
Yeni bölümden her birinize merhabalarr💖💖🙆♀️
Fazla uzatmadan bölüme geçeceğim. Oylama ve yorumları unutmayınız inanılmaz motive edici. 💃🩷🩷
Keyifli okumalar!🫠❤️
🌊
Yavuz Payidar.
Uzun günler sonra gerçek anlamda biraz olsun huzur hissetmiştim. Sebebini biliyordum. Sebebi karımdı. Hafsa benim tüm huzurumun ve mutluluğumun sebebiydi. Bana gitar hediye etmişti. Seneler sonra ben ilk kez birisine muzik sevdamdan bahsetmiştim ve o bana bir gitar almıştı.
Devran'dan sonra bunu benim için karım yapmıştı.
Bir zamanlar kendi içime gömüp orada kalacağına inandığım muzik hayatım Hafsa ile tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Kendimde kaybettiğim bir çok şeyi bulmamı sağlamıştım. Hep dediğim gibi karım sayesinde ben kendimi bilmiş ve tanımıştım.
Ve bugün bazı şeylerin sonuydu. Bu gün gerçek anlamda bazı şeylerin sonuydu. Uzun zamandır kafamda tuttuğum ve sonunda zamanı gelen bir intikam vardı. Eski deponun kapısını iterek açtım. Tam da tahmin ettiğim gibi açılan yaraları yeni iyileşmeye başlayan Akgün hâlâ buradaydı. Birkaç gündür Zahir buraya uğramadığı için ona zarar veren kimse yoktu ama kaçamayacak bir durumdaydı.
Hali kötüydü. Zayıflamıştı. Üstü başı kurumuş kan ve toz içineydi. Perişan bir haldeydi ve bu hali bende gram acıma hissi uyandırmıyordu. Karıma ve aileme yaşattığı onca şeyden sonra aylardır yaşadığı bu işkenceyi haketmişti. Ve bugün sonuydu. Onlar benim son intikamımdı.
Rıfat, Kemal ve Akgün. Bu üçü ölümü çoktan hakeden insanlardı. Aileme bulaşarak etmedikleri kalmamıştı. Karıma zarar vermiştiler. Bebeklerimi kaybetme eşiğine gelmiştim.
Bu it yüzünden karıma ağza alınmayacak laflar etmiştim ki hâlâ bunun pişmanlığını taşıyordum.
"Akgün Turaç," Adını seslendim. Ama dönüp bana bakmadı. Kabul etmeliydim ki o kini asla dinmiyordu. Ama bende onun kinini çekecek bir adam değildi. "Uzun zamandır yanına uğrayamadım." Sesli bir nefes verdi.
"Ne istiyorsun?" Kuru bir tınıyla sordu. "Aynı şeyi tekrarlamaya mı geldin?" Yine dayak yiyeceğini sanıyordu. "Kimin sırası?" Boş bir sesle. "Senin mi?"
"Benim değil." Boş gözlerim üstünde dolandı. "Senin." Hafifçe başı kalktı. Gözlerinde sezdiğim o tedirginlikle dudaklarım kıvrıldı. "Tam da düşündüğün şey, bugün son günün. Benden istediğin son bir şey var mı? Acımasız bir adam değilim." Sesimi karanlık sardı. "Merak etme, senden bir veda mektubu yazmanı istemeyeceğim." Bana yaşattıklarını hatırlasın istedim.
Çünkü canımı yakmıştı. Canımızı yakmıştı. Bu adam bana cehennemi tattırmıştı. Ve ben karşılığı olarak aylarca ona cehennemi yaşatmıştım. Şimdi her şey bitmişti. Tüm masa onu öldürmemin onayını vermişti. Onu ve ailesini mahvetmek benim görevimdi. Ve onları nasıl mahvedeceğimi biliyordum.
Zahir'in bana önerdiği şeyi uygulayacaktım.
"Ne saçmalıyorsun?" Gerçekten birisinin onu kurtaracağına inanmış olmalıydı.
"Sinan!" Dışarıdaki korumalardan birine seslendim. Anında demir kapı açıldı.
"Buyur abi?" Diye bir cevap alırken hâlâ gözlerim Akgün'ün üstündeydi.
"Çözün. Arabaya bindirin." Dudaklarım düz bir çizgi haline geldi. "Ormana gidiyoruz." Bundan sonra onu dinlemedim. Korumalar onu çözerken direnmeye çalıştı ama nafileydi. Bitmişti.
Onun hikayesi burada bitmişti. Bize her ne yaşattılarsa bugün misliyle yaşayacaktılar.
Korumalar onu arabaya bindirirken bende kendi arabama bindim. Bir saatlik bir yolun ardından Zahir'in bana gönderdiği konuma vardım. Yeni tamirden çıkan o eve baktım. Burayı Zahir tamir ettirmişti. Aylar önce Ceylan'ın ateşler içinde bırakıldığı o ev burasıydı. Araba yaklaşırken bizimkileri orada gördüm.
Hafsa'ların bugün ne yaptığımızdan haberi yoktu. Sormamıştılar. Ama biliyordular. Bir gün onların sonu olacağımızı zaten biliyordular. Bu yüzden onlar hiç sormadı bizde hiç konuşmadık. Sadece yapıyorduk. Rıfat ve Kemal'i orada gördüm. Cafer'ler onları çoktan getirmişti. Yakalamak zor olmamıştı. Hepsinin elindeki imkanlar ve korumalar son bulduğu için artık ne bir korumaları kalmıştı ne de güvenceleri.
Devran abimi orada gördüm. Arabaların sesini duyar duymaz bizim olduğumuz arabalara doğru baktı. Zahir'i farkettim. Kemal'i yumruklamakla meşguldü. Cafer ve Tufan Kemal'i tutarken Zahir hiç acımadan ona saldırıyordu. Anladım ki içindeki adrenalini dindirmeye çalışıyordu.
Arabayı durdurduğumda bu kez tüm bakışlar bizi buldu. Kemerimi çözdüm ve kapıyı açarak indim. "Hayırdır?" Diye sordum Zahir'e hitaben.
"Sıkılmış." Aziz hiç bozuntuya vermeden cevap verdi. "Bende sıkıldım, hangimizi ve hangisini dövelim diye taş kağıt makas oynadık. O kazandı sıramı bekliyorum." Zahir hırsını alamadan Kemal'e bir yumruk daha attığında bir çatırdı sesi ve acı dolu inleme ormanı doldurdu.
"Ne halt ediyorsun?" Elleri bağlı şekilde Devran ve Aziz'in arasında duran Rıfat öfke dolu gözlerini bana kaldırdı. "Bizi buraya neden getirdin?"
Gözlerinde korku vardı. Zalim insan işte tam olarak böyleydi. Güçsüzleştiği zaman aciz bir duruma düşerdi. Rıfat şu an tüm gücünü kaybetmiş önümde güçlü gözükmeye çalışan bir kediden farksızdı. Soğuk bakışlarım onu daha fazla tedirgin etti. Sessizliğim içini ürküttü farkındaydım ve bende bunu istedim.
"İndirin!" Diye bağırdığımda arka arabadan önce korumalar indi sonra Akgün'ü indirdiler. Rıfat onu görür görmez yutkundu. Kaç aydır yeğeninin bizimle olduğunu elbet biliyordu ama üçününde bugün burada olması bir sondu.
Kemal, Zahir'in darbelerinden dolayı ağzında biriken kanı tükürdü. Gözleri oğluna çıktı ama pek bir anlam ifade etmeden geri bana indi.
Bir tek ona karşı nefret hissettim. Benden çocukluğumu aldığı için. Karımı ve çocuklarımı benden almaya çalıştığı için. Hayatımı mahvetmişti. Sadece benim değil karımında bebekleriminde hayatını mahvetmeye çalışmıştı. Bu adam benim doğmayan çocuklarıma bile el uzatmıştı.
"Onu eve sokmayın." Dedim boş sesimle. "Onu gömün." Soğukluk sesimi sardı. "Diri diri." Aynı karıma yaptıkları gibi. Benim karıma yaptıkları gibi onu da gömsünler.
"Ne?" Boğuk bir nefesle fısıldadı.
"Canına korku mu ulaştı, Kemal?" Alayla sordum. "Yoksa dediklerimi mi anlamadın?" Hızla adamlarıma döndüm. "Onu gömün, diri diri gömün. Ölecek. Nefessiz kalarak ölecek."
"Bunu yapamazsın!" Çaresiz bir korkuyla bağırdı. "Bana bunu yapamazsın!"
"Sen," Korku dolu gözleri yüzümdeyken ona doğru adımlar atıp tam karşısında durdum. "Benim nefes alan, kalbi atan her kalp atışını ezbere bildiğim karımın nefesini kesip kalbini almak istedin." Elimi yakasına dolayarak onu karşıma çektim. "Sen Kemal, benden her şeyimi aldın. Beni bile bana bırakmadın." Sesimi nefret sardı. "Benden abimi aldın."
Hepimizi mahvetmişti. Bu adam Narin'i, abimi, Ceylan'ı, beni, karımı mahvetmişti. Hepimize izler bırakmıştı. Önce benden beni almıştı. Sonra abimi, canımı benden koparmıştı. Ardından bana kalan son şeyi karımı da almak istemişti.
"Bunu ben yapacağım." Dedi Devran. Sesinde öfke ya da kin yoktu. Hiç olmayacak kadar soğuktu. "Onu ben gömeceğim." Narin'e ve ona yapılanların intikamını böyle almak istiyorsa hayır demeyecektim.
"Siz delirmişsiniz!" Gözleri genişledi önümde aciz bir sesle konuştu. "Bunu yapamazsınız, ben Kemal Ordulu'yum bunu yapmaya hakkınız yok!"
"Kemal Ordulu," Dedim kin dolu bir tınıyla. Onu iyice önüme çektim. Gözlerim kısıldı. "Bugün son nefesini içine çek çünkü bitti. Sen bittin. Karıma elinin dokunduğu gün sen bittin." Geri itekledim ve abime döndüm. "Senindir." Bir adım geri atarak ellerimi önümde birleştirdim.
Devran gözlerini Kemal'e kaldırdı. Fazlasıyla iç ürperten bir bakış sergiledi. "Seni bir arabaya koyup dağdan aşağı atmak bana daha cazip geliyor ama kolay ölürsün." Ayakları yere çarptı ve Kemal'in yanına yürüyerek onu ensesinden yakaladı. "Senin nefesini keseceğim." Konuşurken çenesi kasıldı. "Benden nefesimi aldığın her an için üstüne bir kürek toprak atacağım."
"Bunu yapmaya hakkınız yok!" Ayaklarını yere bastırdı ama Devran onu büyük bir kuvettle öne itekledi.
"Adamlarının biri bana lazım." Dediğinde başımı salladım. "Sinan, Devran'la git." Anında Sinan başını sallayarak Devran'ın peşine takıldı.
Üçü ormanın derinliklerine ilerlerken Kemal'in çığlıkları kaybolana kadar kendilerine bir yol bulmak için ormanda gözden kayboldular.
"Sen delirmişsin." Rıfat gözümü nasıl kararttığımı farkedince yutkundu. "Sen delisin!"
"Daha bir deliliğimi görmedin." Gözlerim ormanda kaybolan abimin arkasında kalan boşluğu terkederek Rıfat'a döndü. "Bu evi hatırlıyor musunuz?" Birlikte planladıkları bu şeyin farkındaydılar. Akgün'e baktım. "Hatırlıyor musun?" Akgün saf bir nefretle yüzümü izlerken başımı salladım. "Hatırlarsın."
Gözleri bir an eve kaydı. Külleri kalan o ev tekrardan tamir edilmişti. Bir kez daha yakılmak için.
"Benim abim dediğim adamı burada vurdunuz." Tehlike onları en derinden sarstı. "Kız kardeşim dediğim kızı yakmaya çalıştınız." Sadece benim değil hepimizin gözleri bu ikisinin üstündeydi. Cafer öfke hissederek dirseğini Rıfat'ın boynuna geçirdi ve onun acı içinde diz çökmesine sebep oldu.
Zahir soğuk gözlerini ona dikti. "Kız kardeşumi sattun ula." Hafifçe yana çekilip ona yer açtığımda bir hışımla Rıfat'ın üstüne yürüyüp yüzüne sert bir yumruk geçirdi. "Sen benum kardeşumi sattun!" Rıfat'ın konuşmasına bile izin vermeden ardı ardına yumruklar indirdi.
Önce Kemal'den hıncını almıştı ve sıra Rıfat'taydı. "Benden hayatumi çaldun şerefsuz!" Her çatırdı sesi ormanın sessiz havasına karıştı. Onlara karşı bir zayıflık hissetmedim. Ağzı gözü kan içinde kalana ve dayaklardan bir hâl olana kadar Zahir'e karışmadım. "Bu yüzden geberecesun." Rıfat'ın saçlarından tutarak başını geri eğdi.
Ağzından kan akarken dişleri bile kırılmış olmalıydı. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Ay ışığı yüzüne çarparken nasıl berbat bir halde olduğunu farkettim. "Kardeşume yaşattuğun o acıyı saa yaşatacağum. Sen benden Karaca'yi aldun Rıfat. Yaktığın kadar yanacasun!" Son sert bir yumruğu onun yüzüne geçirdi.
"Bırak," Dedi Tufan araya girerek ve nefesini vererek Zahir'i nazikçe geri çekti. "Zaten biraz sonra hayatta olmayacak. Hakettiğini yaşayacak."
Akgün amcasına baktı. O hissi biliyordum. Çaresizdi ve onu çaresiz bırakmak benim istediğim şeydi. Gözleri eve çıktı. Boğazı yukarı aşağı bir yutkunma hareketiyle kıpırdadı.
"Bu kadar nefes aldıkları bile yeter." Onlara bir şey söylememe gerek yoktu. Cafer ve Aziz dizleri üstünde duran Rıfat'ı ayağa kaldırdı. Cafer Rıfat'ı öne itekleyerek eve soktuğunda ayaklarını kapının girişinde yere bastırdı.
"Napıyorsunuz manyak herifler!" Acıdan dolayı zar zor konuştu. Ama Cafer ile Aziz onu hiç dinlemeden içeri soktu. Bakışlarımı iki koruma arasında kalan Akgün'e çevirdiğimde onun da temkinsiz gözleri beni buldu.
Bana yaşattığını ona fazlasıyla yaşatmıştım. Bana ve karıma yaptığı gibi onu aylarca tutsak etmiştim. Her gün canı yanmıştı ki bunu ben değil bizimkiler yapmıştı. En çokta Zahir. Zahir ara sıra dönüp dolaşıp depoya uğrar Akgün'e zarar verirdi. Bunu yaptığı için onu asla durdurmamıştım. Çünkü amaç buydu. Akgün'e bize çektirdiği kadar çektirmek ama bu kadar yeterliydi. Artık tek istediğim huzurlu bir hayattı. Ve bizim huzurlu hayatımız onların bu dünyadan silinmesiyle başlıyordu.
"Bu kadar aklını kaçırmış olamazsın." Dedi.
Beni gerçekten tanımıyordu. "Aklımı ne kadar kaçırabileceğine dair bir düşüncen yok." Keyifli bakışlarım evde dolandı ve göğsüm sesli bir nefesle kalkıp indi. "Evin dört bir yanına benzin döküldü. Daha doğrusu," Zahir'e baktım. "O döktü." Zahir hiç gocunmadan başını dikleştirdi.
"Benim seninle olan intikamım bitti, Akgün." Onu bir depoda tuttuğum zaman bana yaşattıklarınıda yaşatmıştım. "Sıra canını yaktığın diğer insanlarda." Cebimden çıkardığım çakmağı Zahir'e fırlattım ve onu havada yakaladı. "İçeri götürün." Boş bir sesle verdiğim emire adamlarım anında itaat etti.
"Yavuz bunu yapamazsın!" Gerçek anlamda korku içine akın etmeye başlamıştı. "Buna hakkın yok orospu çocuğu!"
"Az önce babanda aynı şeyleri söylemişti." Duyarsızca fısıldadım. "Sanırım abim onu gömmeye başlamıştır. Bu sözler kurtulmaya pek yardımcı olmuyor." Zahir'le birlikte onların peşinden eve girdik. Cafer çoktan Rıfat'ı Aziz'in yardımı ile sandalyeye bağlamıştı.
"Ağzınıda kapat şunun," Tufan onları izlerken sıkıntıyla konuştu. "Çok konuşuyor."
"Siz delimisiniz? Delirdiniz mi! Bırakın ulan beni-" Cafer açtığı koli bandını onun ağzına yapıştırdı ve yaptığı işe karşı gururla başını salladı.
"Böyle daha iyu." Rıfat'ın hemen yanında bir sandalye daha vardı ve adamlarım Akgün'ü vakit kaybetmeden oraya oturttu. Direnmeye çalıştı ama nafileydi.
"Bunu yapmaya hakkın yok." Dişleri arasında konuştu. "Bunu yapmaya hakkın yok!"
"İnan bana buna hakkım var." İstediği kadar konuşabilirdi. "Sen bunu benim karımı kaçırdığın an hakettin." Geç bile kalmıştım.
"Ben Hafsa'yı sadece sevdim." Ağzından çıkan sözler gözümün seğirmesine sebep oldu. Ne halttan bahsediyordu bu piç kurusu?
Kendimden habersiz birkaç adım öne attım ve yumruğum öyle bir hızda çenesine çarptı ki adamlarımdan birisi sandalyeyi tutmazsa Akgün onun birlikte yeri boylardı.
Bana bundan bahsedemezdi. "Ağzından bir daha karıma ait tek bir laf duyarsam," Attığım yumruğun etkisi nasıl bir güçlükteyse kendini zar zor toparlıyordu. "Seni öldürmem, Akgün. Bu ateş için yalvarırsın, yanmak için yalvarırsın seni yakmam."
Kimse karşıma geçip karımı sevdiği hakkında laflar edemezdi. Buna izin vermezdim.
"İnan bana Hafsa yokluğunu bile farketmezdi." Kısık gözleri arasından beni izledi. "Sen olmazsan onun yanında ben olurdum-" Ölmeden önce beni delirtmek niyetiydi bunu anladım. Elimi belime atarak silahımı çıkarıp sert bir şekilde arkasını onun kafasına geçirdiğimde acı dolu iniltisi odayı doldurdu.
"Sen benim karımın yanında olamazsın." Öfke içinde konuştum. Kısık nefesleri arasında gözlerini açmak istedi ve bir kez daha silahın arkasını onun kafasına geçirdim. "Değil yanında olmak tek adım yaklaşamazsın. İzin vermem. Duydun mu?" Alnında derin bir yara açılarak kan yanağını izlerken Tufan beni geri çekmek istedi.
Derin nefesler arasında öfkemi kontrol etmeye çalıştım. Rıfat korku içinde olanları izlerken Akgün'ün kafası önüne eğilmiş baygın iniltiler çıkarıyordu.
Hâlâ aynıydı. Hâlâ saçma salak şeylerden bahsediyordu. Bu yüzden Akgün'ün hayatı ve oyunları burada sona eriyordu.
"Çıkıyor muyuz?" Diye sordu Aziz. Zahir çakmağın kapağını açtı. Ateş normalde onun sevdiği bir şey değildi. Ateş görmeyi sevmezdi. Hatta o gün Ceylan'ı o ateşlerin içinden nasıl çıkarmıştı merak ediyordum. Aşk böyle bir şeydi. İnsan aşık olduğu için her şeyi yapardı.
"Yavuz, yapma." Dedi Rıfat canına erişen korkuyla. "Bunu yapma!" Zahir boş gözlerle çakmaktan yukarı doğru çıkan ateşi izledi. Birkaç adım geri çekildiğimizde onu yere attı. Daha öncesinden dökülen benzin sayesinde kısa saniyeler içinde içerisi alev almaya başladı.
Rıfat'ın yalvarışları hiç durmadı. Akgün'ün iniltileri acıya karışıktı. Bugün bir şeylerin sonuydu. Bugün tüm düşmanlarımızın sonuydu. Bundan sonrasında hayat bize daha güzel şeyler sunacaktı. Böyle olacağına inanıyordum. Burada olanlar ailemizin dışına çıkmayacaktı. Ve canımızı yakan kim varsa canı yanacaktı.
Benim karıma uzanan her el yok olacaktı. Bugün de olduğu gibi hep böyle olacaktı. Çocuklarıma aileme ve arkadaşlarıma uzanan her eli kıracaktım.
🌊
Hafsa Payidar.
"Daha kabarık bir şeye ne dersin?" Zerda sayfaları bir bir çevirerek nefesini verdi. "Hani bu çok sade ya." Ceylan boş bir ifadeyle ona baktı.
"Sade mi?" Dergiyi gözleri önüne kaldırdı. "Mis gibi gelinlik!"
"Kızım bu balık model tülü bile yok!" Dedi Zerda mızmızlanarak.
Ceylan'ın seçtiği gelinlik daha dar fransız model bir gelinlikti. Tüm vücudu saran dantelli hafif tüllü aşağı kadar dar inen bir modeldi. Omuz hizasında düz şekilde devam eden bir yaka modeli vardı. Güzel bir gelinlikti ama Zerda için fazla sade ve nazikti.
"Bu daha güzel," Dergideki gelinliklerden birini bana gösterdi. Benim dünya şu an umrumda değildi kucağımdaki puding dolu kaseyi bitirmekle meşguldüm.
"Güzelmiş." Pudinge öyle bir odaklanmıştı ki gelinliğe bakamadım.
"Hafsa bakmadın bile!" Diye isyan ettiğinde bir kaşık daha yiyerek gözlerimi dergiye kaldırdım. Gelinlik modelini inceledim. Güzeldi ama daha güzeli olabilirdi.
"Beğenmedim." Anında yüzü düştü.
"Kötü mü ya?" Gözlerimi kapatıp açtım.
"Çevir bakayım sayfaları." Dediğimde hızla derginin sayfalarını çevirmeye başladı. "Bu nasıl?" Üstü dar omuzları iki yana dökülen bel kısmı aşağı doğru kabarıklaşan bir model gösterdi.
Bu gözüme aşırı güzel geldiği için başımı salladım. "Bence çok iyi." Ceylan seçtiğimiz gelinliğe bakarak yüzünü buruşturdu.
"Fazla abaratı." Zerda boş bakışlarını ona çevirdi.
"Tamam Ceylan sen düğününde damatlık giyersin." Diyen Zerda'ya karşılık Ceylan bunu ciddi ciddi düşünmeye başladı.
"Fena fikir değil." Gülmekten kendimi alıkoyamadım. Zahir abi bunu duysa bayılır kalırdı.
"Zahir abiye kalp krizi geçirtme." Dediğimde Süleyman ve Karaca salona girdiler. Sabahtan beri yoktular ve eve birlikte dönmüştüler.
"Abim niye kalp krizi geçiriyormuş?" Diye sordu Karaca yumuşak bir sesle anlam arayarak.
"Ceylan düğünde damatlık giymeyi düşünüyor." Diye bir açıklama yaptı, Zerda.
Karaca gözlerini kırpıştırarak ona baktı. Aynı ifade Süleymam'ın da yüzünde belirdi.
"Zahir o düğünü başımıza yıkar." Süleyman hiç oralı değilmiş gibi korkuyla konuştu. "Aman yenge, sakın."
"Yani," Karaca başını salladı. "Abimin bir krize kurban gitmesini istemiyorsak bence de hiç yapmayalım."
"Aman abartmayın o kadar deli değilim." Ceylan elindeki dergiyi kapattı ve Süleyman'a baktı. "Nerede Zahir? Hiç konuştunuz mu?"
"Konuştuk. Yavuz abilerle birlikte birazdan gelirler." Merakla ikisine baktım.
"Siz neredeydiniz?" Bunu gerçekten merak ediyordum.
"Karaca'yı alışverişe götürdüm. Birkaç ihtiyacı vardı." Dedi Süleyman geçiştiren bir sesle ve tekli koltuğa oturdu. Karaca'da onun sağındaki tekli koltuğa geçti. Zerda önce bilmiş bir bakışla bana baktı ardından dirseğini sehpaya yaslayıp elinide çenesine yasladı.
"İkiniz?" İmalı imalı sordu.
Gülüşümü bastırarak ona katıldım. "Baş başa?" Diye devam ettirdim.
"Mağazada?" Diye ekledi, Ceylan. "Zahir duymasın." Aynı anda ikiside anlamayarak bize baktılar.
"Bunda bir sorun mu var?" Diye sordu, Karaca. Ceylan dudaklarını birbirine bastırarak başını iki yana salladı.
"Yok canım, neden bir sorun olsun? Alt tarafı yalnız baş başa mağazaya gidip alışveriş yapmışsınız. Yani kimse sizi çift filan sanacak değil." Süleyman'a baktı. "Özellikle Zahir asla senin kız kardeşinden hoşlandığını filan düşünmeye başlayıp seni dövmez. Nazik bir adamdır mustakbel kocam."
"Yenge!" Dedi Süleyman korkuyla. "Konuyu döndürüp dolaştırıp niye benim dayak yememe getiriyorsunuz niyetiniz ne!"
"Ha hoşlanma konusu doğru yani?" Dediğim anda Süleyman şokla bana baktı.
"Allah aşkına sen yapma ya, kimseden hoşlanmıyorum ben!"
"Sıkıştırmayın Süleyman'ı beni götürmesini ben istedim." Karaca yutkunarak konuştu. "Abime bundan bahsetmeyin."
"Çocuğu kötü yola ben düşürdüm diyorsun? Hiç sorun değil Karaca bizde böyle böyle aşık olduk. Sırrın bizimle güvende." Zerda masum masum onları izlerken her kelimeyi kasten söyledi.
"Ne kötü yolu!" Karaca hayretle konuştu. "Alt tarafı alışverişe çıktık!" Eli ayağına dolaşarak ayağa kalktı. "Ayrıca Süleyman bana neden aşık olsun!?" Süleyman hızla başını ona çevirdi.
"Neden olmayayım?" Sorusuyla Karaca'nın ağzı iki karış açıldı. Şaşkın bakışlarla koltukta oturan adama bakarken yanakları kızarmaya başladı.
Süleyman pot kırmış gibi yutkundu. "Onu demedim." Aynı Karaca gibi hızla ayağa kalktı. "Ortalığı karıştırmayın!" Parmağını bize doğru kaldırdı. "Tek kelime daha istemiyorum."
"Tamam, Allah Allah? Ne bu telaş Süleyman sanarsın Karaca ile sana nikah kıydık?" Ceylan havadan sudan konuşur bir edayla kaşlarını çattı.
"Nikah mı?" Nefesi boğazına takıldı. "Gidiyorum ben!"
"Damat kaçıyor, Karaca. Olmaz bundan." Diye takıldı Zerda sesini yükselterek.
Süleyman ne yapacağını şaşırmış ürkek çocuklar gibi kaçacak yer ararken, Karaca'da ondan iyi sayılmazdı.
"Ne damadı ya? Bende gidiyorum siz iyice saçmaladınız!" Koltuğun arkasından dolaşıp adım attığında Süleyman ile aynı hızda birbirilerine çarptılar. İksininde ağzından şaşkın bir nefes kaçtı.
"Önüne baksana!" Dedi Karaca alnını ovarak.
"Karşıma çıkan sensin!" Biraz daha devam edersek Süleyman domates gibi kızarmaya başlaycaktı.
Kabul etmeliydim ki bu halleri çok tatlı ve komikti.
"Sağdan geçsene!" Diye yükseldi Karaca.
"Sen geç!" Dedi Süleyman ama sesini fazla yükseltmemeye dikkat etti.
"Önümde duruyorsun!" Karaca öfkeyle tısladı.
"Bağırıyorsun!" Süleyman kırgın çocuk edasıyla konuştu.
"Sende!" Karaca nasıl bir savunma yapacağını bilemedi.
"Ben sana bağırmam, yüksek seslerden korkuyorsun." Dedi Süleyman. Karaca'nın yüksek seslerden nasıl korktuğuna şahit olduktan sonra ona karşı sesinin tınısını bile yükseltmememişti. Bu konuya hep dikkat etmeye çalışıyordu.
Ve bu kurduğu cümle Karaca'nın o telaşını dindirdi. Sanırım hoşuna gitmişti. Bakışlarını kaçırdı. Dudaklarında bir tebessüm seğirdi belki o telaşla Süleyman bunu görmedi ama biz gördük.
Ne yapacağını bilemez bir şekilde arkasını dönüp salondan çıktı. Süleyman'da birkaç saniye olduğu yerde kalakaldı hemen ardından onun tersi olan yöne arka bahçeye çıkmak için kapıya yürüdü. Önce onların arkasından baktık hemen ardından birbirimize bakarak gülmeye başladık.
"Bir ay diyorum." Dedi Ceylan gülüşleri arasında. "Bir aya bunlar düğün günü alırsa şaşırmayın."
"Düğünü bilmemde Süleyman bu patavatsızlıkla beş güne kalmaz aşk itirafı yapar." Gerçekten hiç yalan söyleyemiyordu. Bu gidişle Karaca'ya aşık olduğunu Zahir abiye bile söyleyecekti.
Elimdeki puding kasesini karnımın üstüne bıraktım ve bir kaşık daha alarak onu ağzıma götürdüm. Dünyanın en güzel şeyi olabilirdi ya da ben aşerdiğim için şu an bana böyle geliyordu. Ceylan'la Zerda tekrar gelinliklere gömülürken telefonuma gelen mesaj sesini duydum. Elimi uzatıp sağımda duran telefonu aldığımda Yavuz'dan bir mesaj olduğunu farkettim.
Basit bir mesajla ne yaptığımı soruyordu. Bu artık alıştığım bir şeydi. Evden ne zaman çıksa saat başı bana mesaj atıyordu. Sanırım bu konuda onu çok darlamış olmalıyım ki bir dakika gecikmiyordu. Ya da bebeklerimin sonucu olan hormonlarımdan korkuyordu.
Ne yaptığımı yazmaya üşendiğim için direkt olarak yediğim pudingin resmini çekip ona gönderdim. Birkaç saniye içinde önce mesajı gördüğünü anladım hemen ardından mesaj attı.
Cilveli bey; Çocuklarımı neden masa gibi kullandığını sorabilir miyim?
İsmini birkaç ay önce tam olarak böyle kaydetmiştim. Sorduğu soruyu okudum hemen ardından ona mesaj gönderdim.
;soramazsın.
Cilveli bey;

Gülerek geri yaslandım.
;Sen bu sticerleri nerede kullanıyorsun niye indirdin kime gönderiyorsun?
Cilveli bey; E yuh yavrum
Cilveli bey; sana göndermek için indirdim
Cilveli bey; başka kime göndereceğim?
;Ayrı ayrı yazma cümleleri
;tek cümlede konuş
Cilveli bey; tamam karım
;ne zaman gelirsin?
Cilveli bey; Birazdan canın bir şey çekiyor mu?
;turşu al
Cilveli bey;emrin olur başka?
;başka kendini getir
Cilveli bey;beni de mi yiyeceksin
;evet
Cilveli bey,

;ekran başında sırıtıp çok mutlu olduğunu biliyorum
Cilveli bey;konu senin bana bir şey yapacak olmansa çok mutluyum öpeceksen geliyorum
;Öpmeyeceğim
Cilveli bey; kırıldım gelmiyorum
;gel tamam öpeceğim
Cilveli bey; beş dakika oradayım
Dediklerine inanmıyor değildim. Beş dakika içinde kapıyı çalarsa hiç şaşırmazdım. Telefon ekranını kapatarak pudingimi bitirdim hemen ardından Ceylan ve Zerda'yı baş başa bırakarak koltuktan kalktım. Arka bahçeye çıkmak için cam kapıya yürüyüp adımlarımı dışarı atar atmaz masanın başında oturup kucağındaki tavaşnın kafasını okşayan Süleyman'ı farkettim.
Hâlâ demin olan bitenleri düşünüyor olacak ki kafası karışık gibiydi. Sessiz adımlarla yanına ilerledim ve sağındaki sandalyeye oturdum. "Ne düşünüyorsun?' Diye sorduğumda başını kaldırıp bana baktı. Birkaç saniye sessizliği devam etti ve tavşanın kafasını parmağıyla okşarken nefesini verdi.
"Zahir'in bana hangi yollarla işkence edeceğini." Dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Niye ki?" Başını kaldırıp gözlerini çiçeklenmeye başlayan ağaçlarda gezdirdi.
"Ben bu kıza fena tutuldum." İçli bir sesle tavşanı masanın üstüne bıraktı. Açıkça bu kadar açık bir şekilde konuşmasını beklemediğim için hafif çaplı bir şoka girdim.
"Karaca'dan hoşlanıyor musun?" Diye sorduğumda mahçup bir bakışla beni izledi.
"Evet." Düşünceyle fısıldadı. "Sadece hoşlanmakla sınırlı değil, ne bileyim yenge kafam karışıyor sürekli onu düşünüyorum iyi mi değil mi diye merak ediyorum ne zaman adımı seslense bana baksa kalbim hızlanıyor." Efkarlı bir şekilde gözlerini etrafta gezdirdi. "Karadeniz'in aşkı beni de vurdu sanırım." Onun adına mutluydum.
Bu hisleri iyi bilirdim ve Süleyman Karaca'ya sırıl sıklam aşıktı. "Bana benden uzak dur demişti hayvan gibi kızın her an dibinde bitiyorum."
Sakin bir tebessümle konuştum. "Bence o da şikayetçi değil." Ela gözlerini yüzüme çıkardı.
"Böyle mi düşünüyorsun?" Başımı salladım.
"Evet." Gördüklerimi ona anlatmaya başladım. "Onun da senden aşağı kalır yanı yok. Yine kendisiyle bunu konuşsan daha iyi olur ama benim sezdiklerime bakarsak o da sana karşı boş değil." Aydınlanma yaşar gibi kaşları havalandı.
"Nasıl konuşacağım?" Gerçekten bu konuda bilgisizdi.
"Zamanı var diyelim." Kaşları çatıldı.
"Nasıl yani?"
"Aniden olur." Ben Yavuz'a aşkımı bir mutfakta itiraf etmiştim. Dışarıdan bakarsak mekan çok saçmaydı ama o anki duygular hiçte saçma değildi. Aniden olacaktı. Bundan emindim.
"Umarım öyle olur yenge." Bu konu gerçekten onu boğuyordu. "Ama emin olmam gerek."
"Neyden?" Diye sorduğumda hafifçe omuzlarını kaldırıp indirdi.
"Bana karşı bir şeyler hissettiğinden. Emin olmadan hiçbir şey yapamam." Elimi kaldırıp omzuna koydum ve kardeşine teselli veren bir abla gibi konuştum.
"Zamanla anlayacaksın, kendine bu kadar yüklenme." Bazı şeylerin farkına varması biraz zamanını alacaktı. Tebessümle başını salladı.
"Sağol yenge." Karşılık olarak omzunu bir kez sıktım. Ona biraz olsun yardımcı olabildiysem bu beni mutlu ediyordu. Eğer olacağı varsa olurdu ve bana kalırsa Karaca kesinlikle Süleyman'a karşı boş değildi.
Belki de sadece yaklaşmaktan korkuyordu. Bazı şeylere alışması zor olacaktı ama farkına varacaktı. Zaman Süleyman'a güvenmesini sağlayacaktı.
Süleyman'la aramızda geçen sohbetin üstünden yarım saat kadar geçince bizimkiler eve döndü. Kapı açılınca direkt olarak Zerda abimin yanına çekmiş seçtiği gelinlikleri gösterip hangisinin daha güzel olduğunu sormakla meşguldü. Yavuz'sa aldığı turşuyu bir kaseye toplayarak bana getirmiş yanıma oturmuştu. Kolu omuzlarıma sarılıyken bende ona yaslanmıştım.
"Sen bişi beğendun mi?" Diye sordu Zahir abi yerde sehpanın etrafında Ceylan'ın yanında otururken. Ara sıra uzanıp turşularımı çalıyordu ki bu konuda şikayetçi değildim Zahir abiyle yemeğimi paylaşma işini sevmiştim.
"Ben mi?" Ceylan dergilere göz gezdirdi ve balık model gelinleklerden birini gösterdi. "Bu güzel."
"Sade değil mu?" Zahir merakla gelinliğe bakarken, Zerda güldü.
"Abi bence zorlama, az önce damatlık giymeyi düşünüyordu." Anında tüm şaşkın bakışlar Ceylan'ı buldu.
"Damatluk mi?" Cafer kahkaha attığında abimde ona katıldı.
"Zahir sende gelinlik giyersin oğlum, çok yakışır." Bir an için Zahir abiyi gelinlik içinde hayal etmiş olmalılar ki abimle Cafer birbirlerine bakarak kahkaha patlattılar. Zahir abinin anında gözleri kısıldı ve elindeki dergiyi rulo yaparak onlara fırlattı.
"Kapayun ula çenenuzi!" Abim yana eğilerek dergiden kaçarken gülmeye devam etti.
"Ulan ne sinirleniyorsun? Biz mi dedik git düğünde damatlık giyecek kız al diye?"
"Ya abartmasanıza!" Ceylan hızla homurdandı. "Alt tarafı beyaz pantolon tişört giyerim yani o kadar da manyak değilim-" Ceylan'ın sözleriyle Zerda fenalık geçirecekmiş gibi nefesini verdi.
Onları izlerken elimdeki turşudan bir ısırık daha aldım. Böyle didişdikleri anları izlemeyi çok seviyordum.
Zahir hızla ona döndü.
"Olmaz, gelinluk alacağum saa." Alıcı gözüyle Ceylan'ı izledi. "Bu dergidekiler çok köti. Özel diktireceğum." Ceylan şokla onu izledi.
"Yok artık, ne gerek var alır giyerim birini-"
"Olmaz." Zahir abi kolunu onun omuzlarına sararak yanına çekti. "Saa en güzel düğünü edeceğum ben." Ceylan tekrar söylenmek istedi ama Zahir abi onun alnına bir öpücük kondurarak susturdu. Hoşuna gittiğini belli eden bir tebessümle başını salladı.
"Tamam öyle olsun."
Zerda şok içinde olanları izledi. "Sabahtan beri bir gelinlik beğendiremiyorum sırf Zahir abi dedi diye hemen kabul ettin. Kocacı." Gözlerini geri dergiye çıkardı.
"Sen nesin?" Ceylan alayla sordu. "Sabahtan beri nişanlım gelsede birlikte gelinlik seçsek diye söylenip duruyorsun."
"Öyle mi yapıyor?" Abim başını dizlerine yaslamış dergideki gelinliklere bakan sevgilisinin saçlarını nazik bir şekilde okşadı. "Seçeriz gülüm." Zerda gülümseyerek iyice abime sokuldu.
Aziz abi tekli koltukta oturmuş onları izlerken gözlerini devirdi. Kollarını göğsünde kenetlemiş boş gözlerle kardeşini ve abimi izliyor ama sanırım artık onlara bulaşmıyordu. Kabulleniyordu abim ve Zerda çok yakında evlenecekti.
Abimle Zerda'nın gelinlik seçme serüvenin ardından nihayet ne çok sade ne de çok abartı olmayacak bir modelde karar vermiştiler. Gerçekten düğünlerine çok az kalmıştı. Onları böyle görmek beni içten içe fazlasıyla mutlu ediyordu. En sevdiğim çiftim evleniyordu açıkça mutlu olmamam için bir sebep yoktu.
Kucağımdaki turşuların hepsinide bu sayede bitirmiştim. Tam ne yapalım diye düşünürken açılan kapıyı ve Devran'la Narin'in sesini duyduk. Hemen ardından salona girdiklerinde ellerinde birkaç poşet vardı. Yavuz merakla onlara baktı.
"Alışverişten mi?" Diye sordu. Devran bir kolunda Özlem'i taşımakla meşgulken başını salladı.
"Ben vardığımda çoktan alacaklarını almıştılar bende eve bırakayım dedim." Özlem'in neşesi fazlasıyla yerinde görünüyordu. Hızla başını bize çevirdi.
"Bir sürü elbise aldım!" Narin'i gösterdi. "Ona da aldık!" Narin tebessümle kızına baktı ve onu sarı saçlarını bir eliyle okşadı.
En azından artık Devran'dan kaçmıyordu. Özlem'le eskisinden daha fazla zaman geçiriyor ona gerçek bir ailenin hissiyatını veriyordular.
Devran parmağındaki poşetleri koltuğa bıraktı ve bize baktı. "Lunapark?" Aniden sorduğu soruyla birbirimize baktık. Bu teklifi beklemediğimiz açıktı ama hiç kötü bir fikir değildi.
"Lunapark mı?" Abim gözlerini kırpıştırdı.
"Evet." Devran başın sallayarak kızına baktı. "Özlem'e bir sözümüz vardı. Unuttunuz mu? Yavuz bir iyileşsin lunaparka gideceğiz demiştik."
"Haklı!" Zerda hızla elindeki dergiyi kapattı. "Söz vermiştik!"
"Evet!" Özlem hevesle bize baktı. "Gidelim nolur nolur!"
"Biletlerun parasuni ben ödemem." Dedi Cafer çoktan ayağa kalkarken. "Nisa'yı da arayrum."
"Nisa'nın biletlerini ödersin!" Dedi Devran onun arkasından söylenirken. "Pis herif." Kardeşinin bu cimriliğine bir türlü anlam veremiyordu.
"Hadi kalkın." Elini salladı. "Ne kadar erken gidersek o kadar iyi." Özlem'i kaldırarak omuzlarına oturttu. "Rotamız lunapark." Özlem gülerek ellerini onun kafasının iki yanına koydu.
"Atlı karıncaya bineceğim!" Çocuksu ve neşeli sesiyle Devran güldü.
"Sen iste, ben seni her şeye bindiririm." Ardından dönüp Narin'e göz kırptı. "Hadi annesi." Narin onların bu halini tebessümle izlerken uyaran bir sesle konuştu.
"Yüksek şeylere bindirmem." Olası tüm tehlikelerden Özlem'i uzak tutmak istiyordu. "Her şeye binemeyiz yok öyle dünya."
"İyi o zaman, ben Karaca'ya haber edeyum." Dedi Zahir abi yerden kalkıp Ceylan'ı da kaldırarak.
"Bende Süleyman'ı çağırayım." Dedi Aziz abi. "Kapıda görüşürüz."
"Gitmek istiyor musun?" Diye sordu, Yavuz. Başımı ona çevirerek hevesle başımı salladım.
"Böyle bir fırsatı kaçırmam." Abimlerin o hallerini kaçıramazdım. Gülümseyerek ayağa kalktı ve elini uzatarak beni de kaldırdı.
"O zaman, hanımefendi. Şöförünüz benim." Nazik bir şekilde elimin üstüne öpücük kondurdu. "Bir arzunuz var mı benden?"
"Gece boyu uslu dur yeter." Dedim alayla. Bu fikri beğenmemiş gibi başını iki yana salladı.
"Benlik şeyler değil." İlla bana sırnaşacaktı bunu biliyordum. Şikayetçide sayılmazdım.
Diğerlerinide çağırdık. Yarı yolda Nisa'da Ayşin'le birlikte bize katıldı. Sanırım Cafer ile aralarındaki konu her neyse konuşup çözmüştüler. Arabalar bir saat içinde en yakın lunaparka varmıştı. Ve sandığımdan daha büyük bir lunaparktı. İçeride binbir türlü şey satılıyordu. Kahve veya çay içmek için özel yerler vardı. Balon ve pamuk şeker satan birkaç insana denk gelmiştik.
Kocaman rengarek dönmedolap göze çarpıyordu. Uzaktaki atlı karıncanın ışıkları daha buradan belli oluyordu. "Atlı karınca!" Diye bağırdı Özlem neşeyle. Ayaklarını babasının omuzlarında neşeyle salladı. "Atlı karıncaya binelim!"
"Binelim." Devran uzaktaki atlı karıncaya bakarak başını salladı. "Ben ona sığmam. Annenle bin." Narin'e baktı. "Binecek misin?"
"Oradan bakınca kaç yaşında duruyorum?" Diye sordu Narin şokla.
"Ya mızıkçılık yapmasanıza!" Özlem somurtkan bir sesle konuştu. "İkinizlede bineceğim!" Anlaşılan Özlem bu gece onları rahat bırakmayacaktı. Yavuz'un kolunu omuzlarımda hissettim hemen ardından sol elinde tuttuğu pamuk şekeri gözlerimin önüne uzattığında bunu beklemediğim için şaşkınca güldüm.
"Ne ara aldın?" Gülümseyerek yüzümü izledi.
"Aldım bir ara." Poşeti açmama yardım etti. Ve poşetten kurtulur kurtulmaz pamuk şekerden bir ısırık aldım.
"Şunun tadına bayılıyorum." Dediğimde başını salladı.
"Biliyorum." Biliyordu. Çünkü beni daha ilk tanıdığı zamanlar bile sırf yüzüm gülsün diye pamuk şeker almıştı. Ve bu böyle devam etmişti.
Gülümseyerek gözlerimi etrafta gezdirdim. Devran'la Narin çoktan atlı karıncaya doğru yol almıştı. Abimin kolu Zerda'nın omuzlarına dolanmıştı. Ara sıra ona bir şeyler gösteriyordu bir arada kalpli balon almayı eksik etmemişti.
Zahir abide ondan geri kalmamış Ceylan'a bir balon almıştı. Süleyman yürek yemiş olacak ki Zahir abiyle aynı anda bir balon aldı. Ve Zahir abinin o bakışını hiç beğenmemiştim. "Sen bunu kime alayisun ula?" Süleyman cüzdanından para çıkarmakla meşgulken bir an duraksadı ve gözlerini Zahir'e kaldırdı.
"Neyi?" Salağa yatmaya çalışıyordu ki işe yarayacağını hiç sanmıyordum.
"Balonu?"
"Ne balonu?"
"Ula delu etma benu! Kırmızi kalpli baloni!"
"Ha onu diyorsun." Şaşkın şaşkın gülerek balonun parasını ödedi. "Alıyorum. Öylesine."
"Öylesune?" Zahir abi başını salladı. "Saa öylesune bir tokat atmama ne dersun, Süleyman?"
"Kötü olur derim abi yanağım acır." Yutkundu sertçe ve balonu alarak omuz silkti. "Balon işte alıyorum ne uzatıyorsun!"
"Fena pot kırıyor." Yavuz Süleyman'a acır gibi nefesini verdi. "Sen hangisini istiyorsun?' Benim dışımda dünya umrunda değilmiş gibi onları bırakarak bana döndü.
"Balon mu?" Düşünür gibi balonlara baktım. Çeşit çeşitti. "Şu kedili olanı."
"Kedili mi?" Balonlara baktı. "Kalpli istemiyor musun?"
"Ben kedi seviyorum." Kendimden emin bir sesle pamuk şekerimden bir ısırık daha aldım.
Yavuz baloncuya döndü ve cebinden bir tomar para çıkararak onu adama uzattı. "Hepsini alıyorum." Dediğinde şok içinde gözlerimi kırpıştırdım.
"Yavuz ne yapıyorsun?" Şaşkın sesime karşılık omzunun üstünden bana baktı.
"Karıma ve çocuklarıma balon alıyorum." Adam mutlu mutlu parayı alıp uzaklaşırken Yavuz balonların ipini sıkıca tutarak bana döndü. Onu önce yüzüne çekti sonra başını yana eğerek gülümsedi. "Ne kadar centilmen bir adamım görüyorsun değil mi?" Hayret eder gibi kaşlarını kaldırdı. "Bazen ben bile bana hayran oluyorum."
Kendini övmek için fırsat filan kolladığını düşünmeye başlamıştım. Başını öyle eğmiş yüzündeki o çapkın bakışla öyle tatlı geldi ki gözüme kızamadım bile. Balonları bana uzattığında bir çocuk neşesiyle renkli balonlara baktım. Hepsi çok güzeldi. Balonları almanın verdiği mutlulukla kollarımı boynuna sardığımda onun da ellerini belimde hissettim. Ama büyük bir yanlış yaptım.
Elimi açmıştım!
"Hafsa!" Dedi telaşla Yavuz. "Balonlar!"
"Eyvah!" Ona sarılayım derken balonların ipi elimden kaçmıştı. Aldığı tüm balonlar gökyüzüne doğru uçarken sarılmamızı kısa tuttu.
Hızla beni bırakıp yetişir umuduyla peşine takıldı. Hatta ucunu yakalamak için zıpladı bile ama yapamadı. "Özür dilerim!" İyi ki abimlerin öndeydide bu rezilliğimi görmemiştiler.
"Gitti." Hayıflanarak gökyüzünde uzaklaşan balonların arkasından baktı. Birkaç adımda yanına ulaşarak alt dudağımı içeri kıvırdım. Ellerini beline koymuş nefes nefese gökyüzüne bakıyordu. "Yenisini alacağız artık."
"Gerek yok, 20 balonu kaçırdım resmen!" O kadar para vermişti ve ben hepsini anlık bir hareketle gökyüzüne yollamıştım.
"Olsun." Hiç umruna değildi. "Yenisini alacağım."
"Gerek yok sevgilim gerçekten özür dilerim." Dedim tekrardan üzgün sesimle. "O kadar para vermiştin." Başını bana çevirdi kızar bir ifadeyle.
"Ne diye özür diliyorsun? Bunda özür dilenecek bir şey yok. Gökyüzüne bizden bir hatıra bırakmış oldun." Sözleri yüzümde tebessüme sebep oldu.
"Öyle mi yaptım? Kızmadın mı? Koştun o kadar peşinden de yordum seni." Dilini damağına vurdu.
"Kızmadım. Ayrıca senin için bir şeylerin peşinde koşacaksam bu beni mutlu eder yormaz." Kolunu belime sararak beni bir çırpıda yanına çekti. "Gidip yeni bir baloncu bulalım." Sözleriyle güldüm.
"Sen çok ciddisin." Anında başını salladı.
"Seninle ilgili her konuda ciddiyim yavrum." Tek kaşı havalanırken yüzümü izledi. "Hakkında şaka yapmayacağım tek konu sensin. O yüzden içinde senin adın geçen bir cümle kuruyorsam bilki ciddiyim. Şimdi bakalım," Gözleri hazine arar gibi etrafta gezindi. "Nerede bu baloncu amcalar?"
Dakikalarca onunla parkta dolaştık. Gerçekten bana yeni balonlar aldı. Bizimkilerin yanına varmadan önce çok dolaştığımız için beni yormaktan endişe etti ve bir bank bulup oturduk.
Pamuk şekerimi çoktan bitirdiğim için ikimizede kağıt helva almıştı. Önce benimkinin paketini açarak bana uzattı hemen ardından kendi kağıt helvasının poşetini açtı. Elimdeki kağıt helvadan bir ısırık alarak geri yaslandım ve önümdeki deniz manzarasını izledim. Karadeniz kıyısı bir lunaparkda olduğumuz için manzaramızda epey güzeldi.
"Acaba bizimkiler yalnız bırakarak hata mı yaptık?" Alayla sordum. "Süleyman her an Zahir abiye kendini dövdürtecek gibi duruyordu." Sözlerimle kendi kağıt helvasından bir ısırık alıp güldü.
"Bu gece dayak yemeden kurtulması mucize olur." Başını bana çevirdi. "Karaca'dan hoşlanıyor." Yavuz belki de benden bile önce bunu farketmişti.
"Sadece hoşlanmakla kalmıyor ki, aşık. Bana söyledi." Resmen burada oturmuş ikisinin dedikodusunu yapıyorduk.
"Söyledi mi?" Kaşları havalanırken gerçek bir merakla bana doğru döndü. "Ne ara?"
"Bugün." Dünyanın en önemli şeyinden bahseder bir edayla konuşmaya devam etti. "Ben bu kıza fena tutuldum dedi."
"Bizim Süleyman'a bak sen. Desene kaybettik keratayı." Sözleriyle kaşlarım havalandı. Anında başım ona döndü. Nasıl bir laftı o?
"O ne demek ya? Aşık olmak kötü bir şey mi?" İlla bana onu sıkıştıracağım bir konu bulduruyordu.
Kağıt helvadan aldığı ısırık boğazında kaldı ve öksürerek yutkundu. Gözleri temkinsiz bir şekilde beni buldu. "Yavrum, ne alakası var?"
"Bilmem ne alakası var?" Başımı önüme çevirerek koca bir ısırık aldım kağıt helvamdan. "Kaybettik dedin ya sanki aşk kötü bir şeymiş gibi. Siz erkekler hep böylesiniz zaten. Ne güzel aşık olmuş sevdiğini bulmuş diyeceğine kaybettik diyorsunuz. Yuvasını kuracak işte ne güzel olmuş deseniz sanki diliniz kurur!" Tam şu anda bihter ziyagile dönüşmüş olabilirdim.
"Öyledir sevdam." Bir tık benden korkuyor olacak ki sadece onaylamakla kaldı. "Yuvasını kuracak oh mis gibi, kim demiş kaybettik? Onu diyen halt etmiş."
"Sen dedin!"
"Ben halt etmişim." Hızla kendini suçladı. "Dilim kurusun, niye öyle demişim ben? Büyük ayıp. Bir daha demem." Verdiği garantiyle göz ucu ona baktım ve başımı isteksizce salladım.
"Öyle olsun bakalım." Bir ısırık daha alarak anlatmaya devam ettim. "Zahir abiden korktuğu için bence geri duruyor."
"Haklı." Yavuz nefesini vererek gözlerini denizde gezdirdi. "Bende olsam bende korkardım." Korkar mıydı? Bu gün bu adamın benden çekeceği vardı.
"Ha yani abim sana Zahir abi gibi davransa sende benden uzak dururdun?" Şok içinde hızla başını bana çevirdi.
"Karım biz dedikodudan devam mı etsek?" Konuyu nereden nereye bağladığım bazen onu şok ediyordu.
"Kaçıyorsun birde sorumdan." Kirpiklerim arasından onun şaşkınlık içinde kalan yüzünü izledim. "Bakma bana öyle Yavuz Allah Allah! Soru sordum sorumdan da kaçırıyorsun ya aşk olsun. Yani abim Zahir abi gibi davransa bırakırsında beni iki çocukla ortada kalırım!"
"Yuh!"
"Yuh mu?" Alt dudağım çok az önce çıkarken kağıt helvayı onun kucağına bırakıp kollarımı göğsümde kenetledim. "Ben çocuklarıma ana da olurum baba da."
"Hafsa'm bu film hangi vizyon?" Anlamayarak ona baktım.
"Ne filmi ya?"
"Güzel senaryo yazdında, çekeriz diyorum?"
"Olur!" Öfkeyle söylendim. "Adıda cilveli beyin yetim çocukları olur!"
"Çocuklarım niye yetim kalsın!"
"Çünkü ben iki çocukla ortada kaldım!" Kafamdaki senaryoya çok inanmış olmalıydım.
"Babaları çok kötü." Dedim ağlamaklı sesimle.
"Vay şerefsiz." Yavuz sahte bir öfkeyle konuştu. "Merak etme, ben sana sahip çıkarım. Kalmazsın öyle sokak ortalarında."
"Çıkar mısın?" Ona baktım dolu dolu gözlerle.
"Çıkarım." Aniden aklına gelen her neyse sinirleri bozuldu. "Elin adamı sana neden sahip çıkıyor!"
"Çünkü kocam beni bıraktı!"
"Hafsa senin kocan benim, sus benim de kafamı karıştırdın!" Bu adam kendini kıskanacak kadar deliydi.
"Küstüm."
"Hay ben ağzıma-"
"Küfür yok." Dediğimde burnundan sıkıntılı bir nefes vererek kollarını göğsünde kenetleyip önüne döndü. Somurtarak ona baktım.
"Niye sustun?"
"Küfür yok dedin."
"Küfür etmeden konuş."
"Ağzımın ayarına çikolata edeyim."
"O ne demek ya?"
"Küfür etmeden konuşmak."
"Ağzımın ayarına bok edeyim mi demek?" Gözlerini sıkıca kapattı ve dudakları kıvrıldı. Geri açarak kehribar harelerini bana çevirdi.
"Hafsa, çok naziksin yavrum sağol." Hiçbir şey anlamadım ama gülümsedim.
"Rica ederim." Yüzümü yumuşak bir bakışla izlerken kendi haline hayıflanır bir nefes verdi. Sanırım bana hiç kıyamıyordu.
"Edersin." Kolunu omuzuma atarak beni yanına çekti. Başım göğsüne yaslanırken boştaki eliyle az önce kucağına bıraktığım kağıt helvayı bana uzattı. Gülerek ellerinden aldım ve deniz manzarasına karşılık kağıt helvalarımızı yemeye devam ettik.
Hem denizin havası hem de onun kokusu beni sakinleştiriyordu. Bazen konuşmak gerekmiyordu. Yavuz ile aramızda geçen sessiz saniyeler konuşarak geçirdiğimiz zamanlardan farksızdı. Bizim sessizliğimiz bile birbirimizi anlıyordu.
Kağıt helvalarımız bitene kadar orada oturduk. Yaklaşık yarım saatin ardından Yavuz bizimkileri arayıp hangi yönde olduklarını sormuştu. Elimde balonları sıkıca tutarak onu takip etmiştim ve dönme dolabın yanına varmıştık. Ama gördüğümüz manzara pekte hoş sayılmazdı.
"Süleyman!" Zahir abi bağırıyordu ama sesi nereden geliyordu bir türlü anlamadım.
"Zerda?" Dedim yanlarına varır varmaz endişeyle. "Ne oluyor?" Hepsi başını kaldırmış yukarı bakıyordu.
"Zahir abi dönme dolabın tepesinde kaldı." Şok içinde başımı hızla yukarı kaldırdım ve başını sarkıtıp oradan bize bağıran Zahir abiyi gördüm.
"Süleyman bas ula şu düğmeye!"
"Noluyor ulan?" Kolu hâlâ omuzlarıma sarılı olan Yavuz anlamayarak sordu. "Dönme dolabı Süleyman'mı durdurdu?" Abime merak içinde baktığında abim gülerek başını salladı.
"Bu salak Zahir'den kaçayım derken dönme dolaba bindi. Zahir'de peşinden girdi. Süleyman atladı kurtuldu ama tam Zahir inecekken dönme dolap hareket etmeye başladı." O anları hatırlarken keyifle güldü. "Zahir'de mahsur kaldı."
"Ya Süleyman Allah aşkına indir!" Dedi Ceylan yalvaran bir sesle.
"Yengenu dinle!" Zahir abi oradan buraya bağırdı. "İndur benu!"
"Yüksekten korkar o!" Diye ekledi Ceylan bağırarak. Oradan buraya bile Zahir abinin attığı bozulmuş bakışı hissettim.
"Sağol ceylanum!" Aynı öfkeyle bağırdı. "Senun kafani kıracağum, Süleyman indur beni! Sen ne hakla benum kardeşumi öpeyusin ula!" Süleyman Zahir abinin gözü önünde Karaca'yı mı öpmüştü?
Karaca iyice utanarak yapabilse kafasını kazağının içine gömecek bir haldeydi.
"Süleyman sen ne yaptın?!" Telaşla sorduğumda, Süleyman hızla açıklamaya geçti.
"Yanağından öptüm, bunda yanlış ne var!?" Yanlış bir şey yoktu. Ama Zahir abi için öyle değildi.
"Öpeceğum ula seni!" Zahir abi cinnet geçiren bir sesle tüm lunparkı inletti. "Bas düğmeye!"
"Yenge." Dedi Süleyman yutkunarak Ceylan'a bakıp. "Ben bu düğmeye basıp Zahir abiyi aşağı indirirsem beni bu lunaparka gömer." Gerçekten korkar bir hali vardı. "Yok, kalsın orada."
"Ya ne demek kalsın!" Ceylan hızla yükseldi. "Olmaz!"
"Sen Karaca'yı gerçekten öptün mü?" Yavuz başını öne eğerek Süleyman'ı görmeye çalıştı. "Oğlum kafana ne düştü senin? Birde Zahir'in gözü önünde."
"Kafama Zahir abi düşecek abi." Süleyman korku dolu gözlerini dönme dolabın tepesinden küfürler yağdıran Zahir'e kaldırdı. "İndirmezsem oradan buraya kafama atlar gibi."
"Ulan bas şu düğmeye!" Diye bağırdı Zahir abi. "Kafani kuracağum dönüp dönüp senun o kafani kıracağum Süleyman!" Fazlasıyla ciddi duruyordu.
"Abi bir kez kırsan kafam kalmayacak gibi." Ellerini başının iki yanına koydu. "Kafamı seviyorum!"
"Seni öyle seveceğum ki aklun şaşacak, indur beni bok yiyenun oğli!" Biraz daha zorlarsak gerçekten atlardı. Zahir abi bu.
"Kusura bakma Süleyman naneleri yerken bana sormadın." Ceylan hızla düğmeye basıp dönme dolabı çalıştırdı.
Süleyman'ın gözleri anında düğmeye indi ve geri Ceylan'ın kendinden emin ifadesini. "Yenge senin benim canıma kastın mı var!?"
"Benim öküzüm bayılsın da kafa üstü düşsün mü?" Başını iki yana salladı. "Olmaz. Hem bişi yapmaz ben ikna ederim onu." Hiç iyi şeyler olmayacaktı. Süleyman küçük çocuklar gibi arkamıza geçti.
"Yenge," fısıldadı. "Beni korur musun?" Yavuz'la aynı anda kendimizi tutamayıp güldük.
"Korurum." Nasıl koruyacaktım orası mechul.
"Yengelerin gülü be!" Neşeyle yanımda yer aldı. Sonunda dönme dolap aşağı indiğinde Zahir abi gözünü direkt olarak Süleyman'a kestirdi. Kara bakışları öylesine sert ve öfkeliydi ki yutkundum.
"Süleyman." Dedim. "Koruyamam."
"Süleyman." Dedi Yavuz endişeyle. "Seni ben bile koruyamam koçum, kaç."
"Bekle ula." Zahir abi hızla dönme dolaptan çıkarken nefes nefese konuştu. "Bekle saa geleceğum!" Ellerini dizlerine yaslayarak aşağı edildiğinde Ceylan nefesini verdi.
"Kusacak." Zahir abiyi çok iyi tanıyordu.
"Kusacak mı?" Aziz abinin anında ifadesi aydınlandı. Tam Zahir abi kusacakken ayağının arkasına bir tekme attı. "Abi!" Zerda ile aynı anda bağırsak bile nafileydi. Böylece Zahir abi abime tutunmak zorunda kaldı ve abimin üstüne kustu.
Bilerek yapmıştı!
"Iy!" Abimin ağzından iğrenen bir ses çkktı. "Oğlum yine mi ya!" Utanmasa çocuklar gibi ağlayacaktı. "Çekil!" Bir mikrop gibi Zahir abiyi üstünden iterek hızla tişörtünü çıkardı. "Kusacağım!"
"Abi senin Tufan'la derdin ne ya!" Zerda mızmızlanarak hızla abime döndü. "İyi misin?"
"Şerefsiz." Üstünün çıplak kalmasını umursamadan tişörtünü yere atıp Aziz abinin üstüne yürüdü. "Gel ulan buraya!" Aziz abi gülerek çoktan koştuğunda abim onun peşinde takıldı. İstese abime karşılık verirdi ama belli ki niyeti onu yormaktı.
"Zahir." Dedi Ceylan alışmış bir endişeyle. "İyi misin sevgilim?" Zahir abi kolunun tersiyle ağzını sildi ve Süleyman'a baktı.
"Aha." Yutkundu Süleyman. "Baa geleyi."
"Saa geleceğum." Zahir abi tehdit dolu bir sesle konuştu ve sırtını doğrulttu. "Seni şu dönme dolaba koyup üç tur attırmazsam şerefsuzum!"
"Abi Allah'a emanet," Süleyman koşmaya başlamadan hemen önce hepimize baktı. "Ölürsem mezar taşıma sebebi zahirdir yazın." Hemen ardından öyle bir hızla koşmaya başladı ki Zahir abi peşine takıldı.
"Abi!" Dedi Karaca telaşla onların peşinden koşarak. "Yapma çocuğa bir şey!"
"Ben bunlarla ne yapacağım ya!" Ağlamaklı bir sesle Ceylan onları kaybetmemek adına peşlerine takıldı.
"Birdiler iki oldular!" Zerda bıkmış bir nefes verdi.
"Yavuz durdur şunu!" Abimin sesini duydum resmen koşarak bize doğru geliyordular ve Aziz abi onun peşimdeydi. Yavuz anlamayarak onları izledi.
"Ulan sen onu kovalıyordun ne olduda o seni kovalıyor!"
"Bilmiyorum hatlar karıştı!" Abim tam önümüzden geçerken bağırdı. "Durdur şunu dalacak oğlum bana parkta tur attırdı resmen askerliğimi hatırladım anasını satayım!"
Hemen ardından onların tersi yönden bize doğru koşan Süleyman ve Zahir abiyi gördüm. Hemen peşlerinde Ceylan vardı. "Abi alt tarafı öptüm!" Süleyman koşarken bir taraftan da açıklama yapmaya çalışıyordu. Zahir abi öfke içinde ceketini çıkarıp onun arkasından fırlattı.
"Gel buraya it göstereceğum ben saa öpmeyu!" Tam önümden geçerlerken daha fazla dayanamamış olacağım ki sıkıntılı bir nefes verdim.
"Ay yeter!" Bağırdım en sonunda. "Doğuracağım şimdi şuraya!" Aynı anda Süleyman adımları duraksadı hemen ardından Zahir onun sırtına Karaca Zahir abinin sırtına Ceylan'da karacanın sırtına çarptı.
"Doğrumak mı?" Süleyman hızla bana baktı. "Yenge? Yeğenler mi geliyor?"
"Noldi ula?" Zahir şokla karnıma baktı. "Sancun filan mi var?"
"Kimin sancısı?" Karaca kara gözleriyle hızla bana baktı. "Ay doğuruyor musun?" Yavuz'la aynı aptal bakışlarla onları izliyorduk. Gerçekten bu dediğime inanmışmıydılar? Tamam daha önce Yavuz'da doğuruyorum sanmıştı ama o bunu bir kez yaşadığı için muhtemelen artık inanmıyordu.
"Hastaneyeyi arayayım!" Ceylan telaşla söyleyince gözlerimi kırpıştırdım. Yok artık.
"Kim doğuruyor ulan!" Abim bize doğru koşarken hızını zar zor alıp ellerini dizlerine koydu. "Yavuz sen mi?" Başını arkaya çevirdi Aziz abi henüz ona yetişmiş değildi.
"Ben ne alaka gerizekalı oradan bakınca hamile gibi mi duruyorum!" Abim çok koşmaktan beyni yanmış olacak ki nefes nefese büyük bir ciddiyetle Yavuz'un karnını inceledi ardından dilini damağına vurdu.
"Benzemiyorsun. O zaman hamile kim?"
"Hafsa!" Dedi Zerda telaşla. "Doğuruyor musun?"
"Kardeşim!" Abim aydınlanma yaşar gibi hızla bağırdı. "Hafsa? Doğurma! Ulan sakın doğurma hastane yok bir şey yok-"
Aziz abi tam abime saldıracakken son anda hızını alıp elini onun omzuna koyarak kaşlarını çatıp bana baktı. "Kim doğuruyor??"
Hepsinin bakışlarını üstümde hissederken çocuk gibi sızlandım. "Doğurmayacağım!"
"Ne demek doğurmayacağım?" Dedi Ceylan.
"Çocuk içeride mi kalsın yenge?" Dedi Süleyman.
"Ula doğur gitsun, ne diye kenduni bu kadar tutayisin?" Dedi Zahir abi.
"Doğurma!" Dedi abim. "Oğlum hastaneye gidelim böyle hiç güvenli değil-"
"Ulan susun!" Yavuz öfkeli bir sesle bağırdı. "Şişirdiniz karımın kafasını car car car!" Beni iyice yanına çekti. "Doğurmuyor kimse."
"Ama doğuracağım dedi." Karaca kafası karışmış bir şekilde sorarken Yavuz sabır dolu bir nefes çekti içine.
"Benim güzel ailem, hani doğuma daha üç ay 16 günümüz var ya?" Yavuz onları aydınlatmaya çalışarak sordu. "Hatırladınız mı?"
"Doğru." Abim rahat bir nefesle başını salladı.
"Ula nolayi burada?" Deminden beri ortalıktan kaybolan Cafer'in sesini duyduk. Ayşin'i bir kucağında tutarken diğer eli Nisa'nın elini tutuyordu.
"Niye toplandınız siz?" Merakla sordu, Nisa. Ve Cafer anlamsız bir şekilde abime baktı.
"Senin gömleğun nerede ula? Gazını alamadunda düğünden önce mi soyundin-"
"Ulan sus!" Abim öfkeyle Cafer'e döndü. "Zahir üstüme kustu!" Cafer onun bu sözleriyle güldü.
"Yine mu?" Aziz'e baktı. "Sen mi ettun ula?" Aziz abi gururla başını salladı.
"Ta kendisiyim."
"İyi bir halt yemişsin gibi birde övünüyorsun abi!" Zerda abimin koluna girerek onu yakınına çekti. "Üşüteceksin."
"Üşütmem." Abim kolunu Zerda'nın omzuna sararak onu çıplak göğsüne çektiğinde Aziz abi yüzünü buruşturdı. "Sen beni ısıtırsın."
"Bari gözümün önünde sırnaşmayın." Dese bile nafileydi abimler onu hiç dinlemedi.
Nihayet bizimkileri benim doğurmadığıma ve her şeyin yolunda olduğuna ikna ettikten sonra lunaparkın kafelerinden birinde çay içmek için oturmuştuk. Ayşin ve Özlem yakındaki salıncaklarda sallanmakla meşguldü. Buradan onları gördüğümüz için rahat bir şekilde oturup biraz olsun dinlenebiliyorduk.
Devran ve Narin'de bize katılmıştı. Kaliteli zaman geçirmiş olmalıydılar ki keyifleri yerineydi. Gerçekçi olmak gerekirse onları ilk kez birbirlerine karşı böylesine mutlu ve sakin görüyordum. Belki de biraz olsun buzları eritmeye başlamıştılar.
Zahir abi Karaca'yı sağına oturtmuş Süleyman'ı resmen masanın diğer ucuna oturmak zorunda bırakmıştı. Bir şeyler sezmeye başlamıştı ve bundan hoşlanmıyordu. Karaca'yı kimseyle paylaşmak istemiyordu seneler sonra bulduğu ve bu kadar özenle koruduğu kız kardeşini belkide birilerine emanet etmek istemiyordu.
Süleyman'ın işi gerçekten çok zordu. Aralarında ne geçmişti ve Karaca'yı neden öpmüştü bilmiyordum ama zamanla öğrenirdik.
Genel olarak parkta geçirdiğimiz zaman çok güzel geçmişti. Çay içtikten sonra da etrafta dolaşmış bir sürü fotoğraf çekinmiştik. Abimin üstünün ceketi dışında çıplak olmasını saymazsak her şey güzeldi. Bu soğuk havada yarın hasta olacağı kesindi.
Lunaparkın dışına çıkıp park yerine yürüdük. En azından bu kez balonları kaçırmamıştım hâlâ elimde sıkı sıkıya tutarken Yavuz'un koluna girmiştim. "Evimize gidelim mi?" Diye fısıldadı Yavuz bana sakin bir sesle. Gözlerimi yüzüne çıkardım.
"Bizim evimize mi?" Sorumla başını salladı. Kaç hafta olmuştu oraya gitmeyeli ve en son gittiğimizde Yavuz gözlerimin önünde bayılıp kalmıştı. O evde bizim kötü anılarımız olmayacaktı bunun sözünü Yavuz'dan almıştım ama adımımızı attığımız ilk gece hayal kırıklığıyla bitmişti.
"Gidelim." Dedim.
O evin bende mutlu anılar bırakmasını istedim. Bunu hissetmiş gibi küçük bir tebessümle başını salladı. Arabaya varır varmaz önce balonları arka koltuğa yerleştirdi hemen ardından ön kapıyı benim için açtı. Arabaya oturdum kemerimi taktım ve Yavuz'da kısa saniyeler içinde kendi koltuğuna geçti. Arabayı abimlerin aksine başka bir yöne sürerek evimize doğru yol aldık.
Araba dakikalar sonra tam da bıraktığımız gibi duran o evimizin bahçesinin önünde durdu. Önce Yavuz indi ardından benim kapımı açarak inmeme yardım etti. Arka koltuktan balonları çıkararak bana uzattı. Onları alarak avucumda sıkıca tuttum. Birlikte eve yürüdük ve Yavuz anahtarı çıkararak kapıyı açtı.
"Hadi bakalım. Önce sen." Her zaman eve ilk benim girmemi tercih ederdi. Tebessümle ayağımı eve basarak içeri girdim. Balonları elimle çekiştirip aşağı eğerek kapıdan geçmelerini sağladım. Ev ter temizdi. Yavuz sanki her gün buraya bir temizlikçi çağırıyordu.
Evin içinde yürüdüğümüzde bir şeyler farkettim ev eskisinden daha düzenli bir haldeydi. Yavuz'un benden önce buraya uğradığını anladım. Üst kata çıkıp bebeklerimizin odasına yön aldığımızda Yavuz'un elini belimde hissettim. İçeri girmek ilk bir an zor geldi. Yavuz'un gözlerimin önünde öyle düşüp kaldığı anılar aklıma ulaştıkça yüreğim sıkıştı.
"İyiyim biliyorsun." Neyi duymaya ihtiyacım olduğunu sanki biliyordu. "İyiyim, iyisin, iyiyiz sevdam." Elini öne uzatıp nazikçe kapıyı açtı. "Hadi." Dedi beni cesaretlendiren bir sesle.
Onun cesareti beni de ileri gitmeye itti. Kapıyı parmaklarımın ucuyla itekledim ve içeriye göz gezdirdim. Anında dudaklarım arasından nefese karışık bir gülüş kaçtı. Duvardaki o kedi resmi tamamlanmıştı. Boyamalar bitmişti. Tüm bebek eşyaları yerleştirilmişti. Her şey eskisinden daha güzeldi. O gün Yavuz'un elinden düşüp yerde iz bırakan fırçanın boyası bile temizlenmişti.
Yavuz beni rahatsız edecek tüm izleri yok etmişti
"Her şeyi çok güzel yapmışsın." Dedim odanın içinde yürüyüp dolu gözlerle yavaşça ona doğru dönerek.
"Buranın artık hazır olması gerekiyordu." Gözlerinde içimi ısıtacak bir bakış yer edindi. "Sana verecek bir şeyim var." Meraklı bakışlarım onu izledi. Bebeklerimiz için aldığımız çekmeceye doğru yürüdü ve onu açarak içinden kağıta sarılı dikdörtgen bir şey çıkardı.
"Bu ne?" Diye sordum. Adımlarını yanıma götürüp tam önümde durdu ve onu bana uzattı. Gözleriyle almamı işaret ettiğinde usulca ellerimi kaldırıp onu aldım. Ortasına bağlı olan ipi usulca çözdüm ve kağıtı yırttım. İçinde evlendiğimiz güne ait o resmi görmek gözlerimi doldurdu.
Bu resmi hatırlıyordum. Süleyman çekmişti ve Yavuz Özlem'i öğrendiği gün bu resmide duvara fırlatarak ani bir öfkeyle parçalara ayırmıştı. "Bu.." başımı kaldırıp ona baktığımda gözlerinde pişmanlık gördüm.
"Bu resim benim tek mutluluğum." Gözleri bir an resime indiğinde evlendiğimiz o gün sanki harelerine yansıdı. "Ve ben bu mutluluğu bir aptal gibi parçalara ayırmıştım." Bunun için hâlâ kendisine kızıyordu. "Affet sevdam." Buruk bakışları gözlerime çıktı. "Beni affet ve eğer affedersen bu resmi evimizin en güzel köşesine koy." Geç kalmış bir özür olduğunu düşünüyordu ama bilmiyordu ben ona hiç kırılmamıştım.
Bir damla yaş yanağımı izlerken bakışlarımı resime indirdim. O gün tüm bunları bilmiyordum bu yaşayacaklarımı hiç bilmiyordum ama mutluydum. Ben Yavuz'la hep mutluydum.
Usulca gözlerimi bebeklerimizin beşiğinin hemen yanındaki çekmeceye çevirdim. Adımlarımı oraya götürdüm ve çerçeveyi iyice kağıtından ayırarak oraya yasladım. "Bence evimizin en güzel köşesi burası." Nasıl göründüğüne bakmak için bir adım geri attım ve dudaklarım bir tebessümle seğirdi. "Bebeklerimizin yanı."
Adım seslerini duydum ve kolları arkadan bana sarıldığında ellerim onun karnıma yaslanan ellerini buldu. "Haklısın." Hoşuna giden bir manzarayı izliyordu. "O resmin en güzel yeri bebeklerimizin yanı." Eli avucunun içine yaslanan karnımı okşadı. "Benim en güzel yanımda sensin."
Kalbimin sesini duydum ve bunun sebebi Yavuz oldu. Kolları arasında ona doğru döndüm. "En güzel yanın." Dedikleri fazlasıyla hoşuma gitmişti. "Sende benim en güzel yanımsın cilveli bey."
Dudakları kıvrıldı. "Hadi gel." Elini belimden ayırarak elimi tuttu. "Daha göstereceğim bir şey daha var." Belli ki bugün süprizlerle dolu bir gündeydi. Gülerek onu takip ettim. Bebeklerimizin odasından çıkıp yatak odamıza yürüdük.
İçeri girdiğimizde etrafa bakındım. İhtiyacımız olan her şey buradaydı ve Yavuz beni iki kişilik olan yatağımıza götürdü. Ben hiç bozuntuya vermeden onu takip ederken içimde fazlasıyla merak vardı. "Otur hadi." Dediğinde sesinde heyecan vardı. Ne zaman böyle heveslense bana göstereceği bir şey olurdu. Merakla yatağa oturdum.
Adımlarını duvara götürdü ve ışığı kapattı. Gülmekten kendimi alıkoyamadım. "Tam olarak karanlıkta ne yapacağımızı sorabilir miyim?"
"Az sabır karım." Dedi ve bir şeyler kurcaladı hemen ardından bir lamba yandı ama bildiğimiz lambalardan değildi. Yıldızlı lambaydı. Gözlerim büyülenmiş bir şekilde hızla tavanı buldu. Bir sürü küçük küçük mavi yıldızlar tavanı süslemişti.
"Yavuz? Bu çok güzel.." Yüzünde o neşeli tebessümle yanıma geldi ve yatağa oturdu. Elindeki küçük lambayı yatağın kenarına bırakarak geri uzandı. Bakışlarımı onun yüzüne indirdiğim an gözünü kırptı. "Hadi." Kolunu açarak uzanmamı istediğinde nazik bir şekilde yanına uzandım.
İkimizde tavandaki ışıkları izlerken fısıldadım. "Nereden aklına geldi?" Dediğimde tavandaki yıldızları izlemek çok hoşuma gitmişti.
"Yıldızları annene benzettiğini söyledin." Bahçedeki konuşmalarımızı hatırlattı. "Yıldızları sana getiremem ama her an onları görmeni böyle sağlayabilirim." Sevgiyle konuştu. "Kendimce bir şeyler yapmak istedim. Hem sen," içli bir sesle. "Hem ben...ne zaman istersek annelerimizi görebilelim diye."
Yıldızlarda annesini görüyordu. Tıpkı benim gibi. "Bu gece burada uyuyalım mı?" Dedim sıcak bakışlarım yüzünü izlerken.
"Uyuyalım sevdam." Bir eli saçlarımda dolanırken fısıldadı. "Bu gece burada odamızda uyuyalım." Kenardaki battaniyeyi çekiştirdi ve onu açarak üstümüze örttü. İyice ona yakın olmam için beni kendine yaklaştırdı. Kokumu içine çektiğini nefesinin sesinden anladım ve yıldızları izlerken ağır ağır gözlerimi kapattım.
Annemi uzun zaman sonra ilk kez yanımda hissederek gözlerimi kapattım.
🌊
Etraf yeşillenmişti. Bahar mı gelmişti bilmiyordum ama bir sürü yeni açan çiçeklerin kokusunu alıyordum. Burayı biliyordum çoculuğumun geçtiği İstanbul'daki o evin konağının arka bahçesiydi. Neredeydim onları nereden izliyordum bilmiyordum ama görüyordum.
Uzun zaman sonra annemi gördüm. Yalnız değildi. Kucağındaki kız çocuğunu uyutmaya çalışarak aşağı yukarı yürüyordu. Hemen sağında masanın etrafında oturmuş elindeki kalemle çizim yapan abim vardı. Abimin çocukluğunu resimlerden tanırdım eline kırmızı kalem almış çizim yapmakla meşguldü.
"Uyumuyor mu?" Diyordu anneme bakarak. Endişe ettiği bendim. Annemin kollarında ağlayıp duruyordum.
"Uyumuyor." Kaç saatir uykusuz gibiydi ama sesi hiç yorgun değildi. Elleri kısacık saçlarımda dolanıyor daha bir bebek olduğum için beni sakinleştirmeye çalışıyordu. "Nadir!" Diye seslendi. İşte bu beni bozguna uğrattı. "Kızın hiç uyumuyor!"
O an kadraja dahil olan Nadir'i gördüm. Daha gençti. Tıpkı annem gibi gençti. Yüzünde tebessümle elindeki küreği duvara yasladı. Sanırım bahçede bir şeyler kazmakla meşguldü.
"Niye?" Annemin yanına varmadan abimin saçlarına bir öpücük kondurdu hemen ardından beni kollarına aldı. "Babasının gülü." Beni kollarına aldığı an susmuştum. Garip olan buydu o ne zaman beni kollarına alsa ağlamaz susardım.
"Sen onu kollarına aldığın an susuyor." Dedi annem sanki alınmış gibi ama büyük bir sevgiyle. "Kızımın tek ihtiyaç duyduğu sensin sanırım."
Nadir beni kollarında nazikçe sallarken gülerek anneme baktı. "Beni biraz fazla seviyor."
"Sanırım öyle." Annemin çocukken izlemeye doyamadığım o tebessümü yanaklarına sarıldı. "Sana çok güveniyor." Mutluyduk.
Çok garipti. Annem mutluydu. Nadir mutluydu. Abim mutluydu. Ben mutluydum. Uzun zamandır gördüğüm en güzel rüyayı gördüm. Ta ki o silah sesine kadar. Annemin elbisesi kan oldu. O kan Nadir'in ellerine bulaştı ve ben susmadım. Ağladım ve asla susmadım.
Yine ve yine beni bir silah sesi uykularımdan ayırdı.
"Hafsa!" Yavuz'un telaşlı sesini duydum. Gözlerimi açtığımda önce neler olduğunu algılayamadım. Hemen yanı başımda telaş içinde gözleri dolu Yavuz'u görmek gerçek dünyaya dönmeme sebep oldu. Elim karnıma yaslıydı. Ter içindeydim.
Bunu hissettim çok yorgundum ve elbisem sanki sırıl sıklamdı. Alnıma yapışan saçları geri çeken Yavuz rahat bir nefes verdi. "İyi misin?" Zar zor yerimde doğrulmak istediğimde bana yardımcı oldu. "Sevdam," Hâlâ kabusun etkisi geçmemişti. "Ne oldu? İyi misin? Kabus mu?" Sadece başımı sallayabildim.
Ardından gözlerim dolmaya başladı. Ağlamaya hazır bir şekilde ona baktım. "Nadir." Dedim sadece.
"Ne?" Anlamayarak kaşları çatıldı. Birkaç damla yanağıma akan yaşları sildi. "Onu mu gördün?"
"Annemi gördüm." Nefes nefese konuşurken rüya beni nasıl etkilemişse ağlamaya başladım. "Silah patladı, annemin elbisesinde kan vardı. Nadir..nadir vurulmuştu-" Bu düşünceyle hızla gözlerimi sıkıca kapattım. "Onu çağır, Yavuz bana onu çağır." Onu görmek istedim. İlk kez babamı gerçekten görmek istedim.
Yavuz önce tereddüt etti ama buna ne kadar ihtiyacım olduğunu farketti.
"Tamam." Beni daha önce böyle görmediği için çok çaresiz bir durumun içindeydi. "Çağıracağım ağlama. Yeter ki sen ağlama çağıracağım." Bunu istedim ama ağlamam bir türlü durmadı. Annemin rüyamdaki o mutlu hali aklıma geldikçe gözyaşlarımda akmaya devam etti. Yavuz bir an bile beni yalnız bırakmaktan korktuğu için Nadir'i benim yanımda aradı.
Daha sonra üstümdeki kıyafetleri gardropdaki daha önce hiç giymediğim yeni kıyafetlerden bir kaç tanesini alarak değiştirdi. Saçlarımı toplamama bile o yardım etti. Bu zaman içinde bir saniye bile olsa ağlamam hiç durmadı. Annem sık sık rüyama girmezdi ve bugün rüyama neden girmişti bilmiyordum. Neden tekrar ben o geceyi yaşamıştım anlamıyordum. Çok kötüydü. Seneler sonra tekrar bu kabusları görüp annemi kana bulanmış görmek berbat bir histi.
Dakiklarca öylece ağladım. Yavuz'u daha önce hiç böylesine bir zor durumda görmemiştim. Dakikalarca acımı dindirmek için her şeyi yapmıştı ama bir işe yaramamıştı.
En sonunda kapı çalındı. "Geldi." Dedi Yavuz sanki ilacımı bulmuş gibi. "Burada bekle." Sadece başımı sallamakla yetindim. Dün her şey iyiydi ama bir gecede gördüğüm o kabus sanki bir gecede benim tüm hayata bakış açımı değiştirmişti.
Kapı açıldı sesini duydum. Nadir'in telaşlı sesi Yavuz'un telaşına karıştı. "Nerede?" Nefes nefese kalmış bir hali vardı. Sanki oradan buraya koşmuştu. "Üst kat ikinci oda." Yavuz'dan aldığı cevabın ardından merdivenlere çarpan ayakkabının seslerini duydum.
Gözlerim kapıya çıktı sanki onun yolunu bekler gibi. Kapının ucunda belirdiği an omuzları sesli bir nefesle indi. "Aklım çıktı." Diyerek hızlı adımlarla odaya girip yatakta yanıma ulaştı. Ağlamalarım çoğalırken beni hızla kolları arasına çekti. "Aklım çıktı." Sesinde gerçek bir korkuyla bana sıkı sıkı sarıldı. Baba gibi sarıldı çünkü o benim babamdı.
Bunları anlamak ve kavramak zordu ve ben bir rüyanın ardından bunu anlamaya başlamıştım.
"Ne oldu?" Dedi ağlamalarıma dayanamaz bir sesle. "Güzel kızım," Elleri yanaklarıma ulaştı. "Niye ağlıyorsun? Ha güzelim? Söyle ne oldu?" Sanki yine çocuktum. Nadir beni bir çok kez kabuslarımdan almıştı. Çocukken ve annemi kaybettikten sonra her gece gördüğüm kabuslarda o yanımdaydı. Yine öyleydi. Çağırmıştım gelmişti.
Çünkü ne zaman çağırsam gelirdi.
Geçmiş.
Bir kez daha o rüzgarın camıma çarptığı gecelerdendi. "Kapa çeneni artık!" Cihan Sabırsız bir sesle bağırıp öfkeli gözlerini yüzüme dikti. "Zerrin'i de uyandıracaksın derdin ne anlamıyorum ki yat zıbarsana!"
"Bağırma kardeşime." Abim iyice yatakta beni kolunun altına geçti. "Korkutuyorsun."
"Kapa çeneni almayayım ayağımın altına." Yine o gecelerden biriydi ve ben gördüğüm kabusun etkisinden kurtulamıyordum. "Çok biliyorsan sustur şunu, kafam şişti her gece bunu çekmek zorunda mıyım ben?" O her bağırdığında ağlamalarım şiddetlendi.
Ağzının içinde bir şeyler geveleyerek aşağı yukarı gitti. O an anladım. Zerrin ona muhtemelen beni susturmadan dönmemesini söylemişti.
"Sana sus dedim!" Ani bir öfkeyle bana doğru döndü ve üstümdeki yorganı çekerek yere attı. "Anlamıyor musun?" Eli uzanıp çenemi kavradığında canım daha fazla acıdı. "Sus kelimesini anlamıyor musun sen!"
"Bırak kardeşimi!" Abim öfkeyle ve muhtemelen yeni yeni öğrenmeye başladığı hamleleriyle Cihan'ın kolunu yumrukladı. Fazla gücü yoktu ve babam sandığım adamın canını da hiç yakmadı. "Sana bırak dedim!" Çenemi tutuşu canımı yakmıştı hatırlıyordum bu yüzden daha fazla ağlamıştım.
Gözyaşlarım onun sinirini bozmuştu.
"Bıktım ulan sizden!" Çenemi bıraktı ve kolumu kavradı. Beni bir çırpıda yataktan çıkarıp tek koluna aldığında abimin arkadan bağırışlarını duydum ama ne Cihan durdu ne de abim beni kurtarabildi. Merdivenleri inerek bahçeye ulaştı.
Dış kapıya ulaştı. "Aç şunu." Adamlarından birine emir verdi. Anında kapı açıldığında "Tufan'ı tut." Dedi.
Benden vazgeçerdi.
Bunu asla anlamıyordum. O zamanlar anlamıyordum. Beni kapının önüne koymaktan asla çekinmezdi. Sanki o evde bir yerim yoktu.
Dışarı çıkar çıkmaz iğrendiği bir şeymişim gibi beni kaba hareketiyle yere bıraktı. Kollarımı sıkıca kavradığında beni korkutan gözleriyle yüzümü izledi. "Ağlayacak mısın?" Hırsla konuştu. "Bu sokakta istediğin kadar ağla. İstersen çek git." Beni hafifçe geri itekledi. Çıplak ayaklarım daha şimdiden üşümeye başlamıştı. "Kurtulurum."
Ellerimin üstümdeki uzun tişörtü sıktığını hatırlıyordum. Arkasını dönüp bahçeye girdiğinde ben cesaretli davranamamıştım. Peşinden içeriye girememiştim. Abimin bağırışlarını duymuştum. Babama beni içeri alması için önce bağırmış sonra resmen yalvarmıştı ama onun da sesi uzaktan gelince bir odaya kapattığını anlamıştım. En azından abimin sesi onu rahatsız etmiyordu ama o evde benim ağzımdan çıkan tek ses bile onlara işkence gibi gelirdi.
Kaldırımın kenarına oturduğumu hatırlıyordum. Ağlamıştım ama gidememiştim. Gidecek bir yerim yoktu. Dakikalarca o soğukta oturmuştum ta ki Nadir gelene kadar. Sokağın başından beni farketmişti. Yanıma gelmesi sadece saniyelerini almıştı.
"Hafsa?" Sesi endişe doluydu.
"Ne işin var senin burada?" Bu Cihan'ın beni ilk kez sokağa atışı değildi daha önce de birkaç kez yapmıştı ama Nadir'in ilk görüşüydü. "Bak bakayım bana?" Kısa saniyeler içinde beni kucağına alarak doğruldu. "Donmuşsun."
Ağlamalarım devam ederken sessizce kollarımı boynuna sarıp ona sarıldım. "Annemi gördüm rüyamda." Hıçkırıklarım arasında konuştum. "Annemi rüyamda bile görmem suçmuş gibi davranıyorlar Ramiz abi." Bir elini saçlarımda hissettim kısa bir sessizliğin ardından kapıdaki korumalardan birine bakmıştı.
"Kızı Cihan'mı çıkardı?" Sesindeki o öfkeyi duymak bile beni güvende hissetirmişti.
"O yaptı içeri girmesi yasakmış."
"Başlarım şimdi onun yasağına." Beni iyice göğsüne yakın tuttu. "Aç kapıyı."
"Abi." Dedi koruma. "Canımızı okur."
"Bir şey yapamaz. Aç kapıyı." Kısa bir tereddütün altından koruma kapıyı açmıştı böylece Nadir beni sıcak olmayan yuvama geri sokmuştu.
"Cihan bey!" Diye bağırdığını duymuştum. Muhtemelen odasına çekilip uykunun eşiğinde olan Cihan bir kez daha öfke hissetmişti.
"Ne var ulan?" Kısa süre içinde odasından çıkıp balkonda belirdi. "Niye içeri soktun onu?" Öfkeyle sordu. "Dışarıda kalacaktı."
"Kamil sana ne dedi?" Sesi koruma doluydu. "Bu kızın başına bir şey gelirse senin hayatını karartırım demedi mi?" Dayımdan bahsettiğini anlamak o an zor olmadı. Dayımı tanırdım daha önce annem bana ondan bir çok kez bahsetmişti. Sanırım ailesinde sevdiği tek kişi oydu ve bildiğim kadarıyla o zamanlar Ramiz şimdi adı Nadir olan ve benim koruma sandığım bu adamı dayım aramıza sokmuştu.
"Bana Kamil'den bahsetme." Dedi Cihan umursamaz bir sesle. "Geceden beri ağlıyor bir dakika olsun susmadı bize huzur verdiği yok!"
"Başlarım senin huzuruna Cihan." Nadir boş gözlerini balkonda duran adama çıkardı. "Bu kızı bir daha sokakta yalnız başına görürsem hiç çekinmem Kamil'i ararım." Beni koruduğunu biliyordum. O her zaman baba sandığım adama karşı beni korurdu.
Cihan'ın sesi çıkmadı. Dayımdan korktuğunu biliyordum. Neydi onu böylesine korkutan işte onu bilmiyordum. Nadir beni kollarında tutarak merdivenlere yürüdü ve üst kata çıktı. Cihan'ın yanından geçerek benim odama ilerlerken dolu gözlerimi yüzüne çıkardım. "Abimide bir yere kapattı." Tekrardan ağlamaya hazırdım. "Onu da çıkar, sürekli bir yerlere kapatıyor." O an kahramanım sadece Nadir'di bu yüzden abimi kurtarsın istedim.
Bana inen bakışları Cihan'a baktığınının aksine yumuşacıktı. "Çıkaracağım." Dedi nazik bir sesle. "Seni odana bırakayım sonra söz abini getireceğim." Sadece başımı sallamakla yetindim.
Yavaş hareketlerle kapıyı açtı ve odama girdi. Beni yatağıma bırakarak yorganı üstüme çekti. "Beni burada bekle, Tufan'ı bulup geleceğim." Onaylar bir şekilde gözlerimi açıp kapattım ve onu bekledim.
Abimi o odadan çıkardı. Onu benim yanıma getirdi o gece bizi yalnız bırakmadı ve o gece bizim yanımızda kalarak masallar okudu. Ne zaman annem rüyama girse o gün benim yanımda Nadir olurdu. Tıpkı bugünde olduğu gibi.
Şimdiki zaman.
Onun kolları arasında ağlarken düşüncelerimden sıyrıldım. "Annemi gördüm." Tıpkı bir çocuk edasıyla konuştuğumda saçlarımda dolanan elleri bir an için duraksadı. Sanki canı yandı ve ben bunu bana daha sıkı sarılmasından anladım. "Kanlar içindeydi." Bunu düşünmek canımı ne kadar yaktıysa gözlerim sıkı sıkıya kapandı.
"Kabus görmüşsün." Fısıldadı acı içinde. "Rüya değil kızım, sen kabus görmüşsün." Başımı hızla iki yana sallarken kirpiklerim ıslandı.
"Kabus değildi." İnkar ettim onu. Ne zaman rüyamda annemi görsem onun bir kabus olmadığını söylerdim çünkü buna inanmak isterdim. "Kabus değildi ben annemi gördüm."
Yine o acınası hallerimden birindeydim ve Nadir bu hallerimin en büyük şahidiydi.
Kapıda duran Yavuz müdahile etmiyordu ama bu halimin onun canını nasıl yaktığını yüzündeki o acı dolu ifadeden anladım. Ama ona üzülmemesini söyleyemedim. Öyle bir haldeydim ki onu bile teselli edemedim.
"Seni de gördüm," Titrek kelimelerim arasında konuştuğumda başını eğerek yüzümü izledi.
"Beni gördün?" O an kimsesiz bir çocuk gibi sadece başımı salladım. Baş parmakları yanaklarıma akan yaşları sildi ve onun da gözleri doldu.
"Abimi de gördüm, seni de gördüm...annemle mutluydun. Mutluydunuz.." burnumu çektim. "Ben ağlarken beni kollarına aldın sustum.."
"Susarsın." Dedi titrek bir gülüşle bir eli saçlarımı okşamaya koyuldu. "Seni ne zaman kollarıma alsam susardın." O anlar anılarında canlandı. "Özür dilerim." Ne için özür diledi anlamadım ama iyi geldi. "Özür dilerim kızım, senden çok özür dilerim." Ağlamalarım yavaşça sakinleşirken ona sarıldım. Başım göğsüne yaslandı.
"Gidecekmişsin gibi hisettim." Bundan korkar gibi sırtına yaslı ellerim sıkılaştı. "Gitme olur mu? Ben seni affederim ama gitme." Henüz ona baba diyemiyordum. Ama biliyordum ona sarılmak bana hep iyi gelecekti. Bana hissetirdiği sevgi hep orada olacaktı.
"Gitmeyeceğim." Derken bana sanki dünyanın en büyük sözünü veriyordu. "Gitmeyeceğim kızım."
Burada olması biraz olsun bana iyi gelmişti ve biliyordum sözünü tutacaktı.
🌊
Yavuz Payidar.
Böylesine mutlu geçirdiğimiz bir günün acıyla bitmesi beni derinden etikledi. Karımı o halde görmek beni mahvetti. Daha önce kabus gördüğüne şahit olmamıştım ve dakikalarca onu uyandırmaya çalışmak delirmeme sebep olmuştu.
Terlemişti, nefesleri sıkışmıştı. Kalbi hızlanmıştı. Korktuğunu belli eden kısık iniltileri sayıklamaları kalbime saplanmıştı. O an ne yapacağımı bilememiştim. Bir kez daha anlamıştım ki Hafsa'nı başına gelen ufacık bir bela bile beni mahvediyordu.
Nadir'i istemişti ve ben onu arayıp buraya çağırmıştım. Nadir geldiğinde söylediği her kelime ve annesiyle ilgili gördüğü o rüya benim de yüreğimi yaralamıştı. Özellikle karımın böylesine zor bir durum da olduğunu görüp hiçbir şey yapamamak canımı yakmıştı.
En azından Nadir ona biraz olsun iyi gelmişti. Aralarına girmemiştim ama her ihtimale karşı kapıdan da uzaklaşmamıştım. Ta ki Hafsa gerçek babasının kollarında uyuyakalana kadar. Nadir onun uyuduğundan emin olduktan sonra üstünü örtmüştü. Buradan onları izlediğimde gerçekten güzel bir baba kız vardı karşımda ama Nadir'i asla affetmeyeceğim bir konu vardı.
Hafsa'yı o cehennemde bırakmasını hiç affetmeyecektim. Eğer elimde olsaydı zamanı geri alır Hafsa'nın bunları hiç yaşamamasını isterdim. Onu o evden çıkarır hiç geri dönmemesini sağlardım. Ama yapamamıştım.
Ben Hafsa'ya ulaşamamıştım.
Nadir odanın kapısına yürüyüp yanımdan geçerek dışarı çıktığında nefesimi verdim. Son kez huzur içinde uyuyan karımı izledim ve Nadir'in peşine takıldım. Merdivenleri indi. İlk karşısına çıkan odaya yani salona girdiğinde peşinden girdim.
"Gerçekten gidecek miydin?" Soğuk bir sesle sordum. Kendini koltuğa bıraktığında sanki hiç gücü yoktu. Onu aradığımda havalanındaydı. Nerede olduğu umrumda değildi dünyanın öbür ucundada olsa Hafsa istedi diye ben bu adamı buraya sürüklerdim ama Nadir'in bir havalanında olması beklediğim bir şey değildi.
"Hissetmiş." Dedi sesindeki acıyla. "Kızım hissetmiş." Çenem kasıldı.
"Kaçıyordun."
"Kaçmıyordum!" Başını bana çevirdi. "Bensiz daha mutlu olur sandım.'
"Devran'a çok benziyorsun." Dediğimde ifadesi sarsıldı.
"Ne?" Fazlasıyla sakindim ve bu tehlikeliydi.
"İkinizde intikam uğruna kızlarınızı mahvettiniz. Belki Devran Özlem'e geç kalmadı hatasını anladı ama sen Hafsa'ya geç kaldın." Kınar gibi çıktı sesim. "Hâlâ buna devam ediyorsun. Gidecek miydin Nadir?" Kaşlarım çatıldı. "Kızına ben senin babanım deyip sonra da defolup gidecek miydin?" Bu fikirden nefret ettim. "Cehennemin dibine gitsen bulur getirirdim seni. Yeter ki o istesin."
Bakışlarını kaçırarak eliyle boynun arkasını ovuşturdu. "Beni istemediğini söyledi."
"Sen kızını tanımıyorsun ama ben karımı tanıyorum. Onun sana ihtiyacı var." Belki bunları söylemek bana düşmezdi ama Hafsa'nın sessizliğide olmak istedim. "Sana git dediği her an kal diyor. Çünkü bana benziyor." Nadir'in bakışları yüzüme çıktı. "Karım bana benziyor, Nadir. Ve ben git dediklerimin kalmasını istedim. Hep istedim."
Belki de bana da üzüldü. Sadece Hafsa'ya değil Nadir sanki bana da üzüldü. "Allah var onu o evde bıraktığın her an için seni de mahvedesim geliyor." Sessizce beni izlemeye devam etti. Hakettiğini anlayarak bana bakmaya devam etti. "Ama karımdan babasını alamam."
Herkese öfkeliydim. Hafsa'nın canının yanmasına sebep olan herkese öfkeliydim. Birkaç adım atarak önüne geçtim ve koltukla karşılıklı olan sehpanın kenarına tam onun önüne oturdum. "Onu bırakamazsın." Bunu yapmaya hakkı yoktu. "Gitmeyeceksin, Nadir." Başını sağa çevirdiğinde öfkeyle ve çaresizlikle konuştum. "Gitmeyeceksin duydun mu? Aklımı kaçırdım. Onu o halde görmek bana ne yaptı bilmiyorsun eğer ona iyi gelen tek şey sensen gitmeyeceksin."
Gitse bile izin vermeyecektim.
"Bugünden sonra bu andan sonra nasıl giderim?" Sanki yüreği yangın yerine dönmüştü. "Gitmem. Kızımıda oğlumuda bırakmayacağım." Hafsa'yı o anda gördükten sonra sanki bir şeyler içinde değişmişti.
Sesindeki o netlik biraz olsun içimi rahatlattı. Gitmeyecekti. Kalacaktı. Ve Hafsa babasından bu kez ayrılmayacaktı. Başımı salladım. Ayağa kalktım.
"Yukarıda misafir odası var. İstersen kal." Elimi yüzümde gezdirerek birkaç adımla ondan uzaklaştım.
"Yavuz." Dediğinde adımlarım duraksadı ve ona doğru döndüm. "Sağol oğlum." Çok az kaşlarım çatıldı. Uzun zaman sonra birinin dilinden oğlum lafı duymak bende garip hisler uyandırdı. Neden bana teşekkür ettiğini anlamadım.
"EyvAllah." Diyerek onu salonda bırakıp odadan çıktım. Sanırım en iyi seçenek karımın yanına dönmekti. Uyandığında beni yanında görmesini istiyordum.
🌊
Hafsa Payidar.
Gözlerim aralandığında dün gecenin aksine sabah olmuştu. Yavuz'un kokusunu hissetmek bana sadece huzur verdi. Elinin sıcaklığı karnımda hisettim. Kirpiklerim arasından onun huzurlu ve biraz da endişeli yüz ifadesini gördüm. Yorgun bir sesle fısıldadım. "Yavuz?"
"Karım." Dedi nazik bir dille. "Nasılsın?"
Önce neden bunu sorduğunu anlamadım. Daha sonra gece olanları hatırladım. Kaşlarım çok az havalandı. Dakikalarca ağlamıştım. Gördüğüm kabusu hatırladım hemen ardından Nadir'i. "Nadir?" Sorumla başını çok az salladı.
"Onu çağırmamı istedin." Gözlerimi kapatarak nefesimi verdim. Gerçekten onu mu çağırmıştım?
"Tam bir aptalım." Nadir'den uzak durmaya çalıştığım her an sanki beni ona yakınlaştırıyordu.
Ona umut vermek istemiyordum. Çünkü nasıl kızı olacağımı bilmiyordum.
"Shh.." Sesi çok az kızgın geldi. "Nasıl laf o?" Ürkek bakışlarımı yüzüne çıkardım.
"Burada mı?" Sorumla burnundan verdiği nefes yüzüme çarptı.
"Misafir odasında kaldı. Gidemedi." Dün gece onu apar topar çağırmıştım. Çünkü gelmeliydi. O an ona sarılmalıydım. Ve gelmişti.
"Güzelim," Yavuz'un sakin sesi kulaklarıma doldu. "Yanlış bir şey yapmışsın gibi kendini suçlamayı bırak. En doğal olanı yaptın." Harelerimi onun yüzüne çıkardım.
"En son ona yanımda olmasını istemediğimi resmen ima etmiştim." Söylediğim sözlerin bile arkasında duramıyordum.
"Önemli olan bugün." Elinin tersi yanağımı okşadı. "Söyle bana nasıl hissediyorsun?" Sesi gerçek bir endişeyle doluydu. Yorgun hissediyordum ama bunu ona söyleyip onu da üzmek istemedim.
"Daha iyi." Dün geceki kadar berbat bir durumda değildim.
"Eminsin?" Onu çok korkutmuş olmalıydım.
"Eminim." Gözlerimi bir kez kapatıp açtım. "Endişe etmene gerek yok."
"Seni öyle görünce ne yapacağımı bilemedim." Bir çocuğun bilgizliğiyle konuştu. "Korktum." Gözleri bile nasıl korktuğunu belli ediyordu. Yavuz duygularını benden gizlemezdi özellikle bu duyguları beni içeriyorsa ne hissediyor dile getirirdi.
"Cilveli bey," Dedim onu neşelendirmek adına. "Karınız sizin için çok değerli olmalı." Tekrar beni o eğlenceli sözlerle bir arada görmek anında bakışlarına mutluluk eriştirdi.
"Öyle." İç çekti. "Karım benim her şeyim. En değerlim." Gülümseyerek iyice ona sokuldum.
"Ben iyiyim." Gece olduğu kadar kötü hissetmiyordum. Yüzümü düşürdüm. "Ama açım."
Bu hoşuna gitmiş gibi güldü. "Kuymak?"
"Evet!" Anında neşeyle bağırdım. "Kuymak, ama sen yap!" Kendini beğenmiş bir şekilde sırıttı.
"Emrin olur." Yorganı üstümüzden itti ve yataktan kalktı ardından benim kalkmama yardım etti.
"Elimi yüzümü yıkayıp geliyorum." Yanağına öpücük kondurdum ve sahte bir tehditle ona işaret parmağımı kaldırdım. "Ben gelene kadar kuymak hazır olsun."
"Ayıp ediyorsun sevdam boş koca almadın. Sen gelene kadar tüm sofrayı kurarım." Dediğini yapardı. Gülümseyerek onu orada bırakıp banyoya girdim rutin işlerimi halledip yüzümü yıkamaya geçtiğimde aynadaki halime baktım.
Dün gece çok ağlamış olmalıyım ki gözlerimin altı biraz şişmişti. Nefesimi vererek yüzümü iyice yıkadım. Annemi rüyalarımda görmek güzeldi ama onu bu halde görmek beni bir süre etkisinde bırakıyordu. Yüzümü yıkayıp kuruladıktan sonra dağılan saçlarımıda tarayarak düzeltmiştim.
Banyodan çıkıp gündelik rahat kıyafetler giydim. İyiki Yavuz buraya bir sürü kıyafet yerleştirmişti. Özellikle çoğu hamileliğimi rahat ettirecek kıyafetlerdi. Tüm işlerimi halletikten sonra mutfağa gittim. Yavuz tam da söz verdiği gibi masayı donatmıştı. Ve kuymağın kokusu daha şimdiden burnuma dolmuştu. Anında midemin kazındığını hissettim. Bebeklerim de benim kadar aç olmalıydı.
"Geç bakalım." Yaptığı işe gururla bakan bir adamın edasıyla kuymağın hazır olduğu tavayı masanın tam ortasına bıraktı.
Sandalyeye oturdum ve vakit bile kaybetmeden ekmeği kopararak kuymağa bandım. "Yavrum, sıcak-" onu dinlemeden ekmeği ağzıma attığım için ağzım biraz yanmıştı.
"Dilim yandı!" Dudaklarımı çok az aralayarak ellerimi yelpaze yaptım. Yavuz bu hallerime güldü.
"Sıcak diyecektim ama nerede beni dinleyen?" Ağzımdaki kuymak soyuyunca onu yuttum ve omuz silktim.
"Ne yapayım? Kuymağı çok güzel yapıyorsun." Ekmeği ağzıma koyarak çiğnediğimde güldüğünü duydum.
"Elimin lezzeti var orası doğru." Övünmekten asla geri durmazdı. Lokmamı yuttum ve bakışlarımı onun gülümseyen gözlerine diktim.
"Nadir'i çağıralım mı?" Dün geceden sonra onu görmek bana nasıl gelirdi bilmiyordum ama aç kalmasını istemedim. Yavuz kararsız durumumu farkedince usulca başını salladı.
"Kahvaltını et. Ben çağırayım." Onaylar bir mırıltı çıkardım. O arkasını dönüp mutfaktan çıkarken bende kuymaktan yemeye devam ettim. Ağzımdaki lokmayı çiğnemekle meşgulken dün gece olanları düşünüyordum.
Nadir gelmişti. Gerçekten sorgulamadan sırf ona ihtiyacım olduğunu bildiği için gelmişti. Bu yüzden her geçen gün ona biraz daha yakın hissediyordum ve bu beni korkutuyordu.
Kafam karışıktı.
Sessizce kahvaltımı ettim. Sonunda Yavuz ile birlikte mutfağa adım attıklarında dört bir yana kaçan bakışlarım zar zor onun yüzüne tırmanıyordu. En az o da benim ondan kaçtığım kadar benden kaçıyordu. Sessizce bir sandalyeye oturdu. Benden uzak olacak ama benimle karşı karşıya olacak şekilde.
"Günaydın." Dedi aramızdaki sessizliği ilk o bozarak. Bakışlarımı önümdeki tabaktan kaldırıp onun yüzüne baktım.
"Günaydın." Dedim günler sonra ona öfke ya da kin duymadan.
Yavuz tam yanımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Gözleri ikimizin arasında gidip geldi ama müdahile etmeden sessizce izledi.
"İyi misin?" Dedi nazik bir sesle.
Sakin bir baş sallama hareketiyle onu onayladım. "Geldiğin için teşekkür ederim." Tebbesümü daha nazik bir şeye dönüştü.
"Kızım çağırınca gelmeyeceksem..nasıl bir baba olurum?" Sözleri duraksamama sebep oldu. Ben ne kadar onu kovsam da bir türlü dönüp dolaşıp geri yerine kuruluyordu.
Babam olmak istiyordu. En acısıysa ben onun hep benim babam olmasını istemişken şimdi ona baba demeye korkuyordum. Sadece bakışlarımı kaçırdım ama kendime dönüp soracak olursam sesindeki o sıcaklık beni sadece mutlu etmişti.
Bilmiyordum.
Belki de bir şansı hakediyordu.
🌊
Yazar.
Nisa, Ayşin'i bahçede Özlem ile oynamaya bıraktıktan sonra salona girdi. Cafer orada oturmuş elindeki oyuncağın elbisesini düzeltmekle meşguldü. Nisa dudaklarında sakin bir gülüşle onun yanına oturdu. "Ne yapıyorsun?"
"Ayşin baa buni giydur dedu." Elbiseyi bebeğin kolundan geçirmeye çalışırken nefesini vererek konuştu. "Giymeyi!" Dedi büyük bir isyanla.
"Elini yanlış tutuyorsun." Nisa onun bu masum hallerine gülerek bebeği aldı ve elini düzelterek kıyafeti giydirdi. Cafer gözlerini kırpıştırarak bebeğe baktı.
"Yarum saatir bunla uğraşayarum." Derin bir nefes verdi. "Bundan sonra direkt saa vermesuni isteyeceğum." Nisa gülümseyerek bebeği sehpaya bıraktı ve Cafer'e baktı.
"Sana bir şey soracağım." Cafer tek kaşını kaldırarak başını salladı.
"Sor gümüşhane kızi."
"Benimle gelir misin?" Pat diye sorduğunda Cafer anlamayarak kaşlarını çattı.
"Gelirum," Hiç düşünmeden cevap verdi. "Nereye?"
"Nevzat'la buluşacağım." Bu kez gizleme gereği duymadı. Bir şeyleri gizledikçe mahvediyordu.
"Sen onla buluşmadun mi?" Diye sordu Cafer. Nisa usulca başını iki yana salladı.
"Yapmadım." Bir elinin parmaklarıyla oynarken nefesini verdi. "Sen haklıydın, Cafer. Bunu sana bir kez yaptım tekrar yapamam. Hayatımda sen varken, her ne kadar yanlış bir şey yapmasam da onunla senden gizli buluşmak istemiyorum." Cafer'in onun bu sözleri üstüne bakışları yumuşadı.
"Gidelum." Bu geri çevireceği bir teklif değildi. "Ama o adamu duvardan duvara çarparsam baa kızmak yok." Nisa siyah gözlerinde azarlar bir bakışla onu izledi.
"Bunu yapmak yok." Kavga çıkarmak istemiyordu sadece bunca sene sonra Nevzat'ın derdi ne onu anlamak istiyordu.
"Söz vermeyrum." Omuz silkti. "Ama denerum. Hayde." Ayağa kalkarak Nisa'nın elini kavradı ve onu da kendisiyle birlikte yukarı çekti. "Gidup öğrenelum karin ağrisi neymuş?" Nisa çantasını omzuna asarak onun peşine takıldı.
İkisini bir araya getirmek belki kötü bir karardı ama Cafer'den daha fazla bir şeyler gizlemek istemedi. İkisi birlikte evden ayrılarak arabaya bindiler. Ve Nisa, Nevzat'ın ona attığı konumu tarif ettiklerinde eski bir kafenin önüne geldiler.
Seneler olmuştu Nevzat ortalıktan yok olalı ve Nisa neden onun seneler sonra döndüğünü bilmiyordu. Hamile olduğu söylediğinin ertesi günü Nevzat onu bırakmış çekip gitmişti. İtiraftan bir saat önce kendisine iltifatlar yağdıran adam bir hamilelik haberiyle yok olmuştu.
Bu yüzden Nisa ona karşı olan tüm hislerini kaybetmişti. İkiside arabadan indiler. Kafeye yürüyerek içeri girdiklerinde Cafer'de Nisa'da uzaktaki masalardan birinde oturan Nevzat'ı aynı anda farkettiler. Yaşlanmış ve biraz değişmişti. Ama hâlâ aynı duyarsızlıkla gözleri etrafı izliyordu.
Cafer refleks olarak ağzının içinde bir şeyler geveleyerek ileri yürümek istediğinde Nisa onun elini sıkı sıkıya tuttu. "Sakin ol." Sakin bir sesle konuştu. Cafer başını yanındaki kadına çevirerek gerginliğini biraz olsun aşağı tutmaya çalıştı.
"Olayum." Sabırsız bir sesle başını salladı. "Sakin olayum, hayde." Nisa'nın elini sıkıca tutarak Nevzat'ın masasına doğru yürüdü.
Bu adamı görmek onu sinir ediyordu. Geçmişi hatırlıyordu. Nisa'nın ona aşkla anlattığı adamı. Zaman geçmişti ama anılar az da olsa can yakıyordu. Düşünceleri bir kenara iterek Nisa'nın yanında olmaya baktı. Şu an yapması gereken tek şey buydu. Sevdiği kadının yanında olmak.
İkisi masaya ulaştıklarında Nevzat gözlerini camdan çekerek karşısındaki iki kişiye çevirdi. Kaşları çok az havalanırken başını geri eğdi. Nisa'nın yanındaki adama baktı. Tanıdık simasını anında hatırladı. Gözleri ikisinin eline inerken dudaklarında belli belirsiz bir sırıtış belirdi.
"Vay," Gözlerini Nisa'ya çevirdi. "Eski dostan yeni aşk?" Cafer'in Nisa'nın eline tutuşu refleks olarak sıkıştı.
"Ula saa ne?" Çenesi kasıldı. "Saa hesap mi verecek?"
"Seninle mi konuştum?" Çenesinin ucunu Nisa'ya doğru itti. "Benim muhattapım o, ne karışıyorsun? Ayrıca senin burada ne işin var?"
"Yok," Cafer kaşlarını yukarı itti. "Sen benlan konuşmadun ama ben senle konşayrum. Onu ne yapacağuz?" Nisa gözlerini Cafer'in yüzüne çıkardı.
"Bilerek yapıyor." Nevzat'ı tanıyordu ve bilerek ikisini kışkırtmaya çalıştığının farkındaydı.
"Oturmayacak mısınız?" Diye sordu Nevzat boş bir sesle. Nisa soğuk bakışlarını ona çevirdi.
"Senin masana oturacak kadar düştüm mü sence?" Küçümser bir sesle devam etti. "Derdin ne söyle sonrada defol git hayatımdan."
"Derdim belli." Cafer'i es geçerek direkt Nisa'ya baktı. "Derdim kızım. Kızımı görmek istiyorum."
"Kızın?" Nisa şaşkın bir gülüşle sordu. "Senin kızın filan yok." Nevzat'ın cesareti ona saçma geldi. Seneler sonra gelip kızından bahsedemezdi.
"Anladın mı? Yok. Sakın bir daha bunun için beni rahatsız etme." Gitmek için hareketlendi.
"O benim de kızım-"
"Ula başlarum şimdi saa da babaluğunada!" Nisa'nın elini bir hışımda bıraktı ve öfkeyle Nevzat'ın yakasına asılarak onu sandalyeden kaldırdı. "Sen ne şerefsuz bir adamsun ula?"
"Cafer!" Dedi Nisa telaşla. "Yapma."
"Sen kimsin de benim işime karışıyorsun lan?" Nevzat öfkeyle Cafer'in ellerini yakasından itti. "Ayşin benim de kızım!"
"Ayşin senun heç bir şeyun değul ula!" Bir kez daha ileri atılmak istedi. Nisa korkuyla aralarına girdi. Daha önce Cafer'i böyle bir öfkenin içinde görmemişti. "Duydun mu? Heç bir şeyun değul. Defolup gidecesun!"
"Gitmeyeceğim." Nevzat soğuk bir sesle sesini yükseltti. "Kızımı-"
"Şimdi mi aklına geldi!" Nisa öfke içinde vücudunu Nevzat'a çevirdi ama bir eli hâlâ Cafer'in göğsüne yaslı kaldı. "Tek başıma doğurdum ben onu. Anlıyor musun? Yoktun. Nasıl bir korkaksan öyle kalmaya devam et. Sakın kızımın karşısına çıkayım deme. Duydun mu?" Dişleri arasında konuştu. "Bana yaşattıklarını unutmadım. Aldır dedin! Git aldır dedin bana para verecek kadar alçak bir adamdın sen." Eli Cafer'in göğsünden çekildi ve Nevzat'ın karşısına dikildi.
"Bana aldır dediğin çocuğu mu görmek istiyorsun? Öyle bir dünya yok." Nevzat öfkeyle çenesini sıvazladı.
"Hata yaptım tamam mı?" Savunmaya geçti. "O an ne yapacağımı bilemedim-"
"Beni aldattın sen, Nevzat." Sesi tiksinti doluydu.
Cafer hızla genişleyen gözlerini Nisa'ya indirdi. Bunu bilmiyordu. Ve bu oyunun içinde her geçen an öğrendiği şeyler Nevzat'a karşı öfkesini körüklüyordu.
"Ben bunu hamileliğimin üçüncü ayında bir arkadaşımdan öğrendim. Sen benimle birlikteyken beni aldatmışsın. Ne oldu?" Alayla konuştu. "Terkedilince terkettiğime döneyim mi dedin? Yüz üstü mü bıraktı seni?" Nevzat her duyduğu kelimede öfke hissetti.
"Bana bak Nisa-" onun kolunu kavradığı an yüzüne yediği yumrukla geri sendeledi ve bir masanın üstüne düşerek dengesini kaybedip yeri boyladı.
"Senin ona dokunan elini kırarum, Nevzat." Cafer birkaç adımda yere düşen adamın üstüne eğilerek elini yakasına doladı. "Duydun mi? Seni geberturum." Bir yumruk daha Nevzat'ın yüzüne geçirdi. Ardından tam üstüne tükürdü. "Hasiyetsiz." Doğrularak onları izleyen Nisa'nın elini tuttu.
"Gideyruz yuri." Nisa yutkunarak adımlarını Cafer'in peşinden sürüklerken Nevzat aldığı sert darbelerin etkisiyle zar zor doğruldu.
"Ayşin'i alacağım." Dedi sığ nefesleri arasında. "Onu alacağum, Nisa!"
"Elunden geleni ardina koyma!" Diye bir tehdit savurdu, Cafer.
Ne Nisa'yı ne de Ayşin'i bu adama bırakmayacaktı.
Kendine bir söz verdi; bu kez aynı hatayı tekrar etmeyecek Nisa'dan uzak durmayacaktı.
🌊
Hafsa Payidar.
Kahvaltının ardından Nadir bizi yalnız bırakmak adına evden çıkmıştı. Kahvaltı genel olarak sessiz geçmiş aramızda başka bir konuşma geçmemişti.
Nadir evden çıkınca Yavuz beni arka bahçeye çıkarmıştı. Henüz neden buradaydık bilmiyordum. Elimi belime yaslayarak onu izledim. "Ne yapacağız?" Diye sordum o bahçenin en uç köşesindeki masanın yanına yürüyerek.
Masanın üstünde bir sürü fidan vardı. Anında ifadem aydınlandı. "Fide mi aldın?" Neşem yerine gelirken koşar adım yanına ilerledim ve çeşit çeşit olan fidanlara baktım. Bazıları ağaç bazıları çiçekti.
"Ne bunlar?" Hızla sorduğumda güldüğünü duydum.
"Her şeyden var." Başını bana çevirerek yumuşak bakışlarını yüzüme dikti. "Ama en çok yasemin çiçekleri." Sözleri kalbimi eritti. Tekrar mutluluk saçan bakışlarımı fidanlara indirdim.
"Bahçeye mi ekeceğiz?" Onaylar bir ses çıkardı.
"Ben ekeceğim, sen oturup izleyeceksin." Bir sandalye çekerek başıyla oturmamı işaret etti. "Hadi." İkizlerimle eğilip kalkmak benim için zor olacaktı. Yavuz bunu bildiği için beni çalıştırmayacaktı.
"Yardım ederdim?" Dedim bir elimi karnıma yaslayıp otururken. Anında kaşlarını yukarı itti.
"Olmaz." Masanın üstündeki fidelerden birini nazikçe aldı. "Sen sadece otur ve neyi nereye dikmemi istiyorsan söyle yapacağım." Gülerek onu izledim. Küçük küreği eline alarak bahçeye yürüdüğünde çok ciddi bir ifadesi vardı.
Tüm bahçeyi çiçeklerle süslemeden durmayacaktı. Bu hoştu çünkü çiçekleri ve ağaçları severdim. Üstelik bebeklerimin her çiçekle ağaçla birlikte büyüyeceğini bilmek beni daha da mutlu etti.
Yavuz yuvamızı gerçek anlamda en güzel yere çeviriyordu.
"Burası nasıl?" Gözleriyle bahçenin kenarından bir köşeden başlayarak bana baktı.
Yüzümdeki tebessüm ona çok fazla şey söylemiş olacakki aşağı eğildi ve yeri kazmaya başladı. Onu izlerken düşünmeden edemedim basit bir çiçek dikerken bile böylesine çekici gözükmeyi nasıl başarıyordu?
İlk fideyi dikip dibini toprakla doldurduktan sonra başını bana çevirerek göz kırptı. "Görüyor musun karım? Elimden her iş geliyor." Birkaç kez eliyle toprağı sıkıştırdı ve nefesini verdi. "İlk çiçeğimiz hazır." Hayıflandı. "Her ne kadar benim çiçeğim kadar güzel olmasada,"
"Senin çiçeğin?"
"Sen." Kalbim teklerken başını bana çevirdi ve gülümsedi. "Sensin. Yasemin gibi kokan, onun kadar saf, güzel. Tek çiçeğim sensin." Nefesini verdi. "Sen yaseminleri seviyorsun, bende seni."
Beni ağlatamaya yeminli bir hali vardı. Maziye daldım. İdris abinin evinde bir kaçak gibi saklandığımız o günlere. O zaman da bana bunları söylemişti. Alt dudağım çok az öne çıkarken gözlerim doldu.
"Hafsa," Daha oradan düşen yüzümü farketti ve küreği yere atarak yanıma yürüdü. "Noldu karım?" Sesini endişe sararken hemen sandalyemin önünde eğildi. "Yanlış bir şey mi söyledim?"
"Hayır." Başımı iki yana salladım ağlarken. "Sözlerin..geçmişi hatırlattı biz resmen kaçak gibi kaçıyorduk!" Herhalde hormonlarım sağolsun yine olur olmadık ağlamaya başlamıştım. "Ben seni terkettim ya o gün..bir notla," Zırıl zırıl ağladım. "Çok üzmüşümdürde seni şimdi aklıma geldi." Yavuz bu hallerime sadece güldü.
O güldüğünde ben somurttum. "Komik mi?" Burnumu çektim. "Ben ağlıyorum sen gülüyorsun."
"Komik." Eli elimi kavradı ve yüzümü izledi. "Canım yandı ama senden gelen yaranın acısını bile sevdim. Bunun için ağlıyorsan hiç ağlama."
"İnsanın açtığı yara sevilir mi hiç?" Diye sordum. İlla ağlamak için sebep arıyordum.
"Sevilir." Elinin tersiyle gözyaşlarımı sildi. "Karımdan bana gelen her yarayı seveceğim." Islak kirpiklerim arasından ona baktım.
"Sana yara açmam." Hafifçe omuzlarımı kendime çektim. "Seni isteyerek hiç yaralamam."
"Biliyorum." Hafifçe doğruldu ve ellerini yanaklarıma yasladı. "Ezberim." Sanki onun tek ezberi bendim. "Senden bana yara gelmez." Baş parmakları yaşları sildi. "Ben sana burada çiçek dikeyim, sen ağla. Ne yapsak yüzünüzü güldüremiyoruz Hafsa hanım."
Son sözleri beni güldürdü. "Çocukların yüzünden."
"Çocuklarım doğduktan sonra beni nasıl kandıracaksın?" Gözyaşlarım dinerken gülümsedim.
"Seni kandırmak kolay."
"Allah Allah." Meydan okuyan bir ifadeyle kaşlarını çattı. "Öyle miymiş?"
"Öyle." Başımı salladım. "Git desem gidiyorsun kal desem kalıyorsun." Övünerek omuz silktim. "Bana düşkünsün, kabul et."
"Düşkün mü? Aşkından geberiyorum." Bunu itiraf etmekten asla çekinmezdi. "Bir şey yapmana gerek yok," Sesli bir nefesle gözlerimin en derinine baktı. "Sen bana böyle bak ben sana kanarım."
Sahte bir şekilde yüzümü düşürdüm. "Kandırıyor muyum ben seni?"
"Yok," Dilini damağına vurdu. "Ben kanmaya pek musaitim. Özellikle karıma." Nasıl aradan sıyrılacağını çok iyi biliyordu. Gözlerimi kısarak onu izledim.
"Ben seninle uğraşamıyorum." Şimdi de ona bunun için trip atacaktım. "Seninle ne zaman uğraşmaya kalksam tatlı tatlı konuşuyorsun kiminle uğraşayım şimdi ben?" Sırıtarak tekrar aşağı eğildi ve tek dizinin üstünde durarak elimi tutmaya devam etti.
"Hiçbir sebep yokken kavga mı edelim?" Elimi çekerek kollarımı göğsümde kenetledim.
"Sen benimle hiç kavga etmiyorsun." Eli boşta kalınca bir an afalladı ama sonra bana katıldı.
"Ne fuşki bir kocaymışım ben, karımla hiç kavga etmiyorum."
"Öylesin." Kınar bir sesle konuştum. "Milletin kocaları yumruğunu masaya koyuyor."
"Ben yumruğumu masaya koyamam." Anlamayarak gözlerimi kırpıştırdım.
"Neden?"
"Karım o masayı kafama geçirirde ondan." Bir an düşünerek ona baktım ardından başımı salladım.
"Sence sadece onunla sınırlı kalır mıyım?"
"Yok," Abartı bir sesle. "Hayati baa dar edersun."
"Ederum." Kararlı bir şekilde konuştum. "Neyin var neyin yok alırım çocuklarımıda sana göstermem."
"Halt ederum ben." Gözlerini bir kez açıp kapattı. "Karımun dizinin dibunden ayrulmam. Karum isterse kırsın kafamu yorulmasın ben kırsun diye dizune koyarum." Şimdi ben bu adama nasıl kızayım?
"Yok kırmam." O kadar da zalim değildim. "Kıyamam ben sana." Masum masum konuştuğunda bu hoşuna gitmiş gibi güldü.
"Kıyma sen bana." Kıymazdım.
İkimizde birbirimize bakıp güldük. Ne kadar güldük kaç dakika güldük bilmiyordum ama aramızda geçen her konuşma öyle tatlı öyle güzel geçmişti ki o an hissettim. Bu yuva bize evdi.
Her şeyden önce, Yavuz bana evdi.
BÖLÜM SONU.
Bölümü nasıl BULDUNUZ BAKALIM??
Yazarken o kadar eğlendim ki akıp gitti gerçekten onları böyle bir arada mutlu yazmayı çok özlemişimmm🩷🥹🥹
Umarım sizlerde bölümü beğendinizz, yıldıza tıklamayı unutmayınız gelecek bölüm görüşürüz Allah'a emanet. 🌸💝🙆♀️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 160.66k Okunma |
9.63k Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |