43. Bölüm

42 BÖLÜM-AİLE

Selin Eliz
selinelizben

Hepinize merhabalar yeni bölüme hoş geldiniz. Yorumlarınızı ve oylamalarınızı eksik etmeyiniz lütfen. 🫶🫂

 

Bu bölüm yapabilirsek en az 400 yorum 500 oy yapalım olur mu? Elbetteki mecbur değilsiniz ama pragraf arası fikirlerinizi çok merak ediyorum. 🫶🩷🥹 Yorum yapamasanız bile oya bile tıklasanız yeterli. 🫠🫶

 

                                        🌊

 

Bölüm şarkıları.

Volkan konak-Yarim Yarim.

Sezen Aksu-Vazgeçtim.

Horon muziği. (Hangisi olduğu farketmez karışık dinledim.)

Trabzon kolbastısı. (Birkaç versiyonu var hangisini isterseniz açın.)

 

                                         🌊

 

2 ay sonra.

 

"Yavuz!" Diye seslendim içeriye. "Tabakları sen mi götürdün?" Mutfakta dolapları açmış ama her sabah salona götürdüğümüz tabakları görememiştim.

 

"Ben aldım." Dedi mutfağa girerken ve hızlı adımlarla yanıma gelip kaşlarını çattı. "Sana mutfak yasağı koymadım mı ben?" Başımı geri yatırarak abartı bir bakışla onu izledim.

 

"Bana sürekli yasaklar koyuyorsun!" Karnıma baktım. "Doğuracak değilim ya!"

 

"Ya doğurursan?" Telaşla sorarken karnıma baktı. Sekiz aylıktılar. Artık gerçek anlamda karnımda sekiz aylık iki bebek vardı.

 

"Yavuz daha 25 gün var." Dediğimde gözlerini yüzüme çıkardı. Doğum yaklaştıkça Yavuz daha fazla telaşa giriyordu. Her an doğuracakmışım gibi davranıyor ve bunun heyecanıyla korkusunu aynı anda yaşıyordu. Her ne kadar ona belli etmemek için çaba sarf etsem bile bende aynı durumun içindeydim.

 

Son haftalardı ve birkaç hafta içinde ben bebeklerimi kollarıma alacaktım. Bu düşünce hem içimi ürpetiyordu hem de beni fazlasıyla mutlu ediyordu. Asıl zor olansa ne yapacağımı hiç bilmiyor oluşumdu. Ve Yavuz'a baktıkça anlıyordum onun da benden bir farkı yoktu.

 

"Biliyorum." Gergin bir nefesle sevgi dolu bakışlarını karnıma indirdi. "Ne yapayım? Heyecanlıyım. Ayrıca endişe ediyorum." Bakışları yüzüme tırmanırken bir eli belimin yanına diğer elinin avucu karnıma yaslandı. "Deliriyorum bir şey olur diye. Doktor son haftalar dinlensin dedi."

 

Benim aksime Yavuz doktor ne diyorsa yapmaya hazırdı. Korkmasa bana yürüme yasağı bile koyacaktı. Karnımda gezinen eli birkaç tekme hissettiğinde güldü. "Bu afacanlar 25 gün dayanır mı?"

 

"Sana benzemişlerse işimiz var hiç dayanacak gibi değiller." Diye alay ettiğimde kurnaz bakışlarını yüzüme çıkardı.

 

"Ayıp ettin sevdam. Ben sabırlı bir adamım."

 

"Ne demezsin," İç çektim. "Sabır akıyor resmen." Ardından karnımda bir tekme hissettiğimde irkilerek güldüm. "Bak seni koruyorlar. "

 

"Desene beni karımdan koruyacak iki evladım var. En şanslı babayım." Kaşlarımı çattım.

 

"Ben sana korunacak ne yapıyorum ki?" İşaret parmağımı göğsüne bastırdım. "Sinirlendirmezsen bende konuşmam."

 

"İster konuş ister konuşma, ben senden korkuyorum." Sanki gerçekten korkuyormuş gibi sesini kıstığında hızla kolunu çimdikledim.

 

"Çocuksun yemin ederim!" Kolunu ovarak gülmeye başladığında ekmekleri alarak yanından geçtim. "Görende seni asıp kesiyorum sanacak."

 

Salona girdiğimizde ekmekleri masanın ortasına koydum ve peşimden gelen Yavuz hızla sandalyemi çekerek yine şirinlik etmeye başlayınca ona karşı koyamadım. Sinirli ifademin aksine dudaklarıma yayılan tebessümle oturdum. Hamileliğim ilerlediği için artık basit bir oturma hareketi bile bana zor gelmeye başlamıştı.

 

Yavuz bunun farkındaydı ve sırf bu yüzden her an yanımda olarak beni en rahat ettirecek yollara el atıyordu. İki aydır kendi evimizdeydik. Sık sık abimlerin kaldığı eve gidiyor bazı geceleri oradaki odamızda geçiriyor ama dönüp dolaşıp kendi evimize geliyorduk. Son iki ayda buraya epeyce alışmıştık.

 

Aylar önce Yavuz'un diktiği ağaçlar hafifçe büyümüş çiçekler açmaya başlamıştı. Bahçemiz en güzel şekilde süslenmişti. Günlerimiz çok güzel geçmişti. Uzun bir zaman sonra en tatlı günlerimizi bu evde geçirmiştik.

 

Ve yarın abimlerin düğünü vardı. Bizimkiler iyiydi ve nihayet düğün günü varmıştı. Birkaç gün önce hepimiz gelinlik alışverşine gitmiştik. Zerda tam da aylar önce dergide beğendiği gelinliğe benzer bir gelinlik seçmişti. Abimde bu sırada kendine damatlık almıştı. İkiside istediği için böyle bir günde onları yalnız bırakmamıştık.

 

Ve hiç beklemediğimiz bir şey yaparak Cafer abime kravat almıştı. Sırf kravata para verdi diye bir haftadır abimin peşinde sende hakkım var düğünde gümüşhane kızları açtıracaksın diyerek dolaşıyordu. Abim sanırım haklıydı. Cafer resmen düğünde günüşhane kızları açtırsın diye abime ruşvet olarak kravat almıştı.

 

Bu adamın gümüşhane kızı sevdası hiç bitmezdi. Ayrıca Nisa ile araları epey iyiydi. Geçen aylar onları daha da yaklaştırmıştı. Nisa son zamanlar pek iyi sayılmazdı. Nevzat velayet davası açmıştı ve böyle giderse davayı kazanacaktı. Nisa'nın tek başına bir çocuğu büyütemeyeceğini ileri sürerek önce kızını haftada iki kez görmek istediğini bildirmiş daha sonra Ayşin'i Nisa'nın elinden tamamen almak için uğraşmıştı. Bu süreçte Cafer'in onu darp ettiğine dair belgeler almıştı ki bu konuda haklıydı.

 

Cafer, Nevzat denen bu adamı dövmüştü ve adam bunu fırsata çevirip Cafer'in sinir sorunları olduğunu söylemiş kızını böyle bir ortama bırakmayacağını iddia ederek davayı kendi aleyhine doğru epey güçlendirmişti.

 

Cafer sırf bu yüzden Nisa'ya ondan uzak durmayı bile teklif etmişti ama Nisa kabul etmemişti. Böylece haftalardır velayet davası için savaşıyordular. Ayşin artık babasının kim olduğunu biliyordu ama mutlu değildi. Onunla yaşamak istemediğini söyleyip duruyordu. Ama yaşı küçük olduğu için Nevzat annesinin kafasını doldurduğunu iddia ediyordu.

 

Bu çekişmeli dava bir hafta sonra son bulacaktı. İki seçenek vardı. Ya Ayşin haftanın beş günü babasında kalacak iki gün Nisa'da kalacaktı ya da Nisa davayı tamamen kazanıp kızını o adama bir daha göstermeyecekti.

 

Umarım bu davayı Nisa kazanırdı. Çünkü beş sene orada olmayıp sonra dönüp aniden kızımı istiyorum diyemezdi.

 

Süleyman ve Karaca eskiye kıyasla biraz işleri yürütümüş gibiydiler ama Zahir abinin bundan haberi yoktu. Karaca Zahir abinin yanındayken elinden geldiğince Süleyman'dan uzaktı. Süleyman'sa Karaca'ya yaklaşmadığı sürece Zahir abiyle arası iyiydi. Ama ne zaman Karaca'ya küçük bir iltifat etse Zahir abi araya giriyordu.

 

Sanırım o Aziz abiden bile daha beterdi. Aziz abiye gelirsek hiç mutlu değildi. Sürekli abime laf sokup duruyordu. Öyle davranıyordu ki sanki abim Zerda'yı alıp çok uzaklara götürecek bir daha da geri getirmeyecekti. Sanırım geriye kalan tek ailesi Zerda olduğu için ona böylesine gönülden bağlıydı.

 

Devran ve Narin'se eski düşman hallerine kıyasla şimdi daha iyiydiler. Devran'ın Taner'i rahat bıraktığını öğrenmiştim. Narin bir arada oturduğumuz bir anda bize Devran'ın İshak'ın intikamından vazgeçtiğini söylemişti. Zaten Taner'in içeri girmesi büyük bir intikam olmuştu. Ancak Devran içindeki kini atamadığı için bir gün onu o dayaklarla öldürecekti.

 

Sırf bu yüzden onu durdurmuştular. Devran durunca Zahir abide durmak zorunda kalmıştı. O adamla uğraşıp kız kardeşinin canını yaktığı kadar onun canını yakmak istiyordu ancak bu adam zaten hapse girmişti ve bize daha fazla bulaşamazdı. Zahir abinin ya da Devran'ın bir hamle yapması bize yeni düşmanlar kazandırırdı.

 

Bu yüzden Karaca abisiyle konuşup bu duruma izin vermemişti. Zorda olsa o da Taner'i içeride çürümesi için rahat bırakmıştı. Devran'sa İshak'ın ondan istediği son şeyi yapmaya çalışıyordu.

 

Ailesinin yanında olup gerçekten mutlu olmak için her şeyi deniyordu. Özlem'i mutlu ediyordu. Narin'i mutlu ediyordu. En azından artık onların yüzünü güldürüyordu. Narin'in hâlâ Devran'a yabancı olduğunu hissediyordum. Bilmiyordum belki zaman onun duygularına iyi gelirdi.

 

Bazı şeyleri unutmak üstünü kapatmak zor geliyordu.

 

Yavuz'la kahvaltımızı bitirdikten sonra hemen abimden bir telefon almıştık. Öncesinde düğün salonunda olur sandığımız düğünü resmen meydanın ortasında yapma kararı aldıklarını söylemiştiler. Yavuz ilk 10 dakikayı bu son güne mi bırakılır diyerek telefonda abimi söverek geçirip arabayı oraya sürene kadar da söylenmişti.

 

Kabul etmeliydim ki sinirliyken çok komikti.

 

Tanıdığımız mahallenin büyük meydanına gelince bir sürü işçilerin aşağı yukarı koşuşturduğunu farkettik. Yavuz arabayı park ederken söylendi. "İlla iki ayağımızı bir pabuça sokacaklar." Abimlet gerçekten meydanın ortasında oraya buraya koşturup duruyordu. Yavuz bana doğru döndü. "Kendini yormak yok."

 

"Boş boş oturamam." Dedim sıkıntılı sesimle. "Yardım ederim!"

 

"Bekle edersin," Dedi azarlayan sesle. "Olmaz, sen otur bana söyle ben yaparım." Anlaşılan bu adam çocuklar doğana kadar beni çalıştırmayacaktı.

 

"Sinir bozucu adam." Diye geveledim kemerimi çözerken. "Kendimi kötü hissedersem otururum." Dediğimde burnundan sesli bir nefes verdi.

 

Beni yerimde tutamayacağını biliyordu. Yine de yanımdan iki adım öteye gitmeyecekti işte bende bunu çok iyi biliyordum. Birlikte arabadan inerek meydana doğru yürüdük. Bizimkiler bağırıp çağırıp bir şeyler hakkında konuşuyordular.

 

"Masa oraya yakışır mı sence?" Dedi abim öfkeyle. "Gelinle damat masası başta olur!"

 

"Ula mahallenin başi buraya!" Dedi cafer geldiğimiz yolu göstererek. Abim sıkıntıyla burun kemerini sıktı.

 

"Orası mahallenin girişi gerizekalı!" Dediğinde Cafer öfkeyle konuştu.

 

"İki giriş var diğer taraftan gelsunler!"

 

"Milleti arka mahalleden mi dolaştıracağım!" Abim sabır dileyerek bize döndü. "Yavuz al şunu ağzını burnunu kıracağım düğünden önce beni katil etmeyin!" Yanıma yürürken gergin bir nefes verdi. "Hepsi ayrı bir mal!"

 

"Abi," Dedim tedirgince gülerek. "Çok mu gerginsin?" Yavuz Cafer'in yanına yürürken abim gözlerini bana çevirdi.

 

"Çok mu belli ediyorum?" Gözucu Ceylan ile süslerin yerini seçmeye çalışan Zerda'ya baktı. "Gerginim, ama korktuğumdan değil mutluluktan." Bana bakarken göğsü abartı bir nefesle kalkıp indi. "Zerda yanlış anlamaz değil mi? Çok elim ayağıma dolaştı Hafsa. Evlilikten rahatsız oldum filan diye düşünmez değil mi?"

 

Bundan gerçekten korkar bir hali vardı. Zerda'yı öylesine seviyordu ki gerginliğinin bile onu incitmesinden korkuyordu.

 

"Düşünmez." Elimi koluna koyarak okşadım. "Hem yarın damat oluyorsun gergin olman çok doğal."

 

Aydınlanma yaşar gibi sanki daha fazla gerildi. "Ben bu düğün işini nasıl yapacağım? Resmen evleniyorum."

 

"Daha yeni mi farkettin?" Diye gülerek sorduğumda bakışları yumuşadı.

 

"İnsan senelerce beklediğine kavuşunca heyecandan ölecek gibi oluyormuş." Abim Zerda'yı çok beklemişti. En acısıda onu görsün diye beklemişti. Seneler bu yüzden ona ağır gelmişti.

 

"Çok bekledin." Dediğimde başını Zerda'ya çevirdi. Onun heyecanlı ve cıvıl cıvıl hali sanki biraz olsun o heyecanını dindirdi.

 

"Onun için değer. Yine olsa yine beklerdim."

 

"Senin kadar bende bekledim!" Dedim hüzünlü ortamı dağıtmak adına alayla. "Kaç senedir bu düğünü bekliyorum haberin var mı?" Abim gülerek gözlerini sevdiğinden ayırıp bana çevirdi.

 

"Aşkımın çok sevgili mimarı," Kollarını iki yana açarak keyiflendi. "Abisinin gülü."

 

"Ta kendisi." Diyerek kendimle övündüm hemen ardından kolları arasına girerek ona sarıldım. Vakit kaybetmeden kollarını etrafıma sararak bana sıkıca sarıldı ve güldüğünü duydum.

 

"Nasılsın bakayım?" Merakla sordu. "Yeğenlerim?" Çok az başımı geri çekerek gülümsedim.

 

"İyiyiz." Bir elimi onun yanından çekerek karnıma yasladım ve okşadım. "Afacanlarda iyi, son zamanlar biraz fazla hareketliler ama idare ediyoruz." Gözlerinin içi gülerken bakışlarını karnıma indirdi. Daha şimdiden dayı olacağı aklıma geldiğinde içine heyecan doluyordu.

 

"Az kaldı." Dediğinde başımı salladım.

 

Ailemize iki küçük meleğin katılmasına çok az kalmıştı. Abim bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama tam o anda kafasının arkasına yediği tokatla inledi.

 

"Oğlum!" Dedi eli başının arkasına uzanırken.

 

Aziz abi hemen yanımızdan geçerken bilerek abimin kafasının arkasına tokat atmıştı. "Boş durma damat çalış." İlla abimi süründürecekti.

 

Abim öfkeyle dişlerini sıktı. "Zerda'nın abisi olmasa ağzını burnunu kıracağım."

 

"Yapmazsın." Dedim gülerek. "Aziz abiyi seviyorsun."

 

"Ondan nefret ediyorum." Dedi yüzünü buruşturarak.

 

"Hiç inandırıcı değil." Abim, Aziz abi istese canını verecek kadar onu seviyordu. Bana boş bir bakış attı hemen ardından nefesini vererek Zerda'lara doğru döndü. "Gidip yardım edeyim, kendini çok yorma." Dediğinde başımı salladım ve onun uzaklaşmasını izledim.

 

Gözlerimi Yavuz'la Cafer'e çevirdim. Masanın yerini ayarlamaya çalışıyordular. Süleyman hiç oralı değilmişcesine bir sandalye çekmiş oturmuş patlamış mısır yemekle meşguldü. Şaşırmıyordum her zamanki halleriydi. Ara sıra Zahir abiye attığı sinirli bakışları farkettim. Bu garibime gitti çünkü Süleyman Zahir'e hiç böyle bakmazdı.

 

Neler olduğunu daha sonra öğrenirdim. Yavuz'un yanına yürüyerek tek kaşımı kaldırdım. "Yardım lazım mı?" Cafer masanın bir ucundan Yavuz bir ucundan tutmuştu. İkiside aynı anda baktı.

 

"Var." Dedi Cafer. "Çek şu kocani, masayi sağa koyacağum!"

 

"Sağ taraf fazla dolu," Yavuz inatla konuştu. "Sola koyacağız."

 

"Sağa."

 

"Sola."

 

"Sağa dedum."

 

"Sola dedum." İnatlaşınca şivesi devreye giriyordu.

 

"Ula masa oraya yakışmayi!" İsyanla bağırdı Cafer. Yavuz anında gözlerini kıstı.

 

"Masa saa çok yakışayi, direkt kafana geçirmeme ne dersun?" Cafer hızla yutkundu.

 

"Sola koyalum."

 

"Şöyle laf dinle." Yavuz savaşı kazanmanın verdiği gururla omuzlarını dikeltti. "Hayde."

 

İki çocuk gibi didişmeye bayılıyordular. Gülümseyerek onların masayı yerleştirmesini izledim. Hemen ardından Cafer bana döndü ve önüme gelerek aşağı eğildi. "Amcalarinin bitaneleri." İşaret parmağıyla karnıma dokundu. "Nasisiniz bakayum?"

 

Karnımda kıpırdanmalar hissettiğinde güldü. "Bende iyiyum!" Çocuklarım amcalarını seviyor olmalı ki hemen tepki veriyordular.

 

"Ne zaman geleysuniz?" Dertli bir nefes verdi. "Sizde haklisunuz. Böyle bir babam olsa bende dünyaya gelmek istemezdum-" Anında gözlerim genişledi. Resmen Yavuz'a bulaşmak için fırsat kolluyordu.

 

"Cafer!" Yavuz şaşkınca bağırdı ve hemen yanımıza gelerek Cafer'in gömleğin arkasını yakalayarak onu geri çekti. "Çocuklarıma ne diyorsun sen!"

 

"Ne demişum!" Cafer hızla ellerini havaya kaldırdı. "Babalarının mükemmeluğunden bahsettum!"

 

"Benim kötü bir baba olduğumu söyledin!"

 

"Asla demedum." Hızla Yavuz'un elinden kurtuldu. "Şiddete hayur."

 

"Çabuk gel buraya çocuklarımdan özür dile-"

 

"Kavga etmeyin, onları kötü etkiliyorsunuz!" Diyerek ellerimi karnıma sardım. İkisinede düşmanıma bakar gibi baktığımda afalladılar.

 

"Hafsa, gözleru yok." Dedi Cafer.

 

Kaşlarımı çatarak anında ona baktım. "Ne demek gözleri yok?" Yüzümü düşürdüm. "Çocuklarım gözsüzmü benim!" Her şeyi tersten anlamaya meraklıydım.

 

"Ne demeye çalışıyorsun lan sen benim çocuklarıma!" Yavuz aynı hızla Cafer'i tekleyince ona baktım.

 

"Sus!" Dediğim an irkildi. "Sende sürekli kavga ediyorsun, bebeklerimin piskolojisini bozdun. Gidiyorum ben git kavganı az ötede et!" Şaşkınca arkamdan bakmasını hiç umursamadım. Tam adım atacaktı ki söylendim. "Arkamdan gelme boğaldum!" Adımları bıçak misali kesildi. Gözlerini masum masum kırpıştırdı.

 

Bu adam gerçekten benden korkuyordu!

 

Oysa korkulacak bir kadın değildim.

 

Yavuz'u orada Cafer'in ellerine bırakıp Süleyman'ın yanına oturdum. Anında elindeki paltamış mısır kabını bana uzattı. Bir avuç alarak onları ağzıma attım ve merakla ona baktım.

 

"Ne senin bu halin?" Deminden beri somurtuyordu.

 

"Kızgınım." Öyle tatlı bir ifadesi vardı ki kızgın bile diyemezdik ben somurttuğunu düşünmüştüm.

 

"Niye?" Birkaç patlamış mısır ağzına atarken içli bir nefes verdi.

 

"Zahir bana yasak koydu." Buna gerçekten bozulmuştu. "Karaca'ya yaklaşmam yasak." Gözlerim genişledi.

 

Ardından Ceylan ile birlikte süslere yardım eden Zahir abiye baktım. Bunu yapmış olabilirdi çünkü Karaca'yı Süleyman'dan uzak tutmak için elinden geleni yapıyordu.

 

"Ne zaman yaptı bunu?" Dediğimde suçsuz çocuklar gibi bana baktı.

 

"Bir hafta oluyor. Bir haftadır Karaca'ya yaklaşamıyorum ve özledim." Öfkeyle konuştu. "Gizli gizli buluşup konuşuyoruz!" Elini tekrar patlamış mısırlara daldırdı. "Karaca Zahir'in gazabı yüzünden bana yaklaşmıyor. Zahir'le aramı bozmak istemiyor ama böyle de benden uzak ve ben bunu hiç sevmedim." İsteksizce patlamış mısırı ikimizin ortasına bıraktı.

 

Açık söylemek gerekirse bu hallerini görmek hiç hoşuma gitmedi. Zahir abi Karaca'yı korumak istemekte çok haklıydı ama aralarına böyle mesafe koymak pek iyi bir şey sayılmazdı. Çünkü deminden beri Karaca'da Süleyman'a bakıp duruyordu.

 

"Onunla konuşurum." Dediğim an Süleyman başı kalktı ve ela harelerine umut erişti.

 

"Yapar mısın yenge?" Buna gerçekten ihtiyacı vardı.

 

"Yaparım." Gülümseyerek başımı salladım. "Umarım işe yarar." Tebessümü teşekkür doluydu.

 

"Sağolasın yenge." Ona boşa umut vermek istemezdim umuyordum ki zahir abi beni dinlerdi.

 

Süleyman'ın yanından kalkarak Zahir abinin yanına yürüdüm. Ceylan'la örtülerin yerini konuşurken hemen yanında durdum.

 

"Abi." Dikaktini çekerek seslendiğim an başını bana doğru çevirdi.

 

"Abim." Bu cevabını hep çok seviyordum.

 

"Konuşalım mı?" Kara gözlerine biraz merak erişti. Ardından başını sallayarak Ceylan'a baktı.

 

"Sen Zerda ile karar ver hemen geleceğum." Karaca'ya baktı. "Yengene eşluk et abim." Karaca gülümseyerek başını salladı. İkisi Zerda'nın yanına ilerlerken nefesimi vererek masalardan birini gösterdim.

 

"Oturalım mı?" Sorduğum sorumla başını salladı. Masanın etrafındaki sandalyelerden birine geçip oturduğumda o da hemen karşıma geçti ve oturdu.

 

"Ne konuaşcağuni bileyrum." Farkındaydı. "Süleyman." Elbette ne söyleyeceğimi biliyordu.

 

Kısa bir an uzaktan merak içinde bizi izleyen Süleyman'a baktıktan hemen sonra Zahir abiye baktım. "Süleyman'a yasak koymuşsun."

 

"Ettum oni." Verdiği karardan hiç geri duracak gibi değildi.

 

"Neden?" Diye sorduğumda derin bir nefesle sandalyede geri yaslandı.

 

"Karaca'ya fazla yaklaşayi." Bunu düşünmek bile onu geriyordu. "Bu yüzden koydum." Aralarında bir şeyler başlıyordu ve Zahir abi bunun çoktan farkına varmıştı.

 

"Süleyman'ı tanıyorsun." Dedim yumuşak bir sesle. "Karaca'ya zarar verecek son insan bile değil." Gözlerindeki sakinlikten korktuğunun bu olmadığını anladım.

 

"Süleyman'a güvenum tam." Başını iki yana salladı. "Ama bu kardeşumin birini hayatina almasuna izin vereceğum anlamina gelmeyi."

 

"Ya kendisi bunu istiyorsa?" Dediğimde bir an duraksadı. Bu fikir bile onu rahatsız etmiş olmalıydı.

 

"Henüz öyle bir piskolojide değul." Karaca'yı sandığımdan daha fazla koruma altına almıştı.

 

Bu konuda belki de haklıydı. Karaca'nın çok fazla korkuları vardı. Fazlasıyla güven sorunlarına sahip olduğuna emindim. Bu yüzden Zahir abi kendince onu korumaya çalışıyordu.

 

"Seni anlıyorum." Dedim ve başımı çok az omzuma eğdim. "Ama Süleyman onu incitecek bir adam değil. Aksine onun yaralarını saracak bir adam. Bunu en iyi sen biliyorsun." Tebessüm ettim. "Süleyman senin bile yaralarını sararken kardeşine zarar vermez." Göğsü sesli bir nefesle kalkıp indi. Sözlerimin altında yatan imaların farkındaydı.

 

Süleyman'ı tanıyordu. Hatta benden bile daha iyi tanıyordu. Karaca'yı korumak istiyordu ama bunu yaparken Süleyman'dan uzak durması pek iyi olmazdı. "O benum kardeşum." Dedi Zahir abi ardından başını omzunun üstüne çevirerek Süleyman'a baktı. "Bileyrum, yaralari en güzel şekilde sarayi." Bakışları bu kez yumuşaktı. "Kaç kez Karaca'yi ona anlattum ben." Geri gözlerini bana çevirdi. "Ama Karaca'da başka."

 

Bu kez sesine çaresizlik erişti. "Karaca çok..değiştu Hafsa." Kardeşine bakarken eski kadını göremiyordu. "Buni görmek canumi yakayi eski cesaretuni ondan almışlar." Kara gözlerini bu kez acı sardı. "Bu olanlar çok yeni. Anlayimisun?"

 

"Anlıyorum." Ne demek istediğinin farkındaydım. Karaca geri döneli birkaç ay oluyordu. Zahir kavuştuğu kardeşini kimseyle paylaşmak istemezse bunu anlardım. "Onu koruma demiyorum." Hafifçe öne eğilerek ikna dolu bir sesle konuştum. "Ama onları ayırma." Omuzları biraz çöktü.

 

"Süleyman sana ne dedu?" Çok korktuğu bir soruyu soruyordu. Birkaç saniye duraksadım ve düşündüm. Bunu ona söylemek ne kadar doğruydu bilmiyordum ama Zahir abi ne kadar korksa bile bunu duymaya hazır gibiydi.

 

"Kendisinin söylemesi daha iyi olur." Bu onların arasında konuşulması gereken bir meseleydi. "Ama, bana kalırsa Süleyman Karaca'dan uzak durduğu her an acı çekiyor." Bunu Süleyman'ın gözlerinde görmüştüm. Karaca'dan uzak durmak sevdiği bir şey değildi.

 

Zahir abiyi ikna edebildiğimi hissettim. Çünkü belirsiz bakışları hem Karaca'nın hem de Süleyman'ın arasında gidip geldi. Kendi kafasının içinde bir şeyler düşünüyordu. Sanırım konuşmamız burada bitmişti. Yavaşça yanından kalktım ve omzunu hafifçe sıkarak gülümsedim. Başını geri bana çevirerek o da bana bakarak küçük bir tebessüm etti.

 

Yanından uzaklaşarak geri abimlerin yanına yürüdüm. Tek umudum bu konuşmanın bir işe yaramasıydı. Çünkü en az Süleyman kadar Karaca'nın da bu durumdan hoşlanmadığının farkındaydım.

 

Zerda'nın yanına varır varmaz heyecanla bana döndü. "Hafsa baksana!" Abimlerin astığı ışıkları göstererek koluma girdi. "Çok tatlı olmamış mı?"

 

"Olmuş." Gülümseyerek başımı salladım. "Abim dediği gibi en güzel düğünü yapacak gibi." Ortam daha hazır bile değildi ama çok güzel gözüküyordu. Çiçekler süsler masalar örtüler hepsi konumlanmaya başlamıştı ve birleştikçe ortaya çok güzel bir görüntü çıkarıyordular.

 

"Çok heyecanlı." Dedi Zerda Aziz ile uğraşan abimi izleyerek. "Sabahtan beri eli ayağına dolaştı çok tatlı." Abimin düşündüğünün aksine bu hareketleri Zerda'ya sadece tatlı geliyordu.

 

"Düğünden önce bayılmazsa iyi." Dedim gülerek.

 

"Ay bayılır mı?" Endişeyle bana baktı. "Ya düğünde bayılırsa!" Umarım abim böyle bir şey yapmazdı.

 

"Bayılmaz." Neşeli bir sesle konuştum. "Seneler sonra sana kavuşmuş böyle bir anda bayılır mı sence?" Anında endişesi silindi ve o heyecanlı hali geri geldi.

 

"Bayılmaz." Işıl ışıl parlayan gözleri bana baktı. "Şahidim sen olacaksın değil mi?" Çocuksu bir heyecanla sordu. "Sen olursun değil mi?"

 

"Tabii ki ben olacağım." Tam karşıma geçip ellerini kollarıma koyduğunda bende ellerimi onun kollarının altına sardım. "Ben olmayacağım da kim olacak?"

 

"Sen birtanesin." Hızlıca öne uzanıp yanaklarıma sulu sulu öpücükler kondurdu. "Çok seviyorum seni. İyi ki benim kardeşimsin." Bana öz kardeşiymişim gibi seslenmekten hiç çekinmezdi.

 

Bende aynı şekilde ona böyle seslenmekten geri durmazdım. "Sende iyiki benim kardeşimsin."

 

"Zerda!' Diye seslendi aniden abim telaşla. "Bunları nereye asayım!" Zerda yüzündeki gülüşle ona döndü ve tülleri asması için gelin damat masasının yanına gösterdi.

 

"Şuraya!" Sağ tarafı işaret etti. "Çok güzel durur."

 

"Oraya mı?" Abim için fazla uzundu. "Cafer merdiven getir!"

 

"Getirmeyrum!" Cafer inatla ona baktı. "Az önce beni tehdut ettun!"

 

"Cafer bu elimdeki tüllerle seni boğmadan önce merdiven getir beni delirtme!"

 

"Bir doksan adamsun ula, azıcuk parmak uçlaruna çık." Abim sinir dolu bir nefes verdi ve bize doğru döndü.

 

"Zerdam şu adama saldırabilir miyim?" Zerda yeşil gözlerine azarlayan bir bakış indirdi.

 

"Hayır."

 

"Neden!"

 

"Çünkü yarın kocama ihtiyacım var!" Öfkeyle Cafer'e gösterdi. "Bu adam sırf senden para koparmak için gider polise bana dayak attı der seni de hapse atarlar olmaz!"

 

"Ula çok iyu fikur!" Yok artık. "Tufi, gel yumrukla benu!" Şaşkınca Cafer'e bakakaldık. Bunu gerçekten istiyordu hatta omuzlarını yuvarlayarak kedini hazırladığında ekstra şoka girdik.

 

"Siz onun kusuruna bakmayın." Dedi Nisa araya girerek ve Cafer'i kolundan geri çekiştirdi. "Git merdiven getir." Cafer somurtan bir çocuk edasıyla hızla Nisa'ya döndü.

 

"Ben para-"

 

"Cafer merdiven!" Cafer Nisa'nın sesinin yükselmesiyle süt dökmüş kedilere döndü.

 

"Nasi dersen gümüşhane kızi." Aramıza sevdiğinden korkan bir Payidar daha eklenmişti.

 

Cafer merdiven getirmeye giderken Nisa ile gülerek birbirimize baktık. Sanırım ikimizde Payidar'ları korkutmakta pek iyiydik.

 

Cafer merdiveni getirdi ve abim tüm tülleri asmayı bitirmişti. Akşama doğru Devran ve Narin'de bize katılmıştı. Devran'ın da yardımlarıyla ortamın son birkaç küçük işi kalmıştı. Aziz'le abim onları hallederken bizde büyük masalardan birinin etrafına toplanmış hazırladığımız güzelliklere bakıyorduk.

 

Devran gelirken yoldan hepimize yemek almıştı. Bu gün yorucu bir gün olmuştu ve neredeyse yemek yemeyi bile unutmuştuk.

 

"Tufan yeter tamam gelin!" Dedi Devran poşetleri açarken. "Kalanını hallederiz bir şeyler atıştırın!"

 

"Geliyoruz!" Dedi abim son ışıklarıda takarken yorgun bir sesle ardından merdivenlerden indi. Yaptığı işi birkaç saniye inceledikten sonra Aziz'e döndü. "Olmuş mu?"

 

"Olmuş." Dedi Aziz abi isteksizce. Ancak her ne kadar çabalasada dudağının kenarında seğiren bir tebessüm sezdim. Sert tavırlarını korumaya çalışıyordu ama pek başarılı sayılmazdı.

 

İkisi birlikte işlerini kenara bırakıp masaya doğru yürüdüler. Abim hemen Zerda'nın yanına oturarak kolunu onun omuzlarına sardı ve yanına çekerek sarı saçlarına uzun uzadı bir öpücük kondurdu. Zerda'da vakit kaybetmeden elini onun göğsüne yasladı.

 

Devran yemekleri dağıttıktan sonra oturdu. Özlem eline aldığı küçük boy dönere baktıktan sonra Devran'a döndü. "Biber var mı?" Sorusu Devran'ı güldürdü.

 

"Var, ama çok acı. Yiyemezsin." Ona biber vermeye hiç niyeti olmadığını anlamak zor olmadı. Özlem'in bakışlarında inat sezdim. Bu bakışın ardından Yavuz'la Cafer birbirlerine bakıp bıyık altı güldüler.

 

"Neler oluyor?" Diye sorduğumda Yavuz nefesini verdi. "Anlarsın."

 

"Yemek istiyorum." Dedi Özlem hiç çekinmeden.

 

"Annecim," Narin bakışlarını Devran'la kendisinin ortasında oturan kızına çevirdi. "Çok acı ağzın yanar."

 

"Yanmaz!" Özlem başını iki yana salladı. "Ben hep böyle yiyorum." Sağında oturan babasına baktı. "Biber istiyorum." Dediğinde Devran afalladı küçücük bir çocuğun bu kadar acı bir biberi yiyebileceğine belli ki inanmıyordu.

 

"Doğru diyor." Yavuz sonunda sessizliği bozarak Devran'a baktı. "Sana benziyor. Çok garip gelebilir ama yemek zevki sana çok benziyor." Dediğinde Devran'ın kaşları hafifçe aralandı. Ardından kendi yemeğinin arasına dizdiği biberlere baktı.

 

Deminden beri Cafer'lere Yavuz'un güldüğü şey bu olmalıydı. Onlar her şeyin farkındaydı.

 

Devran'ın bakışlarında bir şeyler yumuşadı. Yavaşça uzanıp tabaktan birkaç küçük biber alarak onu Özlem'in yemeğine yerleştirdi.

 

"Çok olmadı mı?" Narin endişeyle sorarken Devran dilini damağına vurdu. Narin her şeye rağmen kendi ayranını Özlem'in ağzı yanarsa içmesi için sağına bıraktı. Tüm bunların aksine Özlem afiyetle yemeğini yemeye başladı.

 

Kabul etmeliyim ki onun yaşındaki bir çocuk böylesine acı bir biberi yese ağzının yandığından şikayet ederdi ama Özlem'in umrunda bile değildi. Hatta biberi az bulur gibi bir hali vardı.

 

"Yok artık." Narin kızını ilk kez böyle görüyordu. "Ona bunu siz mi öğrettiniz?" Diyerek Yavuz ve Cafer'e baktı. Cafer hızla başını yemeğine doğru eğerken Yavuz kaşlarını çattı.

 

"Kendi zevki böyleyse bizim suçumuz ne?" Yavuz'da aynı Özlem gibi masaya uzanıp birkaç biber alarak kendi yemeğinin arasına yerleştirdi.

 

Anlaşıldı Özlem'i buna alıştıran Yavuz'du. "Çocuklarıma böyle bir şey yaparsan seni kimse elimden alamaz, Yavuz." Diyerek bende uzanıp tabaktan birkaç biber aldım.

 

"Ben bir şey yapmıyorum." Ağzı doluyken konuştu. "Bak Özlem'e hiç şikayetçi mi? Ne güzel yiyor."

 

"Çünkü çocuklar büyükleri ne yaparsa onu taklit etmeye çalışır ona bunu sen öğretmişsin!" Kendi yemeğimden bir ısırık alarak ona baktım.

 

"Ben sadece yemek zevkini tanımasına yardımcı oldum." Suçsuz bir ifadeyle omuz silkti. Her durumda kendisini haklı bulmaya bayılan bir kocam vardı. "Değil mi Özlem'im?" Özlem'e göz kırptığında Özlem çocuksu bir gülüşle başını salladı.

 

"Abim bana insanları nasıl döveceğimide öğretti!"

 

"Ne?!" Narin gözleri kocaman açılmış bir şekilde Yavuz'a bakarken Yavuz iyice zor durumda kalmaya başlamıştı.

 

"Yavuz!" Diye bağırdım aniden. "Çocuğa dövüş mü öğrettin sen?!"

 

"Büyüyünce beni karateye yazdıracağınıda söylemişti-"

 

"Yuh!" Narin aniden yükseldi. "Özlem'le görüşmeni yasaklıyorum!" Dediğinde Yavuz aniden ne yapacağını şaşırmış bir şekilde afalladı.

 

"Karate fena fikir değil-" Diyen Devran aynı anda Narin'in öfke dolu bakışlarıyla karşılaştı. Öyle bir bakış yemişti ki anında yutkundu. "Boktan bir fikir." Küfür ettiğini farkederek Özlem'e baktı. "Özür dilerim güzelim."

 

"Ulan teker teker gelin!" Yavuz gözlerini kırpıştırark bakışlarını üstümüzde gezdirdi. "Kendini korusun diye-"

 

"Çocuğu karateye yazdırarak mı?" Hızla sordum. "Olmaz, hele bir bebeklerimizede bunu yapmaya çalış bak ben karate neymiş sana gösteririm."

 

"Yavrum beni mi döveceksin?"

 

"Döverim." Yapmayacak değildim.

 

"Kötü bir şey yapmamış ki," Dedi abim araya girerek. "Bende kendisi isterse boksa gönderiri-"

 

"Sen dur orada." Zerda hızla başını abimin göğsünden kaldırıp azarlayan gözlerini yüzüne dikti. "Ben çocuğumu öyle yerlere göndermem."

 

Aniden abimle Yavuz bakışmaya başladı. "Oho damat." Dedi abim nefesini vererek. "Bizim iş zor."

 

"Öyle damat." Dedi Yavuz arkasına iyice yaslanarak.

 

"Ulan ben nereden senin damadın oluyorum?" Abim sinirleri bozulmuş bir ifadeyle sordu.

 

"Kardeşim dediğim adamın kız kardeşini aldın." Gözucu Aziz abiyi gösterdi. "Artık bizim damadımızsın."

 

"Aman ne güzel." Abim yüzünü buruşturdu. "İki damat yaşar gideriz."

 

"Alışacaksın." Yavuz omuz silkerek yemeğinden bir ısırık daha aldı.

 

"Sen sohbeti mi kaynatıyorsun?" Diye sorduğumda bakışlarını bana çevirdi.

 

"Hangi sohbet?" Haksız değildim tamamen sohbeti kaynatıyor şimdi de unutmuş gibi yapıyordu. Onu çok güzel azarladım ama bu adama kıyamadığımda bir gerçekti.

 

"Öküz herif." Homurdanarak kendi yemeğimden koca bir ısırık aldığımda güldüğünü duydum. Birde eğleniyordu.

 

Onunla daha fazla uğraşmadan yemeğimi bitirmeye odaklandım çünkü çok acıkmıştım. Masada kısa bir sessizlik hüküm sürdü ta ki Cafer konuşana kadar. Ayşin'i kucağına oturtmuş ona yemek yedirmekle meşgulken başını kaldırıp Yavuz'a baktı. "Biz evlenduk." Diye aniden söylediğinde hepimizin lokması boğazımıza dizildi.

 

"Ney!" Yavuz yerinde dikelerek bağırdıktan sonra hızla öksürmeye başladı. Lokması resmen boğazına takılmıştı. Hızla sırtına vururken bende bir hayli şoktaydım.

 

Abim ağzına aldığı bir yudum ayranı resmen püskürtmüştü. Zahir abi gözleri genişçe açılmış şokla Cafer'e bakarken Süleyman'ın da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Nisa'nın tedirgin bakışlarını farkettim.

 

"Ne?" Ceylan sessizliği zar zor bozdu. "Ne ara!"

 

"Dün." Nisa yutkunarak açıkladı.

 

"Oğlum noluyor?" Devran başını Cafer'e çevirirken kaşlarını çattı. "Habersiz evlenmekte neyin nesi!"

 

"Ula bir dinleyun!" Dedi Cafer sabırsızca. "Ayşin içun evlenduk. Mahkeme çocuğu bize vermeye sıcak bakmayi. Birde doğru düzgün bir ailesi olmamasi esktra zarar." Şaşkınca olanları dinlerken sordum.

 

"Tam olarak neler olduğunu açık açık anlatır mısınız? Hani mahkemede kazanma şansınız yüksekti." En son Nisa bana böyle olduğunu söylemişti.

 

"Öyleydi." Dedi Nisa nefesini vererek. "Ama Nevzat benim Cafer'le sağlıksız bir ilişki sürdüğümü dile getirdi. Cafer hakkında zaten saçma sapan şeyler söylemişti ve darp raporuda bunu kanıtladı. Şimdi sağlıksız bir ilişki yaşadığımızdan bahsetmesi bir kez daha durumu onun tarafına çevirdi. Bu yüzden yaptık. Size haber veremedik."

 

"Acilen edilmesi gereken bişidi." Dedi Cafer bize bakarken anlayış bekleyen bir sesle. "Ama düğün edeceğuz. Bitirelum şu işleri sonra düğün edeceğuz." Başını çevirip yanında oturan kadına sevgi dolu gözlerle baktı. "En kralıni edeceğum hemde." Nisa onun bu sözleriyle tebessüm ederken Yavuz şaşkınca Devran'a baktı.

 

Hâlâ olan biteni atlatmış değildi.

 

"Sende aniden evlenip geleyim deme yüreğime inidirirsin." Uzanıp ayranını alarak onu kafasına dikti. "Ben bir süre bunu atlatamam evlenmiş resmen!"

 

"Ben kiminle evleneceğim ulan?" Geri yaslandı. "Bana varacak kız yok."

 

"Olsa evlenecek misin?" Dedi Narin kaşlarını kaldırarak. Devran başını ona doğru çevirip alayla sırıttı.

 

"Şöyle beyaz tenli, sarışın, mavi gözlü bir kadın olursa neden olmasın?" Hayıflanır gibi nefesini verdi. "Nerede bende o şans." Narin'in her kelimede adeta ifadesi seğirdi.

 

"Git evlen!" Sanırım Devran'ın ondan bahsettiğini anlamamıştı. "Kırkından sonra damat olursun!"

 

"Fuşki olurum ben." Derken alayla sırıttı. "Adı Narin olmayan hiçbir kadını nikahıma almam."

 

Narin hızla yutkunarak başını yanında oturan adama çevirdi. "Sen benden mi bahsediyorsun?"

 

"Çocuğumun annesi sensin." Nefesini vererek kızını iyice göğsüne çekti. "Sevdalım sensin. Ya kim olacak?"

 

"Çok beklersin." Narin kollarını göğsünde kenetledi. "Ben seninle evlenemem."

 

"Evlenirsin."

 

"Evlenmem."

 

"Evlenirsin fındık burunlu evlenirsin."

 

"Fuşki evlenirim gaybana!" Sinirleri bozulduğu için öfkeyle söylendi. "Anca rüyanda."

 

"Kızım," Dedi Devran Narin'i hiç duymamış gibi. "Sence senin ha bu anan benle evlenir mi evlenmez mi?" Özlem başını geri babasının göğsüne yasladı ve düşünür gibi yaptı.

 

"Evlenir!" Dedi hızla. "Anne babalar evlenir!"

 

"Duydun." Devran gururla başını dikleştirdi. "Anne babalar evlenir."

 

"Allah Allah." Narin Devran'ın aksine kızına bakarken yumuşak bir tebessüm takındı. "İkiniz bir oldunuz beni tekliyorsunuz. Aşk olsun."

 

"Olsun mavişim olsun." Devran keyifle söylendi. "Aşk olsun."

 

"Devran!" Narin uyaran bir sesle bağırarak masmavi harelerinin onun yüzüne kaldırdı. "Boğdurtma kendini bana."

 

"Çocuk var nasıl laflar onlar?" Devran masum masum savunmaya geçerek kaşlarını çattı. "Hiç yakıştırmadım."

 

"Deme," Narin boş gözlerle konuştu. "Neyi yakıştırıyorsun bana Allah aşkına söyle."

 

Devran anında gururla sırıttı. "Kendimi." Dediğinde omzuna yediği tokatla Özlem'in gülüşlerine kendi gülüşleri karıştı.

 

Onları yumuşak bir tebessümle izlediğimin farkında bile değildim. Ve başımı çevirip Yavuz'a baktığımda onun da yüzünde aynı ifadeyi gördüm. Gözleri çok az dolmuştu. Belli ki geçmişin acıları ona kendini hatırlatmıştı. Ve bugün böylesine güzel bir manzara görmek ona huzur tattırmıştı.

 

"İyi misin?" Diye fısıldadığımda düşüncelerinden ayrılarak başını bana çevirdi. Ardından gözleri gururla masada dolaştı.

 

Zerda'yı kollarına alan abim, ara sıra onlara sataşan Aziz abi, Ceylan'a kendi elleriyle yemek yediren Zahir abi ve bundan fazlasıyla memnun olduğunu belli eden Ceylan. Hemen yanlarında gülerek onları izleyen Karaca ve ne kadar uzakta olsada gözlerini Karaca'dan alamayan Süleyman.

 

Ayşin'e kendi kızı gibi sahip çıkıp seneler geçmesine rağmen Nisa'nın elini bir kez olsun bırakmayan Cafer. Yavuz'un gururla izlediği onlardı.

 

Yavuz'un büyük gururla izlediği kişiler bizim ailemizdi.

 

"Hiç olmadığım kadar." Derken o yumuşacık bakışları en sonunda benim üstümde durdu. Sanki düşündü. Bir zamanlar ona imkansız gelen her şey şu an avuçları içindeydi. Hareleri karnıma indiğinde göğsü titrek bir nefesle kalkıp indi. "Ben hiç bu kadar mutlu olmamıştım, Hafsa."

 

İlk kez onun sesinde böylesine bir rahatlığa şahit oldum. Her şey bitmişti ve Yavuz aylar geçmesine rağmen bunu ancak bugün bu masada kavrayabilmişti. Gülümseyerek ona doğru eğildiğimde kolunu omuzlarıma sardı. Beni göğsüne çektiğinde burnunu saçlarıma daldırdı.

 

"Yoruldun mu?" Diye sorduğunda onaylar bir ses çıkardım.

 

"Biraz." Umursamadan konuştum. "Ama sen iyi geldin."

 

"Evimize gidelim mi?" Ağır ağır başımı salladım.

 

"Gidelim." Yarın büyük bir düğün vardı ve bundan önce birazcık dinlenmek hepimize çok iyi gelirdi.

 

                                         🌊

 

Yazar.

 

Hafsa ile Yavuz ayrıldıktan sonra onların peşinden teker teker herkes eve çekilmişti. Bunu yapanlardan biride Devran ve Narin olmuştu. Geç olmuştu ve Devran kızının yanında uzanmış onun huzurla uyumasını izliyordu. Narin hemen aynı yatakta kızının solunu almıştı ve huzurlu gözlerle kızının yüz hatlarını ezberliyordu. İkisinin de uzun zamandır yaptığı tek şey buydu.

 

Özlem hayatlarında öyle bir yerdeydi ki Narin'in kızgınlığını Devran'ın içini kemiren pişmanlığı biraz olsun silmeyi başarıyordu.

 

Derin bir nefesle gözlerini kızından ayırıp sevdiği kadının yüzüne indirdi. Fırsat bulduğu her an onu izlemeyi seviyordu. Tıpkı eskiden olduğu gibi.

 

"Narin." Dedi cesareti dilini çözerken. "Konuşalım mı?" Narin kızının yüzünden gözlerini kaldırıp onu izleyen adama baktı.

 

Ne konuşacağının farkındaydı ve inkar edeceği bir şey yoktu. Kızının yanağına nazik bir öpücük kondurduktan sonra usulca doğruldu. Devran bu sessizliği bir evet olarak kabul ederek Özlem'i uyandırmamaya dikkat ederek yataktan kalktı. Üstüne yorganı iyice çekerek ayaklarını yere bastı ve Narin'i odanın balkona açılan kapısına kadar takip etti.

 

İkiside balkona çıktıklarında Narin yavaşça cam kapıyı sürükleyerek kapattı. Gidip balkondaki sandalyelerden birine oturduğunda Devran onun hareketlerini takip etti. Aralarındaki küçük yuvarlak masa dışında balkonda fazla bir şey yoktu. Sadece ayın ışığı tepeden vuruyordu ve etrafı biraz olsun aydınlatıyordu.

 

"Dinliyorum." Dedi Narin, Devran'a başlaması için bir fırsat vererek.

 

"Düğün," Diye lafa girdi Devran. Kelimeleri diline nasıl getireceğini bilmiyordu ama sormak zorundaydı. "Düğün yarın."

 

Narin usulca başını salladı. "Evet, yarın." Mavi harelerini düz tutmak için büyük bir çaba sarfetti.

 

"İki ay demiştin," Devran sertçe yutkundu ve dört bir yanda gezdirdiği gözlerini içine doğan cesaret eşliğinde Narin'in gözlerine kaldırdı. "Gidecek misin?" Sesine yansıyan korkuyu gizlemesine gerek yoktu. "Narin kararın ne?"

 

"Bilmiyorum." Dedi Narin belirsiz bir sesle. "Ama bana yaşattığın her şeyi benden duy istiyorum." Devran'ın anında ifadesi acıyla sarsıldı. Bunu kaldıracak yüreği var mıydı bilmiyordu. Bakışları utanır gibi taş zemine indi. Ellerini sıkıca kenetledi.

 

"Bu kalmanı sağlayacak mı?" Eğer öyleyse canı ne kadar yanarsa yansın dinlemeye hazırdı.

 

"Anlatacaklarımdan sonra hâlâ bende eski kadını görürsen, yarasın." Tepkisiz bir şekilde konuştu. "Hâlâ bende biraz olsun o Narin'i görürsen bana anlat. Çünkü ben göremiyorum." Devran sesli bir nefes verdi.

 

"Anlat. Canımı yakmak istiyorsan yak, istersen tükür yüzüme. Hakkın." Kaşları altından acı bir bakışla onu izledi. "Anlat, yine bana anlat Narin. Canını yakanı bana anlat ben olsam bile bana anlat." Eskiden böyle yapardı.

 

Eskiden canı yansa Devran'a koşar ona anlatırdı.

 

"Tamam." Narin geri yaslanarak kollarını göğsünde kenetledi ve derin bir nefes soludu. "Ölüm haberini bana Kemal verdi." O anlar gözlerinin önünde canlanırken bakışlarını tiksinti sardı. Daha dün gibi aklındaydı. Kemal onun karşısına geçmiş yaptığı işi büyük bir gururla anlatmıştı.

 

"Geçti karşıma, karnındaki bebeğin babasının katili benim dedi." Gözlerini sıkıca kapatırken sesi titredi. "Ölüm haberi geldi ölmüş dedi. Keyifle söyledi...öyle acır bir hali yoktu." Bir kez daha babasına nefret duydu.

 

"Güldü biliyor musun?" Gözlerini açıp Devran'a baktı. "Ben hıçkıra hıçkıra ağlarken o yüzüme baktı güldü. Toprağa bile vermişler seni, cenazen bile yasaktı bana." Devran'ın her kelimeyle birlikte gözlerine yaşlar dolmaya başladı. Ellerini daha fazla sıktı ve çenesi seğirdi. Daha hikayenin başları onu mahvederken devamına nasıl dayanacağını bilmiyordu.

 

"Özlem'i.." Boğazı düğümlenirken konuşmak zor geldi. "Öldürmek istedi." Dediğinde Devran'ın yüzü seğirdi. Bu kez kederin yanında büyük bir öfke hissetti. "Bir keresinde Cengiz olmasa düşük yapacaktım." Titrek bir gülüşle konuştu. "Beş aylıktı. Ben neredeyse onu kaybediyordum. Senden sonra onu da kaybediyordum."

 

Eğer biraz daha geç kalsaydı karnındaki bebeğini kaybedecekti ve bunun en büyük sebebi babası olacaktı.

 

"Birkaç günlüktü Devran." Ağlamaya hazır bir sesle fısıldadı. "Kokusuna doyamadan kollarımdan aldılar." Devran başını iki omuzları arasına eğerken Narin'in yüzüne bakamadı.

 

Bu olanlardan sadece kendisini suçlu tuttu. Bencil hissetti. Öylesine sessizliğe büründüğü için ilk kez gerçek anlamda kendini bencil hissetti.

 

"Kaç kez mezarının yerini sordum söylemediler." En çok canını bu yakmış gibi gözleri doldu. "Ben bunu kimseye anlatamadım. Senin mezarını aradım buldurmadılar." Birkaç damla yaş kendinden habersiz yanaklarına akarken konuşmaya devam etti. "Senin ölümünle kızımın ayrılığıyla senelerce bana işkence ettiler."

 

Devran oturduğu sandalyeden bir hışımda kalkarak korkuluklara doğru yürüdü. Göğsü sıkışıyordu ve nefesleri sığ bir şekilde içeri alınıp geri dışarı çıkıyordu. Elleri sıkıca demirlikleri kavrarken gözlerini sıkıca kapattı.

 

"Mezarına anlatmak istedim, anlattırmadılar." Bir mezarı bile ona çok görmüştüler. "Oysa aradığım mezar bile boşmuş." Dediğinde sessiz bir hıçkırığa gömülerek ayağa kalktı. "Uğruna savaştığım her şey boşmuş Devran, sen beni bir adım atsan bulabilecekken senden uzağa koşmama izin vermişsin." Devran'ın yanına ilerleyerek başını eğerek onun ıslak yüzünü izledi.

 

"Söylesene bende kalmış mı eski Narin'den bir şeyler?" Sesini kırgınlık sardı. "Senelerce o ailenin içinde namusuz oldum onursuz gurursuz oldum. Ama bir anne olamadım." Sesi boğuldu. "Senin mezarını aradım diye onursuz oldum ama anne olamadım. Kendi annem bile etmeyin demedi." Gözlerinden yaşlar akarken. "Devran ben hiç bu kadar yalnız kalmadım."

 

"Özür dilerim." Dedi Devran titrek sesiyle ve ellerini korkuluklardan çekerek bir hamlede Narin'i kolları arasına çekti. "Senden çok özür dilerim." Narin'in kolları arasında ilk kez böyle savunmasız kaldığını gördü.

 

Biliyordu. Narin ondan başkasına derdini anlatmazdı. Derdi Devran'dı. Ona kendisini anlatmıştı. Bu kez Narin'e dert olan sevdasıydı.

 

"Seni göremediğim için çok özür dilerim." Elleri Narin'in kısacık sarı saçlarına daldırdı. "Narin, çok özür dilerim. Böylesine boktan bir herif olduğum için seni böylesine görmediğim için ben...ne diyeyim Narin?" Burnunu onun saçlarına daldırdı.

Narin'in omuzları onun kolları arasında titrerken alnını iyice göğsüne yasladı.

 

"Beni yalnız bıraktın." Derken ilk kez böylesine ağlamaklı çıktı sesi. "Beni çok yalnız bıraktın çok bekledim dönmedin. Kızımızı aldılar dönmedin bir iyiyim demedin." Kolları Devran'ın sararken ağlamaları çoğaldı. "Bir iyiyim demek çok mu zordu!" Devran yaşlarla dolu gözlerini gökyüzüne kaldırdı. Acı her zerresine tanıdıktı.

 

"İyi değildim." Dedi Devran yenilmiş bir sesle. "Ben iyi değildim Narin, ben seni nasıl iyi edeceğimi bilemedim. Bizi nasıl iyi ederim bilemedim. Çok özür dilerim bilemedim. Böylesine bencil olduğum için senden çok özür dilerim." İçtenlikle fısıldarken sevgisi gün yüzüne çıktı. "Aşkımıza böyle bir ihanet yaşattığım için düştüğünde tutmadığım yanında olmadığım olamadığım için senden özür dilerim."

 

Narin duyduğu her özürle biraz olsun teselli buldu. Sanki yıllardır beklediği tek şey buymuş gibi Devran'a daha sıkı tutundu. "Halimden haberdar olmadın."

 

"Olamadım." Kısık bir sesle fısıldadı. "Olamadım özür dilerim." Narin burnunu çekerek başını geri çekti ve mavi gözlerini karşısındaki adamın dolu gözlerine dikti. Devran hızlı hareketlerle onun gözyaşlarından dolayı yanaklarına yapışan saç tellerini geri itti.

 

"Kalmış mı bende bir Narin?" Diye sorduğunda Devran'ın dudaklarında ağlamasına karışık bir tebessüm belirdi.

 

"Bu benim Narin'im." Gözleri kadının yüzünde gezindi. "Bana böylesine sarılan kadın benim Narin'im. Hâlâ burada, hâlâ yanımda."

 

"Yalancı." Dedi titrek sesiyle. "Kandırıyorsun beni."

 

"Kandırmıyorum." Çaresizce fısıldadı. "Sığındığımı tanırım. Beni saranı tanırım. Ben seni tanırım Narin." Baş parmakları onun gözyaşlarını sildi. "Seni bensiz bırakmayacağım. Bir kez daha beni senden almayacağım." Narin ona güvensiz gözlerle baktı.

 

"Ya bırakırsan?" Devran onun bu güvensizliğini tanıdı. Elini usulca alarak tam kalbinin üstüne yasladı.

 

"Bu kalbe bir kurşun sık." Sıcacık avucu kadının yanağında kaldı. "Seni bırakıpta giden bu kalbe bir kurşun sık." Narin dolu gözlerini avucunun altında hızla çarpan kalbe indirdi. Ağlamasına hakim olarak geri Devran'ın ondan bir cevap bekleyen yüzüne baktı.

 

"Bir daha gidersen," Biraz olsun mutluluk istedi. "Kalbine bir kurşun sıkarım."

 

"Gitmem." Dedi Devran eminlik dolu sesiyle. "Andım olsun ne senden ne sevdandan ne kızımızdan geçmem." Narin'in kalbine yasladığı elini kaldırdı ve avuç içine bir öpücük kondurdu. Hemen ardından kokusunu içine doldurdu. Gözlerini açarken bu kez bakışlarında umut vardı.

 

"Söylesene fındık burunlu?" Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. "Hâlâ gitmek istiyor musun?"

 

"Kalmak istiyorum." Dedi Narin gerçekçi bir sesle. "Kalmak istiyorum düşman oğlu." Devran onun bu sözleriyle gözyaşlarına meydan okuyan bir gülüşle güldü.

 

"Yine düşman mı olduk?" Diye sordu.

 

"Sen bana hep düşmansın." Narin ağlamasını biraz olsun dindirdi. "Ama güzel bir düşmansın."

 

"Öyle olalım." Devran derin bir nefesle fısıldadı. "Gönlüne hep güzel olalım." Gerçeğin farkında varan bir sesle konuştu. "Kalacaksın." İki ayda bir şeyleri düzeltmeyi başarmıştı.

 

Çabalamıştı ve Narin bunu görmüştü. Devran'ın her günü onu da kızını da mutlu etmekle geçmişti. Onlar için İshak'ın intikamından bile vazgeçmişti ki bu başlı başına büyük bir adımdı.

 

"Kalıyorum." Dedi içi rahatlamış gibi. "Kalacağım." Devran'ın dudaklarında geniş bir tebessüm belirdi. Senelerdir ışığını kaybeden gözbebekleri sanki birkaç saniye içinde ışıldadı.

 

Tekrar hayata döndüğünü hissetti. Uzun zamandır kaybettiği yolunu bulmuştu. Narin duvarlarını indirmişti ve Devran uzun zamandır hapis kaldığı duvarlardan kurtulmuştu.

 

"Düğün işlemelerini başlatıyorum-"

 

"Hop yavaş gel!" Narin hızla kaşlarını çattı. "Kalıyorum diye senle evlenecek değilim." Devran'ın kolları arasından kurtuldu. "Gevşek." Arkasını dönüp kapıya yürürken Devran onun arkasından keyifle baktı.

 

"Biliyorsun ki seni alacağım! Almazsam sevdaluk neye yarar!?"

 

"Bak," Narin çocuk azarlar bir sesle içeri girmeden önce konuştu. "Sus çocuğu uyandıracaksın." Adeta içeri kaçar gibi gözden kaybolduğunda Devran omuzlarını düşürdü.

 

Islak kirpiklerini birkaç kez açıp kapatarak etrafına bakındı. Mutluluğu kısa sürdü. Narin'in ona anlattığı her şeyi düşündükçe defalarca kez kendine içinden küfürler saydırdı. Narin'in acısını dinlemek onun yüreğini yakmıştı. Ama seneler sonra derdi veren kendisi bile olsa Narin'in dilinden bu kelimeleri duymak biraz olsun ona eski yılların hissini yaşatmıştı.

 

Kendine verdiği büyük bir söz vardı. Bir kez daha ailesini geride bırakmayacaktı.

 

    

 

                                          🌊

 

Cafer Ayşin'e kırmızı kalemi uzatırken elini çenesinin altına yasladı. Eve döner dönmez Ayşin boyama kitaplarını boymak istemişti. Her ne kadar Nisa ikisinide azarlayıp uyku vakti olduğunu söylesede ikiside buna pek önem vermemişti. Böylece Nisa üst kattaki çalışma odasında birkaç davaya bakarken Ayşin'de Cafer'le kalmıştı.

 

"Cafer abi," Dedi Ayşin özenle boyadığı resimden başını kaldırıp onunla birlikte yerde yan yana oturan adama bakarak.

 

"He fıstık?"

 

"Beni annemden alacak mı o adam?" Diye sorduğu an Cafer'in kaşları havalandı. Gözlerini yanında oturan kız çocuğuna çevirerek afalladı.

 

"O nereden çıktı?"

 

"Annem çok üzgün." Ayşin içli bir sesle konuşmaya başladı. "Sebebi o adam. Ben biliyorum beni almak istiyor."

 

"Nereye alacakmış senu?" Cafer başını iki yana salladı. "İzun vermem." Ayşin annesinin benzeri olan bakışlarını Cafer'in gözlerine dikti.

 

"Bence o adam benim babam değil." Bu fikir sanki onu ürkütüyordu. "Çok korkutucu bir adam sürekli bağırıp çağırıyor. Annemlede hep kavga ediyor." Cafer'in her kelimede vücudu kasıldı.

 

İçinde hissettiği öfke diriydi. Nevzat'ın isminin geçtiği tek cümle sinirlerini altüst etmeye yetiyordu. "Ne demek bağırayi?"

 

"Geçenlerde sen evde yokken bizim eve gelip kavga çıkardı." Cafer'in bu olanlardan haberi yoktu. "Hiç iyi bir adam değil." Hafifçe doğrularak nefesini verdi. "O adamla yaşamak istemiyorum."

 

"Onla yaşamayacasun." Cafer hızla yerinde hareketlenip iyice Ayşin'e doğru döndü. "Ben birakir miyum senu?" Ayşin'in yanaklarını avuçları arasına aldı. "Söz vereyrum."

 

Ayşin güven dolu gözlerle Cafer'e baktı. "Sen ondan daha iyisin." Dedi çocuksu bir masumlukla. "Annemlede evlisin..yani artak babam sensin?"

 

Küçücük bir çocuğun sözleri Cafer'in yüreğinde bir şeylerin titremesine sebep oldu. Bugüne kadar karşısında oturan bu kız çocuğunu korumak için her şeyi yapmaya çalışmıştı. Tüm bunları içine doğal bir içgüdüyle yapmıştı. Ne olduğunu bilmiyordu ama ömrünün sonuna kadar Ayşin'in elini tutmak istediğine emindi.

 

Şimdi Ayşin'i onu baba olarak seçmesi duygularını talan etti. Hissettiği şeyler kötü şeyler değildi aksine hiç olmadığı kadar gururlu ve heyecanlı hissetti. Sanki birisi yeni doğmuş bebeğini onun kolları arasına bırakmıştı.

 

"İsteyusen.." Derken kelimeler diline dolandı. "İsteyusen diyebilirsun."

 

"Tamam." Dedi Ayşin ve nefesini vererek kendini hazırlar gibi birkaç saniye bekledi. Ardından meraklı gözlerle Cafer'in yüzünü izledi. "Deneyebilir miyim?"

 

Cafer dudakları arasından titrek bir gülüşle başını salladı. "Dene bakayum."

 

Ayşin birkaç saniye nasıl yapacağını bilmeden öylece gözlerini kaçırdı. Ağzından birine itafen çıkacak kelime babaydı. Ve bu kelime senelerdir ona yasaklaydı. Cesaretini toplamaya çalıştı.

 

"Baba." Dediğinde önce çekinir gibi çıktı. Yabancılığı konuştu.

 

Onun bu yabancılığı Cafer'in gözlerini doldurdu.

 

"Aniden baba oldum, sanırum bu dünyada en sevduğum şey olacak." Ellerini Ayşin'in yüzünden çekeren kollarını iki yana açarak tebessüm etti. "Her zaman böyle olacağum." Derken sesi kederli ama mutluydu. "Döneceğun bir yuvan hep olacak söz vereyrum. Ben sana hep baba olacağum."

 

Ayşin'in küçük yaşına rağmen duyduğu sözler büyük bir güvenceydi. Öz babasından bile duymadığı sözleri ona eden birkaç ay önce hayatına giren ve bir babanın yerini dolduran adamdı. Hızlıca Cafer'in kolları arasına girip ona sıkıca sarıldığında Cafer'in dudakları arasından sesli bir nefes kaçtı.

 

İçinde karışan duygulara anlam veremedi. Baba olmak böyle bir şey miydi? İlk işi bunu Yavuz'a sormak olacaktı çünkü kalbi sevgiden patlayacak gibiydi.

 

"Teşekkür ederim." Dedi Ayşin titrek sesiyle. "İyi ki hayatımıza girdin, hiç gitme olur mu?"

 

"Nereya gideyurum?" Cafer sevgiyle fısıldadı. "Kovsanuz gitmem." Zaman ne getirir bilmiyordu ama tek bildiği şey Ayşin artık onun kızıydı.

 

Sevdiği kadın onun yuvası ve Ayşin o yuvanın en güzel hediyesiydi.

 

                                           🌊

 

Hafsa Payidar.

 

"Abimi gördün mü bugün?" Dedim gülerek kasemdeki ağzına kadar dolu çikolatamdan yerken. "Heyecandan bayılacak gibiydi."

 

"Bizzat şahit oldum." Dedi Yavuz ayak bileklerimi ovmakla meşgulken. Koltukta oturduğumuz için ayaklarımı direkt onun kucağına uzatmıştım o da bu durumdan hiç şikayetçi değildi. "Beni asıl şaşırtan Cafer'le Nisa'nın evlenmesi!" Bu konuyu hatırlatıkca homurdanıyordu. "Yemek masasında söylenecek haber mi bu?"

 

"Ama mecburlarmış." Dedim omuz silkerek. "Ayşin için."

 

"Söylese bari şahitlik ederdik, şahitleri kim oldu acaba?" Cafer'n yanında olmak istediği için bundan haberdar olmak isterdi. Ama işler böyle gerektirmişti ve eminim bir gün kendileri için harika bir düğün yapacaktılar.

 

"Şu velayet davası bir bitsin gelecek sefere şahitleri oluruz." Dedim gülümseyerek. "Üzülme."

 

"Üzülmüyorum, aksine mutluyum." Derken sesinde gurur vardı. "En azından sevdiği kadına kavuştu."

 

"Payidar erkeklerde genetik bir şey var," Dedim buna şaşırır gibi. "Üçünüzde uzaktan sevmekte ustasınız!"

 

"Eh," Dedi alayla. "Sevdiklerimiz bizi göremeyince." Alayına karşılık ayağımla kalçasının kenarını itekledim.

 

"Kimdi hayalet gibi uzaktan uzaktan sevdalık eden?"

 

"Güzel sevdalık." Dedi kehribar harelerinde barındırdığı sevgiyle. "Uzaktan olsun olmasın senin sevdan güzel sevdalık." Artık biliyordum ki bu adam lafı ağzıma tıkıp içimini erimesine sebep olmakta ustaydı.

 

Çikolataya daldırdığım kaşığı bu kez onun ağzına koyarak kaşlarımı çattım. "Çok konuşuyorsun."

 

"Güzel laf ediyorum." Ağzındaki çikolatayı yutarken alayla sırıttı. "Sende biliyorsun."

 

"Biliyorum." Kendimi beğenmiş bir sesle konuştum. "İçinde benim adımın geçtiği bir cümlenin kötü olma ihtimali var mı?" Anında kaşları havalandı ve ıslık çaldı.

 

"Canım karım nasıl da bana benziyor." Sözleriyle gülerek tatlımı yemeye devam ederken aniden Yavuz'un telefonu çaldı. Nefesini vererek koltuğun önündeki küçük sehpanın üstünden uzanıp telefonu aldı.

 

"Kim?" Diye sorduğumda ekrandaki ismi okudu.

 

"Cafer." Ayaklarımı kucağından çekerek iyice ona yaklaştım.

 

"Aç ne diyor." Yavuz aramayı sağa kaydırarak sesi mikrafona aldı.

 

"Yavuz." Dedi anında Cafer'in sesi. "Ula ben baba oldum." Dediği an neredeyse çikolata boğazıma kaçacaktı. İri gözlerle Yavuz ile birbirimize baktık.

 

"Af buyur?" Yavuz şok içinde sordu. "Ulan yoksa Nisa'mı hamile?"

 

"Gece gece neler oluyor?" Aynı aramaya Devran'da katıldığında iyice kafamız karıştı.

 

"Sen nasıl katıldın?!" Diye sordu Yavuz.

 

"Ben ekledum." Cafer heyecanla konuştu. "Baba oldum."

 

"Ney!" Devran'ın sesi anında yükseldi. "Ulan ne ara?"

 

"Allah aşkına neler oluyor," Abimin uykulu sesini duydum. Yuh artık.

 

Cafer tüm arama konuşmasına utanmasa sülalemizide ekleyecekti.

 

"Cafer niye gece gece bizi arıyorsun sen?" Zerda'nın sesi abimin yanından geliyordu.

 

"Esas soru sen niye o itin odasındasın!" Diyen Aziz abinin sesi beni iyice bozguna uğrattı.

 

"Ulan Azizi'de mi ekledin!? Senin benim canıma kastın mı var?!" Abim hızla bağırınca telefondan çok az başımızı geri çektik.

 

"Benu kim araduysa bu telefonu ona yedureceğum." Zahir abinin uykuya karışık öfke dolu sesini duydum. "Cafer yarun haturlat kafanu duvara geçireyum. Uykuya döneyrum beni bir daha arama-" O telefonu kapatmadan aramaya katılan Süleyman'ın sesi geldi.

 

"Abi neler oluyor? Neden grup konuşması açtınız bir şey yok İnşAllah?"

 

"Var Süleyman." Cafer milleti birbirine düşürüyor olmasını hiç umursamadan konuştu. "Baba oldum!"

 

"Ney?" Süleyman'ın anında sesini şok sardı. Hemen ardından Karaca'nın sesi geldi.

 

"Nisa mı hamile!?"

 

"Ula," Zahir abinin şoka karışık sesini duydum. "Ula bullarun sesi ayni yerden geleyi. Ulan siz niye berabersunuz gecenun yarisi!" Az önce uyuyacağım diyen Zahir abi sanırım yataktan ışık hızıyla çıkmakla meşguldü.

 

"Zahir nereye!" Hemen yanından Ceylan'ın sesi geldi.

 

"Süleyman'i bulunduğu yere gömmeye yedum senu!" Ve hemen ardından hattan ayrıldı. Onun ardından Süleyman'da ayrıldığında endişe hissettim. Umarım Süleyman'ı bulamazdı.

 

"Cafer," Yabancı bir ses duydum. "Ula beni niye aradun?"

 

"Cafer senin elinin ayarına edeyim Fikret amcamı niye ekledin!" Dedi Yavuz telaşla. Fikret mi? Amcalarını mı eklemişti?

 

"Ula ona elum çarpmuş," Cafer şaşkınca konuştu.

 

"Yavuz? Sen misun? Nasisun ula hastane boğmayi umarum."

 

"Ne hastanesi amca?" Yavuz dişlerini sıkarak sordu. "Evdeyim ben!"

 

"Evde mu?" Fikret denilen adam öfkeyle sordu. "Ula Cafer benden daha dün senun içun para istedu-" Aniden sesi kesildi.

 

Cafer onu konuşmadan atmıştı. Şaşkın şaşkın telefon ekranıyla bakışıyordum. Neredeyse iki ay olmuştu bu adam nasıl hâlâ Yavuz'un adını kullanıp para koparabiliyordu!

 

"Cafer sen hâlâ benim kocamı mı kullanıyorsun!"

 

"Maddi manevi yardum içun." Cafer mahçup bir sesle fısıldadı.

 

"Cafer sen zenginsin!" Diye bağırdı Devran.

 

"Zengun olmak harcamam gerektuği anlamuna gelmeyi, karuşturmayın kafami baba olduğumi demek içun aradum ben sizu!" Dediğinde o heyecan sesine geri geldi. "Ayşin baa baba dedi."

 

Az önce onu azarlayan hallerimiz silinip yok oldu. "Yaa," Öyle bir u dönüşü yaşamıştım ki ben bile kendime şaşırdım. Anında başımı Yavuz'un omzuna yaslayarak sordum. "Nasıl anlat!"

 

"Baya sen benum babamsun dedu." Bir gecenin içinde büyümüş bir adamın sesiyle konuştu. "Ula baba olmak böyle bişi mu? Kalbim çok hızli çarpayi. İçimde garip duygular var sanki onu tüm dünyadan korumak isteyrum."

 

"Tam olarak böyle bir şey." Yavuz bu duyguları tanıdığını belli eden bir sesle konuştu. "Tebrik ederim kardeşim, artık bir kız çocuğun var."

 

"Hatırlat bunu kutlayalım!" Dedi abim neşeyle.

 

"Pasta benden!" Dedi aynı sevgi dolu sesle Zerda.

 

"Yemeklerde benden." Dedi Aziz abi gururlu bir sesle.

 

"Amca oldum." Dedi Devran gülerek. "Yavuz, Cafer senden erken davrandı. Şansına küs."

 

"Çok komiksin." Dedi Yavuz gözlerini devirerek.

 

"Tebrik ederim, Cafer." Dedim mutlu bir sesle. "Ama rica ediyorum kocama birilerini musallat etme!"

 

"Ula ne etmişum?" Cafer masum masum sordu. "Alt tarafi üç aydır hastanede yatayi diyerek para koparayrum-"

 

"Cafer sen ne yaptın?" Diye sordu Yavuz. "O adam cimrinin teki seni gebertir!"

 

"Ula bende cimruyum, bir şey farketmeyi."

 

"Çocuklarımı senden para koparmaları için dolduracağım." Dedi Yavuz tehditle.

 

"Sakun!" Yükselerek konuştu. "Kot kafali, sakun edeyum deme. Ben kıyamam onlara tüm varım yokumu verurum don gömlek kalurum! Birde iki taneler iki güne tüm varluğumu yerler!"

 

"Bir daha Fikret amcama böyle şeyler söyleme." Dedi Yavuz uyaran bir sesle. "Adamı dolandırıyorsun resmen!"

 

"Bişi olmaz." Dedi Cafer rahat bir sesle. "Şahiyane haberumi verduğume göre kapatayrum."

 

"Kapat ulan kapat." Dedi Devran. "Gidip Süleymam'ı bulayım tüm alemi gece gece birbirine kattın!" Dedikten sonra hattan ayrıldı.

 

Gerçekten Cafer herkesi birbirine katmıştı. Süleyman Zahir abinin elinden kurtulabilirse çok iyi olurdu. Çünkü daha sonra aynı Zahir abi gibi Karaca ile ne işi olduğunu soracaktım. Yoksa meraktan gerçek anlamda çatlardım.

 

Tüm bunlardan sonra Yavuz amcasını aramış her şeyin yolunda olduğunu endişe etmemesini ve Cafer'in yalanlarına inanamasını söylemişti. Böylece Cafer'in para musluğuda kapanmıştı. Yavuz onu düğüne davet etmişti. Eğer gelmek isterse. Ve anlattığına göre kötü bir adam değildi.

 

Sadece kendi ailesinden uzak senelerdir gelmeyen gitmeyen bir adamdı.

 

Tüm bu olan bitenlerden sonra uyumuştuk. Yeterince geç yatmıştık ve yarın düğün vardı. Uykumuzu aldıktan sonra ertesi sabah direkt hazırlanıp bizimkilerin evine gittik. Yavuz abimleride alarak damat tıraşına giderken bizde Zerda'yı hazırlamakla meşguldük. Makyajını işini bilen birisi yapmıştı.

 

Üstündeki gelinlik itiraf etmeliyim ki onu en güzel şekilde süslemişti. Sarı saçları fazla uzun olmadığı için pek bir şey yapamamıştı. Saçlarını tutam tutam burmuştu ve kenarlarını geriye doğru toplamıştı.

 

Saçlarına taktığı duvak zaten saçlarını fzlasıyla güzel gösteriyordu. Makyajı bitmişti ve kendisi son birkaç dokunuşu yapmakla meşguldü. Yeşil gözlerini çevreleyen göz makyajı bakışlarının derinliğini öne çıkarmıştı. Onu böyle görmek duygusal hissetmeme sebep oldu.

 

Abimin düğünü olduğu için ağlayacağıma Zerda'nın düğünü var diye ağlıyordum.

 

Aynadan gözleri arkasında duran beni bulduğunda başını omzuna eğdi. "Yapma ama böyle beni de ağlatacaksın." Yavaşça ayağa kalkarak yürüyüp karşımda durdu. Ellerini uzatıp ellerimi tuttu ve tebessüm etti.

 

"Ağlamıyorum." Dedim boydan boya onu süzerken ve derin bir nefes verdim. "Sadece çok güzel olmuşsun." Daha iki küçücük çocukken tanışmıştık ve ben o zamanlar arkadaşlığımızın buralara kadar ulaşacağını düşünemezdim.

 

"Sende öylesin." Dedi yumuşacık bakışlarıyla beni süzerken. Üstümde hem beni rahat ettirecek hem de düğüne uyacak kadar güzel mavi tonlarda bir elbise vardı.

 

"Daha abim beni görmeye gelmedi." Diyerek nefesini verdi. "Sen böyle yapıyorsan kim bilir o ne yapacak?" İşte tam da o an kapı açıldı. Ayağını içeri atan Aziz abi bizi görür görmez olduğu yerde kalakaldı. Gözleri direkt olarak Zerda'yı bulduğunda derin bir nefes verdi.

 

Uzun zamandır kaçtığı şey şu an tam karşısındaydı. Zerda gelinliğini giymiş orada öyle dururken Aziz abinin sanki yüreği sıkışıyordu.

 

Nefesini her alıp verdikçe omuzları geriliyor ve üstündeki takım elbise kaslarına karşı gerginleşiyordu. Siyah bir takım giymişti ve fazlasıyla yakışmıştı.

 

Adımlarını içeri götürerek tam yanımıza vardığında Zerda ellerimi bırakarak eteklerini çok az toplayıp ona doğru döndü. Dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi. "Nasıl?.." diye sessiz bir şekilde sorduğunda Aziz abinin gözlerinin dolduğunu gördüm.

 

"Gel kız buraya." Zerda'yı bir çırpıda kolları arasına çekerek sıkı sıkı sarıldı ve gözlerini kapattı. "Gördüğüm en güzel gelin sensin." Uzun süren bir sarılmanın ardından zar zor geri çekilirken ağlamamak için zor durur bir hali vardı.

 

"Ağlama sakın." Dedi Zerda sesi titrerken. "Beni de ağlatırsın."

 

"Ağlamam." Kendini tutmaya çalıştı. "Ama sende beni anla kızım abiyim ben." Göğsü titrek bir nefesle kalkıp indi. "Hayattaki tek varlığımsın sen benim." Onları böyle izlemek artık benim de gözlerimi doldurmaya başlamıştı.

 

"Sende öylesin." Dedi Zerda başını omzuna eğerek. "Ailemsin, babamsın, abimsin...her şeyimsin."

 

"Kalbine değen tek bir cümleye dünyayı yakarım biliyorsun değil mi?" Zerda'nın arkasındaydı. Hem de sonunda kadar. Hep yaslanacağı bir dağ gibi oradaydı. "Hayatta başına ne gelirse, ilk bana gel. Ne için olduğu farketmez, kalbine kimin dokunduğu farketmez. Ben buradayım."

 

"Biliyorum." Dedi Zerda dolu gözlerle. "Teşekkür ederim abi."

 

Abisinin verdiği destek onun için her şey demekti ve hepimiz çok iyi biliyorduk ki Aziz abi Zerda'yı bu dünyadaki tüm kötülüklerden korurdu.

 

Onların arasında geçen bu konuşmanın ardından abimler tıraşı bitirip gelmişti. Aşağıda bir sürü araba bizi bekliyordu. Tüm mahalle bugün bir düğün olduğundan haberdardı hatta bir çok insan bize katılacaktı.

 

Zerda'nın gelinliği ona zorluk çıkarmasın diye kızlarla aşağı inmesine yardım etmiştik. Onlar da süslenmelerini bitirdikten sonra bize katılmıştı.

 

Narin sarı tonlarda güzel askılı bir elbise giymişti. Hatta uzun zaman sonra onu hayat dolu gördüğüm ilk an buydu. Özlem'i de çok güzel süslemişti. Özenle saçlarını örmüş kendi elbisesine benzer güzel bir elbise giydirmişti.

 

Ceylan yeşil tonlarında bir elbise seçmişti. Kıvrımlarını sarıyor ve dizlerine kadar uzanıyordu. Karaca'da ona benzer ama kırmızı tonlarda bir elbise seçmişti. Hepsi çok güzel olmuştu. Umarım bizimkilerin yüreğine inmezdi.

 

Kapıyı açıp dışarı çıkarken Zerda'nın koluna giren Aziz abi oldu. Onu gelinliğiyle bu evden çıkaracak tek kişi abisiydi. Zerda gülümseyerek Aziz abiye baktı ve ikisi beraber dışarı adım attılar. Peşlerinden bizde dışarı çıkarken abim arabanın önünde aşağı yukarı yürümekle meşguldü.

 

Ne kadar gergin olduğunu görmek beni neredeyse güldürecekti. Böyle konularda çocukluğundan beri aynıydı. Ne yapacağını bilemezdi. Sadece hayat ona ne sunarsa onu takip ederdi.

 

Zerda'yı görür görmez nutku tutulmuş gibi durup kaldı. Hatta elinin düşmemek için Cafer'e tutunduğunu bile farkettim. Gözleri hafifçe açılırken Aziz abiyle birlikte ona doğru yürüyen Zerda'yı izledi. Burnundan verdiği nefes sanki senelere bir sitemdi. "Zerda." Dedi dili tutulmuş bir sesle. Dudakları hafifçe aralı kaldığı için Cafer elini onun çenesini altına koyarak yukarı itti.

 

Zerda'nın da abimden aşağı kalır yanı yoktu. Abimi hayranlık dolu bakışlarla izliyordu. "Çok yakışıklı olmuşsun.." dediğinde abim yutkundu.

 

"Sende çok yakışıklı- güzel.." Kendine küfür eder bir ifadeyle yutkundu. "Çok güzelsin." Bizimkiler onun bu haline güldükten sonra bize doğru baktılar. Az önce abimin girdiği şoka giren bu sefer onlardı. Hepsinin gözleri anında sevdiklerini

buldu.

 

Ve tabii Yavuz'un da gözleri ilk beni buldu. Elbiseleri burada giydiğimiz için henüz beni bu elbiseyle görmemişti ve bu ilk görüşüydü.

 

Bakışlarında beni beğendiğini belli eden ifade belirdi. Ellerini cebinden çıkararak yanıma yürürken beni boydan boya süzdü. Tam karşımda durduğunda diğerleri Zahir'lerin yanına yürüyordu.

 

"Ben bu güzelliğe nasıl dayanayım?" Dedi hayretler içinde. "Bir kez daha kalbimden vurgun yedim." İçli içli nefesini verdi. "Bu kez sadece karımda değil ha, iki bebeğimde ona katılmış." Gözlerini karnıma indirdi. "Daha doğmadan annenizin tarafına geçmişsiniz." Yenilgiyle konuştu. "Yapacak bir şey yok bu üç güzellikle yaşamanın bir yolunu bulacağım."

 

Gülümseyerek ellerimi uzatıp kravatını düzelttim ve ona birkaç adımda yaklaştım. "Bulacaksın artık." Sahte bir çaresizlikle omuz silktim. "Yapacak bir şey yok."

 

Elleri anında belimin iki yanına yaslandı. "Zevkle."

 

"Ula flörtleşmeniz bittiyse hadi da millet bekleyi!" Diye bağıran Cafer romantik anamızı bölmüştü. Yavuz öfkeli bir nefesle ona doğru döndü.

 

"Gitsene sen,"

 

"Olmaz." Gözlerini yukarı itti. "Sizi almadan gitmem hayde!"

 

"Bilerek uğraşıyor." Dedi Yavuz dişleri arasında. Gülerek koluna girdim.

 

"Tamam hadi gidelim haklı geç kalıyoruz."

 

"Karıma iltifat ediyordum." Dedi kırgın bir sesle. "İzin vermiyorlar!" Sanırım saatlerce bana iltifat etmek sevdiği en güzel şeylerden biriydi.

 

"Daha sonra bana bir çok kez iltifat edersin." Dedim onu ikna eden bir sesle. "Hadi."

 

Homurdanır bir onaylama sesi çıkardı. Cafer'ler arabaya binerken bizde hemen onların arkasında kalan arabamıza bindik. Düğün meydanı fazla uzakta sayılmazdı bu yüzden kısa süre içinde oraya varmıştık. Arabalardan iner inmez bir çok kişinin çoktan burada olduğunu farkettik. Masalar insanlarla dolmuştu.

 

"O ne ula?" Cafer arabadan inerken sertçe yutkundum. "Fikret amcam mi o!?" Adeta korkuyla bağırdığında Nisa Ayşin'i arabadan inidirip ona baktı.

 

"Neler oluyor?" Dediğinde peşinde iki adamla bize doğru gelen orta yaşlı adamı farkettim.

 

50 yaşlarında olmalıydı. Hafif kilolu ama yaşlılığıyla bozulmayan bir adamdı heybeti buradan bile bakınca belli oluyordu. "Yedum senu Cafer." Dedi kalın bir sesle yanımıza varır varmaz Cafer'in kafasının arkasına tokat geçirerek. "Utanmayi musun sen amcani dolandurmaya!"

 

"Saa da Selamun Aleykum dayi-" Konuşmasını bitiremeden bir tokat daha yedi.

 

"Sus, ırz düşmani!"

 

"Amca senda babami dolanduraydun şimdu-"

 

"Ula baban şerefsuzun önde gideniydu hakedeyudi benum ne şerefsizluğmi gördünde de beni dolandıraysun!?" Cafer'e saldırmaya hazır bir şekilde dikeldiğinde Yavuz hızla aralarına girdi.

 

"Aman amca," Dedi nefesini vererek. "Etmiş bir hıyarlık affet." Fikret bey Cafer'e bakarkenki öfke dolu gözlerinin aksine Yavuz'u yumuşak bakışlarla izledi.

 

"Sonra döveceğum oni." Kollarını iki yana açtı. "Bir sarilayım saa, kaç sene oldu." Yavuz'un mesafeli ama sıcak bakışlarını farkettim. Her ne kadar olsa da amcasını sevdiğini anlamak zor olmadı. Kısa bir sarılma fastının ardından beni gösterdi.

 

"Karım." Beni tanıtırken gülümsedi. "Hafsa." Fikret bey yeşil gözlerini bana çevirip gülümsediğinde gözlerinin kenarı kırıştı. Ne kadar Mahir beye benzediğini farketmek zor olmadı.

 

"Memnun oldum." Elini uzattığında nazik bir tebessümle elini sıktım.

 

"Bende." Elimi sıkarak birkaç saniye Yavuz'a baktı.

 

"Pekte güzelsun, nasi baktun bu gaybanaya?" Utanarak gülerken gözucu Yavuz'a baktım.

 

"O de fena sayılmaz." Dedim Fikret bey elini geri çekerken. Yavuz'un alaycı bakışlarını farkettim. Kendini övmeye başlarsa hiç şaşırmazdım.

 

"Öyle olsun bakalum." Karnımı farkederken gülümsedi. "Sağlukla gelsunler."

 

"Teşekkür ederim."

 

Yavuz sanırım haklıydı. Bu adam hiç kötü birine benzemiyordu. Hatta Yavuz ve Cafer'e karşı tam bir amca gibi davranıyordu. Hakkında daha önce duyduğum bu adamı ilk kez görüyordum ve bende kötü bir izlenim asla bırakmamıştı.

 

Cafer ondan kaçmayı başarmıştı. Düğün başlamadan önce imzalar atılacaktı. Nikah memuru çoktan gelmişti ve Aziz abiyle ben şahit olmuştuk. Abimle Zerda yan yana oturuyordu. Bizde şahitler olarak yerimizdeydik. Nikah memuru elindeki mikrafona yumuşak bir tebessümle konuştu.

 

"Siz Tufan Atasoy, Zerda Dağdereni eşliğe kabul ediyormusunuz?" Diye sorduğunda abim yutkundu. Gözlerini ona doğru uzatılan mikrafona çevirdi.

 

"Ne demem gerek?" Hızla bana baktı. "Kabul ediyor muyum mu diyeyim evet mi?" Bunu da bana soruyorsa abimle işimiz vardı. Aziz abi avuç içiyle alnının tam ortasına vurdu.

 

"Bu salağa kız verdiğime inanamyorum." Kaşları altından Zerda'ya baktı. "Yol yakınken vazgeç."

 

"Abi," Dedi Zerda gülerek ve Tufan'a baktı.

 

"İkiside aynı anlama geliyor sevgilim." Dediğinde abim kahverengi gözlerini ona çevirdi.

 

"Ne anlama geliyor?" Sanırım konuşmayıda unutmuştu.

 

"Abi heyecandan kafayı yediysen söyle bilelim." Dedim uyaran bir sesle.

 

"Kafamı yemedim." Mecazı bile ciddiye alacak kadar heyecanlıydı! Adeta herkes onun bu haline gülmeye başlamıştı abimse ecel terleri dökmekle meşguldü.

 

"Her geçen saniye kararımdan daha fazla pişman oluyorum. Oğlum evet desene!" Aziz abi öfkeyle yükseldi.

 

"Evet?" Abim yutkundu. "Evet!" Aydınlanma yaşar gibi bağırdı. "Evliliğe evet!"

 

"Hayatımda hiç bu kadar rezil olmamıştım. Ulan evliliğe evet nedir?" Aziz abi dişlerini sıkarak başını geri yatırdı. "Sabır istiyorum, birde şahit oldum lan ben neyin kafasındayım!"

 

Nikah memuru gülmemek için zor dururken abim yutkunarak gözlerini hepimizin üstünde gezdirdi. "Ne?" Gergince sordu. "Evet dedim."

 

"Tufan, abim evlilik cüzdanını sana yedirmeden önce sus sevgilim." Dedi Zerda uyaran bir sesle.

 

Abim iyice gerilerek Utanmasa masanın altına girecek bir edayla sustu. Nikah memuru bu kez Zerda'ya baktı. "Siz Zerda dağderen, Tufan atasoyu kocalığa kabul ediyor musunuz?" Diye sorduğunda Zerda göğsüne derin bir nefes çekti ve mikrafona konuştu.

 

"Evet evet evet!" Dediğinde abimin dudaklarında gülüş seğirdi. Anında alkışlar meydanda yankılanırken Nikah memuru imza attığı cüzdanı abimlere doğru nazikçe itti.

 

Abim kalemi alarak titreyen parmakları arasında sıkıca tutarak imzasını attı. Hemen ardından yanında oturan Zerda'ya sevgi dolu gözlerle bakarak cüzdanı onun önüne itti. Zerda kalemi abimin gözlerinin içine bakarak aldı ve gözlerini cüzdana indirip imzasını attı.

 

Sıra bizdeydi. Önümüze gelen aile cüzdanına şahitler olarak imzalar attığımızda resmi olarak her şey gerçekleşti. "Bende belediyemizin bana verdiği yetkiye dayanarak sizi karı koca ilan ediyorum." Nikah memuru ayağa kalktığında bizde onunla birlikte kalktık ve cüzdanı alarak Zerda'ya uzattı. "Bir ömür boyu mutlu olun."

 

Zerda gülümseyerek cüzdanı aldı hemen ardından abimin ayağına bastığında abim afalladı. Ama hiç canı yanmadan gözlerini Zerda'ya çevirirken Zerda ona karşı tatlı bir hareketle omuz silkti. Kameraman onların resimlerini çekerken abim derin bir nefesle Zerda'nın alnına öpücük kondurdu.

 

Aziz abiye baktığımda gururlu ve gözleri dolu bir bakışla onları izlediğini gördüm. Ondan farklı sayılmazdım gülümseyerek başımı omzuna yasladığımda kolu anında omuzlarımı sardı.

 

"Zırıl zırıl ağlasayım varda kardeşimin düğününü mahvetmek istemiyorum." Dediğinde güldüm.

 

"Hatırlat daha sonra ağlayalım." Başını onaylar bir şekilde salladı. İmzalar atılmıştı ve her şey çok güzel ilerliyordu.

 

"İmzalar atıldığına göre," Yavuz'un sesini duydum. Başımı sola çevirdiğimde ceketini çıkararak sandalyeden kalktığını gördüm. "İn damat aşağı, seni bir horonda görelim."

 

"Yavuz," Dedim endişeyle. "Horon mu tepeceksin?"

 

"Bana sözün vardı yavrum!" Kollarını iki yana açarken meydanın ortasından bana baktı. "İyileştiğim zaman horon tepmeme izin verecektin. İyileştim, şimdi izninle pistin tozunu attıracağım." Sanırım bu kez onu durduramayacaktım.

 

Dudaklarım arasından gülüş kaçtı. Hiç ayarı yoktu bu adamın. Abim Zerda'nın yanağına öpücük kondurup hızla aşağı kaçarken ceketini çıkarmakla meşguldü. Zerda onun bu neşeli hallerini tebesümle izledi. Önce sıra onlarındı.

 

"Kemenci!" Diye bağırdı Yavuz diğerleride masalardan kalkarken. Hatta Aziz abi bile beni bırakıp onlara katılmak için aşağı inmişti. Zerda hızla elimden tutarak beni abimin yerine oturtuğunda oturdum. "Çal horon havası!"

 

Onları böyle görmeyi çok seviyordum. Sıraya girdiler. Tüm gözler onların üstündeyken meydanın ortasında sırayla dizilerek ellerini birleştirdiler. Kemenci çalmaya başladığında horon muziğinin sesi yavaşça meydana dolmaya başladı.

 

Yavuz tam ortalarındaydı hemen sağında abim vardı. Solunda Devran vardı ve onun hemen yanında Cafer. Cafer'in yanında Süleyman vardı Zahir ise abimin yanındaydı. Hemen diğer yanında Aziz abi vardı. Hepsi buradan baktığımızda harika bir manzaraydı.

 

Kızlarda masadan hayranlıkla onları izliyordu. Narin bile gözlerini Devran'dan alamıyordu. Önce yavaş hareketlerle başladılar. Omuzları ayaklarının usul hareketlerine eşlik ederken tabanlarını yere vurarak birkaç adım ileri geldiler. Hemen ardından kollarını havaya kaldırdılar.

 

İşte o an kemençe hızlanmaya başladı. Hep birlikte ayaklarını aynı anda yere vurup ileri atarak geri içeri çektiklerinde ayaklarının sesi adeta meydanda yankılandı. Ara sıra kocamın ritime uyarak 'hayde' ya da 'Uy!' Gibisinden sesler çıkardığını duyuyordum ki horonla birlikte çok güzel uyum sağlıyor ve seyir zevki veriyordu.

 

Bu adam her haliyle felaket bir şeydi.

 

Aynı hareketler tekrar etti. Kemençe hızlandı onlar hızlandı. Her ayakları yere çarptığında herkes nefesini tutmuş bir şekilde onları izledi. Bizim ailenin erkekleri gerçekten zeminin tozunu attırıyordu.

 

Yavuz sanki aylardır bu anı bekliyor gibi öylesine yürekten oynuyordu ki onu bu halde görmek beni de mutlu ediyordu. Tam bir Karadeniz çocuğuydu bir kez daha anladım ki Yavuz'un bu memelketten kimse ayıramazdı.

 

Yorulana kadar horon teptiler. Teker teker ayrıldıklarında nefes nefese kalan abim ve Yavuz son horonuda bitirerek en sonunda birbirlerine sarıldılar. Hem ter içinde kalmıştılar hem de çok yorulmuştular ama umurlarında değilmiş gibiydi.

 

"Bitmedi!" Dedi abim neşeyle Yavuz'a sarılmasını bitirirken. "Kolbastı oynayacağız!" Zerda'ya baktı. "Kayısı çiçeğim, eşlik eder misin bana?" Zerda onun bu sözleriyle gülerek ayağa kalktı.

 

"Sırf bunun için spor ayakkabı giydim!" Gelinliğin altında gerçekten topuklu yerine spor ayakkabı giymeyi tercih etmişti. Zerda'nın birkaç basamağı inmesine yardımcı oldum. Abimle karşı karşıya geldiklerinde meydanı onlara bıraktık. Yavuz'un kendini bıraktığı sandalyenin yanındaki sandalyeye oturdum.

 

Hızla kolunu omuzlarıma atarak beni göğsüne çektiğinde gülümsedim. "Çok yoruldun mu?"

 

"Yorulmak mı?" Alayla sordu. "Horon yorar mı Karadeniz uşağını? Daha bitirmedim." Belli ki bu gece düğüne renk katmaya devam edecekti.

 

Trabzon kolbastısı çalarken abimle Zerda karşılıklı oyanamaya başlamıştı. Abim de Zerda'da bu konuda fena sayılmazdı. Zerda fazla ağır bir gelinlik seçmediği için oynamak onun için hiç zor olmuyordu. Cafer'ler onların bu haline ıslık çalarak izliyordu.

 

Dakikalarca onlar oynadıktan sonra Yavuz yerinde kıpırdandı. "Daha fazla dayanamam buna, abi kalk katılalım!" Dedi Devran'a doğru. Şaşkınca Yavuz'a baktım.

 

"Oynayabilir musun?" Diye sorduğumda sırıttı.

 

"Hem de fena." Ayağa kalkarken onu hiç geri çevirmeden Devran'da ayağa kalktı.

 

Yavuz'un horon dışında bir oyun oynadığına hiç şahit olmamıştım. O yüzden merak etmiyorum desem yalan olurdu. Eğer hamile olmasam onlara katılırdım ancak bebeklerimin doğumu yakındı ve sert hareketler bana yasaktı.

 

Kolbastı devam ederken Devran'la Yavuz çoktan karşılıklı oynamaya başlamıştı. Yavuz öylesine keskin ve hızlı hareket ediyordu ki şaşırmadım desem yalan olurdu. Çok iyi oynuyordu. Her hareketi ezbere biliyor ve ritime harika bir şekilde ayak uyduruyordu. Devran'ın da ondan aşağı kalır yanı yoktu.

 

O an anladım bu onların ilk kolbastı oynayışları değildi. Eski senelerde bunu bir çok kez yapmış olamlıydılar. Çünkü birbirlerine uyumları harikaydı.

 

Ne o ne Devran yorulana kadar durmadılar. En son ilk Devran sonra Yavuz pesetti. Bundan sonra şarkılar devam etti. Birkaç atıştırmanın ardından herkes yorgunluğunu atmıştı. Zarif bir muzik çalıyordu ve abimle Zerda meydanın ortasında dans ediyordular. Zerda kollarını abimin boynuna sarmış abimde ellerini onun beline yaslamıştı.

 

Birkaç çift onlara eşlik ediyordu. O ana kadar farketmemiştim ama düğüne katılanlardan biride Uygar'dı. Deminden beri oturduğu masada sessiz sedasız olan biteni izliyordu. Ara sıra Karaca'ya doğru kayan bakışlarını farketmemek elde değildi.

 

Tam o anda yanımdaki sandalyeye birinin oturduğunu farkettim. Başımı çevirdiğimde Nadir'i görmek beni afallatı. Yavuz hafifçe başını eğerek yanımda oturan Nadir'i gördüğünde bir şey söylemedi ama onun da haberi olmadığını farkettim.

 

Onu davet etmemiştim. Kimse davet etmemişti. Ama buradaydı. Sessizce birkaç saniye onu izledim. Gözlerini bana çevirerek derin bir nefes soludu. "Tufan davet etti." Dediğinde sertçe yutkundum. Başımı abime kaldırdığımda Zerda ile dans ediyordu ama bakışları Nadir abiyi bulmuştu.

 

Sessiz bir teşekkür eder gibi başını bir kez salladığında o an anladım. Abimin Nadir'e karşı öfkesi dinmeye başlamıştı. Omuzlarıma biraz çökerken yanımda oturan adama döndüm. "Hoşgeldin."

 

Yüzünde sakin bir tebessüm yer edindi. "Hoşbuldum." Bu kez bir şeyler hissetirdi.

 

Nadir'in burada oluşu en azından abiminde benim de kimsesizliğimizi biraz olsun sildi. Onu bu kez yadırgamadım. Yanından kalkmadım ya da uzak durmadım. Bir şeylere alışmak istedim. Sadece Yavuz'un varlığını hissettim. Gözlerimin içine anlayışlı bir bakışla baktığında ona sadece gülümsemekle yetindim.

 

Onların dansı devam ederken sandalyemin arkasında durup kulağıma bir şeyler fısıldayan Karaca'nın sesini duydum.

 

"Hafsa," Dedi başını bana doğru eğerek. "Süleyman'a dans edelim mi diye sorsam abim ona zarar verir mi?" Diye sorduğunda gözlerimi ona çevirdim. Ardından Zahir abiye baktım. Ceylan'ın hemen yanında oturuyordu. Gözleri dans eden abimleri izliyordu.

 

Emin değildim ama yapsa bile izin vermezdim. "Git söyle." Dedim güvence veren bir sesle. "Bir şey söylerse ben hallederim." Karaca'nın yüzüne geniş bir tebessüm ulaştı.

 

"Teşekkür ederim." Deminden beri bunu bekliyormuş gibi Süleyman'ın yanına yürüdü. Biraz uzak olduğu için duymadım ama Karaca ona bu teklifte bulunurken Süleyman'ın şaşkın ifadesini farkettim. Hemen ardından gözleri Zahir'e kaydı. Ama bunu umursamadı.

 

Cesareti galip geldi. Ayağa kalkarak Karaca'nın elini tuttuğunda Zahir abi anında onları farketti. Süleyman göğsünde tuttuğu nefesle Zahir abiye baktı. Zahir abi kara gözlerini onun yüzüne dikti ancak beni şaşırtan engel olmaması oldu. Yerinden kalkmadı. Kötü laf etmedi. Ve Süleyman'a karışmadı.

 

Çenesi kasıldı bunu farkettim ancak gözlerini bir kez açıp kapattığını görmek yalan olmasın beni şaşırttı. "Hâlâ Süleyman'ı dövmemesi normal mi?" Diye sordu Yavuz merakla.

 

"Sanırım normal." Süleyman izni kapar kapmaz gülümseyerek Karaca'ya baktı ve onu dans pistine götürdü. İşte o an gözlerim Uygar'a kaydı. Oturduğu yerden ne kadar bozulduğunu farkettim.

 

Adeta görüntünün acısı yüzüne yansıdı. Ama aynı Zahir abi gibi o da tepkisiz kaldı. Neden bilmiyordum ama sanırım bu gece Zahir abi de Uygar'da bir şeyleri anlamıştı.

 

Karaca'nın yanında olmasını istediği adam Süleyman'dı. İkiside meydanın ortasında dans ederken öylesine huzurlu ve mutlu gözüküyordular ki Zahir abinin bile bakışlarının yumuşadığını farkettim. Bu Ceylan'ı mutlu etti. Adeta neşesi gözlerine yanısıdı ve başını Zahir'in omzuna yasladı.

 

"Kabullenmiş baksana," Dedim Yavuz'a. "Acaba Zahir abiyle konuştu mu?"

 

"Belki de." Yavuz buna hak veren bir sesle fısıldadı. "Belki de konuştu. Süleyman'ı bilirim yalan söyleyemez seviyorsa seviyorum der." İç çekti. "Bence demiş."

 

"Zahir abi anlar." Dedim anın mutluluğuyla. "Sevdadan anlar."

 

"Sevdadan kim anlamaz?" Yavuz'un nefesi yanağıma çarptı. "Bu dünyada her şeye çözüm olabilecek bir derman varsa, o da sevdadır." Sözleri kalbime ulaşırken başımı çevirip ona baktım.

 

"Derdinin dermanı sevda mı?" Dudaklarında sakin bir tebessüm yer aldı.

 

"Derdimin dermanı sensin." Öyleydim.

 

Onun sevdasıydım.

 

"Sanırım birbirimize derman olmamız bizi sevdalı yapıyor?" Diye alay ettiğimde kaşlarını çattı.

 

"Karnında ki iki fasulyeye bakarsak bence sevdalıdan öte bir şey yapıyor." İması beni utanırdı.

 

"Ayıp denilen şey nedir bilir misin?" Düşünür gibi yaptı. Hemen ardından dilini damağına vurdu.

 

"Maalesef ki bilmeyrum." Hadsiz şey.

 

"Öğren o zaman." Dediğimde dudaklarında manidar bir gülüş belirdi.

 

"Öğretebilirsin-" hızla avuç içimi ağzına kapattım.

 

"Sen çok arsız bir adam oldun farkında mısın?" Hınzır bakışları keyifle yüzümde dolandı. Ardından dudaklarıma indi. Adamın ağzını kapatsan gözleri konuşuyordu!

 

"Uğraşılmaz bir adamsın." Diye söylendim ama sesimde sevgi yer edindi. Bileğimi tutarak avuç içimi öptü ve gözlerimin en derinini izledi.

 

"EyvAllah zalımın kızı."

 

"Öyle olsun bakalım zalımın oğlu."

 

Sözlerimin ardından alnıma öpücük kondurdu ve kokumu ciğerlerine doldurdu. Her fırsatta beni kendine yakın tutmaya bayılıyordu.

 

Düğün tamamen sorunsuz geçti. Aksine uzun zaman sonra gerçekeleşen bu düğün hepimiz için huzur gibiydi. Oyunlar devam etmiş tüm mahalleli adeta düğüne neşe katmıştı.

 

Ceylanlar dakikalarca Zerda ile oyun havası oynamıştı. Ara sıra onlara katılmış ama hamileliğimi dikkate alarak yerime oturmuştum. Bunun sebeni düğün boyunca ara sıra karnıma giren kramplardı. Doğum yaklaştığı için bu sancıları artık yadırgamıyordum ama henüz zamanı vardı.

 

Yavuz'u endişelenedirmemek için bundan bahsetmedim. Düğün bitip meydan yavaş yavaş terkedilmeye başladığında abimle Zerda kendileri için aldıkları eve gitmiştiler. Süleyman ve Zahir bu gece Aziz'i yalnız bırakmamak adına birlikte dönmüştüler. Bizde düğünün hemen ardından eve gelmiştik.

 

Kısa bir duşun ardından ikimizde rahat edecek kıyafetlerle yatağa girdik. Yavuz saçlarımı özenle kuruttup taradığı için artık kurutma veya tarama gibi bir derdimde kalmamıştı. Yatakta hemen onun kolları arasındayken karnımı okşamakla meşguldüm. "İyi misin?" Diye sordu halimde bir şeyler hissederek.

 

"İyiyim." Dedim sevgiyle. "Sadece hem güzel hem de bir tık yorucu bir gündü."

 

"Çok fazla ayakta kaldın." Endişeyle konuştu. "Kötü hissediyorsan söyle, doktora gidelim."

 

"Yavuz abartma." Dedim nazik bir gülüşle. "İyiyim, ara sıra sancılar var bu da normal. Biliyorsun doğuma az kaldı." Bu düşünceyle birlikte sanki göğsü sıkıştı.

 

"Biliyorum." Sesine heyecan yansıdı. "Ve bu yaşandığında ne yapacağım hâlâ bilmiyorum."

 

"Her şey iyi olacak." Dedim elimi göğsüne yaslarken. "Bırakta ben dertleneyim, doğuracak olan benim." Dedim alayla ama her şey nasıl olacaktı bilmiyordum. Korkum vardı. Ama korkumun yanı sıra heyecanım daha büyüktü.

 

Bu yüzden zamana güvenecektim. Doğumum zamanında olursa hiçbir sıkıntı yoktu. Ama erken olması birazcık risk taşıyordu. O yüzden umarım bebeklerim zamanından erken gelmezdi.

 

"Ben buradayım." Dedi Yavuz sevgiyle. "Sana söz hiç yalnız kalmayacaksın." Bunu biliyordum. Elimi bir an olsun bırakmayacaktı. İyice ona sokularak gözlerimi kapattım. İnce parmakları saçlarımda dolanırken uyku gözlerime akın etti.

 

Nasıl uyuya kaldığımı hatırlamadım. Saniyeler sonra Yavuz'un da benimle birlikte uykuya daldığına emindim. Her şey yolundaydı ta ki gece yarısı hissettiğim ani sancıya kadar.

 

Gözlerim öyle bir hızla açıldı ki ne olduğunu anlayamadım. Yutkunarak kıpırdandığımda Yavuz'un uykulu mırıldanmasını duydum. Sıkı sıkıya bana tutunduğu için ufacık hareketimi hissediyordu. Basit bir sancı sandım ama hissettiğim kasılmayla iyice uykudan uyandım.

 

Hemen ardından tenimde hissettiğim sıcaklık beni bozguna uğrattı. Elimi uzatıp hemen yanı başımdaki lambayı yaktım. Yorganı hafifçe ittiğimde bacaklarım arasında gördüğüm ıslaklık gözlerimin genişlemesine sebep oldu. Kalbim öyle bir hızla hızlandı ki göğsümden çıkacak sandım.

 

"Yavuz.." Korku heyecan ve telaş karışımı bir sesle fısıldadım. "Yavuz kalk!"

 

Uykulu bir mırıldanma çıkardı. Hemen ardından zar zor gözlerini açtı. "Yavuz kalk..suyum geldi." Dediğimde anlamsız bakışlarla sordu.

 

"Su mu geldi?" Kafası karışmıştı. "Musluğu mu açık unuttuk?"

 

"Musluk?" Şaşkınca sordum. "Ne musluğu be adam suyum geldi diyorum!" Uykuyla fısıldadı.

 

"Su getireyim." Uykuyla başını kaldırdı. Ani giren sancıyla inledim.

 

"Ne suyu suyum geldi diyorum!" Sancının etkisiyle onu sarstım. "Kalk doğuruyorum!"

 

"Doğur yavrum." Adeta kedi gibi koluma sarılıp bana sokulduğunda ağzım iki karış açıldı.

 

"Nereye doğurayım?!" Dediğimde mayışmış bir sesle fısıldadı.

 

"Buraya..tutarım ben. Valla tutarım, sen doğur." Ardından sırıttı. "Bakarım ben." Benimle dalga mı geçiyordu bu herif!

 

"Doğuramam ben buraya!" Diye isyan ettim.

 

"Doğur bişi olmaz-" Dedi. Hemen ardında gözleri fal taşı gibi açıldı. Elektirik çarpmış gibi yerinde fırlayıp yatakta gerilediğinde şok dolu gözlerle beni izledi.

 

"Doğurmak?" Şükür uyanmıştı. "Doğurmak? Bildiğimiz? İkizleri? Bebekleri?"

 

"Yok Yavuz," Dedim sancılarım artarken. "Gecenin ikisi sana şaka yapıyorum. Çıldırtma beni adam doğuruyorum diyorum kalk şu yataktan!"

 

"Uy.." Yutkundu. "Sen harbi doğuraysun!"

 

Elimi karnıma yaslarken hızlı nefesler alıp verdim. "Kalk artık şu yataktan!" Dediğimde hızla yerinden kalkmaya çalıştı. Ama ayağı yorgana dolaştığı için yeri boyladı. Ağlamaklı bir sesle başımı geri atttım.

 

"İyiyim!" Ellerini yere bastırarak doğrulmaya çalıştı. "Doğuruyoruz, tamam doğuruyoruz. Ne yapacağım? Doğum çantası." Bu adama bilgiler azar azar yükleniyordu.

 

"Yavuz ben doğuruyorum sen değil!" Sancım bir azalıp bir çoğalıyordu. "Kalk şu yerden dayanacak gibi değilim." Hızlıca nefesini toplamaya çalıştı ve ayağa kalkmayı başararak dolaba yürüdü. Onu kıracak gibi fevri bir hareketle açarak içindeki çantayı çıkardı.

 

"Aldım!" Büyük başarı.

 

Arkasını dönüp kapıya koştuğunda iri gözlerle arkasından bakakaldım. Odadan çıkmıştı. Acaba beni almadan doğuma kendi başına mı gitmeyi düşünüyordu? Sanki kendisi doğuracaktı!

 

Bayılacak gibiydim ve bu adam beni odada bırakıp resmen gitmişti!

 

"Beni unuttun!" Diye bağırdım.

 

"Unuttum!" Sesi uzaktan geldi. Ardından koşan ayak sesleri duydum. Hızla odaya dalarken dengesini zar zor sağladı. "Hafsa, seni unuttum!"

 

"Yemin ederim doğuracağım şuraya hastaneye götür beni!" Korkuyla yüzü dehşet dolu bir ifadeyle sarıldı.

 

"Doğurma." Doğum çantasnı omzuna asarak yatağa gelip beni kollarına birkaç saniye içinde aldı. "Doğurma, bekle doğurma."

 

"Kapı mı Yavuz bu?" Gelen kasılmayla acıyla inledim. "Kilitleyeyimde çıkmasınlar? Doğuruyorum diyorum delirtme beni!"

 

"Niye acıyor?" Telaşla sorarken çoktan odadan çıkmış merdivenleri iniyordu. "Hafsa, acıması normal mi?" Kafamı duvarlara vurasım geliyordu.

 

"Yavuz doğuruyorum!" Dedim sabrım tükenmiş bir sesle. "Sence acıması normal değil mi?"

 

"Ne bileyim ilk kez doğuruyoruz!" Arabanın yanına gelir gelmez binbir çabayla kapıyı açıp beni içeri oturttu. Çantayı hızla arka kapıyı açarak oraya fırlattı ve arabanın ön koltuğuna yürüyerek oturdu.

 

"Nefes al." Dedi benden çok kendisi nefesler alırken ve hızla vitesi geri çekip gaza basarak. "Nefes al, Hafsa."

 

"Şu an hiçbir halt yapamıyorum!" Belim koltuğa doğru kavislendi ve acıyla inledim. "Hızlı ol geliyorlar!" Dünyanın en büyük acısını yaşar gibiydim. Sanki hiç bitmeyecekti. Bu acı beni mahvedecek gibi hissediyordu.

 

"Yavuz nasıl doğuracağım?" Elimi uzatıp onun omzuna tutunarak inledim. "Ben nasıl doğuracağım!"

 

"Bilmiyorum daha önce hiç doğurmadım!" Dedi aynı telaşla.

 

"Çok saçma konuşuyorsun daha fazla stres oluyorum!"

 

"Doğuran kadınlar ıkınır, ıkın." Dediğinde dünyanın en saçma şeyine bakar gibi ona baktım.

 

"Burada mı ıkınayım? Arabaya mı doğurayım aptal herif!" Sanırım doğum sancısı ona hakaretler etmeme sebep oluyordu.

 

"Doğru." Yutkundu. "Hastnede ıkınırsın. Burada ıkınma!" Acıdan bayılacaktım.

 

Umarım hastaneye bizi ulaştırmadan önce bayılıp kalmazdı. Çünkü ben doğuruyordum.

 

Bu gerçeği farkına vardıkça gözlerim doldu. Bakışlarımı karnıma indirirken elim sıkıca karnıma yasladım.

 

Ben doğuruyordum.

 

        

                                         🌊

 

BÖLÜM SONU.

 

Bölümün sonundan merhabalar efenimm nasılsınızzz??

 

Nasıl buldunuz bölümü??

 

En sevdiğiniz sahne hangisiydi?

 

Yavuz'un son sahnelerdeki şaşkınlığı ve şapşallığı der susarım😭😭😭🩷

 

Umarım sizi de hoşunuza giden bir bölüm oldu gelecek bölüm görüşürüz Allah'a emanet. 🥹🫶🫂

 

Bölüm : 30.04.2026 17:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...