği bozan Meriç oldu.
”Alışveriş etmek ister misin güzelim?”
Uçuş kapılarının bulunduğu tarafta hem birkaç güzel kafe, hem de farklı farklı mağazalar vardı. Müge çevresine şöyle bir bakındı, uçuş saatine epey olduğunu fark edince de neşeyle şöyle dedi.
” İyi fikir! Sonra da şu kafelerden birinde oturup birer filtre kahve içeriz. Nasılsa daha uçağın kalkmasına epey zaman var.”
Ardından elinden tutup mağazalardan birine doğru sürükledi genç adamı. Biraz sonra mağazanın üzerleri çeşit çeşit hediyelik eşyalar ya da buzdolabı magnetleriyle dolu rafları arasında dolaşıyorlardı. Meriç magnetlerin birinin üzerinde Pinokyo resmi olduğunu görünce konuştu.
” Şuraya baksana canım. Pinokyo’yu sevdiğini söylemiştin.Çok sevimli görünüyor, almak ister misin?”
Onu duyan Müge çabucak o yöne bakmış, magneti görmüştü. Gerçekten çok tatlıydı. Odasındaki gardrobun üstünde güzel durabilirdi.
”Tamam, alalım. Odamdaki gardrobun üzerinde çok güzel duracak.”
diyerek aklından geçeni söze döktü hemen. Ardından magneti alıp yürümeye devam ettiler. O anlarda genç kız Meriç’e bir hediye almayı düşünüyordu. Ancak henüz istediği gibi bir şey bulamamıştı. Zira hediye, genç adamın hep yanında taşıyıp onu hatırlayabileceği bir şey olmalıydı. Mağazanın sonuna yaklaştıklarında çeşit çeşit dolmakalemlerin sergilendiği bir raf dikkatini çekti Müge’nin ve hemen o yöne ilerleyerek kalemleri dikkatle incelemeye başladı. Görevli kızın yanına gelmesi fazla sürmemişti.
”Buyurun efendim, size nasıl yardımcı olabilirim acaba?”
Duyduğu İngilizce cümlenin ardından biraz önce gözüne takılan dolmakalemi gösterip konuştu genç kız.
”Şu kalemi daha yakından görebilir miyim lütfen?”
Ortası sedef mavi, kapakla arka kısmı siyah bir dolmakalemden söz ediyordu. Kalemin Meriç’in mavi gözlerine çok yakışacağından da hiç şüphesi yoktu. Görevli sadece
“ Nasıl isterseniz efendim.”
diyerek gülümsemiş ve kalemi yerinden alıp onun eline vermekle yetinmişti. Kısa bir süre daha kalemi inceledi. Ardından tıpkı görevli gibi gülümseyip bir kez daha söz aldı.
” Güzel bir hediye paketi yapın lütfen, olur mu?”
Az sonra paket elindeydi. Boş olan elini genç adama uzattı ve el ele kasaya adımladılar. Kasada çok sıra olmayınca Müge’nin ödemeyi yapması fazla zaman almamıştı. Meriç, kızın kalemi babası için aldığını düşünerek onu izliyordu. İşleri bittiğinde genç kızın muzip sesi duyuldu.
” Burada epey oyalandık. Eğer hâlâ zamanımız varsa bir kahve içelim mi?”
Saati kontrol eden genç adamın cevabı gecikmemişti.
” Tamam, gel şu kafeye oturalım canım.”
Biraz sonra cam kenarı bir masada karşılıklı oturmuşlardı. Meriç
” Ben kahvelerimizi alayım. Yanında da 2’şer cantucci iyi olur.”
diyerek tezgaha ilerledi. Bu sırada başını olumlu anlamda sallayan Müge onu gülümseyerek izliyordu. Çünkü Meriç, yine doğru tahminde bulunmuştu. Kısa sürede genç adam elinde bir tepsiyle genç kızın yanına döndü ve neşeyle kahvelerini yudumlayıp kurabiyelerden yediler. Masaya hakim olan huzurlu sessizlikten kimse şikayetçi değildi. Tam yemekleri bittiği sırada uçaklarının birazdan yolcu alımına başlayacağını bildiren anons duyuldu. Böylece söylenen kapıya doğru yürüyüp 5-10 dakika içinde uçağa bindiler.
Yerleri cam kenarı ve yan yanaydı. Oturur oturmaz ilk işleri emniyet kemerlerini takmak oldu. Sonra Müge az önce hediye paketi yaptırdığı kalemi çantasında çıkararak konuştu.
” Bu senin Gökyüzüm!”
Bir yandan da paketi Meriç’e uzatıyordu.
” Hiç gerek yoktu ki güzelim!”
” Hayır, aksine çok gerek vardı. Şimdi İstanbul’a dönüyoruz. Birbirimizi bu kadar sık ve rahat göremeyeceğiz maalesef. Bu nedenle bu küçük hediye hep beni sana hatırlatsın istiyorum Meriç. Tıpkı sonsuzluk kolyesi gibi.”
Genç kız, bu sözlerle bir kez daha ne kadar düşünceli ve farklı olduğunu göstermişti. Meriç bu nedenle
” Haklısın, peki o zaman güzelim.”
deyip kutuyu açtı, kalemi hızlıca inceledi. Müge’nin seçimi gerçekten çok hoş, çok zarifti. Kendi alacak olsa, yine aynı kalemi tercih ederdi. Genç kızın sesiyle düşüncelerinden uzaklaştı.
” Beğendin mi?”
” Beğenmek ne kelime, bayıldım!”
diyerek gülümsedi. Cevap, Müge’nin tüm endişelerini silmiş, neşelenmesine neden olmuştu. Muzip bir tonda konuştu.
“ Ne güzel öyleyse!”
Meriç, bu güzel görüntü karşısında kendini tutamamış, yanağına küçük bir teşekkür öpücüğü kondurmuştu. Aslında sarılmak da isterdi, ancak emniyet kemeri yüzünden bunu yapması mümkün değildi. Birkaç dakika sonra İstanbul’a doğru havalandılar. Şimdi önlerinde 2 saat 40 dakikalık uzun bir yolculuk vardı.
Sabah çok erken uyandığı için üzerine bir ağırlık çöken Müge, sessizliği bozan oldu.
” Ben biraz uyusam sıkılır mısın? Sabah çok erken uyanınca üstüme bir ağırlık çöktü de!”
Genç adam hemen şöyle karşılık vermişti.
” Sıkılmak ne demek? Keyifle seni izlerim ben de o zaman.”
Onu duyan Müge, keyifle gülemseyip başını Meriç’in omzuna yasladı. 2 dakika bile olmadan, derin, huzurlu bir uykuya dalmıştı.
Genç adam, tüm masumiyetiyle yanında uyuyan Müge’yi izlerken düşündü. Babaannesi Semiha Hanım’ın ona bayılacağı kesindi. Ancak aynı şeyi babası Kemal Bey için söyleyemezdi. Zira geçmiş yüzünden onu bu aşka ikna etmek hiç kolay olmayacaktı …
Yaklaşık 1 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle iyi akşamlar 😀😀😀Umarım bölümü keyifle okumuşsunuzdur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın lütfen olur mu🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |