
Selâm canlarım .
Bölüm geciktiği için öncelikle kusura bakmayın. En zor bölümlerden biri oldu benim için.
Hatta ağlayarak yazdığım yerler oldu. Bölümü yazarken yeri geldi ağladım yeri geldi güldüm. Ama sanki Aden ve Barlas'ı ilk defa kaleme alıyor muşum gibi heyecanlandım. Bölüm sonunda bir sürpriz var beklenen ve istenilen birşey di.
Oy verip yorum yapmayı unutmayın. Hesabımı takibe almayanlar takibe alırsa sevinirim. Hayalet okurlarım lütfen bir belirti gösterin. Emek veriyorum çok birşey istemiyorum sadece hesabımı takibe alıp veto atacaksınız. Lütfen bunuda çok görmeyin.
Tiktok hesabım: @fatma.uygun.wattp
Instagram hesabım: @haya.liyazar
Instagram okurlarım ile olan gruba katılmak isterseniz:
https://ig.me/j/AbaQPg7iE81jZz6K/
İyi okumalar bal larım.
______________________________________
Bazı gidişler vardır; insan ardında bir evi değil, kendinden bir parçayı bırakır. Kapılar kapanır, yollar açılır ama geride kalan boşluk, hiçbir mesafeyle ölçülemez. Çünkü her ayrılık, insanın kendisiyle kurduğu bir bağın kopuşudur.
Aden için yol, başka bir şehre değil, geri dönülmesi mümkün olmayan bir noktaya uzanıyordu. Seçmekle sürüklenmek arasındaki o sessiz yerde duruyordu şimdi. İstemediği bir kaderin içine doğru yürürken, bunun adına hâlâ "kader " denmesini kabullenmek zorundaydı.
Bazı kadınlar ses çıkarmadan teslim olur. Ne bağırırlar ne kaçarlar. Dirençleri sessizdir; kırılmamaya değil, parçalanmamaya yöneliktir. Aden de öyleydi. Susuyordu, çünkü susmak bazen hayatta kalmanın, hayatta tutmanın tek biçimiydi.
İçinde filizlenmeye başlayan duygular vardı Barlas'a karşı belki, ama bu, yaşananların ağırlığını hafifletmiyordu. Aksine, her şeyi daha acı bir hâle getiriyordu. Çünkü gönlün eğildiği yerde kader daha sert vururdu.
Ve bazı evlilikler bir başlangıç değildir.
Bir kapının kapanışıy dı bazı kadınlar için.
Bir hayatın sessizce elden bırakılmasıydı.
Bazı kadınlar sessizce büyür. Ne yüksek sesle isyan ederler ne de gözyaşlarını sergilerler. Güç, onların omuzlarında bir yük gibi taşınır. Aden de öyleydi. Susarak direniyor, kabullenerek ayakta kalıyordu. Dışarıdan bakıldığında dimdikti; içindeyse kırılmamak için tutunmaya çalışan bir kalp vardı.
Kışın soğuğu ile kara bulutlar Antep'in üzerine çökmüş, gökyüzü gri bir örtü gibi şehrin üstüne serilmişti. Yağmur henüz düşmemişti ama hava, yağmurdan önceki o ağır sessizliği taşıyordu. Evin içinde ise sabahın erken saatlerinden beri bir telaş vardı. Dün gecenin kına yorgunluğu henüz dağılmamışken, bugün Mardin yolculuğu için hazırlıklar başlamıştı.
Aden için zaman, daha ağır akıyordu. Bugün baba ocağından çıkacaktı. Çocukluğunun geçtiği avludan, sesini ezberlediği duvarlardan, anılarını , acılarını , çaresizliğini saklayan evden temelli ayrılacaktı. Geri dönmek mümkündü belki ama hiçbir dönüş, ilk gidişin bıraktığı boşluğu doldurmazdı. Çünkü insan bir kez gitti mi, geride bıraktığı hâliyle dönemezdi. İnsan bazı eşikleri bir kez geçerdi.
Dört yıldır bu evde yaşamıyor du ama çocukluğunun , gençliğinin büyük bir kısmı bu evde geçmişti. Çok acı çekmişti bu evde bedenen ve ruhen çok yara almış yeri gelmiş esareti de olmuş , büyük bir kayıp vermişti. Azda olsa güzel günleri de geçmişti elbette .Lakin herşeye rağmen bu konak Aden'in doğup büyüdüğü yuvaydı.
Aden, odasında yatağın kenarında oturuyordu.
Üzerindeki beyaz elbise, sade ama dikkat çekiciydi. Kolları transparandı; ince kumaş, teninin rengini belli belirsiz gösteriyordu. Elbisenin bel kısmı dar kesilmişti, ince belini ortaya çıkarıyor; belinden aşağıya doğru etekler genişleyerek dökülüyordu. Etek boyu ayak bileğinin birkaç parmak üzerinde bitiyordu.
Düğün yarın Mardin'de olacağı için baba ocağında gelinlik ile çıkamayacak tı. Bu yüzden gelinlikle olmasada beyaz bir elbise ile çıkmak istedi genç kadın.
Kahverengi saçlarının uçlarını şekillendirilmiş, hafif bir makyaj yapmış güzelliği ile yine bakışları üzerine toplayacaktı.
Dizlerinin üzerinde duran elleri sakindi. Ne titriyordu ne de sıkılıydı. İnsan bazen en çok, artık kaçamadığını anladığında durgunlaşırdı. Aden de öyleydi. Karar çoktan verilmişti; onun payına düşen yalnızca bu anın içinden geçmekti.
Bir yanı da deli gibi korkuyor du. Bilmediği bir şehir , yeni bir hayat , bir ömür aynı yastığa baş koyacağı bir adam vardı. Ve bu adamı tam olarak tanımadığının farkına varmıştı geçen haftalarda. Barlas ona bilmesi, görmesi gerektiği kadarını göstermiş ti.
Aden'in bakışları parmağındaki yüzüğe sabitlenmiş zihni derin düşüncelere çoktan dalmıştı. Bir kadın evlenirken sadece kocası ile evlen miyordu. Onun ailesi ile de evleniyor du . Eskilerin sözüydü bu ve gerçek bir sözdü. Aden , Barlas'ın ailesinde sadece Deva yı tam olarak tanıyordu. Cihangir ne kadar bir Karahan olmasada oda bu ailenin bir parçasıydı birde onu tanıyor du. İki kaynı vardı bir kaç defa görmüştü nasıl insanlar dı bilmiyor du . Sadece tek bildiği görüntü olarak Barlas'a en çok benzeyen Mirzaydı onun ilede bir iki defa ayak üstü çekinerek kısa sohbetleri olmuştu. Evin geri kalanı ise onlar hakkında birşey bilmiyor du.
Şehnaz hanım bir anne şefkati ile davranıyor du, Hesna hanım ise torunu gibi. Ama o eve girdiğinde de böyle olacak mıydı? Çünkü Aden'in Karahan konağına , onların örflerine ve adetlerine alışması zaman alacaktı. O evin düzenine alışması uzun sürecek ti. Çünkü bu evlilik onun rızası ile gerçekleşmemiş Aden'in adeta bel kemiğini kırmışlarda belini doğrultacak gücü koymamıştı. Belki herşey bam başka olsa Aden çabuk alışırdı. Ama şimdi hem Barlas'a alışmaya çalışacak he o evin düzenine uyum sağlayıp onlardan biri olmak Aden'i yeni bir savaşın ortasına atıyor du. Sersemlemişti genç kadın yaşadığı onca olaydan sonra da kendine gelmesi zaman alacaktı elbette.
Belki Barlas'ın, annesi, babası, kardeşleri kafasında oluşturduğu profil gibi olacaktı ama Elzem hanım işte Aden onu kafasında iyi biri gibi düşünemiyor du . Tiksinti ile bakması hele o nişan alış verişinde Aden'in burnundan getirmesi bunlar aklına geldikçe Elzem hanımın onu çok zorlayacağının farkınday dı. Kolay değildi alıştığın hayattan kopup sıfırdan yeni bir hayata yeni bir aileye sahip olmak .
Açılan kapı ile Aden daldığı düşüncelerde çıktı. Eslem hanım kapıyı iki defa tıklatmıştı ama Aden o kadar derine dalmıştı ki duymamış tı.
" Yine dalmış sın derinlere ne düşüyorsun kuzum ? " Kapattığı kapı ile kızına doğru ilerler iken gözlerini kızının üzerinde gezindirdi. Nede güzel olmuştu kızı. Her annenin isteğidir kızını telli duvaklı gelin edip onun yuva kurmasını görmek. Eslem hanım kızının yuva kurduğunu gördü ama bu yuva gerçek bir yuva olmayacak tı Eslem hanımım nezdinde. Çünkü bu evlilik kızına en başta cehennem kapısını aralamıştı.
Yapacak bir şey kalmamıştı artık, ne bir yol ne bir çıkış. Sadece dua ederek Allah'tan kızının mutluluğunu isteye bilirdi. Bir annenin duası evladını bin musibetten korur du.
Aden , yanına oturan annesine çevirdi bakışlarını. Zihninde adeta çığlık çığlığa dönen düşünceleri söyleyip söylememekte kararsız kaldı. Annesini üzmek istemyordu ama içini rahatlatacak sözleri de sadece annesinin edeceğini bildiği için söyleme kararı aldı.
"Anne..." dedi.
"Ben o aileye alışabilir miyim ?"
Eslem Hanım kızının ellerini avuçlarının içine aldı.
"Onların hayatına uyum sağlayabilir miyim?" diye devam etti Aden.
"Onlar gibi olabilir miyim ya da olmak zorunda kalır mıyım?" Bakışlarını annesine çevirip. " Bunlar kafamın içinde dönüp duran soruların bir kısmı. Ne yapacağımı, ne olacağını bilmiyorum anne." Zihninde cevabını bilmediği binlerce soru dönüp duruyor hangisinin cevabını bulacağını bilmiyor du.
Eslem Hanım derin bir nefes aldı. Sanki yıllardır içinde tuttuğu cümlelerin kapısı aralanmıştı.
"Bu evliliği kabul ettiğin ilk günü hatırlıyor musun?" dedi. Aden'i vaz geçirmek için ne çok dil dökmüş tü o gün ama kızını vaz geçiremediği ile birlikte oğlu ile de tehdit edildiğini öğrenmiş ti.
"Ne demiştim sana..."
Aden başını salladı.
Evlenince sadece bir adamla değil, onun hayatıyla da evlenileceğini...
Bir soyun içine girileceğini...
Bir düzenin parçası olunacağını...
"Evlenince sadece kocanla evlenmezsin," dedi Eslem Hanım.
"Onun ailesiyle de evlenirsin."
Bir an durdu.
"Şehnaz Hanım kötü biri değil Aden," dedi sakin ama net bir sesle.
"Söz konusu evlat olunca korur, kollar. Kendi evladı olsun, başkasının olsun fark etmez."
Aden annesinin sesindeki kesinliği hissetti.
"Hiçbir ana, evladının ayağına taş değsin istemez," diye devam etti.
"Evlat nedir, ne demektir iyi bilir. En az benim kadar sana annelik edeceğinden eminim."
Aden'in gözleri doldu.
"Diğerleri de kötü insanlar değil kızım," dedi annesi.
"Yıllardır tanırız, biliriz. Ama Elzem'e dikkat et o onların tam tersi bir kadın."
Sonra sesi biraz daha sertleşti.
"Barlas'a kızgınsın," dedi.
"Ben de kızgınım. Seni bu evliliğe mecbur bıraktığı için." Eslem hanım , Barlas'ın çocukluğunu bilir severdi taki kızını bu evliliğe zorlar iken verdiği zararı görene kadar.
Aden başını önüne eğdi.
"Ama kızım," dedi Eslem hanım, kızının çenesini usulca kaldırarak.
"Barlas'ın sana yaptığı kötülüğün karşılığını, ailesine saygısızlık ederek verme sakın. Sen saygıda kusur etmezsin bilirim ama insanlık hali canın yandı mı neyi yapmam dersen onu yaparsın."
Sözleri ağırdı ama adildi. Diğer yandan ise içten içe Barlas'a bileniyor du .
"Herkes kendi hatasının bedelini öder," dedi.
"Sen o evde başkasının günahını sırtına alma."
Bir an kızının gözlerinin içine baktı.
"Barlas'ın ailesine karşı saygıda, hürmette kusur etme kuzum ," dedi.
"Bu senin asaleti̇n olur."
Sonra sesi karardı, sertleşti.
"Ama," dedi.
"Saygısızlık gördüğün yerde de başını eğme."
Aden'in eli titredi.
"Seni kimsenin ezmesine izin verme," diye ekledi.
"Ne gelin sin diye, ne kadınsın diye."
Aden annesinin omzuna yaslandı. " Kadın olmak dünyadaki en zor şeydir ama sen benim kızım sın seni ben büyüttüm değer verene değer vermekten kaçınma değer görmediğin yerde de sakın ezilme başın hep dik olsun . Ben seni elimden geldiğince en iyi şekilde yetiştirdim Eroğlu soyundan geldiğini unutma Aden babanın kızı olduğunu unutma kuzum."
Bu sözler bir teselli değildi; bir kalkan gibiydi.
Gitmek hâlâ korkutucuydu.
Ama artık nasıl duracağını biliyordu Aden.
Bir nebze de olsa Aden'in içi rahatlamıştı. Barlas onu korur , kollar ezdirmezdi Aden bunu çok iyi biliyor du ama onun olmadığı yerde o konakta yanlız kalacakmış gibi hissediyordu. Farkında değil di ama Barlas'ın varlığına iyice alışmıştı.
Aden , başını annesinin omzuna yaslamış, Eslem hanım ise şefkatle eli kızının saçlarını okşayıp kuzusunun kokusunu içine çekip saçlarını öpüyordu. El kapısı baba ocağına benzemez di ha deyince de Eslem hanım gidemezdi. Anne kızın payına yine mesafeler yine özlem düşmüş tü.
Aden annesine biraz daha sokulup:
" İyiki benim annemsin." dedi . Eslem hanım iyi bir anneydi , anneliğin hakkını veren bir kadın dı.
Anne kızın konuşmasını bozan tıklatılan kapı ile Ferman ve Aras böldü.
Aras araladığı kapı ile başını içeriye sokup: " Yine kedi yavrusu gibi annemin kollarının arasına girmişsin cadı. Küçükken de böyleydin . " Gözlerinde hüzün vardı.
Aras'ın odaya girmesi ile Ferman da girdi . Gördüğü manzara karşısında kaşları çatıldı. Dün geceden beri Aden'in gözünden akan yaşa dayanamıyor du.
" Yinemi ağlıyorsun sen ? " diye homurdanmaya başladı Ferman. " Ulan madem ağlayacaktın ne diye evleneceğim diye tutturdun.Dün geceden beri ağlamaktan gözünde yaş kalmadı." Sesi sert değildi ama Ferman için oldukça zor bir gündü. Kızı gibi büyüttüğü kardeşi gidiyor du . Hemde dostum dediği adam ile evleniyor du. Bu durum Ferman gibi bir adamın kaldıramayacağı kader ağırdı. Düşmanın ihanetini taşıya bilirdi ama dostum, kardeşim dediği adamın ihaneti altında ezilip kalıyordu.
Aden göz yaşlarını silip dudaklarını büz dü. Ağlamamak için içinden savaşıyor du. " Ya abi ya " Sesi sitem eden çaresiz bir çocuk gibiydi.
" Ferman bu yaştan sonra almayayım seni ayağımın altına. Uğraşıp durma kızımla. Her genç kız baba ocağından çıkarken duygulanır." Ters bakışlarını Ferman'a sabitlenmiş ti. Oğlunun huyunu biliyor du bu evliliği kabullenmediği için Aden'i darlayıp dururdu .
" Birşey demedim . Hem ben boncuk gözlüme kıya bilirmiyim " Dedi annesinin bu tavrına buruk bir şekilde gülümseyerek.
Eslem hanım son kez kızının saçlarını öpüp oturduğu yerden ayaklandı. " Ben çıkayım siz abi kardeş biraz konuşun. Birazdan gelirler evi son bir kez kontrol edeyim yola çıkmadan." diyerek odadan çıkıp üç kardeşi yanlız bıraktı.
Aras'ın gözleri hala kardeşinin üzerinde oyalnıyordu. " Beyaz ne güzel yakışmış papatyama ." diyerek sessizliğini bozdu.
Kardeşinin yanına doğru ilerlerdi Aden de oturduğu yerden kalkıp Aras'ın kollarının arasına girdi. Bu kollar onun çocukluğu, sığınağıydı Aden için. Yıllardır ayrılardı o ayrılığın özlemi de ayrı ağırdı. Aras kardeşini güçlü kollarının arasına iyice çekti . Hiç bir zaman Ferman gibi baba figürü olamamıştı ama abiliğine diyecek yoktu. Araya beş yıllık bir ayrılık girsede onların kardeşlik bağı hiç bir zaman kopmamış bir birilerinden uzakta olsalar sıkı sıkı bağlanmışlardı. Tam herşey yoluna girmiş İstanbul'da yeni bir hayat için adım atmışlardı bu defada Aden'in evlilik kararı ile değişmişti işler.
Ferman bir birine sarılan iki kardeşine bakarken gözleri doldu daha düne kadar hepsi bu konağın çatısının altındalardı şimdi ise kız kardeşinin yeni bir hayata başlangıcı için toplanmışlar dı.
Ferman gözünden akan yaşı silip: " Ne çabuk büyüdün zaman nasılda akıp gitti." dedi hüzünlü bir sesle . " Şimdiki aklım olsa ne annemi ne de seni Antep'te bırakıp gitmezdim." Yıllardır içinde bu pişmanlık ile kıvranıp duruyordu. Aden , Aras'ın kollarından çıkıp dolu dolu gözleri ile kendine bakan Ferman'a baktı. Ferman gözünden akan yaşı gizlemek için başını yere eğdi.
Aden ,Ferman'a baktı. O güçlü adamın gözlerini kaçırışını gördü.
"İş, güç, kariyer..." diye devam etti Ferman. "Gücüme güç katayım derken sizinle geçireceğim yılları kaybettim."
Derin bir nefes aldı. "Tam yeniden başlayacağız dedim ama şimdi sen gidiyorsun be kızım."Dedi gözünden akan yaşı çaktırmadan elinin tersi ile sildi.
Aden , gözünden akan yaşla burukca gülümsedi. Ferman ile arasındaki mesafeyi kapatıp hiç beklemeden abisine sarıldı. Hayatta tek isteği annesi ve abileri ile birlikte bir hayat sürmekti. Ne para , ne pul nede başka birşey istemişti bu hayattan . Herkes için basit ve küçük olan bu istek Aden için paha biçilmez değer deydi. Kimse onun içindeki o aile özlemini bilemezdi. Ne zordu şu hayatta ailen var ama yok gibi olması, ne zordu ailen var ama herkes bir yere dağılmış olması. Bir annenin sıcaklığına sarılmak varken koca evde tek başına soğuk duvara sığınmak , iki abinin güvenli kanatları altında soluklanıp sığınmak varken kendine yaslanıp herkese karşı kendini korumaya çalışmak ne zordu. Herkes için sıradan küçük olan aile Aden için dünyadaki en değerli şeydi .
Başını abisinin göğsüne gömdü. Göğsüne sığınan küçük çocuk gibi olan kardeşinin yüzünü avuçları arasına aldı Ferman.
" Ben Aras'ı , evlendirecektim sen sırayı bozdun cadı." Diyerek Aden'in göz yaşlarını sildi buruk bir şekilde gülümseyerek .
" Şimdi hiç ağlayıp durma zaten seni o piç herife vermemek için bahane arıyorum."
Aras gülerek araya girdi:
" Ulan sen dururken niye beni evlendiriyor sun ? Hem senin kide hazırdı dün gece gördüm sizi." Sırıtma ya devam etti. Dün gece Deva ve Ferman'ı el ele görmüştü.
Ferman yüzünü buruşturarak:
" Nereden benim ki oluyormuş o süpürgeli cadı? Evlerden ırak o kız normal değil abisi gibi psikopat. Ben bacımı o psikopat herife kaptırdığım yetmezmiş gibi birde o psikopatımı alacağım?" Aklına dün gece Deva'nın hareketleri ve sözleri geldikçe resmen enerjisi düşüyor du genç adamın.
Aras kollarını göğsüne bağlayıp başını salladı:
" Gel sen onu benim külahıma anlat. Dün gece elini tutuyorken öyle demiyor dun ama. Sende normal bir adam değilsin Karahan kızı ile bir birinizi tamamlar sınız."
Ferman delici bakışlarını Aras'a çevirdi öldürmek istercesine.
" Sus lan birşeyi kırk defa dersen olurmuş." Deva yı tanıdığın dan bu güne resmen kadın görmek istemiyor du. Resmen illallah etmiş herkese bir söz bulan Ferman Eroğlu, söz konusu Deva olunca işte ona diyecek söz bulamıyor du. Çünkü kadın resmen dili ile Ferman'ı yerden yere vuruyor genç adamın savunma metodunu yerle bir ediyor du. Ama dün gece aralarında geçen o ince çizgi Ferman'ın kıskançlığı ile aşmış tı farkında bile değil.
" Ben hala Aden'i o siktiğimin piçinden" kolları arasında ki kardeşinin kulağını elleri kapattı kendince . Ama Aden o küfrü duymuştu."hala vaz geçire bilirmiyim diye düşünüyorum sen gelmiş o deli karıdan bahsediyorsun."
Genç kadın abisinin sözlerine göz devirip kollarının arasından çıktı.
" Abi gerçekten yeter ama kocama küfredip durma . " Önceleri Ferman'ın, kocasına sarfettiği sözlerini umursamıyor du ama bu aralar hiç hoşuna gitmiyor du. Kimsenin Barlas hakkında tek kötü söz söylese dâhi içini acıtıyor du." Koca koca adamlar sınız ikinizin arasında kalmaktan yoruldum. Bir biri ile kaşık yarıştıran iki elti gibi çekişip duruyorsunuz.İkinizde bir birinizi kabul etseniz iyi olur. Çünkü senin benim abim olduğun gerçeğini o , Barlas'ın da kocam olduğu gerçeğini sen değiştiremezsin."
Ferman çattığı kaşları ile ters ters kardeşine baktı.
" Ayıp ayıp" dedi kınarcasına " Otuz yıllık abinim ben senin iki günlük kocana değiştin."
Ferman'ın sözleri ile Aden ve Aras kahkahalarını tutamadılar.
" Pes vallahi pes abi." gülmekten zar zor konuştu Aras. " Duygu sömürüsü yapıp Aden'i vaz geçirmek için çok geç kaldın . İki hafta önce belki bir şansın vardı ama artık hiç şansın yok. Ben bile kabullendim artık Aden bir Karahan oldu sende kabullensen iyi edersin. Yoksa kalan aklında gidecek . "
Ferman asılan yüzü ile : " Sanki kabullenmek ten başka bir yol bıraktınız." Hala zor geliyor du kardeşinin evlendiğini kabullenmek. Aslında mesele kabullenmek değildi Aden'in üzülmesinden korkuyordu. Aniden aldığı karardan pişman olmasından korkuyor du. Çünkü Barlas'ın gözlerindeki o kara sevdayı görmüş tü Ferman. Aden pişman olup dönmek istese Barlas gitmesine müsaade etmezdi. Barlas'ın ,Aden'e olan o bağımlı tarafını görmüştü.
Aden , Ferman'a doğru yaklaşıp yanağına sulu bir öpücük kondurdu .
" Biliyorum endişelerin var ." Az önceki neşeli halinden sıyrılmıştı. " Ama hiç bir endişenin üzerine gidip yaşamadan göremeyiz. İyi yada kötü yaşayacağımız ne varsa kader bir kere yazmışsa ne yaparsak yapalım bunu değiştiremeyiz. " Kader ne yazarsa kul onu yaşardı ne eksik ne fazla bundan kaçış yoktu. Eğer bir kaçış olsa hiç kimse acı çekmez kaderin yazdığı acıdan saklanır dı.
" Ben gerçekten mutluyum benim için endişelenme. Sevdiğim adam ile evleniyoru. " Bakışlarını utangaç bir şekilde kaçırdı. " Sevdiğim gibi seviliyorum abi." Bakışlarını kaçırma sebebi abisinin karşısına geçip ilk defa bağırıp çağırmadan bir kaosun içinde olmadan sakin bir şekilde dile getirmesin den di.
O böyle görmüş böyle büyümüştü. Yaşadığı cografya ona bunu öğretmişti. Kolay kolay hiç bir genç kız abisinin karşına geçip te ben bu adamı seviyorum diyemezdi bu coğrafyada. Diğer yandan ise Aden ilk defa Barlas'ı sevdiğini söylerken sol yanı sıkışma mış o acıyı hissetmemişti.
Korkuyordu.
Bundan kaçacak bir yanı yoktu.Bilmediği bir eve, bilmediği bir hayata gidiyordu.
Ama en çok korktuğu şey bilinmezlik değildi.
Sevmekti.
Barlas'ın bakışı geldi aklına.
Dokunmadan dokunan, bir kelime etmeden seven , sevdikçe yakan o bakışlar...
O bakışların altında ilk kez canı yanmamıştı.
İlk kez seviyorum derken
yüreği kanamamıştı.
Bu daha da korkutucuydu.
İnsan yaralıyken sever mi?
Ya sevdikçe kanarsa?
Ama bir gerçek vardı.
Barlas'a doğru çekiliyordu.
İstese de istemese de.
Önceden seviyorum derken canı yanardı çünkü yalan olduğu gerçeği acıtıyordu. Ama şimdi Barlas'a karşı boş değil aksine seviyor du ama Aden bunun bilincine henüz varamamışt küçük bir his küçük bir yangın gibi hissediyordu ama öyle değil kendine geldiği zaman bu gerçeği anlayacak tı.. Çünkü geçmişte Barlas'ın açtığı yaraların izi buna müsade etmiyor du. Ama şöylede kaçınılmaz bir gerçek vardı: Aden o yaralara rağmen sevmeye başlamış ise o yaralar kabuk tutmaya başladığında çoktan kendini Barlas'a teslim edecekti.
Önemli olan sevmek değildi yaralıyken sevmeyi öğrenmekti. Engebeli yollardan geçen sevdanın kıymeti olurdu. Kabullenmek,sevmek zor olsada vaz geçmek imkansıza dönüşürdü. Zorluklarla elde edilen herşey kıymetli olurdu.Aden o kadar yara almasına rağmen genç adamın sevdasına kendince büyük bir adım atmıştı.
Genç kadın bakışlarını tekrar abisi ile birleştirdi. Elini kaldırıp Ferman'ın sol göğsünün üzerine koydu. " Burası rahat olsun ben mutluyum. Ve Barlas'ın beni daha fazla mutlu edeceğinden şüphen olmasın ." Barlas'a ve onun ile aynı evi, aynı odayı paylaşmaya alışmak zaman alacaktı. Ama Aden'in bildiği bir gerçek vardı Barlas'ın sevdasının bir sonu yoktu uçsuz bucaksız orman gibi ne başı belliydi ne sonu ve kocasına bir adım attığında kocası ona on adım gelirdi. Mutlu edeceğinden yana hiç şüphesi yoktu genç kadının. Tek sorun yaşadığı, Barlas'ın yaşattılarının ağrılığı yüreğinin bir köşesinde çöreklenmiş ti . Ha deyince geçmiyor, koparıp atılımıyordu o acı. Zaman gerekti .
Ve o zaman da gelecekti. Aden ne kadar yeni hayatı için endişeleri ve korkuyor olsa da bir karar vermişti. Barlas tan kaçmayacak tı ama ona doğru da koşmayacak tı. Temkinli adımlar ile yavaş yavaş ilerleyecek ti. Ne bir tam kaçış tı onunki nede tam teslim oluş. Araftay dı . Aden için oldukça zordu ama başka bir yol yoktu. Kocasından kaçmaya devam ederse hem kendi canı yanacak tı hem Barlas'ın. Aden acı veren taraf olmak istemedi heleki Barlas ona ilk defa acısını göstermişken . O günden beri bir tarafı Barlas'a kıyamıyor aksine o yara neyse acısını dindirmek istiyor du. Yarasının ne olduğunu bilmiyor du ama o gözlerde ağır bir yük kolay olmayan bir acı görmüştü.
Ferman, kardeşinin ettiği söz ve sol göğsünün üzerine koyduğu eli ile bedeni gerildi. Bilirdi Ferman kardeşi böyle açık açık bu konuları konuşmaz çekinir di . Ama şimdi Ferman'ın içini rahatlatmak , gözü arkasında kalmasın diye mutlu olduğunu gösteriyor du genç adamın nazarında.
Sol göğsünün üzerindeki eli avuçlarının arasına alıp dudağını bastırdı genç adam.
" Seninde için rahat etsin dağ gibi arkandayız ." Şartlar ne olursa olsun Ferman o ayrı kaldıkları, kardeşinin yanında olamadı o beş yılın açık bıraktığı ne varsa kapatacak yıkılmaz bir dağ gibi kardeşinin arkasında duracak tı. " Ama şunuda unutma Aden . Ben bu evliliğe sen seviyorum dediğin için daha fazla üzülme diye razı geldim. " Gerçekleri halının altına süpürme den direk söyledi. " Gün gelir seni üzer , mutsuz ederse gözünde tek bir yaş akmasına sebep olursa işte ozaman herşey değişir. Senin tek bir kelam etmene dahi müsade etmem çeker alırım seni serçe." Ferman kolay kolay Aden'e serçe demezdi. Ona en kıyamadığı zamanlarda, kardeşinin kıymetli olduğunu dokunanı yakacağını göstereceği zamanlarda serçe derdi.
Serçe en sert kışta dahi yaşardı yediği ayaza rağmen ama tek bir göz yaşı aktığı zaman ölürdü. Zorluğa dayanır ama yüreğinin acısına gelince ona dayanamazdı. Aden'in başını tekrar kollarının arasına alıp göğsüne bastırdı güven veren güçlü kollarını yıkılmaz duvar gibi sardı Aden'in etarafına. Başının tepesine bir buse kondurup: " Sende bu sözümü unutma olur mu?" Sözleri o gün geldiğinde yapacaklarının teminatıydı. Şüphesiz ki Aden istediği için göz yumduğu bu evliliğe gün gelirde Aden'in canı yandığı görürse yahut birgün gerçekleri öğrenir ise Aden'in tek bir söz söylemesine müsade etmeden çeker alırdı o konaktan. Ve hiç yapmam dediği herşeyide gözü kapalı yapardı şüphesiz.
Evin dışından gelen sesler ve kapının tıkırtısı, odanın içindeki o kırılgan sessizliği usulca yardı.
Dila başını aralıktan uzattı.
Yüzünde aceleden çok, içinde taşıdığı ağırlığın izi vardı.
"Geldiler gülüm," dedi. "Aşağıdalar."
O iki kelime, odanın havasını değiştirdi.
Sözcükler odanın içine düştüğü an, zaman yer değiştirdi.
Az önce edilen cümleler, göğüslerde biriken her şey bir anda geri çekildi.Hepsi bir anda vedaya dönüştü.
Artık gitme vaktiydi.
Aden, Ferman'ın göğsünden yavaşça ayrıldı.
Kopmak istemeyen biri gibi.Bir an durdu; nefesini toparladı.
Odanın köşesinde duran topuklu ayakkabılarına yöneldi.
Eğilip giyerken elleri titredi, başını eğdi.
Ayağa kalktığında ise istemsizce odanın içinde göz gezdirdi.
Bu oda...
Onun sığınağıydı.
Ne zaman yorulsa, ne zaman susturulsa, ne zaman içine kapanmak zorunda kalsa yolu buraya düşmüştü.
Duvarlar, söyleyemediklerini bilirdi.
Bu odada büyümüştü Aden.
Ama bu evlilik uğruna, bu evde çok da acı çekmişti.
Boyun eğmesi için sustuğu, itirazını içine gömdüğü geceler olmuştu.
Kendi sesini bastırdığı, gözyaşlarını yastığa akıttığı zamanlar...
Bu duvarlar, onun kimseye anlatamadığı tüm acılara şahitlik etmişti.
Şimdi giderken, yalnızca anılarını değil;
bu evde eğilen başını, içine attığı çığlıkları da ardında bırakıyordu.
Bu kapıdan çıktığında, bir daha buraya aynı Aden olarak dönemeyeceğini biliyordu.
Ne kadar isterse istesin, ne kadar özlerse özlesin...
Bu ev onu artık çıktığı gibi karşılamayacaktı.
İçine çöken hüzün ağlamaya benzemiyordu.
Bu, daha sessiz, daha derin bir vedaydı.
Ferman'ın bakışları kız kardeşinden bir an olsun ayrılmıyordu.
Ayrılık vakti omuzlarına ağırlık gibi çökmüştü.
Aras da sessizdi; az önce edilen her sözü bölmeden dinlemiş, hiçbirine karışmamıştı.
Ama onun da gözlerinde aynı veda vardı.
Ferman bir adım attı, sesi yumuşadı.
Aden'i en iyi tanıyan adamın sesiyle konuştu:
"Üşürsün sen," dedi.
"Hava buz gibi çabuk hastalnırsın .Kabanını almadan çıkma." Kardeşinin ne kadar narin olduğunu bildirdi. Aden onun elinde büyümüştü. Kış bastırmaya başladığı andan Aden'in elleri ve ayakları buz gibi olur ısınmazdı üşümesi başlar sık sık hastalanır.
Dila hiç beklemeden gardroba yöneldi.
Aden'in uzun beyaz kabanını aldı, ardından çantasını.
Elindekileri göğsüne bastırdı bir an; sanki Aden'in yükünü hafifletmek ister gibi.
Aden'e döndüğünde gözleri doluydu.
Hiçbir şey söylemedi.
Ama o bakış, yanındayım demeye yetiyordu.Onlar kuzen değildi sadece; yıllardır birbirine omuz olmuş iki kız kardeşti.
Artık gerçekten gitme vaktiydi.
Ferman kolunu uzattı.
Aden, her zaman sığınak bildiği o kola, tereddüt etmeden girdi.
Her zaman sığınak bildiği yerdi orası.
Önden Ferman ve Aden onların ardından Dila ve Aras birlikte çıktılar. Aden ve Ferman önde yürürken bir adım geride Aras ve Dila yan yana yürüyordu. Üzerlerine ayrılığın hüznü çökmüş bir şekilde.
Üst kattaki merdivenlerden ağır ağır indiler.
Sonra konağın bahçesine açılan o uzun merdivenlerin başına geldiler.
Ve oradaydı Barlas.Merdivenin sonunda duruyordu.
Heybetli bedeniyle, dimdik.
Üzerinde siyah bir takım elbise, onun üzerinde yine siyah bir kaban vardı.
Dünkü kına gecesinden sonra misafirlerin bir kısmı dağılmış, bir kısmı otellere yerleştirilmişti. Bir kısmı Mardin'e dönmüş tü.
Bu sabah kalanlar da yola çıkmıştı.
Ama yine de iki tarafın da yakınları oradaydı:
Barlas'ın amcası, teyzeleri, dayıları, kuzenleri, dostları...
Aden'in amcaları, halası, teyzeleri, dayıları, kuzenleri...
Kalabalık birleşmişti.
Uğultu hâlinde konuşmalar yükseliyor, herkes aynı yere bakıyordu.
Aden'in gelişine.
Barlas, merdivenlerin başında onu gördüğü an nefesi kesildi. Bu bir hayranlık değildi; bu, insanın içinden bir parçanın sökülüp karşısına dikilmesiydi. Aden, beyazın içinde dururken Barlas için bir kadın olmaktan çıkıyordu. Evi , yuvası, aklı, kalbî nefesi oluyordu. O an, bütün hayatının anlamı tek bir bedende vücut bulmuştu.
Bakışları Aden'e değdiğinde, içinden yükselen şey sevda kelimesinin bile taşıyamayacağı kadar ağırdı. Bu, iliklerine kadar işleyen, kemiklerini titreten, insanı hem ayakta tutan hem diz çöktüren bir bağlılıktı. Kadına olan sevdasının yüreğinde can bulmuş haliydi.
Barlas, onu izlerken dokunmuyordu ama dokunmaktan daha derin bir şey yapıyordu:
Aden'i içine alıyordu.
Bakışlarıyla onu sarıyor, gözleriyle koruyor, kalbiyle mühürlüyordu. Sanki Aden düşse, dünyanın bütün yükü Barlas'ın omuzlarına binecekmiş gibi...
Ve bunu isteyerek yapıyordu. Yanıp kül olmaya razıydı; yeter ki Aden'in ayağına taş değmesin.
İçinde bir suç vardı. Ağır, keskin, inkâr edilemez.
Onu bu evliliğe mecbur bıraktığını biliyordu. Aden'in canını yaktığını, ruhunda iz bıraktığını... Ama bazı sevdalar vardır; insanın bütün doğrularını, bütün ahlakını, hayasını ,bütün düzenini darmadağın eder. Barlas için Aden, uğruna yanlış olmayı bile göze aldığı tek doğruydu. Kadına duyduğu bu his herşeye değerdi yok olmaya dahi.
Aden'i hak etmediğini biliyordu belki. Ama vazgeçmek işte onu hiç yapamazdı. Çünkü vazgeçmek Aden'i bu dünyada savunmasız bırakmak demekti. Bakışları kadına kitlemiş dünyadaki en değerli varlık, tek gerçeğe bakar gibi bakıyordu. Koyu gözleri kadının üzerinde gezerken adeta parlıyordu. Karısı artık ait olduğu yere geliyordu, evine, yüreğine , hayatına. İçinde anbean büyüyor du beyazlara bürünmüş kadın.
Aden merdivenlerden inerken o bakışı hissetti.
Üzerinde gezinen, kaçamayacağı bir ağırlık gibi.Barlas'ın gözleri yalnızca bakmıyordu; bakışlarıyla seviyor, sahipleniyor du. Ama bu sahiplenişte tehdit yoktu. Tam tersine, diz çöken bir adamın teslimiyeti vardı.
Aden, ilk kez bir adamın kendisine bu kadar derin, bu kadar çıplak bir sevdayla baktığını hissediyordu. Utandı. Kalbi hızlandı. İçinde bir şey, sessizce yer değiştirdi.
Çünkü Barlas ona bakarken sadece güzel bir kadına bakmıyordu.
Kırılmış ama kirlenmemiş bir ruha bakıyordu.
Ayağa kalkmayı bilen, kendi emeğiyle var olmuş, masumiyetini kaybetmeden hayatta kalabilmiş bir kadına bakıyor du.
Ve Aden, bütün yaşadıklarına rağmen hâlâ böyle görülebiliyordu. Başını eğmeden, eğilmeden bükülme den dimdik.
Bakışları çarpıştığında zaman bir anlığına sanki zaman durdu.
Aden'in içinde küçük bir korku kıpırdadı; ama bu korku, kaçma isteği değildi. Bu, sevmeye yaklaşmanın ürkekliğiydi. Canını yakan bir adamın, aynı zamanda onu en derinden saran adam olduğunu kabullenmenin sızısıydı. Herşeye rağmen böyle sevilmenin ,sevmeye başlamanın.
Aden ilk kez fark etti:
Sevmek bazen güvenle değil, yarayla başlardı. Tıpkı onların ki gibi.
Barlas'ın bakışlarında tek bir söz vardı, yüksek sesle söylenmiyor du ama gözleri herşeyi söylüyor du:Yıktım ama yeniden inşa etmeye ömrümü veririm.
Ve o an ikisi de biliyordu;
Bu sevda, kaçılacak değil, katlanılacak bir kaderdi.
Aden ve Ferman merdivenlerin son basamağına geldiklerinde, bahçenin içi bir anda zılgıtlarla doldu.
Bu eskilere dayalı bir adetti.
Sesler yükseliyor, kadınların sevinci havaya karışıyor, zılgıtlar duvarlardan yankılanıyordu. O zılgıtlar bir düğünün neşesini değil, bir kızın baba ocağından ayrılışını yeni evine gitmek için ilk adımı atışını anlatıyor du.
Barlas'ın gözleri hala Aden'in gözlerindeydi sanki gözünü ayırsa buharlaşıp uçacak tı. Herşey bir rüya da uyanınca karanlık hayatına geri dönecek gibi. Barlas'ın , karısında ki bakışları Ferman'ın sesi ile ayrıldı.
"Barlas," dedi.
Sesini yükseltmedi.Ama sesi, zılgıtların arasından bıçak gibi geçti.
"Ben sana sadece kız kardeşimi vermiyorum."
Bir an durdu.
Sanki kelimelerin ağırlığını tartıyordu.
"Ben sana büyüttüğüm kızımı veriyorum.
Canı yandığında ses etmeden gelip yanıma oturan beni abi gibi değil baba bilen kızımı. Ben tökezlediğim de beni ayakta tutan gücüm dayanağım olan yanımı veriyorum."
Bakışları sertti ama titremiyordu. Bu konuşmayı yapmak oldukça zordu onun ağırlığıda vardı genç adamın üzerinde.
"Serçemi veriyorum sana."
Serçe...
Ferman onu en çok korumak istediğinde böyle çağırırdı.
Aden'in parmakları istemsizce kasıldı.
Ferman bunu hissetti ama devam etti.
"Gözün gibi bak ona," dedi. Bu sözleri söylerken yıkılmaz bir dağ gibi dimdik duruyordu sesi titremiyordu ama içi titriyor du. İçindeki o sarsıntıyı iyi gizliyor du bunu yapmak zorundaydı. Hayatı boyunca da böyle olmuştu zaten.
Bir adım daha yaklaştı.
"Ona olan sevdanı inkâr edecek değilim.
Ama sanma ki bu, sana bakışımı değiştirir."
Sesindeki sertlik, ilk kez açıkça hissedildi. Hala istemediği sesindeki sertlikten kendini belli ediyor du.
"Serçemin ayağına bir taş değer,gözünden bir damla yaş akarsa..."
Bakışlarını Barlas'ın gözlerine çiviledi.
"Ne ona olan sevdanı tanırım,
ne de seni."
Bir nefes aldı.
"O zaman Karahan olman da bir hüküm etmez bende."
Sustu.
Daha fazlasını söylemedi.Zaten gerek de yoktu.
Barlas, Ferman'ın sözleri bittiğinde hemen konuşmadı. Dik duruşundan da ödün vermedi.
Kalabalığın fısıltıları bir uğultu halindeydi.
Ama Barlas fısıltıları duymayacak kadar Ferman'ın sözlerine takıldı. Az önce söylenen her kelime Aden'in kalbi kadar ağırdı.
Gözleri önce Ferman'daydı.
Sonra...
İstemeden, kendiliğinden Aden'i buldu . Bu bir alışkanlık tı artık genç ağa için.Barlas'ın gözleri binlerce kalabalığın içinde de olsa, yuvasını, kadınını ait olduğu kahveleri bulurdu. O gözler Barlas'ın yolu, sonu, sonsuzluğuydu. Gözleri dahi biliyordu ait olanı,ait olduğunu buluyor du.
O bakışta ne sevdası, ne merhameti ,ne arzu gizledi,ne suçluluğunu sakladı.
Orada yalnızca çıplak bir sevda vardı.
Yanıp kül olmayı göze almış bir adamın bakışı.
Sonra tekrar Ferman'a döndü.
" Ferman " dedi gözleri tekrar karısını buldu. " Ben senden bir eş almadım , ben senden bir hayat aldım." Onun hayatının sorumluluğunu aldım; onu korumayı, sahip çıkmayı ve tüm yaşamını benimkine bağlamayı kabul ettim . Demek ti. O iki cümlenin anlamı buydu ve Barlas iki cümle uzatmadan laf kalabalığı yapmadan söylemiş ti.
"Onun canına dokunacak her şey," diye devam etti,
"önce benden geçer.Bil ki o acı benden geçmeden ona varmaz." Sesi çelik gibiydi güvenilir bir teminat.
" Gözüne yaş ayağına taş değmeyecek" Ferman da ki bakışlarını Aden'e çevirdi. O çok sevdiği kahve harelere tutundu . "Çünkü serçe artık benim serçem. "
Sözleri ile sahipleniyor benim diyordu. Aden'in yüreğini birkez daha titretti genç adam. Genç kadının gözlerinde bir parıltı dudağında küçük buruk bir tebessüm oluştu. Kalabalık birkez daha Barlas'ın karısına olan sevdasına şahitlik etti.
Ferman tek kelime etmeden Aden'in kolundan çıkıp kolları arasına alıp sarıldı. Kulağına kadının duyacağı şekilde fısıldadı.
" Mutlu ol abim ,hep mutlu ol ." diyerek alnını öptü. Öyle uzun uzun sarılmadılar ama koruyucu sıcaktı o kollar. Aden bu defa Ferman dan ayrılıp Aras ile sarıldı. Ferman'ın tam tersi Aras herkesin duyacağı tondan konuştu: " Ne olursa olsun ben hep burdayım . Abi gel demen yeter benim için papatyam ." diyerek oda alnını öptü.
Kalabalık imrenmişti kadının abileri ile olan bağını .Bu coğrafyada nadir rastlanan birşey di her kadın ailesi yönünden şanlı olmuyordu. Barlas'ın bakışları da üstüne eklenince Aden'in iki tarafta da şanslı olduğunu gördüler. Bir kadın için paha biçilmez birşey di hem abileri hemde eşi tarafından saygı görüp sevilmek. Ama bilmedikleri birşey vardı kader ona bir yerden vermiş bir yerden almıştı.
Aden arkasını döndüğünde kocasının bakışlarını gördü . Barlas'a doğru dönüp bir kaç adımda yanına varması ile sıcak eller soğuk ellerini avuçları aldı. Aden evden ayrılmadan önce âdetleri yerine getirecek aile büyüklerinin elini öperek hayır dualarını alarak çıkacak tı.
Kalabalığın uğultusu arasında birlikte Ayfer Hanım'ın yanına yürüdüler.
Barlas, adetin ağırlığını bilen bir adam dı, birkaç adım kala Aden'in elini bıraktı.Aden o an elini bırakan sıcak elin boşluğu hissetti ama dimdik durdu.
Bu topraklarda kadınlar, boşluklarını kimseye göstermemeyi küçük yaşta öğrenirdi.
Aden, babaannesinin önünde eğildi.
Ayfer Hanım'ın elleri yılların yükünü taşıyordu; sert ama sıcak, kırışık ama güçlüydü.
Aden o elleri öperken, çocukluğunu da öptü sanki.
Konağın taş duvarlarını, sabah dualarını, suskun akşamları...
Aden geri çekileceken torununun başını iki eliyle kavrayıp kendine çekti Ayfer hanım.Bu sarılış başkaydı.
Bir babaanenin sarılışı değildi sadece.
Bir kadının, başka bir kadını yeni yuvasına uğurlayışıydı.
Ayfer Hanım'ın kolları güçlüydü.
Yılların, kayıpların, suskunlukların gücü vardı o kollarda.Aden'in saçlarını okşadı. O an Aden için dünya daraldı; çocukluğunun, güveninin, evinin kokusu doldu içine. Kısa süren sarılmadan sonra Ayfer hanım geri çekilip Aden'in yüzünü avuçları arasına aldı.
Ayfer hanım yılların ağırlığını taşıyan sesi ile konuşmaya başladı. " Kendi yuvana gitme vakti geldi kızım." Dedi sesindeki şefkatle. "O ev artık senin evin ,o ocak senin ocağın. O insanlar senin ailen bundan sonra . " Ayfer hanım sesinde o yaşanmışlığın ağırlığı vardı.
Sesindeki titreme bastırılmıştı.
"Kadın evinde güçlü olursa, ev ayakta durur,ama kendini kaybederse ev de yıkılır. Evine kocana sahip çık" dedi.
"Sen de güçlü ol. Ama kalbini sertleştirme.Yuvanı da kendini de koru."
Yılların görüp geçirmişliği sesine sinmişti; sanki hayatın tüm yükünü büyük bir tevekkül ve sükunetle taşımayı çoktan öğrenmişti.
"Susup içine atmayı çok iyi bilirsin sen," dedi torununu iyi tanıyor du."Her şeyi sineye çekmek marifet değildir. " Dedi kederli bir şekilde tebessüm ederek.
"Kırıldığında söyle.Canın yandığında susma ki bir birinizi yanlış anlamadan kırıklar büyümeden sarasınız. "
Bahçedeki herkes hayatın getirdiği her fırtınayı dingin bir liman gibi karşılamış; yılların birikimini kelimelerine nakış gibi işlemiş bir kadının torununa verdiği öğütleri dinliyor du.
Bir an durdu, Aden'in ellerini tuttu.
"Saygını eksik etme.
Ama suskunluğunu da kimseye borç bilme.
Ezilmeyi sabır sanma.
Haddini bil ama haddini aşan olursa sınırını çiz. Kendin olmaktan vaz geçme."
Bu sözler nasihat değil, hayatta kalma bilgisiydi.
Aden'in saçlarını okşadı.
"Allah ayağına taş değdirmesin.
Evinin kapısından huzur eksik olmasın.
Yuvan sağlam olsun"
Aden dolu dolu gözler ile babaanesinin verdiği tüm nasihatleri dinledi. Bu sözler boş değil di Aden yeri geldiğinde bu sözlerin hepsini yapacaktı.
" Bir güne birgün başımızı öne eğdirmedin yavrum . Annenin sana verdiği emekler helaldir. Şunu da unutma güzel kızım ne yaşar san yaşa bu evin kapıları ardına kadar sana açık sen bu evden hayır duasıyla çıkıyorsun . "
Aden'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Babaannesinin omzuna yaslandı.
Bu sarılış, evden çıkmadan önceki son sığınaktı.
Ayfer Hanım torununu bıraktığında gözleri doluydu ama duruşu hâlâ dimdikti yıllara meydan okuyor du hâlâ.
Barlas bir adım öne çıktı.
Saygıyla eğildi, Ayfer Hanım'ın elini öptü.
Ayfer Hanım Barlas'a baktı. Karşında ki heybetli beden dim dik duruyordu. Barlas'ın çocukluğunu da bilirdi o zamandan böyleydi.
Uzun uzun değil; tartarak baktı.
" Benim torunum narindir , kırılgandır ama zayıf değildir. Kırılırsa susar, sustu mu zor toparlanır. Kırılsa bile susarak taşımasını bilir ama taşınmayı da hak eder." Sesi ne sertti ne yumuşak.
Hüküm gibiydi. " Toruma önce yurt, sonra ev iyi bir eş ol evladım."
Barlas dik duruşundan ödün vermeden ağır bir şekilde başını salladı.
"Başımın üstünde yeri var.
Evim de, yolum da onunla tamam."Barlas'ın sesi sakindi ama sözü ağırdı.
Ayfer Hanım başını yavaşça salladı.
Aden gözlerindeki yaşı sildi sonra Eslem Hanım'ın yanına geldiler .Aden annesinin karşısında durduğunda, dizlerinin bağı çözüldü artık tutunacak yeri kalmamış gibiydi.
Eslem Hanım'ın gözleri doluydu ama ağlamıyordu.
Ağlamak lüks sayılırdı bu coğrafyada; güçlü kadınlar gözyaşını içine akıtırdı. Eğilip annesinin elini öptü.
Eslem Hanım kızının ellerini tuttu, onu kendine çekti. Kollarının arasına aldı kuzusunu. İstemediği hayata yolcu ediyor du.
Eslem Hanım, kızının kulağına eğildi.
Sesi titremedi, çünkü titrerse Aden dağılırdı:
"Gittiğin yer senin kaderin değil kızım.
Kendini kaybettiğin yer olmasın yeter. Seni Allah'a emanet ediyorum kızım ondan başkasına emanet edemem. " Kimse duymamış tı bu sözleri ama Barlas duymuştu. Eslem hanım hala öfkeliydi ona ve bu öfke sıradan bir öfke değil di bir annenin evladı için içinin yanmasının öfkesiydi .
Aden başını annesinin omzuna yasladı.
O an ne gelin olmak ağır geldi ne de gitmek.
Ağır gelen tek şey, kalmaktı aslında... ama kalamamak.
Bu, bir annenin kızını bırakışı değildi yalnızca;
yıllarca içine atılan korkuların, uykusuz gecelerin, gizli duaların sarılışıydı.
Aden annesinin omzuna yüzünü gömdü.
Bir an için dünya yok oldu.
Sadece bu koku vardı.
Bu ev.
Bu kadın.
"Güçlü ol," dedi Eslem Hanım, sesi titreyerek.
"Gittiğin yerde kendini eksiltme."
Aden başını salladı ama boğazındaki düğüm konuşmasına izin vermedi.
Bu sarılış uzadıkça uzadı;
biri bırakmak istemedi, diğeri bırakmayı beceremedi.
Sonunda Aden geri çekildi.
Gözleri doluydu ama ağlamadı.
Bu evden ağlayarak çıkmayacaktı.
Bu defa anne kızın vedaları sessiz ve göz yaşı akıtma dan oldu. İkiside bir biri için göz yaşlarını içlerine akıtılar. Çünkü birinden biri ağlarsa diğeri de ağlar bu veda ızdırapa dönüşür dü.
Barlas ta Eslem hanımın elini öpmek için karşın da durduğunda Eslem hanım kin ve nefret dolu bakışları ile baktı karşındaki genç adama. Sonra bakışlarını başka tarafa çevirerek Barlas'ın elini öpmesine müsade etti. Allah biliyordu ya Eslem hanım elini öptürmeyi geç genç adamın adını duymaya tahammülü yoktu .
Barlas, kayın validesinin bu tavrını anlayış ile karşıladı. Kadın olmaktan önce bir anneydi kayın validesi. Annesinden bilirdi Barlas bir annenin ciğeri yandığında nasıl davrandığını.Kızına az acı yaşamamış tı bunun bilincindeydi . Eslem hanımın yerinde olsa kendisi daha çok şey yapardı evladının canı yandığı için sessiz kalmaz cellat olurdu bu yüzden di Eslem hanıma olan anlayış. Diğer yandan ise Eslem hanım emeği de vardı üzerinde.Eğilip elini öperek alnına koydu . Sonra ise karısının yanına geçti.
Aden'in bakışları istemsizce sağ tarafa kaydı.
Amcası ve yengesi oradaydı. Amcası bu evliliği kabul etsin diye saçlarından sürükleyip babasının öldüğü yere değersiz bir varlık mış gibi attığı gün Aden için bitmişti. Bunca yıl yaptıklarını yutmuş, sesini çıkarmamış bir güne bir gün saygıda kusur etmemiş amcası büyüklük nedir bilme sede Aden küçük olduğunu unutmayıp duracağı yeride haddini de bilmiş ti. Saçlarında sürüklediği o günden sonra genç kadın, amcasına olan saygısını yitirmesede saygı duyacak bir tarafı da kalmamıştı nazarın.Yengesinin yaptıklarını hiç hatırlamak istemiyor du bile.
Şimdi ise hiç birşey olmamış gibi yüzüne bakıp ellerini öpmelerini bekliyorlardı. Adeta yüzlerinin astarları yırtılmış tı yaptıkları onca zulüm, her türlü kötülüğü yapmış hayasız lardı.
Şimdi ise onların önünde eğilip o kötülüğe bulanmış ellerini öpmek zorundaydı. Onlar için değil kalabalığın içinde ailesinin yüzünü yere eğecek bir harekette bulunmamak içindi. Allah görüyordu Aden ne amcasının nede yengesinin önünde eğilip canını yakan o eli öpmek istemiyor du.
Yaptıkları dün gibi geldi aklına. O öpmesi gereken eller haftalar önce saçlarını yoluyor du.
Söylenen sözler, yüklenen suçlar yapmadığı halde yaptı dedikleri herşey ne namusu , ne onuru ne gururunu bırakmışlardı.
Boyun eğsin diye sıkıştırılan hayatı.
Sırtında gezinen o eski sızı...
İzi çoktan silinmişti belki ama
acı, hâlâ oradaydı.
Derinlerde.
Aden bir adım atacak gibi oldu.
Alışkanlıkla ona böyle öğretilmiş bir itaatle.
Ama tam o anda Barlas onun elini tuttu.
Sıkıca tuttuğu eli bırakmamak ta kararlı bir tutuş tu.Aden elini sım sıkı avucu arasına alan sıcak elle durdu.
Şaşkınlıkla Barlas'a baktı.
Barlas başını eğmedi aksine biraz daha dikleştirdi.Gözleri Behram bey ve Eyşan hanımın durduğu o yöne bile kaymadı. Onların görüntüsü dâhi rahatsız ediyor du genç ağayı.
Sadece Aden'e doğru eğildi.
Sesini alçalttı ama kelimeleri sertti:
"Eli öpülmeye değmeyen adamların önünde bir daha eğilme." Kaşları hafif çatılmış kızmaya başladığını gösteriyor du.
Aden'in bakışları kocasının gözlerinde asılı kaldı. Bakışlarını kalabalığa çevirdiğinde tüm bakışların üzerinde olduğunu görünce tekrar kocasına döndü.
" Barlas he-" içide almıyordu amcası ve yengesinin elini öpmek ama kalabalığın içinde ailesini küçük düşürmek te istemiyordu tam itiraz edecektiki Barlas sert bakışları ile sözünü kesti elini daha sıkı kavrayıp .
"Geçmişini taşımak zorunda değilsin," dedi.
"Ben buradayken hiç değilsin. Bugün geçmişin de sırtına yük olan kim varsa burda bırakacak sın. " Söylediklerini sadece genç kadın duyuyordu ama çelik gibi sertti sesinin tınısı.
Kalabalık bir şeyler fark etti ama kimse bir şey diyemedi. Kimin haddineydi Barlas Karahan'ın hareketlerini sorgulamak. Herkes bunu çok iyi biliyor du Eroğlu ailesi dahi biliyordu.
Aden'in göğsünün ortasında bir şey titredi.
İlk kez...
Birinin onu durdurmasına izin verdi.
Barlas'ın avcunu daha sıkı kavradı. İlk defa ailesinde sırtına yük gibi binen iki insanı orda omzundan atmış, ilk defa saygısını orda bozmuştu.Bu, yeni hayatına adım attığı ilk dakikada bir ezilmenin sonuydu da. Kocası onu beş kuruş etmeyecek insanların önünde eğilmesine izin vermemiş aksine daha dik durması için elinden tutmuştu.
Behram bey ve Eyşan hanımın yüzü düştü Barlas'ın bu hareketi ile ama bozuntuya vermediler. Kalabalık hareketle nince Barlas , karısının elini tutup bir kaç adım atarak kenara çekilip bekledi.
Barlas'ın bakışları yine boncuk gözlü karısınday dı. Ne çok seviyor du bu kadını. Belki abartı gibi duruyor du ama Barlas için öyle değil di. Bu kadın onun yeniden doğuşu, yeniden nefes alışı, en önemlisi yeniden insan olduğunu öğretmişti. Onun hayatı zifir karanlıktı tehlikeliydi, elleri kanlıydı, kokusu barut ve kandı. Ama Aden'i gördükten sonra yaşamak nedir tekrar öğrenmişti. Bir bebeğin doğduğu an ciğerlerini yakan ilk nefesi gibi nefes aldığını hissetmişti.
Kokusu barut ve kan olmaktan çıkmış karısının kokusunu sevmişti. Aden onun tehlikeli ve karanlık dünyasına ışık olmuştu. Bazı adamları kendine getiren kadınlar vardı Barlas'ı da kendine getiren küçük karısıydı.
Bakışları hala etraftaki kalabalıkta gezinip bir türlü kendine dönmeyen kadının bakışlarını kendine çevirmesini sağladı.
" Kabanını niye giymedin hasta olacaksın." dedi kızarcasına .
" Dila daydı ." Sözünün bitmesi ile Dila'nın yanına gelmesi bir oldu.
" Üşümüş sündür sen şimdi hemen giy. " Diyerek elindeki kabanı uzattı Dila.
Aden eline aldığı kabanı hızlı bir şekilde giyip çantasında aldı Dila dan .Belli etmemeye çalışıyordu ama kemiklerine kadar donmuştu resmen. Antep'in kışı sertti insanın iliklerine işleyecek kadar.Bir anda ensesinde hissettiği el ile ürperdi. Bakışlarını kocasına çevirdiğinde kabanın altında kalan saçlarını çıkarıyor du.
Barlas'ın elinin rotası bu defa Aden'in yüzüne dökülen saçları olmuş tu. Yanağında süzülen bir tutam saçı kulağının arkasına yerleştirdi. Aden ise kalabalıktan dolayı utanmış yanakları pembeleşmişti. Bu kadar ilgiye alışık değil di hele kalabalığın içinde hiç değil di. Bakışlarını kocasından kaçırdı. Bu esnada kalabalık gitmek için harekete geçmişti.
Saat ikindi vaktiydi yol uzundu. Kalabalık yavaş yavaş konağın kapısından çıkarken Barlas karısının elini tutarak kalabalığın önünde ilerliyor du. Bahçe kapısından çıkar çıkmaz önce karısının arabaya binmesi için kapısını açmış ardından kendisi şoför koltuğuna geçmişti . Kısa bir süre sonra herkes arabalara binmiş yola çıkmak için hazırlardı. Yarın düğün vardı ve Eroğlu ailesi bu akşam Karahan lar ağırlayacak tı.
Araba hareket ettiğinde Aden camdan dışarı baktı.
Taş duvarlar, demir kapı, avlunun köşesinde kalan o yaşlı ağaç...
Hepsi gözünün önünden ağır ağır çekildi.
Son dört yıldır bu evde yaşamasa da bu evde büyümüştü, bu evde kırılmıştı.
Bu duvarlar, onun suskunluğunu tanırdı.
Gözyaşlarını gizlemeyi, başını eğip sabretmeyi burada öğrenmişti. Bu evde kayıplar vermişti.Boyun eğmenin ne demek olduğunu da bu evde öğrenmişti.
Bu ev, ona sığınak olduğu kadar
onu dizlerinin üzerine çöktüren yerdi.
Yine de...
insan en çok canını yakan yere alışıyordu. Herşeye rağmen bu ev onun çocukluğu yuvasıydı.
Araba Antep'ten ağır ağır uzaklaşırken,taş evler, dar sokaklar, yarım kalmış anılar... Hepsi bir bir geride kalıyordu.Aden'in sessizliği uzadıkça, arabanın içindeki hava da ağırlaştı.
Bazı vedalar ses istemezdi; insanın içine çökerdi.
Aden başını çevirip Barlas'a baktı.
" Babamın mezarına götürür müsün beni? Birdaha ne zaman gelirim Allah bilir. " İçindeki o eksik gözlerine peydah olmuş sesi titremişti.Artık yanlız bir hayat yaşamayacak tı. Hayatı artık iki kişilik ti ve her istediği zaman çıkıp gelemeyecekti. Yeni hayatı, kocası sorumlulukları olacaktı. Bunun bilincindeydi.
Barlas gözlerini bir an yoldan ayırdı.
Karısına baktı.Sanki bu isteği zaten bekliyormuş gibiydi.
" Gidelim güzelim." dedi şefkatle .Sesi biraz daha yumuşadı. " İstersen yanında dururum ."
Aden'in gözlerinde minnet vardı
ama daha çok anlaşılıyor olmanın sızısı. O sızı belki de daha önce kimse onun için böyle ince düşünmediği içindi.Sessizce başını salladı bu defa yanlız kalmak istemiyor du o soğuk mezar taşının başında.
Barlas ise karısının içinde taşıdığı o eksikliği, o yarım kalmışlığı biliyordu. Elini uzatıp Aden'in parmaklarını avucunun içine aldı.
Sıkıydı bu tutuş; bırakmayacağını anlatan cinsten.
Aden'in elini dudaklarına yaklaştırdı, sessizce öptü.
Ne bir teselli cümlesi kurdu ne de acısını dillendir di.
Çünkü bazı acılar konuşulmazdı, paylaşılırdı.
Aden, elinin daha da sıkıldığını hissetti.
Barlas onun canının yandığı yeri biliyordu.
Ve orası sızladıkça, tutuşu daha da sağlamlaşıyordu.
Direksiyonu yavaşça kırdı.
Yol değişti.
Aden yeniden camdan dışarı baktı.
Ama bu kez boğazındaki düğüm biraz gevşemişti. Canının yandığı yere şefkat ile dokunan bir vardı artık kocası.
Gök yüzündeki kara bulutlar gittikçe ağırlaşmış yağmur yağdım yağacaktı. Yol akıp gitti Aden ise bakışlarını camdan ayırmadan yolu izledi. Barlas ise karısının elini bir an bırakmamış tı. Bu defa Aden de o eli sıkı sıkı tutmuştu ihtiyacı vardı o elin sıcaklığına. Arabanın içinde ağır bir sessizlik çökmüş tü. Ve Aden'in bu sessizliğini Barlas sevmiyor du. Ne zaman böyle sessizleş se içinde birşeylerin ağırlığını tek başına sırtlanıp yüreğini sızlattığını biliyor du.
Yol bitmiş gelecekleri yere varmış lar dı .Araba mezarlığın önüne geldiğinde durdu.
Aden kapıyı açmak için elini uzattı.
Ama daha kapıyı tam aralamadan gözleri mezarlığın çamurla koyulaşmış toprağına takıldı. Kışın ağırlığı toprağa çökmüştü; asfaltın bittiği yerden sonrası çamurdu. Elini kapıdan usulca geri çekti. Ayaklarındaki topuklularla oraya adım atamayacağını biliyordu. İlk adımda ayakkabının topuğu ıslak toprağa gömülür dü.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece gözleri bir mezarlığa, bir ayakkabılarına gidip geldi. Ayağındaki topuklu ayakkabıları ile o çamurlu yolda yürüye bilirmiyim diye kendince hesap yapıyor du içinden. Bir yandanda da yanına spor ayakkabılarını almadığı için kendine kızıyordu.
Barlas ise sessizce karısını izliyordu.
Aden'in inmemesindeki tereddüdü, o an susuşunu, bakışlarının yönünü... Hepsini fark etti.
"Ne oldu güzelim?" dedi, yumuşak ama dikkatli bir sesle.
Aden elbisesinin eteğini iki parmağıyla hafifçe yukarı çekti, topuklu ayakkabılarını gösterdi. Başını çok az yana eğdi. Ne şikâyet vardı yüzünde ne de naz; sadece bir durum tespiti.
Barlas başını iki yana salladı, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
"Siz kadınları hiç anlamıyorum," dedi. "İşkence gibi ayakkabılarla kendinize eziyet ediyorsunuz."
Ama sesinde kızgınlık yoktu.
Daha çok, sevdiği kadının canını acıtan her şeye karşı duyduğu bir itiraz vardı. Birde karısının topuklu ayakkabılara olan düşkünlüğünü bilmek vardı .
"Bekle," dedi.
Arabadan indi. Bagaj kapısının açılıp kapanma sesi mezarlığın sessizliğine karıştı.
Sonra Aden'in olduğu kapı açıldı. Barlas hafifçe eğildi elindeki spor ayakkabı ve çorabı Aden'in ayağının dibindeki boşluğa bırakıp, emniyet kemerini çözdü. Geri çekilip gözlerinin içine baktı.
"Bana doğru dön."
Aden dediğini yaptı. Yan döndü, ayakları arabanın dışına sarktı.
Barlas çömeldi.
Topuklu ayakkabıları çıkarırken parmakları Aden'in ayağına değdiği an durdu.
Soğuk tu olması gerekenden fazla soğuk.
Kaşları istemsizce çatıldı. Sanki bu üşüme biraz da onun gecikmiş sahiplenişiydi. Avuçlarını Aden'in ayağının etrafına sardı; ısıtmak ister gibi.
Hafifçe homurdanarak . "Ayakların buz gibi olmuş. Topuklu ayakkabı sevdan yüzünden hastalanacak sın."
Bu bir serzeniş değildi.
Bu, sevdiği kadının üşümüş olmasına katlanamayan bir adamın sesi gibiydi.
Aden'in ayak bileğini avucunun içinde tutarken başparmağıyla küçük bir hareketle orayı okşadı. Sonra eğildi.
Dudakları ayak bileğine bastırdı .
O an Aden'in içinden geçen ürperti soğuktan değildi.
Birinin, hiçbir karşılık beklemeden onu koruyuşuna ,bu kadar yoğun sevmesine alışık olmayışınay dı.
Bir öpücüğün bu kadar sessiz, bu kadar derin olabileceğini bilmiyordu. Birkez daha içinden birşeyler ılık ılık kocasına doğru akmaya başladı. Bu adamın sevgisini de ilgisini hissetmek alışkanlığa dönüşüyordu sanki.
Barlas çorapları tek tek giydirdi. Ardından spor ayakkabıları.
Ayakkabının bağcıklarını bağlarken yüzü ciddiydi. Sanki dünyadaki en önemli işi yapıyormuş gibiydi.
Aden onu izledi.
Bu adam diz çökmüyordu.Sevdiği kadının önünde kendiliğinden eğiliyordu. Hiç kimsenin karşın da eğilip bükülmeyen yeraltı hükümdarı Karahan ağası küçük kadının önünde diz çöküyor bununla da kalmıyor çorap ve ayakkabı giydiriyor du küçük karısına. Ah bu adam ne güzelde seviyor du . Her kadının isteyeceği türden. Ne ilgisini esirgiyor ne sevgisini gizliyor du.
"Bu ayakkabı kimin?" diye sordu istemsizce.
Barlas bağcığı bağlamayı bitirdi ama hemen ayağa kalkmadı.
Başını biraz daha eğdi. Ayak bileğinin biraz üstündeki açık tene dudaklarını bastırdı. Bu öpücük, öncekinden farklıydı.
Daha sahiplenen dudaklarının baskısı hissedilecek şekildeydi.
Sonra başını kaldırdı, Aden'in gözlerine baktı.
"Bugün o topukluları giyeceğini biliyordum," dedi sakince.
"O yüzden aldım."
Ayağa kalktı. Aden'in elini tuttu. Kavrayışı sıkıydı yanında olduğunu hatırlatmak için.
Aden arabadan inerken içinden geçen karmaşık duygu bir kelimeye sığmıyordu.
Barlas onu bu evliliğe mecbur bırakmıştı. Canını yakmıştı.
Ama şimdi...
Şimdi o adam, ayakları üşümesin diye diz çöken aynı adamdı. İnsan bazen en çok canını yakan yerde, en derin korunmayı hissedebiliyordu. Yarayı açan bazen şifa oluyordu. Barlas karısının elini avuçlarının arasına hapsetmiş bir şekilde mezarlık kapısından girdiler.
Mezarlığın içine doğru yürürlerken gökyüzü kurşuni bir renge büründü.
Hava ağırdı. Toprak ağırdı.
Sanki birazdan Aden'in içinden dökülecek kelimeleri taşıyamayacak gibiydi .
İlk damlalar düştü.
Sessiz, usul Aden'in gözünden akacak yaşlara eşlik etmek istiyor gibi .
Aden , babasının mezarına yaklaşınca Barlas birkaç adım geride durdu.
Yaklaşmadı. Yakın olmak istediği hâlde durdu.
Karısının babasıyla baş başa kalması gereken bir an vardı ve o anın sınırını bildi. Dilinden dökülecek acısını kendisinin varlığından dolayı çekinir diye geride durdu. Bedeni durdu ama karısının hemen gözlerine dolan yaşları ile ruhu çoktan yanında yerini almıştı.
Aden mezar taşının önünde durdu.
Taşın soğuğu dizlerinden yukarı doğru yürüdü sanki.
Ama asıl üşüyen yeri kalbiydi.
Yavaşça eğildi.
Avuçlarını taşın üzerine koydu.
Parmakları titredi. Taş soğuktu ama parmaklarını titreten taşın soğukluğun dan ziyade toprağın altındaki bedenin toprak ile çoktan bütünleşen kişinin babası olmasıydı. İçinde hala bir çocuk vardı genç kadının hala babasının gölgesine ihtiyaç duyan .
"Baba..." dedi.
Sesinden çok soluğu çıktı.
Yutkundu.
Boğazından geçen acı, kelimelere izin vermedi bir süre.
" Ben geldim " dedi gözünden akan yaşla başını yana eğdi küçük bir çocuğun boynunu büktüğü gibi . " Çok özledim seni . Eskisi gibi gelmiyorsun rüyalarıma baba. Geliyorsun ama gülümseyerek gelmiyorsun. Ne zaman gözlerimi kapatsam hep aynı yerdesin, hep o son saniyedesin kanlar içinde. Oysa ben seni sadece ölürken değil, yaşarken de görmek istiyorum. Eskisi gibi, sadece yanımda durduğun o rüyaları çok özledim. Benim için birkerecik eskisi gibi gelir misin?"
Başını biraz daha eğdi. Gözlerinden yaşlar damladı toprağa.
Barlas duyduğu sözler ile yüreği sıkıştı. Karısının acı çeken sözlerini duymaya dayanamazken karısı o acının için de yanıyordu ve şuanda elinden birşey gelmiyor du. Küçük yaşta karısının omzuna ne acılar birikmiş ti. Ama Barlas'ın bilmediği birşey daha vardı Aden'in o gece babasının yanında olduğunu bilmiyor du babasını o halde gördüğünü duymuştu. Görmüş olama ihtimali ağır iken yanında olma gerçeği daha da ağırdı.Barlas ta çocuktu o zamanlar ondördün deydi. Cenazedeki kalabalığın her biri birşey söylüyordu o zamanlar Aden'in babasını o halde gördüğünü duymuş aklında öyle kalmıştı. Ferman'a birgün olsun sormamıştı yarasını deşmek istemediği için.
Şimdi gerçeği öğrense karısının omuzuna yükledikleri yük için içi yandığı gibi onunla birlikte de göz yaşı döker di. Barlas çocukları severdi hiç bir çocuğa böyle cehenneme atmalarına dayanamazdı. Barlas'ın da gözleri doldu ama akmadı çünkü karısına dayanak olmak için yanındaydı.
Genç kadının gözünden akan yaşlara yağmur damlaları eşlik ediyor du.
"Sana birşey söylemeye geldim baba" dedi ağlamaktan boğuk çıkan sesiyle. "Evleniyorum gitmeden yanına gelip söyleymek istedim . Yanına eskisi kadar sık gelmeyeceğim kızma bana diye bil istedim." Sanki karşısında soğuk mermer yokmuş ta babası ile konuşan bir kız çocuğu var gibiydi.
"Evimizden elini öpüp çıkmak isterdim baba," dedi, sesi parçalanarak.
"Kapının önünde durup senin elini öpüp hayır duanı alıp sırtımı dayaya bileceğim çınarım olduğunu bilerek gitmek isterdim."
Nefesi düzensizdi artık. Dudakların dan hıçkırıklar firar ediyor du.
"Ben evden el öpmeye değil mezar taşını öpmeye geldim."
Bu cümleyle birlikte içindeki on dört yıl çöktü üstüne.
Barlas'ın da gözünden bir damla yaş firar etti. İçinde delice bir istek git gide artıyor du karısını kollarının arasına alıp sarıp sarmalamak acısını bir nebzede olsa dindirmek istiyor du ama yapamıyor du . Çünkü karısı mezar taşı ile değil de gerçekten babası ile konuşuyor gibiydi.
"Biliyor musun," dedi,
"Gözlerim sekiz yaşından beri hep seni aradı."
Gözlerini kapadı.
"Sesini unutmamak için çok uğraştım. Ellerinin sıcaklığını ,kokunu , başımı okşayışını."
Bir hıçkırık koptu içinden.
"Büyüdüm baba. Kadın oldum. Ama içimde hâlâ seni bekleyen o küçük kız hiç susmadı."
Yağmur biraz daha hızlandı.
"Annem diyordu ki," diye devam etti,
"beni görüyor muş sun."
Başını hafifçe kaldırdı, mezar taşına baktı.
"Buna inanmak zorundayım baba. Çünkü başka türlü dayanamıyorum."
Sesi yalvarır gibiydi.
"Eğer görmüyorsan ben bu yükü taşıyamam." Aden hep annesinin o sözüne tutunarak yaşamıştı.
Dudaklarını ısırdı.
"Yarın düğünüm var ," dedi kısık bir sesle.
"Ve içimde öyle büyük bir boşluk var ki sanki en önemli yerim eksik."
Bir an sustu derin bir nefes çekti ciğerlerine. Sonra, sitemle karışık bir acıyla gülümsedi gözlerinden akan yaşla.
"Sen olsaydın," dedi,
"beni vermezdi kimseye. Hele Barlas'a hiç vermezdin."
Burnunu çekti küçük bir kız çocuğu gibi.
"Onu öyle bir süründürürdün ki, hâlâ anlatırlardı."
Bu söz Barlas'ın içini paramparça etti.
Aden'in her kelimesi, her titreyen nefesi, göğsünün tam ortasına vuruyordu.
Canı yanıyordu. Gerçekten yanıyordu.
Bir adım attı.
"Baban hayatta olsaydı," dedi,
"yine seni bana verirdi."
Aden başını çevirdi.
Gözleri kıpkırmızıydı.
"Ne demek o?" dedi.
Barlas cevap vermedi.
Yağmur artık ince ince yağmıyor şiddetlen mişti , ıslatıyordu.
"Arabada anlatırım," dedi. "Üşüyeceksin. Gidelim mi?"
Aden cevap vermedi.Bir kez daha mezara döndü.
Eğildi dudaklarını soğuk mermer taşına bastırdı.Sonra alnını dayadı.
Öpecek bir baba eli olmayınca taşı öptü başını koydu. Bir kadın için can alıcı şeydi bu. İnsanın içini titretip o acıyı kemiklerinde hissettirecek kadar ağırdı kadının yaptığı bu hareket ve Barlas ta o acıyı kemiklerine kadar hissetmiş ti.
Genç kadının içinde o kocaman bir boşluk vardı.Ve bu boşluğun hiçbir zaman dolmayacağını biliyordu.
Geriye doğru bir adım attı.
"Gidelim," dedi.
Ama gözyaşları durmadı.
Sessiz sessiz aktı.
Barlas elini uzattı.
Aden'in elini tuttu.
Arabaya doğru yürüdüler.
Yağmur arkalarından mezarlığın üstüne çöktü.
Ve Aden, babasını geride bırakıp
bambaşka bir hayata doğru gidiyordu attığı her adımda. Bilmiyor du ki bundan sonra yanındaki adam bu hayattaki tüm eksiklerini tamamlayacak dı. Tek bir adam ona bir ev ,bir yuva, baba , dost, kardeş, eş olacak dı.
Barlas kapıyı açıp önce karısını bindirip emniyet kemerini taktı. Daha sonra direksiyon başına geçti arabayı çalıştırıp mezarlıktan uzaklaşmaya başladılar. Arabanın içinde büyük bir sessizlik çökmüştü tıpkı gökyüzündeki griden siyaha çalan bulutlar gibi. Kış ayı olduğu için hava hafif kararmaya başlamıştı. Yol akıp gittikçe arabanın içindeki sessizlik daha da ağırlaşıyordu. Tek bir söz söylenmiyor du ama Aden'in gözlerinden hala yaşlar süzülmeye devam ediyordu.
Araba Antep'i arkasında bırakırken Aden başını cama yasladı.
Şehrin ışıkları bir bir siliniyor, geriye yalnızca yağmurun gri perdesi kalıyordu. Camdan süzülen her damla, gözlerinden akanlara karışıyordu sanki.
Ağlıyordu...
Sessiz, kimseyi ürkütmeyen ama insanın içini parçalayan bir ağlayışla.
Omuzları titriyordu.
Bazen nefesi kesiliyor, bazen göğsünden kopup gelen derin bir iç çekişle yeniden ağlamaya başlıyordu.
Yirmi iki yaşında bir kadın değil de, sekiz yaşında babasını toprağa bırakan o küçük kızdı sanki yeniden.
Barlas'ın bakışları sık sık karısına değiniyor içi gidiyor du. Elinden gelse karısının acısını söküp alır kendi taşırdı.Barlas direksiyonu tutan ellerini daha da sıktı.
Susuyordu ama içinde kıyametler kopuyor du karısının o içli içli ağlayışına .
Çünkü bazı acıların kelimesi yoktu.
Ama karısının ağlayışı ona susmayı da yasaklıyordu.
"Ağlama güzel gözlüm," dedi sonunda.
Sesi sakindi ama içinde bir yerler cayır cayır yanıyordu.
Bu söz Aden'i sakinleştirmedi .Tam tersine içinde tuttuğu ne varsa kapakları kırılmış gibi açıldı.
Hıçkırıkları şiddetlendi, gözyaşları dur durak bilmeden aktı.
Antep geride kalmıştı.
Ama Aden'in içindeki mezar, hâlâ açıktı.
Barlas'ın kollarına ihtiyacı vardı.
O sığınağa ,o güvenli yere, sıcaklığına.
Ama bunu istemek bile ağır geliyordu. Utanıyor du bana sarılır mısın? Demeye .
Başını yavaşça çevirdi.
Yaşlarla bulanmış gözlerini Barlas'a kaldırdı.
Barlas bir an için gözlerini yoldan ayırdı.
O bakışlar buluştuğunda Aden'in içi daha da titredi.
"Üşüyorum," dedi fısıltıya yakın bir sesle.
Bu kelime, bir cümle değildi.
Bu, bana sarılır mısın?demenin Aden'ce hâliydi.
Bu tek kelime
Bir ricaydı.
Bir yalvarıştı.
Beni tut demekti. Gücünün kalmadığını göğsündeki ağırlığın altında eziliyorum dayanamıyor demekti.
Barlas karısının ne istediğini tek bir sözü ile anladı.
Zaten mezarlıktan çıktıkları andan beri karısını kollarının arasına almak istiyordu.
Arabayı yol kenarına çekti.
Yağmur şimdi daha sertti.
Silecekler camda hızla gidip geliyor, araba sanki dünyadan kopmuş gibi duruyordu.
Barlas önce kendi kemerini çözdü.
Sonra kabanını çıkardı.
Aden'e doğru eğildi, kemerini çözdü kabanını bacaklarının üzerine örttü.
Soğuktan değil...
Aden ona sarıldığında, teninin sıcaklığını hissetsin diyeydi. Tenin sıcaklığına sığınıp sakinleş sin istedi.
Yalnız olmadığını bilsin diyeydi.
"Gel güzelim," dedi yumuşak bir sesle.
Sağ kolunu karısına doğru uzattı.
Aden ise hiç düşünmeden ,tereddüt etmedi.
Barlas'ın açtığı kollara sığındı.
Başını göğsüne yasladı.
Kollarını beline doladı, sanki bırakırsa bir daha tutamayacakmış gibi.
Barlas onu sarıp sarmaladı. Sanki içine almak istercesine kollarını sıkı sıkı karısının etrafına sardı.
Bir kolu sırtında, diğeri omzundaydı.
Yüzünü Aden'in saçlarına yasladı.
Aden ağladı uzun uzun, doya doya.
Barlas hiçbir şey söylemedi.
Sadece sarıldı, varlığını ,sıcaklığını hissetsin diye saçlarına öpücükler konudur du. Karısının kokusu teni nasıl genç adamı sakinleştiriyorsa karısını kendi kokusuna alıştıracak kokusu ve sıcaklığı ile sakinleştirecek ti.
Aden ise ilk kez,acıdan kaçmadan,
kendini tutmak zorunda kalmadan,
birinin göğsünde parçalanabildi.
Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey budur.
Bir omuz , yüzünü gömeceği bir göğüs
sevgisini hissettiğin kalp ve sıcak bir beden.
Aden'in içindeki acı sadece babasının yası değildi, henüz bir çocukken omuzlarına bindirilen devasa bir yüktü. O daha çok küçüktü; çocukluğunu yaşaması gerekirken, kimse onun yaşını ve o minik kalbinin neleri kaldırabileceğini umursamamıştı. Babasının ölümünü, en vahşi haliyle ona izletmişlerdi. Babası hemen yanı başında, Aden'in gözlerinin içine bakarak son nefesini vermiş; o minik eller, daha hayatın ne olduğunu kavramadan babasının sıcak kanına bulanmıştı. Bu, kapanması imkânsız bir yara, ruhuna mühürlenmiş ağır bir travmaydı.
O günden sonra Aden için geceler bir dinlenme vakti değil, bir infaz alanına dönüştü. Her gece aynı kabusu görüyor, her sabah aynı dehşetle uyanıyordu. Hep aynı an, hep aynı çaresizlik.Yıllar geçtikçe zihni ona en acımasız oyununu oynamaya başlamıştı .Babasının o sevgi dolu yüzü, gülüşü, bakışları hafızasından yavaş yavaş silindi; yerini sadece o korkunç son anın, babasının nefesinin kesildiği o görüntünün netliği aldı. On dört yıldır bu böyleydi.Aden, dışarıdan ne kadar zayıf ve kırılgan görünse de, yaşadığı bu dehşete rağmen aklını yitirmeden dimdik ayakta kalabilmiş, mucizevi bir kadın dı.
On üç yıl boyunca bu yükle yaşadı. Bir gün bile aksatmadan psikolojik destek aldı. TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) tanısı koynulmuştu; ancak kâbuslarının sıklığı ve gerçekliği o kadar şiddetliydi ki, geceler den nefret eder olmuştu. Elbette bu tedavi edilemeyecek bir rahatsızlık değildi normal hayatına devam ede biliyordu ama giden çocukluğu olmuştu. Dile kolay; ömrünün yarısı, o bir gecelik izi silebilmek için heba olmuştu.Babasını kaybedeli on dört yıl olmuş on üç yıl boyunca en ağır ilaçları kullanarak ayakta durmuştu.
Şu son bir yıldır ilaçları hayatından çıkarmıştı. Vücudu, yıllarca alıştığı o kimyasal destekten yoksun kaldığı için ara ara şiddetle sarsılıyor, isyan ediyordu; ama Aden inatla direniyordu. O çocuk artık bir kadındı ve kendi gücüyle nefes almak istiyordu. Ancak hayatın acımasız bir kuralı vardı: Aldığı tüm o destekler ve ilaçlar, travmayı yok etmemiş; sadece zihninin derinliklerinde uyutmuştu.
Yaşadığı en ufak bir sarsıntı, en küçük bir stres bu uyuyan devin uyanmasına yetiyordu. Nitekim abisi ve Barlas'ın kavga ettiği o gece, Aden'in içindeki baraj kapakları patlamış sinir krizi geçirmişti ama bu evlilik uğruna yaşadıklarının ağırlığından farkına varmamıştı.Geçirdiği sinir kriziyle birlikte o eski rahatsızlığı, o kanlı kabuslar ve zihnini istila eden görüntüler tüm şiddetiyle geri dönmüştü ama kimseye birşey söylememiş kendi kendine geçe cek diye düşünüyor du. Herşey stresten diye kendini avutup duruyordu. Birde o kadar olayı yaşarken üstüne birde Savaş'ın evine geldiği gece eklenince on üç yıllık emek bir gecede sarsılmış, Aden için o kaçınılmaz geri dönüş başlamıştı. Şimdi her şey başa sarıyordu; Aden yine o elleri kanlı, çaresiz çocukla yüz yüze geliyordu her gece gördüğü kabuslar da.
Şimdi kendini avutuyordu ama zaman ilerledikçe tekrar başa dönme ihtimalini hiç düşünmüyor du... Hayat genç kadına hiç acımamış darbe üstüne darbe indirmişti. Ve şuanda yaşadığı o acıyı ilk defa birine çıplak bir şekilde gösteriyor du. Yaşadığı hiç birşey küçümsenecek kadar küçük değildi.
Ve yaşadığı herşeyin ağırlığı yeniden omuzlarına çökmüş kocasının göğsüne sığınmıştı.
Aden uzun bir süre konuşamadı. Sadece ağladı. Barlas'ın göğsünde, yıllardır tutup da kimseye göstermediği, ruhunun kuytularında biriktirdiği ne varsa döküldü göz yaşlarıyla.Hıçkırıkları yavaş yavaş kesildiğinde bile bedeni hâlâ dinmek bilmeyen bir fırtınanın artçısı gibi titriyordu.
Sonra zar zor sesi çıktı. Kırık, parçalı, her kelimesi canından bir parça koparan zorlanan bir ses.
"Zaman geçtikçe" dedi, nefesi sanki o an duracakmış gibi yarıda kesildi. "Babamı özlediğim için kimsenin yanında, kimsenin omzunda ağlayamaz oldum."
Hıçkırıkları kelimelerin arasına, en keskin yerinden sıkışıyordu. Barlas, kolları arasında ki karısının her bir titremesinde kendi canından bir şeylerin eksildiğini hissetti.
"Ben ağlayınca annem de ağlardı," dedi Aden, gözyaşları Barlas'ın gömleğini ıslatırken. "Onu dayanak olmam gerekirdi güçlü durmam gerekirdi. Ben babamı kaybettim annem sevdiği adamı, aynı ömrü aynı yastığı paylaştığı adamı kaybetti onun acısı benim acıma denkti . Annemi üzmeye hakkım yoktu."
Barlas'ın kolları biraz daha sıkılaştı; sanki karısını daha sıkı sararsa parçalanan ruhunu bir arada tutabilecekmiş gibi. İçi parçalanıyordu, Aden'in her cümlesi Barlas'ın kalbine saplanan birer ok gibiydi ama hâlâ susuyordu. Çünkü Aden ilk defa bu kadar çıplak, bu kadar korumasız konuşuyordu. Ve karısının acısını bilmek istiyordu ona dayanak olmak , yaralarını sarmak için.
"Aras" dedi Aden, dudakları kontrolsüzce titreyerek. "O ne benim gibi nede Ferman gibi değil. O içine atar. Kimseye belli etmez. İçine kapanır, dünyayla bağını keser. İçten içten acısının kendini kemirme sine izin verir ama tek kelime etmez.Onunki daha ağır. Ben ona da yük olamazdım."
Bir an durdu, acısı genzini yakıyordu. Sonra sesi daha da kısıldı, hüzünle boğuldu.
"Ferman " abisinin adını söylerken içi titredi. Ah o adam kendinden vaz geçmişti ailesi için en çokta Aden için kendini unutmuş küçük yaşta büyümek zorunda kalmıştı.
"En son ne zaman babamı özledim diye omzuna yaslanıp ağladığı mı hatırlamıyorum.Ama babamın o unutmaya yüz tuttuğu kokusunu bir Ferman da alıyorum. Gözleri de babamın ki ile aynı renk ela . Abime baktıkça babamı görüyorum. Çünkü babama çok benziyor." Başını biraz daha Barlas'ın göğsüne gömdü. "Ben ağlarsam Ferman çökerdi. Çocuk olmayı, genç olmayı unuttu bana baba olmak için. Ben onun hakkını ödeyemem hele bana baba olmuşken onu üzmek haksızlık olurdu."
Bir damla gözyaşı daha aktı, bir öncekinden daha sıcak, daha ağır. "Zaman geçtikçe kendime sığındım," dedi fısıltıyla. "Kendime yaslandım. Kendi gözyaşlarımı silmeyi öğrendim. Acımı içim de yanlız yaşamayı öğrendim."
Bu cümlede Barlas'ın içinden bir şey koptu. Sessizce, kimsesizce. Heleki Aden'in kendime yaslanmayı öğrendim dediği yerde , Barlas'ın o ana kadar bildiği tüm doğruları yıktı. Aden'in çenesini iki parmağıyla, sanki dünyanın en nadide çiçeğine dokunuyormuş gibi nazikçe kaldırdı. Yüzünü kendine döndürdü. Önce gözyaşlarını sildi baş parmağıyla. Sonra iki göz kapağına birer birer , yavaşça, sanki tüm acılarını oradan almak ister gibi dudaklarını bastırdı.
Aden ürperdi. Bu bir öpücük değil, fırtınanın ortasında kalmış bir kuş için kurulan mutlak bir sığınaktı. Barlas, Aden'in hüzünle bulanan gözlerinin en derinlerine baktı. Yanağını okşarken sesi, bir yaranın üzerine sürülen merhem gibiydi.
"Ailenin yerini tutabilir miyim bilmiyorum," dedi alçak bir sesle.Aden'in gözünden kaçan o inatçı son damlayı da sildi. "Ama bundan sonra kimseye ihtiyacın olmasın ben varım." Burnunun ucunu öptü, şefkatini karısından esirgeme den. "Ben sana her şey olurum."
Bir an durdu, bakışlarındaki o yoğun sevdayı ve sadakati Aden'in ruhuna işlemek ister gibi sesini yumuşattı:
"Sen yeter ki varlığını benden, benim yüreğimi de yüreğinden eksik etme."
Aden'i kendine doğru iyice çekti, sanki aralarına rüzgâr bile girmesin istiyordu. Alnını alnına dayadı. Aden titreyen nefesiyle Barlas'ın gözlerine baktı; orada gördüğü şey sadece sevgi değil, bir adanmışlıktı. Yaslan bana ben varım demekti. Her kelime kalbine çarpıyor, yıllardır boş duran o odalara yerleşiyordu.
Barlas fısıldadı bu kez: "Dilê te mala min e, Aden."
Aden anlamadığını belli eden meraklı bakışları ile baktı.
Karısının Kürtçe bilmediğini bildiği için birde onun anlayacağı şekilde tekrarladı."Kalbin benim evim." Anlamı buydu. Ve içinden geçen bir diğer cümle de "Sen benim evimsin, kurban olduğum." dedi gözlerini kapattı.
Aden'in nefesi kesildi. Ne güzel seviyor du bu adam.Ev kelimesi, onun için çatısı olan bir binadan çok daha fazlasıydı. Hayatı boyunca içine sığdıramadığı o koca acıların yankısıydı bu kelime.
"Ben kendime ev olamadım," dedi kısık ve bitkin bir sesle. "Sana nasıl ev olayım?"
Bu söz, bir evi olmadığından değil; içindeki o devasa yasın, o sönmeyen yangının hiçbir yere sığmayışındandı. Bir çok evleri vardı ama içindeki o acı o geçmişin ağırlığı hiç bir eve sığmıyor sığmadığı ile kalmıyor Aden'i bir yere sığdırmıyordu.Kendi içine bile sığmayan o kederle, başka birine nasıl yuva olabilirdi ki?
Barlas gözlerini açtı, bakışlarındaki o derin şefkat Aden'in tüm savunmalarını yıktı. Başını biraz geriye çekti, Aden'in yanağına sıcak bir öpücük kondurdu.
"Sen bana çoktan ev oldun," dedi sakince, sesi dağ gibi güven vericiydi. "Hâlâ bunu anlamadın mı kadın? Senin gözlerin benim yuvam. Gülüşün başımın üstündeki çatı. Kalbin ruhumun bütün o yorgunluklardan sonra dinlendiği tek yer."
Sonra dudaklarını Aden'in yanağında, o eşsiz gamzelerinin olduğu yere mühürledi. Gamzeler orada, hüzne gömülmüş bekliyordu ama Barlas onların yerini ezbere biliyordu.
"Güldüğün zaman orda iki uçurum açılıyor sanki ," dedi fısıltıyla. " Ve ben, o gamzelere düşüp orada ölmeye razı bir adamım ."
Ve o anda Aden , o içine sığmayan acıların, Barlas'ın sevgisiyle kuşatıldığını hissetti. O uçsuz bucaksız içine yıllardır oturan acının kapısı, ilk kez bir başkası tarafından içeriden aralanmıştı.
Aden, başı hâlâ Barlas'ın omzundayken ona adeta hayranlıkla bakıyordu ıslak gözleriyle. Az önce içinden boşalan o büyük acı, yerini fırtına sonrası gelen tuhaf bir dinginliğe bırakmıştı. Ağlaması dinmişti ama yanakları ve kirpikleri hâlâ ıslaktı; gözlerinde yağmurdan kalma, buğulu bir parıltı vardı. Başını Barlas'ın omzundan hafifçe geriye yasladı, o sert ama şimdi şefkat dolu yüzü daha net görebilmek için. Kocasına baktı.
Barlas'ın bakışı bir adamın sevdayı gizleyemeyen, sakınamayan o en çıplak bakışıydı . Göz bebekleri koyulaşmış, sanki Aden'i kendi ruhunun derinliklerine çekmek ister gibi odaklanmıştı. O bakışlar, dokunmadan dokunuyordu; sevmenin en sessiz ama en yakıcı hâliydi. Aden'i içine alıp, dünyanın tüm kötülüklerinden, hatta kendi kâbuslarından bile korumak ister gibi bakıyordu.
Aden'in dudakları aralandı, sesi ancak bir fısıltı gibi döküldü:
"Sen nasıl bir adamsın..."
Bu bir sorgu değildi. İçinde hayranlık, şaşkınlık ve kaçınılmaz bir kabullenişin o ağır ama tatlı yükü vardı. Barlas onu her defasında savunmasız bırakıyordu. Bazen o sert, sinirli halleri bir anda yok oluyor; yerini merhametini ve sevgisini esirgemeyen, yaralarını sarmaya talip bir adama bırakıyordu. Ama bir diğer yanı da vardı deli tarafı genç kadının deli gibi korkmasına sebep olan .Aden o yanını da unutamıyor du nasıl unu ta bilirdi ki . Barlas'ın yaptıklarını hala unutmamış tı. O yara orda iz bırakmıştı ve geçmeyecek ti.
Barlas, Aden'in gözlerine üstten bir bakış attı. Dudaklarının kenarında o kendine has, muzır ve özgüven dolu gülümseme belirdi.
"Yakışıklı bir adamım," dedi sakince, o derin sesiyle.
Aden istemsizce güldü. Yanakları hâlâ ıslaktı ama o küçük tebessüm yüzünde çiçek açtı.
"Egon yine konuşuyor. Görüyoruz, gerçekten yakışıklısın."
Söz ağzından çıkar çıkmaz duraksadı; gerçekler bir anlık boşluğuna denk gelmiş dilinden dökülüvermişti. Barlas yakışıklıydı; hem de fazlasıyla. Kudretli duruşu, korumacı tavrı, o sert ama sahiplenici kıskançlığı bile onu tamamlıyordu. Sevdiğini saklamayan, dimdik duran bir adamdı. Aden, bu hayranlığını açık ettiğini fark ettiği anda utançla dudağının kenarını ısırdı.
Barlas'ın gülümsemesi, bu itirafla birlikte iyice genişledi. Sesinde ağır bir memnuniyet vardı.
"Demek karım beni yakışıklı buluyor ha?"
Aden, daha fazla bakışlarına dayanamayarak yüzünü Barlas'ın boynuna gömdü. Teninin sıcaklığına sığındı.
"Barlas ya..." Sesi, çocukça bir serzeniş gibiydi. Barlas, boynuna gizlenen karısının saçlarını yavaşça okşadı. Parmaklarının arasından kayan o saç telleri, kalbindeki o taşkınlığı daha da büyütüyordu.
Aden yaptıklarını unutmuyordu ama artık kaçmıyor, buz gibi durmuyordu. Adım adım, ruhunu teslim ederek ona geliyordu.
"Tamam, bir şey demedim," dedi Barlas yumuşak bir sesle. "Artık ağlamayı bırakıyor sun ve , torpidoyu aç bakalım." Karısını neyin mutlu edip yüzünü güldüreceğini iyi biliyordu.
Aden merakla başını kaldırdı. Barlas, karısının yanağındaki son ıslaklığı başparmağıyla silerken Aden'in içi bir kez daha titredi. Usulca Barlas tan uzaklaşıp torpidoyu açtığında gördüğü manzara karşısında donup kaldı.
İçinde bir sürü çikolata vardı. Farklı çeşitlerde, özenle yerleştirilmiş.Aden şaşkınlıkla Barlas'a döndü.
"Sen ve çikolata?"
Barlas dilini damağına vurdu, o meşhur "cık" sesini çıkardı. Aden'in o parlayan, çocuksu gözlerini izlerken sesi yumuşacıktı.
"Ben çikolata sevmem," dedi. "Ama güzel karım tam bir çikolata canavarı. O yüzden o torpido her zaman çikolata dolu olacak. Senin için, yavrum." Dudaklarına bir tebessüm yerleşti. "Bir de arabanın bagajında spor ayakkabı. Malum, karım topuklu ayakkabı seviyor ama bazen dinlenmesi gerekir."
Aden'in gözleri ışıldadı. Bu küçük ama derin düşünce, sol yanındaki o büyüyen duyguyu bir kez daha vurdu. "Teşekkür ederim," dedi içtenlikle.
"Hadi al," dedi Barlas. "Sonra yerine geri dön." Yani ait olduğu yere, Barlas'ın omzuna.
Aden bir çikolata aldı, torpidoyu kapattı ve hiç tereddüt etmeden tekrar Barlas'ın göğsüne sokuldu. Başını o güven veren omuza koydu. Bu adam bugün ne çok yanındaydı.Sanki geçen her dakikada Barlas onu biraz daha sevmiş, her saniye daha çok bağlanmıştı.
Aden'in içindeki o küçük his artık yerinde duramıyordu. Göğsünün sol yanında tekmeliyor, kaburgalarına sığmıyor, varlığını haykırıyordu. Ama geçmişin ağırlığı da vardı kocasının yaptıklarını onun yüzünden yaşadıkları ve bu yüzden o küçük diye adlandırdığı hissin daha derinden olduğunu fark edemiyordu.
Arabada bir sessizlik çöktü .Dışarıdaki yağmur arabanın camlarına vuruyor, sileceklerin ritmi zamanı sayıyordu. Sessizliği, Aden'in zihnini kurcalayan o soru böldü:
"Mezarlıkta dedin ya. 'Baban hayatta olsa seni yine bana verirdi' diye. O ne demekti?"
Başını Barlas'ın omzunda biraz geriye çekip o sert çehresinde gezdirdi bakışlarını. Gerçekten de büyüleyici bir yakışıklılığı vardı kocasının .Esmer teni, sert yüz hatları, çene hattını belirginleştiren sakalları.Yüzüne oldukça yakışan şekilli düz burnu .Huysuz ve aksiydi belki ama inkâr edilemez bir çekiciliği vardı. Her kadının arzulaya bileceği bir adamdı kocası.
Aden artık bu çekimi inkâr etmiyordu. Ama madalyonun diğer yüzü de oradaydı. Kalbinin bir köşesi hâlâ Barlas yüzünden yaşadığı o acı hatıralarla sızlıyordu. Sevgi tomurcuklanıyordu ama geçmişin yaraları hâlâ oradaydı, buradayım diyordu.
Barlas, Aden'in saçlarını kulağının arkasına usulca yerleştirdi. Parmakları saç tellerinin arasında, sanki bir hazineyi keşfeder gibi huşuyla geziniyor bakışları karısının yüzünün her zerresinde gezindiriydu. Zihninde, karısının belki de çoktan unuttuğu ama kendisinin bir mühür gibi kalbinde taşıdığı o anı canlandı. Belki karısı çoktan unutmuş hatırlamıyordu ama hatırlatmak için ömrünü vermeye hazırdı.
"İlyas amcayla babam çok iyi dosttu," diye başladı söze, sesi bir masal anlatır gibi yumuşaktı. "Öyle sıradan bir dostluk değildi onlarınki; birbirleri için canını verecek iki adam dı onlar. Ferman'la bizim bağımız da oradan gelir. Babam nereye gitse beni gölgesi gibi peşine takardı, İlyas amca da Ferman'ı." Anlatırken sesindeki o titreyen şefkat, Aden'i geçmişin sıcak kollarına davet ediyordu.
Aden, başını Barlas'ın omzuna iyice yerleştirmiş, nefesini tutmuşçasına kocasını dinliyordu. Babasından kalan her kırıntı, o büyük boşluğa dökülen birer damla su gibiydi . Barlas'ın eli bazen saçlarında, bazen yanağında dolaşırken o huzurlu sese bıraktı kendini.
"Babamla İlyas amcanın arasındaki o imrenilecek bağa bakıp, Ferman'la hep söz verirdik; biz de onlar gibi olacağız diye. Olduk da." Şimdi araları ne kadar bozuk olsa da, o köklü geçmişin izi silinmiyordu.
Barlas duraksadı, yüzünde geçmişin sıcaklığıyla harmanlanmış buruk bir gülümseme belirdi. "Eslem teyzeyle İlyas amca Mardin'e sık gelirdi. Seni de getirirlerdi ama hatırlamazsın; henüz iki, bilemedin üç yaşındaydın. Sesin çıkmazdı o zamanlar. Sonra büyüdükçe gelmemek için direnir oldun. Bizim Deva da senin gibi inatçıydı, o da annemlerin peşine takılmaz, dizimin dibinden ayrılmazdı."
Aden, duyduğu her detayla kocasının göğsüne biraz daha sokuldu. Babasının ve kocasının aynı karenin içinde olduğu bu anı, ruhundaki o boşluğu bir nebze olsun dolduruyordu.
"Babaannem, sen gelmeyince her seferinde 'Şeker toprağını niye getirmediniz?' diye sorardı. Baban da gülerdi; 'Kardeşim gelmezse gitmem diye tutturuyor,' derdi." Barlas, Aden'in burnunun ucunu hafifçe sıktı. "O kardeş diye tutturduğun muhtemelen Dilay'dı."
Aden'in yüzünde küçük bir tebessüm yerleşti.
"Neyse, bir gün Antep'e geldik." Barlas'ın sesi bir anda canlandı, sanki o günkü konağın bahçesine geri dönmüştü. "Konağın bahçesinde koşup oynuyorduk. Çardakta babalarımız oturmuş sohbet ediyordu. Birden bir ağlama sesi geldi. Hani sizin evin bahçesinde ,çardağa yakın o büyük şimşir ağacı var ya?"
Aden, evet dercesine başını salladı. Aden'in gözleri meraktan ışıldıyordu. "İşte oradan geliyordu ses. Gittim baktım, o ağacın altında oturmuş ağlıyordun. Sebebi neydi, şimdi hatırlamıyorum. Ben on bir yaşındaydım, sen beş falandın. Yanına geldim; o güzel gözlerinden yaşlar boncuk boncuk akıyordu. Seni öyle görünce içimden bir şeylerin sökülüp gittiğini hissettim. Kız çocukları ağlayınca dayanamazdım Deva dan kalma bir alışkanlık o ağlayınca dünya dururdu benim için senide öyle ağlarken görünce kıyamadım sana ."
Barlas'ın sesi ağırlaştı, o günkü çocuğun şefkati bugünkü adamın sesine karıştı. "Yanına geldim, kıyamadım. Deva için cebimde sakladığım çikolatayı çıkardım, sana uzattım. Ağlaman hemen kesildi. O minik ellerinle çikolatayı alıp bana bir bakışın vardı." Barlas, şimdi kolların daki kadına bakarken geçmişi bugünün üzerine mühürledi. "Öyle bir gülümsedin ki, gamzelerini ilk kez o gün gördüm ve çok hoşuma gitmişti. Islak kirpiklerinin arasından tıpkı şu an baktığın gibi baktın bana."
Sağ yanağındaki o çukuru başparmağıyla okşadı. "Sonra bana 'Sen bana yine çikolata alır mısın?' diye sordun. 'Alırım,' dedim. 'Büyüyünce de alır mısın?' dedin. Yine 'Alırım,' dedim. Ama sen tatmin olmadın; 'Sen uzakta yaşıyorsun, getiremezsin ki. Ben seninle büyüyünce evleneceğim, o zaman bana bir sürü alırsın,' dedin. 'Tamam,' dedim sana, 'sen hele bir büyü."
Barlas'ın dudaklarında kadere boyun eğmiş bir adamın gülümsemesi vardı. "O gün seni susturmak için verdiğim söz, bugün benim gerçeğim oldu Aden. Sen benim karım oldun."dedi karısının parlayan gözlerine bakarak.
Aden yanaklarının ısındığını hissediyordu. Barlas anlatmaya devam etti: "Seni kucağıma alıp çardağa, babalarımızın yanına götürdüm. Dizinin dibine çöktüm, çikolatanı açıp eline verdim. Küçüktün ama tıpkı şimdiki gibi nazlıydın." diyerek Aden'in alnına derin bir öpücük bıraktı. Karısı çok nazlıydı belli etmiyor du ama nazlıydı.
"Benseninle ilgilenirken babam, İlyas amcaya bakıp 'Dünür olacağız bak hele şunlara,' dedi"
Barlas'ın sesi şimdi daha eğlenceliydi. "İlyas amcanın kaşları önce çatıldı. 'Benim kızım kıymetli, kimseye vermem. Onu alacak adam önce sırat köprüsünden geçmesi gerek' dedi.
Babam durur mu? 'Biz de kıymetini biliriz kızının. Barlas gözünün önünde büyüyor gardaşım, oğluma vermeyeceksin de kime vereceksin? Aslan gibi benim oğlum bak hele, şimdiden ağlamasına dayanamıyor Aden'in' dedi. Ama baban bana öldürecekmiş gibi gözlerini çiviledi. Kaşlarını çatmış, gözlerini dahi kırpmadan bana bakıyordu."
Aden dayanamayıp gülümseyerek araya girdi: "Sen ne yaptın, babam sana öyle bakarken?"
Barlas kahkahayı bastı. "Ne yapayım? Dudağının kenarına bulaşan çikolatayı sildim. Sanki inat edermiş gibi, gözünün içine bakarak.Daha çok sinirlendi. Seni yanına çağırdı ama sen omuzlarını silkip bana daha çok sokuldun. 'Gelmem' dedin. Babam gülmeye başlayınca İlyas amca renkten renge girdi. Babam, 'Şimdiden aldık kızını' dedi. Baban bana öyle bakıyordu ki, sanki düşmanına bakar gibi."
Sonra sesi ciddileşti. "Ama yine de dedi ki; 'Barlas büyüyünce de böyle olursa bakarız' dedi istemeye istemeye. Meğer sana çikolata verirken seninle olan o konuşmaları duymuş babam."
Aden fısıltıyla, "Hatırlamıyorum,"dedi. Zihni o günün sislerini aralamaya çalışıyordu.
"Küçüktün güzelim ama bak, kaderimiz o gün o şimşir ağacının altında yazılmış."
Aden'in yanakları iyice pembeleşirken Barlas dudaklarını yanağına bastırıp geri çekildi.
Bugün Aden'in merakı dinmiyor du. "Sonra ne oldu?"
Barlas yüzünü buruşturdu. "Ferman aynı şimdiki gibi aramıza girdi. Benimle kavga etti kıskanç herif."
Aden duyduğu sözle kıkırdadı . Hiç şaşırmamıştı. Ferman'ın o zamandan başlamıştı kıskançlık ları yedisinde neyse yetmişinde de oydu.
Aden o an zihninde parlayan küçük bir ışığı yakaladı. Ferman'ın o günkü kıskançlık krizini hayal meyal anımsıyordu. "Tamam, şimdi hatırladım! Hepsini değil ama Ferman abim iki gün boyunca 'Onun kucağına gitme, verdiği çikolatasını yeme' diye tepemde dönüp durmuştu. Adını tam söyleyemiyordum ama o buna bile dayanamıyordu."
Barlas, Aden'in alnına bir öpücük daha kondurup sözünü mühürledi:
"Ben sözümü tuttum Aden. Seninle evlendim ve ömrünün sonuna kadar o çikolataları ben alacağım."
Aden başını hafifçe yana eğip, gözlerini muzipçe kısarak Barlas'a baktı.
"Bak sen Barlas Karhan söz veriyor demek?" dedi Aden, yüzünde haylaz bir gülümsemeyle. "Ömrünün sonuna kadar çikolata borçlusun bana o zaman. Ama uyarayım; o gün çikolatayı verdiğinde ağlamam hemen kesilmiş olabilir ama bugünkü Aden'in çikolata seçimi biraz daha masraflı olabilir, tüm servetini çikolataya harcaya bilirsin benden söylemesi ona göre."
Hafifçe kıkırdadı, Barlas'ın gözlerinin içine daha bir canlılıkla baktı.
Barlas karısını kollarının arasına alıp sım sıkı sarıp saçlarına dudaklarını bastırdı. "Kurban olurum sana güzel karım . Sen iste sana çikolata fabrikası bile alırım. Servetim de bu Barlas ta kurban olsun sana ."
Aden'in, duyduğu sözler hoşuna gitmişti küçük çocuk gibi kocasının kollarında kıkırdadı. Barlas , bu sesin dünyadaki en güzel melodi olduğunu düşünerek karısının alnına uzun bir öpücük bıraktı.
"O gün seni son defa görmüştüm," dedi Barlas, az önceki çocukluk anısına atıfta bulunarak. "On dört yıl sonra seni tekrar gördüğümde ise tanıyamadım."
Karısının merak dolu bakışlarını üzerinde hissedince, elini Aden'in saçlarında gezdirerek anlatmaya devam etti. "Kan davası yüzünden sizin konağa gelmiştik. Hani Deva'nın seninle yaşamasına karar verilen o gün." Hayat, o gün aslında ikisi için de geri dönülmez bir yola girmişti.
"O gün barut fıçısı gibiydim. Bir yanda yıllardır duran kan davasının yeniden alevlenmesi, bir yanda babamın Deva seninle İstanbul'a gidecek diye diretmesi. Üstüne bir de şirketteki işler tepetaklak olmuştu. Size geldiğimizde sinirden gözüm dünyayı görmüyordu. Arabadan iner inmez telefonum çaldı; bizimkiler konağa girdi, ben ise telefon konuşması için konağın kapısında kaldım
Aden, Barlas'ın göğsünde sessizce nefes alırken zihnindeki o puslu sahneleri araladı. Yıllarca Barlas ismi onun için sadece bir yankıydı. Abisi Ferman telefonla konuşurken, konakta Karhanların adı geçtiğinde ya da Agâh Ağa Antep'e geldiğinde onu odasında ziyaret edip şefkatle saçını okşadığında; Barlas hep oradaydı ama sureti yoktu. Bazen Aden , Barlas'ın adını dâhi unutur hiç aklına gelmezdi bile. En son beş yaşında görmüş tü ve üç yıl sonra da babasını kaybetmiş ti. Aden, o kâbus dolu gecenin izlerini taşıyan ruhuyla misafirlerden kaçar, odasına sığınırdı. Agâh Ağa hariç, o aileye dair her şeye yabancıydı. Ta ki o güne kadar. Bir yıl önce Deva'nın , Aden'in evine yerleşmesi istenmiş Behram beyin oyunu olduğunu kimse fark etmemiş ti bile. İşte o gün Barlas ve Aden'in hikayesi başlamıştı.
"Her şey üst üste geliyordu, telefondaki adam sabrımı sınıyordu," dedi Barlas, bakışları o anı yeniden yaşıyormuş gibi uzaklara dalarak. "O sırada bir araba sesi duydum ama dönüp bakmadım bile. Aradan birkaç dakika geçmişti ki, bir kadın kahkahası duydum. Öyle duru, öyle içten bir sesti ki. İstemsizce başımı çevirdim ve seni gördüm Aden. Daha kim olduğunu, o on dört yıl önce gördüğüm küçük çocuk olduğunu bilmeden gözlerim direkt o gamzelerine takıldı. Sen, telefonla konuşup öylece gülüyordun."
Barlas, bakışlarını yavaşça arabanın ön camına çevirdi. Sanki o şeffaf camda o günün yansıması belirmişti; Aden'i on dört yıl sonra ilk defa gördüğündeki o parıltı, hâlâ adamın göz bebeklerindeydi.
"İstemsizce izledim o gülüşünü, yüzünün güzelliğini ," dedi Barlas, sesi o güne gidip gelmiş gibi derinden ve kısık çıkıyordu. "Gözlerimi senden çekmek istedim ama yapamadım. Aklım, 'Lan niye bakıyorsun tanımadığın kadına, yanlış anlayacak' derken; diğer yanım beni senden alıkoyamıyordu. Telefon kulağımdaydı, adam bir şeyler anlatıyordu ama sana baktıkça kulaklarım sağır olmuştu sanki. Adamın hiçbir sözünü duymaz oldum. "
Barlas bakışlarını tekrar karısına çevirdi. Aden, uslu bir kız çocuğu gibi başını Barlas'ın omzuna iyice yaslamış, meraklı gözlerle kocasını dinliyordu. Onun bu hali, Barlas'ın içindeki o dizginlenemez sevdayı ve kadınına duyduğu derin tutkuyu daha da körüklüyordu.
Onu böyle dizinin dibinde, kendisine bu denli teslim olmuş görmek; adamın yüreğindeki yangın gibi olan sevdasını harlıyor, Aden'in varlığına şükrettiriyordu. Çünkü Barlas, bu yola çıkarken Aden'i bu evliliğe nasıl zorladığını, onun ruhuna nasıl prangalar vurduğunu, ne denli yaralar açtığını bir an bile unutmamıştı. İlk zamanlar Aden'in ona karşı ördüğü o setten duvarlar, bakışlarındaki o nefret ve tahammülsüzlük hâlâ genç adamın zihninde taptazeydi. Barlas, o duvarların asla yıkılmayacağını, Aden'in ona bir kez olsun gönülden bakmayacağını düşünerek kabullenmişti bu sessiz savaşı.
Ama son birkaç haftadır rüzgar tersine dönmüştü. Aden, o aşılmaz duvarlardan küçük tuğlalar eksiltmeye başlamış, ürkek ama kararlı adımlarla Barlas'a yaklaşmıştı. Şimdi ise Barlas'ın gözünde en büyük adımı atmıştı: Kaçmıyordu. Artık o yaralara rağmen tartışmıyor, aralarına o buzdan duvarları örmüyordu. Kocasının onda açtığı izleri unutmamıştı belki ama şimdi onun göğsüne sığınmış, küçük tebessümlerle geçmişlerini dinliyordu. Bu teslimiyet, Barlas için dünyadaki tüm servetlerden daha kıymetliydi. Şükür sebebiydi resmen.
"Ben kendimle o iç savaşı verirken sen arabadan indin," dedi Barlas, yüzünde o günkü şaşkınlığının küçük bir iziyle. "Önce şöyle bir etrafına baktın, sonra kaşların çatıldı. Bakışların bana döndüğünde resmen 'Ne bakıyorsun?' der gibiydi."
Başparmağıyla karısının sol kaşını büyük bir şefkatle okşadı. Bu kadının her zerresini, her mimiğini seviyordu; tek bir kirpiği dahi paha biçilemezdi onun için.
Aden sonunda sessizliğini bozdu.
"Çünkü o gün gerçekten sana sinir olmuştum. Tanımadığım bir adam kaşlarını çatmış, çekinmeden yüzüme bakıyordu. Ne yapmamı bekliyordun ki? Göz kırpıp öpücük atmamı mı?"
Yüz ifadesi tıpkı o günkü haline bürünmüştü genç kadının. Barlas'ın o bakışları dün gibi aklındaydı. Barlas bir kahkaha attı, karısının bu dişli haline dayanamayarak küçük burnunu parmağının arasına sıkıştırıp hafifçe sıktı.
"Kurban olurum lan sana ömrüm..."
Öyle bir söylemişti ki ömrüm kelimesini, istemsizce Aden'in hoşuna gitmişti. Bugün nedense Barlas ne dese Aden'in kalbinde bir yerlere dokunuyordu. Barlas gülüşünün ardından bakışlarını tekrar yola çevirip o günü anlatmaya devam etti:
"Sonra beni umursamadan, yüzüme dahi bakmadan konaktan içeri girdin. Ben öylece arkandan bakakaldım. İlk defa bir kadın beni o gün görmezden gelmişti."
Barlas bunu söylerken aslında kendi hayatımdaki genel alışılmışlığa gönderme yapıyor du ama cümlesi biter bitmez karısının vücudundaki ani gerilemeyi hissetmesi uzun sürmedi.Aden, duyduğu o kadın vurgusuyla elinde olmadan huzursuz olmuştu. Bu, kadının doğasından gelen, o dişil enerjisinin saklayamadığı bir kıskançlıktı. Ne kadar zorla başlamış olursa olsun, bu adam artık onun kocasıydı ve Aden'in içinde bir yerlerde Barlas'a karşı yeni yeni yeşeren o duygular artık inkar etmiyordu aksine kabullenmiş ti kocasına karşı boş olmadığını ve şuanda Barlas ile bu kadar yakın olma sebebi de buydu. Kendi içinde Barlas'ı kabullenmeye çalışan tarafı ağır basıyor du. Ne kadar yaptıklarını unutmasa da duyguları ele geçiriyor du ; bu yüzden de geçmişindeki o hayran kadınlar iması canını yakmıştı. Bu adamı ilk başlarda ne kadar istemese de şuan da kollarının arasındaydı ve başka kadınların hayran bakışlarını kocasının üzerinde ne duymak nede görmek istemiyor du. Bu duygu kadınların doğasında vardı.
Belli etmemeye çalışarak bakışlarını camdan dışarı çevirdi ama dudaklarının arasından kendi kendine söylenir gibi dökülen o cümle Barlas'ın keskin kulaklarından kaçmadı.
"Her kadın sana bayılmak zorunda sanki."
Barlas bu cümleyi duyunca duraksadı. Karısının her mimiğini ezbere bildiğinden, bu sessiz tepkinin altındaki o saf kıskançlığı bir avcı gibi anında yakalamıştı. Barlas için bu an paha biçilemezdi. Bu evlilik yolunda çok şey yaşamışlar, çok savaşmışlardı bir birleri ile ; ama şimdi Aden'in onu ilk defa böyle açıkça kıskanıyor olması, Barlas'ın yüreğinde bir yıldır beklediği o baharı müjdeliyordu. Sevdiği kadın tarafından sahiplenilmek, adamın içindeki o dizginlenemez sevdayı daha da körükledi. Karısının onu sahiplenerek kıskanması , yaşadıkları tüm o acı günlerin ardından Barlas için paha biçilmez bir ödüldü.
"Ne o?" dedi Barlas, sesi bir zafer kazanmış bir adamın keyfiyle doluydu. "Görmezden gelinmeye pek alışık olmadığımı söylemem mi canını sıktı?"
Aden, yakalanmış olmanın verdiği o küçük öfke ve utanç karışımıyla başını Barlas'ın omzundan çekmeden ona baktı.
"O gün kapıda dikilen o kibirli adama bakmadığım için ne kadar doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anladım," dedi Aden, sesindeki iğneleyici tonu koruyarak. "Meğer egon da seninle birlikte duruyormuş o gün kapıda. Sanki seni gören her kadının dizlerinin bağı çözülmek zorundaymış gibi anlatıyorsun."
Barlas hafifçe güldü; Aden'in bu dişli ve duygularını gizlemeye çalışırken ama gizleyemeyen hallerini her şeyden çok seviyordu. Elini karısının yüzüne çıkarıp başparmağıyla o çatılan kaşını yavaşça okşadı.
"Mesele ego değil Aden," dedi Barlas, sesi iyice kısılarak. "Mesele, senin o gün bana alışık olduğum o gözlerle bakmamış olman. O zamanlar kimin bana nasıl baktığı umurumda bile değildi; ama senin o beni yok sayan tavrın öyle bir çarptı ki bana... Kim olduğunu öğrenmek için can attım. Başkalarının ne hissettiği o zaman da umurumda değildi, şimdi de değil. Benim gözümde sadece sen vardın, hala da sadece sen varsın." Barlas için başkası artık imkansızdı . Birkere gönlüne bu kadın düşmüştü. Nasıl gönül kapısını ilk aralayan karısı ise son aralayan yine karısı olacaktı.
Bakışlarını bir an bile Aden'in gözlerinden ayırmadı. Aden ise duyduğu sözlerin büyüsü ile sessizliğe gömüldü . Arabanın içi, dışarıdaki dünyadan kopmuş, sadece onların nefesleriyle dolmuştu. Yağmur hâlâ şiddetli bir şekilde arabanın camlarına vuruyor sanki bu ana eşlik ediyor du. Aden hala kocasının göğsüne yaslıydı; başı omzunda, gözleri ise Barlas'ın her bir kelimesini zihnine kazımaya çalışırcasına yüzündeydi.
Barlas, karısının bu teslimiyet dolu ama meraklı bakışlarını görünce, elini Aden'in saçlarına daldırıp başını göğsüne daha çok bastırdı. Sesi, göğüs kafesinden yankılanıp Aden'in kulağına bir ninni gibi ulaşıyordu.
"Yukarıya çıkıp ta kim olduğunu öğrendiğimin saniyesinde aklıma az önce anlattığım küçüklüğün geldi. Sanki o ana yeniden gittim .O gün aklımı karıştırdın benim," dedi Barlas, parmakları karısının saç telleri arasında nazikçe dolanırken. "Çocukluğunu biliyordum ama bu kadını... Bu vakur, bu inatçı ve büyüleyici Aden'i beklemiyordum. O gün anladım; İlyas amca boşuna 'Onu alacak adam sırat köprüsünden geçmeli' dememiş. Sen o gün benim geçmek zorunda olduğum o zorlu yolun ta kendisiydin."
Aden, duyduğu bu itirafla birlikte gözlerini Barlas'ın keskin yüz hatlarında gezdirdi. Adamın sesi o kadar samimi, o kadar derindi ki; Aden içindeki son savunma duvarlarının da çatırdadığını hissetti. Barlas'ın sın sözleri bir büyü gibi etrafını sarıyordu. Sanki açtığı tüm yaraları sevgisi ile kapatmak ister gibiydi. Aden ise kocasının sayısız açtığı yarayı unutmak istiyor du ama yapamıyor du. Tıpkı Barlas'a olan duygularından kaçamadığı gibi.
"Kader bizi bir ağacın altında bağladı, bir konağın kapısında mühürledi Aden," sesi şimdi daha alçak ,daha davetkar çıkıyor du. Eğilip karısının yüzüne o kadar yaklaştı ki, nefesi Aden'in dudaklarına çarpıyordu.Bakışları, Aden'in yüzündeki her bir detayı ezberlemek ister gibi tutkuyla parlıyordu. "Şimdi ne kadar kaçarsan kaç, ne kadar yaran olursa olsun; ben o kapıdan içeri giren adamım, sen de o çok sevdiğim gamzelerine dünyayı sığdıran kadınsın."
Aden, bu yoğun itirafın altında ezilmemek için hafifçe gülümsedi. O an sağ yanağında beliren o derin çukur, Barlas'ın bakışlarının rotasını anında değiştirdi.Barlas'ın tüm iradesini elinden alacak kadar güzeldi. .
Aden, yapmayacağı bir şeyi ilk defa yaptı kocasının, kendine hayran olan iltifat larına karşılık flört edercesine konuştu:
"Sen bana değil, gamzelerime aşık olmuşsun."
Barlas'ın bakışları, Aden'in dudaklarının kenarında açan o küçük çukura hapsoldu.O küçük çukur, onun için dünyanın en huzurlu limanı gibiydi. Bakışları istemsizce oradan aşağıya, kadının hafif aralık olan dudaklarına kaydı. Bir süre sadece oraya, o günahkar davete baktı. Sanki konuşmak için değil, o dudakların tadına bakmak için yaratılmıştı o an.
Yavaşça parmağının boğumunu Aden'in yanağındaki o gamzenin üzerinde gezdirdi, orayı kutsal bir yere dokunur gibi okşadı.Dokunuşu o kadar hassastı ki, sanki paha biçilemez bir mücevheri inceliyordu.
"Milyonlarca insanın yanağında gamze var," dedi Barlas, sesi arzunun ve sevdanın ağırlığıyla boğuklaşmıştı. Tekrar Aden'in gözlerinin içine baktı ama parmağı hala yanağındaydı. "Ama ben o gamzeler senin teninde, sana ait olduğu için aşığım. Başka hiçbir yüzde o dünya benim için dönmezdi Aden."
Konuşurken nefesi, Aden'in dudaklarına çarpıyor, genç kadının içinde yeni yeni kabullendiği o duyguları bir yangına dönüştürüyordu. Barlas, karısının bu sessiz ama derin bakışlarına daha fazla dayanamadı biraz daha karısı bu denli bakmaya devam ederse tüm iradesinin içinden geçecek ve Barlas o öpmek için delirdiği dudaklarına kapanacaktı. Bunu bildiği için karısının başını biraz daha göğsüne çekip yüzünü saçlarına gömdü , kokusunu içine çekti.
Saatlerdir arabanın içinde süren konuşma sesleri bir anda kaybolmuş yerine dingil bir sessizliğe bırakmıştı.
Dışarıda gökyüzü hırsıyla ağlıyor, sağanak yağmur arabanın ön camında gürültülü bir senfoni oluşturuyordu. Aden, Barlas'ın göğsüne iyice sokulmuş, bakışlarını camdan süzülen yağmur damlalarına sabitlemişti. Gün çoktan geceyi bulmuştu ne ara karanlık çökmüştü onu dahi anlamamışlar dı. Kaç saattir arabanın içinde oturup sohbet ettiklerini dahi bilmiyor lardı.Başını kocasının omzuna yaslamışken, zihni bugün yaşananların ağırlığıyla doluydu.
Barlas bugün onun için sadece bir eş değil, sarsılmaz bir dayanak olmuştu. Babasının mezarı başında dizlerinin bağı çözüldüğünde, varlığını esirgemimişti .Çocukluğuna dair anlattığı o anıları Aden'in babasına olan kor gibi özlemine bir nebze de olsa su serpmişti. Ayakkabı ve çikolata jestini de es geçemezdi. Kocasının bu denli ince düşünmesi hoşuna gitmişti.Bana sarılır mısın? Demeye utanıp üşüyorum, dediğinde tek bir sözü ile ne istediğini anlamış kollarının arasına almıştı.
Onu sarmalayan o güvenli sıcaklık, sadece bedenini değil, ruhunu da ısıtmıştı.
Aden'in bir yanı hâlâ Barlas'a yaralıydı; o derin izler bir günde, bir sözle silinecek türden değildi. Ancak Aden nankör bir kadın değildi. Kocasının bugün onun acısına nasıl ortak olduğunu, yarasına nasıl merhem sürmeye çalıştığını inkar edemezdi.
Barlas bugün yanında olmasaydı, o mezarlıktan sonra bu kadar çabuk toparlanamayacağını biliyordu. İçinde ona karşı yeşeren o yoğun minnet duygusu, ilk defa savunma duvarlarını indirmesine sebep oldu. Bu derin düşüncelerin eşliğinde, ilk kez içinden gelerek Barlas'a küçük bir teşekkür etmek istedi.
Başını yavaşça kocasının omzundan geriye doğru çekip, gözlerini adamın keskin yüz hatlarına dikti. "Teşekkür ederim," diye fısıldadı sesi titreyerek. Bu minneti göstermek adına dudaklarını Barlas'ın yanağına doğru yaklaştırdı. Ancak tam o saniyede Barlas, Aden'in teşekkür ederim sözünü duyunca yüzünü ona doğru çevirince, Aden'in yanağa niyetlenen öpücüğü yolunu şaşırdı.
Dudakları, kocasının dudaklarına çarptığında zaman arabanın içinde asılı kaldı.
Aden, hissettiği o yabancı ama yakıcı yumuşaklıkla ve baskıyla donup kalırken; Barlas'ın dünyası o an can buldu. Bir yıldır hayalini kurduğu, dokunamadığı sadece uzaktan sevdiği o kadın, şimdi kendi rızasıyla ama bir kaza sonucu dudaklarının tam üzerindeydi. Aden panikle geri çekilmeye yeltenip "Ben, şey..." diye kekelediğinde, Barlas bu mucizeyi kaybetmeye niyetli değildi.
Barlas, elini Aden'in ensesine, saç tellerinin arasına öyle bir muhtaçlıkla yerleştirdi ki; Aden'in tüm kaçış yolları kapandı. Barlas dudaklarını karısının dudaklarına bastırdığında, bu sadece fiziksel bir temas değil, bir ruhun diğerine vurduğu mühürdü. Birkaç saniye boyunca sadece o sıcak baskının tadını çıkardı; Aden'in dudaklarının yumuşaklığı, Barlas'ın bir yıldır bekleyen kurak gönlüne yağan ilk yağmur gibiydi.
Barlas hafifçe geri çekilip karısının yüzüne baktığında, Aden'in yanaklarındaki o kor kırmızısı ve bakışlarındaki büyülenmiş şok, adamın tüm iradesini yerle bir etti.
"İlk öpücüğümüzü sen başlattın güzelim." diye fısıldadı Barlas, sesi arzunun ve aşkın en boğuk tonundaydı. "Bundan sonra ne durmamı ne de izin istememi bekle benden."
Daha Aden'in itiraz etmesine fırsat tanımadan tekrar kapandı dudaklarına. Ama bu seferki sadece bir baskı değildi; alt dudağını dudaklarının arasına alıp emerken Aden'in iradesini elinden alıyordu. Bu seferki öpücük, Aden'in iç dünyasında devasa bir savaşı başlattı. Genç kadının bir yanı, yaşadıkları tüm o acılar için Barlas'ı sertçe itmek istese de; diğer yanı kocasının baskın erkekliğinde ve sunduğu o huzurlu limanda kaybolmaya can atıyordu.
Barlas'ın boşta kalan eli Aden'in boynuna ve yanağının altına yerleşti; başparmağıyla kadının pürüzsüz tenini okşarken diğer parmaklarıyla ensesine hafif bir baskı uygulayarak onu kendine mahkum ediyordu adeta.
Yavaş başlayan öpücükler, saniyeler içinde dizginlenemez bir tutkuya evrildi. Barlas, Aden'den gelen o ilk küçük adımın cesaretiyle tüm iradesini kaybetmişti. Karısının dudaklarını adeta talan ediyor, çölde susuz kalmış bir adamın suya saldırışı gibi kana kana öpüyordu.
Barlas, Aden'in üst dudağını kendi dudaklarının arasına alıp ağır ağır, her zerresini hissederek emdiğinde; Aden'in bedeni kontrolsüzce sarsıldı.
Barlas'ın dudakları Aden'in dudaklarını talan ederken Aden olduğu yerde donmuş gibi karşılık vermiyor du.
Barlas Aden'in dudaklarından ayrılmadan; "Karşılık ver Aden "dedi Aden'in bu defa alt dudağını dudağını dudaklarının arasına alarake öpmeye devam etti. Sesi bir emirden ziyade, çölde susuz kalmış bir adamın son yakarışı gibiydi. Aden hala karşılık vermiyordu .Barlas yine fısıldadı . "Aden lütfen "dedi ama sesi öyle bir çıkmıştı ki yalvarır casına . Barlas için temel ihtiyaç gibiydi sanki Aden'in dudaklarına muhtaç gibi tutku ile öpüyor.Barlas, dudaklarının arasından dökülen bu yakarış, bir adamın kadınına duyduğu o derin açlığın dışavurumu gibiydi.
Bu fısıltı, Aden'in kalbindeki son savunma hattını da devirdi. Genç kadın, içindeki o yaralı kadını bir kenara bırakıp, dudaklarını yavaşça ve ürkekçe hareket ettirdi. Alt dudağı Barlas'ın kilerin arasında ezilirken, o da aynı kocasının üst dudağına tutundu. Bu küçük karşılık, Barlas'ın tüm kontrolünü kaybetmesine yetti.
Barlas, Aden'in karşılık veren dudaklarıyla birlikte onu daha çok kendine çekip, başını şoför koltuğuna yaslayarak üzerine doğru eğildi.
Aden'in dudakları ürkek bir şekilde karşılık verirken bedeni kocasının iri bedenin altında yaprak gibi titriyordu.Barlas
karısının bu tepkisini hissedince tutkusu daha da harlanarak üst dudağına geçti. Dudakları, bir yapbozun eksik parçaları gibi birbirine kenetlenmişti. Barlas, Aden'in dudak kenarlarını diliyle hafifçe yoklayıp, ona olan açlığını her bir hareketiyle hissettiriyordu. Aden'in o utanç dolu nefesi, Barlas'ın dudaklarının arasında kayboluyor ; genç adamın bu kadında can bulma arzusunu tetikliyordu.
Artık öpüşleri daha tutkulu ve daha derindi. Dudakları birbirine sürtünürken çıkan o boğuk sesler, camdaki yağmurun sesine karışıyordu. Barlas, karısının dudaklarını adeta bir ibadet gibi kana kana öpüyor; Aden ise ilk defa yenik düştüğü bu yoğunluğun içinde, nefessiz kalana dek teslimiyetin tadına varıyordu.
Barlas, Aden'in dudaklarından nefes nefese ayrıldığındı başını biraz geriye doğru çekti, Bakışları karısının yüzünün her zerresinde hayıranlık ile gezindirdi. Ama hala bir birlerine yakın oldukları için ikisinin de solukları birbirine karışıyor, arabanın camlarındaki buğu dış dünyayı tamamen siliyor gibiydi. ikisinin de soluğu kesik kesikti. Aden, yaşadığı o devasa sarsıntının ve kendi içindeki kaleleri bir gecede yerle bir etmenin verdiği utançla gözlerini sıkı sıkıya kapatmıştı. Kirpikleri, yanaklarına düşen birer gölge gibi titriyordu. Barlas'ın bakışlarının üzerinde olduğunu, her bir hücresini hayranlıkla izlediğini hissederken, yer yarılsa da içine girse öylece kaybolsa daha iyi hissedecekti. Kocasının yanağına sadece masum bir teşekkür öpücüğü konduracaken neler olmuştu.
Barlas, karısının bu savunmasız ve mahcup haline bakarken göğsünün daraldığını hissetti. Eli hala Aden'in ensesindeydi, başparmağı ise az önce öpücüklerle boğduğu o kızarmış dudakların kenarını büyük bir şefkatle okşadı.
"Gözlerini açmayacak mısın?" diye fısıldadı Barlas, sesi bir mırıltı kadar yumuşak ama bir o kadar da sarsıcıydı. "Sadece masum bir teşekkürdü, biliyorum... Ama ben o teşekkürün içinde ilk defa nefes aldığımı hissettim .Ömrüm bak bana, saklama benden o güzel gözlerini."
Aden, kocasının bu kadar aleni ve derin bir itirafta bulunmasıyla daha çok ezildi. Dudaklarını birbirine bastırıp, gözlerini açmadan, sesi neredeyse duyulmayacak bir tonda fısıldadı:
"Barlas lütfen bakma bana öyle. Ben sadece yanağını öpecektim. Sen bir anda dönünce..."diyen mahcup fısıltısını duyduğunda, içindeki o taşan sevgiye engel olamadı Barlas . Eğilip karısının dudağına bir öpücük daha kondurdu.
Barlas, Aden'in bu çocuksu savunmasına ve kızaran yanaklarına dayanamayarak hafifçe güldü. Bu, zafer kazanmış bir adamın değil, dünyanın en güzel hediyesini almış bir çocuğun mutluluğu gibiydi. Eğilip Aden'in alnına uzun, huzurlu bir öpücük kondurdu.
Barlas yüzünde engel olamadığı o geniş gülümsemeyle koltuğuna yerleşti karısını tekrar nazikçe kendine doğru çekti. Aden, bu davete itiraz etmeden, adeta saklanacak bir yer ararcasına Barlas'ın göğsüne iyice sokuldu. Bu sefer yüzünü kocasının boyun çukuruna gömmüş, o tanıdığı kokuyu içine çekerek dünyayı dışarıda bırakmıştı.
Barlas, karısının nefesini boynunda hissettiği her an, kalbinin yerinden çıkacakmış gibi çarptığını hissediyordu. "İyi ki döndüm," dedi fısıldayarak, sesi Aden'in saçlarının arasında kayboldu. "İyi ki o yol şaştı da, ben yolumu senin dudaklarında buldum."
Aden ise utançtan dilini yutmuş gibi duyduğu sözle tek kelime etmedi.
Barlas arabayı çalıştırıp yola koyuldu. Biraz daha bu arabanın içinde yanlız kalırlar ise az önceki öpüşmenin devamını getirirdi. Karısının dudaklarının tadını almıştı ilk defa ve o tada şimdiden bağımlı olmuştu.Araba, yağmurun yıkadığı karanlık asfalt üzerinde ağır ağır süzülürken; Barlas bir eliyle direksiyonu yönlendiriyor, diğer koluyla ise göğsüne sığınan hayatını sarmalıyordu. Aden, yüzü kocasının boynuna gömdüğü şekilde yolculuğunu tamamlamaya razıydı. Utanıyor du ve vücuduna nükseden utanç ile kocasının yüzüne bakarak devam ettiremez di. Birde kocasını çok iyi tanıyordu o arsız tarafı baş gösterirse kaçacak bir yeri bile yoktu.Barlas'ın boynunda atan o güçlü nabız, Aden'in karışık olan aklını dahada karıştırıp darma duman ediyordu.
Az önce yaşananları kafasında doğru biryere koymaya çalışıyor du. Aralarında geçen o tutkulu öpücükler den pişman olmaktan korkuyor du . Bir yanı kocan o senin ona karşı artık karşı boş değilsin seviyorsun desede içinde bir diğer yer susmuyor gerçeği haykırıyor du. Sen çocukluğuna , kadınlığına ihanet ettin diye. Barlas yüzünden babasının son nefesini verdiği yere yaralar alarak götürülmüştü işte o gün hem çocukluğunun hemde kadınlığının gururu ayaklar altına alınmış hakaret edilmişti.
Mardin'in kadim topraklarına uzanan o ıslak yol, artık sadece iki şehir arasındaki bir mesafe değil; bir adamın sabrıyla bir kadının karmaşasının çarpıştığı o ince çizgiydi. Aden, yüzü Barlas'ın boyun çukuruna gömülü olsa da zihni darmadağındı. Bu adamın kokusuyla sarhoş olmak, bir yanı için huzur olsa da diğer yanı için büyük bir belirsizlikti. Bu adam yüzünden ne acılar çekmiş, ne fırtınalar atlatmıştı. Hakaretler işitip hem psikolojik hemde fiziksel şiddete maruz kalmış tı.
Şimdi o güvenli kolların arasında olması bir ihanet miydi yoksa bir şifa mı, bilmiyordu. Pişman mıydı? Yoksa ömründe ilk kez mi doğru yerdeydi? Bu sorunun cevabı, Aden'in kalbindeki sızıyla aklındaki karmaşa arasında kaybolup gidiyordu. Gururu onu köşeye sıkıştırmaya çalışıyor du. Bu kadar çabuk teslim olduğu için.
Bir yanı da hala Barlas'a kıyamıyor du haftalar önce ilk defa üstü kapalı da olsa acısını, yarasını, omzundaki yükü göstermişti. Belkide o yara kendi yarasından daha büyük tü. Belki de acıları da yaralarında bir birine denkti.
Barlas ise direksiyonu tutarken, boynunda hissettiği o sıcak nefesin sarhoşluğu içindeydi. Bir yıldır sadece rüyalarında dokunabildiği o kadının gerçeği, şimdi kollarının arasındaydı. Dokunduğu zaman geri çekilmiyor du kaçmıyor du artık tiksinerek ve nefret ile bakmıyor du.
İçindeki o karanlık boşluk, Aden'in dudaklarının tadıyla ilk kez aydınlanmıştı. Bir zafer değildi bu; sadece bir kavuşmaydı. "Sonunda," diye fısıldıyordu içindeki ses, "sonunda o uçurumun kenarından beraber döndük." Barlas için artık dünya göğsüne sığınan kadından ibaretti.
Gece, tüm siyahıyla yeryüzünü örterken; arabanın içindeki o ağır sessizlik, bin yıllık bir masalın en sancılı ve en tutkulu cümlesi gibiydi. Yağmur damlaları camlardan süzülüp giderken, geride kalan tek şey; bir kaza sonucu birbirine mühürlenen dudakların bıraktığı o yakıcı iz ve bir kadının binbir soru işaretiyle dolu teslimiyetiydi. Gökyüzü ağlamayı kesmiş, toprak susmuş; dünya, bu iki insanın hem geçmişin yüküyle bu kadar ağır hem de aşkın ateşiyle bu kadar hafif olduğu o ana şahitlik etmek için nefesini tutmuştu. Artık hiçbir yol eski yol olmayacak, hiçbir sessizlik o öpücüğün yankısını susturamayacak ve silemeyecekti.
________________________
Bölüm sonu...
Bekletim sizleri ama değdiğini düşünüyorum.
Yorumları alalım nasıl buldunuz bölümü?
Beğeni atıp yorum yapmayı unutmayın. Hesabımı takibe almayanlar alırsa sevinirim.
Yazar Notu Önerisi: "Canlarım, bu bölüm benim için en can alıcı noktaydı. Aden ve Barlas arasındaki o buzların eriyip yangına dönüştüğü bu anlar hakkında neler hissediyorsunuz? Yorumlarda buluşalım, hepsini tek tek okuyorum!"
🏮 BÖLÜM SONU ANKETİ 🏮
1. O meşhur "yanlışlıkla" öpücük hakkında ne düşünüyoruz? Sizce bu sadece bir kaza mıydı, yoksa Aden'in bilinçaltı çoktan Barlas'a doğru mu kaymıştı?
(Cevabını buraya bırak...)
2. Barlas'ın o "Lütfen..." diyerek yalvarır gibi karşılık beklemesi... Dağ gibi adamın bu muhtaçlığı kalbinizi kaç derece eritti?
(0-10 arası puanla...)
3. Aden'in yüzünü Barlas'ın boynuna gömerek gitmesi... Sizce bu bir teslimiyet mi, yoksa gerçeklerden kaçış mı?
(Sence hangisi?)
4. Barlas'ın "İlk öpücüğümüzü sen başlattın" diyerek topu Aden'e atması peki? Sizce Barlas bu durumu Aden'in aleyhine kullanır mı?
(Barlas Ağa bunu yapar mı?)
5. SİZCE ADEN PİŞMAN OLACAK MI?
A) Evet, sabah uyanınca kendine kızacak.
B) Hayır, artık o da bu aşka inanmak istiyor.
6. Barlas'ın "İlk öpücüğümüzü sen başlattın" diyerek kontrolü ele alması hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Aden'i köşeye mi sıkıştırdı, yoksa ihtiyacı olan cesareti mi verdi?
> 🔥 Tam bir Barlas Ağa hamlesi, çok yerindeydi!
> 🤨 Aden'in kafası zaten karışıktı, işleri daha da zorlaştırdı.
>
7.Tarafını Seç
> Peki ya o "yanlışlıkla" başlayan öpücük... Sizce gerçekten bir kaza mıydı, yoksa kalpleri çoktan birbirine mi dönmüştü?
8. > 😉 Kaza maza değil, biz buna kader diyoruz!
> 🤷♀️ Tamamen talihsiz (ya da talihli) bir tesadüf.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 16.55k Okunma |
1.02k Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |