48. Bölüm

46.BÖLÜM

Pile16
pile16


 

 

 

Meriç, yarım saat kadar sonra şirkete geldiğinde arabasını her zamanki yerine park ederek indi, sonra da gülümseyerek kapıdan içeri girdi. Çalışanların onun birkaç haftadır devam eden bu keyifli hali karşısında ne kadar şaşkın olduklarını bakışlarından anlayabiliyordu. Buna rağmen tercihi sanki hiçbir şeyin farkında değilmişçesine herkese selam verip odasına çıkmak oldu. 1-2 dakika içinde kapısı tıklatılmış, asistanı Feyza gülümseyerek içeri girmişti.

 

 

” Günaydın Meriç Bey!”

 

 

Ona karşılık olarak

 

 

“ Günaydın Feyza! Ben birazdan şu program üzerinde birkaç pilot deneme daha yapacağım. 1 saat kadar sürer. İşim bittiğinde eğer bir problem çıkmamışsa sana haber veririm. Yarın için şirketten bir kurulum randevusu alırsın.”

 

 

dediğinde, genç asistan

 

 

” Nasıl isterseniz Meriç Bey. Ben sizi yalnız bırakayım öyleyse.”

 

 

diyerek odadan çıkmıştı. Genç adam çabucak programın yüklü olduğu CD’yi çekmecesinden çıkarıp bilgisayara taktı ve direktifleri uygulayarak yüklenmesini sağladı. Program, gayet anlaşılır, basit bir yazılıma sahipti. Bu program sayesinde hukuk bürosu tam da Mete Bey’in istediği şekilde tüm eski ya da yeni dava dosyalarına tek tuşla ulaşabilecek, her davanın bulunduğu aşamayı, bu aşamaya gelene kadar geçirdiği süreci çok hızlı bir biçimde görebilecekti.

 

 

Aradan 1 saat geçip, her hangi bir sorunla karşılaşmayınca derin bir nefes aldı Meriç. Başarmıştı. Hemen CD’yi bilgisayarından çıkardı, ardından yüklediği programı kendi bilgisayarından sildi. Nasılsa yedek program CD’si odasındaki dolapta duruyordu. İleride bir sorun çıkarsa onu kullanabilirdi.

 

 

Böylece masadaki telefonuna uzanarak Feyza’yı odasına çağırdı. Kızın odadan içeri girmesi 1 dakika bile sürmemişti.

 

 

” Buyurun Meriç Bey, sanırım her şey yolunda ve yarın için randevu almamı isteyeceksiniz?”

 

 

diye gülümsediğinde, genç adamın cevabı gecikmedi.

 

 

” Evet Feyza, her şey yolunda görünüyor. Eğer onlar için uygunsa randevuyu bugüne bile alabilirsin.”

 

 

Feyza sadece

 

 

“ Peki Meriç Bey!”

 

 

demekle yetinip odadan çıkmıştı. Meriç, yalnız kalır kalmaz asistanının dün sözünü ettiği yeni müşterilerin mesajlarını okumak amacıyla e postalarını kontrol etmeye koyuldu.

 

 

 

 

Müge salona indiği sırada anne- babası kahvaltı ediyorlardı.

 

“ Günaydın annecim, günaydın babacım!”

 

 

diyerek yerine oturdu.Ardından tabağına klasik kahvaltılıklarını alıp atıştırmaya başladı. Mete Bey’le Suna Hanım bir ağızdan

 

 

“ Günaydın güzelim!”

 

 

dediklerinde elinde kahve fincanı olan Reyhan Hanım’ın sesi duyulmuştu.

 

 

” Günaydın Müge’cim!”

 

 

Bir yandan da elindeki fincanı masaya bırakıyordu.

 

 

” Günaydın Reyhan Abla’cım, teşekkür ederim!”

 

 

dedi neşeyle. Onu duyan kadın önce

 

 

” Rica ederim canım.”

 

 

diye gülümsemiş, ardından bakışlarını Suna Hanım’la Mete Bey’e çevirmişti.

 

 

” Sizin istediğiniz bir şey var mıydı efendim?”

 

 

Mete Bey’in duruşmaya yetişmesi gerekiyordu. Bu nedenle yalnızca

 

 

“ Ben bir şey istemiyorum Reyhan. Birazdan çıkacağım zaten.”

 

 

demekle yetindi. Suna Hanım’ın gülümseyerek verdiği karşılıksa şöyleydi.

 

 

” Ben 1 çay daha alabilirim Reyhan. Bugün işe daha geç gideceğim.”

 

 

Annesinden gelen yanıt, Müge’yi sevindirmişti. Demek bugün son 2 haftadır ettiği gibi yalnız kahvaltı etmeyecekti.

 

 

” Yalnız kahvaltı etmeyeceğime çok sevindim annecim!”

 

 

diye aklından geçeni söze döktüğünde Mete Bey

 

 

” Görüşürüz hanımlar!”

 

 

diyerek yerinden kalktı, ikisini de yanaklarından öptükten sonra işe gitmek üzere salondan çıktı. O evin kapısına doğru ilerlerken arkasından Suna Hanım ve Müge’nin sesleri geliyordu.

 

 

” İyi çalışmalar canım!”

 

 

” Kolay gelsin babacım!”

 

 

En fazla 1-2 dakika içinde anne- kız salonda başbaşaydılar. Bu arada Reyhan Hanım, hanımının istediği çayı getirmiş ve işinin başına dönmüştü.

 

 

Suna Hanım çayından bir yudum alıp biraz bekledi. Müge’nin bakışlarından onunla konuşmak istediği belliydi. Ancak genç kız sessiz kalmaya devam edince dayanamadı ve sessizliğini bozdu.

 

 

” Evet güzelim, şu genç adam hakkında biraz konuşalım mı artık?”

 

 

Annesinin sorusu, Müge’yi rahatlatmıştı aslında. Zira o da konuşmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyordu. Sonunda ilk cümlesi şu oldu.

 

 

” Adı Meriç annecim.”

 

 

” Peki, nasıl biri?”

 

 

” Sarışına yakın kumral, mavi gözlü ve 1.80 boylarında.”

 

 

” Oooo! Desene çok yakışıklı!”

 

 

derken muzipçe gülümsemişti Suna Hanım. Nefeslenip devam etti.

 

 

” Mesleği nedir, kaçıncı sınıfta?”

 

 

” Bilgisayar mühendisliği okumuş annecim. Şu an kendisine ait bir yazılım firması var.”

 

 

Suna hanımın aklı, son duyduklarına takılmıştı biraz. O, bu genç adamın Müge gibi bir öğrenci olmasını beklerken, karşısına genç bir iş adamının çıkması şaşırtıcıydı. Şaşkınlığını söze dökmekten de çekinmedi.

 

 

” Öyle mi güzelim? Ben onun da senin gibi bir öğrenci olduğunu düşünmüştüm.”

 

 

Peş peşe gelen sorular Müge’yi rahatsız etmişti. Savunmaya geçti hemen.

 

 

” Hayır, sandığın gibi öğrenci değil anne. Ama inan yaşından çok daha genç duruyor. Dahası, birbirimizi çok iyi anlıyoruz.”

 

 

Suna Hanım kızını iyi tanırdı. Müge’nin rahatsız olduğunu, hatta biraz da paniklediğini anlamıştı. Bu nedenle söze tebessüm edip şöyle başlamayı tercih etti.

 

 

” Sakin ol lütfen canım! Endişe etmene gerek yok.Niyetim, bu genç adamı daha yakından tanımak sadece. Tabi ki senden büyük de olabilir. Sonuçta aşk bu! Ve insan aşık olacağı kişiyi seçemiyor.”

 

 

Ardından yutkunarak ekledi.

 

 

” Yarın akşam eğer uygunsa onu evimizde, akşam yemeğinde ağırlamak isteriz. Bir konuş bakalım.”

 

 

Annesinin söyledikleriyle rahat bir nefes almıştı genç kız.Gülümsedi.

 

 

” Olur annecim! Yalnız telefonum odamda kalmış. Ben birazdan yukarı çıkar, konuşurum.”

 

 

Ardından kahvesini bitirip odasına gitmek üzere yerinden kalktı. O odasına giden merdivenleri tırmanırken annesi arkasından seslenmişti.

 

 

” Bu arada en sevdiği yemeği de sormayı unutma ki, yarın akşam Reyhan onu hazırlasın”

 

 

Genç kız odasından içeri girmeden önce kıkırdadı.

 

 

” Tamam, sorarım annecim!”

 

 

Zira Gökyüzü’nün patlıcan kebabına bayıldığını zaten biliyordu.

 

 

 

 

Meriç e- postasına göz gezdirdiğinde önemli 2 mesajla karşılaştı. Bunlardan biri, kendisinden stok takibini kolaylaştırcak bir program isteyen bir tekstil firmasından geliyordu. Diğeriyse yine ellerindeki sanat eserlerini kolayca takip etmelerini sağlayacak bir program talep eden bir sanat galerisindendi. Son mesaj ona yine Müge’yi hatırlatınca keyifle gülümsedi.

 

 

Ayrıca her 2 firmanın istediği programlarda onun için çok zor sayılmazlardı. Kısacası hukuk bürosuyla işi bittiğinde onlarla rahatça ilgilenebilecekti O sırada kapısı vurularak Feyza içeri girdi.

 

 

” Üzgünüm Meriç Bey! Bugün Mete Bey uygun değilmiş. Ama yarın sabah 11 için randevu aldım.”

 

 

Yüzü biraz asılmıştı. Oysa genç adam normalin aksine bu duruma hiç üzülmedi. Sonuçta duyduğu şey, Günışığı’nı bugün de görebileceği anlamına geliyordu. Yalnızca

 

 

“ Tamam, sorun değil Feyza! Hatta yarın sabah 11 daha iyi olmuş.”

 

 

diyerek gülümsemekle yetindi. Feyza o şaşkınlıkla hiçbir şey diyemeden odadan çıkmıştı. Hâlâ patronunun bu anlayışlı halleri ona tuhaf geliyordu.

 

 

Odasında yalnız kalır kalmaz yaptığı ilk iş, Müge’yi aramak üzere telefonuna uzanmak oldu Meriç,’in. Aynı anda telefonu çalmış, arayanın genç kız olduğunu fark ettiğinde kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Hiç bekletmeden açtı.

 

 

” Selâm güzelim, bu ne güzel tesadüf! Ben de şimdi seni aramak için telefonu elime almıştım.”

 

 

Gülümsediği ses tonundan belli oluyordu.

 

 

” Öyle mi? Ne güzel o zaman!”

 

 

diye kıkırdadı Müge. Ardından devam etti.

 

 

” Annemler yarın seni akşam yemeğine davet ediyor canım. Sana bunu haber vermek istemiştim. Birazdan da konum atarım. Ya senin beni aramanın sebebi neydi?”

 

 

” Tamam güzelim, yarın akşam sizdeyim öyleyse. Ailenle tanışmak benim için büyük zevk olacak inan. Ve ben de seni şirkete çağırmak için arayacaktım.”

 

 

Duyduklarına mutlu olmuştu genç kız. Meriç onu şirkete çağırdığına göre niyeti saklanmak değildi. Hem kendisi de onun çalıştığı yeri, iş arkadaşlarını, en başta da Hakan’ı çok merak ediyordu.

 

 

” Olabilir aslında.Sen bana hemen konum at Gökyüzü’m, 1 saat içinde gelirim.”

 

 

” O zaman 1 saate görüşürüz bebeğim, öpüyorum!”

 

 

” Ben de öpüyorum aşkım, görüşürüz!”

 

 

diyerek telefonu kapattı. Sonra da ayna karşısında kendisini şöyle bir süzdü genç kız. Saçları gayet güzel görünüyordu. Kıyafeti de hem spor, hem şıktı. Meriç’in makyajsız halini sevdiğini bildiği için dudaklarına parlatıcı, kirpiklerine rimel sürüp makyajını tamamladı. Siyah sırt çantasına telefonuyla cüzdanını koyduğunda hazırdı. Çantayı omzuna asarak odasından çıktı. Tekrar salona geldiğinde annesi salonda değildi. Gitmiş olmalıydı. Reyhan Hanım’a seslendi.

 

 

” Ben çıkıyorum Reyhan Abla’cım!”

 

 

1-2 dakika sonra arabasıyla Meriç’in attığı konuma doğru yol alıyordu. 40- 45 dakika süren rahat bir yolculuk sonrası verilen adrese ulaştığında arabayı güzelce park ederek indi, dikkatle kapının önündeki basamakları çıkararak kapıdan içeri girdi. O danışmaya doğru yürürken bütün çalışanların meraklı bakışları genç kızın üzerinde toplanmıştı. Akıllarındaysa 2 soru dolaşıyordu. Uzun, siyah saçlı bu güzel kızda kimdi? Dahası suratsız patronlarının son birkaç haftadır bolca gülümsemesenin sebebi o olabilir miydi?

 

 

 

 

Yarından sonra birkaç gün epey yoğun olacağım 😊😊😊Ben de hazır fırsat bulmuşken Meriç’le Müge’yi kırmadım ve bölümü biraz erken paylaşmaya karar verdim 😉😉😉Umarım keyifle okumuşsunuzdur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın olur mu🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 06.01.2026 17:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...