
Günler Sonra
Müge, saat 6’da çalan alarmın tiz sesiyle uyandığında, kendini çok mutlu hissediyordu. Çünkü tam 2 haftadır süren sınav maratonu, bugün gireceği Osmanlı Mimarisi (2) sınavıyla sona erecek, birkaç gün sonra da yaz tatili başlayacaktı. Yatağında güzelce gerindi, ardından 2 hafta boyunca her gün yaptığı gibi telefonunu eline alarak Gökyüzü’ne kısa bir “günaydın “ mesajı yazıp gönderdi.
Az sonra yatağından kalkmış, günlük işlerini halletmek üzere banyoya ilerliyordu. Tüm işlerini bitirip banyodan çıkması ve kıyafet seçmek için dolabının karşısına geçmesi 15-20 dakika sürdü.Üzerine haki yeşil yarım kollu gömlek, siyah rahat kesim kargo pantolon ve yine siyah konçlu spor ayakkabılarını giydiğinde aynada kendine şöyle bir baktı. Tercihi, kuruttuktan sonra uçlarını hafifçe dalgalandırıp serbestçe omuzlarına döktüğü saçlarıyla gayet uyumluydu. Önden fermuarlı ve kapüşonlu siyah montunu, siyah sırt çantasına koydu, çiçek kokulu parfümünü sıkarak kahvaltı etmek üzere salona indi.
Kahvaltı masasına oturduğunda yine yalnızdı. Zira saat, annesiyle babası için henüz erkendi. Çok kısa bir süre sonra Reyhan Hanım neşeyle
“ Günaydın güzelim!”
diyerek, 1 fincan filtre kahve, 1 dilim kaşar peyniri, birkaç yeşil zeytinle 1 dilim kızarmış ekmekten oluşan klasik kahvaltısını bir tepsiyle önüne getirince
” Çok teşekkür ederim Reyhan Abla’cım!”
deyip atıştırmaya başladı. Kadın gülümseyerek
” Rica ederim canım. Sınavlarda başarı için kahvaltı çok önemli.”
demiş, ardından işlerine kaldığı yerden devam etmek üzere mutfağa dönmüştü.
Kahvaltısı biter bitmez masadan kalkarak odasına çıktı Müge. 1-2 dakika sonra
“ Görüşürüz Reyhan Abla’cım, sana kolay gelsin!”
diyerek evden çıkıp arabasına binerken, parmağında Floransa’dan aldığı 4 yapraklı yonca biçimindeki yüzüğü, aklında sınavı biter bitmez Meriç’e haber vermek ve eğer uygunsa onunla buluşmak vardı. Zira genç adamın her şeyini, ama özellikle de o kendine has kokusuyla aşkla bakan mavilerini çok ama çok özlemişti.
Meriç, sabah tam 6’da çalan alarmla uyandı. Keyfi çok yerindeydi. Zira bugün hem Müge’nin sınavları bitiyordu, hem de tam 2 haftadır yoğun bir şekilde üzerinde çalıştığı hukuk programı son aşamasına gelmişti. Eğer birkaç saat sonra yapacağı denemelerde bir aksilik çıkmazsa, tam söz verdiği sürede programı hukuk firmasına teslim edebilecek, ardından gönül rahatlığıyla Günışığı’yla buluşabilecekti.
Müge’yle bir yerde karşılıklı oturup sohbet etmeyi, onun o bıcır bıcır, neşeli sesi eşliğinde bir şeyler yemeyi öyle özlemişti ki! Genç kızın mutlulukla parlayan gece gözleri, güldüğünde ortaya çıkan gamzeleri gözünün önüne geldiğinde, keyifle gülümsedi ve komedinin üzerinde duran telefonunu eline aldı. Tahmin ettiği gibi Müge’den gelen bir mesaj vardı ekranda.
“ Günaydın aşkım! Bugün sınavlarım bitiyor. Sonra kuşlar gibi özgürüm. Bana şans dile olur mu? Seni çok seviyorummmm!”
Hızlıca
“ Günaydın Meleğim! Senin adına da, kendi adıma da çok mutluyum! Çünkü seni çok özledim. Şansın bol olsun! Sınav çıkışı ara beni, sesini duyayım. Sonra program yaparız olur mu? Ben de seni çok seviyorum!”
yazıp gönderdi. Ardından üzerine basit bir şortla tişört geçirerek kahvaltısını hazırlamak için mutfağa geçti. Kahvesi demlenip ekmekleri kızarırken bodrumdaki koşu bandında biraz koşmayı planlamıştı.
20 dakika kadar sonra tekrar mutfağa döndüğünde, tahmin ettiği gibi hem kahve hem de ekmekler hazırdı.Tabağına klasik kahvaltılıklarını aldı, kahvesini üzerinde New York silüeti olan kupasına doldurdu ve sessizce yemeğe başladı. Aradan en fazla 10- 15 dakika geçtiğinde, klasik takım elbiselerinden birini üzerine giymiş, arabasına binerek şirkete doğru yola çıkmıştı.
Müge, arabasına bindiği sırada telefonuna mesaj geldiğini fark etti ve hemen açıp okudu. Meriç ikisi adına çok mutlu olduğunu, çünkü onu çok özlediğini, şansının bol olmasını ve onu çok sevdiğini yazmış, ayrıca sınav çıkışı onu aramasını, daha sonra birlikte bir program yapabileceklerini eklemişti.
“ Ne kadar da aynı düşünüyoruz.”
diye içinden geçirerek gülümsedi. Sonra da arabasını çalıştırıp okula doğru yola koyuldu.
Şirkete gelir gelmez herkese gülümseyip selam vermiş ve odasına çıkmıştı genç adam. 1-2 dakika sonra asistanı Feyza kapısını tıklatarak içeri girdiğinde sordu.
” Günaydın Feyza! Bugün yapacağım program denemesi dışında başka bir şey var mıydı?”
” Size de günaydın efendim! Hayır, deneme haricinde programınızda başka bir şey görünmüyor. Yoğun çalışma sonrasında dinlenmek isteyeceğinizi düşünerek günün geri kalanını boş bırakmıştım.”
Yanıt, Feyza’nın ne kadar iyi bir çalışan olduğunun ve kendisini ne kadar iyi tanıdığının en büyük kanıtıydı. İyice keyiflenerek
” Tamam o zaman. Çok teşekkür ederim Feyza. Şimdi çıkabilirsin. Gerekirse ben çağırırım seni.”
deyip hukuk programı üzerinde son denemeleri yapmaya başladı. Feyza hemen
“ Nasıl isterseniz Meriç Bey!”
diyerek odadan çıkmıştı.
Müge, okula vardığında sınavın başlaması yakındı. Bu nedenle telefonunu çıkardı, Elif’i buldu sonra da
“ Günaydın canım! Sınavında başarılar! Akşam bize yemeğe gelsen, ne güzel olur? Yemekten sonra sana anlatacağım şeyler var da! Hem annemler de özledi seni. Şimdi sınava giriyorum. Görüşürüz, öptüm!”
yazarak gönderdi.Artık can arkadaşına Meriç’ten söz etmenin vakti gelmişti. Eğer biraz daha bu sırrı ondan saklamaya devam ederse Elif’in onu çok zor affedeceğini biliyordu. Aklından bunlar geçerken telefonundan tiz bir bildirim sesi yükselince baktı. Tahmin ettiği gibi mesaj Elif’tendi.
“ Sana da günaydın ve sınavda başarılar canım! Gerçi hiç ihtiyacın yok ama. Demek bu akşam büyük sır açığa çıkıyor nihayet. Ayyyy! Çok merak ediyorummmm! Akşama görüşürüzzzz! Suna Teyze’yle Mete Amca’yı ben de çok özledim.”
Okudukları yüzünden neşeyle kıkırdayıp sınıftan içeri girdikten 5 dakika sonra soru kağıtları dağıtılmış, sınav başlamıştı.
Meriç, 1 saaten fazla bir süredir yeni program üzerinde denemeler yapıyor, şimdilik bir problem görünmüyordu. İlk kez bu kadar sorunsuz çalıştığı için, keyifle gülümsedi. Sanki Müge, hayatına mucizeleriyle birlikte gelmişti.
“ Acaba sınavı bitti mi? Bittiyse nasıl geçti?”
diye aklından geçerken, çalan telefonuyla düşüncelerinden uzaklaşarak açtı.
” Selammmm canım! Nasılsın?”
diyen genç kızın bıcır bıcır sesinin kulağına dolması 1-2 saniye sürmüştü.
” İyiyim Günışığım ve seni tahmin edemeyeceğin kadar çok özledim.”
dediğinde, Müge neşeyle kıkırdadı.
” Ben de canım, ben de!”
” Ne güzel! Ben birazdan işimi bitireceğim. Seninle yarım saat sonra ………… Cafe’de buluşalım mı aşkım?”
” Ben de şimdi okuldan çıkıyordum. Çok iyi olur. Biliyorum orayı. Görüşürüz Gökyüzü’m!”
” Görüşürüz Meleğim!”
dedi, telefonu kapatıp ceketini aldı ve önce odasından, ardından da şirketten çıktı. Az sonra kafeye doğru arabasıyla yol alırken, geride şaşkın insanlar bıraktığından habersizdi.
Müge, yarım saat sonra Meriç’in bahsettiği dikdörtgen ve silindir karışımı binadan içeri giriyordu. 2 katlı, eski tip büyük pencereleri olan, açık gri mermerden bir kitap kafeydi burası. Özenle oyulmuş mermer bir kapısı vardı. Hem Elif, hem de o, burayı çok sever, sık sık gelmeye çalışırlardı. Kısacası Meriç, yine farkında olmadan çok doğru bir tercih yapmıştı. Aklından bunlar geçerken içeride ilerlemeye devam etti.
Şimdi karşısında koyu renk ahşap sandalye ve masalar, duvarlara monte edilmiş kitaplarla dolu yine ahşap raflar vardı. Yüksek tavan beyaza boyanmıştı. Büyük pencerelerden yansıyan güneş etrafı aydınlatıyor, insanlar masalarda oturmuş kahve, çay ya da birbirinden lezzetli pastaların, kurabiyelerin, poğaçaların tadını çıkarırken, bir yandan da seçtikleri kitapları okuyor, tavandan sarkan beyaz top şeklindeki avizeler ortama farklı bir hava katıyordu.
Cam kenarında bir masaya oturup onun gelmesini bekleyen genç adamı fark etmesi çok sürmedi. Kurşuni gri takım elbisesi, beyaz gömleği, mor desenli kravatı ve siyah deri ayakkabılarıyla Meriç bugün bambaşkaydı.
“ Bir adama takım elbise nasıl bu kadar yakışabilir? Elif hep söylerdi de inanmazdım. Ama bazı kadınların neden takım elbiseli erkeklere zaafı olduğunu şimdi çok iyi anladım.”
diye geçirdi içinden ve genç adama doğru adımladı. Yalnızca 1-2 saniye sonra neşeyle
“ Merhabaaaa!”
diyerek, onu görür görmez ayağa kalkan genç adama sarılmış, başını boynuna gömmüştü. Şu an, o insana ormanı anımsatan çok özel kokuyu doya doya içine çekmenin vaktiydi …
10 günlük bir aranın ardından taptaze bir bölümle merhaba 😀😀😀Umarım bölümden keyif almışsındır 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın olur mu 🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |