18. Bölüm

ON SEKİZİNCİ BÖLÜM

tuğçe sarıgül
tgceymn

Gece olduğunda yeniden geçmişe gideceğime emindim. Evet, kesinlikle yine on yedi yaşıma gidecek bu kazanın sonunu getirecektim. Bundan şüphe etmeye bile değmezdi. Kesinlikle her şeyi yoluna sokacaktım.

 

Ama sabah uyandığımda hala otuz iki yaşındaydım, Cenk ölüydü, bedenimde hem de ruhumda kazanın izleri vardı ve Kerim denilen pislik benim salak halime kendini bir şekilde kabul ettirmeyi başarmıştı. Bunu en çabuk çözüme kavuşturulacak sorunların başına taşıdım.

 

Dün odamdan bir adım atıp dışarı çıkmamıştım. İyi değildim ve ailem kesinlikle delirdiğimi düşünüyordu. Eh bence kesinlikle haklılardı. Bende delirdiğimi düşünüyordum. Çünkü nasıl oluyor da kırk yaşımda değil de otuz iki yaşındaki halimde uyanıyordum?

 

Bunun için bazı teorilerim vardı.

 

Öncelikle kırk yaşındayken Kerim'in ilişkisini keşfetmiş sonra da annemlerde kaldığımda on yedi yaşıma gitmiştim. O zamanda her ne kadar Cenk'i ölümden koruyamasam da bazı şeylerin değişmesine neden olmuştum. Mesela Kerim ancak durumunu bu kadar saklayabilecek kadar yüzsüzleşmişti mesela ve kendi gelip açıklaması da onun doğru şeyleri hatırlayıp, biraz olsun pişman olduğunu gösteriyordu ama bu onu affedeceğim anlamına gelmiyordu. Ne yazık ki kırk yaşına kadar o sıkıntıları çekmem beni akıllandırmıştı. Ne kadar geçmişe dönersem de gittiğim an eski benliğim yine en saf haliyle yaşamaya devam ediyordu.

 

Tanrım...

 

O halde geçmişe dönüp Kerim'i kendimden uzaklaştırmam veya ona karşı yaptığım bir hareket beraberliğimizi etkilemeyecekti. Çünkü onca acıyı yaşamamış olan ben yine de ona kanacaktım. O salak halimle yüz yüze gelmek için neler feda ederdim.

 

Ama bunu yapamayacaktım. Şimdi otuz iki yaşımda olmamın nedeni bir şeyleri değiştirebilmemdi. Sibel'in yanımda kalmasını sağlayacak bir şeyler yaptığımda kesindi ama abimin durumu hala aynıydı. Savaş'ında yanımda olmasını isterdim. Bu süreçte ailemin tüm üyelerine ihtiyacım vardı.

 

Yatakta doğruldum ve yatağımın ucundaki aynadan kendime baktım. Kırk yaşımdakinden daha genç göründüğüm kesindi ama aynı yorgun yüz ifadesini takınmaya devam ediyordum. Mutsuzluk sanki gözlerimin derinliklerine işlemişti.

 

Ruhumun derinliklerine kadar yorgun olduğumu hissediyordum.

 

Yataktan resmen sürünerek kalktım. Belli ki bu yaşımda da bir iş sahibi değildim. Telefonumdaki -bu arada diğer telefonum kadar modern değildi. - mesaj ve aramalara bakılırsa birkaç tane yarı zamanlı işte çalışıyordum. Nedense hiç şaşırmamıştım. Ne de olsa Kerim'e bakacaktım öyle değil mi?

 

Sanki onu çağırmışım gibi telefon çalmaya başladı. Ekranda onun ismini gördüğümde telefonu karşı duvara sinirle fırlattım ve telefon parçalara ayrıldı. Hala sinirlerim geçmemişti. Kerim'in yüzünü dağıtsam da geçmeyecekti biliyordum. Derin derin nefes alıp en azından sakinleşmem gerektiğini kendime telkin ettim. Dün Sibel'in söylediği kadarıyla Kerim bu gün beni görmeye gelecekti. O zaman onunla bağları koparacaktım ama ben geçmişe döndüğüm an bu bedenin sahibi - artık kendim olarak görmüyordum.- yine saflık yapacak ona yanaşacaktı. Bu zamansal geçişlerin ise ne zaman sonlanacağını bilmiyordum.

 

Sonunda odadan çıktığımda kendimi banyoya attım. Günlük işlerimi yaptıktan sonra giyinip merdivenlerden aşağıya indim. Babam bahçe ile ilgileniyordu. Annem kurslarından birine gitmişti. Sibel ise mutfaktaki masada oturmuş çay içiyordu.

 

"Günaydın," diye selam verdim. Yüzümde çekingen bir gülümseme vardı. Dün onu baya korkutmuştum.

 

"Günaydın," dedi gülümseyerek. Yüzünde herhangi bir mesafeli ifade yoktu. "Sana da çay koymamı ister misin?"

 

Başımı evet anlamında salladım. O masadan kalkıp bardak almak için dolaplara ilerlerken bende masaya oturdum. Mutfak penceresinden bahçe görünüyordu. İşte orada masamız vardı. Her zaman yemek yediğimiz, ailece vakit geçirdiğimiz yerdi. Şimdi sandalyeler ters çevrilerek masanın üzerine konmuştu. İçimde ki umutsuzluk yavaş yavaş ruhumu ele geçiriyordu.

 

Sibel çayı doldurup önüme bıraktıktan sonra buzdolabından sandviç çıkarıp onu da çayımın yanına bıraktı. Sevdiğim hindi fümeli sandviçten yapmıştı. Bu inceliği gözlerimin nemlenmesine neden oldu.

 

"Teşekkür ederim," dedim ve çayımdan bir yudum aldım. O da çayını içerken bana bakıyordu. Belli ki benim konuşmamı bekliyordu sandviçten bir ısırık alıp bakışlarını görmezlikten gelmeye çalıştım ama kendinize öyle dikkatle bakan birini görmezden gelmek inanılmaz zordu.

 

"Artık söyleyecek misin?" diye sordum dayanamayarak.

 

Sibel derin bir nefes aldı. "Dün neden öyleydin anlamıyorum ama abla gerçekten o aşağılık herifle yeniden barışacak mısın?"

 

"Barıştığım için kendimden nefret ediyorum," dedim tüm gerçekliğiyle. Evet o herifi yeniden hayatına alan kadından nefret ediyordum. Benim bu itirafımla en azından Sibel'in bakışlarındaki canlılık geri gelmişti.

 

"Ah abla biliyorum senin için oldukça zor ama bu adamın sana yaptıkları artık yanına kar kalmamalı."

 

Başımı salladım. Sibel belki yanımda kalmıştı ama davranışlarımı beğenmediği de belliydi. Ne diyebilirdim ki. Ben bile kendimin tercihlerinden nefret ederken kardeşimin gösterdiği tepkiye kızamazdım bile.

 

"Ondan en kısa sürede boşanacağım," dedim. Burada olduğum sürece boşanmak için elimden geleni yapacaktım. Olurda vaktinden önce geçmişe dönersem Cenk için elimden gelen ne varsa ortalığa serecektim. Kendime dair umutlarım tükenirken en azından onun canını kurtarmak benim içimi rahatlatacaktı.

 

Sibel şaşkınlıkla bana baktı. Gözleri ardına kadar açılmıştı. "Abla doğru mu söylüyorsun? Ondan boşanacak mısın gerçekten?"

 

"Evet, beni aldattıktan sonra onunla olamam," dedim. Bu konuda ciddiydim de. Üstelik Kerim'e hissettiğim duygular çoktan yok olmuştu. Şuan tek istediğim hangi versiyonumda olursam olayım ondan uzak durmaktı.

 

"Bu kararı almana sevindim abla. Eskisi gibi güçlü duruyor olman harika. Onunlar evlenmeye karar verdiğinde o kadar şaşırmıştım ki bir an senin başka bir insana dönüştüğünü düşündüm ama her insanın hayatında kötü seçimleri olur."

 

Sibel ne kadar da doğru söylüyordu aslında yanlış seçimlerimin en başında Kerim geliyordu ve belli ki geçmişte kendi bedenimden ayrılıp geleceğe geldiğim an kendim yine saçma seçimlerimin peşinden gitmiştim.

 

Biraz daha düşünürsem başım patlayacaktı.

 

Sonrasında Sibel ile sohbet ettik. Ben o ana dair bir şey bilmediğimden neler yaptığını sormak için kırk takla atmıştım ama bir işte çalıştığını ve biriyle görüştüğünü öğrenmiştim. Kerim ile olanlardan sonra annemin onu araması ile eve gelmişti yoksa başka bir evde yaşıyordu. Sibel ile aramı düzelttiğimi bilmek bana moral veriyordu.

 

Çaylarımız bitmişti ki kapının çaldığını duyduk. Babam bahçedeydi ama ayağa kalkmış bir yere bakarken gördük. Sibel ile birbirimize baktık. Babamın böyle sert bir ifade ile baktığı tek bir kişi olabilirdi.

 

Sibel destek vermek istercesine elime dokundu. Ben sadece başımı sallayabildim. Onun tahmin ettiği kadar yıkılmamıştım. Ne de olsa bu durumu ilk defa yaşamıyordum. Kapıya doğru ilerledim ve arkasındaki adamı görmek için hızla açtım.

 

Kerim sekiz yıl daha genç haliyle karşımda dikiliyordu. Yakışıklıydı. Kesinlikle hala cazibesi yerindeydi. Beyaz bir gömlek, gri kumaş bir pantolon giymişti. Saçlarını geriye doğru yatırmıştı ve gözleri ilgiyle bana bakıyordu. Sonra baştan aşağıya beni inceledi ve yüzlerindeki gülümseme yavaş yavaş silindi.

 

"Gitmek için hazır değil misin?" diye sordu rahat bir tavırla.

 

"Seninle gelmiyordum," dedim bende aynı rahat tavırla.

 

Kaşlarını çattı. "Neler diyorsun? Seninle konuşmuştuk geri gelecektin."

 

Nefesimi verip kapıyı yarıya kadar kapattım. "Sen benim duygularımdan yararlanan puştun tekisin Kerim. Cehennemin dibine kadar yolun var seninle olmayacağım şimdi buradan defol git," dedim ve hızla kapıyı kapattım.

 

"Pelin, Pelin aç kapıyı."

 

Kapının arkasından açmam için yalvarsa da umurumda değildi. Sonra babamın sesini duyunca biraz daha rahatladım o adamdan ne kadar uzak durursam kardı.

 

Günün ilerleyen vakitlerinde Sibel ile boşanma avukatı bulmuş ve bir an bile tereddüt etmeden dilekçeyi verdim. Sonrasında alışveriş yapıp yemek yedikten sonra yorgun argın eve döndük. Sibel birkaç gün daha kalacaktı ve sonrasında işe dönmesi gerekecekti. Yine de kısa zamanımızda olsa kardeşimle bu yaşlarda vakit geçirmek güzeldi. Uzun zamandır bunları yapmamıştık. Kardeşimin ve ailemin varlığı kaybımı biraz olsun unutturuyordu.

 

Günler birbirini kovalıyor, telefon bir türlü çalmıyordu. On yedi yaşımda geçirdiğim kadar süre mi geçirecektim bu hayatım da yoksa artık burada mı kalacaktım? Bir daha kırk yaşındaki halime dönebilecek miydim?

 

Günlerce aklımda bu sorularla yaşamaya devam ettim. Bir ara telefonu incelediğimde kenarından başlayan ve yayılacakmış gibi duran çatlat korkmama neden oldu. Ya telefon tamir edilemez bir hasar aldıysa ve on yedi yaşıma geri dönemezsem? O zaman Cenk'i kurtarma planlarım yerle bir olurdu.

 

Yedi gün geçmişti...

 

Sekizinci günün gecesi artık umutlarım tamamen tükendiği için kendimi kötü hissediyordum. Geri dönemiyordum. Otuz iki, kırk yaşımdan daha iyiydi ama o an kendim umurumda değildi. Düşündüğüm tek kişi vardı.

 

Cenk.

 

Geçen yedi gün boyunca Cenk'in mezarına gitmeyi düşünmüştüm ama buna cesaret edemedim. Onun mezarını görmek ölümünü kabul etmem demekti. O yüzden gitmemiştim. Buna dayanamazdım.

 

Pencereyi açık bırakıp yatağıma yattım. Sabah kalktığımda yine aynı zamanda uyanacağıma emindim. Derin bir nefes alıp zihnimi sakinleştirdim. Eğer bu zamanda kalacaksam hayatımı bu zaman diliminde düzene sokmam gerekecekti. Öncelikle bir iş bulmalı ya da bir kursa giderek eğitim almalıydım. Gözlerimi sımsıkı kapatıp göz yaşlarımın akmasına engel oldum. Başıma bunların gelmesi için nasıl bir kötülük yapmış olabilirdim. Anlamıyordum.

 

Cenk'in gülümsemesi gözlerimin önünden gitmiyordu. Nasıl oluyordu bilmiyorum ama kokusu da burnumdaydı. Gülüşü, kahkahasının sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Neden onunla doyasıya zaman geçirmemiştim sanki. Gözlerimden yaşlar akmaya başladığında asıl gerçeği göremediğim için kendime kızıyordum. Ondan hoşlanıyordum. Her zaman yaşadığım durumdan dolayı onunla olamayacağımı bildiğimden uzak durmuştum. Yaş olarak ondan daha olgundum ve yaşadığım durumdan onun haberi yoktu ama şimdi artık bunların endişesini bile yaşamam anlamsızdı. O yoktu.

 

Gözyaşlarım sessiz hıçkırıklara dönüşürken yorganı başıma çektim. Kimsenin beni duymasını istemiyordum. Ama bu hareketim duymak istediğim sesi geç duymama neden oldu.

 

Telefon çalışıyordu.

 

Karanlığa gömülürken bu sefer sevinçten ağlıyordum.

Bölüm : 12.05.2026 10:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...