
Yarım saat kadar süren sakin bir yolculuk sonrasında arabayı park edip indi ve anahtarıyla kapıyı açarak evden içeri adım attı genç adam. Karşılaştığı yoğun sessizlik, belki de ilk kez onu rahatsız etmişti. Birkaç saniye
“ Keşke şu an Müge bana gülümseyip “ Hoşgeldin aşkım!” diyerek kapıyı açıyor olsaydı.”
düşüncesinin zihnini meşgul etmesine engel olamadı.Yüzüne hemen kocaman, mutlu bir gülümseme yayılmıştı. Öyleyse bunun gerçeğini yaşamak kim bilir insanı nasıl mutlu ederdi?
“ Birgün bu hayal gerçek olacak. Tek ihtiyacımız biraz zaman.”
diye düşünmeye devam edip üst kata, yani odasına çıktı, banyoda hazırlıklarını tamamladı ve üzerine rahat bir eşofmanla tişört giydi. Henüz çok aç sayılmazdı ama gergindi. Bu nedenle bodruma inerek boks eldivenlerini takıp 10-15 dakika kum torbasını yumrukladı.Artık biraz daha sakin ve rahattı.
Bu gece yalnız kalmak istemediğini fark ettiğinde, merdivenleri tırmanarak salona ilerledi. Az sonra rahat koltuğuna yayılmış, eline telefonunu almıştı. Hakan’ın numarasına dokunması, genç adamın
” Selam Abi! Ne oldu?”
diye telefonu açması en fazla birkaç saniye sürdü.
” Selâm kardeşim! İşin yoksa, bu akşam gel de, şöyle güzel bir yemek yiyelim birlikte. Pesto soslu makarna yapacağım. Sen seversin.”
Hakan’ın
” Hiç kaçırır mıyım Abi? Senin pesto soslu makarnan her zaman müthiş olur!”
derken güldüğü ses tonundan belli oluyordu.
” Tamam o zaman, görüşürüz.”
” Görüşürüz Meriç!”
deyip telefonu kapattı Hakan.
Meriç, hemen telefonu mutfak tezgahına bırakmış, ardından sos için gereken malzemeleri almak üzere buzdolabına ilerlemişti. Fesleğen, sarımsak, zeytinyağı, tuz, parmesan peyniri ve çam fıstığını tezgahın boş bölümüne sıralaması ve makarna için ısıtıcıyı suyla doldurup çalıştırması birkaç dakikasını aldı. Artık su ısınırken rahatça sosu hazırlamaya başlayabilirdi.
Aynı anlarda Müge’de eve gelmişti. Reyhan Hanım’a
“ Selam Reyhan Abla’cımmmm!”
diye seslenerek odasına çıktı. Zira bugün hem Meriç, hem de Elif’le buluştuğundan kendini hem keyifli hem de biraz yorgun hissediyordu. Dinlenmeye ihtiyacı vardı. Çabucak odadaki küçük banyoya adımladı, saçlarını basit bir ev topuzu yapıp yüzünü yıkadı. Serin su onu ferahlatmıştı. Üzerine beyaz kısa kollu bisiklet yaka bir tişört ve gri bir eşofman altı giyerek yatağına uzandı. Sonra da komodinin üstünde duran Aşk ve Gurur kitabını alıp kaldığı yerden okumaya başladı.
Kitabı kaç kez baştan sona okuduğunu hatırlamıyordu. Tek bildiği, her seferinde bundan farklı bir tat aldığıydı. Ancak bu kez ne zaman Elizabeth ya da Darcy’nin adı geçse gözlerinin önünde belirenler kendisi ve Meriç olunca gülümseyerek kendi kendine fısıldadı.
” Artık bana her şey Meriç’i hatırlatıyor galiba!”
Birkaç saniye sonra okumaya dönmüştü. Sayfalar arasında gezinirken kendini ne olduğunu bile anlamadan sabahı, genç adamın onu öptüğü anları düşünürken buldu. Hakan odaya gelene kadar her şey ne kadar güzeldi. Oysa sonra nasıl da utanmıştı?
“ Neyse, şimdi bunu düşünmenin sırası değil. Olan oldu artık. Hem zaten Meriç haklı. Sevdiğin insanı öpmek ayıp değil ki!”
diye geçirdi içinden. Önemli olan tek şey, yarını ve ondan sonraki günü atlatmaktı. Aileler tanıştıklarında nasılsa rahatlarlardı. O sırada gözü telefonundaki saate takılınca kaldığı yeri işaretleyerek kitabı komodinin üstüne bıraktı ve salona indi.Zira saat akşam 7 olmak üzereydi.Aradan 5-10 dakika geçtiğinde tahmin ettiği gibi annesi gelmiş,
” Hoşgeldin annecim!”
diyerek ona sarılmıştı genç kız. Suna hanım
“ Hoşbuldum güzelim!”
deyip aynı içtenlikle kucakladı kızını. Ardından sözlerine şöyle devam etti.
” Ben birazdan geliyorum canım. Sen masaya geç istersen. Baban bu akşam bir iş yemeğine gidecekmiş.”
Bir yandan da rahat bir şeyler giymek için üst kata giden merdivenleri çıkıyordu.
Müge sadece
“ Peki annecim!”
demekle yetinerek her zamanki yerine oturdu. Aklından masanın 2 kişilik hazırlandığını neden fark etmediği ve Reyhan Hanım’ın hangi yemeği hazırladığı geçiyordu.
Suna Hanım’ın ev kıyafetiyle salona dönmesi ve onun geldiğini gören Reyhan Hanım’ın yemekleri masaya taşıması fazla sürmedi. Kıymalı sosla spagetti makarnayı gördüğünde, gözleri sevinçle parlamıştı genç kızın. Bu ikiliye çocukluğundan beri bayılırdı.Reyhan Hanım tekrar mutfağa döner dönmez annesi yemekleri tabaklara servis etti ve afiyetle yemeğe koyuldular.
Makarna pişmek üzereydi. Meriç telefonundaki saati kontrol ettiğinde, Hakan’la yaklaşık 40 dakika önce konuştuğunu anladı. Bu durumda artık masayı hazırlasa fena olmazdı. Böyle düşünerek masaya 2 kişilik servis açıp kadehleri yerleştirdi. Çünkü Hakan’ın elinde bir şişe şarapla geleceğini adı gibi biliyordu. Sonra sosu masanın ortasına koydu. Aynı anda zil çalmıştı. Hemen kapıya ilerleyip açtı. Karşısında tam tahmin ettiği gibi elinde bir şişe şarapla duran Hakan’ı görünce de onu içeri davet etti.
” Selâm kardeşim! Hadi, her şey hazır. Bir an önce geç içeri.”
Yüzünde muzip bir gülümseme vardı.Hakan neşeyle
” Hoşbuldum Abi! Valla kurt gibi açım.”
deyip masadaki yerini almıştı hemen. Böylece genç adam önce şarabı açarak kadehlere doldurdu.Ardından yemeği tabaklara servis etti. Şimdi lezzetli yemeğin tadını çıkarma vaktiydi.
10-15 dakika sonra, yemek bitmek üzereyken sessizliği bozan Hakan’ın sorusu oldu.
” Eeee Abi, söyle bakalım neden gerginsin?”
” Nereden anladın?”
” Çok basit. Yemek yapmak seni sakinleştirir çünkü.”
” Haklısın, yemeğin malzemelerini doğrayıp kavururken kafam boşalıyor, rahatlıyorum.”
” Onu anladım da, neden gergin olduğunu tam anlamadım abi?”
” Yarın akşam Müge’nin evinde, ailesiyle yemek yiyeceğim. Bu beni biraz geriyor. Ama asıl sorun, ertesi akşam da onu babam ve büyük annemle tanıştırmak istemem. Zira sen de babamın bazen ne kadar sert ve huysuz birine dönüştüğünü bilirsin.Eğer Müge’yi kıracak veya üzecek bir şey yaparsa neler olur düşünmek istemiyor, hatta korkuyorum.”
Hakan, şimdi durumu anlamıştı. Can dostu bu kıza düşündüğünden bile daha fazla değer veriyor, onu çok seviyordu demek. Sabah Müge’yi Meriç’in odasında ilk gördüğü anı hatırladı elinde olmadan.Şaşkınlıkla kocaman açılmış kara gözleri, utançtan hafifçe kızaran yanaklarıyla çok tatlı görünüyordu.
Meriç’in ondan çok hoşlandığını iş yerinde birlikte pizza yedikleri akşam anlamıştı. Ama bu kadar kısa sürede genç adamın ona bu kadar aşık olacağını beklememişti doğrusu. Oysa şu an duydukları Meriç’in ne kadar ciddi olduğunun ispatıydı. Arkadaşının merak dolu bakışlarını fark ettiğinde söze başladı.
” Abi, sen bu kıza gerçekten çok aşıksın!”
Soluklanıp devam etti.
” Kemâl Amca biraz sert, hatta huysuz olabilir bazen. Ama sen de artık çocuk değilsin ki! Hem Semiha Büyükanne de var. Sana destek olur yani. Kısacası siz ikiniz, Kemâl Amca’yı ikna edersiniz diye düşünüyorum. Hatta buna gerek kalmayabilir bile. Bak gör, Müge kendini kısa sürede babana sevdirecek.”
” Haklı olduğun noktalar var aslında. Ama ne bileyim, yine de babama güvenemiyorum bir türlü.”
derken, endişesi sesine yansımıştı Meriç’in.
” Rahat ol Abi sen. 2 akşam yemeği de çok iyi geçecek ben inanıyorum. Müge’nin çok garip bir havası var çünkü. İnsan ona kendini çok çabuk yakın hissediyor.”
dediğinde Hakan’ın yüzünde haylaz bir ifade vardı. Arkadaşının söyledikleri Meriç’i şaşırttı. Demek kızdaki farklılığı tek gören kendisi değildi. Çok geçmeden aklından geçeni söze döktü.
” Bunu bana sen değil de, başka bir adam söylese çok kıskanırdım. Ama şimdi sorun yok. Gerçekten dediğin gibi harika bir kalbi var. Yaşı çok genç olsa bile bana çok iyi geliyor.”
Hakan onu gülümseyerek dinliyordu. Sözleri biter bitmez konuştu.
” Sana çok iyi geldiğini anlamak için kâhin olmaya gerek yok. Şu son 2-3 haftada dönüştüğün adamı görmek yeterli. Baksana, pamuk gibi biri oldun. Ve seni tanımakta zorluk çeksem de bu çok hoşuma gidiyor.”
Birkaç dakika sonra 2 dost vedalaşmış, genç adam arabasıyla evine yol alırken Meriç, yatmak üzere odasına dönmüştü. Kendini çok daha rahat ve keyifli hissediyordu.
Aradan en fazla 10 dakika geçtiğinde banyodan çıktı, yatağına uzanarak Müge’ye kısa bir mesaj yazdı.Genç kızın hayaliyle kendini huzurlu bir uykuya bırakması fazla sürmemişti
Müge yatağında uzanmış kitabını okuyor, bir yandan da annesiyle başbaşa yediği yemeği düşünüyordu. Yemek boyunca Suna Hanım’la yarın ikram edecekleri yemekleri belirlemişlerdi. Üstelik ertesi akşam Meriç’in ailesiyle tanışacağından bahsettiğinde annesi buna da itiraz etmemiş, aksine
“ Niyeti gerçekten de ciddi demek! Buna sevindim.”
diyerek memnun olmuştu. Yani, her şey şimdilik yolundaydı.Tam kitabı komodinin üzerine bırakıp uykuya dalacağı sırada telefonuna mesaj gelince kıkırdadı.Zira mesaj Meriç’tendi ve
“ İyi geceler meleğim! Seni çok seviyorum!”
diyordu. Hızlıca
“ Sana da iyi geceler Gökyüzü’m! Ben de seni çok ama çok seviyorum!”
yazıp gönderdi. Birkaç dakika sonra rüyasında genç adamın ona derin bir aşkla bakan mavilerini görüyordu…
Herkese Meriç ve Müge’yle merhaba 😊😊😊Umarım bölümden keyif almışsınızdır 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın olur mu🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |