
Herkese yeni bölümden merhabalar. 🌸💖
Oyları ve yorumları unutmayınızz seviliyorsunuz şimdiden Keyifli okumalar!❤️
🌊
Cem adrian-Gaziantep yolunda.
Apolas lermi-Kaderim böyle imiş.
Yakup atalay-Bir sevdadır.
Yavuz Payidar.
Eskiden kaderden yana yüzümün güldüğüne dair hiçbir inancım yoktu. Hayat bana zor koşullar sunmuştu. Bu zor koşulları bana sunarken gücüm yeter mi yüreğim dayanır mı diye bakma gereği bile duymamıştı. Bende isyan etmemiştim. Hayattan bana gelen tüm acıları kabul ederken bir kez olsun sesimi çıkarmamış ama yüzümün kederine de alışmıştım.
Ta ki inandığımın aksi çıkana kadar.
Ben sevdamı kuşanıp yollara düşmüştüm. Beni koruyan ayakta tutan tek şey bu olmuştu. Sonra hayat bana Hafsa'yı vermişti. Ve şimdi bana iki tane dünya güzeli evlat veriyordu.
Arabayı öyle bir hızla hastaneye sürmüştüm ki yol nasıl akıp geçmişti anlamamıştım. Bebeklerimizin bizi beklediğini biliyordum ama ne yapacağımı şaşırmış bir haldeydim. Kafam allak bullaktı ve elim ayağıma dolaşıyordu. Hafsa'nın dudakları arasından çıkan her acı dolu ses benim de yüreğimi yakıyordu. Tüm bunların olması normaldi ama normal olan şeyler karımın canını yaktığında ben aklımı kaybedecek gibi oluyordum.
Arabayı hastanenin önünde durdurur durdurmaz nasıl bir hızla aşağı inmiştim kendim bile bilmiyordum. Tek bildiğim Hafsa'nın acı çektiğiydi.
Kendi koltuğumdan çıkar çıkmaz arabanın önümde dolanarak Hafsa'nın kapısını açmak üzere hareket ettim. Daha dakikalar olmuştu ama o ter içinde kalmıştı. Doğumu başlamış olabilir miydi? Bilmiyordum!
Oysa aylardır buna dair şeyler okuyup araştırıyordum ama şu an öyle bir telaşın içindeydim ki tüm okuduklarım sanki aklımdan silinmişti.
"Çok sancım var." Dedi ben onu kollarıma aldığım anda nefes nefese kalmış bir şekilde. Anında eli yakama asıldı ve dişleri arasında konuştu. "Yavuz çok sancım var."
"Tamam." Dedim. Hızla hastaneye koştuğumuda içer girer girmez tüm apartmanı inletecek şekilde bağırdım. "Doğuruyoruz!"
"Yavuz!" Dedi acıyla. "Ben doğuruyorum!"
"Doğru!" Hemşireler aval aval bana bakarken telaşla onlara baktım. "Karım doğuruyor bir şey yapın!" Anında kendi aralarında birkaç emir ve hemen ardından yanımıza ulaştılar.
"Sedye getirin!" Dedi doktorlardan birisi. Birkaç saniye içinde gelen sedyeye Hafsa'yı yatırdığımda onu kollarmdan ayırmayı hiç istemediğimi farkettim.
Eli elime sarıldı.
"Beni bırakma." Başını iki yana sallarken yutkundu. "Yalvarırım bırakma."
"Bırakmıyorum." Telaşımı o yalvarışı öylesine dindirdiki koskoca adamım ama onunla birlikte ağlamanın eşiğine geldim. "Buradayım sevdam ben seni bırakmıyorum." Doktora baktım.
"Ne olacak?" Doktor sedyeyi sürerken Hafsa'nın elini hiç bırakmadan aynı hızla onları takip ediyordum.
"Kısa ve hızlı bir kontrol anneninde bebeğinde-"
"İkizler." Dedim çaresizce onları bilgilendirmek adına. "İkiz bebekler."
"İkizler." Başını salladı. "Üçününde durumunu kontrol edeceğiz. Doğum başlamışsa doğumhaneye." Kontrol odasına gelir gelmez, "Siz dışarıda bekleyin." Dedi.
"Hayır!" Hafsa sıkıca elime sarıldı. Bu gözlerimin onun yüzüne inmesine sebep oldu. "Kal, kalsın." Her sancısı arttığında koluma daha sıkı asılıyordu. "Gitme lütfen."
"Gitmiyorum." Doktorun ne dediğini umursmadım Hafsa kalmamı istiyorsa ben kalırdım.
"Tamam." Dedi doktor nefesini vererek ve sedye odaya girer girmez onu birkaç makinenin olduğu yöne götürdüler. Elini hiç bırakmadan takip ettim. Elimi uzatarak alnına yapışan saçları geri çektim. Sancıları biraz yavaşlamış gibi elimi tutuşu da yumuşadı. Dolu gözlerini yüzüme çıkardı.
"Sevdam." Dedim sakin bir dille.
Doktor pijamasını yukarı çekerek ultrason cihazından bebeklerin durumuna bakarken yutkundum.
"İyi hissetmiyorum." Dedi Hafsa.
Bu kadar zor olacağını hiç düşünmemişti. Zordu. Gözlerim onun yüzünü takip ederken her zerrem titriryordu.
"İyi olacaksın." Onu da kendimi de buna inandırdım. "İyi olacaksınız."
"Söz mü?" Ded kısık nefeslerle. Zar zor gülümsedim ama telaştan ve heyecandan kafayı yemek üzereydim.
"Söz." Biliyordu ona verdiğim sözleri tutardım.
Doktor bebeklerin kalp atışlarını duymak için artık yerini ezbere bildiğim o düğmeye bastı. İlk kalp atışı çok güçlüydü. Hafsa acısına rağmen gülümsedi. İkinci kalp atışının seslerini duymak yutkunmama sebep oldu.
Zayıftı.
Bunu sadece ben hissetmedim. Hafsa'da hisetti. "Neden zayıf?" Ani bir sancıyla inledi. "Niye kalp atışı zayıf?"
"Doktor," dedim sesim titrerken. Gözlerini kısmış ekrana bakarken yüz ifadesinden anladım ki gördüğü şey hiç hoş değildi.
Gözlerini beyaz çarşaflara indirdi. Refleks olarak bakışlarım onunla aynı yere baktı. Hafsa'nın beyaz kıyafetine bulaşmaya başlayan kanı görmek bir anda vücudumdaki kanın çekilmesine sebep oldu.
"Doğumhaneyi hazırlayın. Kanama var. Sezeryan olacak! Acele edin!" Diye bağırdı.
Ben sanki dünyadan koptum. Gördüğüm manzara yüreğime öyle bir ateş ulaştırdı ki ayaklarımdaki gücün geri çekildiğini hissettim. "Ne kanaması?" Hafsa'nın acı dolu sesine karışık sorusu beni daha fazla telaşa soktu.
"Ne kanaması doktor? Nolacak bebeklerime?" Hızla gözlerini bana çevirdi. Tırnakları koluma battı. "Yavuz ne olacak?" Başı geri düşerken gözlerinden yaşlar aktı. "Yavuz..kalbi zayıf. Kalbi çok zayıf.." eskiden böyle atmıyordu.
Dolu gözlermi onun çaresiz bakışlarını buldu. "Hiçbir şey olmayacak." Kendi derdimi dinlemedim tek isteğim onu teselli etmek oldu. "Hiçbir şey olmayacak kızımızda oğlumuz da iyi olacak. Elini bırakmayacağım." Dedim hemşireler Hafsa'nın sedyesini tekrar hareket ettirirken.
"Yavuz korkuyorum." Bir sancıyla daha beli yataktan kalktığında onun ifadesi benim yüzüme de bulaştı. "Yavuz ben çok korkuyorum."
Kendi çaresizliğim öylesine ağır bastı ki Hafsa görmese duymasa bilmese çökecek bir köşeye ağlayacaktım. Elini sıkı sıkıya tuttum.
"Korkma." Dedim ben bile korkarken. "Hiçbir şey olmayacak. Sana söz sevdam, güzelim, söz veriyorum. Buradayım. Size bir şey olmayacak."
Doğumhanenin önüne varana kadar onunla konuştum. Ta ki doktoru duyana kadar. "Sizi içeri alamam." Dedi. Anında kızaran gözlerimi ona kaldırdım.
"Bırakmam." Başımı iki yana salladım. "Onu bırakamam. Geleyim."
"Üzgünüm çok riskli, kanması var ve acil mudahile etmemiz gerek. Eşinizin iyiliğini istiyorsanız dışarıda bekleyin lütfen."
"Olmaz!" Dedi Hafsa ağlamaları arasında başını iki yana salladı. "Olmaz elimi tutsun, elimi bırakma." Küçük bir çocuğun bakışlarıyla buğulu gözleri ardından bana baktı. "Nolursun elimi bırakma." Sayıklar gibiydi. "Elimi bırakma."
"Kendinde değil!" Dedi doktor zaman kaybetmemek adına. "Lütfen, onu kurtarmamızı istiyorsanız izin verin!" Benden istedikleri şeyin ağırlığının farkında bile değildiler.
"Yemin ederim buradayım." Aşağı eğilip hızla elinin üstüne öpücük kondurdum. Ardından alnına. "Hafsa'm seslensen seni duyacak kadar yakınım. Korkma." Elimi elinden zar zor ayırdığında sızlanmaları devam etti. Bana bakışları canımı yaktı.
Bugüne kadar hissettiğim tüm çaresizlikleri unuttum.
Ben Yavuz Payidar ilk kez böylesine yenildim. Doktorlar onu benden aldıklarında adımlarım beni daha fazla taşımadı omzum duvara yaslanırken aşağı eğildim. Yere zar zor oturduğumda evden çıkmadan cebime atabildiğim telefonumu dolu gözlerle çıkardım.
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki duracak zanettim. Gözlerimden birkaç damla yaş akarken başımı geri duvara yasladım. Kanaması vardı.
Hiçbir şey gelmiyordu elimden. Hafsa iyi değildi ve bebeklerimizden birinin kalbi öylesine zayıftı ki bu zihnimi kemirip durdu. Kendimi kimsesiz hissettiğim o anlardan birine gömüldüm. İçeri girmeme izin vermemiştiler. Hafsa orada yalnızdı ve ben içeri giremiyordum!
Zihnimi dolduran kötü düşünceler saniyeler içinde tüm vücudumu ele geçirmişti. Öylesine bir haldeydim ki ne yapacağımı bile bilmiyordum. İçimden kalkıp odaya girmek Hafsa'nın elini tekrar tutmak geliyordu ama izin vermezdiler.
Titreyen ellerim refleks olarak abimi aradı. Onu kulağıma tuttuğumda saniyeler içinde açıldı. "Yavuz?'" Dedi Devran'ın sesi merakla.
"Abi." Sesim titredi. "Doktorlar Hafsa'yı aldı." Ne yapacağımı bilemediğim için her şeyi yarım yamalak anlatmaya başladım.
"Ne?" Dedi anında endişeyle. "Nereye aldı? Noluyor Yavuz?"
"Doğum." Parmaklarımı saçlarıma daldırdım. "Kanaması var dediler abi almadılar beni içeriye. Kalbide zayıftı." Gözlerim doldu. "Hangisi olduğunu bile söylemediler kalbi çok zayıftı." Sesim boğuldu. "Abi kalbi çok zayıftı.."
"Tamam sakin ol." Sesinden anladığım kadarıyla o da afallamıştı. "Sakin ol hangi hastane söyle bana geleceğim."
"Çok kötüydü." Şu an kendimde değildim. Elim alnımı ovarken nefeslerim sıkılaşmıştı. "İyi değilim dedi abi, ne yapacağım ben? İçeri de almıyorlar. İçeri girmeme de izin vermiyorlar."
"Yavuz sakin ol." Sesi kontrollü geldi. "Bana konum gönder geliyorum." Telefonu kendimden habersiz kapatarak titreyen ellerimle ona konumu gönderip dirseklerimi dizlerime yasladım.
Bir haber bekliyordum. Daha sadece 7 dakika geçmişti ama bu bile bana asırlar gibi geliyordu. Kaç dakika daha dayanmam gerekiyordu? Kaç saniye geçecekti? Saatler mi alacaktı? Saatlerce dayanamazdım.
Göğsümdeki huzursuzluk çoğaldı. Ayağa kalkarak volta atmaya başladım. Buradan bir an olsun ayrılmadım ama içeriyede giremedim.
Yaklaşık 15 dakikanın sonunda adım sesleri duydum. Gördüğüm sadece Devran değildi. Herkes buradaydı.
"Yavuz." Abim beni ne halde gördüyse anında yüz ifadesi düştü. Yanıma gelerek hızla elini başımın arkasına sararak beni göğsüne çektiğinde nefesimi verdim. "Noldu oğlum?"
"Bilmiyorum." Dedim başımı geri çekerken. "Hiçbir şey bilmiyorum. 15 dakikadır içerideler ama bir haber yok."
"Doğum mu başladı?" Diye sordu Narin yutkunarak. Özlem'i kollarında tutıyordu.
Başımı salladım. "Kanaması var dediler. Ne demek bu?" Gözlerim onlardan bir bilgi almak adına üstlerinde dolandı. "Her şey iyiydi, neden böyle oldu?"
"Yavuz sakin ol ula." Cafer yanıma adımlayarak ellerini omuzlarıma koydu. "Bişi olmayacak."
"Kalbi zayıftı." Dedim gözlerimi sıkıca kapatırken derin bir nefesle. "Cafer kalbi çok zayıftı biliyorum. Kalp atışları öyle değildi. Hafsa'da iyi değildi." Aynı şeyleri tekrar edip duruyordum.
Cafer bir an ne yapacağını bilemez şekilde Devran'a baktı. Süleyman'la Zahir bile birbirleriyle bakışmaya başlamıştılar. Tüm endişeli gözler benim üstümde bense hiç iyi değildim.
Onlar bana teselli edecek sözler söylediler. İnanmaya çalıştım. Birkaç dakika sonra Cafer Tufan'ı arayıp onlarada haber vermişti. Gelmeleri uzun sürmemişti. Onları görür görmez ne kadar endişeli olduklarını yüzlerinden okudum.
"Cafer!" Dedi Tufan koşar adım. "Noldu? Doğum mu başladı? Ne demek durum iyi değil?" Nefes nefese sorarken yanımıza ulaştı. "Neler oluyor?"
Şu an ben ona cevap verecek durumda olmadığım için Süleyman konuştu. "Doğumhaneye almışlar." Kederle konuştu. "Kanaması olmuş." Tufan'ın kaşları anında acıyla büküldü. Onun hemen yanında gözleri dolu şekilde duran Zerda yutkundu.
"Ne demek kanaması..ne?" Afalladı. "Ne kanaması? İyi mi?" Hiçbirimizde bunun cevabı yoktu.
"Bir şey söylesenize kardeşim iyi mi?!" Dedi Tufan gür bir sesle.
"Bilmeyiz." Cafer anlayışlı bakışlarla fısıldadı. "Ama iyi olacak." Tufan'ın çaresiz ifadesi sanki canını yaktı.
"Ne demek bilmiyoruz?" Az önce gür çıkan sesi şimdi korku doluydu. "Neler oldu? Yavuz neler oldu?" Bana bakarken gözlerinde acı yer edindi. Omuzlarım sanki onun bu bakışları altında daha fazla çöktü. Nedenini bilmediğim bir şekilde kendimi suçlu hissettim.
Sanki elimden bir şey geliyordu da yapamıyormuşum gibi. Oysa tüm yollar kapalıydı. Ona cevap veremedim. Cafer Tufan'ı kendine çekerek sarılıp birkaç kez sırtını sıvazladı.
"Doğuma daha vardı." Dedi Zerda ağlarken. "Ne oldu aniden?" Ceylan gözleri dolu bir şekilde kolunu onun omuzlarına sararak kendisine doğru çekti.
"Bir şey olmayacak." Güvence veren bir sesle konuştu. "Görürsünüz üçüde çıkacak."
Umdum ki öyle olacaktı. Aksini düşünemedim. Kalbim sanki kafamda atıyordu. Her geçen saniye bir cevap alamamaksa beni kahediyordu. Ara sıra Zahir, Süleyman, Karaca, Ceylan, Narin. Hepsi bana teselli edecek sözler söylüyordu ama benim kafamdaki sesler bir türlü susmuyordu.
Doğumhane kapısının yanında yere çökmüş oturuyordum. Bakışlarım bile düşüncelerin içinde boğulduğum bir kanıtıydı. Birkaç dakikanın ardında yanımda bir hareket hissettim.
"İyi misin?" Narin'in sesiyle elimi alnımdan çekerek başımı geri duvara doğru ittim.
"Değilim abla." O kadar ağlamıştım ki gözlerimin kıpkırmızı olduğuna emindim. "Değilim, kaç dakika oldu bir şey söylemiyorlar."
"Kendini toplaman gerek." Dedi keder barındıran sesiyle. "Hafsa seni böyle görmesin."
"Kendimi nasıl toplayayım?" Omuzlarımı kendime çekerken ona baktım. "Kanaması vardı abla. Çok kötü bir haldeydi. Canı çok yanıyordu." Gözlerime yeni yaşlar akın etti. "Bir haber vermek bu kadar mı zor? Neden iyi olduğunu söylemiyorlar." Çenem titredi. "İyi değil mi? Ondan mı söylemiyorlar?"
"Ablam." Dedi eskiden olduğu gibi yürekten seslenerek. "Hiçbir şey olmayacak."
"Ben sevdiğim herkesi kaybediyorum." Dedim başımı öne eğip iki ellerim arasına alarak. "Şimdi de Hafsa..." dilime getiremediğim kelimeler aklıma geldikçe zihnim patlayacak gibi oldu. "Abla bir şey olursa ben yaşayamam." Gözlerim zemini izlerken yutkundum. "Onlardan birine bir şey olursa ne yapacağım ben?"
"Yavuz.." Dedi artık sesi titrerken. Kolunu omuzlarıma sardığını hissettim. Bu bana çocukluk yıllarımı hatırlattı. Küçük bir çocukken o bana yardım ederdi ve ben ona sığınırdım.
Belki de Narin olmasaydı Kemal'in beni tuttuğu hürcrede ya açlıktan ya susuzluktan ya da umutsuzluktan ölecektim. O zaman bana umut olmuştu ve ben yine aynı durumdaydım.
Belki kendim hücrede değildim. Ama kalbim içeriye ışık bile sızmayan bir hücrenin içinde hapis kalmıştı. "Hiçbirini kaybetmeyeceksin." Dedi mavi gözlerinde umutla. "Bana inanıyorsun değil mi?" Buruk bir tebessüm etti. "Sana hiç yalan söyledim mi?"
"Söylemedin." Dedim çocuklar gibi. "Sen yalan söylemezsin." Ben verdiğim sözü tutmam gerektiğini Narin'den öğrenmiştim.
"Söylemem." Dedi çocuğuyla konuşan bir annenin şefkatiyle. "Her şey iyi olacak." Onun umudunu tanıyordum. Benimle aynı cehennemden gelen bir kız çocuğu. Şimdi kocaman kadın olmuştu ama ben hâlâ ona kıyasla çocuk kalmıştım.
Ve Narin hâlâ benim için bir ablaydı.
Dakikalarca orada öyle oturduk. En sonunda doğumhanenin kapısı açıldığında yerden öyle bir hızla kalktım ki Narin bana yetişemedi. "Nasıl?" Doktorun karşısına geçerek hızlı nefeslerim arasında sordum. "Karım iyi mi? Bebeklerimiz?"
"Karınız gayet iyi." Dedi doktor sakin bir sesle. Göğsümde tuttuğum nefesi sesli bir şekilde verdim.
Anında herkesin ağzından neşeli gülüşler ve rahat nefesler kaçtı. Devran'ın kolunu omuzlarımda hisettim. "Sana demiştim."
Gülümseyerek bir an ona bakıp doktora döndüm. "Bebekler?"
"Maalesef kanaması olduğu için doğumu bekleyemezdik. Bebekleri sezeryanla almak zorunda kaldık. Oğlunuzun durumu gayet iyi." Duyduğum şey önce yüzüme gülüş eriştirdi.
Onlar doğmuştu. Bunun farkına varmak neredeyse heyecandan bayılmama sebep olacaktı. Devran'a tutunarak birkaç saniye olan biteni algıladım. Hemen ardından yutkundum.
"Oğlum..? Peki kızımız?" Kaşlarım çatıldı. "Neden sadece oğlumuzu söyledin doktor?"
"Kız bebeğin kalbi çok zayıf." Duyduğum şeyin ağırlığıyla neredeyse düşecek gibi oldum.
Dünyaya daha bugün tutunan kızımın kalbi iyi değildi.
"Zayıf?" Yanlış duymak istedim ama öyle olmadı.
Benim zayıf duyduğum o kalp atışları kızıma aitti. "Merak etmeyin." Doktor beni telaşa sokmamak adına konuştu. "Olası her durumu izliyoruz. Bebeklerin kısa kontrolü yapıldı. Kız bebeğin bir süre küvezde kalması gerekecek. Durumunu izleyeceğiz. Karınızın ve oğlunuzun durumu gayet iyi. Biraz sonra eşinizi normal odaya alacağız."
Ben onun her kelimesini kafamda ölçüp tartarken delirecek gibi hisettim. Hafsa iyiydi bu benim için dünyanın en güzel şeyiydi. Oğlum iyiydi. Oğlum hayattaydı. Ama kızımız kalbiyle bir savaş veriyordu. Mutluluğuma karışan acı ciğerimi yaktı.
Doğumhanenin kapısı açıldı. Sedyede Hafsa'yı görür görmez tuttuğum nefes dudaklarım arasından kaçtı. Koşar adım yanına ilerlediğimde yarı baygın gözleriyle bana bakıyordu. Çok acı çekmişti. Bunu biliyordum.
"Hafsa'm." Sedyeyi birkaç saniyeliğine durduğumda dudaklarında buruk ve yorgun bir tebessüm belirdi.
"Gördüm onları." Dedi dünyanın en güzel duygusunu tarif ederek. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Ne sesinde ne gözlerinde korku yoktu. Onu korkutmamak adına gözyaşlarıma rağmen gülümsedim.
"Zalımın kızı." Elimi uzatıp yanağını okşadım. "Benden erken davrandın. Onları birlikte görecektik." Dokunuşumla beraber gözlerini kısa saniyeliğine kapattı ve saniyeler içinde geri açtı.
"Çok güzeller." Henüz çok yorgundu ama tüm yorgunluğuna değmiş bir şekilde konuşuyordu.
Acımla heyecanımı aynı anda yaşarken eğilip alnına uzun uzadı bir öpücük kondurdum. Daha sonra hemşireler bir kez daha onu benden alarak normal odaya aldılar. Bebeklerimizi görmemiz için öncesinde birkaç kontrole ihtiyaçları vardı.
İçim içimi yiyerek sadece doktorlar ne diyorsa onu yaptım. Abimler durmadan beni teselli edip durdu. Ama ben tüm bunları Hafsa'ya nasıl anlatacağımı düşündüm. En ağırı nasıl dayanacaktık? Her düşündüğümde canım daha fazla yandı.
Daha yüzünü bile göremediği kokusunu alamadığım kızımın durumu iyi değildi. Her seferinde gözlerim doldu. Hafsa'ya baktım. Kendimi topladım. Ama bu benim berbat hissettiğimi hiç değiştirmedi. Ona hastane kıyafetleri giydirdiler. Kendini toplaması için birkaç dakika zaman verdiler.
"İyi misin?" Sordum hemen yanı başında battaniyeyi karnına doğru çekerek. Gözleri yüzümde dolandı ve tebessüm etti.
"Çok iyiyim." Sakinleşmişti. Sanki dünya ona büyük bir huzur sunmuştu.
"Emin misin abim?" Dedi Tufan yumuşak bir sesle.
"Eminim." Biraz olsun kendini toplamıştı. "Neredeler? Neden doktor bebeklerimizi getirmedi?" Bana baktı heyecanlı gözlerle. "Yavuz neden getirmediler?"
Ağzımı açtım ama kelimeler çıkmadı. "Getirecekler." Dedi Zerda sedyenin yanında aşağı eğilip Hafsa'nın kahküllerini geri iterek. "Kontroleri bitsin getirecekler."
Hafsa öylesine heyecan doluydu ki en ufak bir şeyden bile şüphe etmedi. Ama herkesin tedirgin bakışları bu odanın içinde birbirini buluyordu.
"Hastayı biraz yalnız bırakalım lütfen." Dedi hemşire diğerlerine dönerek. "Bir kişi dışında herkesi dışarı alalım."
"Tamam." Dedi Süleyman. "Yenge, daha sonra yeğenlerimi görmeye gelirim ona göre. Gitmiyorum hiçbir yere." Ela gözleri kederi gizledi. "Hemen kapıdayız."
"Gelin." Dedi Hafsa onlara bakarken tebessümle. "Onların sizden başka ailesi yok." Onun kurduğu cümle hepimizi bozguna uğrattı. Herkesin kederi bu kez gün yüzüne çıktı.
"Geleceğiz tabii." Dedi Ceylan tebessüm eşliğinde. "Önce anne babası, sonra biz." Zahir'e baktı. "Hadi çıkalım biraz dinlensin."
"Hemen kapidayiz." Dedi Zahir kara gözlerinde sevgiyle. "İyice sevun yeğenlerumi çünkü alduğum zaman geri vermeyeceğum."
"Sen mi ben mi?" Karaca dolu gözlerini bir kenara bırakıp bakışlarını yanındaki abisine çevirdi. "En çok ben seveceğim."
"Fuşki seversun." Şimdi de bunun kavgası başlayacaktı. "En çok ben seveceğum." Onlar kendi aralarında atışırken Hafsa ile birbirimize bakarak güldük. Onun gülüşü fazlasıyla gerçekken benim ki saf acı taşıdı.
Kendi aralarında süren küçük atışmaların sonunda dışarı çıktılar. Onların hemen ardından iki hemşire içeri girdi. İlk önce mavi battaniyeye sarılan bebeği görmek nefesimin kesilmesine sebep oldu. Hemşireler güler yüzle içeri girerken öndeki hemşirenin hemen arkasında bu kez pembe bataniyeye sarılan bebeği gördüm.
"Yavuz." Dediğini duydum Hafsa'nın elime sıkı sıkı tutunmuştu. Yerimde hafifçe sendelediğimde bir elime sedyenin kenarına tutundum.
"Bizim mi?" Sorumla beraber hemşireler güldü. Hafsa'nın bile güldüğünü duydum. Komik miydi? Şurada heyecandan ölüyordum!
"Birini anneye verelim, ama birini babası bir süre tutsun olur mu?" Dedi hemşire.
Ben mi tutacaktım? Şaşkın gözlerle yutkundum. Başımı Hafsa'ya çevirdim.
"Ben mi?" Bebeklerimizin ağzından çıkan bebeksi sesleri duymak keskin bir nefes vermeme sebep oldu. Gözlerimi onlara çıkardım. Hemşirelerin kucağında batanniyelerin arasında küçük hareketlerle kıpırdanıyordular.
"Getirin." Dedi Hafsa. Ben hazır bile değildim!
Hemşirelerden biri bize yaklaştığında iyice gerildim. Heyecandan titrediğimi hissettim ve hemşire erkek bebeği nazik bir şekilde Hafsa'nın kollarına bıraktığında gözlerim onun yüzüne düştü. Küçücük bir burnu vardı. Kaşları düz dudakları hafif aralıktı.
"Hafsa." Dilim tutulmuş bir sesle fısıldadım. Onun da benden farklı bir yanı yoktu. Oğlumuzun yüzünü öylesine bir hayranlıkla izliyordu ki her an ağlayacak gibiydi.
"Kızım." Dedi Hafsa titrek sesiyle ve dolu gözlerle. Oğlumuzu incelemeyi bititir bitirmez gözleri kızımızı aradı.
"Yaranız var." Dedi hemşire ve karımdan gözlerini alarak bana baktı. "Kızınızın sırası gelene kadar onu tutmak ister misiniz?" Göğsüm sesli bir nefesle şişti.
"Tutayım." Şaşkın şaşkın konuştum. "Nasıl..nasıl tutacağım?" Yutkunarak Hafsa'ya baktım. O çok güzel tutuyordu. Bir kolu oğlumuzun altından geçerek onu sıkıca sarmıştı. Ama gözlerinde bende ki ürkekliğin aynısı vardı.
"Yaparsın." Dedi sevgiyle. "Yaparsın, Yavuz. Tut kızımızı."
"Ya tutamazsam?" Korkuyla sordum. "Düşer de tutamazsam?"
"Tutarsın." Dedi bana sonsuz bir güvenle. "Sen bizi hep tutarsın." Gözlerinde gördüğüm o güven öylesine büyüktü ki ben bile kendime bu kadar güvenmezken Hafsa bana sonsuz bir güven duyuyordu.
Onun güvenine inandım.
Hemşire bana yaklaştığında ve kızımı bana uzattığında kollarım ani bir refleksle onu tutmak için uzandı. Emindim ki gözlerimde birkaç damla yaş asılıydı. Kollarımda hissettiğim sıcaklık kalbimi sevgiyle sıkıştırdı. Ayakta duracak gücüm yoktu bu yüzden sedyenin kenarına oturdum.
Hangisine bakacağımı bilemedim. Hafsa'nın kollarında huzurlu hareket eden bir bebek vardı. Benim kollarımdaysa kaşlarını çatmış daha şimdi den bana inadıyla bakan bir kız çocuğu.
"Hafsa." Dedim titrek bir sesle. "Çok küçükler."
"Öyleler." Dedi ağlamaklı sesle ve gözlerini yüzüme çıkardı. "Ne yapacağız?" Az önce bana güven veren kadın sanki anında telaşa kapılmıştı. "Yavuz ne yapmam gerek? Emzireyim mi? Nasıl yapacağım? Aç kalır mı? Ya sütüm yoksa-"
"Yavrum." Dedim ard arda sorduğu soruları nazikçe keserek. "Ben buradayım."
Bunu duymak sanki onu rahatlattı. "Tamam." Başını salladı ve kucağında tuttuğu oğlumuza baktı. Dudaklarında titrek bir tebessüm belirirken hemen ardından gözleri benim kucağımdaki kızıma çıktı.
"Aynı sen." Gözyaşlarıyla güldü. "Kaşları çatık."
"Aynı sen." Dedim hayran sesimle oğlumuza bakarak. "Huzur dolu." İkisinide kollarımda tutmak istiyordum. İkisinide doya doya öpmek sarılmak istiyordum.
Farkettim. Biz aile olmuştuk. Hem de çok güzel bir aile.
Gözlerimi oğlumuzdan kızımıza çektim ama o an oğlumuzun ağlaması ikimizide ürküttü. "Ağlıyor." Dedi Hafsa endişe içinde. "Niye ağlıyor?" Aniden hareketlenince canı yandı.
"Dur." Dedim telaşla ve yavaşça ayağa kalktım. "Aç mı?" Okuduğum onca kitabı hatırladım. "Bebekler doğar doğmaz acıkırmış. Aç mı?"
"Öyle mi?" İkimizde çok bilgisizdik. "Ne yapayım? Nasıl yedireceğim?"
"Kendiniz germeyin." Dedi Hemşire gülümseyerek ve hemen ardından Hafsa'nın yanına ilerledi. "Ben yardımcı olacağım, yapmanız gerekm tek şey emzirmek. Siz dokundurun kendisi zaten emmeye başlar." Dediğinde Hafsa bilgisiz gözlerle ona baktı.
"Yardımcı olayım." Dediğinde her şeye rağmen benden bile çekinmesini istemeyerek gözlerimi kızımıza indirerek yüzünü inceledim. Hemşire Hafsa'nın elbisesinin üst kısmını açarken dolu gözlerimi kızımın yüzüne indirdim.
"Gül kızım güzel kızım.." Benden habersiz dilimden birkaç kelime döküldü. "Babana mı benzedin sen?" Gözlerim minik göğsüne indi. "Doğar doğmaz mı başldı savaşın?"
"Ay yiyor!" Hafsa'nın heyecanlı sesini duydum. "Yavuz bak şuna!" Anında gözlerim ona döndü. Kendi kelimelerimden sıyrılıp önümde ki manzaraya baktığımda kalbim çarptı.
Oğlumuz Hafsa'nın göğsünden sütü emmekle meşgulken fazlasıyla iştahlı ve huzurlu gözüküyordu. Hemen de susmuştu.
Karnı açtı.
"O da acıkmış mıdır?" Gözlerini oğlumuzdan zar zor alarak aynı şefkat dolu gözlerle kızımıza baktı. "İkisinide emziririm o da açtır. Böyle yapmayalım."
"Hafsa'm." Dedim sevgiyle. "Sırayla."
"Ya o da açsa?"
"Ağlamıyor." Dedim kollarımda kaşları çatık kızımıza bakarak. "Aç değildir ağlamıyor."
"Ya sessiz ağlıyorsa?" Dedi Hafsa dolu gözlerle. "Anlar mıyım? Anneler anlar. Aç olsa anlardım." Yekta onun göğsünden sütünü içmeye devam ederken dolu gözlerimi Hafsa'nın yüzüne çıkardım.
"Hissederdin." Başımı salladım. "Hissederdin sevdam."
"Ağlamak istiyorum ben." Dedi çoktan ağlamaya başlarken. "Çok küçükler..çok tatlılar? Nasıl büyüteceğiz onları Yavuz?" İkimiz de öylesine çaresizdik ki bu konuda ona ne diyeceğim bilemedim.
"Sevgimizle." Dedim iki bebeğimiz arasında gözlerimi götürüp getirirken. "Onları sevgiyle büyüteceğiz."
Aniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığında ne yapacağımı şaşırdım. "Hafsa.."
"Çok tatlı yiyor!" Oğlumuza bakarken sesli sesli ağlıyordu. "Baksana burnunu kırıştırıyor!"
Bunun için ağladığını görmek buğulu gözlerime rağmen beni de güldürdü. "Aynı sen." Oğlumuz annesinin kopyasıydı.
"Ben burnumu kırıştırmam!" İsyanla konuştu. "Belki bazen." Düşünür gibi burnunu çekti. "Kafamı karıştırma benim bebeğimi emziriyorum!"
"Karıştırmam." Dedim sevgiyle. "Kafanı hiç karıştırmam. Susarım izlerim." Bir kolumda tuttuğum kızımın yanağını boştaki elimin tersiyle yavaşça okşadım. Anında mırıldanmalar çıkardığında Hafsa daha fazla ağladı.
"Sesi niye öyle?" Islak kirpikleriyle ve kocaman gözleriyle bana baktı. "Canı mı acıyor? Niye öyle yaptı? Kaşlarını da çatmış. Neden öyle?"
"Bana benzemiş kızımız." Hafsa'ya bunu nasıl anlatacağım bilemedim. Bu çaresizlik beni her geçen saniye biraz daha sömürüyordu.
"Sana benzemiş." Dedi başını sallayarak. Kendini bununla avuttu. "Canı yanmıyordur değil mi? Canları yanmasın." Yüzümün acıyla kasılmaması için kendimi tuttum.
Nasıl diyecektim kalbi acıyor diye?
"İzin vermem." Dedim kendimi de teselli eder gibi. "Zümra'mızın canının yanmasına izin vermem." Kızımıza ismiyle seslendiğim an kaşları havalandı. Turkuaz harelerine afallar bir bakış erişirken başını geri yasladı. Gözlerinden yaşlar akarken çenesi titredi.
"Yekta'mızında canı yanmasın." Dedi oğlumuza ismiyle seslenerek. "Koru onları olur mu?" Sır verir gibi fısıldadı. "Beni de koru."
"Koruyacağım." Bu gün çok korkmuştu. Ben ne onun yanında olabilmiş ne elini tutabilmiştim. Yaşadığı korkunun haddi hesabı yoktu.
Benim karım her şeyden önce bir anneydi. İki çocuğunun hayatıyla sınanmıştı.
Ve bende bir babaydım. Hem karımın hem çocuklarımın hayatıyla sınanmıştım.
Bunlar geçmişti. Ama kızımızın durumu tüm gücümü tüketiyordu.
Yekta doyana kadar Hafsa'yı bırakmadı. İştahlı bir oğlumuz vardı. En sonunda Hafsa'nın göğsünü bırakarak uykuya daldığında sıra Zümra'ya gelmişti. Hemşire onu kollarımdan aldığında boşluk oldu. O boşluğun yerini Yekta doldurdu.
İkiz bebeklerimiz birbirlerine çok benziyordu. Yekta'yı kollarıma ilk kez almak bende garip duygular uyandırdı. Tek bildiğim Zümra'yı turarken ne hissettiysem aynı hisleri bana Yekta'da verdi.
Annesine benzeyen yüz hatları resmen birer kopyaydı. Huzurlu yüzü yüreğimi ısıttı. Dudaklarımda küçük bir tebessüm yer edindi. "Hoşgeldin oğlum." Fısıldadım kulağına kısık bir sesle. "Ben senin babanım." Belki iyi bir tanışma fastı değildi ama beni hissetsin istedim. "Erkek adam ağlamaz demeyeceğim sana. İstersen gel beraber ağlayalım ama annene ağlama olur mu?" Sevgi dolu bir alayla fısıldadım. "Çok üzülüyor."
Boğazından çıkardığı bir mırıltı yüzümde huzura sebep oldu.
"Neden yemiyor?" Hafsa'nın sesi oğlumla aramda geçen konuşmaya son vermeme sebep oldu. Başımı onlara doğru çevirdiğimde Zümra'nın sessizce sızlandığını gördüm. "Yavuz yemiyor." Önce bana baktı sonra hemşireye. "Neden yemiyor?" Yekta'nın aksine Zümra inatla başını yana çeviriyordu.
Hafsa her göğüs ucunu hafifçe onun ağzına dokundurduğunda sızlanıyordu. "Yemiyor." Telaşla bana baktı. "Yekta yedi. Oğlumuz yedi ama o yemiyor." Anında kafasında farklı düşünceler doluşmaya başladı. "Neden iştahı yok?" Anneler hissederdi. "Nesi var kızımın?"
"Hafsa-" Dedim nasıl açıklayacağımı bilemeden.
"Hiç iştahı yok mu? Aç değil mi?" Doldu gözleri. "Yekta nasıl yedi, o neden yemiyor?"
"Biraz zayıf bir bebek." Dedi hemşire nefesini vererek. "Bu yüzden olabilir, eğer yemiyorsa bir saat sonra getirmemiz daha iyi olur. Kalbi zayıf olduğu için küvezde-" Hızla hemşireye kocaman gözlerle baktım. Daha haberi yoktu ve hemşire her şeyi pat diye söylemişti.
"Kalbi ne..?" Hafsa kekeleyerek sordu. "Nesi var kızımın?" Hemşireden korku dolu gözlerini alarak bana baktı. "Yavuz nesi var kızımızın? Acıkmamış mı? Neden yemiyor?" Baş parmağı onun minicik yanağına sürtündü. "Neden yemiyorsun?"
"Ne sizi ne bebeği fazla zorlamayalım." Dedi Hemşire. "İsterseniz-"
"Hayır." Başını hızla iki yana salladığında Zümra'yı kucağına daha sıkı bastırdı. "Hayır nereye götüreceksiniz?"
"Endişe etmeyin, sadece küveze götürüp durumunu inceleyeceğiz. Böylece neden yemediğini-"
"İstemiyorum." Bana baktı. "Götürmelerini istemiyorum. Annesi ben değil miyim? Ben iyi gelirim ona benimle kalsın." Her kelimesi canımı yaktı. Kalbimde başlayan sızı iliklerime kadar yayıldı. Yekta'yı daha sıkı tutarak çaresizce konuştum.
"Hafsa, yapma." Kızımızı onun kadar ben de bırakmak istemedim. Ama durumunu izlemeleri gerekiyordu. "Yapma." Hemşire bir daha hafifçe öne edildiğinde Hafsa iyice geri yaslandı.
"Hayır dedim!" Korku dolu gözlerini kızımızın yüzüne indirdiğinde sanki onun kollarında olup olmadığından emin olmak istedi. "Vermem."
O an anladım. Hafsa hiç iyi bir piskolojide değildi. Başıboş bir gözyaşı yanağıma aktığında dudaklarımı birbirine bastırdım. Yekta'yı çok büyük bir dikkatle yanımdaki hemşireye bıraktım.
Sedyeye yaklaştım. Aşağı eğilerek işaret parmağımın tersiyle nazikçe Hafsa'nın yanağını okşadım. "Sevdam." Fısıltım sakin tutmak için her yolu denedim. "Sana yemin ederim onu yalnız bırakmayacağım."
"Ama yemedi." Yaşların akın ettiği gözleri ürkek bir şekilde bana baktı. "Karnı aç. Yemedi veremem." Ne yapacağımı bilemedim.
Ne Hafsa'dan Zümra'yı alabildim ne de elimden bir şey geldi. Ağzımı açıp konuşacakken Zümra'nın çıkardığı kısık nefesleri duymak yutkunmama sebep oldu. Hafsa'nın kollarında göğsü kesik kesik inip kalktığında kaşlarım çatıldı.
"Neler oluyor?" Dedim anlam veremeyen bir sesle. "Neden böyle nefes alıyor?" Hemşire anında gözlerini kızımızın yüzüne indirdi. Gördüğü her neyse telaş yüzünü sardı.
"Bebeği almamız gerek." Hafsa'nın gözleri büyük bir hızla hemşireye döndü.
"Hayır. İstemiyorum götürmeyin." Hiç bırakamak niyeti yoktu ama başka çaremizde yoktu.
Nefes alamıyordu. Göğsüm sıkışırken kaskatı kesildiğimi hissettim. Ne yapacaktım? Hareket bile edemiyordum. Kızım nefes alamıyordu.
Hemşire daha fazla dayanamadı. "Onun iyiliği için." Dedi ve Zümra'yı hızla Hafsa'dan aldığında Hafsa sedyede hareketlendi.
"Hayır götürmeyin!" Dikişleri onun canını yaktı ama buna ağlamadı. Hemşire hızla odadan çıkarken dolu gözlerle doğruldum.
"Hafsa yapma." Bir yanım kızımın peşinden koşmak istiyor diğer yanım karımı bırakamıyordu.
"Kızımı söyle getirsinler!" Eli refleks olarak yarasına gittiğinde sedyeye bir dizimi yaslayıp kollarımı ona sardım. "Söyle kızımı geri getirsin iyi benim kızım!"
"Yalvarırım yapma!" Artık onunla birlikte bende ağlıyordum. "Bir şey olmayacak." Elleri sıkı sıkıya koluma asılmıştı. Bense onun daha fazla hareket etmemesi için çabalıyordum.
"Neler oluyor!" Tufan'ın sesini duydum. İçeri girdiklerinde hepsinin yüzünde telaş vardı.
"Yavuz bana kızımı getir." Dedi ağlarken ve hareleri büyük bir korkuyla yüzüme çıktı. "Nolur bana kızımı getir ben kızımı istiyorum daha yemedi." Omuzları çökerken yaşadığı acı onu da beni de en derinden vurmaya başladı. Yanına iyice çökerek yüzünü göğsüme gömdüğümde hıçkırarak ağladı.
"Kızım iyi benim.." avuç içinde gömleğim sıkıştı. Diğerlerine cevap bile veremedim. Sadece onu sakinleştirmek için çabaladım. Onunla birlikte ağladım.
"Getireceğim." Fısıldadım. "Kızımızı getireceğim, kızımızı iyi edeceğim." Parmaklarımı saçlarına daldırdım. "Nolursun yapma, nolursun yakma böyle ciğerimi." Nasıl baş edeceğimi bilmiyordum.
Hafsa hiç iyi değildi.
"Nefes alamadı. Nefes olamadım." Kendi suçuymuş gibi konuştukça daha fazla canım acıdı.
"Yavuz yanına gidelim. Onu getirmiyorlarsa-"
"Hafsa'm nolur." Kolumu usulca çekerek yanaklarını ellerimin arasına aldım. "Yalvarırım sana inan bana. Kızımızı getireceğim." Onu henüz bu odanın dışına çıkaramazdım. Derin bir yarası vardı ve iyi değildi. Oraya gitmek istediğinde hiç dönmek istemeyeceğini biliyordum.
"Olmaz..yalnız olmaz. Kalbi zayıf dediler." Burnunu çekti. "Kalbi niye zayıf..sana mı benzemiş kızımız?" O sorunun altındaki korkuyu duydum. Kalbinde bir hasar olmasından korktu.
Daha önce beni kaybetmenin korkusunu yaşamıştı ben o korkuyu tanımıştım. Tekrardan aynı korku gözlerine belirdi. "Bana benzemeyecek kızımız." Dedim içli bir sesle. "Benzemeyecek."
Başını omzuna eğerek ağlamaya devam ettiğinde bu kez ona oğlumuzun sesi eşlik etti. İçten gelen bir sesle ağladığında Hafsa yutkunarak hemşireye baktı. "Oğlum." Dedi dalgın dalgın. "Oğlumuz ağlıyor." Duyuyordum görüyordum ama duraksayan zihnime de küfürler ediyordum.
"Onu tutmak ister misiniz?" Diye sordu hemşire. Belki de Hafsa'ya bu iyi gelirdi.
"İster misin Hafsa'm?" Dedim umutla.
"İsterim." Hemşire yavaşça Yekta'yı bize uzattığında huzursuz ağlamaları yüreğimi yaktı. Nazikçe onu alıp büyük bir dikkatle Hafsa'nın kollarına bıraktım. Yüzüne yapışan saçlarını geri tarayarak biraz olsun nefes almasını sağladım.
"Hissetti mi?" Yekta'nın ağlamaları yavaş yavaş dinerken Hafsa'nın sorusunu duydum. "Hissetmiştir. Kardeşini hissetmiştir." Bir parmağını uzattığında oğlumuzun onun parmağına sarıldığını görmek beni de ağlatacaktı.
Hafsa onunla birlikte ağladığında gözlerimi sıkıca kapattım. "Gelecek kardeşin." Dedi buna inanan bir sesle. "Baban getirecek kardeşini." Bana baktı. "Getireceksin değil mi Yavuz? Getir kızımızı.."
"Getireceğim." Dedim gözlerimi geri açarken ve hızlıca saçlarına öpücük kondurdum. "Şimdi yanına gideceğim tamam mı? Yekta'yla kal. Oğlumuzla kal." Yanağını okşadım. "Tamam mı sevdam?"
"Tamam." Başını sallarken çaresizce fısıldadı.
Zar zor doğruldum. "Yanında kalın." Dedim kapıya yürürken Zerda'lara bakarak. "Yalnız bırakmayın yanında kalın."
"Merak etme." Dedi Zerda dolu gözlerle. "Git bak, biz buradayız." Hafsa'nın yanına ilerlediğinde karımı onlara emanet ederek odadan çıktım.
"Yavuz!" Devran'ın sesini duydum. Odadan hemen peşimden çıkmıştı. Ben koşar adım yürürken o da peşimdeydi. "Yavuz dur!"
"Duramam." Ona dönüp bakma gereği bile duymadım. "Kızım iyi değil duramam."
Adımları fazla uzaktan gelmedi. Hemen yanıma ulaşır ulaşmaz karşıma geçerek ellerini omuzlarıma koydu. "Ulan bana bak." Eli çenemi yakaladı. "Çok kötü haldesin."
"Kızım iyi değil." Anladım ki bende iyi değildim. "Hafsa iyi değil. Görmedin mi halini? Görmedin mi nasıl ağlıyor? Kızımın nefesi yoktu abi. Apar topar götürdüler noluyor?" Nefeslerim birbirinin ardını takip etti.
Elimi boğazıma sararak onu geride bırakıp yürümeye devam etmek istedim ama izin vermedi. "İyi değilsin Yavuz!" Duraksamama sebep oldu. "Seninle geliyorum."
"Ula beni de bekleyun!" Cafer'in sesini duyduğumda başım refleks olarak sola döndü. Koridorun diğer ucunda bize doğru yürüdü ve kısa bir an içinde yanımıza vardı.
"Beraber gidelum." Kolunu omuzlarıma attı telaşla. "Hayde." İkisininde beni yalnız bırakmaya niyeti yoktu. Yoğun bakım unitesinin yerini bulmak zor olmadı. Hemen ardından doktoruda bulmuştuk.
Dışarıdaki camdan içeriye bakmak bir gerçeğin farkına varmama sebep olmuştu. Kızımızın durumu gerçekten ağırdı. Daha küçüktü ve ona solunum cihazı takmıştılar. Göğsüne bağlı birkaç küçüçük kabloyu görmek beni bozguna uğratmıştı.
"Ne olacak?" Dedim hemen yanımda duran doktora yaşların akın ettiği gözlerimle. "Kızıma ne olacak doktor?"
"Şu an durumunu izliyoruz." Elleri cebinde konuştu. "Kalbinin durumu zayıf. Biraz zayıf bir bebek toparlayacağını umuyoruz ama nefes sıkışmaları var. Üstelik aldığım bilgilere göre iştahsız." Olan biteni bana sakince açıkladı. "Bir süre burada kalmalı. Kalp durumu stabile dönerse onu anneye getireceğiz."
"Ne zaman döner?" Merakla sordum.
"Bilmiyoruz." Nefesini verdi. "Ama gözlemlere devam edeceğiz. Geçmiş olsun." Başka söyleyecek bir şeyi yoktu. Sözlerinin hemen ardından uzaklaştığında hemen sağıma Cafer soluma Devran geçti.
"Ula bu çok güzel bişi." Dedi Cafer yumuşacık bir sesle. "Saa benzeyi." Sözleri acı dolu yüzüme buruk bir tebessüm eriştirdi.
"Bana benziyor." Ellerimi camın önüne yaslayarak derin bir mefes verdim. "Kaderi de benzemesin." Bunu istemiyordum. Çocuklarımın benden bir kader miras almasını istemiyordum.
"Bir şey olmayacak." Dedi Devran elini omzuma koyarak teselli dolu bir sesle. "Göreceksin abim. Savaşçının kızı da savaşçı olur." Başımı ona doğru çevirerek gülümsedim.
"Savaşmasın be abi," Sesim titredi. "Canı yanar savaşmasın." Bu hayat onların ayağına tek bir taş bile değdirmesin.
Çünkü ben onların düşmesine bile izin vermeyecektim.
Devran'ın bakışları yumuşadı. Omzumdaki elini kaydırıp kolunu omuzlarıma sardı. Bana destek olarak ona yaslanmamı sebep oldu. "Canları yanmaz." Eminlikle fısıldadı.
"Yanmaz tabii." Dedi Cafer kederine rağmen alayla. "Dağ gibu amcalari var." Gözlerimi ikisi arasında götürüp getirdim. Cafer bu konuda haklıydı. Çocuklarımın her daim yanında olacak amcaları vardı.
Nefesimi vererek gözlerimi kızımın yüzüne çıkardım. Onun simasında hem benden hem Hafsa'dan bir şeyler vardı. Tüm o makinelere rağmen çatılan kaşları bir nebze olsun düzelmişti.
Dakiklarca onu camdan izledim. En sonunda ne kadar kızımızla dönmek istesemde kollarım boş bir şekilde odaya dönmek zorunda kalmıştım. Hafsa'nın sessiz ağlamaları hâlâ devam ediyordu. Tufan onun yanına oturmuş kolunu omuzlarına sarmıştı. Ben odaya girer girmez gözleri umutla üstüme çıktı. Ama kollarımı boş görmek o umudunu söndürdü.
"Doktorlar orada kalması gerektiğini söyledi." Ona yaptığım bu açıklama benim için de çok zordu. Usulca sedyeye yürüdüm ve aşağı eğildim.
"İyi değil mi?" Ağlamaktan kızaran gözleri beni izledi.
"İyi." Dedim sessiz bir tebessümle. "Huzurluydu. Nefesleri normaldi. İyi olacak. Gelecek kızımız." Ben ne söylersem söyleyeyim bir yanı yarımdı.
Diğerlerinin gözlerini üstümde hissettim. "Yavuz." Dedi Zahir anlayışlı bakışlarla. "İyi misun?" Gözlerimi onun yüzüne çıkararak bir kez gözlerimi açıp kapattım.
"Merak etme abi." Süleyman buruk bir tebessümle konuştu. "İyileşecek." Ben Hafsa'ya destek olmaya çalışırken onlarda bana destek olmaya çalışıyordu. Böyle zamanlarda bize destek olmak için hep buradaydılar. Haklarını ödeyemezdim.
"Bak uyudu." Dedi Hafsa kollarımızdaki oğlunu çok az hareket ettirip bana yumuşak yüz hatlarını göstererek. "Zümra da uyudu mu?" Aklı ve fikri hep oradaydı. "O da uyudu mu? Uykusuz kalmasın."
"Uyudu." Buraya gelene kadar uyumasnı beklemiştim. Narin Devran'ın yanına giderek birlikte bebeği izlemeyi seçmiştiler. Cafer benimle odaya dönmüştü.
"Tufan." Dedim gözlerimi ona çıkarıp. "İzinin var mı?" Koruma dolu bakışları Hafsa'nın yüzüne indi. Hemen ardından Yekta'ya baktığında derin bir nefes verdi. Eğilip Yekta'nın alnına küçük bir öpücük kondurdu ve sedyeden kalktı. O kalkar kalkmaz hareket ederek yerini ben aldım.
"Gel bakayım." Yanına oturur oturmaz başını göğsüme yasladı. Bir parmağı oğlumuzun minicik avucunun içindeydi. Anladım ki odadaki herkes ben gelmeden önce oğlumuzla tanışmıştı.
"Abi." Dedi Özlem sedyenin yanına yaklaşıp ellerini sedyenin kenarlarına koyup parmak uçlarına çıkarak. "Çok tatlı!" Kocaman mavi gözlerini yüzüme çıkardı. "Bakayım mı? Yakından bakayım mı?"
"Bende!" Ayşin hızla Nisa'nın elini bırakıp sedyenin yanına koştu. "Bende bakayım mı?" Hafsa ile kısa bir an birbirimize baktık. Hemen ardından Hafsa başını salladı.
"Bakın.." Ağlamaktan kısılan sesi sevgi dolu çıktı. Hafifçe Yekta'yı hareket ettirip onlara gösterdiğinde iki kız çocuğununda gözlerinde ışıltılar belirdi.
"Çok küçük." Dedi Ayşin. "Burnu çok küçük benim burnum neden böyle değil?" Kendi burnunu tuttu. "Büyüdük diye mi böyle değiliz?"
"Büyüdük mü?' Özlem heyecanla sorarak Hafsa'ya baktı. "Abla oldum mu ben?" Dediğinde Hafsa gözyaşlarıyla güldü. Boştaki eliyle Özlem'in yanağını okşadı.
"Oldun." Fısıldadı. "Oldunuz hem de çok güzel iki abla oldunuz." Onları böyle izlemek benim de yüz hatlarımın biraz gevşemesine sebep oldu. İkisi birbirine bakıp gülerken Nisa araya girdi.
"Hadi gelin buraya." Anne şefkatiyle onları çağırdı. "Yormayın Hafsa ablanızı."
"Tamam." Dedi Ayin başını sallayarak ve Özlem'in elini tuttu. "Yine bakmaya gelebiliriz değil mi?"
"Evet." Başımı salladım. "Ne zaman isterseniz." İkiside neşeyle onaylar sesler çıkarıp Nisa'nın yanına ilerlediğinde Hafsa eski halini alarak bana yaslandı.
Hafsa'yı yormamak adına hepsi fazla sessizdi. Destek dolu dileklerin ardından bizi odada yalnız bırakarak kantine inmiştiler. Nisa, Özlem ve Ayşin'i eve götürmüştü.
Ceylan Karaca ve Zerda Hafsa'yla fazlasıyla ilglenmişti. Ama Hafsa hiçbir şey istemiyordu. Yekta'yı bile kollarından alamıyordum. En sonunda onlarda bizi biraz yalnız bırakmak adına kantine inmişti.
"Sevdam." Dedim gözlerim oğlumuzu izlerken. "Uyu biraz."
"Hayır." Yorgun bir sesle konuştu. "Uyuyamam."
O böyle yaptıkça benim canımdan can gidiyordu. "Biliyorum kızımızı merak ediyorsun. Ama yeni geldim." Diğerleri odadan çıkmadan önce birkaç kez daha Zümra'yı kontrol etmek için gitmiştim.
Elimde değildi. Zihnimin bir kenarını kurt gibi kemiren düşünceler beni sıkıştırıyordu. Sanki her an kızımızın iyi olduğunu görmeye ihtiyacım vardı.
"Daha bir şey yemedi." Buna çok içerlenmişti. "Ya acıkırsa? Uyuyamam." Kendine böyle eziyet edemezdi.
"Eğer acıkırsa, ben seni uyandıracağım." Yalvaran bir tınıyla fısıldadım. "Hafsa'm nolursun biraz uyu." Çok ağır bir gün geçirmişti ve tek ihtiyacı olan biraz uykuydu.
"Uyandırır mısın?" Emin olmak ister gibi sordu.
"Uyandırırım." Başımı salladım. "Hadi." Önce tereddüt etti. Yekta'nın elinden elini hiç çekmek istemedi. Ama kafasındaki düşünceleri susturması gerekiyordu. Yekta'yı nazikçe sağ koluma aldığımda parmakları parmağından ayrıldı.
"Yaslan." İyice ona yer açtım. "Ağrın var mı?" Diye sordum. Hayır der gibi bir ses çıkardı. Gözleri oğlumuzun yüzünde kaldı. "Uyu ben buradayım."
Elini göğsüme yasladı. Oğlumuzu izleyerek gözlerini ağır ağır kapattı. Çok geç uykuya daldı. En sonunda nefesleri ağırlaştığında uykunun onu ele geçirdiğini anladım. Dakikalarca yanında hareket etmeden oturdum. Yanağımı başının üstüne yasladım. Varlığım ona iyi geliyorsa en derinden hissetsin istedim.
Kollarımdaki oğlumun mırıldanmalarını duyana kadar öyle kaldım. En sonunda onun bebeksi sesi gözlerimi yüzüne çevirmeme sebep oldu. Gözleri açıktı. Bunu görmek büyülenmeme sebep oldu. Normalde bebeklerin gözler 40 günlükken açılırdı ama daha erkende açılanlar vardı. Beni gördüğünden şüpheliydim ama beni asıl bozguna uğratan karımın gözlerinin aynısını oğlumda görmek oldu.
"Oy nenem.." Güldüm sessizce. "Bu nedu?" Sanki dediğimi anlar gibi dudaklarında bir gülüş seğirdiğinde yüreğim sıcacık oldu.
"Fazla değil mi fırlama bu?" Sesimde kendimin bile ilk kez duyduğum bir tını vardı.
Sanırım baba gibi konuşuyordum.
"Annenin tıpatıp aynısı olmayı nasıl başardın?" Gerçekten merak eder gibi bunu ona sorduğumda battaniyenin arasında kıpırdandı. Gözleri aynı Karadeniz'di. Tıpkı karım gibi.
"Seninle işimiz var." Anlaşılan bu günden sonra işim çok zordu. "Annen gibi her istediğini bana bu gözlerle yaptırırsan yandık oğlum." Sanırım onunla konumayı sevmiştim. Her ne kadar beni anlamasada.
Sakin bir ifadeyle gözlerini izledim. Bir saniye olsun uyuyamadım. Saatler geçti. Hafsa uyudu Yekta uyudu ama ben gram uyku uyuyamadım. Uyuyamazdım. Aklımın bir köşesinde bana ecel terleri döktüren o düşünce geçmek bilmiyordu.
Ya kızım bana benzeseydi? Ya kalbinde bir sorun olsaydı? Savaşçı olabilirdi. Ona böyle derdiler tam bir savaşçı ama ben bunu istemedim. Savaşmak zordu. O yolda yürümek ve her an ölümü hissetmek çok zordu.
Benim kızım bunun için çok küçüktü.
Sabaha kadar bir oğlumu bir karımı izleyip durdum. Güneş tepeye çıkınca Yekta'nın karnı acıkmış olmalı ki sızlanmaya başladı. Onun sesi Hafsa'yıda uyandırmıştı. Tamamen uykudan ayrılmış oğlumuzu emzirmekle meşgulken ben hâlâ yanı başındaydım. Çok erken olduğu için biraz yanında kalmak istedim.
"Sen uyumadın mı?" Dedi sesini saran endişeyle.
"Uyku tutmadı." Nefesimi verdim. "Sen iyi misin?"
"Kızım gelirse..daha iyi olacağım." Biraz daha toparlanmış gibiydi ama aklının susmadığını biliyordum. "Gidip ona bakar mısın? Belki iyidir?" Umutla sordu. "Karnı acıkmıştır belki, dün hiç iştahı yoktu.." bana umut dolu bakan gözlerine hiç karşı koyamazdım.
"Bakayım." Saçlarına hızlı bir öpücük kondurdum. Hemen ardından oğlumuzun elinin üstüne minik bir buse verdim. "Tufan'ları odaya göndereceğim. Fazla hareket etme." Başını sallamakla yetindi.
Fazla bir şey söylemedi ama sanki gözleri bana yalvardı. Bu kez kollarımda kızımızla dönmem için yalvardı. Ve ben biliyordum bu kapıdan her yalnız girdiğimde Hafsa'dan umutlarını biraz daha alacaktım.
Bu yüzden bunu istemedim. Umuyordum ki bu kez kollarımda kızımızla dönecektim. Oğluma kardeşini annesine kızını getirmeyi diledim.
Odadan çıkar çıkmaz Tufan'ı sandalyelerden birinde gördüm. Kapının önünden hiç ayrılmamış gibiydi. Kapının sesini duyar duymaz bana baktı. "Yavuz." Yerinde hareketlendi. "İyi mi?"
"Olacak." Başımı sallayarak yanına ilerledim ve oturdum. "Diğerleri nerede?"
"Boş odadan birine toplandılar şurada." İlerideki kapıyı gösterdi. "Gitmeyi rededettiler ama hepsi perişandı biraz dinlensinler dedim. Zerda'yı zor ayırdım kapının önünden." Dalgın bir sesle konuştu. "Omzumda uyudu kaldı odaya götürdüm."
"Sen uyumadın mı?" Diye sorduğumda dilini damağına vurdu.
"Kardeşim böyleyken, yeğenim bir halken ben nasıl uyuyayım?" Gözleri beni buldu. "Diğerleride uyumadı. Birkaç dakika önce bahçeye çıktılar. Kızlar odada ama ne Zahir ne Süleyman ne Devran ne Cafer. Kimse uyumadı."
Diğerleri yorgun düşmüş olmalıydı ama abimler hâlâ uyumamıştı. Onlarda benim kadar perişan bir haldeydi. "Kızımı görmeye gideceğim." O hali her gözlerimin önüne geldiğinde içimde yeşeren acı çoğalıyordu. "Kollarıma alıp da dönemezsem Hafsa'da bir yara daha açacağım." Yolumu kaybetmiş gibiydim.
"İyidir." Dedi ikimizide ikna etmeye çalışarak. "Yeğenim iyidir. Birlikte gidelim mi?" Elini omzuma koydu. "Yalnız gitme beraber gidelim. Hem bende göreyim." Kaşlarım altından ona bakarken yumuşak bir tebessümle başımı salladım.
"EyvAllah." Anlıyordum yanımda olmaya çalışıyordu. "Ama sen Hafsa'yla kal." Önceliğim oydu. "Ben giderim, Hafsa'nın yanında ol." Aynı benim gibi iki arada bir derede kalmış gibiydi. Ama onaylar bir sesle elini omzumdan çekti.
"Nadir'i aradım." Dedi ben kalkmadan önce. "Geliyor yolda..yanlış mı yaptım?" Bana bakarak sordu. "Hafsa'yı daha kötü etilemek istemiyorum. Bilmiyorum. Nadir onun babası belki iyi gelir.."
"İyi yapmışsın." Hafsa bir kabus gördüğünde bile Nadir'e ihtiyaç duymuştu. Belki de böyle bir durumda babasının kızının yanında olması iyi bir seçenek olurdu.
Kötü bir şey yapmaktan korkuyordu. Farketmiştim her ne kadar Nadir'e kızgın olsa bile Hafsa için onu kabulleniyordu. Belki de sadece Hafsa için değildi. Bunu görebiliyordum Tufan'da Hafsa kadar Nadir'e ihtiyaç duyuyordu.
Cihan'ın oğlu olduğu için kendini suçlamaktan asla vazgeçmeyen bir adamdı. Ama bir yerlerde Nadir'i babası olarak görüyordu. Her ne kadar itiraf etmek istemesede bu böyleydi.
"Öyle diyorsan." Dedi.
Onu arkamda bırakarak yoğun bakım unitesine doğru yol aldım.
Camın önüne varığımda kızımı orada görmemek kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. Aklıma binbir türlü düşünce anında akın etti. "Neler oluyor..?" Yutkundum ve koşar adım kapıya doğru yürüdüm. Tam o an yoğun bakım kapısı açıldı ve doktor dışarı çıktı.
"Doktor." Dedim hızımı zar zor alarak. "Kızım nerede?" Ellerim benden habersiz kalkarak içeriyi işaret etti. "Kızım vardı benim burada, Zümra'm vardı. Nerede? Bir şey mi oldu?" Telaşlı sorularıma karşılık doktor güldü.
"Sakin olun Yavuz bey, biliyorum kızınız buradaydı. Bende tam size geliyordum. Kızınızın durumu gayet iyi. Kalp ritimler normale döndü. Şu an üstünü giydiriyorlar hemen sonra onu annesine götürecektik." Ağzından çıkan her kelime kasvetli ifademi aydınlattı.
"İyi?" Dedim emin olmak ister gibi. "Kızım iyi?"
"Hem de çok iyi. Zamanla daha iyi olacak." Ağzımdan kaçan gülüşle doktoru kendime çekerek sarıldım.
"Allah'ına kurban senin doktor!" Mutluluktan gözlerim dolmuştu. "Hatırlat sana ev araba ne istersen alacağım hediyem olsun!" Hızla geri çekilip omuzlarını sıktım. "Gireyim mi içeri? Girip görebilir miyim? İçeride mi giydiriyorlar üstünü? Nerede? Hangi tarafta?"
"Ev arabaya gerek yok Yavuz bey." Doktor bey gülerek başını içeri doğru salladı. "Burada bekleyin şimdi getirirler." Heyecanlı bir nefesle başımı salladım. Doktor uzaklaşırken içim içime sığmıyordu. Aşağı yukarı yürümeye başladım.
"Yavuz?" O an Devran'ı farkettim. Yüzünde endişe dolu bir ifadeyle yanıma geldi. "Zümra'ya bakmaya geldim yok. Neler oluyor?" Muhtemelen o da benim gibi aklına ilk kötü şeyler getirmişti.
"İyi." Dedim dilimden dökülenlerle. "Çok iyi, abi kızım iyi." Refleks olarak ona sarıldım. "Doktor iyi dedi. Çok iyi dedi..kalbi normale dönmüş abi." Söylediklerimi algılamak birkaç sanyesini aldı. Hemen ardından güldüğünü duydum ve kollarını bana sardı.
"Kurban olurum sana, gördün mü? Demiştim." Hafifçe başını geri çekerek umut parlayan gözlerini gözlerime dikti. "Demiştim. Sana demiştim. Her şey iyi olacak demiştim." İkimizinde gözleri dolu doluydu.
"Demiştin abi." Günlerdir içimi saran o acı dinmeye başladı. Tam o an yoğun bakım kapısı açıldı. Pembe elbiselerin içinde gördüğüm kızımı hemen tanıdım. Daha ilk günden yüz hatlarını ezberlemiştim.
Hemşire yanımıza yürüdü. "Babası?" Diye sorduğunda başımı salladım. Sessizce onu kollarımda aldığımda yanağımı izleyen bir damla yaşla birlikte dudaklarım arasından titrek bir nefes kaçtı.
"Oy gül kızım benim.." Yine kaşları çatıktı ama dün göründüğü kadar zayıf değildi. "Güzel kızım..iyisin." huzurlu mırıldanmaları gözlerimi doldurdu. "Aklımı aldın ama iyisin.."
"Yavuz." Dedi abim içli bir nefesle. "Çok güzel oğlum bu." Hayran hayran konuştu. "Nasıl da sana benziyor.."
"Kızım tabii bana benzeyecek." Alaycı bir şefkatle konuştum. "Hafsa.." dedim. "Hafsa bekler, gidelim. Ha abi?" Ona baktım umutla. "Karımın yanına gidelim." Gözlerini bir kez açıp kapatırken onun da gözleri dolmuştu.
"Gidelim." Kolunu omuzlarıma attı. "Hayde."
Birlikte yürümeye başladığımızda Hafsa'nın kızımızı gördüğündeki tepkisini kafamda düşünüp durdum. Koridorları geçip kapının önüne ulaştığımıda Tufan'ı bıraktığım yerde göremedim. Büyük ihtimalle içeri girmişti.
Devran kapıyı açıp içeri girdiğinde peşinden hızlı adımlarla takip ettim. Hafsa'nın umut dolu bakışları ilk içeriye giren Devran'ı buldu. O an farkettim diğerleride uyanıp odaya toplanmıştı.
Yekta Zerda'nın kollarındaydı. Bizimkiler onun başına toplanmıştı. Gözlerinden anladığım o bakışa bakarsak hepsi hayranlıkla oğlumu koldan kola geçirmekle meşguldü.
Karımın gözleri saniyeler içinde Devran'ı terkedip beni buldu. Kollarımda kızımızı görmek anında onda daha fazla sevinçe sebep oldu. Bu kez gözleri mutsuzluktan değil mutluluktan yaşardı.
"Yavuz." Dedi nefes nefese. Vakit bile kaybetmeden onun yanına yürüdüğümde refleks olarak kolları öne uzandı. Ona ayak uydurarak kızımızı nazik bir hareketle kollarına bıraktım.
"Annem.." diye seslendiğini duymak içimde binbir türlü duygunun birbirine karışmasına sebep oldu. Ona nasıl hayranlıkla baktığımı farketmedi. O kızımıza odaklanırken ben onun bir annem lafında takılıp kaldım.
Ağzına çok yakışmıştı.
Bir gerçek vardı ki karıma anne olmak çok yakışmıştı. Benim hayranlık dolu bakışlarım ikisini izlerken Hafsa kızımızın yanağını nazikçe okşadı. "Bebeğim.." İnanmıyordu. "Baban getirdi mi seni?"
"Getirdim." Dedim yumuşak sesimle. "Kızımızı sana getirdim."
Dolu gözleri Zümra'nın yüzünü doya doya izledi. Yanağına öpücükler kondurarak kokusunu içine çekti. Henüz ikimizinde buna fırsatı olmamıştı. "Gül gibisin..çok güzelsin.." Sesinin tınısı bile onu incitmesin istedi.
"Oğlum.." dedi bu kez Zerda'ya bakarak. Zerda onu anlar anlamaz hafifçe sedyenin etrafında dolaştı. Yekta'yı nazikçe benim kollarıma bıraktığında tebessümle onu aldım. Geri Hafsa'nın yanına eğildim. "Bak annem." Dedi oğlumuzla konuşarak ve sanki Zümra'yı ona gösterdi. "Kardeşin geldi."
Fırlama gece bana yaptığı gibi bir tebessümle bebeksi sesini çıkardığında Hafsa onun bu haline güldü. Sadece o değil hepimizin yüreğini eriten bir gülüştü. "Aç mıdır Yavuz..?" Bana bakarak sordu. "Bu kez yer değil mi?" Dediğinde bu soru beni de korkuttu. Aynı şeyleri yaşarız diye korktum. Ama denemeden bilemezdik.
"Biz sizi yalnız bırakalım." Dedi Ceylan Zahir'in koluna girerek. "Hadi."
"Nereye?" Diye sordu Zahir huysuz bir sesle. "Yeğenlerumi izleyurim ben."
"Abi." Dedi Süleyman uyaran bir sesle. "Sonra izleriz."
"Ben şimdi izlemek isteyurim-"
"Zahir delirtme beni çıkalım dışarıda çocuk yemeğini yesin değil mi?"
"Ula yesun benum ne zararim var ben çocuklari izlemek isteyuri-"
"Zahir yürü!" Bazen Zahir o kadar saf oluyordu ki Ceylan buna şaşırıyordu.
"Aniden bağırınca tırsayirum." Dedi Zahir şaşkın şaşkın Ceylan onu peşinden sürüklerken.
Aziz onun bu haline afallar gibi nefesini verdi. "Bazen çok aptal davranıyor." Bize doğru baktı. "Abim hemen dışarıdayız." Dediğinde Hafsa usulca başını salladı. Dışarı çıkmadan önce Zerda bir anne şefkatiyle Hafsa'nın saçlarını okşadı.
Tufan yanağından küçük bir makas aldı ve diğerlerinide toplayıp odadan çıktılar.
"Deneyeyim mi?" Diye sordu Hafsa güven ister gibi. "Yer değil mi? Yine reddetmez." Umarım öyle olurdu.
"Dene sevdam." Yekta'yı sıkı sıkı tutarken başımı salladım. "Yapabilecek misin? Hemşire çağırayım mı?" Başını iki yana salladı ve düğmesi açık olan hastane elbisesini hafifçe aşağı ittirdi.
Bu kez dün olduğu gibi olmadı. Kızımız dünün aksine çok acıkmış bir şekilde Hafsa'nın göğüs ucuna dudaklarını sardığında Hafsa'ın dudaklarından yürekten bir gülüş kaçtı.
"Yiyor. Hissediyorum." Boştaki eli koluma asıldığında gözleri neşeyle genişledi. "Yavuz baksana, yiyor!" Umut dolu gözlerini yüzüme çıkardı. "Çok acıkmış, baksana.." gözlerim iştahla dudaklarını hareket ettiren kızımıza indiğinde göğsüm titredi. Tıpkı Yekta gibi o da reddetmemiş hatta aksine çok aç bir şekilde Hafsa'nın göğsüne tutunmuştu.
"Acıkmış." Dedim başımı sallayarak. Bir kolum Yekta'yı tutarken sedyenin kenarına oturdum. Boştaki elimin parmağı kızımın havada asılı duran eline uzandı. Hiç beklemediğim bir şekilde aniden parmakları işaret parmağımı sardığında kalbim tekledi.
"Hafsa." Dedim ne yapacağımı şaşırmış bir sesle. "Parmağımı tutuyor."
"Evet." Dedi aynı hayranlıkla. "Parmağını tutuyor."
"Ne yapayım?" Sır verir gibi bir fısıltıyla sordum. "Parmağımı nasıl çekeceğim ben? O bırakmadan nasıl bırakacağım?" Gözlerim iki evladımın arasında gidip geldi. Onlar benim elimi bırakmadan ben onların elini nasıl bırakırdım?
"Hissettim biliyor musun?" Titrek sesiyle konuştu. "Ben onun aç olduğunu hissettim Yavuz." Masmavi gözlerini yüzüme çıkardı. "Daha sen gelmeden kollarımda kızımızla döneceğini bildim. Hissettim." Onun sözleriyle gözlerimde yaşlar parladı.
"Ben sizinle ne yapacağım?" Diye sordum hayatımın en karmaşık ama en mutlu anımızın şahidi bir sesle.
Dudaklarında yüreğimi yenilgiye uğratacak bir tebessüm belirdi. "Teşekkür ederim, Yavuz." Çenesini omzuma yaslarken gözlerimin en derinine baktı. "Bana verdiğin her sözü tuttuğun için." Bakışlarıkızımla birbirimize tutunan parmaklarımıza indi. "Onları hiç bırakma olur mu?" Küçük bir çocuğun simasıyla sordu. "Sımsıkı tut ellerini. Hiç düşmesinler, düşseler bile bizi bilsinler." Oğlumuza baktı. "Ben onların düşmesine izin vermeyeceğim. Sende verme olur mu?"
"Vermem." Dedim gözümü karartmış gibi. "Sözüm olsun benim güzel karım. Her adımlarında her adımınızda yanınızda olacağım."
Hiçbir zaman düşmeyecektiler. Arkalarında hep benim ve annelerini olduğunu bilecektiler. Benim Hafsa'ya verdiğim en büyük sözlerden biri de buydu. Benim çocuklarım acıyı tanımayacaktı. Bizden yara almayacaktı.
"Yekta ve Zümra.." dedim onların ismini dilime dolayıp. "Kızımız ve oğlumuz." Hafsa'nın başını omzumda hissettim. Boştaki kolumu ona sardım. "Hoşgeldiniz." İkisininde sakinlik taşıyan ifadeleri yüreğimi ısıttı.
"Sizi hep koruyacağız." Devam ettirdi Hafsa sözlerimi. Gözlerimi ona çevirerek tebessüm ettim.
"Sizi hep koruyacağım." Dediğimde cümlemde onun da adı geçti.
Onlar benim bu dünyadaki en güzel üç varlığımdı. Herkesin yokluğuna dayanırdım. Ama onlar olmadan bu hayatın benim için bir anlamı kalmazdı.
Ailem.
Onlar benim ailemdi.
Dağılan yalancı hayatımın tek doğrusu onlardı.
🌊
Hafsa Payidar.
1 Hafta sonra.
"Oy dayın sana kurban!" Abim Yekta'yı hafifçe havaya kaldırdığında kocaman gözlerle ona baktım.
"Abi Allah aşkına dikkat et!" Yaram yeni yeni iyileşiyordu ama artık yürürken acı çekmiyordum. Bu yüzden ayağa kalktım.
"Korkma," Yekta'yı göğsüne yaslayarak elini sırtına yasladı. "Düşürmem ben yiğidimi."
"Tufan yine de sen çocuğu çok çalkalama kafasını allak bullak ettin!" Zerda endişeyle konuşurken Yekta'nın yanağını okşadı.
"Bişi diyeceğum bu baa benzeyi mi?" Cafer Zümra'nın yüzünü merakla inceledi. "Baksana kaşı kara saçı kara, tıpkı ben!" Zümra yeni yeni açılan kehribar gözleriyle Cafer'e tatlı tatlı baktığında nefesimi verdim.
Bence kızım en çok babasına benziyordu. Huzurlu bir tebessümle yürüyüp kızımı amcasından aldım. "Kızım Devran amcasına benziyor." Dedim alayla. "Kıskan." Cafer'in anında yüzü düştüğünde onun tam aksine Devran keyifle güldü.
"Bana benziyor tabi." Yanında durduğumda Zümra'nın yanağını okşamak için uzandı. Kızımın yüz hatlarını izlerken bakışlarım yumuşadı.
Bir hafta önce bebeklerimi kucağıma aldığım o gün benim için en güzel gün olmuştu. Ama Zümra'nın durumunu öğrendiğim an delirecek gibi olmuştum. İyi değildim ve bunu saklama gereği duymamıştı. Oğlumla teselli bulup nefes almıştım ama kızımın o küvezde bir başına olduğunu bilmek kalbimi parça parça etmişti.
İnsan bazen acıyıda mutluluğuda aynı anın içinde yaşayabiliyordu. Bize tam olarak bu olmuştu. Neyse ki şu an iyiydi ama bu o gün yaşadığım korkunun telafisi değildi. Biliyordum ki acılarıma bir yenisi daha eklenmişti. Kızımın kalbi zayıf dediklerinde Yavuz'da yaşadığım her korku gözlerimin önüne dikilmişti.
Korkum kızımın babasına benzemesi değildi. Korkum kaderinin ona benzemesiydi. Bunu istemedim. Çünkü Yavuz'un ne kadar savaş verdiğini görmüştüm. O savaşta hepimiz perişan olmuştuk.
Ama düşündüklerim çıkmamıştı. Yavuz sözünü tutmuş kollarında kızımızla yanımıza dönmüştü. O günden sonra her şey daha iyiydi. Zümra'nın durumu kötü değildi. Aksine biraz kilo bile almıştı. Onunla birlikte Yekta'da kilo almaya başlamıştı. İlk güne göre biraz daha ağırdılar.
Tabi abimler bebeklerimi hiç rahat bırakmıyordu. O günden beridir hepsinin dikkati ailemize yeni katılan miniklerimizin üstündeydi. Babam bile sık sık onları görmeye geliyordu. Babam diyordum çünkü artık onun babam olduğunu kabullenmiştim.
O gün gelmişti. Ve ben torunlarını onunla tanıştırmıştım. Geçmişe bir kırgınlığım kalmasın istedim. Bu yüzden o gün yeni hayatıma yeni bir sayfa açtım.
"Ver ula çocuğu bana." Aziz abi Yekta'yı Tufan'ın elinden aldı. "Kendine benzeteceksin iyice." Kollarına aldığı oğluma bakarken sırıtttı. "Naber kerata?" Yekta'yı dinler gibi kaşlarını çattı ardından tebessüm etti. "Rica ederim merak etme bir daha seni bu muşmula suratlıya vermeyeceğim. Aramızda kalsın ama bende kendisinden pek haz etmiyorum."
"Duyuyorum!" Dedi abim. Aziz abi alayla başını ona doğru eğdi.
"Biliyorum." Omuz silkti. "Hiç umrumda değil."
"Abi rica ederim kocam hakkında doğru konuş." Dedi Zerda abimi hiç ezdirmeyerek.
"Kocan hakkında doğru konuşmak benim kurallarım arasında yok. Ben bu herifi ancak dövmeyi ya da sövmeyi biliyorum." Yekta'nın sırtını sıvazladı. "Şansına küs."
"Ula vir vir vir didişmeyun." Dedi Zahir abi duvara yaslanmış Karaca'yı kolunun altına almış bir şekilde. "Kafami şişurdunuz!" Abimlerin didişmesine asla tahammülü yoktu.
"Hepsi tamam." Dedi Ceylan çantaların ağzını kapatarak.
"Bende kıyafetlerini topladım." Dedi Narin valizi kenara bırakırken. "Bitti."
"Teşekkür ederim." Dedim onlara bakarak. Kaç gündür yanımdan ayrılmıyordular. Her an benimle ilgilenip yardımcı olmaya çalışıyordular.
Bugün taburcu olacaktık ve bebekleriminde benim de eşyalarımızı toplamak istemiştiler. Yaram taze olduğu için onları reddetmemiştim.
"Lafı olmaz." Dedi Ceylan ve yanıma gelerek Zümra'yı nazikçe benden aldı. "Nasılsın bal kız?" Nazik bir şekilde onu tutarak yanağını okşadı. "Aynı Yavuz abi, gözlere bak gözlere!"
"Ceylan'im bırak şu çocuğu yüreğume indirme." Dedi Zahir abi büyülenmiş bir şekilde.
"Niye ya?" Ceylan anlamayarak yeşil gözlerini ona dikti. "Yanlış mı tutuyorum?"
"Çok güzel tutaysun." Derin bir nefes soludu. "Çok yakışti, yureğume indirmek ya da ışık hızında bir nikah kıyıp çocik-"
"Abi!" Karaca hızla eliyle onun ağzını kapattı. "Yavaş gel!"
Ceylan yanakları kızarırken Zümra'yı sol koluna kaydırdı ve sedyenin üstünden yastığı kapıp ona fırlattı. "Öküz, ablam burada." Yastık ona çarpmadan havada yakaladı.
"Ula sanarsun ablanun bilmeduği şey-"
"Zahir." Dedi Narin uyaran bir sesle. "Seni kovarım sus."
"Yakin bir zaman da damadun olacağum balduz. Bence beni kabullenmeye başlamalusun."
"Sinirlerimi bozarsan sana kız mız vermem kalırsın öyle." Narin açık tehditini ortaya sundu.
"İstemeyeceğum ki, Ceylan he desun baa yeter."
"Diyemem ki." Dedi Ceylan masum masum gözlerini Zümra'ya indirip. "Ablamın onayı olmadan olmaz."
"Hayda, şimdu ben senlan evlenmek içun bu cadi balduza mecbur muyum?!" Dediğinde Devran öfkeli gözlerini ona çevirdi.
"Bir daha kızımın annesine cadı dersen kardeşlik dinlemem dalarım sana Zahir." Narin'e edilen en ufak hakarete tahammülü yoktu.
Zahir abi homurdanarak susunca Süleyman güldü. "Devran abi bir ara bana uğra senlen bir işim var." Dediğinde Devran çatık kaşarla ona döndü.
"Ne işi?"
"Kız isteyeceğiz." Dediğinde şaşkın şaşkın ona bakmaya başladık.
"Kimi isteyecesun ula?" Cafer'in sorusuyla Süleyman sırıttı.
"Karaca'yı. Devran abi Zahir'i susturabilen tek kişi olduğuna göre kız istemeye onu götüreceğim."
"Ne?" Karaca yutkunarak Süleyman'a baktı. "Beni mi?" Süleyman ela gözlerinde yaramaz bir bakışla başını salladı.
"Seni. Senden başkasını istemem."
Zahir abinin her kelimede gözü seğirirken Karaca yutkundu. "Abi yok." Ellerini kaldırdı. "Onu demek istemedi." Zahir abi kolunu Karaca'nın omuzlarından çekerek kollarını sıvazlamaya başladı.
"Süleyman." Dedi.
"Efendim abi?" Süleyman sırıtmakla meşgulken Zahir abi yapmacık bir tebessüm etti.
"Şehadet getir." Onun dedikleriyle Süleyman'ın sırıtışı silindi.
"Ne şehadeti abi?"
"Biraz sonra o kafani kıracağum onun şehadeti." Süleyman afallayarak bize baktı.
"Ben yine sesli düşündüm değil mi?" Dediğinde güldük.
"Süleyman koçum koş, bu kez kesin tahtalı köyü boylayacaksın." Dedi Aziz abi alayla.
Süleyman öyle bir hızla koşup odadan çıktı ki Zahir'de anında peşine takıldı. Karaca endişeyle Ceylan'a baktı. "Peşlerinden gitmeyecek miyiz?" Diye sorduğunda Ceylan dilini damağına vurarak kızımı nazik bir hareketle bana geri verdi.
"Alıştım artık..yarım saate kalmaz dönerler." Onların bu hallerine aşinaydık. Karaca endişeli bir nefesle başını salladı.
Kollarımda tuttuğum kızımın sırtını sıvazlayarak Aziz abinin yanına yürüdüm. "Yekta'm." Dedim neşeli sesimle. "Annem." Beni anlar gibi gülümsediğinde bende güldüm.
"Bak kerataya bak." Aziz abi sevgiyle konuştu. "Nasıl gülüyor." Zümra'ya baktı. "Dayıcım," Kaşlarını çattı. "Sen hep yüzünü buruşturuyorsun." Sözlerine güldüm.
Gerçekten öyleydi. Yekta tatlı tatlı gülerken Zümra kaşlarını çatmış kehribar hareleriyle bizi izliyordu. "Dayısına benzemiş." Dedi abim hızla yanıma gelerek ve Zümra'nın çenesine dokundu. "Dayısının bitanecik prensesi."
"Taburcu işlemleri tamam." Yavuz'un sesini duyduğumda bakışlarımı kapıya çevirdim. İçeri girdiği an gözleri bizi buldu. Dudaklarında yerini koruyan bir tebessümle yanımıza geldi. Aziz abiden Yekta'yı alarak onu sıkıca tuttu.
"Birazdan çıkabiliriz." Eğilip önce benim alnıma sonra kızımızın alnına öpücük kondurdu. "İyi misin?"
"İyiyim." Öpücüğüne karşılık yanağını öperek gülümsedim. "Evimizi özledim birazcık." Kucağımdaki kızımı daha rahat bir pozisyonda tuttum. "Bence onlarda çok heyecanlı."
"Heyecan deme." Sesli bir nefes verdi. "Düşüp bayılacağım." Biraz sonra iki dünya güzeli çocuğumuzla evimize gidecektik.
Biz hayalini kurduğumuz ne varsa gerçekleştiriyorduk.
"Gelmemizi istemediğinize emin misiniz?" Diye sordu Narin merakla. Ona bakarak gülümsedim.
"Eminiz. Endişe etme." Birazcık kendimize gelmemiz ve evimizde bir düzen sağlamamız gerekecekti.
Valizleri aşağı indirmemize yardım ettiler. Bir haftadır burada kaldığımız için bazı gerekli şeyleri getirmek zorunda kalmıştık. Şimdi eve döndüğümüz için eşyalarımızı burada bırakmazdık. Devran'lar valizleri aşağı taşıdı.
Yavuz'un yardımıyla bende aşağı inmeyi başardım. Bir kolunda Yekta'yı tutarken diğer kolu her daim benim belimdeydi. Ama o kadar kötü değildim. Yürüyebiliyordum ve iyileşiyordum. Bu yüzden kızımı kollarımdan bırakmamıştım.
Birlikte hastaneden çıktığımızda günler sonra hissettiğim temiz havayı ciğerlerime çektim. Arabalara yürürken bizimkiler valizleri bagaja yerleştirdi. "Hadi bakalım." Yavuz Yekta'yı Cafer'in açtığı bebek çantasına bıraktı. Zümra'yıda hemen onun yanına bırakmak için benden aldı. İkiz oldukları için aldığımız bebek çantasınıda geniş almıştık.
İkiside hem birbirlerine çok benziypr hem de birbirlerinin zıttı gibiydiler. Öylesine tatlı öylesine güzeldiler ki bende uyandırdıkları duygu çok başkaydı. Hissettiklerim çok başkaydı. Onları kollarıma ilk aldığım an tüm dünyaları bana vermişler gibi hissettim.
Ben anneydim.
Annem gibi çok güzel bir anneydim.
Annem gibi çocuklarımı sevecek son nefesine kadar onları koruyacaktım.
Yavuz onları nazik bir hareketle arka koltuğa bıraktı. Ardından başını geri çekti. Omuzları titrek bir nefesin eşliğinde kalkıp indi. "Fırlamayla..gül kız." Bakışlarını yüzüme çevirdiğinde gözlerinde gördüğüm bakış canıma can kattı. "Sanırım ben dünyanın en şanslı babasıyım." Kapıyı benim için açık tuttu. "Buyurun dünyanın en güzel annesi."
Ağzından çıkan anne kelimesiyle neşeyle yerimde kıpırdandım. Arabaya binmeden önce yanağına sulu ıslak bir öpücük kondurdum. "Dünyanın en yakışıklı babası, bizi evimize götür olur mu?" Çocuk yanağı sıkar gibi yanağını sıkıştırdım. "Cilveli bey."
"Emrin olur sevdam." Hiç rahatsız olmadan tatlı tatlı gülümsedi. "Sen ne dersen başım gözüm üstüne." Her dediğim dünden onun kabulüydü.
Yanaklarını bırakıp arabaya bindim ve kemerimi takmasına izin verdim. Ardından kapıyı nazikçe kapattı. Bebeklerimiz uyuduğu için onları uyandırmamaya dikkat ederek kapıyı sessizce kapattı. Hareket edip Cafer'lere el sallayarak ön koltuğa bindi. Kendi kemerini çekip takarak anahtarı çevirdi. Dikiz aynasından bana baktı.
"Hazır mısın sevdam?" Diye sorduğunda gülümseyerek başımı salladım.
"Hazırım hem de çok uzun zamandır." Elimi bebeklerimin üstüne yasladım. "Çok uzun zamandır.." diye fısıldadığımda o da benim gibi hevesle gülümsedi. Ayağını gaza basarak arabayı sürmeye başladı.
Evimize gidiyorduk.
Hem de bu kez bir hafta önce karnımda olan bebeklerimizi kollarımızda tutarak.
🌊
Yazar.
Cafer önündeki yoldan saparak arabayı sağa sürerken telefondan Nisa'yı aramakla meşguldü. Mahkeme bugündü. Herkes öylesine dağınık bir haldeydi ki muhtemelen mahkeme olayını unutmuştu. Cafer kardeşine bunu hatırlatarak canını sıkmak istememişti. Bugün Yavuz çocuklarını ve karısını alıp günler sonra rahat bir nefesle evine dönecekti. Bunu bozmak istemedi.
Dünya güzeli iki yeğenini her düşündüğünde yüzünde tebessüm oluştu. Nisa'yı arayacakken üstte Tufan'ın ismini gördü. Gelen aramayı cevaplayarak kulağına tuttu. "Efendum tufi?"
"Mahkemeye mi gidiyorsun?" Diye sordu. "Arkadaki benim." Cafer'in kaşları havalandı. Dikiz aynasından geri baktığında Tufan'ın arabasını gördü.
"Ula sen unutmadun mi?" Diye sorduğunda Tufan'ın yumuşak sesini duydu.
"Böyle bir şeyi unutmama imkan var mı?" Cafer'i hemen arkadan takip ederken konuştu. "Zerda ile orada olacağız. Diğerlerinin kafası allak bullak sen söylemeyince bende söylemedim ama orada olacağım." Cafer'in o yalnızlığı biraz olsun dindi.
"Sağol Tufi hatırlat bir ara saa borcumdan 10 tl ödeyeceğum." Dedi içten bir sesle alayla. "Orada görüşürüz." Tufan'dan gülen ve onaylar bir ses duydu ardından telefonu kapatıp Nisa'yı aradı. Gözü yoldayken açmasını bekledi.
"Alo Cafer?' Dedi Nisa'nın sesi. "Ne yaptınız? Taburcu oldu mu Hafsa?"
"Oldu.' Cafer başını sallayarak ona cevap verdi. "Yeğenlerumude aldılar eve geçeyiler. Geliyrum ben." Telefona doğru konuştu. "Vardın mı sen?"
"Vardım buradayım." Az sonra olacaklardan korkarak konuştu. "Ayşin'le Özlem'i arkadaşıma bıraktım. Onları getiremezdim."
"İyi yapmışsın. Devran birazdan uğrar Özlem'i alur zaten." Narin'le Devran çoktan yola çıkmış olmalıydı.
"Tamam. Geliyor musun?"
"Yoldayum. Tufan'larda geleyi." Cafer huzursuzluğunu gizleyerek konuştu. "Endişe etme her şey iyi geçecek."
"Umarım." Nisa umut dolu sesiyle fısıldadı. Eğer mahkemeyi kaybederse kızını kaybederdi ve en çok korktuğu şeylerden biride buydu.
Cafer telefonu kapatarak bir an önce mahkemenin yolunu tuttu. Birkaç dakikalık yolun ardından adliyeye ulaştı. Arabayı park ederken hemen sağında Tufan'ın da arabayı parkettiğini farketti.
Kendi kapısını açıp inerken eş zamanlı Zerda ve Tufan'da arabadan indi. Anahtarı cebine atarak onların yanına ilerledi. "Hazır mısın?" Diye sordu Tufan ona bakarak. Cafer başını salladı.
"Hazırum." Çenesinin ucunu ileri ittirdi. "Gidelum mahkemenun başlamasina fazla bişi kalmadu."
"Nisa gelmiş mi?" Diye sordu Zerda yürümeye başlamadan önce.
"Gelmuş içerude-" Tam bir adım atacakken park yerine yaklaşan araba ve korna sesi onu durdurdu. Arabanın koltuğunda Devran'ı gördüğünde kaşları hafifçe havalandı.
"Abi? Sen ne araysun buraya?" Diye yüksek bir sesle sorduğunda Devran arabayı park ederek aşağı indi.
"Mahkemeyi unutacak değilim. Narin'i Nisa'nın evine bırakıp öyle geldim." Bugün Nisa ile Cafer'in mahkemesi olduğunu unutmamıştı.
Cafer bunu beklemiyordu. Unuttu sanmıştı. Tam konuşacakken telefona gelen mesaj sesiyle elini cebine attı. Onu açtığında ekranda Yavuz'un ismini gördü.
Dolandırdığım üçüncü eleman ;mahkeme bitince haber ver. Gelemedim ama orada olduğumu bil. Güzel haberlerini bekliyorum.
Dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm yer edindi. Burada olamaması normaldi. Yeni doğum yapan bir karısı vardı ve onu yalnız bırakamazdı. Telefon ekranını kapatıp Devran'a baktı. "Sağolasun abi."
"Sağolu mağolu bırakta yürü. Geç kalmayalım." Dedi Devran gözlerinin içi gülerken.
Dördü birlikte adliyeye yürüyüp içeri girdiler. Merdivenlere ulaşıp üst kata çıktılar. Nisa kendi avukatıyla orada gergin bir şekilde aşağı yukarı gitmekle meşguldü.
"Nisa!" Dedi Cafer onu görür görmez.
Nevzat çoktan gelmişti. Burada mahkeme salonun kapısın kenarındaki sandalyelerden birine oturmuştu. Onları görür görmez gözlerini devirmemek için zor durdu. Cafer ona hiç bakmadan kollarını iki yana açıp Nisa'ya doğru yürüdüğünde Nisa'da birkaç adımda ona sarıldı.
"İyi misun?" Diye sordu. "Başlamadu mi mahkeme?" Onun sorusuyla Nisa başını iki yana salladı ve nefesini verdi.
"Az kaldı." Cafer kollarını ondan nazikçe ayırırken Nisa vakit kaybetmeden onun elini tuttu. "İyi geçer değil mi?" Gergin bir nefesle sordu. "Kazanırız."
"Kazanacağuz tabii." Cafer bundan çok emindi. "Hiç merak etme."
"Nasıl kazanacaksınız tam olarak?" Nevzat oturduğu sandalyeden onlarla uğraşmaya başladı. "Şiddet yatkını sevgilinle mi kazanacaksın?"
"Ulan it," Devran, Cafer'in cevabını beklemeden konuştu. "Kapa o çeneni, zaten kardeşimle uğraştığın için sana ayrı gıcığım kırdırtma bana ağzını gözünü. Ben Cafer'e benzemem ha, başladığım işi bitiririm."
"Ailecek şiddete elimiz yatkın diyorsunuz?" Nisa'ya baktı. "Kızımı böyle insanlarla mı muhttab ediyorsun Nisa?"
"Pardon da nereden kızın oluyor?" Zerda kollarını alayla göğsünde birleştirdi. "Biz çocuğunu daha doğmadan bırakıp gidenlere baba değil şerefsiz diyoruz da o yüzden sordum?"
"Sen kimsin?" Nevzat sinirleri bozulmuş bir ifadeyle konuştu. "Sana bir şey sordummu ki konuşuyorsun?"
"Senden izin mi aldım şerefsiz?"
"Bana bak-!" Nevzat sandalyesinden kalkar kalkmaz Tufan Zerda'nın önüne geçti.
"Baktım koçum." Başını omzuna eğdi. "Buyur söyle? Ne diyecektin?"
"Çekil ulan şuradan!" Elini Tufan'ın koluna koyarak onu kenara itmek istedi ama milim yerinden kıpırdatamadı. Tufan onun bu çabasını küçümser bir bakış attı.
"Tanıştırayım." Zerda keyifle gülümsedi. "Kocam. Bana söyleyeceklerini bizzat ona iletebilirsin."
"Bir daha sesini karıma yükseltirsen," Tufan bir elini Nevzat'ın yakasına dolayarak onu karşısına çekti. Tek kolundaki güçle adamın ayaklarını yerden kesti. "O dilini çıkarır boynuna dolarım."
Nevzat'ın sesi kesilirken yutkundu. Tufan onu sert bir hareketle geri ittirdi. "Dua et mahkeme var yoksa seni buraya gömerdim." En başından bu adamın ismini duyduğu andan beri bir nefret duymaya başlamıştı. Ve o nefretine öfkesi eklenince onu geri tutabilecek hiçbir şey yoktu.
Nevzat gergin bir hareketle yakasını düzeltip avukatının yanına dönerken, Zerda Tufan'ın koluna girdi. "Sinirlenme."
"Sinirli değilim ben."
"Emin miyuz Tufi?" Cafer meraklı gözlerle sordu. "Ula adama ben atar gider yapacaktum bi izun vermedunuz!"
"Cafer." Dedi Nisa yalvaran bir sesle. "Kavga çıkarmayalım. Lütfen."
"Çıkarmayurm ula bişi." Nisa'yı rahatlatmak adına sakin bir sesle konuştu ve ellerini yanaklarına koydu. "Bizi tehlikeye atacak bişi eder muyum ben? Merak etme."
Nisa hafifçe başını salladığında mahkeme kapısı açıldı. "Nisa Karaca ve Nevzat Akıncı." İkisininde ismini andı. "Mahkeme başlıyor."
Nisa derin bir nefes soluyarak Cafer'e baktığında Cafer onun yanaklarını nazik bir hareketle okşadı. "İyi geçecek." Teselliyle konuştu. "Hayde."
Beraber mahkemeye ilerlediler. Diğerleri yerlerini alırken Nevzat kendi avuaktının Nisa ise kendi avukatının yanında yer aldı. Hakim gözlerini bir an onların üstünde gezdirdi. Ardından konuşmaya başladı.
"Nevzat Akıncı ve Nisa Karaca, velayet davası için buradasınız." Diye söze girdi. "Önce tarafları dinleyelim. Dosyanızdan okduğum kadarıyla Nevzat bey kızınızın velayetini siz istiyorsunuz. Uzun yıllardır Nisa hanımın kızınızı sizden ayırdığı ve şiddet yanlısı bir adamla ilişki içinde olduğunu söylemişsiniz."
"Doğrudur." Dedi Nevzat hiç çekinmeden. Cafer'in her kelimede kalçalarının üstünde duran elleri yumruk oldu. Kara gözleri büyük bir nefretle Nevzat'ın yüzüne dikildi.
"Siz Nisa hanım," Hakim nefesini verdi. "Nevzat beyin iddiları hakkında ne diyorsunuz?"
"Söylediklerinin her biri yalan." Nisa emin bir sesle konuştu. "Kızımı arayıp sormayan kendisi. Daha ona hamile olduğumu söylediğim gün bana gelip bebeği aldırmamı istediğini söyledi. Bunun için bana para bile teklif etti." O anlar gözünün önüne geldikçe karşısındaki bu adama öfkesi arttı.
"Yalan söylüyor." Dedi Nevzat. "Kızımı istemezsem bugün neden burada bu mahkemede olayım?" En masum rolünü oynadı. "Senelerce kızımı görmek istedim ama izin vermedi." Nisa bir kez daha nasıl böylesine bir adama kalbini verdiğini düşünüp durdu. Söylediği her kelime usta bir yalan taşıyordu.
"Peki Cafer bey," Dedi Hakim. "Burada mı?"
"Buradayum." Cafer yavaşça ayağa kalktı.
"Nevzat beye saldırdığınız doğru mu?" Diye sordu şüpheyle. Cafer başını dikleştirdi.
"Doğrudur."
"Sağlıksız bir ilişki içinde olduğunuz?" Hakimin sorusuyla Cafer başını iki yana salladı.
"Yalandur." Hiç gocunmadan konuştu. "Sağlıksız bir ilişki yaşıyosam, neden evleneyum?" Dediğinde Nevzat'ın şok dolu gözleri ona doğru döndü.
"Ne?" Dediğinde Cafer sırıtarak ona baktı. Ardından Hakime döndü.
"Ben kimseye durduk yere saldurmadum." Kendisi hakkında söyleyecek birkaç şeyi vardı. "Ne kızım Ayşin'e ne karuma zarar verecek tek harekette bulunmam. Bu it gelup de seneler sonra bir kez olsun arayup sormaduği kızını sırf aptal inadı yüzunden isterse bende kendume hakim olamam." Hakim dikkatle onu dinledi.
"Evli misiniz?" Dediğinde Nisa cevapladı.
"Uzun zamandır ilişki içindeyiz. Sizce kızıma zarar verecek bir adamı yanımda tutar mıyım? Bunu hangi anne yapar?" Avukatından aldığı evlilik cüzdanını göstererek ayağa kalktı. "İzniniz olursa?" Dediğinde Hakim başını salladı. Nisa vakit kaybetmeden evlilik cüzdanını ona uzattı.
Hakim evlilik cüzdanını ondan alarak inceledi. Hemen ardından başını salladı. "Resmi." Diyerek cüzdanı geri Nisa'ya uzattı.
"Bir şey var." Dedi Nevzat çenesini sıkarak. "Tehdit etmiştir-"
"Kızım ona baba diyor." Dedi Nisa içten bir sesle. "Bu adama baba demeyen kızım ona baba diyor sizce eşim kötü bir adam olsa kızım onu böylesine sever mi? Nevzat Akıncı daha ilk günden kızımı bıraktı. Arayıp sormayan ve bir kez olsun aramayan kendisiydi. Eğer ki isteseydi ve ilk günden yanımızda olsaydı bugün zaten burada bu mahkemede karşı karşıya kalmazdık. Hem gidecek hem de dönüp düzenimizi mahvedecek kadar kötü bir insan." Güçlü durmaya çalışarak konuştu. "Cafer," Sevgi dolu bakışlarını Cafer'e çevirdi. "Tam da kızımın istediği gibi bir baba. Tam bir kahraman." Cafer yumuşuyan bakışlarıyla onu izlerken Nisa geri başını savcıya çevirdi.
"Bugüne kadar bana bir kez olsun sesini yükseltmişliği bile yok. Onu kışkırtan Nevzat Akıncı'nın kendisiydi. Bizim şu an için çok güzel bir düzenimiz var ve istediğiniz zaman bunu gelip kontrol edebilirsiniz. Kızım da ben de fazlasıyla mutluyuz." Tüm açıklamalarını yaptıktan sonra yavaşça yerine oturdu.
"Müvekkilimi duydunuz." Dedi Nisa'nın avukatı Deniz hanım. "Mahkemeden önce aile düzenleri bizzat kontrol edildi. Kızları Ayşin fazlasıyla mutlu gözüküyordu. Aile düzenleri gayet yerindeydi."
Hakim onları dinledikten hemen sonra Nevzat'a baktı. "Söyleyecek bir şeyiniz var mı?"
"Tehdit olduğunu düşünüyoruz." Dedi avukat ama yenildiklerini daha şimdiden hissetmiş gibiydi. Hakim buna inanmıyordu.
"Gereği düşünüldü." Dedi Hakim sonunda sözü devralarak. "Nevzat Akıncı'nın anlattıklarına dair bir kanıt olmadığına, ailenin bir süre izleneceğine Ayşin Karaca'nın annesinde kalmasına karar verilmiştir." Tokmağı vurduğu an Nisa tuttuğu nefesini verdi.
Nevzat öfke içinde sandalyesine çökerken herkes çoktan ayaklanmıştı. "Kazandık." Dedi Nisa gördüklerinin bir rüya olmadığına emin olmaya çalışarak.
"Kazandık." Cafer parmaklıkların arkasından çıkarak ona yaklaştığında Nisa gülerek kollarını onun boynuna doladı.
"Kazandık!" Neşeli gülüşleri arasında başını geri çekerken gözleri doldu. "Ayşin çok sevinecek." Bir an önce bu haberi kızına vermek istiyordu. "Ayşin'i almadılar, Cafer. Kızımı almadılar."
"Kızımızı." Diye düzeltti Cafer sevgiyle onu. "Kızımızı almadular gümüşhane kızi."
"Almadılar trabzonlu." Nisa dolu gözleriyle ona bakarken gülümsedi. "Ona bunu söyleyelim." Parmaklarını Cafer'in parmaklarına geçirdi. "Gidip ona bunu söyleyelim."
Cafer hevesle başını salladı. Devran'lar sandalyelerinden kalkarken onların yanına ilerledi. "Gözün aydın kardeşim." Dedi Cafer'i kendine çekip sarılarak.
"Hadi yine kurtardın." Tufan bir kardeş edasıyla Cafer'in saçlarını karıştırdı ve ona sarıldı. "Gözün aydın."
"Gözün aydın, Nisa." Zerda hızla Nisa'ya sıkıca sarıldı. "Senin adına çok sevindim."
"Teşekkür ederim." Nisa tek kolunu ona sardı. "Sizlerin desteği olmadan yapamazdık. Bana çok yardımcı oldunuz, iyi ki varsınız."
"Asıl sen iyi ki varsın," Zerda hafifçe geri çekilip tebessüm etti. "Diğerlerine biz haber veririz, siz bir an önce Ayşin'e haberi iletin." Cafer başını sallayarak Nisa'ya baktı.
"Gidelum mu?" Nisa mutlı gözleriyle başını salladı.
"Gidelim."
Mahkeme salonunda geçen acı dakikalar bitmişti.
Geriye sadece Ayşin'e bu haberi vermek kalmıştı.
🌊
Eve varmak fazla zamanlarını almadı. Tufan ve Zerda yarı yolda onlardan ayrılırken Devran, Cafer ve Nisa evin yolunu tutmuştu. Varır varmaz arabaları park edip aşağı inmeleri de kısa sürmüştü. Cafer kapının önüne gelir gelmez anahtarıyla onu açtı. Adımını içeri attığında Özlem'in ve Ayşin'in sesini duydu. Muhtemelen salonda olmalıydılar ki onlara Narin'in de sesi eşlik ediyordu.
Salonun kapısına varır varmaz başını eğdi. Kızlar yerde oturmuş kırmızı legolardan kule yapmakla meşguldü. "Nereyedur benum kızım?" Diye sordu Cafer neşeli bir sesle. Ayşin hızla başını kaldırıp kapıda duran annesine ve babası olarak seçtiği adama baktı.
"Geldiniz!" Oyuncakları saniyeler içinde bırakıp onlara doğru koştuğunda Cafer kollarını iki yana açarak aşağı eğildi ve ona sarıldı. "Ne oldu?" Telaşla sorarken annesinin dolu gözlerine baktı. "Ne oldu? Kalacak mıyım sizinle?"
"Saa kötü bir haberum var Ayşin." Cafer hayıflanarak konuştu. "Sonsuza kadar benum gibu bir cimri babayla yaşamak zorunda kalacasun." Dediği an Ayşin'in ifadesi aydınlandı. Çocuksu bir çığlıkla kollarını Cafer'in boynuna sardı.
"Sizinle kalıyorum!" Dediğinde Nisa gözyaşları ile birlikte güldü. "Bizimle kalıyorsun." Başını salladı. "Alamadı seni annem, bizimle kalıyorsun.."
"Kazanadınız mı?" Diye sordu Narin yerden kalkarken umutla.
"Kazandık." Nisa gözlerini ona çevirdi. "Mahkeme Ayşin'i bize verdi." Dediğinde Narin tam karşısında durarak onun ellerini tuttu.
"Tebrik ederim." İçten bir tebessümle konuştu. "Gözünüz aydın."
"Yani Ayşin gitmiyor mu?" Özlem yaptığı kuleyi unutarak onların yanına geldi. "Bizimle kalacak değil mi?" Diye sordu.
"Bizimle kalacak." Cafer elini uzatıp Özlem'in sarı saçlarını karıştırdı. '"Hemda bir ömür." Özlem'in mavi gözleriyle neşeyle büyüdü. Kollarını Ayşin'e sararak yanağını onun yanağına bastırdı.
"Yani her gün onu görebileceğim değil mi?"
"Göreceksin." Devran tebessümle başını salladı ve Cafer ile aynı hizaya eğildi. "Ne zaman istersen göreceksin." Özlem tebessümle yeri gösterdi.
"Kule yaptık biz! Daha bir sürü yapacağız!" Boştaki elini uzatıp Devran'ın kolunu yakladı. "Bak baba, çok güzel olmamış mı?" Devran gözleri bir an legolar kaydı. Ama kızının ağzından çıkan kelime aynı hızla geri ona bakmasını neden oldu. Gözleri anında dolarken başını Narin'e doğru kaldırdı. Narin'de en az kendisi kadar şoka girmişti.
"Ne?" Afallayarak sordu. Elleri refleks olarak Özlem'in iki yanına yaslandı. "Ne dedin sen?"
"Ev yaptık dedim." Özlem Ayşin'i bırakarak konuştu. "Bak kırmızı hem de, çok güzel olmamış mı?"
"Ondan sonra.." titrek bir sesle sorarken Narin'de onlarla aynı hizaya eğildi. "Ondan sonra ne dedin?" Özlem babasından bakışlarını alıp annesine baktı.
"Baba dedim." Bir an güvensizce sordu. "Yanlış bir şey mi söyledim?"
"Hayır." Devran dolu gözlerle anında konuştu. "Hayır babam." Yürekten bir sesle devam etti. "Yanlış bir şey söylemedin." Özlem'in yüzündeki tebessüm yerini korudu.
"Öyle bir ev istiyorum." Yerinde kıpırdandı. Bir elini Devran'ın yanağına yasladı. "Senle," Diğer elini Narin'in yanağına yasladı. "Ve annemle. Bize böyle bir ev yapar mısın? Ama duvarları kırmızı olsun!" Narin ilk kez kızının ağzından duyduğu anne kelimesiyle sessizce ağlamaya başladı.
Devran ile aynı anda birbirlerine baktılar. "Yaparım." Dedi Devran. "Annene," kızına baktı. "Ve sana en güzel evi yaparım. Sen ne istersen onu yaparım babam."
Özlem'i kolları arasına çekti. "Sen iste ben yaparım." Dediğinde diğerleri onların bu hallerini gözleri dolu izledi.
Devran ve Narin bu gün ilk kez kızlarından gerçek bir kabul görmüştü. Hayat belki de bir kez olsun onlara yaşamaları için çok güzel bir şans sunmuştu.
🌊
Hafsa Payidar.
Yekta'nın karnını doyurduktan sonra onu yavaşça beşiğine bıraktım. Hastaneden geldiğimizden beri ağlamaya başlamıştı. Büyük ihtimale karnı açtı ki ve düşündüğüm gibi yemek yer yemez susmuştu. "Doydu mu?" Diye sordu Yavuz Zümra'nın sırtını okşayıp aşağı yukarı yürürken.
Gülümseyerek başımı salladım. "Doydu."
"Hafsa," dedi endişeyle başını geri çekip Zümra'nın yüzünü izleyerek. "Kızım bu çok sızlanıyor da, aç mı acaba?"
"Çok mu sızlanıyor?" Yanına adımladım. "İyi de yeni yedi?" Hızla elimle tenini yokladım. Ne ateşi vardı ne de bir sorunu. Ardından gelen kokuyu aldığımda kaşlarımı çattım. Aynı kokuyu Yavuz'da hissetmiş olmalı ki bana bakarak güldü.
"Altını pisletmiş." Dedik aynı anda. Hastanede kaldığımız sürede artık bunlara biraz olsun alışmaya başlamıştık.
"Bez aldık mı biz?" Diye sordu telaşla.
"Almıştık." Çantaya doğru yürüyerek onu karıştırdığımda daha Zümra susmadan Yekta ağlamaya başladı.
"Hayda," Yavuz yutkundu.
Tamam belki de iki bilgisiz evebeyn olarak yalnız kalmak fikri hiçte iyi bir fikir değildi. Yavuz beşiğe yaklaştı. "Oğlum sana ne oldu?" İkiside ağladıkça şaşkın çocuklara dönmüştü. "Hafsa ne yapayım ben?"
"Ver bana şapşal adam." Dedim gülerek. Yanına ilerleyerek Zümra'yı onda aldım. "Mis kokulum,"
"Mis olduğuna emin miyiz?" Masum masum sordu. "Bizim kız biraz kirli çıktı."
"Yavuz." Uyaran bir sesle güldüm. "Kızım hakkında doğru konuş."
"O benim de kızım." Derken beşikten Yekta'yı aldı. "Babasının fırlaması." Kaşlarını çattı. "Sen niye ağlıyorsun-" Ardından gözlerini kırpıştırdı. "Hafsa bu çocuk kendi saçını çekiyor!"
Ben Zümra'yı yatağa yatırıp bezini değiştirmekle meşgulken Yavuz bilgisiz adamlar gibi bana bakıyordu. "Ne yapayım?!"
"Kocam ne yapabilirsin? Elini tut ayır!" Yekta ağladıkça benim de içim acıyordu. Ama Zümra'yı da bırakıp gidemiyordum. İkiside ağlıyordu!
"Fırlamam." Dedi Yavuz yanıma ilerleyip Yekta'yı Zümra'nın yanına yatırarak. "Elini saçından çekersen sana ne istersen alırım." Oğlumuz daha yüksek bir sesle ağlamaya başlayınca kocaman gözlerle bana baktı. "Hafsa daha çok ağlıyor!"
"Seni anlamadığı için olmasın." Öylesine içli içli ağlıyordu ki Zümra'yı bir saniyeliğine bırakıp Yekta'nın kendi saçlarına asılan parmaklarını nazikçe ayırdım. "İşte.." Dedim o sakinleşmeye başlarken. "Böyle."
"Ana." Şaşkınca gözlerini kırpıştırdı. "Sustu." Ardından somurtmaya başladı. "Bu çocuk beni hiç dinlemiyor."
"Allah allah." Gülmemek için uğraşırken Zümra'nın yeni bezini takmakla meşguldüm. Artık ikisininde huzursuzlukları dinmeye başlamıştı. "Acaba neden seni dinlemiyor?"
"Çünkü oğlumuz ve kızımız anne baba sözü dinlemiyor." Yekta'yı nazikçe yataktan aldı. "Ha oğlum? Öyle mi babam? Beni dinlemezsen kızarım sana." Dedi ardından düşünerek başını iki yana salladı. "Kızmam. Size hiç kızmam."
"Bak sustular." Zümra'nın minicik eşofmanın giydirirken ne kadar küçük olduğunun farkına bir kez daha vardım. Öylesine narin öylesine küçüktüler ki dünyadaki en ufacık dokunuş bile onları incitir diye korkuyordum.
"Sustular." Yan yana yatakta uzanan bebeklerimizi hayran hayran izledik. "Bu gece bizimle uyusunlar mı?" Gözlerini yüzüme çıkardı. "Bizim odamızda."
"Bizimle uyuyacaklar. En azından okuduğum kitaplarda öyle yazıyordu." Annelik hakkında bir bilgim yoktu ama onları kollarıma aldığım an sanki her bir bilgi yavaş yavaş zihnime ulaşmıştı. Daha bir hafta olmuştu ama ben onların ağlamalarından bile ne istediklerini anlamaya başlamıştım.
"Doğru odaya." Dedi Yekta'yı bir koluna alarak. Ve vakit kaybetmeden Zümra'yı da diğer koluna aldı. "Hadi, çok yoruldun. Dinlenmen gerek."
Geldiğimizden beri tüm işleri o yapmıştı. Bize kahvaltı hazırlamıştı. Kıyafetleri yerleştirmişti. Bebeklerimizle yemek dışında benim ilgilenememe pek izin vermemişti. Elinde olsa yataktan çıkmama bile izin vermezdi.
Kendi yatak odamıza ulaştığımıda ışığı ben yaktım. Yatağa yürüdük. Yorganı kenara çektiğimde bebeklerimizi büyük bir dikkatle yatağın ortasına bıraktı.
"Hadi." Dedi sevgiyle. "Sende doğru yanlarına."
"Yavuz ben bebek değilim ki." Dedim yatağa tırmanırken ve o yorganı üstüme doğru çekiştirdi. "Kendim de yapabilirim."
"Bebeksin." Hiç çekinmeden söyledi. "Sen de benim bebeğimsin, o yüzden pek bir fark göremiyorum." Yatağa tırmanarak sağ tarafa geçti. Bebeklerimiz ikimizin ortasındaydı.
İkisininde gözleri açıktı. Sandığım kadarıyla henüz bir şey göremiyordular ama küçük bebeksi sesleri hareketlerine eşlik ediyordu. Dakikalarca sessiz sedasız onları izledik.
Kızım tıpkı babasına benziyordu. Göz rengi babasıyla aynı renkteydi. Yüz hatları tıpkı Yavuz'u andırıyordu. Nasıl bu kadar benzemeyi başarmıştı bilmiyordum ama Zümra'mın yüzüne ne zaman baksam babasını görüyordum.
"İkisinde de senin bakışlarından bir pay var." Sanki bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamıyordu. "Öylesine güzel öylesine umut vaat ediyorlar ki," Aynı bakışları yüzüme çıktı. "Sizin için her şeye değer sevdam. Siz yaşamaya değer tek şeysiniz." Elimi yanağımın altına yasladım. Boştaki elim önce bebeklerimizin yanağını okşadı hemen ardından onun elini tuttu.
"Bu umudun tek sebebi sensin." Yorgunluğumu onıun yanında unuttum. "Bana yaşattıklarınla hissettirdiklerinle elimi hiç bırakmayışınla bu umudun tek sebebi sensin. O yüzden.." Kızımıza ve oğlumuza baktım. "Onlarda senden gelen çok güzel bir umut var."
"Biliyor musun ilk çok korktum.." Ona bazı şeyleri anlatmak istedim. "Doğum başladığında, kalbini duyduğumda. O doğumhanede yalnızken.." bu onun suçu değildi. Ama elini tutamadığım için çok korkmuştum. "Onları ilk gördüğümde orada olmanı çok istedim. Şartlar bunu gerektiriyordu Biliyorum ama çok istedim. Çok korktum." Pür dikkat beni izlerken bakışlarında acı yer edindi.
Orada olmayı ne çok istediğini görüyordum. "Sonra sen yine sözünü tuttun.." Kirpiklerim ıslanırken konuşmaya devam ettim. "Sadece bana verdiğin sözü değil, daha karnımda iki melekken onlara verdiğin sözleride tuttun. Sen başardın, Yavuz." Elini sıktım. "Sen bana göremediğin umudu verdin, ben sana umut oldum."
"Sevdam." Dedi sesi boğulurken. Elimi kaldırıp üstüne uzun uzadı bir öpücük kondurdu. "Umuduna da sana da kurban olurum." Gözlerini ikimizin ortasında kıpırdanan çocuklarımıza indirdi. "Ben size kurban olurum."
"Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?" Elimi elinden ayırıp yanağına yasladım ve okşadım. "Uğruna bu Karadeniz'i yakacak kadar sana vurgunum." Güldü. Gülüşüne tüm sevgisini sığdırdı.
"Uğruna bu Karadeniz'i yakacak kadar, sevdam." Diye tekrarladı. "Size vurgunum."
Biliyorum bu son değildi.
Yavuz'la başlayan bu hikayem son değil sonsuza kadar sürecek dillere destan olacak güzellikte bir hayattı. Acısıyla, iyisiyle, kötüsüyle ben her şeyi kabullendim.
Çünkü vurgun olduğum bir adam vardı.
Vurgun olduğum bir Yavuz vardı.
Ve artık, vurgun olduğum iki tane dünyalar güzeli bebeğim vardı.
🌊
BÖLÜM SONU.
Nasılsınız bakalım?
Nasıl buldunuz bölümü?
Hissetiniz mi bir şeyler?
Biz finale çok yaklaştık.
Gelecek bölüm görüşürüz.
Son bölümde görüşürüz.
Allah'a emanet. 🌸🥹
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 160.66k Okunma |
9.63k Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |