
BÖLÜM 21
(Yıllar önce)
Miran babasının öldüğü günü hatırlamıyordu. Çünkü küçüktü. Ama Deren o günün ne kadar sessiz olduğunu hatırlıyordu.
Ev kalabalıktı. Tanımadığı yüzler, fısıltılar, yarım bırakılan cümleler… yağmur camlara vuruyor, kimse perdeyi kapatmıyordu. Sanki karanlık zaten içeri girmişti.
Miran halının üstünde oturmuş, oyuncak arabasını ileri geri sürmüyordu. Sadece elinde tutuyordu. Normale susmazdı. O gün tek kelime etmedi.
Deren, kardeşinin yanına çömeldi.
“Annem nerde?” diye sordu Miran.
Deren cevap vermedi.
Salonun bir köşesinde anneleri vardı. Gözleri kızarmıştı ama ağlamıyordu. Bu ağlamaktan daha kötüydü. Deren bunu o yaşta bilmiyordu ama hissedebiliyordu.
Bir kadın Deren’e eğilip bir şeyler sordu. Babasıyla ilgili bir soruydu. Deren anamadı bile.
Kardeşine sarılıp, Miran’ın başını göğsüne bastırdı. Babalarının ceketini aradı gözleri. Askıda yoktu. Ayakkabıları da yoktu. Evde babasına ait hiçbir şey hareket etmiyordu.
Gece olduğunda Miran uyuyamadı. Sürekli babalarını sordu.
“Babam neden gelmedi?”
“Babam söz vermişti.”
Deren cevap vermedi. Çünkü cevap yoktu. Çünkü “öldü” kelimesi henüz eve girmemişti.
Sonra anneleri geldi. İkisini de yatağa yatırdı. Miran ağlamaya başladı. Sessiz sessiz. Deren’in tişörtünü ıslatana kadar.
Annesi sadece şunu söyledi;
“Babanız artık gelmeyecek.”
Miran anlamadı.
Ama Deren anladı.
O an Deren, Miran’ın saçlarını okşadı. Tıpkı babalarının yaptığı gibi. Küçük bir hareketti ama ağırdı.
“Ben buradayım.” Dedi.
Bunu Miran’a mı, yoksa kendine mi söylediğini bilmiyordu.
Yıllar sonra Deren, Miran’ın önünde her zaman öne çıkacaktı. Tehlike varsa önce o görecekti çünkü babaları öldüğünde Miran küçüktü.
Ve annesi dışında birisini güçlü olmak zorundaydı.
Bazı insanlar babalarını kaybeder ama Deren o gün, çocukluğunu da babasıyla birlikte toprağa gömdü. Çünkü olgunlaşmaktan başka çaresi kalmamıştı.
*
(Sertaç Baştaç’ın Anlatımıyla)
Kozanlılar ile çalışmaya başladığım zamanlar, her işe giren çalışan gibi günler geçiriyordum. Aylarım, yıllarım Kozanlılar’la geçti. Yeri geldi işlerini yaptım, yeri geldi özel hayatlarıyla ilgilendim.
Ta ki o kırmızı dosyada kendi adımı görene dek.
Kozanlılar hakkındaki haberlere aşinaydım. Ben onların mafya olmaktan uzak olduğunu düşünen kişilerin olduğu kesimdendim. Fakat ne kadar çok kişi böyle düşünse de büyük çoğunluk da aksini iddia ediyordu.
Henüz yeterli kanıt yoktu. Hiçbir şey kesin değildi. İşte o sırada geldi MİT ajanları.
Güçlülerdi. Dedikleri her şeyi yapabilirlerdi. Kendi çapımda yaptığım araştırmaya göre başaramadıkları dosya daha önce hiç olmamıştı. Çok güçlülerdi ve farkındalardı. Karşı çıkamazdım. Yoksa hedef ben de olabilirdim. Bunu düşündüğümü çok iyi biliyorlardı. İşte bu yüzden çağırmışlardı beni yanlarına.
Deren zeki bir kadındı. Ancak ona karşı oynadığım piyonu hala fark etmemişti.
Elif.
Elif her detaya hâkim, her adım ezberindeydi. Kozanlılar dosyası hakkında yaptıkları çalışmayı biliyordu. Çünkü o ne derse yapacak ve ona anlatacak Miran vardı karşısında. Miran’ın, Elif’e tutuk olduğunu biliyordum. Gecenin köründe telefonda Deren’le, Elif’in konuştuğunu biliyordum. Elif’in yanındaydım o soğuk gecede. Ay gökyüzünün en nadide köşesinde büsbütün parıldıyordu. İşte o akşam kurmuştum olacakları. Bir bir anlatmıştım Elif’e.
Plan şöyle;
Elif, Miran’a yakınlaşacak ve ona ümit verecekti. Bu sayede Miran yaşadığı durum karşısında heveslenecek ve Elif’in ona sorduğu soruları ablasından öğrendiği kadarıyla kardeşime söyleyecek kıvama gelecekti ve onu tutan hiçbir engel kalmayacaktı. Elif, onun anlattıklarını bana söyleyecek, bense teşkilata karşı kullanacaktım.
Yoksa sonraki hedefleri ben de olabilirdim.
İşte bunu düşünememişti Deren Aktunç. Bir tek bunu düşünememişti
Şimdi kartları karıştırıp tekrar dağıtma zamanı.
Dikkatli ol, Deren Aktunç. Her şeyin fazlası zarardır. Ne kadar zeki olduğunu düşünsen de.
(Deren Aktunç’un Anlatımıyla)
Sertaç tamamdı. Bize yardım etmeyi kabul etmişti. Artık dosyamıza bir oyuncu daha katılmıştı. İşimize fazlasıyla yarayacaktı. Oysa bir sorunumuz daha vardı. İlyas Çanak. Şüphelenmişti. Çok şüphelenmişti. Onlarca internet sayfasında;
“İlyas Çanak’ın Gerçek Yüzü!”
“İlyas Çanak Sonunda Aramızda!”
Gibi başlıklarla Can’ın fotoğrafları paylaşılıyordu. Evet böyle başlıklarla sahte bir şekilde paylaşılan farklı yüzler de vardı fakat Can’ın yayınlanan fotoğraflarının çoğu, Sinan Kozanlılar’ın şirketinin içerisinde, vatandaşlar veya çalışanlar tarafından çekilmişti. Şirketin içerisinde olması ve Sinan Kozanlılar’la konuşurken ki görüntüler de paylaşılınca olay çok daha ciddi bir hale bürünmüştü.
Geçen günlerde şirketin önüne gelen arabanın içindekilerden birisinin İlyas Çanak olduğuna emindik. Kadın olanın da ya kızı ya da eşi olduğunu düşünüyorduk.
Ama İlyas daha fazla durmayacaktı. Etrafımızda adamları olduğundan, hatta bizi gizli gizli izlediklerinden bile şüpheleniyorduk. Çünkü direk karşımıza çıkmasını biz de düşünmüyorduk. Dahası da şirketin önüne gelmelerinin nedeninin de Can’ı aramaları olduğunu düşünüyorduk. Yoksa onca haber yayınlanırken ve onca curcuna oluşmuşken İlyas Bey’in Kozanlılar Holding’i öylesine ziyarete geldiğini düşünemezdik.
Maskehane’den çıkıp istihbarata gelmiştik. Birazdan ben çıkıp işe gidecektim. Benden yarım saat kadar sonra da ardımdan Eylül gelecekti şirkete. Onun da çekimleri vardı.
İstihbarata da geri dönmemizin nedeni, Sertaç’tan geri aldığımız dosyayı iyice incelemek ve İlyas Çanak hakkında ne yapacağımızı konuşmaktı.
Hepimiz istihbarat odamızdaki koltukta toplanmıştık. Önümüzdeki bir köşesi çatlak, cam sehpaya takılmıştı gözlerim. Ben dalmışken, Deniz’in konuşmasıyla kendime geldim.
“Sertaç’ı hanemize ekledik. Sırada İlyas var. Onun hakkında bir konum bilgisi gerekli. Araç plakasını biliyoruz. Buna göre araştırmaya girelim. Üslerimize de haber salalım. Hep beraber bulalım aracı. Aracı bulursak, devamında rahatça konum bilgilerine ulaşırız.” Dedi. Eylül ise Deniz’e katılmayarak;
“Adam belki bunu da düşünmüştür. Madem o kadar zengin, o zaman istediği zaman araba değiştirebilir. Ya şirkete geldikleri araba sadece tek seferlik kullandıkları bir araçsa.”
Haktan da Eylül’ü onaylamayarak kafasını iki yana salladı.
“Tek kullanımlık bir araç için plakaya baş harfini yazdıracağını sanmıyorum.” Dedi.
“Ya harfler denk geldiyse.” Diyerek yorumumu ekledim bende.
“Sanmam.” Diyerek bana cevap veren Kumsal oldu.
“O zaman biz şirkete gitmek için buradan çıktığımızda siz de plakayı merkeze açın. Onlar da bakın. Araştıralım. Çok zorlanacağımızı sanmıyorum.
Merkezde bilgisayar başında oturan üslerimiz hiçbir zaman sahaya çıkmadan, sistemi tararlar. Biz de böyle durumlarda onlardan yardım alıyorduk.
“Tamam, herkes fikre katılıyorsa merkezi arıyorum.” Dedi Can.
Hepimiz onu konuşmadan, başımızla onayladık.
Can, merkezi aradı. “Kozanlılar dosyası için destek gerekli ‘34 İÇ 382’ plakalı aracın yerini tespit etmemiz gerekiyor. Plaka bu başka bir şey yok” Dedi. Ses hoparlördeydi. Bu sayede biz de konuşulanları duyuyorduk.
Teknik birimden birisi ses verdi.
“Konum yok mu?” dedi bir kadın.
“Yok. Nerede olduğunu bilmiyoruz.”
Teknikçi birkaç saniye sustu ve klavyeye yazı yazıyor olmalıydı ki sesleri telefondan duyuluyordu.
“O zaman sisteme açıyoruz. Mobeseler, giriş-çıkışlar ya da gişelerde göründüğü anda alarm düşer.”
“Ne kadar sürer?”
“Beş dakika da olabilir, beş gün de. Ama bir yerde görünür.”
“Tamamdır. Göründüğü gibi bizi arayın.” Deyip telefonu kapattı.
Elimizde araç yoktu, ama plaka artık konuşuyordu.
Aracı bulacağımızdan artık emindik. Bulduktan sonra ise işimiz araçla değil, aracın içindekiyle olacaktı.
Tüm ekibin zihninde binlerce şey geçtiğini ve düşündüğünü biliyordum. Çünkü benim de öyleydi. Araç kimin üstüneydi ve İlyas gerçekten olanları anlamış mıydı?
“Ben artık şirkete gideyim. Geç kalıp Eray’dan uzunca bir azar işitmek istemiyorum.” Deyip ayağa kalktım.
“Bende yarım saate çıkarım o zaman.” dedi ardımdan Eylül. Onu onayladıktan sonra kapıya doğru ilerledim.
Tam çantamı alıp kapıdan çıkacaktım ki, odadaki televizyondan gelen haber spikerinin konuşmasıyla birlikte bir an donakaldım.
“Deren Çanak, aslında gerçekten İlyas Çanak’ın kızı olmayabilir miydi? İddialar sürerken tüm halk tereddüt içerisinde, İlyas Çanak’tan açıklama beklemekte. Sıcak gelişmeler, haber kanalımızda.”
Her zamanki gibi sustuk ve sadece kendimizi sessizliğin keskinliğine bıraktık. İlk göz göze geldiğim kişi Can olmuştu.
Sanıyorum ki kendi ellerimizle kurduğumuz bu oyunu mahveden yine bizler olacaktık.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |