1. Bölüm

1. Bölüm

Ayşe Gül
dikenligul


🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷


"Diclee! Hadi kızım ya okula geç kalacağız." diye bağıran kardeşimle suratımı buruşturdum. Aynada saçlarımı düzleştirirken Asinin odaya gelmemesi için açık kapıdan bağırdım.


"Of Asi ya! Tamam geliyorum"


Aşağıdan Asinin cırlaması geliyordu. Bu kızı susturmak kimsenin harcı değildi.. "Bir ayrılamadın şu aynadan Dicle"


Asinin aceleciliği yüzünden saçımı üstün körü sabitleyerek aşağıya indim.


"Puff geldim işte" Asi bana sinirle bakıyordu.


"Ne oluyor sana bu aralar? Yine girmişsin triplere."


Küçük kardeşim Meriç, çantasını sırtına alırken Asinin kulağına bir şeyler fısıldadı..Bunun üzerine Asi gözlerini belertti.


"Demek bu gün Fırat geliyormuş.Hee sen ondan aynadan ayrılamıyorsun." diyerek bana göz kırptı. Ben gözlerimi devirip yanından geçecekken, Asi beni kollarımdan tutup durdurdu. "Benim akılllı bacım. Bu kadar süslenmen boşa. Okulda Fırat olmayacak ki"


"Nereden biliyorsun? Belki okula gelir yada sokakta karşılaşırız. Onu görme ihtimali bile elimi ayağımı titretiyor Asi. Bunları bilmiyormuş gibi konuşma benimle.." Verdiğim cevapla Fırat için hazırlandığımı kabul etmiş bulundum.


İşte ben böyle biriydim. Kolay tabir edilen kızlardan.. Ama sadece Fırat'a kolaydım. Diğer erkekleri gözüm görmezdi..


Okula babamın şoförü Hakkı amcayla giderdik. Araba hareket etti ve Fıratların evinin önünden geçerken gözümü bile kırpmadan oraya baktım. Bir umut belki Fırat'ı görürüm diye ama her zaman ki gibi bu umudum da gerçekleşmedi.


Gün boyunca Fırat'ı düşündüm Asinin dediği gibi okuluma gelmedi. Eve dönüş zamanı tükenmiş bir umutla arabadan dışarıyı izlerken onu gördüm.. Kalbimi.. Sonunda geldi kalbim.. 25 yaşında olmanın olgunluğunu taşıyordu. Gerçi o her zaman olgun biri gibi davranırdı. Öyle serseri yada yumuşak erkeklerden değildi. Tavrı herkese karşı aynıydı.


Kardeşim Asi, onu soğuk bulsa da ben en çok ağırbaşlı hareketlerini seviyordum.. Onunla göz göze geldik ve o hala çok güzeldi!


Erkekler için güzel tabiri kullanılmaz ama napayım? O benim için çok güzeldi. Ona çok yakışan mavi gözleri, dolgun kırmızı dudakları ve kibirli bir burnu vardı. Yine soğukluğunu üstüne giymişti.


O da beni gördü. Göz göze gelip erimeye yüz tutmuşken, kibirli bir baş eğmeyle selam verdi. Bense şu an gözlerimden kalp çıkarmakla meşguldüm. Araba onların evinin önünden geçti ve ben ona doyamadan eve vardık.


Az önce yaşadıklarımı kafamda tekrar tekrar oynatırken arabanın kapısı açıldı. Karşımda bana öfkeyle bakan çift yumurta ikizim Asi vardı.


"Dicle yine bağladın leylaya! Huu hadi insene ne bekliyorsun?"


"Fırat.." diyip kaldım. "Onu gördüm az önce" diyerek yutkundum.


Asi koluma girdi. Beraber bahçeden geçip eve yürüdük. "Ah pamuğum! Keşke başka bir şey dileseydin ya.. Mesela.." düşünür gibi yaptıktan sonra "motosiklet" diye bağırdı.


Asinin bu deli dolu hallerine ister istemez kıkırdadım. "Bu benim isteyeceğim bir şey değil ki bu tam senlik bir dilek olurdu.."


"Eh be kızım. Ne olacak işte sen ben mi var? Aynı karından aynı anda çıkmışız. Yap bi güzellik şu kardeşine bir ara motosiklet dile de alayım be"


Aynı karından çıktığım kardeşimi bozmak benim için çok eğlenceliydi. "Birincisi aynı karından çıktığımız doğru ama hatırlatayım sevgili küçük kardeşim, ben senden on dakika önce çıkmışım. Haliyle ben senin ablanım. Benimle kızımlı konuşma. Hem bu sokak ağızlarını babamın yanında yaparsan bırak motosikleti araba bile almaz sana. Bir sevincimi yaşatmadın be!" diye çemkirerek odama çıktım.


Arkamdan Asinin homurdadığını duysam da gülümseyemedim aklım Fırat'a takılmıştı.. Acaba ne zaman görüşürüz? Odama çıktıktan sonra masamın üstündeki bilgisayarımdan müzik açtım. Çekmecemden Fırat'la olan resmimizi alarak kendimi yatağa attım. Bir süre beni kendine aşık eden gülüşüne baktım.


Şarkı arkadan çalarken ben oturduğum yerden üstümdeki gömleği çıkararak atletle kaldım. Yastığımın altındaki günlüğümü elime alarak o çok canımı yakan cümlemle başladım


"Beni neden sevmedin?" Bu cümlenin canımı ne kadar yaktığını tahmin edemezsiniz. Günlük tutmaya Fırat'la tanıştıktan sonra başladım. Bir insan neden günlük tutar? Nedeni apacık ortada.. Ya onu dinleyecek kimsesi yoktur ya da sadece dinlemesini istediği insan yanında yoktur..


Benim çevremde bir sürü insan var. Kardeşlerim, babam, annem ve kuzenlerim.. ama hiçbiri bir Fırat etmiyor. Bu acımasız cümleyi Fırat beni terkedip gittiğinden beri yazıyordum. Fırat döndü ve soğuk bir el sallamayla selam verdi. Bu benim günlüğüme aynı başlıkla başlamam için yeterdi.


Bu yazı bana inanmak istemediğim, Fırat'ın bana karşı olan ya da şöyle söyleyeyim olmayan duygusunu hatırlatıyor..


En son ayrıldığımızda ona beni neden sevmedin? diye bağırdım. Artık tutamamıştım kendimi. O beni küçük bir kız çocuğu olarak görüyormuş.. Haksızlık bu! Ben onu geçmişim, geleceğim ve çocuklarımın babası olarak görürken bunu söylemesi canımı çok acıtmıştı.


O gün o gitti ve ben kaldım. Kalan mı yoksa giden mi daha çok acı çeker? Kesinlikle kalan.. Onunla birlikte aklım gitti. Anılarım gitti. Kalbim gitti..


' Ne zaman geçecek bunlar, Ne zaman sen, ben degil de biz olacağız Fırat? Ne zaman bana herkes gibi bakmayı keseceksin. O soğuk bakışlarını sevsem de bana atınca kalbim üşüyor.'


İşte bu kadardı benim günlüğüm. Kısa iki kelime ancak uzun süreli kalp acısı..Odamın kapısının çalınmasıyla defterimi hemen yastığın altına koydum. Şarkı ne zaman bitti de bilgisayar sustu onu bile anlamadan annem göründü kapıda.


"Gelebilir miyim kızım?" Gülümseye çalıştım. Annem beni üzgün görmemeliydi.


"Tabi ki annem gel" diyerek yatakta uzattığım ayaklarımı topladım.


"Kızım, Fırat gelmiş"


Bu bir haber verme değildi. Annem, Asiden haberleri almış ağzımı aramaya gelmişti.


"Evet anne. Bende okuldan gelirken gördüm."


Annem yüzünde gülümsemeyle "Nasıl görünüyordu" diye sordu. Annem bana nasıl davrandığını merak ediyordu. Maalesef yine soğuktu anacım..


"Aynı annem. Başıyla selam verip geçti işte. Kim bilir bir daha ne zaman görüşürüz."


Umursamaz görünmeye çalışsam da babam dahil herkes Fırat'a beslediğim duygulardan haberdardı.


"Yarın kuzeninin düğünü var ya belki Fırat da gelir. Orada görüşürsünüz.


"Belki.."


Bir hafta önce kuzenim Elifin kınasını yapmıştık. Bu gün ise büyük gündü. Sevdiği ile dünya evine giriyordu. Bazı insanlar ne kadar da şanslı.. Eğmen abi çok iyi biri, Elif ablayı da çok seviyor.


Elif abla, benden beş yaş büyük amcamın kızı. Benim hiç abim yada ablam yok. Kardeşlerim Meriç ile Asi var..


Asi iyi kızdır ama biraz uçarı.. Benim gibi duygusal değil. Bazen keşke onun gibi olsaydım diyorum da öyle demekle olmuyor. Asiden sonra Meriç, bizden dört yaş küçük erkek kardeşim. On sekiz yaşının verdiği ergenliklerini çekiyoruz. Bu aralar siniri fazlasıyla üstünde.Bu yüzden fazla karışmıyorum. Zaten benim derdim bana yeter.


Şöyle bir düşünüyorum da ben onun yaşındayken sesiz sakin biriydim. Hep duygusal ve zayıf karakterli bir insandım. Bunun üstüne Fıratlar yıllar sonra tekrar bize yakın olup yanımızdaki villaya taşınınca daha da içime kapandım.


Fırat, meğerse benim beşik kertimmiş bunu duyduğumda önce çok sinirlendim ama Fırat'ı tanıdıkça iyi ki onun beşik kerti ben olmuşum dedim. Ya asi olsaydı. Ben ona nasıl enişte derdim.


Ben kendi kendime düşünürken Asi odaya daldı.


" Dicleeee! Bu ne ya? Anneme söyle de değiştirmeme izin versin şu elbiseyi." Dudaklarımı ısırarak gülmemeye çalıştım.


Asi üstündeki kısa, saks mavisi elbiseyle peri gibi duruyordu. Sorun da tam olarak buydu peri gibi görünmesi.. Asi, onun tabiriyle öyle kız gibi şeyler giymek istemezdi. Genelde hep pantolon takılır. Özel günlerde tulumla geçiştirirdi.

"Çok güzel olmuş" dedikten sonra kahkaha atarak yanağını sıktım.


"Sen bugün ay kızı mı oldun?"


" Ya Dicle! Zaten sinirden oturup ağlayacağım. Bir de sen böyle şeyler deme. Ne ayı, ne kızı benden olsa olsa Ayı olur da kız olmaz."


Asi kendini yatağıma atıp konuşmaya devam etti. "Hem de mini elbiseli ayı! Millette düğünde beni oynatacak oldu mu? Al sana ayı Show.."


"Asi ne kadar da abartın. Altı üstü elbise giydin."


"Canım kardeşim neyi anlamıyorsun ben de böyleyim. Cici kız olamam hani sende diyorsun ya adım gibi asi ruhluyum."


"Asi böyle giderse evde kalacaksın demedi deme ve sakın çıkarma üstündekini bu annemi çok üzer"


"Ah göçüm! Beni seven böyle sevsin ve sevgli kardeşim annem adımı Asi koyduğunda başına geleceklere razı olsaymış. Öff sıktın beni gidiyorum." diyerek yatağımdan kalkan kardeşimi yakalamaya çalıştım.


"Nereyee?"


"Şu şeyi üstümden söküp atmaya"


"Hayır Asi, Asi sakın!" dememe rağmen Asi yine bildiğini okudu ve ellerimden kurtularak odadan çıktı.


Bende omuz silkerek, aynaya döndüm. Çünkü bu gün benim için çok önemliydi. Eksik bir şeyimin olup olmadığına baktım. Kırmızı kalp yaka, dizlerimin üstündeki elbisem ve örgülü topuzumla hazır gibi duruyordum. Nude tonlarındaki ayakkabım ve çantamı alarak Asiye bakmaya gittim. Onun bana yaptığı gibi odaya direkt girdim.


Gördüğüm görüntüden hoşlanmamıştım. "Asiii ya gerçekten bıktım senden"


"Ne var ablası beğenmedin mi? Beğenmediysen de oğluna alma" diyerek göz kırptı.


"Asi bu tulumu geçen gittiğimiz düğünde giymiştin"


"Hayır ablası. Yaz mevsimi olduğu için annemin saçma elbiselerle kapıma gelmesi yüzünden ileri görüşlü davranıp bu tulumun tam beş farklı rengini aldım" diyerek eliyle şımarıkça beş parmağını gözüme soktu.


" Asi o elini alırım.."


'Sabret Dicle, sabret' diyerek kendimi sakinleştiremeye çalıştım.


"Yeşil, mor, mavi, siyah ve bordoo" ben gözlerimi pörtletip kalmışken annem içeri girdi. Önce beni gören anacım gülümsemeye başladı. Ah anacım gülümsemek için çok erken diye düşünürken annem Asiyi gördü. Yüzündeki gülümseme yavaşça solarken sabırlı bir şekilde konuşmaya başladı.


" Dicle kızım çok yakışmış elbisen. Asi kızım niye hala giyinmedin sen?"


Asinin yüzündeki sırıtışı gören ben, annemi kızdıracak kelimenin hazır olduğunu anlamama rağmen engelleyemeden Asi konuştu."Giyindim ya annecim. Bak nasıl olmuşum" diyerek kendi etrafında zıplayarak döndü.


Annem bir kaşını kaldırdı. İşte şimdi annemi sinirlendirmişti. Biz Tekiner ailesinin kadınlarına has bu hareket kızgınlığımızı gösterirdi. Kaş ne kadar havaya kalkarsa o kadar kızgınlık..


"Sen bu elbiseyi geçen düğünde giymedin mi? Sen beni o Şendure cadısının ağzına mı düşüreceksin?" diyerek ayağından terliği çıkardı. Evet annem tam bir terlikçi anneydi. Kızını dövmeyen dizini döver sözünü duymamak için bizi terliğiyle kovalardı.


Artık araya girmem gerektiğini düşünerek "Anneciiim hadi gidelim mi? Artık babam aşağıda ağaç olmuştur. Hem bak bu o tulum değil ki Onun şuralarında düğmeler vardı. Ah bir de kemeri vardı değil mi Asi? derken yanına geçip totosuna çimdik attım. En sonunda benim yapmak istediğim şeyi anlayan akıllı kardeşim "Ah.. yani Dicle haklı anne. Hem bak bu yeşil önceki maviydi. Aralarında çook fark var." diyebildi.


" Dua et baban aşağıda ağaç oldu. Bu yalanlarınıza da inanmadım küçük hanımlar. Bunu eve gelince konuşacağız" dedi annem. Terliğini giyerek odadan çıktı.


"Senin plan yattı kardeşciğim. Kalan üç farklı renkli tulumların eve gelince çöpü boylayacak" diyerek kahkaha attım. Asi sinirle yerinde tepinirken onu bırakıp aşağıya indim. Meriç girişteki aynada saçlarını havaya kaldırmaya çalışıyordu.


"Oo yakışıklı, düğünde benimle dans etmen için önceden söylemem gerek sanırım."


" Neden abla"


" Çünkü benim küçük kardeşim çok yakışkılı olmuş. Kızlar onunla dans etmek için yarışacak." diyerek yanağından makas aldım.


" Abla ya şöyle yapma diyorum. Makas ne ya" Diyerek dışarıya kaçtı. Arkasından kahkaha atarak bende gitttim. Mutluydum çünkü onu görecektim yani yine umut ediyorum diyelim...


Düğünün yapılacağı Grand Otele vardık. Herkes vardı hatta Fırat'ın ailesi bile.. Her zamanki gibi aynı masaya oturduk. Onlar beni gelinleri olarak kabul etmişti. Bende onları ikinci ailem ama ip sadece fıratta düğümleniyordu.


Fıratın kız kardeşi Irmak bana eğildi. "Abim geldi."


" Biliyorum Irmakçığım. Gördüm onu."


"Konuştunuz mu peki?"


"Hayır tatlım. Arabadan geçerken selamlaştık sadece." Doğrusu o selam verdi, ben aptalca baktım diyemeyeceğime göre..


"Bugün gelecek mi peki? Hani biliyorsun Elif abla onu sever. Düğününde olması iyi olurdu."


Irmak bana gülümsedi. "Aman abla, herkes senin abimi sevdiğini biliyor. Başkalarını bahane etme işte sor."


"Tamam Irmak çok merak ediyorum. Çok sevgili abin o kıymetli poposunu kaldırıp düğüne teşrif edecek mi?" Dedim ama Irmağın bana pişmiş kelle gibi bakması gerekirken bu bakışı arkama yolluyordu. Ve işin kötü yanı herkes yüzünde bir mutlulukla arkama baktığını görünce anladım. Gelmişti ve tam arkamdaydı. Yavaşça arkama döndüm ve soğuk bakışlı bir çift mavi gözler beni esir aldı. Daha sonra beni es geçip masadaki herkesle selamlaştı. Irmağın yanımdan muzip bir şekilde yan sandalyeye kaymasıyla Fırat yanıma oturdu.


Herkesin gözü üstümüzdeyken ben nasıl selamlaşmamız gerektiğini kestiremiyordum. Öpüşerek mi, ki bu yanaktan olur yoksa herkes gibi el tokalaşarak mı? Bunu öğrenmek için ilk önce tepkinin Fırattan gelmesini bekledim. Kibirli beyimiz elini uzattı. Ah ne beklenmedik bir tavır!


Elini tuttum. "Merhaba Fırat. Gelmişsin." dedim onun gibi soğuk olmaya çalışarak.


"Evet geldim." diyerek yanağıma eğildi. "Kıymetli popomla birlikte" dedikten sonra tepkimi merak ederek bana döndü.


Ben kulağımdaki sıcak nefese mi yoksa onun için dediklerimi duyduğuna mı hangisine şok geçirmem gerektiğini şaşırarak ona baktım ve daha sonra etrafta bu dediğini başka duyan varmı diye gözümü çevirdim. Herkes de mutlu bir tavır vardı. Yani ne benim ne de Fırat'ın dediklerini duymamışlardı. Ben kendimi toplayarak hala benden ayrılmayan çakır gözlere çevirdim gözlerimi. "İkinizde hoş geldiniz." diyerek gülümsedim.


Fırat'ın kahkahası masada yankılandı. "Hoş bulup bulmadığımızı gecenin sonunda sana zevkle iletiriz.." diyen Fırat'la ağzım açık kalmıştı. Fırat ilk kez bana sıcak davranmıştı.


Bölüm : 27.07.2024 18:49 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...