85. Bölüm

73. Bölüm

Zaman Sızım
zamansizim84

Selam arkadaşlar ben geldim🫣

Bu kez erken geleceğime inancım tamdı hatta ilk hafta bölümün büyğk çoğunluğunu yazdım ama yaşadığımız olumsuzluk bir öğretmen olarak tüm enerjimi çekip aldı...

Kafamı ve motivasyonumu toplamak kolay olmadı. Sağolsun üzerine bir de kayınvalidem gelip cila çekti...

Bunları dertleşeceğimiz ayrı bir alan açacağım.

Ama bölüm bomba gibi geldi...

Ve yine kaldığımız yerlere bakarsak diğer bölüm daha bomba olacak😎

Yorum sınırı 600 hadi bakalım pamuk eller klavyeye.

Sağlıkla kalın..

Sizi seviyorum 🤎

✨✨✨✨✨✨✨

"Evine dön Miran."

 

Dakikalardır kulağında çınlayan bu sözün ağırlığı altında ezilmiş kalmıştı adam.

 

Evi var mıydı ki?

 

Ne zamandır böylesi evsizdi Miran...

 

Kendi yaşadığı yeri ev sayıp, yuva bilip sevmedikçe karısı da böyle aitsiz hissederdi tabii.

 

O konak kime yuva olabilmişti ki, kime mutluluk getirmişti.

 

Ne demeye konağa yerleşip Arjin hanıma meydan okumuşlardı...

 

Bir damlacık kızı yılların hırsına kurban edip, kurtlar sofrasına oturtmakla eline ne geçmişti...

 

Arkasında dursa da gereksiz bir savaşın içine girdikleri gerçeğini ancak şuan fark ediyordu.

 

Firuze çekip gitse de Miran dakikalar boyunca orada, o soğuk arabada oturmuştu.

 

Kendilerine ait bir evleri olsa Firuze onu kapının önüne koysa da evlerinde olurdu. Miran yine kapısında yatardı ama karısı ne olursa olsun bir başkasının evine sığınmak zorunda kalmazdı.

 

Gitmesi gereken Firuze değil Miran'dı. Kapıya atılıp süründürülmeliydi ama böyle el kapısında beklemek, herkese ayan olmak hoşuna gitmemişti.

 

Dakikalardır boş baktığı karşı ki evin, olmayan perdelerini ve bakımsız bahçe peysajını ancak o zaman fark etti.

 

Derya ve Boran'nın yan evi...

 

Karacahan'ların tam karşısında kalan boş villa...

 

Bakmakla görmek arasındaki farkı o an anladı Miran...

 

Akşam işten çıkıp bu eve geldiğini hayal etti...

 

Kapıyı açan güler yüzlü Firuze'yi...

 

Boğazına kocaman bir yumru oturdu, 'sen o koca konağı kıza Mehir diye verdin ama kapısını kapatıp yuvam diyeceği bir evi çok gördün...' dedi zalim vicdanı.

 

'Sen Firuze'yi o evdekilere bir silah gibi kullandın...'

 

Niye?

 

Değdi mi?

 

Saatlerdir soğukta oturuyordu ama kalbine düşen kor yakıp kavurdu Miran'ını...

 

Hesapsızca girdiği bu evlilikten ne bekleyeceğini hiç bilememişti ama Firuze'nin asıl ihtiyacı olan güven ortamını ona hiç sunmadığı da yadsınamaz bir gerçekti.

 

Arabayı çalıştırıp hastanenin yolunu tuttu. Bu hikayenin iki masumu vardı biri Firuze diğeri Asım, birinin kapısı yüzüne kapanmış olsa da diğeri için sonuna kadar savaşacaktı.

 

Diğer yanda Miran'ı ardında bırakıp eve dönen Firuze muftağın ışığının açık olduğunu fark edince duyduklarını Derya'ya anlatmak için o yana yöneldi.

 

O arabadan çıkıp eve geri gelmişti ama aklının da kalbinin de büyük bir kısmı Miran da kalmıştı. Hele de duyduklarına anlam yüklemek için Derya'ya ve onun objektif yanına ihtiyacı vardı.

 

Fakat mutfağa girdiğinde beklediği manzayla karşılaşmadı. Boran kızı Gülce kucağındayken mama yapmak için dolaptan malzeme çıkarıyordu.

 

Beklemediği için,

 

"Ağam!" Dedi şaşkınlıkla...

 

Boran da Firuze'yi gördüğüne şaşırdı anlık ama eli yüreğinde kalmış kıza gülümsedi,

 

"Korkuttuk mu Firuze? Gülce kız doymadı bir türlü Derya da yorgun düşünce mama vereyim dedim." Diye açıklama yaptı.

 

Kucağında ki Gülce ile bu işin zor olacağını ön görmek zor değildi...

 

Firuze,

"Ben yapayım ağam sen kızının gönlünü gör de ağlamasın." Dedi tebessüm ederek.

 

Boran bu teklifi bekliyormuş gibi kızını tek koluyla tutmaya çalışmayı bıraktı. Sıkıca sarılıp omzuna yatırdı,

 

" Çok makbule geçer be Firuze, bu Gül kızı istediği konumda tutmayınca pek yaygaracı oluyor. Derya uyanmasın diye indik aşağı, civildedikçe civildiyor cadı." Dedi kızının boynundan öperek.

 

Onların bu baba kız tatlı iletişimine gülümsedi Firuze. Boran'ın hazır ettiği suyun sıcaklığını kontrol etti. İçine ölçüsüne göre mana ekleyip çalkaladığı sırada,

 

"Sen kapıda ki arkadaşı dinlemeye mi çıktın?" Diye sormasını hiç beklemiyordu.

 

Çalkaladığı biberon elinde öylece kaldı bir an,

 

"Şey... Gitsin diye çıktım ağam. Soğukta bekleyip duruyor hasta olacak." Diye de bahanesini ekledi.

 

Boran bıyık altından güldü çaktırmadan,

 

"İyi etmişsin, hasta olmasın tabii..." Dedi başka birşey söylemedi.

 

Gülce manasını içmeye başladığın da Firuze de odasına çıkmak için kapıya yöneldi.

 

O sırada Boran,

 

"İmtihanı ağır Firuze, süründür arkandayız ama zulmedenlerden olma abicim." Diye nerdeyse fısıltıyla ekledi.

 

Firuze duraksadı...

 

Adımları odasına çıkmak istese de aklı burada kal diyordu.

 

"Nereden sonrası zulüm olur ki ağam, içim soğusun istiyorum ama onun hali içimi daha beter yakıyor." Dedi.

 

Burnundan derin bir nefes aldı Boran,

 

"Elif öldüğünde tüm Mardin sevdamdan yasa durdum zannetti... Öylesi de işime geldi açıkçası... Halbuki bizim onunla yaşadığımız evliliğin aşkla sevda ile hiç alakası yokmuş... O zaman da hissediyordum ama hayatıma Derya girince daha iyi anladım." Deyip kızının saçlarından kokusunu içine çekerek bir öpücük aldı.

 

Sohbetin derinleşeceğini fark eden Firuze yavaşça gelip sandalyelerden birine ilişti.

 

Boran devam etti,

 

"Oysa ki benim içimi yakan bana emanet olan iki canı koruyamamaktı, düşmanımın daha ben evladımın haberini almadan onu çekip alacak kadar yakınıma girdiğini fark edememekti. Bu toprakları bilirsin sen Firuze, erkeğe biçilen rolü babaya biçilen rolü... Ben ne eşini koruyabilen bir koca, ne de evladına sahip çıkabilen bir baba olmuştum. Beni bu yıktı..."

 

"Başın sağ olsun ağam." Diye fısıldadı Firuze.

 

Boran başını salladı,

 

"Dostlar sağ olsun... Şimdi Miran'a gelirsek, bir evladı toprak oldu... Birinin canıyla imtihan oluyor, Narin'le evlilikleri zaten başlı başına bir çıkmazdı. Tam seninle huzur bulup toparlanacakken yediği bu darbeyi hazırlıksız yakalandı. İnsan darbeyi beklerken mantığı ile hareket edebilir ama her şeyin güzel olacağına bir kere inandıysan ki sen buna Miran'ı inandırmışsın." Deyip gülümsedi ve ekledi "Her şeyin güzel olacağına inandığında gelen darbe ilk aklını alır elinden, Ben Derya'ya ne hata yaptıysam aklım kalbimin önüne geçtiği için yaptım. Halbuki benim ipine tutunduğum akıl çoktan benden çekip gitmişti."

 

"Boran abi ben Miran'ı anlıyorum ya da anlamaya çalışıyorum ama kalbimin kırığı geçmiyor." Dedi çekingence.

 

Mamasını içerken uyuya kalan Gülce'yi seyretti ikisi de bir zaman...

 

"Onun için de zaman lazım Firuze... Derya ile de birlik olur anasından emdiği sütü burnundan dökersiniz Miran'ın." Dedi sonunu biraz şakaya vurarak.

 

Gece herkes için uzun geçiyordu bir diğer tarafta ise duyduklarını ilk kime anlatsa kiminle yola çıksa diye sabaha sabah eden bir Kerim vardı.

 

Mesai saatinin başlamasına saatler kala hastaneye gelmişti, Kemal hocanın odasının önünde ki bekleme koltuklarında gelen geçenin meraklı bakışlarına aldırmadan saatlerdir bekliyordu.

 

Derken koridorun ucunda yorgunluğu ve bitkinliği Kerim ile yarışır bir halde Kemal hoca göründü.

 

Kerim'i görünce göz altları torbalanmış gözleri kısıldı, adımları sıklaşıp tam önünde durduğunda,

 

"Kerim bu saatte neden burdasın oğlum? Senin mesain yarın sabah başlıyor." dedi.

 

Kerim burnundan derin bir nefesi içine çekti,

 

"Sizinle konuşmam lazım hocam " dedi ve ekledi. " Çok önemli!"

 

Kaşları biraz çatılsa da,

 

"Buyur gel bakalım." Diyerek odasına doğru yönelen adamı takip etti.

 

Ceketini çıkarıp dilsiz uşağa asarken,

 

"Hayır mı Kerim, gözlerin sanki hiç uyumamış gibi bakıyor?" Demekten kendini alamadı.

 

"Bana göre hayır olacakta sizin için de sonu hayır olur mu bilemiyorum hocam." Demesiyle sağını solunu düzelttiği ceketini geride bırakıp Kerim'e döndü.

 

"O ne demek oğlum?" Dedi ama şüphe içinde kıvrılmaya başlamamıştı sanki...

 

"Açık konuşacağım Kemal hocam aramızda yılların hukuku olmasa, ta öğrencilikten elinizde büyümesem burada olmazdım ama ben ilk sizi dinlemek istedim. Dün Hamide Hanım'ın sizinle yaptığı telefon konuşmasına kulak misafiri oldum. Bu işin içinden hoş olmayan kokular geliyor, ya bana anlatırsınız beraber bir çözüm yolu buluruz. Ya da ben Miran'a anlatırım sonuçlarına hep beraber katlanırız." Diyerek cümlesine tek nefeste son verdi.

 

Adamın gözleri yenilgi ile kapandı, zorlukla dik tuttuğu omuzları çöktü...

 

"Demek öğrendin... Beni büyük bir vicdan azabından kurtardın..." Dedi sandalyesine yorgun bedenini bırakırken.

 

"Eşinize karşı mı bu vicdan azabı sevgilinize karşı mı?" diye iğneleyici bir tonda sordu Kerim.

 

Buruk bir tebessümle gülmekten çok uzak gülümsedi Kemal bey,

 

"Sana bir abi tavsiyesi vereyim Kerim, gördüğünün yarısına inan, duyduğuna ise hiç inanma oğlum. Gerçek çoğu zaman bunlardan çok daha farklıdır." Dedi geriye yaslanırken.

 

Dünden beri duydukları ile kendini fazlasıyla doldurmuş olan Kerim'in kaşları çatıldı.

 

"Eskiden olsa kulağıma küpe ederdim ama ortada masum bir çocuğun canı varken bu sözleriniz çok felsefik gelmiyor hocam." Dedi sorgulayan bir tavırla.

 

Başını usul usul salladı orta yaşların sonuna yol alan adam,

 

"Sevgilim yok, sadece Hamide hanım öyle sandı bende düzeltmedim. Bazen yalan gerçekten daha az acı veriyor çünkü... Seçil... Yani sevgilim sandığı kadın, eşimin ilk evliliğinden olan kızı... Babası tarafından bize düşman büyütüldü, annesine değil o adamın yalanlarına inanmayı seçti. Duygu'nun onun için katlandığı eziyetleri, yediği dayakları hiç görmemiş gibi o adamın gölgesini tercih etti. Gel gör ki ilahi adalet hiç şaşmıyor babasının evli olan iş ortağından hamile ve kaçıp bana sığındı. Duygu öğrenirse daha beter yıkılır... Mecburen gizlice bir yere yerleştirdim, destek oluyorum... Karım daha çok üzülmesin diye..."

 

Kerim'in sakince dinleyen tavrı sonlara doğru silindi,

 

"Eşiniz üzülmesin, sizin sırrınız ortaya çıkmasın diye bunca insanın üzülmesine göz yumdunuz yani öyle mi?" Dedi sert bir tonda.

 

"Hamide hanım çok tehlikeli bir karakter Kerim, ben önceleri kurduğu oyunu çok ciddiye almadım açıkçası. Miran böyle bir teklife tüm iradesiyle karşı durur diye düşünmüştüm. Karısına aşık bir adam böyle bir teklife balıklama atlamaz. Tedaviyi büyük şehre taşır bende o süreçte usulünce dayısının iliğinin uyumlu olduğunu söylerim diye planlıyordum. Asım'ın dayısı Davut bey tüm ipleri annesinde bir adam ama yeğenini de çok seviyor. Tedavi başka şehirde devam ederse gizlice dönör olacaktı. Yani bu şekilde konuşmuştuk, Miran'ın kardeş teklifini kabul edeceğini öngörüp haklı çıkan Hamide hanım oldu malesef." Dedi.

 

Kerim, Davut'un sandığı kadar vicdansız olmayışına sevindi. Çünkü konu ne olursa olsun ilk odağı Asım'ın iyileşecek olmasıydı.

 

"O zaman şimdi ne yapacağız Kemal hocam, Hamide Hanım'ın bildiği gibi at oynatmasına müsaade mi edeceğiz?" Dedi öfkeyle.

 

"İki gündür uyumuyorum Kerim, ikna etmek için kaç defa aradım Nuh diyor peygamber demiyor kadın. Narin'in başkasına meyletlesinden korkuyor bence. Sen daha iyi bilirsin böyle insanlar için kızlarına bir tek aşiret ağaları denk olur. Cehalet diz boyu ama akıl şeytana şapka çıkarttırır." Diye bir tespitte bulundu.

 

Kerim o tehlikeliyi çok yakından tanıyordu, Narin'e yakın oldukça Hamide Hanım'ın etekleri tutuşmuştu demek ki...

 

"Sizi anladım hocam, ben Miran'ı sizin ilk planınıza çekerim. Siz bilmiyorsunuz ama o bir evladını toprağa vereli daha yıl olmadı. Asım'a birşey olacak diye aklını kaybedecek oluyor. Hamide hanım da bu zayıf damarı kullanmaya kalkmış..." Dedi.

 

Kemal Bey'in kederli yüzü bir kat daha asıldı,

 

"Bilmiyordum Kerim, beni de köşeye sıkıştırdı size işin iç yüzünü söylemeye çekindim açıkçası." Dedi pişman ve mahcup bir tonda...

 

Kemal Bey'in yanından çıkan Kerim, Asım'ın odasının yolunu tuttu. Kafasındaki düşünceleri sıraya dizmek için uğraşırken girdiği odada hiç beklemediği bir manzara ile karşı karşıya geldi.

 

Oğlunun yanında ki boşluğa kıvrılıp uyuyakalmış bir Miran ve onları dolu dolu gözler ile izleyen Narin...

 

Geceden beri içinden geçtiği ateşten çemberler o anda hiç oldu... Kerim'i asıl yakan karşılıksız aşkın ateşten gömleğiydi...

 

Narin, Kerim'in geldiğini fark edince gözlerini silip ona doğru yaklaştı. Kolundan hafifçe tutup dışarı çektiğinde ise,

 

"Beni Derya hanımlara götürür müsün?" Diye sordu.

 

Kerim'in anlamadığı için kısılan gözleri ile bakışlarını kaçırdı,

 

"Firuze..." Deyip duraksadı. "Miran'ı terk edip Hanoğlularına sığınmış. Onunla konuşmam lazım."

 

Kerim dilinden dökülmek için zorlayan kelimeleri yutmaya çok çabaladı ama o da insandı. Yıllardır içinde çırpındıkça battığı bir sevdayla kavruluyordu ama ümidi en zirvedeyken kolu kanadı kırılıp yere çarpılıyordu,

 

"Niye?" Dedi tek kaşını biraz kaldırarak "Tam da istediğin gibi olmuş işte... Miran sana kalmış... İkinci çocuğunu da doğurdun mu, istese de bırakıp gidemez sizi..."

 

Söylediği söz en çok kendi dilini yaktı ama içinde ki yangında dışarı taşmasa onu boğacaktı...

 

Narin'in kolunda ki elini şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile çekişini izledi... Dolan gözlerini saklamak için kaçırışını...

 

"Ben..." Dedi ama tarazlı çıkan sesini düzeltmek için hafifçe öksürmek zorunda kaldı "Ben bu dediklerini duymayı hakettim..." Zorla yutkunup kırgınlık yüklü bir bakış ile baktı Kerim'e "Ama keşke söyleyen sen olmasaydın." Deyip kirpiğinin ucunda ki tek damla yaşın yanağına süzülüşüne mani olmayınca hızlıca uzaklaştı genç adamdan.

 

Sıktığı dişlerinden ağzına kan tadı yayıldı Kerim'in...

 

Narin çıkışa doğru yürüyüşünü, kapıda Nermin ile karşılaşıp ondan arabasının anahtarlarını alışını izledi.

 

Narin'in gidişine mani olmadı aksine Miran ile tek konuşmak daha mantıklı olabilirdi...

 

Sevdiği kadının dolu dolu gözlerinde, Firuze ile konuşma niyetinin ardında onların evliliğini kurtarmanın yattığını açık seçik görmüştü. Zaten Narin'i Narin yapan kendini ifşa etmek pahasına bunu yapacak kadar yürekli oluşu değil miydi? Onun özü buydu... Özüne dönmüş olması güzeldi de, Kerim keşke bunu onun kalbini kırmadan öğrenmiş olsaydı...

 

İçindeki duyguları içine gömüp odaya girdi, Miran'ın uyanmış olduğunu görünce konuşmamız gerek diyerek, Asım'ı Nermin teyzesine emanet edip konuşabilecekleri sessiz bir yere geçtiler.

 

Kerim dün şahit olduklarından başlayıp bugün Kemal hocadan öğrendiklerine kadar tek tek anlattı.

 

Miran delirip Kemal hocanın odasını bastığında da, Narin'in annesi ile hesaplaşmak için hışımla hastaneden çıkarken de yanından ayrılmadı.

 

Diğer tarafta ise Firuze'nin sığındığı kapıya gururunu ezerek giden Narin vardı...

 

Boran'ın iş için erken çıkışıyla gece olanları Derya'ya anlattı Firuze...

 

Derya bu hikayeden kötü kokular alıyordu, iş gereği olsun kendi yaşadıkları olsun kötülüklere tecrübeli olduğunu düşünüyordu, hatta daha da bir şeye şaşırmam demişliği bile vardı. Herhalde büyük konuşmuştu ki şeytana papucu ters giydirecek bir kadın aklıyla karşı karşıydı...

 

"Bu kadının şerrinden Allah'a sığınırım Firuze, çok kötü çok da kötülük gördüm ama böylesini..." Deyip dudak büktü. "Miran Ağa'nın geçtiği geçitin dar olduğunu tahmin ediyordum da, bu kadarını benim hayal gücüm bile kaldıramadı. Bunu diyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama yazık be adama."

 

"İyi de Derya abla böyle bir kadından ikinci çocuğu düşünecek kadar aklını yitirmiş Miran..." Deyip sıkkın bir nefes alarak zorla yutkundu Firuze "Bu fırsatı kaçırır mı? Aralarında bir evlat bağı varken, ikincisi eklenince beklediği fırsat altın tepside önüne sunulmuş olmaz mı? Miran şimdi benim peşimden koşuyor, dert anlatmaya çalışıyor ama iki evladına sırtını dönebilecek mi? Bu kadının gölgesi benim evliliğimi eni sonu bitirecekse şimdi bitirmek daha az acıtmaz mı?" Dedi dolan gözlerini kaçırarak.

 

Derya, Firuze'nin haklılığı karşısında sessiz kaldı... Kızın bu genç yaşında ölçüp tartıp konuştukları fazlaca mantıklıydı...

 

Bu evliliğe müsade ederek yanlış mı yapmıştı...

 

Gerçi oğlu hasta olup da aklının ipleri elinden kaçana kadar Miran'ın bir yanlışını görmemişti. Karşısına dert anlatan kızın da kocasına aşık olduğu titreyen sesinden belliydi.

 

Yol yakınken diyordu Firuze ama yolun yakını uzağı kalmamıştı Derya tecrübesi ile görüyordu. Bu sevda bu kızı yakar kavururdu...

 

"Sen Miran'ı unutup hayatına devam edebilecek misin? İçinde hep bir keşke, hep bir pişmanlık olmayacak mı?" Diye sordu ister istemez.

 

Olacaktı...

 

Savaşsaydım, yanında olsaydım, kalbime sırtımı dönmeseydim diyecekti...

 

Bu yüzden sessiz kaldı Firuze...

 

Ama o dakikalarda soruların cevabını Narin'in vereceğini de kapılarında olduğunu da bilmiyordu...

 

Derya çalan telefonunu kulağına götürdü,

 

"Kim?" Dedi kaşlarını çatarak. Sonra çatık kaşları hafifçe havalandı "Buyursun bekliyoruz." Deyip kapattığı telefonu kahvaltı masasına sertçe bıraktı. "İyi insan lafı üzerine gelirmiş diyelim de hanımlık bizde kalsın ha Firuze?" Dedi.

 

Yüzüne anlamadığını belli eden bir boş bakışla bakan yeşil gözler,

 

"Kim gelmiş ki Derya abla?" Dedi.

 

Burnundan derin bir nefesi içine çekti Derya,

 

"Gökte ararken yerde bulduk canım, Narin hanım gelmiş seninle konuşmak istiyormuş." Deyince elindeki çayın birazını dökerek bıraktı genç kız,

 

"Ne konuşacak ki benimle?" Dedi kendi kendine konuşur gibi.

 

Dudak bükerken masadan ayaklanıp avukat kimliğine bürünen Derya,

 

"Konuşup anlayacağız."

 

Dış kapıya doğru yürürken saçlarını tek hamlede toplayıp sert bir topuz yaptı. Firuze'ye dönüp,

 

"Git yerine yakışacak şekilde giyinip gel ama iki dakikan var ona göre. Eski odanda bir kaç parça eşyan var." Dediğinde hareket göremeyince şokta olan kızın kalçasına vurdu "Hadi hanımağam hadiii!"

 

Üzerinde ki eşofman takımına aldırmadan evin kapısına yöneldiğinde neyle karşılaşacağını kestirememek hoşuna gitmemişti, o yüzden gardı yüksek avukat Derya'ya dönüşmüştü.

 

Fakat kapıyı açıp, üzerinde akşamdan kalma kıyafetleri ve dağınık bir anne topuzu ile toplanmış bakımsız sarı saçları olan mavi gözlü kadını gördüğünde gardı yavaşça düştü... Kapısına gelen tüm yaptığı kötülüklere rağmen yorgun ve bitik bir anneydi sadece.

 

"Hoşgeldiniz Narin hanım." Dedi düz bir tonda.

 

Tedirgin bir tebessüm ile karşılık buldu,

 

"Hoş buldum Derya hanım, böyle tanışmak istemezdim. Erken saatte rahatsız ettim kusura bakmayın." Diyen kadınla kapıyı ardına kadar açtı Derya,

 

"Estağfurullah buyrun lütfen." derken misafiri salona yönlendirdi.

 

Onlar yerlerine yerleşip ufak bir sessizliği paylaşa dursunlar yukardan Gülce kızın ağlama sesi duyuldu. Peşi sıra da Firuze'nin,

 

" Ben ilgileniyorum Derya abla." Diyen sesi.

 

Çok sürmeden merdivenlerde üzerinde sade bir elbiseyle kucağında ki bebeği bel oyuntusuna yerleştirmiş Firuze göründü. Gülce'nin büyük bir neşe ile oynamaya çalıştığı kızıl kahve saçları omuzlarında dans ediyordu.

 

"Hoş geldin Narin." Dedi hastane günlerinin getirdiği tanışıklıkla.

 

Burukça gülümsedi genç anne,

 

"Hoş buldum Firuze." Deyip refleksle ayaklandı. Sonra ne yaptığını fark ederek Gülce'nin yanağını okşayıp geri oturdu "Çok güzel bir kız maşallah." Dedi durumu toparlanmak adına.

 

Yine sessizlik oldu kısa bir zaman fakat bu sessizliği bölen Firuze'nin sesi oldu,

 

"Asım nasıl?" Dedi samimi bir merakla.

 

Zorlu bir yutkunuşla yutkundu Narin. Bundan bir kaç ay önce Miran da gözün olmadığını insanlara inandırmak zorunda kalacağını söyleseler çokça gülerdi.

 

"Asım... İyi olacak inşallah Firuze." Deyip bakışlarını çekingence Derya'ya değdirdi. "Benim seninle konuşmak istediğim şeyler vardı aslında, bana ayıracak zamanın varsa?"

 

Yanlız konuşmak istediği açıktı ama bunu görmezden geldi genç kız, bu kadının samimiyetini Derya'nın ölçüp tartmasını istiyordu.

 

"Konu Asım'ın sağlığına kavuşmasını için yapılması gerekenler ise, ben arada engel olmayacağımı Miran Ağaya bildirdim." Dedi konuya direk giriş yaparak.

 

Dik tutmaya çalıştığı omuzları yenilgiyle çöktü Narin'in,

 

"Bu kadar çabuk mu vazgeçeceksin? Miran seni bunca severken bu kadar kolay mı sırtını dönmek?" Dedi haddi olmadığını bildiği bir sitemle.

 

Derya bile yerinde huzursuzca kıpırdandı, hâlâ Firuze'nin saçları ile oynayan kızına uzanıp kucağına alırken güç vermek ister gibi omzunu sıvazladı.

 

Yerinde dikleşen Firuze,

 

"Aranızda bir evlat bağı var, buna bir yenisini eklemek konusunda bana haber vermeyecek, fikrimi sormayacak kadar kararlı bir adamı zorla yanımda tutamam Narin." Dedi içinde ki yangını dışına taşırmamaya çalışarak.

 

Gözlerini yavaşça kapatıp bir zaman öylece bekledi Narin, gücünü topladığında,

 

"Ben zamanında bir hata yaptım Firuze ve bedelini çok ağır ödüyorum, daha acısı ne biliyor musun? Ben bu hesapsızca giriştiğim hatanın sonucunu Asım'ı babasından ayrı büyüterek ona da ödetiyorum." Deyip derince nefeslendi.

 

"Miran bahsetti Asım'ın Dünya'ya geliş sürecinden, kendini anlatmak için zorlama." Diye fısıltıyla konuştu Firuze.

Günah Narin'in idi ama utanç onun yanaklarını kızartıyordu. Bir kere daha Miran'ın bu kıza neden aşık olduğunu anladı Narin,

 

"Bunu anlatacak kadar yakınındaysan çözüm diye tutunduğu ipin onu nasıl boğduğunu da görmen lazım. Bizim ikinci bir evlada vereceğimiz tek şey ailesiz bir hayat olur Firuze. Ben donör aramaya devam edilsin istiyorum, büyük şehre gidelim başka yollar arayalım. Benim ne Miran da gözüm var, ne de ikinci bir evladın vebalini kaldıracak gücüm."

 

Derya ve Firuze kısaca bakıştılar, Narin'in söylediklerine inanmak için abla dediği kadının onayına ihtiyaç duyuyordu. Derya'nın buruk bir tebessüm ile onay vererek gözlerini açıp kapatması güven verdi genç kıza,

 

"Siz anne baba olarak karar verirsiniz Narin, duymak istediğin söylediklerine inanıp inanmadığım ise..." Deyip derince bir nefes aldı, "samimiyetine inanıyorum, buraya kadar gelip en mahremini bana anlatacak kadar bizim evliliğimize değer verip, bir kadın olarak bana destek olduğun için teşekkür ederim." Dediğinde Narin'in tedirgin duruşu yerini huzura bıraktı.

 

Şu hayatta son isteyeceği şey Miran'ın yuvasını dağıtmaktı...

 

Mutlu olmayı hak eden iyi bir koca, evlat acısına tahammülü kalmamış bir babaydı.

 

Ve Narin'in onun için yapabileceği tek şey kendi ayıbını açık etmekse bundan geri duracak değildi.

 

O gerisin geri hastanenin yolunu tutadursun Miran Kemal hocadan hırsını biraz olsun alıp, Hamide Hanım'a hesap sormak için yola koyulmuştu bile.

 

Arabasında ise davetsiz misafiri Kerim sağ koltukta yerini almıştı.

 

Öfkeyle yüklendiği gaz pedalına odaklandığı sırada,

 

"Miran öfkeyle kalkıp zararla oturacağız, gel bi sakinleş öyle konuşalım. Kemal hocayla arana girmedim ama bu yaptığın bize zarar." dedi akla kapı açmaya çalışarak.

 

"Yeter Kerim... Kimse benden sabır beklemesin, kadın benim yuvamı yıkmak için tuzak kurmuş kendi torunu canıyla cebelleşirken hâlâ ağalık, soy sop derdibe düşmüş bana kimse sakin ol demesin..." Diye çıkıştı.

 

"Abi haklısın ama akıllı olmamız lazım, Davut anasının eteğinden çıkamaz. Sen şimdi onunla tersleşirsen elimizde ki tek şansı yok edeceksin. Biz alacağımızı alalım, Asım iyi olsun sonra hesabımızı görelim. Sadece ertele... Oğlun için..." Dediğinde gaz pedalına yüklenen ayağın baskısı nihayet azaldı.

 

Az ilerde sağa çekip direksiyona sağlam bir yumruk indirdi Miran,

 

"Gitti Kerim, Firuze yüzüne bile bakmaz artık. Tel tel birleştirdiğim güven ipini tek hatamla kendim kopardım. Yüzüme o soğuk bakışı var ya buz tutturdu beni. Oğlumu kurtarsam evliliğimi nasıl kurtaracağım." Dedi birden düşen gardını tutamayarak.

 

"Miran... Abi karın seni bırakmaz, kırılmış haklı da ama seviyor o kız seni... Senle bir helak oldu hastanelerde, ne Narin'e takıldı ne anasının kötü bakışına. Kırılmışsa tamir edersin, güven ipi mi koptu düğün atarsınız. Düğün atılan yer ipin en sağlam yeridir bilmez misin?" Dedi dostça bir samimiyetle.

 

"Düzelir mi? Toparlayabilir miyim?" Dedi çocuksu bir inanma ihtiyacı ile.

 

Onun bu haline gülesi gelse de kendini tuttu Kerim,

 

"Toparlarsınız, karşılıklı olan her sevda toparlayabilir abi... Karşılıksız olanına da Rabbim kimseyi düşürmesin." Dediğinde Miran da Kerim'i teselli etmek istedi ama çok yersiz bir çaba olacaktı. Sustu mecbur...

 

Davut'u tenhada kıstırıp büyük şehirde donör olması konusunda ikna etmeye karar verdiler.

 

Mecbur kısasa kısas, mecbur sinsilikse sinsilik , kalleşlikse kaleşlik... dusturuna uymaya karar verdiler.

 

Oyunu kuralına göre oynayacaklardı.

 

Hastaneye geri dönüp olanı biteni Narin'e anlattıklarında büyük tepkiler bekliyorlardı.

 

Annesiyle hesaplaşmak isterse nasıl sakinleştireceklerini, ne deyip nasıl davranacaklarını bile düşünmüşlerdi ama Narin'in dizleri üzerine yere düşerek ellerini yüzüne kapatıp şükür duaları edeceğini ikisi de beklemiyordu.

 

"Allah'ım beni aynı yerden sınamadığın için sana bin defa şükürler olsun..." Deyişi ağlamadçsı içinden seçebilirleri tek sözü olmuştu.

 

Onların beklediği gibi hesaplaşma peşine düşmemiş, bulduğu umut ipine sımsıkı sarılmayı tercih etmişti.

Anne olmak buydu demek ki? Eski Narin olsa o konakta taş üstünde taş bırakmazdı...

 

Bir detay daha vardı Kerim'in canını yakan, Narin onunla göz teması kurmuyordu. Göz göze gelmekten özellikle sakınıyordu. Hak etmeye etmişti ama bunca yıl bekleyip bir arpa boyu yol alamamak da onun aklı selimini bir anlığına elinden almıştı işte... Çok yanlış bir zamanda yanlış bir yükseliş ile yükselmiş sevdiğini kırmıştı işte...

 

Son sözü Narin söyledi,

 

"Davut abimi bana bırak, kendi ayağıyla gelecek merak etme." Deyip duraksadı. Sonra cesaretini toplayıp bir zamanlar uğruna türlü antikalar çevirdiği adama vicdan borcu ile konuştu "Ben bu sabah Firuze ile konuşma gittim Miran, sana kırgın ama düzenleymeyecek yerde değilsiniz. Benden yana şüphesi kalmayacak kadar da açık konuştum." derken gözleri çok kısa bir an Kerim'e değecek gibi oldu ama vazgeçti. "Sen de zaten gerekli açıklamayı yapmışsın. Kısa zamanda toparlarsınız inşallah." dedi tüm samimiyetle.

 

"İnşallah Narin, ben de sana çok yüklendim bu süreçte kalbini kırdıysam hakkını helal et. Yaşadıklarımı en iyi sen anlayacak haldesin." Dedi bir dost sıcaklığıyla.

 

"Helalleşmeye kalkarsak ben her türlü borçlu çıkarım." Deyip şakaya vurdu Narin. "Benden yana helal olsun, sende helal et. Fırsat bu fırsat..." Diye de eklediğinde buruk ama birbirini anlayan ifadelerle dolu birer tebessüm sundular birbirlerine.

 

Miran ayaklandığında,

 

"Benim bugün halletmem gereken bir iki işin var. Sen Nermin ile hazırlığını yap yarın sabah İstanbul'a geçelim. Ülkü'nün vesilesiyle tanıştığım bir kaç doktor arkadaşım var, onlara haberleşir bir yol haritası çıkarırız." Deyip vedalaşarak odadan çıktı.

 

Geriye Kerim ve Narin kaldı...

 

Sessizlik uzun bir süre ortada asılı kaldı...

 

Narin'in ayaklanması ile Kerim,

 

"Biraz konuşalım mı?" Diyebildi cesaretini toplayıp.

 

Narin'in adımları duraksadı ama o es kısa sürdü. Asım'ın oyun saatinde olmasından boş olan hasta yatağına yüzü pencereye, sırtı kapıya ve Kerim'e doğru olacak şekilde uzandı.

 

Hafifçe kıvrılıp ellerini birleştirerek yanağının altına koydu, küçüklüğünden beri böyle uyurdu...

 

"Yorgunum Kerim, müsaade edersen dinlenmek istiyorum." Dedi.

 

"Narin..." Dedi ama sabah ki çıkışı ile kırdığı kalbin kapılarından başka gidecek yolu yoktu. "Ben o sözleri söylediğime çok pişmanım, neredeyse atmış saati uykusuzluğum... Tüm gece bir çare aradım, buraya gelip senin Miran'a bakarak ağladığını görünce..." Deyip o manzara tekrar gözlerinde canladığı için burnundan derin bir nefes aldı.

 

"Ben Miran defterini kapattım Kerim, ben sebep olduklarıma ağlıyordum... Ülkü arayıp Firuze'nin evi terk ettiğini Miran'ın Hanoğullarının kapısında karısının yüzünü görmek için beklediğini söylediğinde sebep olduğum herşey omuzlarıma çöktü... Oğlum babasız büyüyorken, bir de babasını sevdiğinden bir kez daha ayıran ben oldum. Benim bencilliğim, düşünmeden karşı çıkışım... Miran'ın sevdiğini kaybetmek pahasına babalığına sarılışı yüzüme tokat gibi çarptı."

 

Gülmekten çok uzak güldü bu sözlerden sonra ve ekledi,

 

"O tokat bana yetmemiş demek ki bir de sen vurdun... Canın sağolsun hak ettim. Zamanında kırdığım kalbine, yok saydığım arkadaşlığımıza sayarım."

 

Arkası dönük olduğu için Kerim'in yumruk olan ellerini görmedi.

 

"Niye yok saydın bizi Narin? Çok geç belki ama duymak hakkımsa söyle bileyim." Dedi yılların hançeri sırtında dururken.

 

Dudaklarını birbirine bastırdı Narin, bir zaman cevap vermedi... Hatta Kerim cevapsız kalacağını düşünüp kapıya doğru dönmek üzereyken,

 

"Anam yüzünden..." Dediğinde genç adamın ayakları olduğu yere sabitlendi. Buradan da Hamide hanım çıkacaktı, beklemediği birşey değildi de. Kurulan oyunu merak ediyordu. Narin de çok bekletmeden devam etti "Babamı senin bana sevdalı olduğuna inandırmış, babam da seni okutmayıp köye yollamaya karar vermiş. Ben vazgeçirmek için çok yalvarınca da bir şartla kalmana izin verdiler." Dediği cümleyi Kerim tamamladı.

 

"Bana el olman, uzak olman şartıyla..." Derken sesi fısıltı gibiydi. Yıllardır sırtında saplı paslı hançer yerinden söküldü. Yerini Narin'in onun için ondan geçişinin tatlı acısı aldı.

 

Yatağın diğer yanına dolanıp Narin'in görüş alanına girdi...

 

"Yüzüme bakmayacak mısın artık?" Dedi eskiyi bir kenara iterek. "Arkadaş olarak da mı değerim yok artık senin için?" Dedi dizlerini kırıp göz hizasında eğilerek.

 

Gözlerini yine kaçırdı Narin,

 

"Arkadaşım olsaydın kırılmazdım sana, dost acı söyler der geçerdim." Deyip gözlerini dakikalardır ilk kez Kerim'e çevirdi "Ben farkında olmadan içimde seni başka bir yere koymuşum, sen bu sabah bana o sözleri söyleyene kadar ben de bilmiyordum,bende ki yerini..." Dediğinde Kerim'in nefesi kesildi.

 

Doğru mu anlıyordu...

 

Arkadaşlıktan başka nereye koymuş olabilirdi ki... Gözlerini kaçırmasa göreceğini bildiğinden mi bakmıyordu Narin,

 

"Narin..." Dedi ama o isim bir dua gibi döküldü dudaklarından "yanlış anlamayı kaldıracak gücüm yok, duyduğumu kendime yoracak ümidi kaybedeli çok uzun zaman oldu..." Dediğinde Narin derince yutkunup yatakta bedenini mümkün olduğunca geriye çekti,

 

Tek kişilik yatakta Kerim'in iri bedeni için açtığı küçük boşluğa elini vurdu iki kez,

 

"Çok yorgun görünüyorsun beraber uyuyalım mı?"

 

    

✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨

   

 

Hastaneden çıkan Miran soluğu Boran ve Bekirlerin oturduğu sitenin Yönetim binasında aldı. Sabah gördüğü boş evin sahibini öğrendi. Adama ulaşıp satması için uzun uzun dil döktü. Ederinin çok üzerinde bir fiyata da ikna etmeyi başardı.

 

Akşam üzeri elinde Firuze'nin adına çıkarılmış tapu kağıdıyla karısını aradı,

 

"Efendim Miran?" Diyen sorgulayıcı soğuk sesini duyunca elinde ki kağıdı biraz daha sıkı kavradı.

 

"Firuze, siteye ait kafedeyim. Yarın İstanbul'a gideceğiz tedavi için... Gitmeden seninle konuşmak istediklerim var. On dakika olsun gelir misin?" Diye sordu son bir ümitle.

 

İçli bir nefes alıp verdi Firuze, demek tedaviden vazgeçmemişlerdi...

 

Düz tutmaya çalıştığı sesiyle,

 

"Geliyorum." Deyip kapattı.

 

Derya ablasına haber verip evden çıktı. Hızlı olmayan adımlarla kafenin yolunu tuttu. Sanki yol bitse Firuze ve Miran'ın hikayesi de bitecekti...

 

Önce arabasını gördü, onu ilk defa öptüğü gün herşeyin güzel olacağına ne çok inanmıştı Firuze. Bu evliliğe tehdit olarak bir tek Canan'ı görmüş fakat darbeyi başka yerden yemişti.

 

Kafeteryaya yaklaşınca Miran'ın yorgun bedeni girdi görüş alanına, fark edilene kadar biraz izledi...

 

Özlemişti...

 

Görünen o ki daha da çokça özleyecekti.

 

Miran'ın kendisini fark etmesi ile hızlı adımlarla içeri girdi.

 

Gelişini ayakta karşılayan Miran'a bakınca ilk gün hayret ettiği bu nezakete ne kadar alıştığı acı bir dalga ile yüzüne vurdu.

 

Miran onu kendine alıştırarak iyilik mi yoksa kötülük mü yapmıştı.

 

Firuze uzak dursa da Miran duramadı, iki büyük adımda aralarında ki mesafeyi kapatıp kollarını Firuze'ye sardı.

 

Karşılık alamasa da özlediği kokusunu içine çekti belki tek bir gece

ayrı kalmışlardı ama Miran'a asır gibi gelmişti. Saçlarını öptü koklayarak...

 

Onun bu kontrolsüz sarılışı kalbini delice çarptırdı Firuze'nin, Miran'ın kokusuna bolca tütün, hastane dezenfektanı ve yorgunluk sinmişti...

 

Yine de özü Miran'dı... Eskiden güven kokuyordu, işin kötüsü olanlara rağmen yine aynı hissi uyandırıyordu...

 

Genç adam hiç bırakmak istemese de etraftan üzerlerine dönen gözlerin Firuze'yi rahatsız edeceğinin bilinciyle ayrıldı,

 

"Teşekkür ederim geldiğin için." Deyip sandalyesine oturmasını bekledi.

 

Karşılıklı oturduklarında Firuze dışarıyı izledi Miran onu...

 

Biraz zaman verdiler birbirlerine...

 

"Asım için uyumlu donörü bulduk " dediğinde camda ki bakışlarını ok gibi Miran'a döndürdü Firuze,

 

"Gerçekten mi?" Dedi samimi bir sevinçle. "Allah'ım çok şükür... Çok sevindim." Dedi ilk defa tanıdığı Firuze olarak.

 

"Aslında en başından beri varmış ama bu gerçeği bizden bir şekilde saklamışlar." Dediğinde ise karşındaki kadının ince kaşlarının çatılışını izledi.

 

"Ne demek saklamışlar Miran suç değil mi bu? Nasıl saklarlar, kim cesaret edebilir böyle bir şeye?" Dedi öfkeyle.

 

Ne yani bu imtihanı boşa mı yaşamışlardı, boşa mı ayrı düşmüşlerdi?

 

Miran olanı biteni kısaca anlattı Firuze'ye, Hamide denen kadının şeytanın sol bacağı olduğu kesindi. Kızını fena sanırken anasının onu fersah fersah almış olduğu çaba hayret etti.

 

Bunlar nasıl insanlardı?

 

Hastanede bir kaç sivri sözüne ve ters bakışına denk gelse de önemsememişti Firuze.

 

Anlaşılan büyük hata etmişti.

Miran sessizce, Firuze'nin anlattıklarını sindirmesini bekledi. Onun öfkeyle kızaran tenini çillerinin süsleyişine hep hayran olmuştu.

 

Dalmış bir arada oldukları günleri düşünürken,

 

"Ne olacak peki şimdi?" Diye soran kıza,

 

"Hı?" dedi boş bulunarak. Firuze ise izlendiğini ancak o zaman anladı öfkeyle kızaran teni utançla bir ton daha kızardı.

 

"Ne olacak şimdi diyorum?" Diyerek terslendi bu utancı bastırmak için.

 

"Biz yarın sabah İstanbul'a gideceğiz tedavi için... Sana üç yol sunmaya geldim Firuze..." Deyip elindeki dosyayı biraz ileri itti.

 

"İlki yarın bizimle gelip,bu süreçte yanında olman." Dediğinde Firuze'nin itiraz etmesine fırsat vermeden devam etti, "Gelmek istemeye bilirsin, ama Asım için de olsa Narin ile beraber hareket edeceğiz. Bu sadece bir teklif... Gelsen de gelmesen de." Deyip elindeki yüzüğü gösterdi. "Ben evliliğimin sorumluluğunu bilerek hareket edeceğim. İçin rahat olsun." Dediğinde öfkeyle cama döndü Firuze.

 

Miran'a güvenmiyor değildi ama yanlız yollamak da istemezdi. Fakat gururunu hiçe sayıp peşine takılmak da içine sinmiyordu.

 

"Diğer iki yol ne?" Dedi sinirini içinde tutmaya çalışarak.

 

Miran, Firuze'nin gelmeyeceğini biliyordu ama tahmin etmek başka kulağınla duymak başkaydı.

 

Elindeki dosyayı ve üzerinde ki banka kartını az daha ileri itti,

 

"Aslında burda bir seçenek var ama senin seçimin onun yönünü belirleyecek."

 

Genç kızın anlamlandırmaya çalışarak önündekilere bir bakış atıp kendine dönen yeşillerine hasretle baktı,

 

"Bizim bu evliliğe başlarken ki şartlarımız ile şimdi durduğumuz yer aynı değil Firuze, sen sığınacak güvenilir bir liman arıyordun, ben de kaderime teslim olmup bana biçilen rolün gereğini yaparak ağalığı almıştım." Deyip derin bir nefes aldı. "Ben sana mehir olarak o konağı verirken de, vekaletini alıp üzerine geçirirken de orada gözün olmadığını biliyordum. Orası senin için bir yuva değil hapishaneydi çünkü..."

 

Firuze'nin yeniden kendinden kopup dışarıya yönelen bakışları aynen öyle der gibiydi.

 

"Ben bencillik ettim, sana bensizde hayatına devam edebileceğin imkanı sağlamam gerekirken, kendi ailemin canını yakmak için senin mehir hakkını kullanmış oldum." Deyince Firuze'nin kaşları çatıldı.

 

Tamam aynen öyle olmuştu ama Miran'ın bu niyetinin kötü olmadığını biliyordu. Sırf can yakmak için olsa sözde kalırdı ama konağın tapusuna kadar vermişti.

 

"Miran..." Dedi ama adam konuşmasına izin vermedi,

 

"Niyetim kötü olmasa da bak bugün benden yüzünü çevirsen kapısını örtüp başını sokacak bir evin yok. Senin yerinde başkası olsa bu yaşananlardan sonra o konağı başımıza yıkardı, ama sen asaletini de alıp gittin." Dediğinde ilk defa eski Firuze gibi baktı karısı.

 

Kırgın değilde kıyamaz gibi...

 

Bu kadardı işte kini öfkesi...

 

"Derya hanımların yan evini aldım, Bekirlerin karşısında kalan boş ev, artık senin. Konağın ederi belli kalan parayı bu karta yatırdım..." Deyip Firuze'nin eline uzanıp tuttu.

 

"İster kendine bir düzen kur, istersen bu imtihandan döndüğümde benimle yaşayacağın bir yuva hazırla. Seçme hakkını elinden almak istemiyorum ama ikinci seçeneği seçersen bu adamın da hayatta ilk defa evim deyip kapısına aşkla geleceği bir yolu olur." Derken sesi çatallandı Miran'ın.

 

Firuze'nin gözünden bir damla usulca kaydı...

 

Önündeki kağıtları alıp ayaklandı, çaktırmadığını sanarak sesini temizledi, hafifçe burnunu çekti.

 

"Sağlıkla gidip dönün, inşallah Asım'ın güzel haberlerini duyarım." Deyip üst dudağını ısırdı ağlamamak için "Şimdiden hayırlı yolculuklar." Deyip arkasını dönmüştü ki,

 

"Sana da bilet aldım Firuze." Diyen Miran ile duraksadı. Hafifçe başını çevirdi "Gelmeye karar verirsen aklında bulunsun." Derken sesi ümitsiz bir ümitle doluydu adamın.

 

Anladığını belli eden küçük bir baş hareketi ile ayrıldı kaferyadan...

 

Firuze'yi uykusuz bir gece koynunda ağırlarken Zelfi kasıklarında ve belinde derin bir sızı ile gözlerini açtı...

 

Kadınların her ay ağrısını sızısını yaşayıp hormon dengeleri ile beraber tahammül seviyelernin de alt üst olduğu regli döngüsünü evliliği içinde ilk defa misafir ediyordu. Bacaklarını karnına doğru çekip cenin pozisyonu alarak biraz rahata kavuşmayı hedefledi ama faydası olmayacağını kendide biliyordu.

 

Usulca yatakta doğruldu, Cihan'ın kuş uykusunu bildiği için yakalanmadan gidip bir ağrı kesici içmek istiyordu. Uyanırda acı çektiğini görürse sebebini anlamadan peşini bırakmazdı ve bu doğal bir döngü olsa da eşiyle paylaşmaktan çekiniyordu.

 

Usulca ayaklanıp parmak uçlarında çıktı odadan, buzdolabını açıp ağrı kesiciyi buldu. Bir bardak su ile şifa dileyerek midesine yolladı. İşin kötüsü hem çok üşüyor, hemde midesi bulanıyordu...

 

Genç kızlığının ilk regli tecrübelerini yaşadığı zamanlardan bu güne en çok şefkat beklediği dönem bu ağrıları çektiği zamanlar olurdu. Annesinin şefkat elini en çok bu zamanlarda arardı.

 

Gözleri dolunca dudaklarını birbirine bastırıp burnunu çekti...

 

Evli barklı kadındı ama utanmasa köşeye çekilip zırıl zırıl ağlayacaktı.

 

Cihan üzerine düştükçe çocuklaşıyor muydu ne? Hiç Zelfi'lik haller değildi ya bunlar...

 

Eski bir alışkanlıkla kendi sırtını kendi sıvazlayıp çöken omuzlarını dikeltti, ağır ve sessiz adımlarla odalarının yolunu tuttu. Banyoya geçip gerekli hazırlığını yaptıktan sonra usulca yatağa girecekti ki bu hareketlilik Cihan'ı uykusundan uyandırdı.

 

" Zelfi..." Diyerek uyku mahmuru bir sesle yerinde doğruldu. "Niye kalktın bir şey mi oldu?" Diye sordu.

 

Yavaşça yatağa girdi genç kız,

 

"Su içmeye inmiştim." dedi gözlerini kaçırarak.

 

İkisinin gözleri de komidinin üzerinde ki bardaklı baş ucu sürahisini buldu. Cihan'ın hafifçe çatılan kaşları ile baş ucundaki abajurun düğmesine dokunması aynı anda oldu.

 

Zelfi'nin solmuş rengini ve saklamaya çalıştığı ağrısını görmesi de kaçınılmaz olandı.

 

"Hasta mısın güzelim? Rengin solmuş." Dedi karısına yaklaşırken.

 

Yanak içini hafifçe ısıran Zelfi,

 

"İyiyim Cihan..." diye geveledi ağzının içinde.

 

"Değilsin." Diyen ses kendinden bu kadar emin olmasa konuyu kapatıp yatağın bir köşesine kıvrılacaktı Zelfi. "Kabus mu gördün?" Derken yaklaşmaktan vazgeçip hafifçe geri çekilen adamın inceliği ile zaten dolmak için fırsat kovalayan gözleri puslu görmeye başladı.

 

"Cihan güzeli..." Dedi adam ne yapacağını bilmez bir bocalamanın içinde "Benden mi korktun? Çıkayım mı odadan?"

 

Bu sözler ile ilk gözyaşı yanağına süzüldü Zelfi'nin, Cihan'ın açtığı mesafeyi kapatıp kollarını boynuna doladı,

 

"Hiç bir yere gitme sadece sana ihtiyacım var." Dedi ağlamaklı çıkan sesiyle.

 

Bu sarılışı beklemeyen Cihan bir iki saniyelik şaşalamanın ardından kollarını ince bedene sardı. Boynundan burnuna dolan kokusunu içine çekti derince,

 

"Sen iste yeter ki gülüm asla yörüngenden çıkmam." Dedi ortamın ağırlığını dağıtmak isteyerek. "Ama ne olduğunu söyleki benim de için rahat etsin. Hımmm?"

 

Küçük bir kız çocuğu gibi burnunu çekti Zelfi,

 

"Hasta olmuşum..." Diye mırıldandı.

 

"Hasta olmuşsun...?" Dedi Cihan ilk etapta anlamayarak. "Yani...?" Dedi sorarca. "Doktora gidelim istersen?"

 

"Yok..." Diye geveledi Zelfi "Öyle değil... Hep olur... Yani her kadın olur yaaa... Offf..." Dedi başını Cihan'ın göğsüne biraz daha gömerek.

 

"Ha?... Haaaa...." Diyerek aydınlandı Cihan. Kollarında ki koca bebeği biraz daha sarıp sarmaladı "Karnı mı ağrıyormuş benim karımın..." Dedi.

 

Bulunduğu konumda fazlaca memnundu Zelfi,

 

"Belim de çok ağrıyor..." Derken ilk defa regli olmuş bir kız çocuğu gibi çıkmıştı sesi.

 

Cihan sıcak eli belinin üzerinde dolaşmaya başladı,

 

"Kıyamam ben güzelime..." Dedi şefkat dolu bir sesle. "İlaç içmeye mi gittin? Bulabildin mi?"

 

Dudakları büküldü acının etkisiyle, beli ikiye ayrılmak ister gibi ağrırken bu şefkatli sıcak kollar nasıl iyi gelmişti,

 

"İçtim ama hemen geçmez, üşüyorum da... Midem de bulanıyor." Dedi Cihan'ın sıcağına sokularak.

 

Kollarında ki kadının bu hali Cihan'ı hem çaresiz bırakıyor hem de kendine sığınıp sarıldıkça göğsünü yarıp içine saklayası geliyordu.

 

" Sıcak su torbası vardır, bulup geleyim..." Dediğinde,

 

"Ben bakındım bulamadım." Dedi Zelfi.

 

"Songül'ü kaldırayım olmazsa o bilir yerini..." Dediğinde,

 

"İstemem kimseden birşey, sen de gitme geçer birazdan." Diye itiraz etti Zelfi.

 

Bu Songül meselesi Cihan'ın da midesini bulandırıyordu artık... Bu işin derinini bi Hesna'ya sormak lazımdı...

 

"Tamam gitmiyorum sen yönlendir o zaman beni." Dediğinde Zelfi göğsünden uzaklaştı göz göze geldiler.

 

"Senin sıcağın iyi geldi..." Deyip gözlerini kaçırdı "Sarılır mısın bana?"

 

Sarsılmaz mıydı?

 

Hem de büyük bir memnuniyet ile...

 

Fakat sırtını kendisine dönüp bedenini bedenine yaslayan Zelfi ile derince yutkunmak zorunda kaldı...

 

Sol kolu sevdiğine yastık olmuşken sağ kolunu Zelfi'ye sardı.

 

Bacaklarına kadar vuran ağrının etsiyle bacaklarını kendine çeken Zelfi'nin kalçaları istemsizce geriye yaslandı...

 

Derin bir yutkunuş sesi duyduğunda yaptığını fark eden Zelfi uzaklaşacak oldu ama buna fırsat kalmadan karnının üzerinde Cihan'ın sağ elinin masaj yapar gibi dolandığını hissetti.

 

İnce penyenin üzerinden sıcaklığını hissettiği el ile tüm bedenine o sıcaklık yayıldı.

 

Bir zaman o şekilde kaldılar...

 

Zelfi ağrıyla mücadele ediyordu, Cihan uyanmak için şahlanan nefsiyle...

 

İkisinin nefes seslerinin doldurduğu odada dakikalarca ses çıkmadı,

 

"Tenine dokunmak istiyorum Zelfi... Sadece temas etmek... Müsaade eder misin?" Dediğinde Cihan'ın nefesleri normalden daha hızlı gelmişti Zelfi'ye.

 

Bu kez odanın loş duvarlarında Zelfi'nin yutkunuşunun sesi yankılandı...

 

Cihan'dan korkmuyordu...

 

Ama artık bunu ispat etmek lazımdı değil mi?

 

Kocasının göbeğinin alt kısmına masaj yapan elini kavradı usulca ve az evvel ki temasta arada kalan ince penye pijamayı aradan çıkarıp kasıklarının az üzerine bıraktı Cihan'ın elini...

 

ikisi de hareketsiz kaldılar önce... Sonra Cihan'ın eli, bu geceyi kasılmaları ile Zelfi'ye zehir eden rahmin üzerine bir örtü gibi kapandı. Baş parmağı göbek deliğinin biraz altını okşayarak dolandı hafifçe...

 

Saçlarını kokladı, boynundan nefeslendi, güzel sözler söyledi...

 

Türküler mırıldandı...

 

Ağrı bedeninden sıyrılıp Zelfi uykunun kuyusuna düşene kadar bu döngü devam etti.

 

Uyuyan karısının gevşeyen bedeni kendine daha çok yaslandığında burnundan derin bir nefes aldı, yatağın yanında ki küçük süs yastıklarına uzanıp Zelfi ile kendi nefsi arasına masum bir bariyer oluşturdu. Elini yine bir gün belki evlatlarına koza olcak diye umutlandığı rahmin üzerine yerleştirdi. Hayaller arasında gezinerek uykuya daldı...

 

(Cihan seni yazmak çok keyifli be adam)

Bölüm : 04.05.2026 17:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...