
"Seni özleyeceğim."
"Bende seni Yasemin." Ona uzunca sarıldım. Bu evdeki en büyük yardımı bana o sunmuştu. İlk geldiğimde bana o bakmıştı. Bu iyiliklerini asla unutmayacaktım.
"Yerin bende çok ayrı Yasemin. Her şey için teşekkür ederim."
"Bende sana teşekkür ederim." Bu şaşırtmıştı işte.
"O niye? Ben ne yaptım ki?"
"Casareti öğrettin bana, bu benim için çok önemliydi. Artık neneme bazı konularda karşı çıkabiliyorum. Bazı hayati konularda..." Yüzümde küçük bir gülümseme belirdi. Burada kaldığım sürede ya ağlıyordum ya depresyondaydım ya da bağırıp çağırıp ortalığı yıkıyordum. Bunlara rağmen ona bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana.
Yatağın üzerindeki valize kısa bir bakış attım. Valizi Yasemin ile birlikte hazırlamıştık. O olmasaydı bu işin içinden asla çıkamazdım. Ben gerekli olan eşyaları rastgele valize tıkarken o benim attığım kıyafetleri özenle katlıyor diğer eşyaları da her bir boşluğa cuk diye oturtuyordu.
Bir küçük valizde el çantası olarak ayarladım. İçine ise en önemli iki şeyi koydum. Birincisi uzun zamandır çekmecede kilitli olan günlüğüm, ikincisi ise annemin fotoğrafı. Salonda, yemek masasında yerime oturduğumda tam karşımda asılı olan fotoğraf. Yemek yerken bakmamaya özen gösterirdim yoksa yutkunmakta zorlanıyordum. Orada olduğunu biliyordum ama zihnim bu gerçekliği kabul etmekte zorlanıyordu. Bu evdeyken onun yüzüne bakamazdım ama artık işler değişiyordu.
"Gitme zamanı." Çantamı elime alıp valize yöneldim.
"Zorlama kendini. Mustafa'ya söylerim o aşağıya indirir."
Odadan çıkıp merdivenlere yöneldim. Eve büyük bir sessizlik hakimdi.
"Keşke kahvaltıdan sonra gitseydin. Nereye gideceksin aç karnına?" Yasemin arkamdan meraklı sorular sıralayarak gelirken merdivenin başında ki Suna'yı görmek beni durdurmuştu. Elindeki bastondan destek alarak dik durmaya çalışıyordu. Bakışları bana sabitlenmişti ve açıkçası biraz da suratsız bakıyordu. Bunun sebebi belliydi. O hep Anıl'ın tarafında olmuştu.
"Yasemin sen aşağıya in."
"Ama nene-"
"Aşağı dedim." Yasemin elimdeki çantayı alıp merdivenlerden aşağıya indi.
"Hoşça kal Suna."
"Babanın hasta olduğunu biliyorsun. Çok fazla zamanının kalmadığını da. Ve şimdi onu terk ediyorsun."
"O adam benim babam olamaz. Sana saygım var Suna ama seninle bu konuları konuşmak istemiyorum. Sadece vedalaşıp gitmek istiyorum."
"Yıllarca sana hasret kaldı. Sonunuzun böyle olacağını hiç düşünmedim. Sana güzel bir gelecek sunabilir. Elinde her türlü imkan var."
"Yıllardır buradasın o yüzden eminim her şeyi biliyorsundur Suna. O adam benim annemi öldürdü! Karşıma geçip onu savunamazsın bana!" Sözlerimden sonra tedirigince etrafı kontrol etti.
"Tanem hamile haliyle onu terkedip başka adamla kaçtı! Babanda öfkesinin esiri oldu..."
"Sakın annemi suçlayayım deme! Bu evde neler yaşadı kim bilir!? Şimdi bende onun gibi bu evi terkediyorum. Bilgin olsun diye söylüyorum Anıl tekrar karşıma çıkacak olursa annem gibi canımı almasına izin vermem ben onun nefesini keserim. Dua et öfkemin esiri olmayayım."
Onu daha fazla takmadan yanından geçip gittim. Nasıl kalbi kötü bir adamı savunabilirdi aklım almıyordu. Yaptığı her kötülüğe şahit olmuşken hala nasıl burada, onun yanında kalabiliyordu doğrusu şaşırtıcıydı.
Merdivenlerden aşağıya indiğimde kapıda dikilen sadece iki kişi vardı. Anıl ve Umut.
Umut gitmeme hiç üzülmüyormuş gibi gelip bana sarıldı. Artık o da bunun doğru olduğunu biliyordu.
"Sanırım seni özleyeceğim." Şapşal. Onu hiç yalnız bırakmayacaktım ki.
"Şu kapıdan çıkar çıkmaz özleyeceğime emin olabilirsin." Tekrar uzunca sarılıp saçlarını okşadım. Ondan ayrılmak zor olacaktı.
"Benim için taksi çağırır mısın?" Başını sallayıp gitti. Şimdi vedalaşmam gereken tek bir kişi kalmıştı ve o da ısrarla bunu bekliyor gibiydi.
Birkaç adım atıp karşısına dikildim. Neyse ki ben daha fazla aptal gibi dikilmeden o ilk cümleyi kurdu.
"Gerçekten bunu mu istiyorsun?" Başımı salladım.
"Arada buraya geleceksin ama değil mi?" Onun için asla.
"Mümkün olduğunca az. Sadece Umut için."
"Birgün benim içimde gelmek zorunda kalabilirsin biliyorsun değil mi?"
"Gelirim.. Umut'a destek olmak için." Tavrım, cümlelerim ona ne kadar kırgın olduğumu belli ediyordu.
"Geri adım atıyorum kızım.. istediğin gibi olacak. Seni korumaya devam edeceğim ama karşına asla çıkmayacağım. Uzaktan-"
"Uzaktan dahi görmeyeceksin beni. Yerimi bilmeyeceksin. Beni korumak istiyorsan Cengiz'i ve oğullarını benden uzak tut yeter."
"Tutacağım fakat beni korkutan asıl şey benden sonra ne olacağı. O zaman seni, sizi kim koruyacak?"
"Ben kendimi de kardeşimi de korurum."
"O halde yardıma ihtiyacın olacak." Cebindeki elini çıkartıp birden bana doğru uzattığında refleksle geriye doğru bir adım attım. Bana dokunmasını istemiyordum.
Sıkı sıkı kapattığı avcunu açtığında içinde minik bir kağıt parçası belirdi.
"Bunu al."
"Ne bu?" Bir ona bir de elindekine anlamaz gözlerle baktım. Bu nasıl bir yardımdı?
"Sana gösterdiğim mahzenin şifresi. Anahtarın yerini ise bir tek Mustafa biliyordu." Sonra ceketinin iç cebinden o günkü anahtarın aynısından çıkardı.
"Artık sende de bir yedeği var. Bana bir şey olursa oradaki her şey senin. Eğer çaresiz kalırsan hiçbirini kullanmaktan çekinme." Ne!? Oradaki tüm hazineyi ve silahları bana mı veriyordu? Bu onun şirket dışındaki tüm serveti olabilirdi.
"Bunu alamam.."
"Şifreyi ve anahtarı almadan bu evden çıkamazsın. Bilmem gerekiyor Hazal... Benden sonra kendini ve kardeşini koruyacağını bilmem gerekiyor." Derin bir nefes alıp uzun uzun anahtara baktım. Belki onları ben kullanamazdım ama kullanacak birilerinin olduğunu biliyordum. Anıl bir ordusu olduğundan bahsetmişti. Eğer birgün o kapısına gelecek olan savaş dönüp dolaşıp bizide rahatsız ederse o silahları kullanmaktan asla çekinmezdim. Söz konusu kardeşimin hayatı ise gözüm hiçbir şeyi görmezdi.
Avcundan anahtarı ve şifreyi aldım. Gözlerimdeki ateş onu ikna etmeye yetti. O da biliyordu ve farkındaydı. Benim de onun gibi bir canavara dönüşmekten korkmadığımı biliyordu. Sonuçta aynı kanı taşıyorduk.
"Bana böyle bir gücü teslim ediyorsan gözün arkada kalmasın. Senin yapamadığını yapmakta tereddüt etmem. Eğer bir gün o kol kardeşime uzanmaya kalkarsa o kolu kesmem. O kolda akan kanın kökünü kuruturum ki bir daha uzanmasın." Kesinlikle pişman değildi.
"Kendine iyi bak kızım."
Daha fazla bir şey demeden kapıya yöneldim. Umarım birgün o silahları kullanmak zorunda kalmazdım.
"Mustafa abi odadan valizimi getirir misin?" Mustafa abi beni ikiletmeden hızlı adımlarla eve girdi. Bende taksi gelene kadar süs havuzunun yanında dikilen Umut'un yanına gittim.
"Giderek seni üzmüyorum değil mi?"
"Üzüldüğüm şey gitmen değil. Üçümüzün bu evde mutlu bir aile olarak yaşamasını çok isterdim. Zaten eksik bir ailede büyüdüm. Şimdi ise elimdeki ailem parçalanıyor."
"Benim tek ailem sensin Umut.. istediğin zaman gelip bende kalabilirsin ama beni burada kalmaya zorlama lütfen."
"Öyle bir şey istemiyorum zaten.. bence de gitmelisin. Senin için böylesinin daha iyi olacağını biliyorum. Ama keşke olmasaydı diyorum. Keşke babam bu kadar fazla hata yapmasaydı diyorum. Senin kırgınlığın bana geçmiş gibi hissediyorum. Yıllardır tanıdığım babam aslında tanıdığım gibi birisi değilmiş. Bu beni çok kırdı."
"Sana anlatmamalıydım." Ona en can alıcı noktaları anlatmadığım halde bu kadar çok etkilenmişken gerçekleri öğrendiğinde kim bilir ne halde olurdu. Anıl'ın bir diğer hatası ise Umut'u bu kadar narin ve kırılgan yetiştirmesiydi.
Taksi geldiğinde Umut beni yolcu etmek için kapıya kadar geldi.
"Nereye gittiğini söylemedin?"
"Haber edeceğim merak etme."
"Ediyorum ama."
"Etme.. güvende olacağım. Ablanın nasıl numaraları olduğunu yakından gördün." Son kez sıkıca sarılıp ayrıldım ondan. Taksiye bindiğimde ise hiçbir üzüntü ve pişmanlık hissetmedim. Aylar sonra ilk kez kendimi özgür hissediyordum. Camı açıp derin bir nefes aldım. Yıllardır hayalini kurduğum yeni hayatın sonunda ilk günündeydim. Cebimdeki son parayı taksiye vermek beni hiç tedirgin etmedi. Karnımı nasıl doyuracaktım bilmiyorum ama ben yine de mutluydum.
Yollar beni yeni evime götürmek için su gibi akıp geçerken heyecanla dışarıyı izledim. Uzun zaman sonra yüzümde ilk defa gerçek bir gülümseme vardı.
Hazır fırsatım varken abime buluşmak istediğimi belirten bir mesaj çektim. Beni uzunca azarlayacaktı biliyorum ama sorun değildi. Onu özlemiştim.
Sonunda Can'ın apartmanının önüne geldiğimde dışarıda onu ve Selin'i gördüm. Taksinin parasını ödeyip indiğimde sevinçle onların yanına gittim.
"Hazal sevgilimle aynı binada oturacağına inanamıyorum. Evden sende kalacağım diye çıkıp ona gittiğimi düşündükçe aklımı kaybedecek gibi oluyorum."
"Delinin tekisin Selin. Hem daha ortada kesin bir şey yok. Önce ev sahibiyle görüşelim."
"Merak etmeyin kızlar. Ev sahibi benim karşı komşum oluyor ve ben önden ona güzel bir ayar çektim pamuk gibi oldu."
"Aşkım sen bir tanesin." Selin Can'a uzunca sarılıp üşüyen bedenini ısıtmaya çalıştı. Kıskanacaktım ama şimdi. Aynı duyguyu geçen sene bende yaşamıştım ve çok özlüyorum. Hemde çok.
"Fedai amca geliyor kızlar. Biraz güler yüzle bu işi halledeceğimize eminim."
Binadan kısa boylu, kambur, topal bir adam çıktı. Hepimizi uzunca süzüp en son ayaklarının dibinde valiz ve elinde çanta olan bende kaldı.
"Yeni kiracı sen misin?"
"Şey.. benim ama.. anlayamadım.. Siz evi bana kiraya mı verdiniz hemen?" Üçümüzde şaşkınca adama baktık. Bu kadar çabuk mu? Kimsin, nesin diye sorup soruşturmayacak mıydı?
"Tamam tamam önce evi gez sonra anahtarları alırsın." Adam ciddiydi.
Yaşlı amca önde biz arkasında onu takip ettik. Binaya girer girmez küçük koridoru geçince hemen sağdaki kapının önünde durdu. Cebinden bir anahtar çıkartıp kilite taktı ve tek bir kez çevirip kapıyı zorlayarak açtı. Kilitleme gereği bile duymamış... Garip.
"Geçin bakalım. Gezin bakın eve sonra da kirayı konuşalım."
Dikkatli adımlarla içeriye doğru adımlayıp meraklı gözlerle etrafa bakındım. İlanda eşyalı ev yazıyordu ama burada minimum sayıda eşya vardı. Küçücük bir oturma salonu ve salonla birleşik minik bir mutfak. Eh.. beni idare ederdi. Koltuklar biraz eski ve kirli görünüyordu ama temizleyebilirdim.
Ara koridordan devam edip hemen yandaki kapıyı açtım. İçerisi çok pis kokuyordu. Kirden sararmış bir lavabo, köşede perdesi çekili olan bir duşakabin ve çevresinde paslı sular olan bir klozet. Tek kelimeyle iğrenç!
Selin'le iğrenerek birbirimize bakıp hızla kendimizi dışarıya attık.
"Ben burayı temizlemem!"
"Birilerini ayarlarız Hazal.. buranın karantina altına alınması gerekiyor." Kesinlikle!
Banyonun kapısını kapatıp uzaklaştık oradan. Geriye tek bir oda kalmıştı. Arası aralık kapıyı botumun ucuyla itekleyip tektikte bir şekilde içeriye girdik. Banyodan sonra burada bizi neler bekliyordu bilmiyorduk.
Duvara monte edilmiş çift kapaklı bir dolap, iki kişilik bir yatak bazası ile yatak vardı. Ve kesinlikle üzerindeki o yatak çöpe gidecekti. Yatağın iki yanında minik bir komodin ve birde lekeli boy aynası vardı. Odayla bitişik kare bir balkon vardı fakat bu balkon bahçeyle de bitişik olduğu için pimapenle kapatılmıştı.
Ev hakkındaki genel yorumum ise tamamen hayalkırıklığıydı. Aşırı bakımsız kalmıştı. Bazı duvarların boyası kalkmış hatta rutubetlenmişti. Eşyalar çok pisti ayrıca banyonun çatlak fayansından içeriye su sızıyordu. Buraya üç beş binden fazlasını vermezdim.
"Ne diyorsun?" Selin umutsuzca bana baktı.
"Burası berbat bir ev fakat başka gidecek bir yerim yok. Elimde valizle akşama kadar gezip ev arayacak halimde yok. Kısacası buraya ihtiyacım var."
"Aslında biraz çabayla adam edilebilir." Ehh beni yoracaktı ama halledebilirdim.
"Kirası ne kadarmış?"
"Can zorla altı bin beş yüze indirdi."
"Fena değil.. bu fiyata kulübe bile bulunmaz zaten." Selin'de bana onay verince birlikte Fedai amcanın yanına gittik.
"Altı bin beş yüzden bir kuruş aşağıya inmem!",
"Tutuyorum." Adam elimi sertçe sıkıp söylene söylene arkasını döndü ve gitti.
"Akşama kadar iki aylık kirayı getiriseniz anahtarı alırsınız." Bu sırada Selin adamın arkasından koşturup paraları eline tutuşturdu ve anahtarı aldı.
"Sözleşme yapmayacak mıyız?"
"Belli ki Fedai amcam bunlarla uğraşmak istemiyor. Kimsenin başı ağrımadan bu iş halloldu."
"Ya bir gün kapıya dayanıp çık evden derse. Kirayı da peşin verdik. O zaman ne olacak?"
"Sen merak etme... Öyle bir şey olursa donuna kadar alırım o ihtiyarın."
"Temizliği nasıl halledeceğiz? Baştan söyleyeyim ben temizlik yapmam!" Selin'den daha fazla yardım isteyemezdim zaten. Kendim yavaş yavaş halledebilirdim.
"O iş bende." Şaşkınca Can'a baktım. Nasıl yani? O mu yapacaktı temizliği?
"Anlamadım?"
"Bizim şirketin anlaşmalı olduğu temizlik şirketleri var. Oradan birilerini ayarlarım."
"Gerçekten yapabilir misin bunu Can?" Bu mükemmel olurdu.
"Senin eşyalarını şimdilik benim eve çıkaralım. Onların işi bittiğinde gelip yerleşirsin."
"İyi ki varsınız." İkisinin ortasına geçip sarıldım onlara. Onlar yardım etmeseydi nereye giderdim ne yapardım hiç bilmiyorum.
"Haydi şimdi kahvaltı için benim eve çıkalım."
"Ben daha fazla rahatsızlık vermek istemem."
"Aa Hazal o ne demek öyle? Kırılırım gelmezsen."
"Çok teşekkür ederim ama zaten abimle buluşacaktım."
"Peki sen bilirsin. Gelince muhakkak bize çık ama." Selin'e söz verip anahtarı onlara teslim ettim. Can valizimi alıp yukarı çıkarken bende dışarıya çıktım. Buralardan fazla uzaklaşmayı düşünmüyordum. Mahalleyi keşfetmek amacıyla biraz yürüyüş yaptım. Bakkal zaten hemen karşı binamın altındaydı. Sokaklar dardı ama hemen hemen her binanın altı dükkanlarla doluydu. Birçok ihtiyacımı rahatlıkla karşılayabilirdim.
Soğuk havaya fazla dayanamayıp köşedeki butik kafeye girdim. Burası önceden gittiğim lüks kafelere benzemiyordu. Ama yaşadığım mahalleye bakarsak yine de idare ederdi. İçerde mahallenin birkaç delikanlısı tek masada oturmuş geleni gideni inceliyorlardı. Bir köşede lise üniformalı çocuklar vardı. Ortadaki masaların birinde ise yaşlı bir çift sabah kahvaltısı yapıyor gibi görünüyordu. Etrafı incelediğim fazla göze batmadan duvar kenarı bir masaya geçip oturdum. Garson gençlerden birisi gelip ne istediğimi sordu. Abim gelene kadar çay içebilirdim.
Siparişimi verdikten sonra telefonumu çıkarıp abimi aradım. İlk çalışta açtığına göre aramamı bekliyormuş.
"Oraya bir geleyim senin bacaklarını kıracağım!" Abim heyecanla karışık sinirli sinirli konuşurken arkada onu yatıştırmaya çalışan Defne'nin sesini duyuyordum.
"Seni habersiz bıraktığım için özür dilerim abi.. konum atacağım oraya gelir misiniz?"
"Gelirim- ne? Başka kimden bahsediyorsun?"
"O adamdan kurtuldum abi. Artık kendi ailemi kurmak istiyorum. Eğer uygun görürseniz eşin ve kızınla da tanışmak istiyorum." Bir süre cevap vermedi. Muhtemelen bugün olacağını beklemiyordu. O bunu hep istiyordu ama ben korkudan bir türlü tanışamamıştım onlarla. Ama artık zamanı gelmişti.
"Defne'de seninle tanışmayı çok istiyordu. Birazdan çıkıyoruz evden." Sesi hemen yumuşamıştı.
"Bekliyorum." Heyecanla arkama yaslanıp onları beklemeye başladım. Onlarla tanışacak olmak beni mutlu ediyordu. Abimin ailesinin bir parçası olmak, yalnız olmadığımı hissetmek bana iyi geliyordu.
Gelince kızacaktı ama getirdiğim hediye onu bana karşı biraz olsun yumuşatacaktı. Onlar gelene kadar bir süre etrafa bakındım, birkaç çay daha içtim ve biraz oyalandım. Sonunda kafedeki gençlerin dikkati tek bir yöne toplandığında abimin geldiğini anladım. Böyle bir mahallenin görmeye alışık olmadığı tarzdaki son model araba dükkanın köşesine park etmişti. Arabadan ilk abim indi. Etrafına kötü kötü bakıp arabanın diğer tarafına gitti ve eşinin kapısını açtı. Sonra ikisi birlikte yeğenimi arabadan çıkarttılar. Birisi bebek arabasını açarken diğeride bebeği arabaya yerleştirdi. Onları görür görmez içim kıpır kıpır olmuştu.
Kafeye girdiklerinde ayağa kalkıp onları karşıladım. Abim beni görür görmez bebek arabasını eşine teslim edip bana koştu. Uzun uzun, sıkı sıkı sarıldım ona. Gözlerim dolsa bile ağlamadım. Son günlerde neler yaşamıştım öyle... Ama abimi de üzmek istemiyordum.
"Eşeğin tekisin."
"Öyleyim galiba."
Yüzümü avcunun içine alıp derin derin gözlerime baktı.
"Böyle yapmazdın sen..."
"Telefonumu aldı." Kaşları daha da çatılabilirmiş gibi biraz daha derine indi.
"Biliyordum.. bir şey olduğunu biliyordum. Ne oldu!? Zarar verdi mi sana!?" Vücudumu kontrol eder gibi beni sağa sola çevirdi.
"Yok.. gerçekten. Bir şeyim yok abi merak etme."
"Bana niye haber vermedin?" Hafifçe kıkırdayarak geri çekildim.
"Telefonumu aldı dedim ya." Bana kötü kötü bakmaya devam etti.
"Neden? Ne oldu? Niye yaptı?"
"Anlatırım abi sonra önemli bir şey değil." Başımı hafifçe yana eğerek arkasındakilere baktım.
"Sonra konuşalım bunları olur mu?" Bir adım geri çekildiğinde eşiyle göz göze geldim. Bana sıcak bir gülümsemeyle karşılık verip bir adım öne çıktı.
"Merhaba Hazal. Sonunda tanışabildik." Uzattığı elini tuttuğumda sadece tokalaşmak isterken o elimi bırakmadı. Birkaç saniyelik tereddütün ardından bana sarıldı. Samimi olması hoşuma gitmişti. Artık sık sık görüşürüz diye düşünüyordum. Artık gerçek bir ailem olsun istiyordum.
"Sonunda Defne.."
"Yengen oluyor." Gülümsedim. Defne Yenge.. Abim duruma kısa bir açıklık getirdikten sonra henüz bir yaşını bile doldurmamış kızını kucağına aldı.
"Elifim, güzel kızım halanla tanış bakalım." Elif... Çok güzel.
Ona hayranlıkla bakıp istem dışı onu kucağıma almak için uzandım. Kollarımın arasına aldığımda ise uzun zamandır hissetmediğim huzuru hissetmiştim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Sanki huzurun bir kokusu vardı da ciğerlerime akın ediyordu.
"Çok güzelsin sen..."
Son bir kez daha derin bir nefes alıp yanağına hissetmekte zorlanacağı bir öpücük bıraktım. Nasıl da saf nasılda masum... Benim aksime.
"Abi al istersen yoksa ben bırakamayacağım." Minik elleri benden ayrılırken ufak ufak saçlarımı yolmuştu. Bir yandan masaya yerleşirken bir yandan da gözlerimi Elif'ten ayırmadım. Sanki ona dokunup, kokusunu içime çektiğim ilk an bağlanmıştım ona. Artık sık sık abimin evine ziyarette bulunacağım.
"Nasılsın?"
"Çok şükür iyiyim abi. Sağlığımda, huzurumda yerinde."
"Ona ne oldu? Telefonda kurtuldum dedin?"
"Evden ayrıldım. İşler biraz sarpa sardı, sanırım benimle baş edemeyeceğini en sonunda anladı. Mutlu olmadığımı biliyordu zaten."
"Öylece gitmene izin mi verdi?"
"Beni de biraz bu huzursuz ediyor. Artık karşıma çıkmamasını, beni takip etmemesini söyledim. Ama bu mümkün mü bilmiyorum. Şimdilik beni kendi halime bıraktı ama o cehenneme dönmeye hiç mi hiç niyetim yok abi."
"Dönmeyeceksin zaten bizimle yaşayacaksın artık ve bir daha da ayrılmayacağız."
"Ben sizin düzeninizi bozmak istemiyorum-"
"Olur mu öyle şey? Kerem yıllardır kayıp kardeşini arıyor hatta arıyoruz. Sonunda sana kavuşmuşken abinden uzakta mı kalacaksın?" Defne de mi beni istiyordu yani? Melek miydi bu kadın?
"Beni düşündüğünüz için teşekkür ederim ama ben kendi düzenimi kurmak istiyorum. Bugün hayatıma temiz bir sayfa açtım ve bu hayatta kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum."
"Hazal ne istiyorsan yaparsın yine ama yeter ki gözümün önünde, çatımın altında ol. İyi olduğunu, güvende olduğunu bileyim."
"O karanlık günler artık geride kaldı abi. Korkulacak bir şey yok. Hem ben bugün kendime ev tuttum." Utana sıkıla arkama yaslandım. Azar işitecek gibi hissediyordum.
"Ev tuttun? Ben, yani abin varken sen kendi başına ev mi tuttun? Sende duydun değil mi Defne? Ev tutmuş."
"Sitem etme bana. Ben senin varlığını her daim hissedeceğimi biliyorum zaten. İllaki sana da nazımın geçeceği günler gelecek."
"Demiştim. Benim kardeşimde katır inadı var demiştim." Yardım istercesine Defne'ye baktım. Abimin bu konuyu bu kadar büyüteceğini düşünmemiştim.
"Tamam canım sakin ol. Sonuçta artık hep beraberiz. Bir elimiz hep onun üzerinde olacak bundan sonra."
"Nerede bu ev?"
"Bu mahallede. Bir yerleşeyim ilk sizi ağırlayacağım evimde."
"Şu ev sahibiyle bir görüşeyim."
"Abicimm ben hallettim her şeyi."
"Ama benim de görmem lazım-" Abim birden ayaklandığında Defne kolundan tutup onu geri oturttu.
"Hayatım.. otur lütfen. Hazal aklı başında, olgun bir kız sende kardeşine biraz güven lütfen."
"Ben ona güveniyorum zaten ama çevreye güvenmiyorum."
"Sadece sakin bir hayat istiyorum abi. Yemin ederim tek istediğim bu. Sende üstüme bu kadar düşme biraz beni kendi halime bırak."
"En son seni kendi haline bıraktığımda 7 ay boyunca yaşadığına dair bir kanıt aradım. Bunu da unutma."
"Özür dilerim. Hata yaptım biliyorum yüzüme vurma lütfen. Bir daha böyle bir şey olmayacak."
"Ne yaşanmış olursa olsun bugün burada bir aradayız değil mi? Önemli olan da bu zaten." Teşekkür edercesine Defne'ye baktım. Sanırım abimle aramdaki kurtarıcı meleğim o olacaktı.
"Tamam şimdilik bu konuyu burada bırakıyorum ama kapatmıyorum. Geldiğimde tekrar konuşacağız." Geldiğimde derken?
"Bir yere mi gidiyorsun?"
"Birkaç gün Yunanistan seyahatinde olacağım."
"Elif'le ben burada kalacağız. Adresi mesaj atarım istediğin zaman gelebilirsin."
"Gelirim tabii teşekkür ederim."
Abimin telefonu çaldığında konuşmak için dışarıya çıktı. Çıkarken ise içerideki delikanlılara ciddi bir bakış attı.
"Seninle tanıştığım için çok mutluyum Hazal. Bende çok genç yaşta küçük kardeşimi kaybettim. Bu yüzden Kerem'in ne hissettiğini çok iyi anlıyorum. Yıllardır onun üzüntüsüne ortak oldum şimdi de bu mutluluğu beraber paylaşıyoruz. Onun tavırları, düşünceleri sana aşırı gelebilir ama bunlar çok normal. Yirmi yıl kardeş hasreti çektikten sonra ondan bir an da uzak durmasını bekleyemezsin."
"Anlıyorum.. ben hatırlamasamda o beni hatırlıyor. Şimdi hayatımda benimde hatırladığım birisi var ve daha birkaç saat geçmesine rağmen onu özlemeye başladım. Kardeşimi.. Umut'u yanıma almayı çok isterdim ama babası buna izin vermez."
"O adamı hiç görmedim ve öyle bir adamı hayatım boyunca da görmek istemiyorum. Endişelerim var.."
"Sizden uzak durması için elimden geleni yapacağım. Bu yüzden abimi kendimden uzak tutmak istiyorum."
"Bu mümkün değil.. o adamın da senden uzak durması mümkün değil. Hazal sen onun kızısın.. kimse onu senden uzak tutamaz sen bile. Bu şekilde arada kaldığın için üzgünüm. Ama ben ailem için.." uzanıp masadaki elimi tuttu.
"Mücadele etmeye hazırım. Kerem'in kardeşi artık benimde kardeşim. Hem kızımın hiç akrabası yok. Eşimle sinemaya gittiğimde onu bırakabileceğim bir halasının olması işime gelir."
"Bana güvendiğin için teşekkür ederim.. yenge."
Derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Çok şükür beklediğim tavrı almamıştım. Korkup benden uzak durmak isteyebilir diye düşünmüştüm ama neyse ki öyle olmamıştı.
Saat geçtikçe içerisi daha da kalabalıklaşmaya başlamıştı. Kafenin öyle çok müşterisi vardı ki gelen gidenin haddi hesabı yoktu. Sanırım bu kalabalıktan Defne rahatsız olmaya başlamıştı. Elif'in yüzünü ince bir tülle kapattı. Abim geldiğinde ise ikiside aynı şeyi düşünüyormuş gibi bakıştılar.
"Sanırım gitme vakti geldi." Masanın etrafından dolaşıp uzunca yeğenimin elini öptüm. En kısa zamanda tekrardan onları görmek istiyordum. Sanırım bebek kokusu ilk saniyeden bağımlılık yapıyordu. Kendimi zorla ondan ayırıp abim ve Defne ile kucaklaştım. Abimin cebime çaktırmadan para koyduğunu hissetsemde bir şey demedim. Defne haklıydı.
"Döndüğümde seni alıp bize götüreceğim. Biraz vakit geçirelim."
"Olur."
Onlarla vedalaştıktan sonra bir süre daha kafede oturdum. İçim bu buluşmadan sonra kıpır kıpır olmuştu. Henüz ne kadar farkında olmasamda benim bir ailem vardı. Beni düşünen, seven... İstediğimde bu değil miydi zaten?
Sevinçle yerimden kalkıp kasaya gittim.
"Sizin hesabınız ödendi."
"Biliyorum. Ben kapıdaki ilan için konuşmak istiyorum. Kiminle görüşebilirim?" Adam beni görebildiği kadar baştan sona süzdü. En fazla otuz yaşındaydı. Boyu biraz sıskaydı, göbeği önüne düşmüştü ve başının üstü kelleşmeye başlamıştı.
"Baba!" Birden bağırınca irkilsemde belli etmemeye çalıştım.
"Baba!" Tekrar bağırdığında içerideki birkaç müşterinin daha dikkatini çekmişti.
"Babanı ayağına mı çağırıyorsun eşek oğlu eşek."
"Baba.. hanımefendinin yanında ayıp oluyor ama."
Sesinden sonra adamın kendisi de göründüğünde sırtımı dikleştirip güler bir yüz takındım.
"Merhaba!" Adam çatık kaşlarını oğlundan çekip bana çevirdiğinde istifimi bozmadım.
"Buyrun?"
"İş ilanı için konuşmak istiyorum." Tıpkı oğlu gibi kasanın arkasından baştan sona süzdü beni.
"Daha önce hiç çalıştın mı?"
"H-hayır."
"18 yaşından büyük müsün?"
"Evet.. tabii ki de. 20 yaşındayım." Belli olmuyor muydu?
"Kimliğini görebilir miyim?" Sanırım bu işler böyle yürüyordu. Cüzdanımdan kimliğimi çıkartıp uzattım. Anıl bana yeni kimlik çıkartırken doğum tarihimi de düzelttirmişti.
Adam kimliği inceleyip bana uzattıktan sonra biraz sessiz kaldı.
"Ne düşünüyorsun baba?"
"Daha düşünüyorum.. sabırlı ol biraz."
"Bu işe gerçekten ihtiyacım var. Düzenli ve titiz çalışırım. Ne iş verirseniz yaparım."
"Önce seni 1 hafta deneyelim. Anlaşırsak devam edersin."
"Çok teşekkür ederim."
"Ne zaman başlayabilirsin?"
"Hemen, şimdi." Adam şaşırmış gibi kaşlarını havaya kaldırdı.
"Önce mutfakla tanış bakalım. Etrafı gez öğren yarın başlarsın."
"Siz nasıl uygun görürseniz." Yan taraftaki boşluktan geçip yaşlı adamı takip ettim. Daha adını bile öğrenmemiştim.
Tatlıların sergilendiği tezgah boyu yürüyüp kapısında kocaman mutfak yazan odaya girdik. İçerisi fazla büyük değildi. Birkaç tane büyük ocak, bir kaç tane fırın ve mutfak aletleriyle doluydu. Uzuncana 3 tane tezgah ve çalışan iki kişi vardı.
"Yağız ve Özge yeni takım arkadaşınız Hazal'la tanışın. Deneme sürecini başarıyla tamamlarsa bizimle çalışmaya devam edecek."
"Hoşgeldin." İkiside bana hoşgeldin dedikten sonra işlerine geri döndüler.
Ben henüz adını dahi bilmediğim patronumun yanından yürümeye devam ettim.
"Özge tatlıcımız. Lisede yiyecek içecek hizmetleri okumuş ve mezun olduğundan beri bizimle çalışıyor. Yağız ise daha çok kahvaltı, hamburger ve pizzadan sorumlu. Mutfağı ikisi çekip çeviriyor. Mutfak temizliği ve bulaşık onlara ait. İlanda da yazdığı üzere biz garson arıyoruz. Burası ne kadar küçük gibi görünsede günde sayısız müşteri gelip gider. Çocuklar mutfak ile garsonluğu birlikte yetiştiremiyor. Sen siparişleri alıp servis yapacaksın. Dış alanın temizliği sana ait. Saat başı mutlaka yerler paspaslanacak, tuvalet günde en az üç kere yıkanacak. Boş vakitlerinde mutfağa da destek çıkarsın." Temizlik işini duyunca biraz yüzüm asılmıştı. Başkalarının pisliğini mi temizleyeceğim şimdi ben?
"Tüm bunlara tamam mısın?"
"E-evet. Yapabilirim."
"Para konusuna gelince.. deneme süresi boyunca her akşam çıkışları elden paranı alırsın. Sonrasında devam etmek istersen sözleşmeni yaparız asgari ücrete çalışırsın."
"Benim için uygun." Alacağım maaştan kiramı çıkarttığım zaman bana fazlasıyla para kalıyordu. İlk birkaç ay evin eksiklerini alırdım tabii birde Selin'e olan borcumu öderdim. Biraz sıkışırdım ama ilerde toparlardım.
Ahh.. bugün kesinlikle benim günümdü. İstediğim her şey oluyordu, her şey yolunda gidiyordu. Artık özgürce yaşayacağım bir hayatım vardı. Kalacak bir evim, çalışacak bir işim vardı. Abimle de aram iyiydi.
"O halde sabah 8'de görüşürüz. Bizim çocuklar fırını çalıştıracakları için daha erken geliyorlar. Sen şimdilik 8'de iş başı yap zamanla alışırsın."
"Tabii görüşmek üzere."
Çocuksu bir sevinçle kafeden ayrılıp evimin yolunu tuttum. İşim evime çok yakındı. Benim için mükemmel bir fırsattı bu. Sabahları yol gitmek için erkenden kalkmama gerekte yoktu. Uykuyu severdim ama Anıl yüzünden artık o da yoktu. Gün aydınlanır aydınlanmaz gözümüzü açtırırdı bize. Bir an önce Umut'u da yanıma almam lazımdı. O evde kaldıkça hayatı hep tehlikede olacaktı.
Sonunda köşeyi dönüp kendi sokağıma girdim. İlk geldiğimde beğenmesemde artık buraya ait olmanın verdiği sevinçle gözüme hoş görünüyordu. Rengarenk binlar, küçük birkaç tane esnaf ve köşede oyun oynayan çocuklar bana sıcak samimiyeti hissettirdi.
Binaya girmek için ilk birkaç basamağı çıktım. Çıkmamla birden yerimde çakılı kalmam bir oldu. İçeri girmek için Can'ın ziline basmak istedim ama elim havada asılı kaldı. Eski bir tanıdık kokunun rüzgar gibi esip geçmesi hem kalbimi hem de nefesimi titretti. Burada mıydı?
Kendimi nefes almaya zorladım. Sadece kalbim değil bacaklarımda titremişti. Daha dün akşam onu görmüşken sanki yıllardır görmüyormuş gibi hasret dolmuştu içime. Doğru mu hissediyordum? O burada mıydı?
Yakınımda mıydı? Yoksa tamamen tesadüfen yanımdan geçen bir koku muydu? Bir an için bunun olmamasını diledim. Yine onu görsem ne olurdu ki? Günümü biraz daha güzelleştiremez miydim? Doğru muydu bu? Yanlış mı düşünüyordum? Her şeye rağmen onu görmek istemem yanlış mıydı?
Derin bir nefes aldım. Kalbimi dinledim. İlk başta hissettiğim gibi. Bu o'ydu...
"Güzelim.. ben aşk diye buna derim işte."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 787 Okunma |
39 Oy |
0 Takip |
65 Bölümlü Kitap |