
Başım ağrıyor. Uyuşmadan hemen sonra bazen böyle oluyor. Sanki kafatasımın içinde bir kafatası daha var ve küçük geliyor. Beynimin çevresinde her zerresiyle baskı yapıyor. Kabuğuna sığmıyor gibi hissettiriyor. Bu hisse alışamadım bir türlü. Bugün günlerden ne acaba? Neyse Efe ile buluşunca anlarım. Benim gibi yaşamış olmak için yaşamıyor. Biraz meyve atıştırıp çıkayım dışarı. Bu kafesi de hiç sevmiyorum. İnsanlar ev yuva diyor ama bence kafes. Özgürlüğüm yok oluyor bu kafeste. Hiçbir şeye hükmedemiyorum. Neyse ne! Şuradan bir elma alıp çıkayım. Sokaklarıda sevmiyorum işin aslı. Ben neyi seviyorum ki? Özellikle insanları sevmiyorum. Kendi türünden bu kadar rahatsız olmak, sorgulanması gereken bir hareket. İnsanların bazılarına sadece tahammül edebiliyorum. Sevdiğim söylenemez. Belki sevmeye değer biri ile karşılaşmamışımdır. Bu düşünceyle avutuyorum kendimi genelde. Efe bekliyor beni köşede.
- Selam.
- Sanada selam.
- Nasılsın?
- Her sabah olduğu gibi. her şeyden nefret ediyor gibiyim.
- Bir güne de düzgün başla be adam.
- Boş ver şimdi bugün günlerden ne? Gene hangi saçmalıkla uğraşacağız?
- Düzgün konuş lütfen ibadetler hakkında. Kaçış günü bugün.
- Kim bilir neyden kaçacağız?
- Orasıda sürpriz.
- Ben geçen dev bir karıncadan kaçtım. Üç metre boyu vardı herhalde. Dev karınca nedir? Kim kurguluyor bunları?
- Bende bir sinek kuşundan kaçtım.
- Kuştan kaçılır mı? Sinek kuşundan hemde. Kuşla beraber yürüyüşe çıktım demek daha doğru olur. Bak gene adaletsizlik dürttü beni. Ben dev karıncadan kaçarken sen sinek kuşundan mı kaçtın? Bu nasıl bir adalet? Bu etkinlikleri neye göre planlıyorlar? Bir tarafta tatlı minnoş güzel mi güzel sinek kuşu,diğer tarafta dev asker karınca. Yok babanın damı!
Sistemin adaletsizliği sinirimi bozuyor. İyice katlanılamaz bir hal almaya başladı ve buna ses çıkaran kimse yok. Neden susuyor insanlar. Neden kabul ediyorlar. Sistem öyle bir korku sarmış ki kimse sesini çıkaramıyor. Benim gibi birileri olmalı. Bu fikirlerin tek bende olduğunu düşünmek istemiyorum. Bir ben olmamalıyım sistemi sorgulayan.
- Sende en büyük etki bırakan kaçışın neydi?
- Düşünmem lazım. Hepsi etki bırakıyor. Amaç bu değil mi? Kriz anında doğru kararlar alabilmeyi sağlıyor bu ibadet.
- Gene başladı sayın din adamı. Bunun daha kolay yolu yok mu? Mesela video oyunları gibi? Hep beraber oyun oynayarak da bu yetiyi kazanabiliriz. İlk akla gelen çözüm bu olmalı. Video oyunun içine hapsedilmemiz olmamalı.
- Dini konuları çok sorguluyorsun. Böylesi daha etkili ki bu şekilde ibadet olarak belirlenmiş.
- Dini konuları hiç sorgulamıyorsun. Asıl büyük problem burada bence. Din kisvesi altında bize ne işkenceler yapıyorlar farkında mısın?
Gözüm yürüyerek gelen Sedat’a ilişti.
- Hoş geldin Sedat.
- Hoş bulduk reis.
- Dini dayatmalar hakkında konuşuyorduk biz sen ne düşünüyorsun bu konuda?
- Din güzeldir reis. Şarkı söyleyen bir zürafa arıyorum. Hiç gördün mü?
- Sedat ciddi bir konu tartışıyoruz. Gözünü seveyim.
- Zürafalar ciddi yaratıklardır. Bir kez güldüklerini görmedim reis. Böyle düşünmen üzdü beni. Halbuki ne kadar ciddi ve zarif hayvanlar. Sakın bir zürafanın yanında bu şekilde konuşma. Neyse ben aramaya devam edeceğim.
Sedat uzaklaştı. Garip bir kişilik. Ciddi bir şey konuşmak neredeyse imkansız. Şahsına münhasır. Seviyorum ama. İçten içe onunda benim gibi düşündüğünü hissediyorum. Bu dünya ciddiye alınacak bir yer değil. Davranışlarını bu açıklar. Bu dünyayı neden ciddiye alacaksın ki? Alacaksın da ne olacak? Benim gibi dert sahibi olursun anca.
- O değil de, benim kaçışlarım genelde yakalanınca bitiyor. Sende durumlar ne?
- Evet genelde yakalanınca bitiyor.
- Sinek kuşuna yakalandın yani?
- Bir sinek kuşu ne kadar hızlı uçabilir biliyor musun? Bir bakıyorum solumda, bir bakıyorum sağımda. Hatırlaması bile ürkütücü.
- Doğru adı üstünde sinek kuşu. Hızlıdır muhtemelen. Biz bu teknolojiyi neden başka alanlar yerine burada kullanıyoruz onu da anlamıyorum. Geniş bir odaya girip sonrasında bir anda her şey peydahlanıyor. Üç metre boyunda dev karınca gibi.
- Kullanıyorlardır belki nereden biliyorsun? Bizim ulaşabildiğimiz yerler kısıtlı sonuçta.
Kısa bir sessizlik ve arada gelen “Sıradaki” sesleriyle sıramızda ilerliyoruz. Sonunda sıra bize geliyor.
- Sıradaki
- Hadi kemik.
Kapı açılıyor ve içeri giriyorum. Devasa beyaz bir oda. Sonunu görmekte zorlanıyorum. Birden sesler gelmeye başladı ve ortam karardı. Ayaklarımda bir su hissettim ve hızlıca birikintiye döndü. Güneş belirdi yukarıda. Bir kumsaldayım. Tropik bir adada olmalıyım sanırım. Lütfen tahmin ettiğim şey olmasın. Arkamdan bir ses “Klik Klik”. Görür görmez tüylerim diken diken oluyor. Bu hayattaki tek fobim. En nefret ettiğim şey. Denizde yürümek yerine yüzmeyi tercih etme sebebim ve normal boyutunda da değil. Dev turuncu bir yengeç! Hayır. Yengeçler en korktuğum yaratıklardır. Küçüklerine bile tahammül edemezken neredeyse benimle aynı boyda olan bir yengeççççççç. Yok anasının damı. Dur, dur, dur, anlaşabiliriz. Anneanneni koşuyor. Belli ki anlaşamayacağız. Çok hızlı. Suda koşmak çok zor ama koşmalıyım. Arada kafamı arkaya çevirerek kontrol ediyorum ama yan yan koşuşunu görünce daha ürkütücü bir hal alıyor. Su sesleri ve klik sesleri hiç bu kadar ürkütücü olmamıştı. Yan koşmak nedir. Dalga mı geçiyorsun? Bana bakarak koş bari. Kovalama olmalı bu aşağılama değil mandalina kabuğuuuu. Önce sağa sonra sola gidiyormuş gibi yaparak atlatmaya çalışıyorum, çocukken kovalamacalardan edindiğim kaçma taktiği. Olmuyor daha da yaklaşıyor. Doğruya on tane bacağı var istediği yöne hızlıca ilerleyebiliyor ve benim gibi suda yürüme konusunda deneyimsiz değil hatta uzman denebilir. Bu nasıl yengeç? Bu nasıl bir hız? Yengeçler neden koşabiliyor hababımınına. Pantolonumun ucundan kıskacıyla yakalıyor beni ve kendine doğru çekmeye çalışıyor. Direniyorum, var gücümle bacağımı çekiyorum. Suyun altından toprağa elimi saplıyorum ve kendimi çekiyorum. Bir yırtılma sesi. Pantolonum yırtılıyor ve kurtuluyorum ama ne fayda. Sinirlenmişe benziyor. Kıskaçlarını birbirine vurarak bana doğru dönüyor ve daha süratli koşmaya başlıyor. Su derinleşiyor. Kahretsin koşamıyorum. Daha hızlı olmalıyım, daha hızlı. yerde bir gölge beliriyor. Hızlıca belime doğru bir kıskacıyla uzanıyor. Bu kıskaçlar ne kadar büyük. Belimi kavrıyor. Sıkıyor, sıkıyor. Acıdan inliyorum. Seni düşünenin beynini silkeleyim ben. “AAAAaaaAAAAA”. Merhaba uyuşukluk.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
