33. Bölüm

31.BÖLÜM

Pile16
pile16


 

 

 

Müge ve ailesinin sitenin ana kapısından giriş yapması, yoğun trafik nedeniyle akşam 7’yi bulmuştu. Genç kız arabayla evlerinin bulunduğu yöne yorgun ve aç bir halde ilerlerken düşündü.

 

 

“ Şimdi Reyhan Abla yine en sevdiğim yemekleri yapmış, tam anlamıyla döktürmüştür.”

 

 

Aynı anda babası arabayı evlerinin verandasının yakınınlarında durdurmuştu. Müge arabadan yavaşça indi, verandadaki cam kapının önünde neşeyle

 

 

“ Hoşgeldin güzelim! Nasıl da özlemişim seni.”

 

 

diyerek bekleyen Reyhan Hanım’a doğru adımladı. Bir yandan da muzip bir tonda gülerek

 

 

“ Hoşbuldum Reyhan Abla’cım! Ben de seni çok özledim.”

 

 

diyordu. Zira o tatile gittiğinde, Reyhan Hanım’da yıllık izninin bir kısmını kullandığı için epeydir görüşememişlerdi. Üstelik yaklaşık 15 yıldır yanlarında çalışan kadının anne- babası çalışan insanlar olduklarından Müge’nin üzerinde çok emeği vardı ve aralarındaki ilişki bu nedenle bir abla-kardeş ilişkisinden farksızdı.

 

 

İkili 2 haftalık bir özlemle birbirlerine sarıldıktan sonra verandadaki cam kapıdan geçerek salona ilerlediler. Ardından Reyhan Hanım Suna Hanım ve Mete Bey’e dönerek ekledi.

 

 

” Siz de hoşgeldiniz efendim!”

 

 

Salonun ortasında hazır vaziyette bekleyen yemek masası, tam da Müge’nin tahmin ettiği gibi en sevdiği yiyeceklerle doluydu. Bu yiyecekler arasında ilk gözüne çarpanlar, yaprak sarmasıyla patatesli gül böreği oldu. Ancak yemeğe oturmadan önce odasına çıkıp bir duş almaya ve rahatlamaya ihtiyacı vardı. Sonra hepsi birbirinden lezzetli yemeklerin tadını çıkarırdı.

 

“ Annecim, ben bir duş alıp üzerime rahat bir şeyler giyeyim. Birazdan yanınıza gelirim.”

 

 

diyerek salondan çıktı ve odasına gitmek üzere merdivenlere yöneldi. O merdivenleri tırmanırken, Suna Hanım arkasından seslenmişti.

 

 

” Nasıl istersen güzelim. Ama çok gecikme olur mu? Malum, açlık sana pek iyi gelmiyor.”

 

 

Duyduğu sözler sonrasında istemsizce gülümseyip kendine kendine

 

 

” Annem işte!”

 

 

diye mırıldanarak odasına girdi. Genç kız beyazı çok sevdiğinden, odadaki çift kişilik yatak, yatağın başuçlarındaki 2 komodin, kitaplık makyaj masası gardrop ve geceleri odayı aydınlatan avize bile bu renkti. Sadece zemin krem rengi parkeyle döşenmiş, ortaya gül kurusu renginde oval küçük bir halı serilmişti. Gitmeden önceki gece okuduğu kitabın hâlâ açık olarak komodinin üzerinde durduğunu fark edince yüzündeki gülümseme genişledi. Demek annesi o gelmeden odaya dokunmak istememişti.

 

 

“ Sizin gibi bir aileye sahip olduğum için gerçekten çok şanslıyım.”

 

 

diye düşünerek odasındaki banyoya geçti, kıyafetlerinden kurtulup kendini ılık, rahatlatıcı suyun etkisine bıraktı. 10 dakika sonra duştan çıktığında, kendini çok daha iyi hissediyordu. Dolabından gri bir eşofman altıyla, siyah, uzun kollu bisiklet yaka bir tişört çıkarıp giyindi. Ayaklarına kırmızı ev terliklerini geçirdiğinde, yemeğe inmek için hazır sayılırdı. Saçlarını kuruttu ve at kuyruğu yaptıktan sonra odanın kapısına ilerledi. Aynı anda telefonundan yükselen bildirim sesi onu geri dönmek zorunda bırakmıştı. Ancak mesajı okumaya fırsat bulamadı. Çünkü, annesi aşağıdan sesleniyordu.

 

 

” Hadi güzelim! Çıkmadın mı daha? Bak yemekler soğuyacak!”

 

 

Önce kendi kendine mırıldandı.

 

 

” Hay aksi! Neyse, mesaja sonra bakarım artık. Şimdi annemleri bekletmek olmaz.”

 

 

Ardından merdivenlere doğru yürürken daha yüksek tonda devam etti.

 

 

” Tamam annecim, geliyorummmm!”

 

 

Oysa içinden

 

 

“ Mesaj kesin Gökyüzü’mden gelmiştir. Ben cevap vermeyince merak etmese bari.”

 

 

diye geçiyordu. Tam da o anda ne zaman genç adamı düşünse hep olduğu gibi Meriç’in mavi okyanusları gözünün önüne geldi. Görüntü, neşeyle gülümsemesine neden olmuştu. Babasının

 

 

“ Seni böyle gülümseten nedir?”

 

 

diye soran muzip sesiyle kendini toparlayıp konuştu.

 

 

” Yeniden yanınızdayım ya, onun için gülümsüyordum.”

 

 

Şu an Meriç’ten söz etmenin ne yeri, ne de zamanıydı. Ama sınavlar biter bitmez onlarla konuşacaktı. Zira daha önce onlara hiç yalan söylememişti ve bundan sonra da söylemeye niyeti yoktu. Mete Bey

 

 

” Biz de sen yeniden yanımızdasın diye çok mutluyuz güzelim. Anlat bakalım, tatil nasıldı?”

 

 

dediğinde, genç kızın mutluluğu daha da arttı. Çünkü, babasının ses tonundan hiçbir şeyden şüphelenmediği gayet net anlaşılıyordu. Neşeyle söze başladı.

 

 

” Her şey rüya gibiydi babacım! Bana böyle bir tatil fırsatı verdiğiniz için hem anneme, hem sana çok teşekkür ederim.”

 

 

Ardından son bir haftada yaşadıklarını Meriç ve küçük rahatsızlığı dışında bir bir anlattı. Suna Hanm’la Mete Bey onu yüzlerinde büyük bir gurur ve sevgi ifadesiyle dinliyorlardı.

 

 

 

 

Bu kez havaalanı çok daha kalabalık olduğundan, Meriç çıktığında saat epey geç olmuştu. Hemen arabasını otoparktan alıp eve doğru yola koyuldu. Trafiğin yoğunluğuna bakılırsa, önünde 40-45 dakikalık bir yolculuk vardı. CD çalara dokunur dokunmaz Beethoven’in “Für Elise”sinin yumuşak notaları kulağına doldu.Yolculuk, belki de ilk kez, onu çok yormuştu. Buna rağmen, garip bir şekilde memnundu halinden. Floransa’da tahmininden çok daha uzun kalarak fazlaca yer gezip kendini yormuş olabilirdi. Ama aynı zamanda bu sayede hayatının aşkını tanımıştı ve bu her şeye değerdi.

 

 

Müge’nin o kocaman kara gözleriyle, her iki yanağında özellikle güldüğünde ortaya çıkan gamzeleri zihninde canlandığında, yorgunluğuna rağmen, yüzüne mutlu bir gülümseme yayılmasını engelleyemedi. Az sonra evi görününce de şaşırdı. Güzel müzik ve genç kız sayesinde yol beklediğinden çabuk bitmişti.

 

 

Bavulunu bagajdan çıkarıp eve girdi. Ardından bavulu ve sırt çantasını kapının kenarına bıraktı.Yarın sabah Nermin Hanım geldiğinde, çamaşırlarla ilgilenirdi. Merdivenlerden çıktı, odasındaki küçük banyoda ılık bir duş aldı. Giyinirken acıktığını fark edince de mutfağa inerek buzdolabından sandviç yapmak için biraz yeşillik, kaşar peyniri ve domates çıkardı.Tüm malzemeleri sırasıyla tezgahta duran sandviç ekmeği paketinden aldığı ekmeğin arasına dizer dizmez işi bitmişti.

 

 

Şaraplıktan aldığı bir şişe kırmızı şarabı açtı, dolaplardan birinden çıkardığı kadehe doldurdu. Sonra da sandviçle kadehi ahşap bir tepsiye yerleştirerek elinde tepsiyle salona adımladı. Her zamanki koltuğuna oturup sandviçinden bir lokma ısırdığında, kendini biraz garip hissediyordu. Bir haftanın ardından yanında Müge olmadan yemek yemek tuhaftı.Kendi haline gülmeden edemedi. Bir insana bu kadar çabuk nasıl alışılabilirdi ki?

 

 

Şu an büyük ihtimalle ailesiyle yemek yiyor, bir yandan da neşeyle tatilini anlatıyor olmalıydı genç kız.

 

 

“ Keşke onun yanında olup heyecanı paylaşabilseydim?”

 

 

diye düşündü. Elbette bu şimdilik imkansızdı. Ama mesaj yazabilirdi. Hemen telefonunu eline aldı, mesaj kısmına girerek Müge’yi buldu ve sadece

 

 

“ Seni şimdiden çok özledim Günışığım!”

 

 

yazıp gönderdi. Ardından sandviçini yemeğe kaldığı yerden devam etti. Muhtemelen mesajına bir yanıt alamayacaktı. Yine de yazmadan duramamıştı. Kendini yeni yetme bir genç gibi hissediyordu. Evdeki kendi kurup “Alexa” adını verdiği müzik sistemine

 

 

“ Claude De Bussey - Clair De Lune Alexa!”

 

 

diye seslendi. 1-2 saniye geçmeden sakin müzik odaya yayılmıştı. Zihni, bu müzik eşliğinde Müge’yle ettikleri ilk dansın görüntüleriyle dolunca, keyifle müziğin ve anıların tadını çıkardı. Bu arada sandviç bitmiş, yarım kadeh şarap kalmıştı. Ağır ağır şarabı yudumlayıp bitirdiğinde, saate göz attı. Neredeyse gece 11 olmak üzereydi.

 

“ Hazırlansam ve uyusam hiç fena olmaz. Yarın erken kalkacağım.”

 

 

diye düşünerek önce mutfağa ardından da odasındaki banyoya ilerledi. Az sonra tüm hazırlıklarını bitirip yatağına uzanmıştı. Cesur kız, tam da tahmin ettiği gibi mesajına bir cevap yazmadığına göre çoktan yorgunluktan uyuya kalmış olmalıydı. Gülümseyerek, gece karası saçları yastığına yayılmış mışıl mışıl uyuyan Müge’yi zihninde canlandırdı. Bu, görebileceği en güzel manzara olabilirdi. Aynı anda telefonundan mesaj bildirim sesi yükselmişti. Aceleyle yatağının yanındaki komodinin üstünde duran telefonunu eline alarak gelen mesaja baktı.

 

 

“ Ayyyy! Kusura bakma Gökyüzü’m, mesajını anca şimdi görebildim. Annemlerle sohbete dalmışımmmm! Ben de seni çok özledim. Ama şimdi çok uykum var. Yarın konuşsak olur mu? İyi uykular, çok öpüyorummmm!”

 

 

yazmıştı genç kız. Hemen yüzünde haylaz bir ifadeyle

 

 

“ Hiç önemli değil meleğim! Sen uyumana bak. Tahmin ettim zaten. İyi uykular! Rüyanda bizi gör, olur mu? Ben de öpüyorum.”

 

 

yazıp gönderdi. Birkaç dakika sonra kendini huzurlu bir uykunun kollarına bırakmıştı…

 

 

 

 

1 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle herkese merhaba 😊😊😊Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm yazabilmişimdir🙏🙏🙏🙏Bol bol yorum yapmayı ve yıldıza tıklamayı da unutmayın lütfen olur mu🙈🙈🙈 Bir de yarın ailemle yazlığa taşınıyorum 😉😉😉 Bölümler 1 hafta kadar biraz gecikebilir🙈🙈🙈Haberiniz olsun dedim 🙃🙃🙃Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 22.05.2025 17:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...