42. Bölüm
Gizemliyazardemir01 / BEDEL / 38.Bölüm

38.Bölüm

Gizemliyazardemir01
gizemliyazardemir0

Masadaki gerginlik elle tutulur gibi hissediliyordu. Esma stresle terli elini eteğine sildi. Hazar'a baktığında sakin olduğunu görünce stresin yanına sinirde eklendi. Bu adam neden dünya umrunda değilmiş gibi davranıyordu? Şu an ona dokunup kolunu sıkmayı çok isterdi. Heyecanına, stresine ortak olmalıydı!

 

Aileler işten güçten bahsediyordu. Uzun masanın bir tarafında Hazar'ın anne-babası, ablası ve kız kardeşi vardı. Karşılarında ise Esma'nın boşanmış anne-babası, ablası ve kendi oturuyordu. Ablası Almanya'dan kız kardeşine destek olmak için seve seve gelmişti fakat anne babası için aynı şey geçerli değildi. Babasının eşi, kocasını eski karısının yanına göndermek istememişti. Bu nedenle babası kalkmak için sürekli saatine bakıyordu. Annesi de pek hevesli sayılmazdı. Esma ablası yanında olduğu için mutluydu sadece ve anne babası ne yaşanırsa yaşansın onun için bir aradaydı. İnşaAllah gecenin sonunda bir sorun çıkmazdı.

 

Esma Hazar'ın ablası Aslı ile daha önce karşılaşmışlardı. İkisi de birbirini çok sevmişti. Aslı ona kız kardeşi gibi yaklaşmıştı. Bu genç kızı çok mutlu ediyordu. Keza kız kardeşi ve anne babası da Esma'dan memnun kalmıştı. Annesi oğluna yaklaşıp "Aferin oğlum tam bana göre gelin bulmuşsun." diyerek sevdiğini dile getirmişti. Ayrıca Hazar annesine Esma'dan daha önce de övgüyle bahsetmişti. Babasıyla bu konuları konuşmaya çekinse de annesine sevdiği kızı doya doya anlatıyordu.

 

Az sonra Esma masadan kalkıp lavaboya gitmek için müsaade istedi. Hazar'da fark edilmesin diye birkaç dakika sonra arkasından gitti. Çünkü kalkmadan Esma mesaj atmış gelmesini yazmıştı.

 

Lavaboların olduğu tarafa geçip masadan görünmeyecek bir yerde durdu. Hazar geldiğinde "Ne oldu Esma'm?" diye sordu merakla.

 

"Bana Esma'm falan deme! Sen neden bu kadar rahatsın ya!"

 

"Neden rahat olmayayım sevdiğim kızın ailesiyle tanışıyorum benimde ailem olacak neticede." Esma bu sözlerle yumuşamamak için kendine zaman tanıdı.

 

"Yine de biraz heyecanlı olup bana destek olabilirsin."

 

"Peki nasıl heyecanlı olayım senin gibi ellerimi pantolonuma silip tedirgince masadaki konuşmaları mı dinleyeyim?"

 

"Seni döverim Hazar!" İşaret parmağını yüzüne uzattı.

 

"Çek elini yoksa ısırırım hırçın kız!" Esma yutkunup "Köpek misin sen?!" diye hafif sesini yükseltip elini indirdi.

 

"Değilim ama istersen olurum."

 

"Salak!" diyerek tebessümünü gizlemeye çalıştı.

 

"Biraz rahatladın mı? Gidelim mi?"

 

"Tüm bu şaklabanıkları beni sakinleştirmek için mi yaptın?"

 

"Evet. İşe yaradı mı?" Esma başını salladı "Teşekkür ederim gidebiliriz."

 

"Rica ederim hırçın kız." Esma önde Hazar arkada yüzlerindeki kocaman tebessümle masaya döndüler. Bunu fark eden iki abla da çok sevinmişti onları böyle görünce. Birbirlerine çok yakışıyorlardı.

 

İlerleyen saatlerde isteme-söz nişan hepsi konuşulmuştu. Aileler çok uzatmadan söz ve nişanın bir arada olmasını kararlaştırdı. Düğün içinse daha sonra tekrar bir araya geleceklerdi. Gece sorunsuz bittiği için Esma çok rahatlamıştı. Tabii Hazar'ın sakinleştirmesi de işe yaramıştı.

 

Esma eve gidince yaşanan her şeyi tüm detaylarıyla Elif Ada ve Eda'ya anlattı. Arkadaşının sevincine ortak olup şimdiden elbise bakmaya başlamışlardı. Esma Hazar'ın düğün içinde çok beklemek istemediğini en fazla dört ay sonra olmasını söylemişti. Esma ise heyecandan ne diyeceğini kestiremeyip tekrar konuşuruz demişti. Bu konuyu da uzun uzadıya düşünecekti. Fakat şimdiden Hazar'ın sözleri aklına yatıyor gibiydi. Heyecanla kendini uykuya teslim etti.

 

(...)

 

Büyük gün gelmişti. Bugün Esma ve Hazar çiftinin istemesi vardı. Söz nişan da bir arada yapılacaktı. Önce aile ve yakın arkadaşlar arasında isteme olacaktı. Herkes Gaziantepteki Esma'nın babasının büyük evinde toplanmıştı. Diğer merasimler içinse mekan tutmuşlardı. Esma istemenin kendi evinde olmasını istediği için böyle bir çözüm bulmuşlardı.

 

Genç kız heyecandan yerinde duramıyor, odasında adım atmadık yer bırakmıyordu. İki hamile kadın, ablası ve kardeşi gibi gördüğü Eda vardı yanında. Elif Ada'yla Gül yan yana oturmuş ellerini karınlarına yaslamışlardı, bebeklerinin varlığını hissetmek ister gibi.

 

Esma onların bu rahat halleriyle daha da geriliyordu. Tabii onların tuzu kuruydu! Neden stresli olsunlar? Odada sadece o ve Eda vardı bekar, kendisi şimdilik olsa da.

 

"Gebe halinizle gelmiş karşımda oturuyorsunuz rahat rahat ben daha fazla geriliyorum hanımlar!" Arkadaşının yanına geçip oturdu.

 

"Teyzeciğim iyisin hoşsun da annene söyle heyecanıma ortak olsun biraz."

 

"Bebeğimi karıştırma teyzesi," dedi Elif Ada. "Sen her zamanki gibi kendine yandaş arıyorsun. Eda ablacığım Esma ablan gibi heyecanlı ol sende olur mu?"

 

"Tamam ablacığım, odada tur atmaya başlıyorum." Eda'nın sözleriyle herkes kahkaha atmıştı. Aynısını Hazar da yapmıştı! Ne var yani ortak arıyorsa onlarda oluversinler canım!

 

Esma küskünce ayağa kalkıp odanın pencere tarafında dikilmeye başladı. Ablası yanına gidip "Seni rahatlatmaya çalışıyorlar kardeşim. Heyecanlı olman çok doğal ama fazlasına gerek yok. Ortak arıyorsan da ben varım hep, biliyorsun." diyerek destek oldu. Esma ablasına sarılıp gülümsedi.

 

"İyi ki varsın canım ablam." demeyi de eksik etmedi.

 

Sonunda Hazar'dan beklenen mesaj gelmesiyle genç kız tekrar panik olmuştu. Geliyorlardı! Sevdiği adam ve ailesi onu istemeye geliyordu. Odadakilere söyleyip önce salona geçti. Anne babasına da haber verdikten sonra kapıda belirdi.

 

Çok beklemesine gerek kalmadan zil sesi evi doldurdu. Heyecanla, mutlulukla kapıyı açıp büyüklerin ellerinden öptü. Hoş geldiniz diyerek içeri davet etti. En sona Hazar, Ömer Asaf, Azad ve Arda kalmıştı. Ömer Asaf ve Azad eşinin yanına geçti hemen.

 

Ömer Asaf kimselere fark ettirmeden karısını tuttuğu gibi bir odaya sokmuştu. Kapıyı kapatıp kilitledi. Çok özlemişti ailesini. Karısının canını yakmadan sımsıkı sarıldı. Kokusunu içine çekip 'cennet kokulum' diye mırıldandı. Karısı anne olacağı için daha bir güzel kokuyordu.

 

Elif Ada da özlediği kocasına aynı içtenlikle karşılık verdi. Hiç ayrı kalmak istemiyordu ikiside. Ayrıldıklarında uzaklaşmasına izin vermeden yüzünün her santimini öpmüştü Ömer Asaf.

 

"Nasılsın güzelim? Mide bulantın var mı?" Artık neredeyse her sabah mide bulantısıyla uyanıyordu. Koku hassasiyeti de başlamıştı. Bazen Asaf'ın az sıkmasına rağmen parfümü de rahatsız ediyordu. Şimdi ise kocasını çok özlediği için hiçbir şey umrunda değildi.

 

"İyiyim, iyiyiz kocacığım. Sen nasılsın?" Ömer Asaf dayanamayıp karısını tekrar öptü.

 

"Seni çok özledim gün boyu. Şimdi nefes alıyorum." diyerek boynuna sokuldu.

 

Elif Ada "Yaa..." diyerek eridiğini hissetti.

 

"Bende çok özledim seni kocam." Ömer Asaf geri çekilip "Ne kadar çok?" diye sordu. Karısı o kadar tatlıydı ki Asaf bunun karşısında ne yapacağını bilmiyordu.

 

"Çok işte!" Ellerini iki yana açıp "Dünyadan çok özledim kâinat kadar!" Kocasının kolları belini kavrıyordu. Kadını kendine çekip "Ben kâinattan da çok özledim." dedi.

 

"Zaten bu konularda eline su dökemiyorum. Hep beni geçiyorsun." diyerek dudak büktü.

 

"Öyle mi küçük hanım?" Başını salladı, kocasının gözlerine bakmıyordu.

 

"Karıcığım," Cevap vermedi. Asaf çenesinden nazikçe tutup göz göze getirdiğinde karısının orman yeşillerini yaşların kapladığını fark etti. Ah! Gebelik fazla duygusal yapmıştı onu.

 

"Güzelim benim tamam sen daha fazla özlemiş ol. Yeter ki akıtma incilerini." Elif Ada gözleri dolsa da tek damla yaş akıtmadan toparlayabilmişti kendini.

 

"Seni çok seviyorum."

 

"Bende seni çok seviyorum canım karım." Ömer Asaf karısı üzülmesin diye 'ben daha çok' dememişti. Tekrar sarıldıktan sonra odadan çıkabildiler.

 

Diğer tarafta ise kapının önünde taze çift birbirine

baktıktan sonra bakışlarını indirmişti.

 

"Hoş geldin."

 

"Hoş bulduk."

 

Hazar özenle paket yaptırdığı tatlıyı ve çiçeği uzattı Esma'ya. Çikolatanın yanında sevdiğinin baklavaya düşkünlüğünü bildiği için baklava alıp onuda bir güzel paketletmişti. Esma bu jestine mest olmuştu.

 

Burada daha fazla durmaları uygun olmadığı için teşekkür edip içeri yolladı Hazar'ı. Her şey İslam'a uygun ayarlanmıştı. Kadınlar ve erkekler ayrı odalarda oturup isteme zamanı geldiğinde Esma kahveleri dağıtıcak ve yüzükler takılacaktı. Ayrıca akrabaları ve misafirlerin olacağı mekanda da yüzükler takılacaktı.

 

Hazar erkeklerin olduğu odaya geçtiğinde tüm gözler onun üzerinde toplanmıştı. Utanarak müstakbel kayınbabasının elini öpüp nasıl olduğunu sordu. Esma'nın babası Cevat bey bu tavırla hoşnut olmuştu. Müstakbel damadını sevmeye başlıyordu.

 

Esma da aynı şekilde odaya girdiğinde Hazar'ın annesinin elini öptü. Meryem hanım gelinini çok sevdiği için kızı gibi sarılarak karşılık vermişti. Esma gerçekten Hazar'ın anlattığı kadar vardı. Hatta oğlu eksik anlatmıştı. İlerde inşaAllah daha fazla güzelliğini, iyiliğini göreceğini hissediyordu kadın.

 

Bir süre sohbet edildikten sonra Esma kahve yapmak için mutfağa gitti. Ardından da arkadaşları ve ablası. Gül'ün gebeliği ileri olduğu için onu oturtmuşlardı. Elif Ada'ya da ne kadar otur deseler de dinlememiş dostunun en güzel anlarında yardımcı olmuştu ona.

 

Esma ayrı bir tepsiye yerleştirdiği fincana Hazar'ın kahvesini döktü. Bu sırada Aslı gelmişti mutfağa.

 

"Ee gelin hanım neler ekliyorsun damadın kahvesine?" diyerek eline tuzluğu almıştı kahveye boca etmek üzere. Odadakiler önce şaşırsa da sonra gülmüşlerdi hep birlikte.

 

Esma çekinerek "Hiçbir şey eklemeyeceğim abla." dedi. Aslı ona kesinlikle abla demesi konusunda uyarmıştı. O da alışmıştı çoktan.

 

"Aa olur mu öyle şey canım?! Damat dediğin biraz sıkıntı çekecek."

 

"Hazar bana hiçbir sıkıntı çıkarmadı çok şükür abla. O yüzden oda sıkıntı çekmesin." Yanakları al al, başı önünde kurdu cümlesini. Çok utanıyordu çünkü!

 

Aslı, başını kaldırıp gözlerine baktı.

 

"Bizim kerata seni nasıl bulmuş hayret ediyorum. Ama iyi ki bulmuş Esmacığım." Sarılmasına karşılık verdi Esma.

 

"Bu arada sıkıntı çıkaracak olursa bana geliyorsun güzelim. Haddini bildirip gönderirim sana!" Esma rahatlayarak gülenlere katıldı. Eğer böyle bir şey olursa -ki hiç sanmıyordu- Esma hırçınlıyla alt ederdi Hazar'ı. Tabii görümcesinin bilmesine gerek yoktu.

 

Kahveler dağıtıldıktan sonra isteme için aynı odada buluşmuşlardı. Allah'ın emri Peygamberin (SAV) kavliyle gençlerin yuva kurması istendi. Güzel dualar eşliğinde yüzükler takıldı taze çift tebrik edildi.

 

Aile büyükleri ve arkadaşlarla bol bol fotoğraf çekilmişti. Onlar oturduktan sonra çiftin ayrı fotoğrafları da karelendi. İkisinin yüzünden de mutluluk akıyordu. Bakan herkes görebilirdi bu güzel manzarayı.

 

Yüzüklerinin takılı olduğu ellerini havaya kaldırmış kameraya gülümserken Hazar nişanlısına eğildi hafif "Bugünü çok bekledim ama daha çok beklediğim bir gün daha var." Esma da ona ayak uydurup fısıltıyla konuştu.

 

"Hangi günmüş o?"

 

"Tamamen helalim olacağın gün." Kızın gülümsemesi şaşkınlıkla dudaklarında asılı kaldıktan sonra utandı. Bunun üzerine Hazar "Hırçın kızımın utandığını görmek ne büyük şeref!" diyerek takıldı. Esma sinirlenmek yerine daha fazla utanmıştı.

 

Önlerinde onları hayranlıkla izleyen arkadaşını kolundan tutup yanına çekti.

 

"Birazda arkadaşımla fotoğraf çekilmek istiyorum sevgili nişanlım." diyerek kibarca kovdu Hazar'ı. Hazar hitabına şaşırıp çok mutlu olmuştu. Biraz da utanmıştı.

 

Elif Ada "Bekle enişte hep birlikte çekilelim," diyerek kocasını da getirdi yanlarına "Gel kocam arkadaşının yanına geç." Kocam derken sesini kısık tutmuş sadece Asaf'ın duymasını sağlamıştı. Ömer Asaf ise çekinmeden "Emrin olur karım." diye yüksek sesle konuşmuştu.

 

Yeni nişanlı çifti aralarına alıp arkadaşlarının yanlarında durdular. Fotoğraf çekildikten sonra Esma "Senin utandığını görmekte büyük şeref." diyerek gülümsedi.

 

"Bana sevgili nişanlım dediğin sürece ben hem utanırım hemde çok mutlu olurum sevgili nişanlım." Esma da utanmıştı. Karşılıklı utanıyorlardı, gerçekten çok uyumlu bir çift. Her şeyden önce insanda hâyâ olmalı. İkisinde de fazlasıyla vardı ve Allah'ın izniyle birbirlerini tamamlıyorlardı.

 

Bilmeden içlerinden Elhamdülillah dediler. Çıktıkları yolda en güzel yoldaş olabilmeyi istediler. Çoktandır dualarındalardı sadece ilk sırayı karşıdaki kaptı. Kendinden önce sevdiği için dua edecekti iki sevdalı kalp.

 

Çok geçmeden davetlilerin olacağı mekana giriş yaptılar. Ev gibi burada da kadınlar ve erkekler bölümü ayrıydı. Misafirlere tatlı olarak baklava ve içecek ikram edildi. İlahiler, dualarla çiftin ilk adımı hayırlandı.

 

Ayrıyeten Hazar'la Esma yetimhanedeki kimsesiz çocuklara yemek dağıtılmasını sağlamıştı, tabii tatlıda. Ve bağış yapmışlardı. İmkanları vardı, ellerinden geliyordu çok şükür o yüzden en iyisi buydu. İçlerinden geliyordu ikisininde. Esma bu arada Hazar'ın -söylemese de- düzenli olarak yardımda bulunduğunu da öğrenmişti. Nişanlısına bir kez daha aşık olmuştu.

 

Her şey çok güzel, sorunsuz tamamlanmıştı çok şükür. Yeni nişanlı çift çok mutluydu. Hazar düğünü de bir an önce yapma kararı almıştı içinde. Esma'yla konuşmak vardı bu konuyu. Sonrası hallolurdu inşaAllah.

 

(...)

Elif Ada'nın anlatımı ile-

2 Ay Sonra...

 

Bebeğimizin bizimle oluşunun üzerinden iki ay daha geçmişti. Asaf her yeni ayı söz verdiği gibi pastayla kutlamıştı. Geçen hafta gittiğimiz randevudan da eli boş dönmüştük. Çok şükür miniğimiz iyiydi ama cinsiyetini göstermemişti bize. Merak etsekte her şeyden önce sağlıklı olsun diye dua ediyorduk.

 

Ömer Asaf kız hissediyordu daha doğrusu kız istiyordu. Her şekilde belli etmişti. Yerimizde duramayıp yine kıyafet almaya gittiğimizde eli hep pembe olanlara gitmişti.

 

Esma'yla Hazar'ın nişanı olduktan sonra düğünü üç ay sonra yapmaya karar vermişlerdi. Şimdi ise sadece bir ay kalmıştı. Arkadaşım bir ay sonra evli olacaktı, yuvasını kuracaktı inşaAllah. Az kaldığı için hazırlıklardan başını kaldıracak vakti olmuyordu.

 

Hazar İstanbul'da görev yaptığı için mecbur orada yaşayacaklardı. Esma'nın işi de Ömer Asaf'ların oradaki şirketinde hazırdı. En yakın arkadaşımdan uzakta olacağım için üzgündüm. İnşaAllah Hazar tayinini buraya aldırırdı. Hem aileleri de burada.

 

Hazar'ın yaşadığı evde oturacaklardı. Başka bir ev almayı teklif etse de Esma masrafa gerek yok diyerek kabul etmemişti. Sadece evi düzenliyor, eşyaları değiştiriyorlardı. Esma da burada oturmak istiyordu ama şartlar izin vermiyor. Tabii ilerde geleceklerini biliyorduk. Mutlu olsunlar yeter ki geri kalan her şey yoluna girer Allah'ın izniyle.

 

Odamın kapısı tıklatıldı. Gel komutumla yakışıklı kocam girdi. Hemen gidip sarıldım.

 

"Hoş geldin aşkım." Çok nadir böyle hitap ediyordum. Sık olmaması benim açımdan kulağa daha hoş geliyordu.

 

"Hoş buldum karıcığım." Bana sarıldıktan karnıma eğilip öpmüştü.

 

"Baban geldi bebeğim. Ve sizi çok özledi." dedi o harfini uzatarak.

 

"Bizde babasını özledik." Kocam beni öptükten sonra oturttu yatağa. Giyinme odasına gidince üzerini değiştireceğini düşündüm ama sesler geliyordu. Yanına gittiğimde bavulu indirmiş kıyafetlerini yerleştirdiğini gördüm.

 

"Bir yere mi gidiyorsun hayatım?" Allah'ım lütfen benden ayrı gitmesin. Ben onu çok özlüyorum.

 

"Tek değil birlikte gidiyoruz güzelim. Seni bırakır mıyım hiç?" dedi imkansız gibi. Anında yüzümde güller açmıştı.

 

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum heyecanla.

 

"Evimize," Göz kırptı "Kurban Bayramından önceki bir haftamızı birbirimize ayıralım istedim. Sen, ben ve bebeğimiz." Gülümseyerek karşılık verdim. Çok isterdim ama Işık hanım ne derdi.

 

Asaf sıkıntımı anlamış gibi "Doktordan gerekli izinleri aldım bir tanem merak etme." dedi. Şimdi içim rahatlamıştı. Her şeyden önce bebeğimin sağlığını düşünüyorum. Ona iyi gelmeyecek hiçbir şeyi yapmam.

 

"Ayakların acıyor, sen otur ben hazırlıyorum bavulumuzu." Uzun süre ayakta kalınca ağrı oluyordu. Asaf bunu bildiği için yatmadan önce masaj yapardı şifalı elleriyle.

 

"Tamam benim becerikli kocam." Uzaktan öpücük attım.

 

Hoşlanmamış olacakki "O öpücüğün gerçeğini de istiyorum." diyerek arkamdan konuştu.

 

"İstiyorsan alırsın." diye takıldım. Ruhum duymadan gelmiş ve istediğini hemen almıştı.

 

"Aldım." Göz kırptı ve işine geri döndü beni öylece bırakıp.

 

Ömer Asaf gerekli eşyaları hazırladıktan sonra evdekilerle vedalaştık. Onlara söylemişti önceden. Yola çıktığımızda içimde tarif edilemez bir mutluluk hissettim. Kocam yanımda, bebeğim karnımdaydı. Sağlıklı ve bir aradaydık çok şükür.

 

Evimize girdiğimizde tertemiz olduğunu gördüm. Asaf temizlik şirketine temizletmiş olmalı. Acıktığım için mutfağa girdim. Buzdolabını açtığımda çeşit çeşit, burada kaldığımız sürede bize yetecek kadar yemek olduğunu gördüm.

 

Kocam yanıma gelip ardımdan kollarını belime doladı. Ellerini tutup "Her şeyi düşünmüşsün." dedim mutlulukla.

 

"Sadece birbirimizle ilgilenelim diye her şeyi hazırlattım. Sana yemek yaptıracak halimde yoktu."

 

"Teşekkür ederim Asaf'ım. İyi ki varsın." Sesimin titrediğini duyunca önüme geçti. Elini yanağıma yaslayarak "Ne oldu şimdi bir tanem, neden gözlerin doldu? Ağlayacak bir şey yok ki."

 

"Hormonlar neden mi biliyor Ömer Asaf! Canı isteyince ağlayasım geliyor. Ne yapayım?!" Her dakika ağlamak benimde hoşuma gitmiyordu ama elimde değil.

 

"Tamam güzelim canın istediğinde ağlayabilirsin ben hep yanındayım inşaAllah." Göğsüne başımı yaslayıp sarıldım. Bir süre böyle kaldıktan sonra ayrıldık.

 

Asaf ne olursa olsun merdivenlerden yukarı çıkmamı yasaklamıştı. Alt kattaki odalardan birinde kalkacaktık. Merdiven kelimesiyle adımı bir arada duymak istemiyordu. O gün beni kanlar içinde görmesi hâlâ aklının bir köşesinde saklıydı. O korkuyu bir daha yaşamak istemiyordu.

 

Bu oda bizim odamızdan daha küçüktü ama güzeldi. Zaten Asaf yanımda olduktan sonra boyut umrumda değil.

 

"Güzelim ben eşyaları sonra yerleştiririm. Üzerimizi değiştirip bir şeyler yiyelim önce."

 

"Tamam canım."

 

Yemeğimizi yedikten sonra akşam ezanı okunmuştu. Cemaat olup namazımızı kıldık. Asaf seccadelerimizin ucunu geri kıvırdıktan sonra uzanıp başını bacaklarıma koydu. Söylemesine gerek kalmadan ellerim rotasını ezbere bilir gibi saçlarını buldu.

 

"Acırsa söyle hemen kalkayım güzelim." Başımı salladım "Tamam." Gür ve yumuşak teller arasında elimi dolaştırdım. İkimize de iyi geliyordu.

 

"İsim düşünüyor musun karıcığım?"

 

"Ne ismi?"

 

"Bebeğimizin ismi tabii ki!"

 

"Daha cinsiyeti belli değil hayatım." diyerek güldüm.

 

"Ama elimizde iki seçenek var değil mi? Hiç mi düşünmüyorsun? Önceden de mi yoktu aklında?" Gerçekten hiç düşünmediğimi fark ettim.

 

"Düşünmemişim Asaf."

 

"Tamam güzelim, olabilir." dedi beni kırmamak için. "Sen düşündün mü?"

"Evet," diyerek gözlerime baktı.

 

"Neymiş çok merak ettim."

 

"Eğer kız olursa sende istersen Hafsa ismini vermek isterim. Küçükken de kızım olursa bu ismi vermeyi hayal ederdim. Benim bir adım Ömer olduğu için ve Hazreti Ömer'in kızının ismi de Hafsa." Hafsa. Çok güzel bir isimdi.

 

"Harika düşünmüşsün çok beğendim canım."

 

"Gerçekten mi?" dedi çocuksu heyecanıyla.

 

"Evet." Bir süre tereddüt ettikten sonra "Bir isim daha var." dedi.

 

"Söyle hayatım."

 

"Güzide," dedi elimi tutarak "Hafsa Güzide kızımız olursa bir adını anneannesinden alsın. Belki söyleyemezsin o yüzden Hafsa da olsun." Birkaç dakika sustum. Ömer Asaf'ın ince düşüncesini sindirmeye çalıştım. Gerçekten nasıl bu kadar iyi olabilir bu adam? Nasıl her kelimesiyle, bir gülüşüyle mest eder beni? Sevda bu olmalı.

 

"Ada?" Oturup suratımı inceledi. "İyi misin güzelim? Yanlış bir şey mi söyledim?" Başımı iki yana salladım.

 

"Aksine beni çok mutlu ettin Asaf." Gözyaşlarıma dayanamayıp göğsüne çekti.

 

"Güzelim benim, ağlama lütfen." Nasıl ağlamayayım be adam?

 

"Seni çok seviyorum. Teşekkür ederim." Güvenli limanıma daha da sokuldum.

 

"Bende seni çok seviyorum." Başımdan öptü.

 

"Tamam bu kadar ağlamak yeter." Yanaklarımdaki yaşları kuruladı eliyle yenisi aksa da. Gözlerine baktığımda dolu dolu olduğunu gördüm.

 

"Sende mi ağladın?"

 

"Ağlamana dayanamıyorum o yüzden gözlerim doluyor. Kıyamıyorum sana." Ama ben daha çok ağlarım ki. Ve ağladım. Tekrar göğsüne çekip Kur-an'ı Kerim'den ayetler okudu. Ağlamam yatıştı, güzel sesini dinledim. Binlerce kez şükrettim.

 

(...)

 

Gecenin bilmem kaç saatinde gözlerim kendiliğinden açıldı. Neden çünkü canım bir arada olmayacak iki şeyi yan yana istiyordu. Evde olduğunu gördüğüm için mutfağa geçtim Asaf'ı uyandırmadan.

 

Turşu kavanozu ve dondurma kabını ada tezgaha bıraktım. Sandalyeye oturdum. Bir kaşıkla dondurmadan elimle de ekşi acur turşusundan yiyordum.

 

"Hmm," diyerek lezzetin damağımda yayılmasını hissettim. Bunları bir arada isteyen ben değilim bebeğimdi! Yoksa bende biliyorum yani lezzetli olmayacağını ama ne yapayım aşerdik bir kere.

 

Ben dalmış turşu ve dondurmamı yerken telaşla kapıda Asaf göründü.

 

"Elif?" dedi soru dolu gözlerle "Ne yapıyorsun? Neden uyandırmadın beni? Seni yanımda görmeyince ne kadar korktuğumu düşünebiliyor musun? Ayrıca ben kalkmadan yanımdan ayrılmayacaksın demedim mi?!" Bağırmıyordu, korkmuştu ve sitemle konuşuyordu.

 

Dondurma kaşığını ağzımdan çıkarıp "Sadece aşermiştim, yiyip yanına dönecektim. Özür dilerim..." dedim masum sesimle.

 

Yanıma gelip dudağımın kenarından öptü.

 

"Bir dahakine beni de uyandır ve özür dileme karıcığım. Korktum ben sadece."

 

"Tamam." dedim. Yediklerimde göz gezdirip son anda yüzünü buruşturmadan durdurdu kendini. Eliyle işaret edip "Bunları mı aşerdin? Turşu ve dondurma?" Gülümseyerek başımı salladım "Evet, sende denemelisin kocacığım." Dondurma ve turşuyu aynı anda ağzına uzattım. Bir iki adım geri gitti.

 

"İstemem karıcığım teşekkür ederim sana afiyet olsun."

 

"Bir tadına baksaydın çok güzel." diyerek ısrarla uzattım.

 

"Eminim öyledir güzelim ama ben hamile değilim, aşermiyorum da," Elimdekilere uzaylı bakışları atıp "Yersemde kusarım kesin." dedi.

 

"İyi sen bilirsin!" Ben yedim. Asaf'ta kurtuldum diye oh çekti.

 

"Başka bir şey istiyor mu canın?"

 

"Yok hayatım bunlar çok güzeldi."

 

"Afiyet olsun güzelim. Unutma bundan sonra aşerdiğin zaman beni uyandıracaksın, yanında değilsemde arayacaksın."

 

"Tamam canım."

 

"Bebeğimizin istediğini yaptın biraz da babasıyla ilgilen." Elimden tutup odamıza götürdü.

 

(...)

 

Üç gündür evimizde keyifle geçiriyorduk vaktimizi. Sabah namazından sonra -ki beni zor kaldırıyordu Asaf- geri uyuyorduk. Gebelikle üzerimde hep uyku hali vardı. Kahvaltımızı yaptıktan sonra hava güzel olduğu için bahçede oturup sohbet ediyor, öğrendiğimiz yeni bilgileri birbirimizle paylaşıyorduk.

 

Risale-i Nur okuyordu Asaf ben daha önce bitirmiştim. Ardından bebek kitapları okuyarak kendini babalığa hazırlıyordu. Hiç boş vaktimiz olmuyordu. Hep bir şeylerle meşguldük ve bunlar ruhumuzu doyuran şeylerdi. Elhamdülillah.

 

Düzenli olarak Kur'an-ı Kerim'i alıyor niyet ederek okuyordum.

 

"Allah'ım, senin rızan için, bana emanet ettiğin bu yavrunun sağlığı, güzel ahlakı ve hidayeti için okuyorum." İnanarak Rabbimin emanetine sahip çıkabilmek için dua ediyordum.

 

Bebeğimiz her sesi duyabilirdi ama benim sesimi hissetmesi daha kolay olacağı için bende okuyordum. Yusuf suresi, Meryem suresi, Yasin suresi, Lokman suresi, Enbiya suresi, Furkan suresi, Âl-i İmran suresi okuyordum elhamdülillah. Her gün Fatiha, Ayetel Kürsi ve Felak-Nas surelerini eksik etmiyorduk. Tüm bu bilgileri araştırmıştık Asaf'la.

 

Midem bulandığı için elimi ağzıma kapatarak lavobaya koştum. Ömer Asaf ardımdan gelip destek olmuştu her zamanki gibi. Dişlerimi fırçaladıktan sonra salona geçtik.

 

"Daha iyi misin canım?"

 

"İyiyim hayatım gel otur."

 

"Önce sen ayaklarını uzat bakayım güzelce." Gülerek dediğini yaptım. Önceliği her zaman bendim, bizdik.

 

Birden canım fena halde çiğ köfte çekmişti. Kocamın kıyafetinden tutup çekiştirdim.

 

"Efendim güzelim?"

 

"Bir şey aşerdim kocacığım."

 

"Söyle güzel karım hemen alayım."

 

"Çiğ köfte," dedim "Çok fena canım çekti." Dilimi dudaklarımın üzerinde gezdirdim.

 

"Çiğ köfte?" diye sordu şaşkınlıkla.

 

"Evet." diye karşılık verdim.

 

"Sadece çiğ köfte mi aşerdin?" Yine evet dedim. Niye bu kadar şaşırmıştı?

 

"Karıcığım Urfa çok yakınımızda bari oradan istediğini söyle gidip alayım." diye yakındı. Basit şeyler aşerdiğim için şikâyetçiydi bundan.

 

"Kocacığım biz bebeğimle imkansız şeyler aşermiyoruz ki." dedim yanağını okşayarak. Ben aşerdiğimi söyleyince hemen önümde diz çökmüş karnımı okşamaya başlamıştı.

 

"Urfa'dan almayayım mı yani?" diye sordu bir umutla.

 

"Hayır," dedim "Ama sen yapabilirsin, elinin lezzetiyle çok güzel olur." Şimdi yüzü aydınlanmıştı.

 

"Sen iste kebap yapıp, baklava bile açarım güzel karım!"

 

"Yapar mısın sahiden?"

 

"Yaparım tabii ki!"

 

"Yani baklava açabileceğine inanıyorsun?!"

 

"Sonuna kadar!" Bu haline gülüp "Yap o zaman," dedim "Birde elinden baklava yiyelim miniğimle."

 

"Bebeğim benim, oldu bil!" dedi coşkusunu kaybetmeden. Sonra da beni kucağına alıp mutfağa götürdü. Pencere kenarına yaptırdığımız divan'ın üstüne oturtup alnımdan öptü.

 

Geri çekilmesine izin vermeden yüzümüzü eşitledim kısa bir mesafe kaldı aramızda. Hafifçe tebessüm edip "Baklavayı 40 kat ve incecik isterim." dedim yanağından öpüp geri çekildim. Afallamış haliyle "Olmuş bil." dedi ve benim aksime dudağıma bir öpücük kondurup göz kırptı.

 

Umarım beş dakika sonra pişman olmazdı. Odadan tableti getirip tarif açtı önce baklava yapacaktı anlaşılan.

 

"Tarifi sana sormayı isterim ama yorulmanı istemiyorum daha yeni istifra ettin. Daha iyisin değil mi bu arada?" Yanıma gelip ilgiyle konuştu, eliyle alnıma dokunup ateşimi kontrol etti.

 

"İyiyim hayatım, endişelenecek bir şey yok. Tarif sordun diye yorulacakta değilim. Yardıma ihtiyacın olursa yaparım." diyerek elini tuttum. Avcumunu içini öptü, saçlarıma da öpücük kondurup "Kocan iyi bir aşçı yolunda inşaAllah orman gözlüm. O yüzden keyfine bak yani bana." diyerek göz kırptı.

 

Sözlerine kahkaha atarak "Hep sana bakıyorum zaten. Gözüm senden başkasını görmüyor."

 

"Kurban olurum sana." diyerek yüzümün her karesini öpmüştü bu sefer. "Benim gözümde sadece seni görüyor." Bende öptüm.

 

Asaf önlüğünü üzerine geçirip kaslı kolları, geniş sırtıyla gerekli malzemeleri tezgaha çıkardı. Hep yakışıklıydı ama bu dönemde daha bir dikkatimi çekiyordu kocamın her şeyi.

 

Tarifi dinleyerek hamuru yoğurdu önce. Başarılı gidiyordu. Kıvamının güzelliğini bana gösterip hava atmayı da ihmal etmiyordu. Elinden her iş geliyor maşaAllah. Düşüncelerimle kendi kendime güldüm.

 

"Neye güldün öyle? Yaktın beni güzelim." Gülümsemem dudaklarımda kalırken ayağa kalkıp sarıldım koca bedenine.

 

"Seni çok seviyorum. Yanımda olduğun sürece gülmekten başka bir şey bilmiyorum ki." Hamurlu ellerini değidirmeden sarıldı. Başımdan öpüp "Bende seni çok seviyorum. Aşık olduğum gülümsemen hiç kaybolmasın bir tanem."

 

"Seninde kaybolmasın, hep yanımda ol."

 

"Amin." Asaf ben geri çekilene kadar bekledi. İhtiyacım olduğunu hissetti sanki.

 

"Hadi devam et." diyerek yanağından öptüm.

 

"Oh şimdi en güzel yapacağım." dedi gülerek. Az önceki yerime oturdum. Hamuru yoğurduktan sonra getirip bana gösterdi olmuş mu diye. Tam kıvamında olmuştu gerçekten. İlk dinlendirme için streçle kapattı üzerini.

 

"Şimdi de çiğ köfte yapalım." Malzemeleri alırken alnımdan, saçlarımdan öpüyordu. İlgisi bu dünyadaki en güzel şey olabilirdi.

 

Çocukluğundan beri çiğ köfte yapmayı biliyormuş o yüzden eli yatkındı. Hemencecik yapıverdi. Marulun arasına bir tanesini yerleştirip limon sıktı. Bana uzattığında yedim.

 

"Mm, kocam bu çok lezzetli olmuş bir tane daha ver." Hemen yenisini hazırladı.

 

"Afiyet olsun canımın içi." Ben yemeye devam ederken o baklavasına tekrar dönmüştü. Bir bekleme süresinden sonra sıra açmaya gelmişti.

 

Bezelerden birini alıp oklavayla ezdi önce ama açmayı başaramamıştı maalesef.

 

"Olmuyor!" dedi küskünce. Haline gülmemek için kendimi zor tutarak yanına gittim. Merdaneyi alıp "Önce bununla yapacaksın." dedim.

 

"Bu ne?" diye sordu, gerçekten bilmiyordu ama baklava yapacak kadar da cesaretliydi canım kocam.

 

"Merdane," dedim gülerek "Bununla biraz açtıktan sonra oklava ile yani elindekiyle incelteceksin."

 

"Oklavayı biliyorum canım." diyerek o da güldü. Merdaneyi elimden aldı ama yine yapamamıştı.

 

"Ben yapayım."

 

"Hayır sen hamilesin, otur bakayım."

 

"Evet hamileyim Asaf hasta değilim!"

 

"Boşuna yorulma kocan yapacak. Güven bana!"

 

"Bari göstereyim nasıl yapacağını."

 

"Tamam ama kendini yormadan yap."

 

"Tamam kocacığım." diyerek merdaneyle tabak büyüklüğünde açtım önce. Sonra oklavayı alıp incelttim. Asaf beni hayranlıkla izliyordu.

 

"Çok iyi yaptın karıcığım. Eline sağlık."

 

"Teşekkür ederim canım. Şimdi sıra sende, yap bakalım." Önce ellerimden öptü ve açmaya başladı. Zorlansa da talimatlarımla yapıyordu. Benim açtığım kadar ince olmasa da başarmıştı.

 

"Aferin benim aslan kocama!" diyerek alkışladım.

 

Gülümseyerek "Boş adam almadın." dedi ve göz kırptı.

 

"Yaa..." diyerek yine eridiğimi hissettim. Gerçekten hiçbir konuda boş değildi. MaşaAllah.

 

Saatler sonra baklava dilimlerini tabağa koymuş Antep fıstığı ile servis etmişti. Mükemmel olmasa da canım kocamın eli değdiği için dünyanın en lezzetli tatlısıydı benim için.

 

Eliyle bir dilim alıp dudaklarımın arasına koydu. Şerbeti damağımda yayıldı ve lezzetini hissettim. Gerçekten güzel olmuştu. Parmaklarının ucunu öpüp "Ellerine sağlık hayatım çok güzel olmuş." dedim.

 

"Gerçekten mi?" diye sordu heyecanla.

 

"Evet." Bende ona elimle yedirdim. "Nasıl?"

 

"Bu kadar iyi bir performans beklemiyordum kendimden." diyerek güldü.

 

"Benim kocam her şeyin en iyisini yapar." diyerek gururlandım.

 

"Kocan seni de yer!"

 

Baklavamızı bitirdikten sonra benim uykum geldiği için odamıza gittim. Tabii Asaf'ta geldi, beni asla yalnız bırakmıyordu. Baklavanın yanında kebapta yapacaktı ama çok yorulduğu için başka zaman yapmasına ikna edebilmiştim.

 

Günün tatlı yorgunluğuyla sarılarak uyuduk.

 

(...) 

 

Kurban Bayramı gelmiş ve biz konağa dönmüştük. Erkekler bayram namazından sonra eve gelince ailecek güzel bir kahvaltı etmiştik. Aile üyeleri olarak Gülizar anne ve Abdullah baba, Azad ağabey ve Gül abla ve biz üç kurban kesecektik.

 

Midem bulandığı için kurban kesilirken asla yaklaşamamıştım Gül de benim gibi rahatsız olduğu için kokunun gelmeyeceği odada beklemiştik. Ömer Asaf'ı keserken izlemeyi çok isterdim ama bebeğimiz izin vermiyordu.

Eda'yla Seda da kokudan hoşlanmadığı için bizimleydiler. Gül'ün doğumuna az kalmıştı. Sancılarını kontrol etmeyi, ne için olduğunu anlıyordu. Bende ondan öğreniyordum bir şeyler.

 

Kardeşlerimin beraber Seda'nın oyuncak bebekleri oynamalarını gülümseyerek izledim. İyi ki yanımdalardı. Onlar olmasaydı ne yapardım, bilmiyorum.

 

Birden Gül elimi sıkınca ona baktım.

"Ne oldu iyi misin?" Sık sık nefes alıyor, acı çektiği buruşturduğu yüzünden belli oluyordu.

 

"Elif," dedi nefesini düzene sokmaya çalışarak "Doğuruyorum galiba!"

 

"Ne?!" Panikle ayağa kalktım. Ne yapacağım şimdi? Kadın doğuruyor! Aklıma başıma alıp Eda'ya seslendim hemen "Eda ablacığım Gül doğuruyor hemen Azad ağabeye haber ver." Ne diyerek Eda da şaşırmıştı. Sonra dediğimi yapmak için odadan ayrıldı koşarak.

 

Gül'ün elinden tutup "Dayan, dayan canım hastaneye gideceksin, bebeğini sağlıkla kucağına alacaksın inşaAllah." Nefesini nasıl alması gerektiğini de öğrenmişti. Her şey yolundaydı yani umarım.

 

Çok geçmeden Azad ağabey ve diğer aile üyeleri odaya geldi. Eşini böyle görünce bir süre kalakaldı. Çok geçmeden Asaf'ın omzuna dokunmasıyla kendine gelip Gül'ü kucağına aldı. Arabaya bindirdiklerinde herkes gitmişti onlarla.

 

Bende gitmek istemiştim ama Asaf izin vermedi. Hem kardeşlerim yalnız kalıyordu evde. O yüzden yerime onu gönderdim. Aylar sonra bizde yaşayacaktık bunu inşaAllah. Şimdiden tecrübe kazanırdı kocam.

 

Kolaylıkla ve sağlıkla bebeğini kucağına alsın diye dua ederek haber bekledim.

 

(...)

 

Yazarın anlatımı ile-

 

Azad karısını arabanın arka koltuğuna oturttuktan sonra şoför koltuğuna geçti ivedilikle. Annesi de Gül'ün yanına oturmuştu. Gülizar hanım gelininin elini tutup sözleriyle onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Doğum sancısı çok çekmişti, onu çok iyi anlıyordu o yüzden. Ama oğlu gelininden daha panikti. Onu da birinin sakinleştirmesi gerekiyordu.

 

Kaza bela olmadan hastaneye ulaştılar. Hastaneye haber verdikleri için girişte sedyeyle onları bekliyordu hemşireler. Yoldayken Ömer Asaf aramış ve hazır olmalarını söylemişti.

 

Gül'ü doğumhaneye aldıklarında kapının önünde telaşlı, heyecanlı bir topluluk oluştu. Herkes dilinde dualarla güzel haberler bekliyordu. Ömer Asaf karısını yalnız bıraktığı için içi rahat değildi. Ama kardeşine de destek olması gerekiyordu.

 

Uzun bekleyişlerden sonra doğumhanenin kapısı açıldı. Ebe elinde minicik, güzeller güzeli bir kız çocuğuyla beraber dışarı çıktı. Babanın kim olduğunu sorduktan sonra gösterilen adama bebeğini verdi.

 

Azad titreyerek küçücük kızını kolları arasına aldı. Kokusunu içine çekip "Eşim nasıl?" diye sordu. Ebe "Gayet iyi, doğum sorunsuz gerçekleşti birazdan anneyi de odaya alacağız." deyince çok şükür diye mırıldandı.

 

Küçük Hazal'ın aile üyeleri tek tek bakmıştı ona. Çok tatlı bir bebekti. Sonra hemşireye teslim edip eşini beklemeye başladı. Ömer Asaf'ta karısını arayıp haberdar etmişti.

 

Gül'ü de odaya aldıklarında herkes sevinçliydi. Kocaman ailelerine minicik yeni bir üye daha katılmıştı. Bebeği gördükten sonra odada sadece Azad ve Gülizar hanım kaldı. Bebeği emzirmesi gerekiyordu. Hemşirelere gerek kalmadan Gülizar hanım kızına öğretmişti.

 

Arda ağabeyine haber verip yeğenine kıyafet almak için mağazaya gideceğini söylemişti. Ömer Asaf son ana bıraktığı için kardeşine kızsa da yeğeninin bekledikleri günden erken geldiğini biliyordu. O yüzden Arda'yı yolladı. İnşaAllah bayram gününde açık yer bulabilirdi.

 

Arabasıyla bir süre gezdikten sonra çok şükür açık bir mağaza bulabilmişti. İnip mağazaya girdi. Kimseler görünmüyordu ama açık olduğuna göre illaki vardır birileri diye düşünerek hoşuna giden minicik bebek kıyafetlerinden aldı.

 

Gözleriyle kasayı aradıktan sonra oraya giderken biri çarptı gözüne. Ama nasıl güzeldi. Arda vurulduğunu hissetti. Siyah saçları beline kadar uzanan, bembeyaz teninde inci gibi parlayan kapkara gözleri olan kızı gördüğünde eli ayağı boşaldı. Yeğenine almak için ödemeye gittiği kıyafetler yeri boyladı.

 

Genç kız adamı fark edince kıyafetleri yere düşürdüğünü gördü. Yanına gidip aldı ve silkeledi.

 

"Beyefendi dikkat edin lütfen bu kıyafetleri bebekler giyiyor." Sesi de ne kadar güzeldi öyle. Kızın uzattığı kıyafetleri fark edince almak için elini uzattı.

 

"Kasa şu tarafta." Arda kızın gittiğinin farkına varınca kendine gelip "Afedersiniz," diyerek durdurdu. En azından ismini öğrenmeliydi bu güzel kızın.

 

"Buyurun?" Kız kendine dönünce yakasındaki isimliği ve hatta iş kıyafetlerini görmüştü. Demek ki burada çalışıyordu ve ismi Melek'ti... Gerçekten melek gibiydi.

 

"Bayramda neden çalışıyorsunuz?" İsmini öğrenmişti o yüzden soracak başka bir şey bulamadı ve ortaya bu cümle çıkmış oldu.

 

Melek soruya anlam veremese de gülümsedi. Arda gülüşüne takılmıştı.

 

"Açık olmasak nereden kıyafet alabilirdiniz ki?" O da başka bir soru yöneltmişti. Melek okul harçlığını çıkarmak için yazları burada çalışırdı. Açıkçası bayram günü çalışmayı o da istemiyordu ama patronu aramış ve mağazaya gelmesini söylemişti. Mecbur kendini burada bulmuştu. Allah'tan öğleden sonra kapatacaklardı. Böylece ailesinin yanına gidebilecekti.

 

"Haklısınız, yengem bugün doğum yaptı da bende yeğenime kıyafet almaya geldim umudumu kesmişken bu mağazayı buldum."

 

"Öyle mi? Hayırlı olsun, Allah bağışlasın. O zaman bebeğin kıyafetleri bizden olsun."

 

"Hayır kabul edemem kesinlikle!" Melek çok beğendiği her gelen müşteriye tavsiye ettiği bir kıyafeti alıp gösterdi.

 

"Kız galiba, pembe almışsınız."

 

"Evet ama..." Konuşmasına izin vermeden devam etti Melek "Diğerlerini kabul etmiyorsanız bile bu benden olsun lütfen." Arda bu tatlı kızı nasıl reddedebilirdi ki. Kabul etti.

 

"Teşekkür ederim."

 

"Rica ederim." Tekrar gülümsedi. Diğerlerinin ücretini ödedikten Melek'in özenle hediye paketi yaptığı kıyafeti alıp teşekkür etti.

 

"Biz teşekkür ederiz. Yine bekleriz." Çok güzel gülümsüyordu. Arda bundan sonra bu mağazaya tekrar tekrar geleceğine emindi. Melek için hep gelecekti buraya. Bu güzel kızdan hoşlanmıştı belki daha fazlası da olabilirdi. Melek'in hayatında olmasını istiyordu. İnşaAllah diye mırıldandı.

 

(...)

 

Seda uyuduğu için Eda başında bekliyordu. Elif Ada da bahçeye çıkmış telefonu kapattıktan sonra biraz nefes almak istemişti avluda. Gül'ü düşünürken kendi doğumunu da hayal ediyordu. Ve korkmadan edemiyordu. O Gül kadar sakin olacağını da düşünmüyordu. Onunda ilk doğumuydu ama sanki ilk değilmiş gibi davranmıştı. Elif Ada öyle olmayacağına emindi.

 

Düşünceleriyle elini karnında gezdirdi. "Bebeğim annen biraz korkuyor ama Allah'ın izniyle başaracağız sen korkma tamam mı?" diyerek konuştu.

 

Elif Ada dalmış şekilde bebeğiyle konuşurken kapı açıldı birden. Ömer Asaf'ın geldiğini düşünüp gülümseyecekken görmeyi beklemediği kişiyle karşılaştı. Babasıyla...

 

Onun burada ne işi vardı? Kim almıştı eve? Kalbine yerleşen korkuyla "Baba?" dedi sorgulayarak. Salih onu tanımayan yeni bir koruma sayesinde girebilmişti eve. Buraya kızlarını almaya gelmişti. Onu Antep'ten sürgün edenlere çocuklarını bırakacak değildi.

 

Zamanında Ömer Ağa'nın vurmasıyla bir ayağı topallıyordu. Elif Ada'yı umursamadan "Eda, Seda!" diye bağırdı.

 

Elif Ada panikle "Senin ne işin var burada? Hemen git!" dedi. Artık bir babası yoktu onun. Sahip çıkamayan, koruyamayan onu sevmeyen birine baba diyemezdi.

 

"Senle işim yok!" Eliyle Elif Ada'yı kenara ittirdiğinde kalbi biraz daha kırıldı. Ne olursa olsun babasıydı ama seninle işim yok diyordu. Hiçbir şeyin değmeyeceğini anlamış oldu.

 

Dik duruşuyla önüne geçti "Kardeşlerimle de işin yok!" dedi güçlü tutmaya özen gösterdiği sesiyle. Eda gelen seslerle avluya çıkmış ve manzarayı görünce şoka girmişti. Babası burada ne arıyordu? Ablasının yanına gidip arkasında durdu.

 

"Abla ne oluyor?"

 

"Eda içeri gir, kapıyı kilitle ve Asaf'ı ara hemen ablacığım."

 

"Eda kardeşini de al gidiyoruz kızım." Babasının sözleriyle "Seni yanlız bırakmam abla." diyerek yanından ayrılamdı.

 

"Sana ne diyorsam onu yap!"

 

"Hayır."

 

"Eda!"

 

"Eda!" Babasıyla aynı anda ismini seslendiler. Bu kız gitmemekte neden ısrar ediyordu?

 

"Biz gelmiyoruz baba ablamla burada kalacağız." Ablasının önüne geçmeye çalışsa da Elif Ada izin vermemişti.

 

"Sana benimle geleceksiniz dedim!" Elini uzatıp Eda'ya ulaşmaya çalışınca geri adım attılar aynı anda. Kardeşlerini almasına izin vermeyecekti ne olursa olsun.

 

"Sana git diyoruz kardeşlerim benim yanımda olacak." Korumaları akıl edebilmişti nihayetinde.

 

"Yardım edin Ömer'i arayın!" diyerek dışarı bağırdı.

 

Bu yüksek seslere Seda da uyanmıştı. Dışarı çıktığında babasını görünce çok sevindi koşup yetişebildiği kadar sarıldı. Elif Ada kardeşini tutamadığı için öfkeyle almaya çalıştı babasından.

 

"Bırak kardeşimi!" Kucağına alıp uzaklaştırmıştı Elif Ada'dan.

 

"Seda'yı aldım Eda'yı da alacağım." Arkasını dönüp giderken önüne geçti.

 

"Hayır! Bırak diyorum kardeşimi! Seni istemiyoruz! Yardım edin!" Bu sırada Eda eniştesini aramış olanları haber vermişti. Telefonu kapatıp ablasının önüne geçti.

 

"Baba bırak Seda'yı zorluk çıkmadan git!" Gözünü karartmıştı, bırakmaya niyeti yoktu.

 

Elif Ada'nın gözleri kapıya giderken neden kimsenin gelmediğini anlamaya çalışıyordu. Kardeşinin önüne geçip Seda'ya ulaşmaya çalıştı. Salih "Eh yeter be!" diyerek Elif Ada'yı yere ittirdi.

 

Acıyla karnını tutan Elif Ada "Allah'ım yardım et." diyerek dua etti. Tekrar ayağa kalkmaya çalıştı ama keskin bir acı hissetmesiyle geri düştü. Eda ablasının yanına gidip çöktü yanına.

 

"Abla! Abla iyi misin?"

 

"Seda! Seda'yı almasına izin verme Eda!"

 

"Tamam alamayacak abla eniştemi aradım geliyor sen neden önüne geçiyorsun ki hamilesin!"

 

Salih duyduklarıyla "Vay be demek Ağa bozuntusundan hamile kaldın Elif! Senden de bu beklenirdi." Ne saçmalıyordu bu!

 

"Sen ne diyorsun ya!" Eda ablasına edilen hakaretlere göz yumacak değildi.

 

Onu takmadan Seda'yla kapıya ilerledi. Bunları görmeye dayanamayan Elif Ada bayılmıştı kardeşinin kollarına.

 

Salih konaktan çıkamadan koca kapı gürültüyle açıldı. Ömer Asaf gelmişti. İlk karşısına çıkan Salih'le bir küfür mırıldanıp Seda'yı aldı kolayca. Küçük kızı içeri gönderirken Salih'i yere sermiş dövüyordu.

 

Eda'nın "Enişte, ablam," diyen sesiyle karısının baygın bedenini gördü. Dünyası başına yıkılırken "Hayır," diyebildi dudaklarının arasından.

BÖLÜM SONU...

Selamünaleyküm herkese...

Nasılsınız?;)

Umarım beğenmişsinizdir. Yazım yanlışım varsa affola...

En sevdiğiniz sahne 👉🏻

Bölümü hangi emojilerle anlatırdınız 👉🏻

Ömer Asaf'ın kız olursa karısının annesinin ismini vermek istemesi... Seni çok seviyoruz adam.🤍

Elif Ada Ömer Asaf?

Esma Hazar?

Gül Azad ve Hazal?

Melek Arda?

Bebeğimize bir şey oldu mu sizce?🥺

Salihten böyle bir şey bekliyor muydunuz? Geldi ve mahvetti her şeyi.

FİNALE SON 2 🥺🥺

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM!!!

SATIR ARALARI BOŞ KALMASIN!!!

(Bence çok yorum hak ediyor bu bölüm:))

SİZİ SEVİYORUM💙...

İnstagram: gizemli_yazardemir0

Selam ve dua ile kendinize dikkat edin...

 

Hepinizi Allah'a emanet ediyorum❤️🌼...

Gizemliyazardemir0

Bölüm : 20.05.2026 00:47 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...