42. Bölüm

42. AFFETMEK

Sinemm
sinemm2611

 

 

~~>Kurguda geçen olay ve karakterlerin gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür... <~~

 

 

 

 

~~Bölüme geçmeden önce yıldıza basmayı ve yorum yapmayı lütfen unutmayalım. Yorumlarınız beni her zaman motive ediyor canlarım... ~~~💣💣

 

 

 

 

Bölüm sınır: 400 oy 1.5 k yorum olsun. Uzun zamandır yapmıyoruz. Sizlere güveniyorum. Okuyup geçmeyin lütfen desteklerinizi bekliyorum.

 

 

 

Şarkılar: ft. Berrin: Heba olan dünler.

 

Sertap Erener: Yanarım.

 

Ahmet Kaya:şafak türküsü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

💣42.AFFETMEK 💣

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NEVA KANDEMİR.

 

 

Araba gideli ne kadar olmuştu. Ben ayakta bekleyip öylece bakarken geçen zamanı hesaba katamıyordum. Kaç saniye kaç dakika geçmişti.

 

 

 

Her geçen gün ben bir şeyler mi öğrenecektim. Bu seferki durum neydi böyle?

 

 

Ben bunu kime açıklardım.

 

 

Yavaş bir şekilde banka geri oturdum. Bakışlarımı Ensar'a çevirdiğimde onun da bana baktığını gördüm.

 

 

Hal ve hareketlerimden bir şey olduğunu anlamış olmalıydı. Kafasıyla ne olduğunu sordu.

 

 

"Sorun yok." diyerek dudaklarımı oynattım. Buradan beni hem duyabilir hemde görebiliyordu zaten.

 

 

"Gelmiyor mu hala?" diye sorduğumda başını sağa sola salladı.

 

 

Elimle saati gösterdim ve gitmem gerektiğini de hatırlattım ona. Bu hareketim yüzünden yüzünün düştüğüne şait oldum.

 

 

Başını kaldırıp bana tekrar bakınca gülümsedim. Yalnız olmak istemediğini bildiğim için biraz daha onun için bekleyebilirdim.

 

 

Çok beklemeyeceğimi görünce arkasından gelen uzun boylu hafif kumral, kıvırcık saçlı bir kadın yanına geldi ve Ensar'a seslendi.

 

 

"Ensar." diyerek Ensar'ın dönmesini bekledi.

 

 

Buradan rahat bir şekilde onları görebiliyor ve dinleyebiliyorum da.

 

 

"Nehir." dedi Ensar ve ayağa kalktı.

 

 

Nehir'in gözlerindeki hüznü görebiliyordum.

 

 

"Oturmaz mısın."diyerek bankı gösterdi eliyle.

 

 

Nehir bir an için tereddüt etmiş gibiydi ama sonra yavaş bir şekilde banka oturdu.

 

 

Güzel kızdı hakkını yiyemezdim şimdi.

 

 

Ensar'ın neden unutamadığı belliydi.

 

 

"Acelem var, hemen bir kaç bir şey konuşup gideceğim." dedi Nedir. Aynı zamanda etrafını da kolaçan etmeyi ihmal etmiyordu.

 

 

Bunu neden yaptığını merak etmiştim.

 

 

"Tamam, seni dinliyorum." dedi Ensar. Buradan bile ona özlemle baktığını görebiliyordum. Umarım Nedir'de görürdü.

 

 

"Beni arama artık. Vazgeç benden evliyim ben." dedi ve Ensar'a bakmadı. Ya da bakmak istemiyordu.

 

 

"Neden?" dedi Ensar ve Nehir'in gözlerinin içine baktı.

 

 

"Bana bir neden söyle. Seni bırakabilmem için bir neden söyle. Tehdit mi ediyor o adam seni? Ya ne bileyim ailen mi zorladı evlenceksin diye."

 

 

Ensar bir neden bekliyordu ama Nehir konuşmak istiyor gibi durmuyordu. İki de bir etrafına bakıyordu. Çekindiği bir şey olduğu çok belliydi bunu çok belli ediyordu.

 

 

 

"Bir nedeni yok, geçmişe değil geleceğe bak artık. Ben hayatında olamam. Evliyim artık aramızda bir şeyin olması söz konusu bile olamaz. Lütfen benden uzak dur artık." dedi Nedir ve Ensar'ın gözlerine baktı. Bunları söylerken oldukça sakindi. Yâda bilmiyorum iyi rol yapıyordu.

 

 

"Sürekli karşıma çıkma, beni takip etme yada ettirme. Bak eşim anlarsa ikimiz içinde iyi olmaz anlıyor musun beni." dedi Nehir ılımlı bir sesle.

 

 

Ensar öfkelendi, "Anlamıyorum! Anlayamacağım da, beni yarı yolda bırakıp gitmeni açıklayacaksın. Bende insanım Nehir, benimde duygularım var. Ne hayaller ne umutlar besledim içimde ikimiz için." dedi Ensar.

 

 

İçindeki üzüntü ve öfke diline de yansıyordu.

 

 

"İstemiyorum Ensar, bitti artık. Bak" dedi ve sol elini kaldırıp alyansını Ensar'a gösterdi.

 

 

"Parmağımda başka birinin yüzüğü var. Senin değil, bırakman için daha ne yapmam lazım." dedi bıkkın bir sesle. Demek Ensar daha önce de onunla konuşmak istemişti.

 

 

"Bende sana bunu soruyorum bunu bana nasıl yaparsın? Beni yüz üstü bırakıp nasıl buralara gelip utanmadan birde evlenirsin!" diye bağırdı Ensar.

 

 

"Kıs sesini Ensar." dedi Nedir.

 

 

Sesten dolayı etrafta insan var mı yok mu diye bakıyordu.

 

 

Beni hala fark etmiyor oluşuda garibime gidiyordu. Buradan oldukça yakındım onlara.

 

 

"İstemiyorum diyorum. Anlamıyor musun? İstemiyorum artık seni." dedi Nehir sinirli bir sesle.

 

 

Ensar bir kaç saniye susmuştu bu tavrı karşısında ne yapacağını bilemediği çok belliydi.

 

 

"Sen böyle biri değildin, ne oldu sana?" dediğinde sesi oldukça üzgün ve kırgın çıkmıştı. Ben bile şu an Nehir'in söylediklerine hazmedemiyordum.

 

 

Nehir derin bir nefes verdi ve ayağa kalktı, "Kimseye hayat boynu aynı kalma borcum yok benim. Fikrim değişir, tarzım değişir, sevdiğim." dedi ve durdu, "Sevdiğim kişi de değişir." dediğinde yutkunamadım.

 

 

Buradan bile yutkunamadım. İnsan üç yıl boyunca konuştuğu kişiye bunu nasıl söylerdi?

 

 

"Ne?" dedi Ensar. Duyduğu şeyin gerçek olup olmadığını kendi kafasında tartıyordu şu an. Bende ondan farksız değildim.

 

 

"Duydun işte Ensar, artık sana karşı bir sevgim yok. Seni sevmiyorum. Her şey zaten saçmalıktan ibaret." dedi ve Ensar'ın gözlerinin içine bakerken bir pişmanlık aradım. Ama yoktu, pişman gibi bakmıyordu Ensar'a.

 

 

"Değişirim, bak bende sevmediğin ne varsa söyle değişirim ben. O adamdan da boşanmana yardım ederim." dedi Ensar.

 

 

Ne yapıyorsun Ensar?

 

 

Kız seni istemiyorum diye bağırıyor sen değişirim diyorsun.

 

 

"Ensar." ded Nehir ve durup onun gözlerinin içine baktı.

 

 

"Sen kimsenin sevebileceği biri değilsin. Ailen de seni çöp gibi atmamış mıydı?" dediğinde gözlerim kapandı.

 

 

Nehir'in söyledikleri o kadar zoruma gitmişti ki. Gözlerim dolu bir şekilde onlara baktım.

 

 

Ensar susmuş, hatta buz gibi olmuş bir şekilde Nehir'e bakıyordu.

 

 

Demek ki her şeyi biliyordu Nehir. Ne olursa olsun bu söylenir miydi bir insana?

 

 

Yazık değil mi Ensar'a.

 

 

"O yüzden bırak peşimi, arama sorma, beni takip etme. Uzak dur benden." dedi Nehir.

 

 

Ensar konuşamıyordu. Dudakları kıpırdamıyordu. Sanki Nehir'e değilde öylece boşluğa bakıyor gibiydi.

 

 

"O yüzden mi?" dedi Ensar.

 

 

Ne o yüzden mi?

 

 

Neyden bahsediyordu?

 

 

"O yüzden mi beni terk ettin? Ailem yok, kimsem yok diye mi?" dediğinde bir kez daha kalbim parçalandı.

 

 

Daha fazla burada duramayacaktım.

 

 

O kimsesiz değildi ki, onun bir ailesi vardı.

 

 

"Evet, ailesi bile sevmeyen bir insanı ben nasıl seveyim Ensar." diyen Nehir'in sözleriyle olduğum yere çivilendim sanki. Adım bile atamıyordum.

 

 

"Ben." dedi Ensar ve yutkundu. Ne söylecekti ki, ne söylemeliydi.

 

 

"Bir şey söylemene gerek yok, ben gidiyorum Ensar. Beni sakın bir daha arama." dedi Nehir ve arkasını döndü Ensar'a.

 

 

Ensar bir kaç saniye durdu ve dudakları aralandı, "Nehir." dedi buz gibi bir sesle.

 

 

Nehir Ensar'ın sesiyle olduğu yerde durdu ve Ensar'a baktı.

 

 

"Eyvallah." dedi Ensar ve Nehir'in gözleri doldu. Bir şey demeden önüne döndü ve koşturarak olduğumuz yerden ayrıldı.

 

 

Ensar hâlâ olduğu yerde duruyor ve kımıldamıyordu.

 

 

Yavaş adımlar ile onun yanına ilerledim. Göreceğim manzaradan açıkcası korkuyordum.

 

 

Tam karşısına geçtiğimde tepkisiz bir şekilde öylece yeri izlediğini görmek beni üzüyordu.

 

 

"Ensar." dediğimde bakışlarını yerden kaldırdı ve bana baktı.

 

 

"Geçer, geçecektir." dediğimde dudağı sağa doğru kaydı Ensar'ın.

 

 

"Geçer.." dedi ve bana baktı.

 

 

"Geçer.." dedi yine ve gözlerini kapattı.

 

 

Derin, derin nefesler almaya başladı ve banka küt diye kendini bıraktı.

 

 

"Geçer ya, geçer elbet." dediğinde karşıya baktı.

 

 

Başını sağa sola salladı ve gülmeye başladı. Şaşkın ve bir o kadarda korkarak ona baktım.

 

 

Kahkahası gittikçe arttı ve bana baktı.

 

 

"Geçmez yenge." dedi ve güldü.

 

 

"Geçmiyor yenge." dedi ve gülmeye devam etti.

 

 

"Geçmeyecek yenge!" diye bağırdı ve bu neredeyse benim sıçramam neden oluyordu.

 

 

"İstemiyor, ailem yok diye istemiyor çöpüm diye istemiyor beni." dediğinde sonlara doğru sesi oldukça kısılmış ve gülme eylemini de bırakmıştı.

 

 

Bakışlarını benden çekti ve karşıya sabitledi.

 

 

"Sevilmediğimi hiç bu kadar hissetmemiştim." dedi Ensar ve karşıya bakmaya devam etti.

 

 

Gözünden bir damla yaş yanaklarından aşağı doğru yol aldı.

 

 

Susmuştu artık. Benim de gözlerim dolmuştu.

 

 

Bu nasıl bir nefretti böyle?

 

 

Kim sevdiğim dediği adama bu kadar ağır sözler söylerdi ki?

 

 

Bu kız kafayı yemiş olmalıydı.

 

 

Ondan nefret etmeye başladım.

 

 

"O seni." demiştim ki cümlem sesiyle yarıda kaldı.

 

 

"Seni eve bırakayım ben artık yenge." dedi ve ayağa kalktı. Bana bakmadan arabanın olduğu yere doğru yürümeye başladı.

 

 

Arkasından gitmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Onu hangi cümle teselli edebilirdi şu an için bilmiyordum.

 

 

 

Çok acı çekiyordu şu an hissedebiliyordum. Ben olsam da aynısı hissederdim. Ensar'ın kalbini paramparça etmişti Nehir.

 

 

Onunla buluşmam için o kadar heyecanlıydı ki, sonuçun bu şekilde olacağını asla tahmin etmemişti. Bende etmemiştim..

 

 

 

 

 

Araba evimize yaklaştığında Ensar'a döndüm. Yol boyunca tek kelime etmemiş ve sadece yola bakmıştı. Benimle sohbet etmek istediğini anladığım için bende tek kelime etmemiştim yanımda.Timur da defalarca kez aramış ve ben hepsini meşgule atmıştım.

 

 

En sonunda dayanamayıp mesaj atmıştım. Eve geldiğimi yolda olduğumu söylediğimde aramayı bırakmıştı ve gelmemi beklediğini anladım.

 

 

Hala ona olan kırgınlığım geçmiş sayılmazdı ama ona da kıyamıyordum.

 

 

Araba evimizin önünde durmadan önce bahçedeki arabalara baktım.

 

 

"Ne oluyor yine ya?" dediğimde arabalara baktım.

 

 

"Toplantı var herhalde." diyen Ensar'ın sesiyle ona döndüm.

 

 

Bana bakıp gülümsüyordu, acısını bu şekilde bastırmayı seçmişti sanırım.

 

 

"Galiba öyle." dedim hafif gülümseyerek.

 

 

"Teşekkür ederim yenge, her şey için." dediğinde ona bakıp gülümsedim.

 

 

Pek bir şey yapamamıştım ama yinede bana teşekkür etmesi hoşuma gitmişti.

 

 

 

"Görüşürüz." Diyerek çıktım arabadan.

 

 

Bakışlarımı Ensar'ın arabasından çekip evimizin önündeki araçlara yönelttim.

 

 

Bu kadar kalabalık olacak ne oluyordu tam olarak içeride anlamış değildim.

 

 

Yavaş adımlar ile eve doğru ilerledim.

 

 

Aklımda Ensar'da kalmıştı.

 

 

Nehir'in söyledikleri hala kulağımın içinde çınlıyordu.

 

 

İnsan sevdiğim dediği adama bu kadar ağır konuşur muydu ya?

 

 

Yani sonuçta sevmiş.

 

 

Yoksa sevmemiş mi?

 

 

Dış kapıdan içeri girdiğimde bahçede de korumalar gözüme takıldı.

 

 

Ahmet amcanın da korumaları buradaydı.

 

 

Onun da bugün yalanını yakalamıştım.

 

 

Ben ne yapacaktım acaba bu kadar sırla?

 

 

Neden o çoçuğu saklıyor olabilirdi ki?

 

 

İçimi kemiren o kadar çok soru vardı ki. Ben hangisini sormalıyım, kime danışmalıyım bilmiyorum.

 

 

Timur'a anlatsam nasıl olurdu acaba?

 

 

"Geçmeyecek misin Alya abla." diyen ses ile bir anda irkildim.

 

 

"Ay özür dilerim korkuttum mu?" dedi Asya telaşla.

 

 

"Yok biraz dalmışım canım sorun değil." dediğimde gülümsedim.

 

 

"Seni gördüm pencereden de açmaya geldim kapıyı ama sende öylece korumalara bakınca sesleneyim demiştim." dedi mahçup olmuş bir şekilde.

 

 

"Sorun değil Asya, içeri de neler oluyor? Ne bu kalabalık?" dediğimde içeri baktı ve bana baktı.

 

 

İçeriden gelen yüksek sesler buraya kadar bile geliyordu.

 

 

"Dicle hanım'ın istemesini tartışıyorlar." dedi an afalladım.

 

 

Doğru Dicle'yi isteyeceklerdi değil mi? O tamamen aklımdan uçup gitmişti.

 

 

"Gireyim bende bakalım." diyerek kapıdan içeri girdim.

 

 

"Ben çok girmedim sesler hep yüksek zaten kafam almadı, Allah size kolaylık versin." dedi Asya ve mutfağa yöneldi.

 

 

Haklıydı Asya sesler buraya kadar geliyordu. Benim de şu an bunu çekecek halim yoktu. İçimde bir ağlama isteği geliyordu. Nehir'in söyledikleri zoruma gitmişti. Ensar'ın kimsesizliği canımı yakıyordu.

 

 

 

 

İçeri girmem ile seslerin daha da yüksek çıktığını fark etmem bir oldu. Cihat, Dicle, Asiye Hanım, Ahmet bey, Hatta Rauf amca bile buradaydı. Kaan zaten Timur ile tartışıyordu sanırım. Diğerleri de kendi arasında.

 

 

İçeri girdiğimi gören ilk Timur oldu ve anında gözlerimin içine baktı. Gözleriyle vücudumu komple taradı bir şeyim olup olmadığını anlamaya çalıyordu sanırım.

 

 

Bir kaç saniye sonra Dicle'nin sesini duydum.

 

 

"Yenge hele şükür geldin, gel şu abime bir şey söyle istemeyi burada yapmak istemiyor. Gidin nerede yaparsanız yapın diyor. Bir şey söyle yenge abime." dediğinde söylediklerini idrak etmeye çalışıyordum.

 

 

Gözlerimle Timur'a baktım.

 

 

Timur gözlerime baktı ve bir şey olduğunu anlamış gibiydi.

 

 

Gözlerimde ne gördü ki?

 

 

Bir kaç adım atıp durdum.

 

 

Nereye oturacaktım?

 

 

Kimin yanına gitmeliydim.

 

 

Benimde yerim yoktu sanırım bu ailede.

 

Bende sonradan gelmiştim.

 

 

Timur'a baktığımda ayağa kalktığını gördüm. Onu görünce daha kötü oldum ve gözlerimden yaşlar istemsizce süzüldü.

 

 

"Yenge." diyen Dicle'nin sesiydi.

 

 

"Kızım ne oldu niye ağlıyorsun?" dedi Rauf amca.

 

 

Timur beklemeden yanıma geldi ve gözlerimin içine baktı.

 

 

"Ne oldu? O bir şey mi yaptı bir şey mi dedi?" dedi telaşlı bir şekilde.

 

 

O dediği kardeşiydi. Hemde öz kardeşi.

 

 

"O senin kardeşin." dediğimde sesim tarazlı çıkmıştı.

 

 

"Bana ne olduğunu söyle?" dedi, eliyle beni kontrol ediyordu. Yaralanıp yaralanmadığıma baktığını biliyordum.

 

 

 

Ama ben ağlamamı durduramıyordum ki.

 

 

Gözümden yaşlar istemeden dökülüyordu.

 

 

"Kardeşin orda tek başına, kimsesi yok. Kimsesi yok diye de aşağılandı siz oturmuş isteme konuşuyorsunuz. O sizin öz kardeşiniz ya." dediğimde hıçkırarak ağlamaya başladım.

 

 

Nehir'in söylediklerini uzun bir süre unutamayacaktım sanırım.

 

 

"Gel, hadi gel biz odamıza gidelim." dedi Timur naif çıkan bir sesle.

 

 

Başımı sağa sola salladım.

 

 

Bir kaç adımda yanından geçtim. Hala ağlıyordum ama benim yüzümden de Dicle'nin mutsuz da olsun istemiyordum.

 

 

"Burada kalalım." dedim ve Dicle'ye baktım.

 

 

Dicle de bana üzgün bir şekilde bakıyordu.

 

 

Hepsi bana üzgün bir şekilde bakıyordu.

 

 

"Tamam güzelim gel." dediğinde elimden tuttu ve koltuğa doğru ilerletti beni.

 

 

Neden böyle olmuştum bende anlamıyordum. Normalde böyle yapmazdım ki ben.

 

 

O kadar güçsüz de değildim üstelik.

 

 

"Daha iyi misin?" diye soran Timur'a başımı sallamakla yetindim. Göz yaşlarım da kesilmişti zaten.

 

 

Bir şey demeden bana bakmaya devam etti Timur.

 

 

"Ne olacak şimdi? İstemeyi ve nişanı nerede yapacağız?" diyen Dicle'nin cümlesiyle ona baktım.

 

 

İsteme ve Nişanı birlikte mi yapacaklardı ?

 

 

"Burada olsun." dedi bir anda Timur ve hepimiz ona döndük.

 

 

"Abi gerçekten mi? Ama az önce demiştin ki." diyen Dicle'ye baktım.

 

 

Ben gelmeden önce neler konuşuldu bilmiyorum ama sanırım Timur hala istemiyordu. Şimdi benim için karar değiştirmişti bunu gözlerinden ve bana bakışından anlayabiliyordum.

 

 

Şu an için beni üzmek istemiyordu hissetmiştim. O yüzden karar değiştirdi.

 

 

Gözlerimdeki yaşları tamamen geri itip Timur'a gülümsedim.

 

 

"Hele şükür ya, kararının değişmesi için yengemin mi gelmesi gerekiyordu abi." dedi Dicle.

 

 

Herkes de bize bakmaya başlamıştı.

 

 

"Bakışlarını bizden çeksinler istedim kafam allak bullak olmuştu. Bir yandan Ensar'ı düşünüyordum bir anda şu anı. kafam çorba olmuştu resmen.

 

 

"Ben odaya çıkıyorum." diyerek Timur'a baktım. Timur'un bakışları zaten bendeydi başını yavaş bir şekilde salladı ve kalkmam için bekledi.

 

 

"Detayları konuşuruz sonra yengecim sen önce dinlen biraz." diyen Dicle'ye gülümsedim ve başımı sallayıp onu onayladım.

 

 

Sonra konuşmak en iyisiydi. Kendimi hem yorgun hemde duyguları karmakarışık hissediyordum.

 

 

Son zamanlarda olanlar yüzünden vücudum yeterince yorgun düşmüştü. Başımın döndüğünü de hissedince merdivenleri yavaş yavaş tırmandım.

 

 

Bu olanlar beni baya etkilemişti.

 

 

Şekerim yükselmiş olmalıydı.

 

 

Yavaş adımlar ile odaya girdiğim de yavaş bir şekilde kapıyı açıp içeri girdim. Kapıyı tekrar kapatacak bile halim yoktu.

 

 

Dinlenmem gerekiyordu hatta biraz uyumam bile gerekiyordu.

 

 

Bunca şey fazla gelmişti bünyeme. Nehir'in söyledikleri bir yandan Timur'un benim için önceden düşündükleri bir yandan. Babam da ortada yoktu. Annem kayıptı.

 

 

Gerçek babam kim? Yaşıyor mu? Bilmiyordum. Beynim neyi düşüneceğimi şaşırmış durumdaydım. Timur'un babası yaşıyor mu diye düşünmeden de edemiyordum.

 

 

Ayrıca o notta aklımda takılı kalıyordu. Yaşıyordu bence. Yaşıyordu madem neden şimdiye kadar ortaya çıkmadı acaba kaç sene olmuş. Kaç sene geçmiş üstünden.

 

 

Elimle başımı tuttum ve kendimi direkt yatağa bıraktım. Beynim zonkluyordu seslerden ve düşüncelerden.

 

 

Beynimin içindeki sesleri susturmanın en iyi yolu uyumaktı. Yoksa düşündükçe delirecektim.

 

 

Gözlerimi kapatıp uykunun bana gelmesini bekledim. Gözümün önüne o küçük kız gelince bir sorunumun daha olduğu aklıma gelince delirecek gibiydim artık. Bunu kesinlikle Timur'a söylecektim. Bu çok ciddi bir şeydi onun için. Cihat'ın bunu bilmesi gerekirdi bence.

 

 

Kardeşi vardı ve o bunu bilmiyordu bile. Anlamadığım şey neden kızını herkesden saklıyordu bu adam?

 

 

Sonuçta bekardı yani eşi ölmüştü. Saklamasını gerektiren bir durum yoktu ki?

 

 

Başımı sağa sola salladım ve bunu da düşünmeyi bırakıp uykuya daldım. Başımın dönmesi yüzünden uykuya dalmam da uzun sürmemişti. Hatırladığım son şey üstüme bir şey örtüldüğünü hissetmek oldu...

 

 

 

 

 

 

 

 

Benim için gelen kahvaltılıkları bitirip kalanları da mutfağa bırakmıştım. Salonda kimse yoktu. Uyandığımda yanımda da kimse yoktu.

 

 

Sabah olmuş ve ben neden o kadar çok uyuduğumu anlam verememiştim.

 

 

 

Timur neredeydi ki?

 

 

Bakışlarımı üst kata yönlendirdim. Üst katta çalışma odasında olmalıydı. Yada çıkmış mıydı acaba?

 

 

Asya'ya sormak aklıma gelmemişti gidip geri sormakta istemiyorum.

 

 

"Günaydın." diyen ses ile anında arkamı döndüm.

 

 

Timur'un bakışları benim üstümdeydi. Beni baştan aşağı süzüp inceliyordu. İyi olup olmadığımı anlamaya çalıştığını anladım.

 

 

"İyi görünüyorsun." dediğinde ona gülümsemekle yanıt verdim.

 

 

Uyumak iyi gelmişti ve uzun bir süre de aklımdakiler susmuş ve beynim dinlenmişti.

 

 

"Kahvaltını yaptın mı?" diye sorduğunda başımı salladım.

 

 

"Evet bende sana bakacaktım." dediğimde yüzünde güller açmıştı sanki. Gamzesi de gözle görülür bir şekilde belli olmuştu.

 

 

"Gerçekten mi?" diye sorduğunda gözüme o kadar masum gelmişti ki gülmeden edememiştim.

 

 

"Gerçekten." dedim ve gülümsedim.

 

 

"Hava almaya çıkmıştım, uyandığını hesap edemedim." dediğinde yanıma gelmişti.

 

 

"İyisin değil mi?" diye tekrar sorunca gülümsedim.

 

 

Galiba gitmem onu fazlasıyla korkutmuş ve dünkü olanlar yüzünden de baya endişelenmişti. O yüzden sürekli iyi olup olmadığımı soruyordu.

 

 

"Ben gayet iyiyim Timur." dediğimde beni inceledi ve iyi olduğumu anlayınca başını salladı.

 

 

Aslında hala biraz başım dönüyordu şekerden kaynaklı olduğunu düşünüyordum onunda.

 

 

"Konuşalım mı biraz o zaman?" dediğinde başımı salladım ve koltuklara doğru adımladım.

 

 

Konuşmamız gereken çok konu vardı ve ben hangisinden başlayacağımızı bilmiyordum.

 

 

 

Koltuğa geçtiğimizde ilk Timur'un konuşacağını anladım.

 

 

"Ben özür dilerim, ilk baştaydı o ben." dediğinde elimle sözünü kestim.

 

 

"Biliyorum, seni biraz düşününce daha iyi anladım. İlk zamanlar tek düşündüğün intikamdı ve benim masum olduğumu da bilmiyordun. O yüzden beni öldürmek isteğini anlayabiliyorum. Empati yapınca bende öyle yapabilirdim diye içimden geçirdim. Tamam ben kimseyi öldürmem ama intikam almak isterdim elbet. O yüzden açıklamana gerek yok seni çoktan affettim ben." dedim ve gözlerinin içine baktım.

 

 

Sözlerim bitince gözleri parlamış ve derin bir nefes vermişti. Hala gitmemden ve onu bırakmamdan korktuğunu biliyordum. Dün gitmem ona baya koymuştu bu belliydi. Bunu her haliyle bana yansıtıyordu.

 

 

"Seni seviyorum." dedi ve eğilip dudaklarımın üstüne minik bir öpücük kondurup geri çekildi.

 

 

"Bende seni seviyorum." dedim ve gülümsedim.

 

 

Ona aşıktım, aşkın önüne geçmiş geçemiyordu. Geçmişte ne olduğu umrumda değildi artık. Önemli olan benim ne hissettiğim önemli olan bizim ne hissettiğimizdi.

 

 

"Gelelim bir diğer konuya? Neden Ensar ile birlikteydin dün?" diye sordu meraklı bir şekilde. Hem meraklı hemde tedirgindi.

 

 

"Benden yardım istedi yalnız olmak istemediğini söyledi ve bende yanında olurum demiştim ama olmasam galiba onun için daha iyiymiş. O kızın dediklerini duymuş ve onu acıdığımı düşündüğünü biliyordum. Öyle değil tabi ama o böyle hissediyor olmalıydı." diyerek soluklandım.

 

 

Böyle düşündüğünü biliyordum hala bana yazmamıştı çünkü. Gerçi ne yazacaktı ki ? Bu saaten sonra ne yazılırdı?

 

 

"Nehir tam olarak ne söyledi?" dediğinde şaşkınca ona baktım.

 

 

"Sen kızın adını nereden biliyorsun?" diye sordum şaşkın bir şekilde.

 

 

Adını bilmesine çok şaşırmıştım.

 

 

"Araştırdım biraz." dedi ve bana bakmaya devam etti.

 

 

"Neler demedi ki, çok şey dedi. Ailesinden vurdu kimsesizliğinden vurdu onu." dediğimde Timur beni dikkatle dinliyordu.

 

 

"Bilerek yapıyordu ama sevmediğini ispatlamaya çalışıyordu Ensar'a. Ama." dedim ve durdum.

 

 

"Aması ne?"

 

 

Bakışlarımı yere sabitledim ve tekrar Timur'a baktım.

 

 

"Nehir yalan söylüyordu. Gözlerinden bunu anlamıştım. Söylediği her söz onu ikna etmek içindi. Bir şeyler olduğu belli. Tehdit ediliyor belki, yani bilmiyorum ben öyle anladım. Umarım öyledir yada değildir. Hangisi daha kötü Ensar için bilmiyorum." dediğimde düşündüm.

 

 

Nehir'in de üzgün olduğunu biliyordum. Son zaman onunda ağladığına adım kadar emindim. Bilerek söylemişti onca sözü canını yakmak ve peşini bıraksın diye yapmıştı. Ensar diğer türlü bırakacak gibi de durmuyordu çünkü.

 

 

"Araştırmak gerek." diyen Timur'a baktım.

 

 

"Eşini tanıyorum bir kaç kez iş yaptım, nasıl evlenmişler neden evlenmişler öğrenebilirim büyük bir ihtimalle." dedi ve ben bir anda heyecanlandım.

 

 

"Gerçekten bunu yapar mısın? Öğrenebilir misin?" dedim heyecanlı çıkan bir sesle.

 

 

Başını olumlu anlamda salladı, "Evet bunu senin için seve seve yaparım." dediğinde kocaman gülümsedim.

 

 

"Lütfen bunu yap Timur, bu Ensar için çok önemli." dediğimde gözlerimden çekmedi bakışlarını.

 

 

"Bende o iş? Ama bana söz vermen gerek önce." dediğinde anlayamamıştım onu. Ne için söz verecektim ki?

 

 

"Bir daha o kadar ağlamayacaksın, kendini o kadar üzmeyeceksin." dediğinde anında içim eridi ve ona gülümsedim.

 

 

"Tamam söz bir daha ağlamayacağım sen yeter ki gerçekleri öğren." dediğimde başını salladı.

 

 

"Tamam senin için en kısa zamanda neler olduğunu öğrenirim ama o zamana kadar bir şey söyleme ona tamam mı?" dediğinde anında başımı salladım.

 

 

Zaten kesin bir şey öğrenmeden Ensar'a bir şey söyleyemezdim. Boşuna ümit vermek istemezdim. Belkide ben yanılıyordum. Belkide Nehir'in söyledikleri gerçektir. Sevmiyordur artık Ensar'ı belki.

 

 

"Sen düşünme artık bunları ve biraz dinlen olur mu? Dün çok kötüydün neredeyse aralıksız onaltı saat uyudun." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım.

 

 

Yuh! Gerçekten o kadar uyumuş muydum ben?

 

 

"Onca şey yaşadım öğrendim, yorulmuş olmalıyım." diyerek Timur'a baktım.

 

 

Timur'un telefonu çalmış ve ekrana bakıp ayağa kalkmıştı Timur.

 

 

"Buna bakıp geliyorum hemen." dedi ve telefonu cebine attı galiba dışardan biri arıyordu. Çünkü Timur salondan çıkmıştı.

 

 

 

Artık bence kumsal'ı da ona söylemeliydim. Ne tepki verecek merak ediyordum..

 

 

Salona gelmesini bekledim tekrar adı seslerini duyunca onun geldiğini anladım ve başımı kaldırıp ona baktım.

 

 

 

 

 

"Benim sana bir şey daha söylemem lazım." diyerek Timur'un gözlerinin içine baktım.

 

 

Timur başını salladı ve benim konuşmamı bekledi.

 

 

"Ben hani dün Ensar ile Nehir konuşsun diye gitmiştim ya." diyerek nefeslendim.

 

 

Söylemek ile söylememek arasında kalsam da söylemenin daha doğru olduğunu biliyordum.

 

 

"Bir şey mi oldu Neva? Neden böylesin iki gündür?" diyerek yanıma oturdu ve ellerimi avuçlarına alıp yüzümü inceledi.

 

 

Bu halimden endişelendiğini biliyordum. Dün hüngür hüngür ağlıyordum bugün de bir şey söyleceğim diyerek bekliyordum.

 

 

"İşte O zaman yani Nehir gelmeden yanıma bir çoçuk geldi" dedim ve ona baktım.

 

 

"Evet." dedi Timur konuşmam için bana bakıyordu.

 

 

"Kız beni tanımadı bende bilmiyorum ilk kez gördüm, ama korumasını tanıdım." dediğimde bana bakmaya devam etti.

 

 

"Amcanın yakın koruması Ali oradaydı, biriyle konuşuyordu." dediğimde Timur beni dikkatle dinliyordu.

 

 

"Kız dedi ki babamın sağ kolu dedi Ali'ye." dediğim an Timur donup kaldı.

 

 

"Evet bak bende böyle oldum işte şaşkın." dediğimde bana bakmaya devam etti.

 

 

"Neydi adı, kumsal evet annem yok babam var ha birde sağ kolu dedi. Sağ kolu da Ali oluyor bu durumda da Amcan babası oluyor." dediğimde bakışlarımı ondan çekemedim.

 

 

"Nasıl ya? Amcam'ın kızı mı var?" diye sordu Timur.

 

 

"Yani galiba var, ve bu kız Cihat abiye benzemiyor daha çok." diyerek kızı düşündüm.

 

 

Çok garipti kendime çok benzetmiştim.

 

 

Bana nasıl benzeye bilirdi ki?

 

 

Bence tam göremedim ben ya o kızı bir kere daha görsem benzetebilirdim birine.

 

 

"Sen bundan emin misin Neva bu çok ciddi bir durum." cümlesi biter bitmez başımı sallayıp onu onayladım.

 

 

Bu çok ciddi ve sarsıcı bir durumdu.

 

 

İki gün sonra isteme vardı ve benim düşündüğüm şey Timur'un amcasıydı.

 

 

Kızı vardı ve bunu herkesden saklıyordu.

 

 

Peki bunu neden yapıyordu?

 

 

O kızın annesi kimdi?

 

 

Cihat bunu duyunca ne olacaktı?

 

 

 

"Amcam'ın bizden gizlediği başka ailesi mi var yani?" dedi Timur.

 

 

Başımı olumlu anlamda salladım. Evet hatta sır gibi saklıyordu da bence onları.

 

 

Nedenini bilmesemde saklaması bana tuhaf geliyordu. Sonuçta adam duldu. Tekrar evlenmesi çoçuk yapmasında bir sorun yoktu bence.

 

 

 

"Aslında amcanın saklamasını gerektirecek bir durumu yok bence sonuçta kendisi dul biri bence tekrar evlenmesi ve çoçuk yapması aslında normal ama saklaması normal değil." dediğimde Timur da başını salladı.

 

 

"Evet saklamasını gerektirecek bir durum yok aslında." dedi Timur da.

 

 

"Ailem resmen yalan makinesi olmuşta benim haberim yok." dediğinde ona bakmaya devam ettim.

 

 

Haklıydı ailesindeki herkes Timur'dan bir şeyler saklıyor ve yalan söylüyordu.

 

 

"Bir sorun bitmeden bir diğeri başlıyor." dedi düşünceli bir şekilde.

 

 

"Ortada bulunması gereken iki kişi varken bir amcamın yeni ailesi eksikti zaten." dedi ve sesindeki yorgunluğu ve bıkmışlığı çok iyi anlıyordum.

 

 

Bulunması gereken iki kişi biri onun babasıydı biri de benimki. İkisi de şu an kayıptı.

 

 

"İkisi birlikte olabilir mi?" dediğimde Timur bana baktı.

 

 

"Artık her şey olabilir her şey mümkün." dedi düşünceli bir şekilde.

 

 

 

Yanılma payımız var mıydı bilmiyorum ama içimden bir ses ikisinin de birbirinden haberinin olduğunu söylüyordu. Babamın masum olduğunu biliyordum. O kötü biri değildi ki hiç de olmamıştı.

 

 

Bir şeyler döndüğü kesindi ama dönen şey neydi onu bilmiyordum.

 

 

"Bulacağım, onları da bulacağım. Her şeyi çözeceğim artık." dediğinde ona destek olmak için elini tuttum.

 

 

"Sana inanıyorum." diye fısıldadım.

 

 

"Biliyorum." diyerek elimi dudaklarına götürdü ve bir öpücük bıraktı.

 

 

"Teşekkür ederim." dedi.

 

 

"Hayatımda ve yanımda olduğun için." diyerek cümlesini tamamladı.

 

 

 

Ne olursa olsun o benim kocam ve sevdiğim adamdı. Önceden ne olduğunu daha fazla düşünecek durumda değildim. Hem bundan pişman olduğunu biliyordum. Hissediyorum, hissetiriyordu...

 

 

 

 

 

 

 

*

*

 

 

 

İki gündür ev o kadar yoğundu ki Dicle ve Asiye Hanım akşam için hazırlıkları anca bitirmiş ve soluklanacak vakitleri kalmamıştı. Kaan ve Ailesinin gelmesine neredeyse bir saat kalmıştı.

 

 

İki gün boyunca yardım etmeye çalışmıştım ama pek başarılı olamamıştım. Üzerimdeki sersemlik halsizlik bir türlü gitmiyor ve bu ister istemez bir çok şey yapmama engel oluyordu. Durduk yere neden böyleydim bilmiyorum.

 

 

Timur defalarca kez ısrar etmişti hasteneye gitmek için ama ben her defasında reddetmiştim. Sanırım hata yapıyordum.

 

 

Başımın dönmesi de cabasıydı. Galiba beynimde yine hasar kaldı yâda bilmiyorum eskileri hatırlayamadığım için böyleydi.

 

 

Son zamanlarda çok uğraşıyordum. Eskiyi hatırlamak için, Annemin beni nasıl terk ettiğini bile hatırlayamıyordum. Kendimi çok zorluyordum ama zorlamak zorundaydım.

 

 

Bir iz bulmak zorundaydım, hem annem hemde babalarımız için. Bir şeyler hatırlamalıydım.

 

 

 

Timur da amcasını araştırmış ve ne yazık ki hiç bir şey öğrenememişti. Adam resmen sır küpüydü.

 

 

Üzerine olan evlerin hepsini aramış kumsal'a ait hiç bir iz yoktu.

 

 

Babasını ve benim babamı da hala arıyor ve onlara ait de bir iz yoktu.

 

 

Elinden gelenin fazlasını yapıyordu ama elimizde hiç bir şey yoktu. Ne bir iz ne bir kanıt. Tek olan şey babamın hala kayıp oluşu ve Timur'un babasının da mezarının boş oluşu.

 

 

 

Nottan da bir şey çıkmamıştı. Beynim bu düşünceler yüzünden hata veriyordu sanırım. O yüzden başım dönüp duruyordu belkide.

 

 

 

"Nereye daldın böyle?" diyen ses ile irkildim ve anında arkama baktım.

 

 

Barlas ne ara gelmişti odaya ?

 

 

"Korkuttum mu yoksa?" Dedi gülümseyerek.

 

 

"Aşağıda curcuna var ve sen oturmuş ayanaya bakıyorsun. Hala hazır değil misin diyeceğim ama." dedi ve beni süzüp tekrar konuşmaya başladı.

 

 

"Görünürde eksik olan bir şeyde yok." dedi ve yanıma doğru adımladı.

 

 

"Seni iyi görmedim? Bir sorun olmadığını emin misin?" diye sordu.

 

 

Bugün bunu bana ikinci soruşu oldu. Çok mu belli ediyordum acaba?

 

 

"Ben iyiyim sadece olanları düşünüyorum." dedim durgun bir şekilde.

 

 

"Beynimde çok fazla boşluk var hiç biri dolmuyor Barlas. Beynimin bazı şeyleri hatırlaması için çok uğraşıyorum ama olmuyor. Neden olmuyor hâlâ bilmiyorum." dedim düşünceli çıkan bir sesle.

 

 

 

"Güzelim bu kadar düşünme olur mu. Her şey olacağına varır eninde sonunda bir iz bulacağız biri mutlaka bir açık verecek. Dört koldan arıyoruz onları. Merak etme en kısa zamanda ikisinden birini bulmuş oluruz." dediğinde başımı salladım.

 

 

"Peki ya annemi? Annemin beni bıraktığını biliyorum ama ya bırakmadıysa ve ben yanlış biliyorsam Akif babam da bana yalan söylediyse. Yada söylemek zorunda mı kaldı?" diyerek aynaya baktım.

 

 

"Ya hepsi bize bir oyun yapıyorsa?" dedim.

 

 

"Ooo senin kafa düşüne düşüne uçmuş güzelim. Bana bak bakayım." dedi ve beni kendinden tarafa döndürdü.

 

 

"Düşünmeyi yasaklıyorum sana. Bak aşağıda görümcen gelin olacak birazdan hem senin sevinmen gerek görümcen gidiyor başından." dedi gülerek.

 

 

"Ben gitsin istemiyorum ki." dediğimde güldü.

 

 

"Şakaydı sadece." diyerek bana baktı.

 

 

"Hadi güzelim artık toparla kendini de aşağıya inelim. Neredeyse gelmek üzerelermiş. Dicle tur atıyor evin içinde. Ve ben Kaan'ın gelişini kaçırmanı kesinlikle istemiyorum." diyerek bana bakmaya devam etti.

 

 

"Bunu bende istemiyorum." dedim gülerek ve ayağa kalkmıştım ki başımın dönmesi ile birlikte Barlas'a tutundum.

 

 

"Hey, hey," Diyerek beni hemen tuttu.

 

 

"Biraz başım döndü." dedim anlımı tutarak.

 

 

"Sen iyi misin Timur'u çağırayım mı?" dedi yüzümü incelerken. Başımı sağa sola salladım.

 

 

"Hayır bekle biraz geçer şimdi." dedim ve bir kaç derin nefes alıp kendime gelmeyi bekledim.

 

 

"Bence bir doktora gidelim." dedi endişeli bir şekilde.

 

 

"İyiyim ben. Bak gayet iyiyim." diyerek ondan kendimi çektim ve başımı kaldırıp ona baktım.

 

 

Başımın dönmesi geçmişti de zaten. Bir an hızlı kalkmıştım bence ondan olmuştu.

 

 

"Emin misin?" şüpheyle bana bakıyordu Barlas.

 

 

Başımı olumlu anlamda salladım. "Eminim hadi inelim." diyerek koluna tekrar girdim ve onu da çekiştirdim.

 

 

Koca adamı sürüklüyordum neredeyse çok başarılı olmasam birl onun da diretmemesiyle birlikte hızlı bir şekilde odadan çıktık..

 

 

 

 

Salona geldiğimde uğultu sesi o kadar yüksekti ki. Kaan ve ailesi gelmeden burası dolmuş taşmıştı bile. Herkes buradaydı.

 

 

Tabi istanbulda olması gerekenler buradaydı. Asiye hanımdan istenecekti Dicle.

 

 

Aslında Timur'un Büyük dedesi ve Anneannesi hala hayattaymış. Onlarda istenebilirmiş ama bunun için Trabzon'a gitmek gerekeceği için. Sadece onayları alınıp burada isteme olacaktı.

 

 

Galiba düğün ve nişan Trabzon'da olacaktı. Öyle konuşmuşlardı en son.

 

 

 

"Yenge neredesin sen?" diyen Dicle'nin sesiyle hemen ona döndüm.

 

 

Harika görünüyordu. Koyu yeşil elbise ona çok yakışmıştı. Birlikte beğenmiştik bunu.

 

 

 

"Geldim canım." diyerek yanına adımladım.

 

 

Bir yandan da gözlerim Timur'a kaydı. Siyah takımıyla mükemmel görünüyordu. Göz göze geldiğimizde bana göz kırptı ve bende ona kocaman gülümsedim.

 

 

Herkesin içinde odağının ben olması beni hem heyecanlandırmış hemde biraz utanmama neden olmuştu.

 

 

Gülümseyerek Dicle'nin yanına adımladım.

 

 

Heyecandan oturamıyordu Dicle.

 

 

"Of nerede kaldı bunlar." dedi.

 

 

"Sakin ol biraz kızım geliyorlarmış işte." dedi Asiye hanım. Dicle o kadar heyacanlıydı ki inşallah bir sakarlık yapmazdı.

 

 

 

"Geliyorlar." diyen Asya'nın sesiyle Dicle ona baktı ve bir ileri iki geri gidip durdu.

 

 

"Hadi bakalım." dedi Asiye hanım ve hep birlikte ayaklandık. Hatta Dayım da buradaydı.

 

 

Rauf amca yoktu nedense işi olduğunu söylemiş ve gelmemişti. Acaba ne işi vardı ?

 

 

 

Adımlarım yavaş bir şekilde ilerlerken Timur'un elini avuçlarımın içinde hissedince ona baktım.

 

 

Dışarısı hazırlanmıştı içeride yapmayı düşünmüştük ama ne yazık ki içerisi onca insanı almazmış. Kaan çok kalabalık geleceklerini söyleyince son anda karar değişmiş ve bahçede olacaktı isteme.

 

 

 

"Heyecanlı mısın?" diye sorduğumda Timur bana baktı.

 

 

"Ben mi? Ben neden heyecanlı olayım, Dicle'nin heyecanlı olması lazım." dediğinde ondan çekemedim bakışlarımı.

 

 

"Kardeşini vereceksin ama." dediğimde omuz silkti.

 

 

"İsteyerek verdiğim söylenemez." dedi ve neredeyse bahçeye varmak üzereydik.

 

 

"Bunun farkındayım ve bunu belli ediyorsun kocam. Biraz daha rahat olur musun." dedim ve gülümsedim.

 

 

Başını salladı, "Denerim güzel karım." dedi ve beni kendine çekti.

 

 

O kadar insanın içinde yaptığı şey utanmama neden olmuştu.

 

 

"Herkes burada." dediğimde güldü ve omzunu yukarı kaldırıp indirdi. Umursamıyorum demek miydi bu.

 

 

"Oğlum gelsene sen yanıma." diyen Asiye hanımın sesiyle bakışmamız ve sarılmamız yarıda kalmıştı.

 

 

Ben hemen kendimi çekmiştim. Kaan ve ailesini karşılayacaklardı en önden. O yüzden Asiye hanım öne gelmesini istiyordu Timur'un. Timur çok bekletmeden annesinin yanına doğru ilerledi.

 

 

 

Bakışlarım Asya'ya kaydı bir anlığına. Cihat'ın yanına da dikeliyordu ve yüzünde gülücükler saçıyordu. Galiba Cihat bir şeyler söylemişti.

 

 

Güzel bir şey söylediği buradan belliydi. Cihat da Asya'ya gülümseyerek bakıyordu.

 

 

Umarım Cihat'ın babasıyla ilgili öğreneceği gerçekler yüzünden Asya ile aralarında bir şey olmaz.

 

 

Ahmet bey de Asiye hanımın yanındaydı.

 

 

Geldiğinden beri bakışlarımı ondan çekemiyordum. O kızın babası olma olasılığı bile beni meraktan öldürecekti.

 

 

Hiç bir belirti de vermiyor ki adam. Sanki sır saklayan o değil gibi. Nasıl bu kadar sessiz ve tepkisiz kalabiliyordu hâlâ aklım almıyordu.

 

 

Kaan'ın en önden içeri girmesiyle bakışlarımı ona çevirdim. Elindeki kırmızı güller ile içeri girmişti. Elindeki gül buketi oldukça büyüktü. Kaç tane gül vardı acaba?

 

 

Arkasından Ahmet bey yaşlarında bir adam girdi yanında siyah giyinmiş bir kadın. Galiba bunlar Kaan'ın anne babasıydı.

 

 

Kaan onlara benziyordu çünkü.

 

 

Bakışlarımı kapıdan çekmeden aynı şekilde bir kaç kişi daha girdi. Uzun boylu bir adam daha ve sağ elinde elini tutan bir kız çoçuğu daha girdi. Ardından daha da kalabalık girmeye başlayınca takip edememiştim. Gözlerim gelen kişileri tarasada başarısız kalıyordum takip etmek için. Hızlı, hızlı giriyorlardı ve kimler giriyor takip edemiyordum.

 

 

Kaan elindeki gülleri Dicle'ye verdi ve Dicle elleri titreyerek aldı gülleri. Heyecanlı olduğunu buradan bile belli etmişti.

 

 

Kaan'ın kocaman gülümsemesiyle birlikte Dicle derin bir nefes almıştı sanki. Her şey yolunda der gibiydi Kaan.

 

 

 

Yanlarında gelen kadınların üstünde yöresel kıyafetleri vardı ve bellerinde kemerler ve altınlar oldukça çoktu. Bunları görmemek imkansızdı.

 

 

Tahmini otuz kişi gelmişlerdi. Sayamıyordum ama o kadar olması lazımdı.

 

 

Bakışlarım hepsinin üstünde gezindi herkesle selamlaşmaya başladılar ve galiba kendilerini tanıtacaklarını düşünmüştüm ama sadece bir kaç selamlaşma olmuştu o kadar.

 

 

Bence gelip gittikçe tanışacaktık. Ben bu kadar kalabalık geleceklerini düşünmemiştim.

 

 

 

Herkes boş olan sandalyelere geçmeye başlayınca bakışlarım Timur'u arıyordu. Galiba Kaan'ın babasıyla sohbet ediyordu.

 

 

Herkes yerlerine geçerken ben hala Timur'un gelmesini bekliyordum.

 

 

"Yenge gelsene kahveleri yapalım." diyen Dicle'nin sesiyle başımı ondan tarafa çevirdiğim de kapıdan içeri girmek üzereydi.

 

 

Son kez Timur'a baktığımda onun da gözünün bana kaydığını görünce göz kırptı ve bende gülümsedim. Dicle'yi çok bekletmeden yavaş adımlar ile kızların arkasından ilerledim.

 

 

İnci neden gelmemişti acaba?

 

 

Gelmesini söylemiştim üstelik..

 

 

 

*

 

*

 

 

 

 

 

"Off tuzlu olmaz bence? Olsun mu?"dedi Dicle.

 

 

"Canım bence yeter artık bir karar ver koyacak mısın koymayacak mısın? Diğer insanların kahvesi bile pişti." dediğimde etrafına baktı Dicle.

 

 

Asya'ya yardımcı getirmiştik bugün ihtiyaçta vardı zaten. Yoksa bu altmış tane kahve hayatta yetişmezdi.

 

 

"Bismillah." dedi Dicle ve elindeki tuzu kahveye karıştırdı.

 

 

Yaren'in gülmesi ile bende güldüm.

 

 

"Şükür yarabbim." dedi Yeren ve bende bir şükür çektim.

 

 

Yarım saattir kahveyle bakışıyordu. Koysam mı koymasam mı diyordu. En sonunda koymuş ve kahvenin pişmesini bekliyorduk.

 

 

"Diğerlerini dağıtalım bence. Bunu da arkadan götürürüz." dediğimde kızlar hemen başını salladı.

 

 

"Off ben çok heyecanlıyım" diyen Dicle'nin cümlesiyle güldüm.

 

 

Sabahtır bunu söylüyordu zaten. Hepimiz ezberlemiştik artık.

 

 

Kahve de pişmiş ve yavaş bir şekilde fincana koydu. Kahve de piştiğine göre en güzel yere gelmiş bulunmaktayız.

 

 

"Hadi bakalım o zaman sen önden biz senin arkandan gelelim." diyerek Yaren'e baktım. Yaren hemen başını salladı.

 

 

 

"Bismillah." dedi Dicle ve tepsiyi eline alıp yürümeye başladı.

 

 

"Sakın dökeyim deme çoçuğun üstüne." dedi yaren ve neredeyse gülecektim. Koca adama çoçuk demesi gülmeme neden oluyordu.

 

 

 

Hele ki Kaan gibi bir adama çoçuk denmesi de komik düşüyordu.

 

 

 

 

Bahçeye çıktığımda gözlerim kocamı arıyordu. Hâlâ Asiye hanımın yanındaydı. Onun yanında da amcası vardı.

 

 

Bir anlığına Ahmet beyle göz göze geldik ve sonra hemen önüne baktı Ahmet bey.

 

 

 

Timur'un da bakışlarının bende olduğunu hissedince gülümseyerek boş yere doğru ilerledim.

 

 

Cihat'ın yanı boştu oraya doğru ilerliyordum.

 

 

Gözüm karşımda oturan Kaan'ın babası olduğunu düşündüğüm adamın kucağındaki kıza takıldı.

 

 

Kucağından neden hiç inmediğini merak etmiştim. Torunuydu sanırım. Galiba dedesini çok seviyor olmalıydı. Koala gibi yapışmıştı adama. Dicle'ye de kötü kötü bakıyordu.

 

 

Sanırım aileye yeni biri geliyor diye kıskanıyor olmalıydı.

 

 

Gülümsemeden edememiştim bu haline.

 

 

Bakışlarımız kesişince kocaman gülümsedim ona.

 

 

Bir kaç saniye bana baktı ve yavaş bir şekilde dudaklarını kıvırdı. Galiba beni sevmişti.

 

 

Gülümsüyordu bana şu an.

 

 

 

"Allahın emri peygamberin kavliyle kızınız Dicle'yi oğlum Kaan'a istiyorum." diyen cümle ile direkt Kaan'ın babasına çevirdim.

 

 

Ne ara oraya gelmişti konu? Galiba ben fazla dalmıştım küçük cimcimeye.

 

 

"Hayırlısı olsun diyelim." dedi Asiye hanım ve herkes alkışlamaya başladı bir anda.

 

 

Bende ellerimi kaldırıp diğerleri gibi alkışladım. Galiba kızı vermiştik.

 

 

Bu şekilde mi oluyordu bu ya?

 

 

"Hıh hiçte güzel değil." dedi ve başını çevirip kızgın bir şekilde Dicle'ye baktı küçük kız. Dili de tam dönmüyordu.

 

 

"Kız sus." dedi biri.

 

 

"Bana ne susmayacağım."

 

 

 

"Ben istemiyorum vermeyelim Kaan'ı ona. kimseye vermeyeceğim ben onu baba lütfen almayalım o kızı." dedi çoçuk aksanıyla.

 

 

Bir dakika ne?

 

 

Baba mı dedi o?

 

 

Ben mi yanlış duydum.

 

 

Kaan'ın babasına baba dedi? Dili mi sürştü ne?

 

 

 

Şaşkınlık ile onlara bakmaya devam ederken Kaan'ın babası yüzükleri çıkardı ve kucağındaki kızı da indirdi.

 

 

Kaan'ın annesi olduğunu düşündüğüm kadının kucağına gitti bu seferde.

 

 

Bu çoçuk niye onların etrafında ya?

 

 

Anası babası kim bunun?

 

 

Diğerlerine baktım ama hiç kimse ona bakmıyordu?

 

Ben kıza dalmışken yüzükler takılmış ve kurdelesi kesilmek üzereydi Dicle ve Kaan'ın..

 

 

 

Dualar edilmiş fotoğraflar çekilmişti. Ortamda neşeli bir hava vardı. Yaren ve Dicle hala selfie çekiliyorlardı.

 

 

 

"Merhaba." diyen ses ile bakışlarım direk sesin sahibini buldu.

 

 

Az önceki kızdı bu?

 

 

"Merhaba." diyerek kıza baktım. Sesimin de oldukça ılımlı ve nazik çıkmasını sağlamıştım.

 

 

"Sen Dicle'nin yengesi misin?" diye sordu çoçuk aksanıyla.

 

 

Dili hala peltekti ve söylediklerini zar zor anlıyordum. Dilini kıvırıyordu da üstelik.

 

 

"Evet ben Dicle ablanın yengesiyim canım." dediğimde bana gülümsedi.

 

 

"Bende onun görümcesiyim." dedi ve güldü.

 

 

"Nesi?" dediğimde kıkırdamaya devam etti.

 

 

"Görümcesi, görümcesi." dediğinde y ler ve r ler birbirine girmişti ağzının içinde.

 

 

"Anlamadım." dediğimde hala gülümsüyordu.

 

 

"Kızım." diyen Kaan'ın annesiyle göz göze geldim.

 

 

Ne oluyor yahu burada?

 

 

 

"Merhaba canım Neva'ydı değil mi?" dediğinde hemen başımı salladım.

 

 

"Evet efendim, adım Neva." diyerek gülümsedim.

 

 

"Memnun oldum kızım, bende Kaan'ın annesiyim." dedi gülümseyerek.

 

 

"Bende öyle efendim." dediğimde kadın bana gülümsemeye devam etti.

 

 

"Anne, adı ne güzel değil mi?" diyen küçük kıza baktım.

 

 

Anne ?

 

 

Kadın başını salladı ve bana baktı, "Buda benim en küçük kızım, gerçi siz çoktan tanıştınız ama." dediğinde gülümsemeye devam etti.

 

 

Anlamadım?

 

 

Şimdi bu kız onların kızı mıydı? Ne yani Kaan'ın kardeşi miydi?

 

 

"Sohbetiniz bol olsun hanımlar." Sesin sahibine baktığımda uzun boyu oldukça dikkatimi çekmişti kadının.

 

 

Bu kimdi acaba?

 

 

"Merhaba bende Berivan. Kaan'ın ortanca kardeşiyim." diyerek bana baktı.

 

 

"Merhaba bende Dicle'nin yengesiyim." dediğimde birbirimize gülümsedik.

 

 

"Anne gel biraz Dicle ile sohbet edelim." dedi Berivan.

 

 

"Hıh ben etmem onla sohbet falan." dedi küçük kız .

 

 

"Rojin ayıp ama denmez öyle." dedi Berivan ve küçük kardeşine kızgın bir şekilde baktı.

 

 

"Uslu durmazsan seni Kaan'a söylerim bak haberin olsun." dedi gülerek.

 

 

"Çokta şeydi yani."

 

 

Berivan kardeşine kızgın bir şekilde baktı.

 

 

"Söylüyorum o zaman Kaan ağabey." diye yüksek olmayacak şekilde seslenmişti Kaan'a.

 

 

Rojin ise biraz paniklemiş gibiydi sanki.

 

 

"Tamam, tamam söyleme." dedi Rojin.

 

 

Kaan'dan korkuyordu sanırım. Bu muhtemeldi.

 

 

"Anne iyi ki çoçukları getirmemişim onca yolu harbiden çekemeyecekmiş çoçuklar." dedi Berivan.

 

 

"Evet benim hâlâ midem bulanıyor." dedi Rojin.

 

 

Zaten yüzünün rengi beyazlamışta da Rojin'in.

 

 

"Anne ben uyumak istiyorum." dedi Rojin ve dudaklarını büzdü.

 

 

"Tamam kızım." dedi ve arkaya baktı.

 

 

"Elif kızım, gel kardeşini bizim arabaya götür hadi." diye seslendiğinde Elif dediği kızı inceledim.

 

 

Berivanın aksine bu kız daha soğuktu. Berivan neşeli biri gibi görünüyordu dışarıdan tabi.

 

 

"Geliyorum ana." dedi Elif ve koşturarak geldi yanımıza.

 

 

"Gel hadi Rojin." dedi Elif ve bana bile bakmadan hızlı bir şekilde yanımızdan ayrıldı.

 

 

"O böyledir işte soğuk, pek insan sevmez kendisi de." dedi Berivan gülümseyerek.

 

 

 

"Anlıyorum." dediğimde Elif'e bakıyordum.

 

 

Gerçekten öyle görünüyordu selam bile vermemişti bana.

 

 

 

 

"Hadi gidek hanımlar." dedi Berivan ve Dicle'nin yanına doğru adımlamaya başladık.

 

 

 

 

Dicle'nin yanına tam varmak üzereydik ki kapıdan giren Ensar ile göz göze geldim.

 

 

İnanamıyorum buraya mı gelmişti.

 

 

Birbirimizi görür görmez gülümsemiştik.

 

 

"Ben hemen geliyorum." diyerek yönümü tam tersi tarafa çevirdim ve Ensar'ın yanına doğru adımladım.

 

 

Arkamdan bana baktıklarına emindim ama umursamamıştım onları.

 

 

Şuan Ensar'ın nasıl olduğunu merak ediyordum.

 

 

"Gelmişsin." dediğimde başını salladı Ensar.

 

 

"Geldim abim sağolsun haber verdi." dediğinde çok şaşırdım.

 

 

Timur mu haber vermişti?

 

 

"Gerçekten mi? Timur mu çağırdı seni?" diye sorduğumda anında başını salladı.

 

 

"Evet, bende şaşırdım ama çağırdı." dedi anlamaz bir halde bakışlarını Timur'a çevirmişti üstelik.

 

 

Kaan'ın babasıyla sohbet ediyordu Timur. İkimizde ona bakmıştık ve bu Timur'un bu tarafa bakmasını sağlamıştı. Timur'un bakışları bir saniyeliğine Ensar da dursada hemen tekrar bana dönmüştü.

 

 

Bakışlarımızın birleşmesi ile ona minnetle baktım. Bugünden mahsur kalmasını istemiyordum Ensar'ın. Onu buraya çağırmasının nedeni bendim. O gün o kadar kötü olduğumu görünce bugün buraya gelmesini istediğine adım kadar emindim.

 

 

Bakışlarını ilk çeken o oldu ve bende bakışlarımı ondan çekip Ensar'a çevirdim.

 

 

"Hoş geldin, gel oturalım şöyle." dediğimde elimle boş sandalyeleri göstermiştim.

 

 

"Bence sen işlerin varsa onları hallet yine konuşuruz." dedi Ensar.

 

 

"Yok, yani işim yok şu an." dediğimde başını salladı.

 

 

"Peki madem." dedi ve sandalyelere doğru adımladı. Bende onun arkasından ilerleyerek yürümeye başladım.

 

 

Moralini biraz iyi görmüştüm. O günden sonra nasıl olduğunu merak edip duruyordum.

 

 

 

"Ee nasılsın." dediğinde ona baktım.

 

 

"Ben iyiyim de asıl sen nasılsın?" diye sordum.

 

 

Yüzünden gerçekten nasıl olduğunu anlayamıyordum sanki saklıyordu duygularını. Bir maske takınmıştı. Mutluluk maskesi.

 

 

"Bende iyiyim." dedi ve kaşlarını çattı.

 

 

"Abim ağladığını söyledi o olaydan sonra. Bu kadar üzülme benim için inan ki değmem yenge. O göz yaşlarını benim için akıtma onlara değmem ben." dedi ve ben sustum kaldım.

 

 

Değmez miydi?

 

 

Neden bu şekilde düşünüyordu?

 

 

Ah tabi ya Nehir'in söylediklerini hâla unutamamıştı belli ki. Gerçi unutmak pek mümkün değildi ki. Ben bile unutamıyordum.

 

 

 

"Böyle söyleme, Nehir yüzünden böylesin ama sen benim için değerlisin tamam çok tanışmıyoruz ama sonuçta kocamın öz kardeşisisin. Benim için değerli oluyorsun bu yüzden." dedim gülümseyerek.

 

 

"Teşekkür ederim yenge." dediğinde gözleri parlamıştı.

 

 

"Beni aileden saydığın için ama." dedi ve durdu Bakışları etrafta dolandı.

 

 

"Ama ben aileden değilim. Bak kimse geldiğimi bile anlamadı sen hariç tabi." dediğinde ona hak verecektim ki arkamızdan gelen ses ile o tarafa döndük.

 

 

"Oğlum." diyen Asiye hanım'a bakıyordum.

 

 

"Gelmişsin, nasıl geldin abin bir şey demesin seni görünce." dedi telaşlı bir şekilde.

 

 

"Haberi var anne." dedi Ensar.

 

 

"Nasıl? Var mı gerçekten?" diye sordu ve aynı zamanda Timur'a bakmıştı.

 

 

Gülüşme sesleri gelince gözüm bir anlığına Dicle'nin olduğu tarafa kaydı.

 

 

Elif denen kız Dicle ile konuşurken gayet neşeli bir gülmüştü. Neden benden tarafa bakmamıştı bu kız?

 

 

Benimle derdi neydi ki?

 

 

Berivan soğuk biri demişti ama niye öyle görünmüyordu?

 

 

Buradan bakılınca Dicle ve Yaren ile oldukça samimi görünüyordu.

 

 

"Yengem sağolsun." diyen Ensar'ın sesiyle onlara döndüm. Elif yüzünden onları unutmuştum.

 

 

"Ben bir şey yapmadım." dedim mahçup olmuş bir şekilde.

 

 

"İzniniz olursa kuzenimi alabilir miyim?"

 

 

Barlas'ın sesiyle başımı sağ tarafa çevirip ona baktım.

 

 

"Tabi oğlum." dedi Asiye hanım.

 

 

Barlas kolunu bana uzattı ve kalkmam için bekledi. Ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştım.. Neden bir anda gelip beni almak istemişti?

 

 

 

Bakışlarımı ondan çekmeden ayağa kalkmak için hamle yapmıştım ki bir anda dengemi sağlayamadım ve yere kapaklanmak üzereyken Barlas belimden yakalamıştı beni.

 

 

"Kızım." dedi Asiye hanım.

 

 

"Yenge." dedi Ensar panik dolu bir sesle.

 

 

"İyi misin?" dedi Barlas.

 

 

Hepsi birden paniklemişti benim için.

 

 

Başım felaket derecede dönüyordu son günlerde iyice artamaya başlamıştı.

 

 

"Ben iyiyim." diyerek kendimi toparlamaya çalışmıştım.

 

 

"Yenge yüzün solmuş. Abime sesleniyorum." diyen Ensar'a döndüm.

 

 

"Hayır Ensar iyiyim ben bak." dedim ve kendimi ayakta tutmaya çalıştım.

 

 

Barlas ağzını bile açmıyordu. İyi olmadığımı bildiğini biliyordum.

 

 

"Ama," dediğinde Ensar annesine bakmıştı.

 

 

"Emin misin kızım gerçekten iyi misin? Değilsen hemen hasteneye gidelim?"dedi ve ben gülümsemeye çalıştım.

 

 

"Gerçekten ben iyiyim bir an dengemi kaybettim sadece. O yüzden düşüyordum sadece." diyerek onlara baktım.

 

 

"Peki kızım." dediğinde Barlas'a baktı Asiye Hanım.

 

 

"Eve geçin isterseniz oğlum hem gelinim de dinlenmiş olur."

 

 

Asiye hanım da benim için oldukça endişelenmişti ama ben iyiydim. Yani galiba iyiydim.

 

 

Başımın iyice dönmesiyle birlikte Elimle Barlas'a tutundum.

 

 

"Teşekkür ederim Asiye teyze." dedi Barlas ve kolumdan tutup beni döndürdü.

 

 

"İyi olmadığını biliyorum. Neyseki önlem almıştım." dedi Barlas ve ben baygın bir şekilde ona baktım.

 

 

Onunla bile konuşacak halim yoktu.

 

 

"İyi değilim." dedim kısık ve yorgun bir sesle.

 

 

"Farkındayım güzelim, yüzün bembeyaz oldu." dediğinde beni belimden tuttu ve vücudumun tamamen ona yaslanmasını sağlamıştı.

 

 

"Timur'a söyleme." dediğimde gözlerim onu arıyordu.

 

 

Timur görünürde yoktu ve içim bir anlığına rahatlamıştı. Benim yüzümden paniklesin istemiyordum.

 

 

"Tamam güzelim sakin ol ve sadece bana yaslan tamam mı?" dediğinde ona bakmadan kafa salladım.

 

 

Konuşacak halimde kalmamıştı. Kimsenin dikkatini çekmeden eve doğru ilerliyorduk.

 

 

İçeri girmeden önce yanımıza biri geldi ve konuşmaya başladı.

 

 

"Abi adam içeride her şey hazır." dediğini duydum.

 

 

"Tamam sen buralarda ol Timur gelirse içeri gir ve bana haber ver." dediğinde anlamsız gözler ile Barlas'a bakıyordum.

 

 

 

"Tamam abi." dedi adam ve yanımızdan ayrıldı.

 

 

"Neler oluyor?" dedim kısık bir sesle.

 

 

Konuşacak bile halim yoktu.

 

 

"İşimi sağlama alıyorum diyelim güzelim. Onca şey atlattın. Bu halin hiç normal değil." dediğinde biz çoktan eve girmiştik.

 

 

Salona doğru adımlamaya başladık. Ev tamamen sessizdi herkes dışarıda olmalıydı.

 

 

Gözlerim koltukta oturan adama takıldı elinde iğne gibi bir şey vardı.

 

 

"Kim o?" diye sorduğumda beni kucağına aldı ve koltuğa doğru yürüdü Barlas.

 

 

"Kan alacak sadece merak etme kötü bir şey olmayacak." dedi ve ona baktım.

 

 

"Ne ara buldun adamı?" dediğimde güldü.

 

 

"Bir kaç saat önceki halin beni endişendirdi ve hemen ayarladım." dediğinde beni koltuğa bıraktı.

 

 

"Ama." dediğimde adam kolumu sıvıyordu.

 

 

"Aması falan yok şimdi uslu dur ve kanı alsın metin."dediğinde adama baktım. Metin kim ya?

 

 

"Canınız acımayacak sadece biraz kan alacağım Neva hanım merak etmeyin." dedi yumuşak bir sesle.

 

 

"Tamam." dediğimde ona bakmak yerine Barlas'a baktım.

 

 

"Teşekkür ederim." dediğimde bana bakmaya devam etti.

 

 

"Benden önce beni düşündüğün için." dediğimde gözlerim dolmuştu.

 

 

Ağlamak istemiyordum ama ağlayasım geliyordu. Neden böyle olmuştu ki şimdi.

 

 

"Hey, hey güzelim ağlamanı gerektirecek bir şey yok ki, eminim bir şey çıkmayacak panik yapma lütfen." dedi Barlas ve diğer elimi elinin arasına aldı.

 

 

"Hem sana bir şey olmasına izin verir miyim ben? Dünyayı yakar yine de seni kurtarırım merak etme." dedi ve gülümsedi.

 

 

"Tamamdır benim işim bitti bunları hastaneye götüreceğim şimdi sonuçlar bir haftaya çıkmış olur." dedi ve Barlas Metin'e baktı.

 

 

"Sağol metin." dedi Metin başını salladı ve salondan hızlı bir şekilde ayrıldı.

 

 

"Kimse görmedi değil mi? Şu an kimseye açıklama yapmak istemiyorum. Önce bir sonuçları öğrenelim."

 

 

 

Ne olacağını bilmeden kimseyi telaşlandırmak istemiyordum.

 

 

"Merak etme ben her şeyi ayarladım." dediğinde başımı salladım ve kafamı geriye attım.

 

 

"Beynimde bir şey mi oldu sence?" dediğimde ses vermemişti.

 

 

"Sanmam." Baygın gözler ile ona bakmaya devam ettim.

 

 

"Bir şey çıkmayacaktır ya yorulmuşsundur yada şekerden dolayı böylesindir." dediğinde kolumdaki cihaz'a bakıyordu.

 

 

"Çalışıyor değil mi?" diye sordu ve başımı salladım.

 

 

Çalışıyordu dursaydı yada bozulsaydı anlardım.

 

 

"Tamam sen şimdi biraz dinlen ben bir Timur nerede bakayım tamam mı?" dedi ve ona gülümsedim.

 

 

"Çok teşekkür ederim Barlas." dedim yorgun çıkan sesimle.

 

 

Çok yorgun hissediyordum kendimi.

 

 

"Sorun değil güzelim." dedi ve bana bir kaç saniye daha bakıp yanımdan yavaş bir şekilde ayrıldı. Onun gitmesiyle biraz dinlenmek için gözlerimi kapattım...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Timur Kandemir.

 

 

 

"Ne buldun anlamıyorum yiğit yavaş konuş, çok ses var burada?" dedim ve nişan olan ortamdan uzaklaşmaya başladım.

 

 

 

Seslerde kesildiğinde dudaklarımı araladım.

 

 

"He şimdi söyle biraz sakin bir yere geçtim."

 

 

Yiğit konuşmaya başladı.

 

 

"Abi babanı ve yengenin babasını arıyorduk ya hani?" dedi ve birini bulduğunu anladım.

 

 

"Kimi buldun?" diye sordum.

 

 

Kalbim sıkışmaya başlamıştı. Kimi bulmuştu? Hangisi yaşıyordu?

 

 

 

"Abi ikisi de değil. Emin değilim ama bunu görmen gerek buraya gelmen lazım abi." dedi Yiğit.

 

 

"Ne saçmalıyorsun Yiğit söyle işte kimi buldun? İkisi de değil derken?" diye sordum.

 

 

"Abi telefondan olmaz buraya gelsen daha iyi olur." dedi ve ben ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

 

 

"Başka insan çağıramazsınız beyfendi ailesi olduğunu iddia ettiğiniz kişi gelmeli." diyen kadın sesiyle telefona odaklandım.

 

 

"Neredesin yiğit." diye sordum.

 

 

O kadın sesi kime aitti?

 

 

"Abi akıl hastanesindeyim." dediğinde donup kaldım.

 

 

Akıl hastenesi mi?

 

 

"Abi buraya mutlaka gelmen lazım konum atacağım." dedi ve telefonu kapatacağını anladım.

 

 

"Tamam hanım efendi anladım gelecek zaten." dedi ve bir şey demeden telefonu kapatıp cebime attım.

 

 

Anladığım kadarıyla ben gitmeden halledemeyecekti.

 

 

Bulduğu kişi kimdi?

 

 

Akıl hastenesinde ne işi vardı bulduğu kişinin.

 

 

 

"Timur." arkamdan gelen Barlas'ın sesiyle ona döndüm.

 

 

"Kimle konuşuyordun?" dediğinde ona baktım.

 

 

"Neden sordun?" dediğimde güldü.

 

 

"Anladım hala tam barışmadık değil mi?" dediğinde ona baktım.

 

 

Elbette barışmadım yanıma koruma kılığına girmeden önce düşünecekti onu.

 

 

 

"Peki tamam Susuyorum." dedi ve elini dudaklarına götürüp fermuar yapıp sustu.

 

 

 

"Neva'yı gördün mü?" diye sordum.

 

 

"Evet eve girdi su içmek için." dediğinde eve bakmıştım.

 

 

İçeri girip ona bakacaktım ama şu an çıkmam gerekiyordu. Yiğit'in bulduğu kişiye bakmam gerekiyordu.

 

 

"Anladım şimdi benim acil bir işim çıktı, hemen dönmeyebilirim sen söylersin." dedim ve ona bakmadan yanından ayrıldım.

 

 

"Ben gelene kadar buralarda ol." diyerek yürümeye devam ettim.

 

 

Bir şey demesine fırsat bile vermemiştim.

 

 

Aklım takılmıştı bulduğu kişiye şu an için bunu düşünmeliydim.

 

 

İçimden bir his bulduğu kişinin önemli biri olduğunu söylüyordu.

 

 

Umarım düşündüğüm kişi değildir..

 

 

 

 

 

*

 

*

 

 

 

 

Yiğit'in attığı konuma gelmiştik. Arabadan inmeden önce Barlas'a gecikeceğimi yazdım. Evden ayrılmamasını söyledim. Güvendiğim birinin olması daha iyiydi.

 

 

Kaan'ı ve babasını da öyle bırakmak zorunda kalmıştım ama yapabileceğim bir şey yoktu. Bu daha önemliydi şu an için.

 

 

Yavaş bir şekilde arabadan indim ve bahçede beni bekleyen Yiğit'in yanına doğru yürümeye başladım.

 

 

Bakışlarımı ondan çekmeden ilerledim.

 

 

Yanına geldiğimde ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Yol boyunca düşündüğüm şey olmasın dedim durdum.

 

 

"Abi." dedi Yiğit ve bana bakmaya devam etti.

 

 

"Kimi buldun?" diye sordum.

 

İçime kasvet oturmuştu bir anda.

 

 

"Annesini." dedi ve durdum. Bir süre yüzüne baktım bir şey diyemedim.

 

 

Neva'nın annesini mi bulmuştu.

 

 

"Burada mı? O mu kesin mi?" dediğimde başını salladı.

 

 

"Zaten tek başıma aramıyordum abi Barlas da arıyordu ve fotoğrafı vardı. Tabi

 

Biraz değişmiş ama o olduğuna eminim." dediğinde başımı salladım.

 

 

"Tamam gidelim." dedim ve yürümeye başladım.

 

 

Gözümle görmem gerekiyordu. Gerçekten annesi mi değil mi

 

Gözümle görmem gerekiyordu.

 

 

 

 

İçeri girdiğimizde bizi bir kadın karşıladı.

 

 

"Bahsettiğiniz kişi mi?" diyerek Yiğit'e baktı.

 

 

"Evet." diye cevapladı Yiğit.

 

 

"Hoş geldiniz Timur bey." dedi kadın.

 

 

"Hoş buldum." dedim ama için hoş bulmadığını söylüyordu. Duyacaklarımdan ve göreceğim kişiden korkuyordum.

 

 

 

"Anlattınız mı?" diye sordu Yiğit'e bakarak kadın.

 

 

"Yok giderken anlatabilirsiniz." dedi Yiğit.

 

 

 

"Pekala buyur şuradan gidelim o halde." dedi ve uzun koridoru gösterdi.

 

 

Etraftan bir kaç kişi de geçiyordu yanımızdan.

 

 

Kadın bana bakarak konuşmaya başlamış bizde yürümeye başlamıştık.

 

 

"Bize geldiğinde çok kötü durumdaydı. Adını biliyordu sadece. Başına ne gelmiş, nasıl bu hale gelmiş bizde bilmiyoruz çünkü hala hiç bir şey hatırlamıyor. Her şeyi unutmuş. Söylediği iki kelime var biri kendi adı diğeri de." dedi ve durup bana baktı.

 

 

"Eşinizin adı." dedi ve donup kaldım koridorda.

 

 

"Onu hatırlıyor mu?" Diye sordum.

 

 

"Hayır muhtemelen aklında kalan iki kelimeyi söylüyor? Çünkü defalarca kez adını sorduk güler diyebildi. Neva kim diye sorduğunda cevap alamıyorduk. Yiğit bey söyleyene kadar da Neva'nın kim olduğunu bilmiyorduk." dedi ve bir kapının önünde durduk.

 

 

"Geldik içeri girmeden önce lütfen şunu unutmayın konuşmaya çalışmayın henüz sizleri bilmiyor nasıl bir tepki verecek bilmiyorum. Yiğit bey biraz bahsetti sizi bilmesi zaten imkansız. Ama belki eşinizi hatırlar. Ona gelmesini söylerseniz daha doğru olur." dedi kadın.

 

 

"Nasıl söyleceğim?" diye sordum.

 

 

Bu nasıl söylenirdi ki?

 

 

"İnanın durumun zor olduğunu bende biliyorum ama doktorunun kızını hatırlayabileceği yönünde tabi hatırlayamayabilir diyor sonuçta Neva hanım o yaşta çok küçükmüş. Aynı zamanda Güler hanımda o zamanlar gençmiş." dedi ve soluklanıp bana baktı.

 

 

"Önce bir siz görün sonra duruma göre bakarız." dedi kadın ve yavaş bir şekilde kapıyı açıp kendisi içeri girdi.

 

 

Yavaş adımlar ile bende arkasından ilerledim ve göreceklerim için iyice korktum. Neva ile ilgili olan her şey beni yeterince korkutuyordu. O üzülsün istemiyordum.

 

 

Kadın nasıl bu hale geldi nasıl kendini ve aklını kaybedecek hale geldi?

 

 

İçeri girer girmez yatakta oturan kadına baktım. Neva'nın annesine.

 

 

Bakışlarımız kesişti ve bir kaç saniye bana baktı uzunca baktı ve sonra başını çevirip tekrar cama bakmaya başladı.

 

 

"Kimseyle konuşmuyor konuşmazda zaten. Yiğit beye de söyledim defalarca kez kendini öldürmeye çalıştı her seferinde engel olduk. Ama daha ne kadar böyle gider bende bilmiyorum." dedi ve ben ne diyeceğimi bilemez bir şekilde Neva'nın annesine bakmaya devam ettim.

 

 

 

Kadın anlatmaya devam ederken ben aklımdaki düşünceleri başımdan atamıyordum.

 

 

Ne söyleyeceğim ben şimdi?

 

 

Karıma ne anlatacağım?

 

 

Babam ve babanı ararken aklını kaybetmiş anneni mi buldum diyeceğim.

 

 

Ne yapacağım Allahım ben.

 

 

 

Çaresizce Güler hanıma baktım.

 

 

Bir kaç adım atmıştım ki diğer kadın beni durdurdu.

 

 

"Erkeklerden nefret ediyor, yaklaşmayın." dedi kadın ve ben ona baktım.

 

 

"Nasıl?" diye sordum.

 

 

"Bilmiyorum erkek personellerden deli gibi korkuyor, başından bir olay geçtiği belli ama ne geçti bilmiyoruz. Anlatmıyor hatırlamıyor." dedi kadın ve bakışlarımı tekrar Güler hanıma çevirdim.

 

 

"Buraya ne zaman geldi? Nasıl geldi?" diye sordum kadına bakarak.

 

 

 

"Bir yıl oldu, bir yıldırda böyle. Yani önceden böyle miydi bilmiyorum." dedi kadın ve soluklandı.

 

 

 

"Doktorlarımız sürekli kontrol ediyor ama henüz bir ilerleme yok. Konuşmuyor yemiyor içmiyor çoğu zaman zorla yapıyor hepsini. Psikolojik tedavisini sürdürüyoruz ama ilerleme söz konusu bile değil Güler hanım da. Bizde çaresiz bir durumdayız. Bu hale nasıl geldiğini bilsek, altında yatan nedeni bulsak her şey çözülecek ama yok bilmiyoruz bulamadık da." dedi kadın ve Güler hanıma baktı.

 

 

"İki aydır falan sakinleşti, kendini öldürmeye çalışmıyor. Bu yönden biraz olsun rahatladık. Ama hâla nedenini bilmediğimiz için nereden başlayacağımızı bilmiyoruz. Konuşmayı deniyoruz ama olmuyor. Dinliyor bizi duyuyor ama tepki vermiyor. Ruh gibi sanki." dedi kadın düşünceli bir şekilde.

 

 

 

"Size nasıl geldi?" diye sordum.

 

 

 

"Bunu odamda konuşalım isterseniz daha fazla rahatsız olmadan çıkalım." Haklıydı rahatsız olduğu bir kaç kez bize bakmasından anlamıştım. Bize bakıp bakıp kendini yatağın en ucuna atıyordu.

 

 

 

 

Kafamı salladım ve yavaş bir şekilde sırtımı dönüp yürümeye başladım.

 

Ne olmuştu ona böyle?

 

 

Bu kadın bu hale nasıl gelmişti böyle?

 

 

Ne geçti bu kadının başından da aklını bu kadar kaybetmişti?

 

 

 

Zor zamanlar geçirdiği belliydi ama onu bu hale getirecek ne olmuştu? Kendisi gitmek istememiş miydi yoksa? Neva yanlış mı biliyordu?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Neva Kandemir.

 

 

 

Bir hafta olmuştu nişan geçeli ve hâlâ daha Dicle panik halindeydi. Bir kaç ay sonra Düğün yapmayı düşünüyorlardı.

 

 

 

Timur bir haftadır çok yoğundu. Mafya işlerinde sorun varmış. Akşamları eve geç gelmeye başladı. Evden erkenden de çıkıyordu. Bir haftadır kocamın yüzünü doğru düzgün görememiştim.

 

 

 

"Neva kızım duymuyor musun beni?" diyen Asiye hanım'ın sesiyle panikle ona döndüm.

 

 

"Ah çok özür dilerim dalmışım bir şey mi istemiştiniz?" diye sordum.

 

 

Dicle ve Asiye Hanım bir kaç dakika öylece yüzüme baktı ve tekrar dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı Asiye hanım.

 

 

 

"Sence nasıl yapalım bir ay iyidir değil mi? Düğün için?" diye sorunca afalladım.

 

 

Ben ne anlardım ki? Kendisi annesiydi onun karar vermesi daha doğru olurdu.

 

 

 

Ahmet beyde oldukça sessizdi. Nedenini bilmesem de çok fazla konuşmuyordu bugün.

 

 

 

"Bence iyidir ya değil mi Amca?" diye sordu Dicle.

 

 

"Sen bilirsin kızım nasıl isterseniz." dedi Ahmet beyde.

 

 

 

"Bence abim de gelsin. Bir oda fikrini söylesin ona göre o zaman bir tarih belirleyelim biz. Hazırlık istemiyorum zaten bir ay bana yeterli bence. Trabzon'da yapalım düğünü." dedi Dicle.

 

 

"Olur kızım annenin orada olması daha iyi olur. Hem abim de olmadığı için, Rize de yapmak saçma olurdu." dedi Ahmet bey.

 

 

Üçümüz birlikte Ahmet beye bakmıştık. Onun hiç bir şeyden haberi yoktu değil mi?

 

 

Kimse bahsetmemişti de ona.

 

 

Mezar boştu ki Murat bey kayıptı. Timur her gün arıyordu ve bir gelişme olmadığını söylüyordu.

 

 

Belkide bu yüzden kocam çok meşguldü.

 

 

Kimi araayacağını şaşırmış olmalıydı. Babam da yoktu üstelik.

 

 

Ahmet beyde bizden bir şeyler saklıyordu ve Timur bunu da düşünüyordu. Benim düşündüğüm gibi.

 

 

Bügün sonuçlarım da çıkacaktı o yüzden de biraz dalgındım. Kötü bir şey varsa ve ben bunu herkese nasıl söyleyecektim bilmiyorum.

 

 

"Ben kalkayım artık." dedi Ahmet bey ve benim bakışlarım direkt onu buldu.

 

 

Bu adamda bir şeyler vardı ama ne?

 

 

 

"Tamam Ahmet sağol geldiğin için." dedi ve Ahmet bey başını salladı.

 

 

"Ne demek yenge her zaman." dedi Ahmet bey ve bir kaç saniye daha bize bakıp salondan ayrıldı.

 

 

Bir şey mi olmuştu acaba neden hemen kalktı?

 

 

"Bende çıkıyorum, benimde biraz işlerim var akşam konuşuruz artık olur mu?" dedim ve hemen ayaklandım.

 

 

 

İçime bir kurt düşmüş ve Ahmet beyi takip edecektim. Umarım başarabilirdim.

 

 

"Ne işi kızım hiç söylemedin." dedi Asiye hanım.

 

 

 

"Unutmuşum şimdi aklıma geldi benimde akşam konuşuruz artık." dedim ve bir şey demelerini beklemeden salondan apar topar çıktım çantayla falan uğraşmayacaktım telefon da cebimdeydi zaten. O yeterdi bana.

 

 

 

 

Hızlı bir şekilde bahçeden çıktım ve korumalar beni görünce hemen kapıyı açtı.

 

 

Yiğit ve Polat da bir haftadır görünmüyordu. Onlara ne olmuştu hiç bir fikrim yok.

 

 

 

"Yenge bir yere mi gidiyorsun?" dedi adını bilmediğim adam. Başımı salladım.

 

 

"Anahtar alayım." dediğimde adam bir kaç dakika daha bana baktı.

 

 

"Abim biliyor mu?" dediğinde başımı evet anlamında salladım.

 

 

"Haberi var, ara istersen." dedi ve bir kaç saniye bakıp sonra yanındaki adama döndü. Diğeri başını sallayınca cebinden anahtar çıkardı ve bana uzattı.

 

 

 

Hızlı bir şekilde anahtarı aldım hangi araba olduğunu soracaktım ki biri benim için arabanın kapısını açmıştı. Hızlı bir şekilde ön koltuğa doğru ilerledim ve kendimi direkt arabanın içine attım.

 

 

Bir an önce yetişmem lazımdı Ahmet beye.

 

 

Bir işe kalkışmıştım bari tam yapayım.

 

 

 

Arabıyı yola çevirdim hızlı bir şekilde gaza bastım. Umarım yaklaşabilirdim. Yoksa boşuna bu kadar uğraşmış olacaktım.

 

 

 

İleri de olan arabayı görünce gülümsedim. Yakalamıştım onları. Umarım arabayı fark etmezdi kullanan kişi.

 

 

 

Neredeyse yarım saat olacaktı evden ayrılalı. Acaba nereye gidiyorduk.

 

 

Eve gitmiyorduk o bir kesindi şimdiye eve çoktan varmış olurduk.

 

 

 

Ormanlık alandan geçerken ormanın içine doğru giden yola bir anda girdi az kalsın düz devam etmek üzereydim ki son anda durmuş ve onların biraz gözden kaybolmasını bekledim. Buradan da yakın takipte olursam kesinlikle anlardı süren kişi.

 

 

 

Yoldan çıkmışlardı ve bende kendimi yola sürdüm. Umarım yakınlaşmadan onları takip edebilirdim.

 

 

Arabayla ilerlerken telefonum çalmaya başlamıştı.

 

 

Ekrana baktığımda Timur'un aradığını gördüm.

 

 

Ah galiba haber uçmuştu.

 

 

Aynı anda Barlas aramaya başlamış ve sadece ekrana düşmüştü. Sonra bir mesaj gelmişti Barlas'tan. Aramayı açtım ve hoparlöre verdim telefonu.

 

 

"Neva neredesin? Neden yalan söyledin adamlara?" diyerek konuşmaya başladı Timur.

 

 

"Amcanı takip ediyorum, hiç bilmediğin bir yere gidiyorum." demiştim ki bir anda arabayı durdurmak zorunda kaldım. Önümde siyah bir araba vardı. Ahmet beyin arabası değildi bu. Gözden kaybolmuştu onlar.

 

 

Tam arkama bakacaktım ki arkam da bir siyah araba yanaşmıştı.

 

 

Kapana kısılmıştım.

 

 

"Timur." dedim.

 

 

"Timur yakalandım." dedim ve Timur konuşmamamıştı.

 

 

"Bana ne olduğunu söyle? Neredesin Neva?" dedi ardı ardına.

 

 

 

"Bilmiyorum, arabalar var kapana kısıldım. Arkamda önümde araba var." dedim ve paniklemiştim.

 

 

"Amcan fark etti galiba." dediğimde arabaların kapıları açıldı ve içlerinden adamlar inmeye başladı.

 

 

İnen kişi cebindeki silahı bana doğrulmuştu daha doğrusu arabaya.

 

 

"Timur silahları var." dedim ve Timur bir küfür savurdu.

 

 

"Neva kendi başına ne halt yemeğe çıktın." diye bağırdı. Ama artık çok geçti. Olan olmuş ve ben koca ormanta tek başıma arabanın içinde kapana kısılmıştım.

 

 

Aşağıya inmekten başka çarem yoktu.

 

 

"Özür dilerim." dedim ve telefonu kapattım.

 

 

Adamlardan biri öne gelmiş ve bana bakmıştı.

 

 

 

"İn aşağıya." dedi adam.

 

 

Başımı yavaş bir şekilde salladım ve kapıyı açıp aşağıya indim. Elimde telefon vardı.

 

 

Ellerime de kaldırmıştım. Teslim olmaktan başka çarem kalmamıştı ki zaten.

 

 

 

"Aferin sana." dedi adam ve arkamda bir yere baktı.

 

 

Bakışlarımı ondan çekip arkama çevirmiştim ki gördüğüm kişi karşısında şaşırıp kaldım.

 

 

Bu geçenki polis olan adam değil miydi?

 

 

O mu kesti benim önümü?

 

 

Diğerleri de polis miydi şimdi.

 

 

Ellerimi yavaş bir şekilde indirdim ve adama baktım. Adam da bana baktı ve gülümsedi.

 

 

"Selam Neva." dedi ve bir şey demeden adama bakıp kaldım.

 

 

Onun burada ne işi vardı?

 

 

Beni mi takip ediyordu?

 

 

 

Başıma daha ne gelebilirdi ki? Bir polisin beni alıkoymadığı kalmıştı. O da oldu sonunda diye düşünürken telefonumun ekranında yazan yazı ile bakışıp kaldım.

 

 

Barlas: "Anne oluyorsun. Düşünebiliyor musun Timur da baba oluyor Neva aç şu telefonu."

 

 

Mesajı okur okumaz telefonu düşürdüm elimden.

 

 

Şaşkınlık ve çaresizlik arasında bir yerde kaldım.

 

 

Anne miyim ben şimdi?

 

 

Anne mi olacağım?

 

 

Timur baba mı olacaktı?

 

 

 

 

 

 

 

Devam edecek...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeni bölümü nasıl buldunuz canlarım? 🤍

 

 

 

Bölüm baya geç geldi. Biliyorsunuz bebek bekliyordum. Neyseki sağ salim kucağıma aldım. Alışma sürecemiz oldu hastalandık iyileşme süresi derken bölümü anca bitirebildim. Beklediğiniz ve anlayışınız için hepinize çok teşekkür ederim. 🤍

 

 

 

Yeni bölüm gelene kadar kendinize cici bakın.

 

 

Desteklerini benden ve hikayemden eksik etmeyin lütfen.. 🤍

 

 

 

Bölüm : 09.04.2026 22:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...