
Müge kahvaltı salonuna girdiğinde,hemen hemen tüm masaların dolu olduğunu fark etti.Demek yol yorgunluğu nedeniyle biraz geç uyanmasına bir de annesiyle yaptığı kısa telefon görüşmesi eklenince kendisine tek başına oturabileceği cam kenarı bir masa bulma şansını kaçırmıştı.
Ama bunu dert edecek değildi.Önemli olan,hayallerinin şehri Floransa'ya sonunda gelebilmiş olmasıydı.Etrafına şöyle bir göz gezdirdi.Yalnızca 2 masada boş yer vardı ve bu masaların ilkinde kendi yaşlarında genç bir çocuk oturuyordu.Nedense çocuktan hoşlanmadı.
Aslında insanları dış görünüşlerine göre yargılamak hiç âdeti değildi.Ancak bu kez sezgileri ona dikkatli olmasını fısıldamıştı.Sanki çocuk kendine eğlence arıyor gibiydi.Müge'ninse böyle biriyle harcayacak zamanı yoktu.
Şimdi gidip yanına otursa hemen ona yalnız olup olmadığını soracak,öğlen için bir şeyler atıştırmaya davet edecek,birkaç gün gezip tozduktan sonra nereden geldiyse oraya dönecekti.Oysa Müge,böyle kısa tatil aşklarını hiç sevmezdi.Fakat can dostu Elif,onun aksine bağlanmanın hiç ona göre olmadığını söyler,bu tarz kısa tatil aşkları yaşamaya bayılırdı.
Elif aklına gelince yüzüne mutlu bir gülümseme yayıldı.Yapı olarak birbirlerinden oldukça farklı oldukları halde,ortaokuldan bu yana yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi.
Aklından bunlar geçerken bakışlarını ikinci masaya çevirdi.Burada oturan genç adam,üzerine beyaz gömlek,siyah kot pantolon ve yine siyah spor ayakkabılar giymişti.Masada sadece bir fincan filtre kahve ve 2 kruvasandan oluşan basit bir kahvaltı,adamın elinde bir turist rehberi vardı.
Demek adam klasik bir İtalyan kahvaltısı etmek istemişti.Bir yandan da kahvaltı sonrası nereye gideceğine karar vermeye çalışıyordu.Nazik,zararsız biri olduğuna karar verdi,gülümseyip yanına ilerledi ve konuştu.
"Eğer rahatsız etmezsem,yanınıza oturabilir miyim?"
Soruyu İngilizce sormuştu.Zira adam sarışına yakın kumral saçları,beyaz teniyle hiç Türk'e benzemiyordu.Adam,başını okuduğu sayfadan kaldırmaya bile tenezzül etmeden
"Hayır,oturamazsınız!"
deyince,şaşırarak
"Neden?"
diye sordu bu kez.
"Çok basit,çünkü yoğun bir dönemden yeni çıktım ve sessizlik istiyorum.Oysa siz eğer yanıma oturursanız,konuşmak isteyeceksiniz."
"Yüzüme bile bakmadan bu kanıya nasıl vardınız acaba?"
Adam,duyduğu bu cümleyle başını şöyle bir kaldırmış,bir okyanusu andıran mavi gözleriyle Müge'yi tepeden tırnağa süzmüştü.Karşısında siyah uzun saçlı,kara gözlü,üzerine beyaz tişört,mavi kot pantolon ve beyaz spor ayakkabılar giyen genç bir kız duruyordu.Birkaç saniye sonra yandan bir gülüşle şöyle karşılık verdi.
"Klasik turistler öyle yapmıyor mu?"
"Benim klasik bir turist olduğumu nereden biliyorsunuz?"
"Senin yaşında bir kızın tatile çıkma amacı,biraz eğlenmek ve kısa bir tatil aşkı yaşamak olabilir ancak.Ama tabii arada birkaç müze de gezebilirsin.O da ailen ya da arkadaşların sorduğunda cevap verebilmek için."
"Düşüncelerinizde çok yanılıyorsunuz bayım!Ben buraya eğlenmek için değil,mümkün olabildiğince fazla müze gezerek aldığım eğitime katkı sağlamak üzere geldim.Ayrıca sizinle oturmak zorunda da değilim.Nasılsa dışarıda başka bir cafe bulup bir şeyler atıştırabilirim!"
diye öfkeyle söylendi Müge bu sözler karşısında.Ardından çıkışa doğru ilerlemeye başladı.Bir yandan da kendi kendine Türkçe mırıldanıyordu.
"Tanrım!Nasıl bir hödük bu?Ben de üstüne başına bakıp adam sandım!Alt tarafı masasına oturacak,bir iki lokma bir şey yiyecektim.Pişman etti beni!"
Ancak öfkeli olduğu için bu sözleri biraz yüksek tonda söylediğinin farkında değildi.Oysa Meriç,onun söylenmelerini gayet net duymuş,Türk olduğunu anlamıştı.
"Demek Türk'sün!"
diye Müge'nin arkasından seslendi.
Genç kız kulağına dolan soru cümlesiyle arkasına dönüp
"Evet,Türk'üm!Ne olmuş?"
deyince devam etti.
"Hiç bir şey olmamış tabii.Sadece şaşırdım.Biz Türkler pek müze gezmeyi sevmeyiz de!"
"E bak,sen de Türk'sün!Üstelik anladığım kadarıyla buralara müze gezmek için gelmişsin.Demek ki neymiş?Ön yargılı olmamak gerekirmiş!
Kızın cevabını sevmişti Meriç.Çok genç olabilirdi ama cesurdu.Hem de fazlasıyla.Sözlerine altta kalmadan gereken cevabı vermiş,onun sert,hatta kaba tavırlarından hiç etkilenmemişti.Oysa insanlar Meriç'in bu sert yüzü karşısında sinerek geri çekilmeyi tercih ederlerdi.Birkaç saniye sonra yüzünde az önceki gibi alaycı değil,gerçek bir gülümsemeyle tekrar söz aldı.
"Haklısın sanırım!!Hadi,gel otur,daha fazla aç kalma.Sonra bayılırsın falan,yabancı bir yerde hastaneyle uğraşmak zorunda kalırız."
Onu duyan Müge bir an ne yapacağını bilememişti.Ama biraz düşündüğünde masaya oturmaya karar verdi.Çünkü,neredeyse bayılmak üzere olduğunu hissediyordu.Annesinin telefonu çabucak kapatmasının nedeni de buydu zaten.Genç kız uzun zaman aç kalırsa kan şekeri düşer,bu durum kısa baygınlıklara sebep olurdu.
Hem adamın mavi gözlerinde öyle bir ifade vardı ki "Hayır"demek zordu.Sonunda karşı sandalyede yerini aldığında Meriç sıkması için ona elini uzatarak konuştu.
"Afedersin!Kötü bir başlangıç yaptığımızın farkındayım.Ama gördüğün gibi pek nazik bir adam sayılmam.Yani,bunun seninle bir ilgisi yok.Dolayısıyla kişisel alma.Bu arada ben Meriç.Peki,ya sen kimsin "Cesur kız"?
Hepinize bol rüzgarlı ve bulutlu bir Pazar gününden taptaze bir bölümle merhaba arkadaşlar 😀😀😀Umarım bölümü keyifle okumuş😉😉😉Meriç'e kaba davranışları için çok fazla kızmamışsınızdır🙈🙈🙈Emin olun aslında hiç böyle biri değil ve davranışlarının kendince çok geçerli sebepleri var😉😉😉Hepsini zamanla öğreneceğiz merak etmeyin 😉😉😉Bu arada bol bol yorum yaparak yıldıza dokunursanız da çok mutlu olurum 🤗🤗🤗Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |