59. Bölüm

39.bölüm(19 Aralık)

Avin Mirza
avinmirza12

Not: Çok bekletim ama içime sinmeden paylaşmak size yapacağım en büyük haksızlık olurdu..

Bu arada şarkımızı dinleyen oldumu.

Sosyal medya;
Instagram: avin.elif
2. Hesabım: beya.zkelebek12

Tıktok: avinmirza12

Şarkı : Kitap şarkıları =kırlangıç

✧❅ İYİ OKUMALAR❅

Geçmiş:

Bazı duvarlar vardır; bir ömrü saklar ama kanadı kırık bir kuşu yaşatmazdı.

Ayşe, seçilmemiş bir hayatın içinde oradan oraya savrulurken...

Xece Hanım, birden parlayan öfkesinin tüm ağırlığını Ayşe'nin saçlarına yükledi. Parmağını saç diplerine geçirip sertçe yukarı çekti. Ayşe'nin başı geriye savruldu, boynu gerildi; gözünden yaşlar birbiriyle yarışır gibi boşalırken saç diplerindeki yanma, sanki her bir telin ona küstüğünü söyleyen bir acıya dönüşüyordu.

"Ben sana okul filan yok demedim mi, ha?!" diye haykırdı Xece Hanım'ın öfkesi avluya çarparak.
"Ben seni oku diye değil, Aziz'in koynuna gir diye aldım bu eve!"

Ayşe'nin dudakları titredi; nefesi yarım, göğsü sıkışıktı. O an konuşmak istese bile sesi çıkacak yer bulamazdı.

Avluda çalışanlar başlarını önlerine eğmiş, sanki yerdeki taşların ruhu varmış gibi onları izliyordu. Hiçbiri bakmaya cesaret edemiyor, nefes almak bile suçmuş gibi kıpırdamadan duruyordu.
Herkes duyuyordu... ama hiç kimse görmüyordu.

Ayşe, bir eli saçında acıya direnmeye çalışırken diğer eliyle eteğinin ucunu tutmuş, sanki biri ona "korkma" desin diye bekleyen küçük bir çocuk gibi titriyordu.

"Aziz abii dedi o dedi okuycaksın ..."

Ayşe'nin sesi o kadar inceydi ki, avludaki rüzgâr bile ondan daha gür duyuluyordu.

Xece Hanım'ın yüzündeki öfke bu sözle daha da karardı.

Bir an elindeki saç tutamını daha sert kavradı; Ayşe'nin boynu geriye doğru zorlandı, acı gözlerinden bir yaş daha koparttı.

"Aziz abi mi?!"
Bu kelime avlunun ortasında tokat gibi patladı.

Xece Hanım Ayşe'nin yüzüne bir an baktı, sonra hışımla eğilip ona daha da yaklaştı.

Gözleri öfkeyle değil, gururuna dokunulmuş bir kadının öfkesinden daha tehlikeli bir parıltıyla doluydu.

"Sen hâlâ anlamadın mı?
Ne abisi?! Kaç kere dedim sana o senin kocan!
Koca! Abin değil, oyun arkadaşın değil, abi dediğin adam kocan senin ister zorla ister istiyerek gireceksin o koyuna ha sana bir hafta oldu oldu yoksa seni köpek yavrusu gibi kapımıza atan babanın kapısında bulursun"

Ayşe'nin gözlerinden yaşlar inci gibi süzülürken nefesi hıçkırığa döndü.

"Ben... ben daha... küçüğüm Aziz abim dedi " diye mırıldandı.

Bu söz Xece Hanım'ın damarına basmıştı.
Kadın bir adım geri çekildi. Kızın saçından tutup yere fırlattıgında yerde ki kitapları tutup kahyaya;

"Çakmağını ver "

Kahya çakmağı uzattığında Xece Hanım'ın bakışları daha da keskinleşti.
Kadın kitapları kolunun altından aldı, bir adım geri çekildi.

Öyle bir iğreti vardı ki yüzünde şeytanın bile gölgesine sığındığı.
Çakmağı elinde tuttuğu kitaplara yaklaşıp bir kez daha iğrenerek yerde ki kıza ona baktıktan sonra çakmağı yakıp kitabın kenarlarında gezdirdi.

Ayşe yerde, dizlerinin üstünde, gözleri endişeyle büyümüş hâlde onu izliyordu yanıyordu Aziz'in emaneti .

O ateş küçücük kabinde ki tüm ormanları ateş vermişti.

Öyle bir ateşti ki Xece Hanım'ın çakmakta yaktığı, yalnızca kağıdı değil...
Ayşe'nin yıllardır sessizce sakladığı bütün umutlarını yalayıp geçiyordu.

Kitabın kenarı önce sarardı, sonra siyaha dönüp büzüştü.
Kağıdın yanarken çıkardığı çıtırtı Ayşe'nin yüreğine bıçak gibi saplandı.

Sanki o çıtırtı, kalbinin çatırdayışının sesiydi.

Ayşe'nin nefesi göğsünde düğümlendi.
Küçücük omuzları titredi.

"Hayır..."
Sesi bir nefes kadar inceydi.
"Ne olur... o... Aziz abimin..."

Ayşe'nin çırpınışları yıllar önce Ali Ağa'nın saçlarını kestiği günü hatırlatmıştı.

Canı yanmış bir kadın can yakmayı sever olmuştu.

"Heh işte. Yakıyorum senin o abinin hediyesini.
O da görsün, sen de anla yerini!"

Kadın, kitabı alev aldırtıp avuçlarında biraz daha tutuşturduktan sonra, kibirle Ayşe'nin tam önüne fırlattı.

Yanan kitap, Ayşe'nin dizlerinin dibine düşünce kıvılcımlar etrafa saçıldı.
Kağıtların dışındaki ateş, küçük bir canavar gibi Ayşe'ye doğru uzandı.

Ayşe'nin gözleri büyüdü.
O an ne korktu ne çekindi.
Alevler Avlu'da yankılanan bütün tehditlerden daha güçlü olsa bile Ayşe'nin içinde sadece tek cümle dönüyordu:

"söz vermiştim okuyacaktım..."

Ayşe dizlerinin üzerinde öne atıldı.

Sanki kendi canı değil de, kitabın canı yanıyormuş gibi.

Ellerini hiç düşünmeden alevlerin üzerine bastırdı.

Bir anda çıtırtı ve tıslama sesi yükseldi.
Teninin yanışı havayı kesen acı bir hışırtı çıkardı.

"Ahh!"

Acının sesi Ayşe'nin dudaklarını titretirken gözyaşları bir anda boşaldı.

Ama ellerini çekmedi.
Ateş deri altını yakarken, nefesi kesik kesik çıkıyordu.

"Yan... masın..." dedi hıçkırıklarla.
"N'olur... bu... o'nun bana... hediyesi..."

Parmaklarının ucu kabarıp beyazladı, sonra kıpkırmızı kesildi.
Ateş kızın avuçlarının arasından zorlanarak sönmeye başladı.

Çalışanlar dehşetle bakıyordu.
Kahyanın yüzü kireç gibi oldu.

Ayşe'nin elleri alevlerin üzerine kapanır kapanmaz çıkan acı koku avlunun sessizliğini yardı.
Teninin yanışı, sönmeye çalışan alevlerin hışırtısına karışıyordu.

avuç içlerinden duman yükselirken, o hâlâ nefes nefese fısıldıyordu:

"Yanmasın... yalvarırım... o'nun... hediyesi..."

Kahya daha fazla dayanamadı :

"Hanımım, bırakın kızın eli yanıyor Durun"

Arkasından iki hizmetçi daha koştu, biri "Ayşe! Elini çek kızım" diye bağırıyordu.

Ama Xece Hanım kollarını iki yana açıp hepsinin önüne set oldu, adeta bir duvar gibi.
Yüzünde öfke değil, buz gibi bir sırıtış vardı.

"Dokunmayın!" diye kesti sesleri.
"Bırakın öğrensin! Bırakın inadı neye mal oluyormuş görsün!"

Hizmetçiler korkuyla durdu; biri geri adım attı, diğeri gözlerini kaçırdı.
Kahya ise Xece Hanım'a inanamamış gibi bakıyordu.

"Hanımım... eli yanacak, derisi kabarıyor"

Xece Hanım gözlerini devirdi, bir adım kahyaya doğru attı.

"Yanarsa yansın!
Aziz'in adını ağzına alıp bana karşı geliyorsa, o elin ne işe yaradığını görsün!"

Ayşe'nin parmak uçları kızarmıyor, neredeyse kararıyordu.
Alevin sönmesine ramak kalmıştı ama acı dayanılmazdı.

Nefesi acıyla kesildi, yanan avuçlarından çıkan duman ince bir çizgi gibi havaya yükseldi.

Kız titreyen omuzlarıyla hâlâ kitabı kurtarmaya çalışıyordu.
Sanki canının yanışı değil, kitabın acısı boğazına düğümlenmişti.

Kadının gözlerinde öfke değil, acımasız bir "haklı çıkma" hırsı vardı.
Ayşe'nin derisi köz gibi kızarıyor, alevler avuçlarının arasında boğulurken kızın bütün vücudu titriyordu.

"Yan... masın..." diye hıçkırdı Ayşe.
"Aziz abim verdi... okumam için... söz verdim..."

Xece Hanım'ın yüzündeki gülümseme iğrenç bir zafer kokuyordu.

Tam o sırada...
Avlunun kapısından ağır, sert ve öfkeli adım sesleri duyuldu.

Aziz.

Gölgelerden çıkar çıkmaz gözleri yere çömelmiş, alevlerin üstüne kapanmış Ayşe'ye takıldı.
Kızın saçları darmadağın, yüzü kir ve gözyaşına bulanmış, elleri ise...

Ellerinden duman çıkıyordu.
Aziz'in bakışları bir an dondu.

Sonra bir anda koşarak yanlarına geldi, dizlerinin üzerine öyle sert çöktü ki avludaki taşlar bile sarsıldı.

"Ayşe!"

Kızın yanına eğildi, ellerine uzandı, yüzü kireç gibi olmuştu.

"Ne oldu lan?!" diye haykırdı, sesi hem öfke hem endişeyle çatlamıştı.
"Kim yaptı bunu?!"

Ayşe başını kaldırdı; gözleri buğulu, sesi titrek bir fısıltıydı:

"Hepsi yandı özür dilerim affet"

Aziz'in nefesi bir an kesildi.
Sanki boğazına bir yumruk oturdu.

Aziz titreyen ellerini Ayşe'nin bileklerine uzattı, kızın yanmış avuçlarını avuçlarına almaya çalıştı ama temas eder etmez geri çekildi acının Ayşe'ye verdiği hissi kendi elinde hissetmiş gibi.

Başını kaldırıp Xece Hanım'a baktığında
o bakış avluyu sessizliğe gömdü.

Sadece bir cümle çıktı ağzından, ama avlunun ortasına keskin bir bıçak gibi düştü:

Aziz ağa yerden kalkıp öfkeyle Xece hanımı üzerine doğru yürüdü.

Aziz Ağa'nın gözleri alev alev yanıyordu. Her adımı avlunun taşlarını titretiyordu. Ayşe hâlâ dizlerinin üstünde, yanmış avuçlarını korumaya çalışırken nefesi kesilmişti.

"Ne yaptın ha? Ne yaptın yine?!", diye kükredi adam, sesi duvarlardan geri dönüp yankılanıyordu.

Ayşe korkuyla başını kaldırdı ama sesi çıkmadı. Ellerinden hâlâ ince bir duman yükseliyordu.

Xece Hanım, Aziz'in öfkesinin karşısında geri adım atmak şöyle dursun, başını dikleştirip alayla kaşını kaldırdı.

"Yerini hatırlat-"- başlayan o buz gibi sesi tam cümlesi bitirmeden kesildi.

Çünkü Aziz, bir anda bir adım daha attı.

O koca gövdesiyle Xece Hanım'ın hemen önünde durdu. Gözbebekleri öyle kararmıştı ki, avlunun gölgesi bile onun yanında sönük kalıyordu.

Sesi...
Bu defa bağırmadı.
Ama düşük çıkan o ton, avludaki herkesin iliklerine işledi.

"Onun yeri..."
dedi, dişlerinin arasından.

Bir an durdu.
Boğazındaki öfke düğümlendi.
Bakışları Ayşe'nin yanmış, titreyen ellerine kaydı.

"Onun yeri benim başımın üstü..."

diye söylediği söz, avluda birkaç saniyelik ağır bir sessizlik yarattı.

O sessizliği yaran kişi yine Xece oldu.

Sesi, tok...
Sözleri, iğne gibi...
İnadı, taş gibi sertti.

"Başının üstü ha..." dedi alayla, kaşını kaldırarak.
Bir adım Aziz'e doğru yürüdü, gölgesi avluya uzandı.

Öylemi o zaman" diye devam etti, sesi daha da keskinleşti,
"Koynuna girmeyecekse gireni getirir, onu geldiği yere yollamasını bilirim."

Avludaki herkes dondu.

Hizmetçiler nefes almaya bile cesaret edemedi.
Kahya başını eğdi.
Ayşe irkildi, gözleri korkuyla büyüdü.
Aziz'in yüzü... bir anda taş kesildi.

Xece Hanım'ın bakışı meydan okuyor gibiydi; "Ben bu evde hükmederim" dercesine.

Ama Aziz'in gözlerindeki karanlık o meydan okumayı saniyesinde yuttu.

Dudaklarının kenarı belli belirsiz gerildi.
Elini ağır ağır yumruğa dönüştürdü.
Sesi bu kez öfkeyle değil, tehlikeli bir sakinlikle çıktı:

"Ben onun uğruna tüm doğrularımdan vazgeçtim Xece hanım yapmam dediğime boyun eğdim sırf sen gel canını yak diye değil " dedi.
İşaret parmağını Xece hanıma sallayıp

"Andım olsun Xece hanım bir daha gözündeki yaşın sebebi ol anam demem çeker vururum"

Sonra çalışanlara dönüp :

" Zalime boyun eğen zalimdir bu saatten sonra bu konakta işiniz kalmadı"

Kimse itiraz edemedi.
Ne korkudan...
Ne de az önce yaşanan dehşetten.

Ardından Aziz yavaşça eğildi.
Ayşe hâlâ dizlerinin üstündeydi, avuçlarından duman yükseliyordu.
Bir an bile düşünmeden kızın yanına çömeldi.

"Ayşe..." diye fısıldadı.
Sesi bu kez kırılmıştı.
Dağ gibi adamın göğsü küçücük kızın canıyla deliniyordu sanki.

Ayşe başını kaldırdı; gözleri hâlâ yaşla doluydu, parmakları kararmaya başlamıştı.

"Acıyor mu?" diye mırıldandı Aziz, sesi titreyerek.

Ayşe dudaklarını ısırdı.
Titreyen nefesiyle sadece:

"Yan... masın diye tuttum..." diyebildi.
"Okuyacaktım..."

Aziz'in yüzü acıyla kasıldı.
Sanki Ayşe'nin yanan avuçları değil, kendi kaburgaları tutuşmuştu.

Bir an bile tereddüt etmeden, kollarını onun altına uzattı.
Kızın hafif bedeni, adamın kucağında neredeyse kayboldu.

Aziz ayağa kalktığında bütün avlu sessizleşti.

Xece Hanım'la göz göze geldiğinde kısık bir sesle ama buz gibi bir uyaranla konuştu:

"Bir daha onun saçının teline dokunursan,
senin de bu avluda nefesin kalmaz."

Sonra hiç arkasına bakmadan, Ayşe'yi kucağında taşıyıp konağın içine doğru yürüdü.
Sanki dışarıdaki tüm dünya önemini yitirmişti.
Geriye sadece kızın yanmış elleri ve adamın içini yakan o tek cümle kalmıştı:

"Okuyacaktım..."

Günü geldiğinde kül kavrulan elleri Adalet için savaşacaktı.

✧❅✦❅✧──────❅•

Günümüz:

İnanmak başarmaktı.

İsterse tüm yollar mayınlı olsun gökyüzü özgürdü alınacak nefes vardı .

Kanadı kırık bir kadının öyküsüydü Aşkla değil ,şefkate bürünmüştü sığındığı liman arası olduğu kadar yıkık döküktü o liman .

Yıllar önce ürkekçe kollarına sığındığı adamın yüreğine kendinden emin sığınıyordu.

Karısını gördüğü gibi kollarını açmıştı Aziz ağa
O yeterki gelsindi kolları ona yuva olmaya hep hazırdı.

"Yüreğim " dedi kadın sevdiği adama adımlarken.

Aziz ağa gülamsemesi daha derinleşti.

" Bu adam senin için yaşar sana yuva olur kadın"

Ayşe parmak uçlarında yükselip kollarını adamın boynuna dolamıştı.

"Başardım Aziz. Başardım ,başardık"

Ayşe'nin sözleri Aziz'in göğsünde yankılanırken, kadının gözleri birden doldu.
Sanki içinde yıllardır taşınan ağırlık çözülmüş, dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Aziz kollarını onun beline daha sıkı sardı.

Ayşe, çenesini adamın omzuna koyduğunda, sıcak birkaç damla süzüldü yanaklarından.

"Aziz..." dedi titreyen bir sesle. "Kazandık mı Aziz başardım mı ben gerçekten"

Aziz başını onun saçlarına yasladı, burnuna Ayşe'nin toprağı andıran kokusu doldu.
"Şhh... benim güzelim " dedi fısıltıyla, huzurun içinden bir tonla. Eliyle kadının yanağındaki yaşları sildi. "Sen bu incileri dökme diye... ben bütün dünyaya savaş açtım. Senin gözün yaş görmesin diye ömrümü ortaya koydum ."

Ayşe'nin omuzları titriyordu. O titreyen nefeslerin altında yılların korkusu, utancı, telaşı, yarası vardı. Ama şimdi o yükü taşıyan kadın, sevdiği adamın kollarında ilk kez bu kadar hafifti.

"Aziz..." dedi tekrar, sesi kırılıyordu. "Ben... ben hiç inanamadım. Bir gün gerçekten böyle durabileceğimize... Böyle bakabileceğimize..."
Gözlerinden yeni bir yaş indi.

Aziz kaşlarının arasını çözüp onun iki yanağını avuçlarının içine aldı.
"Sen savaştın kadın," dedi yumuşak ama gurur dolu bir sesle. "Kimsenin bilmediği, kimsenin anlamadığı bir savaş. Ben yalnızca yanında durdum."

Ayşe başını iki yana salladı.
"Hayır... ben tek başıma yapamazdım. Sen olmasaydın yolumu bulamazdım Aziz."

Aziz hafifçe gülümsedi. "Sen benim yüreğimsin. Bir insan yüreği olmadan nasıl yaşar?"

Karısının anlını usulca öperken Ayşe'yi hüznün yanında tatlı bir telaş sardı kocasına süprizini yapmanın zamanıydı.

Elinde ki diplomayı kocasına uzatımıştı.
" Sözün hale geçerlimi Aziz ağam"

Aziz ağa karısının burnunun ucuna ufak bir fiske vurup:

"Sana kaç kez diyeceğim ağan değilim kocan olmak dışında hiç bir sıfatla ilgilenmiyorum diye"

Ayşe omuz silkip gözleriyle diplomayı işaret edip:

"Hadi açç"

Aziz ağa gülümseyip karısının elindeki diplomayı alıp açmaya başladı.

"Hayırdır yoksa bana davamı açacaksın bu adam tüm yüreğimi istila etti diye"

Ayşe, Aziz'in şakasıyla gülmeye çalıştı ama dudaklarının kenarı titriyordu.
O an içinde kabaran heyecan, korku ve gurur birbirine karışmıştı.

Parmakları istemsizce birbirine kenetlendi, tırnakları avuçlarının içine bastı... sonra dayanamadı, baş parmağının tırnağını dişlerinin ucuna götürüp kemirmeye başladı.

Aziz, diplomanın zarfını açarken başını kaldırıp onu süzdü.

"Yine başladı bu huy..." dedi yumuşak bir tebessümle. "Demek önemli bir şey var."

Ayşe tırnaklarını bıraktı, hemen arkasından ellerini saklamaya çalıştı fakat parmaklarının titremesi gizlenemiyordu.
Gözleri heyecanla ama biraz da panikle kocasının ellerine, açılan zarfın arasına kaydı.

Aziz diplomanın katlarını açtıkça Ayşe'nin nefesi hızlandı.
Sanki hayatı tekrar değişecekmiş gibi... Sanki yılların acısını, emeğini, korkusunu o kâğıdın içine sıkıştırmış gibi...

Aziz göz ucuyla ona baktı.

"Kadın... kalbim ağzıma geldi. Bir şey mi yaptın yoksa?"

Ayşe dudaklarını ısırıp tırnaklarını tekrar kemirmeye başladı.

Aziz, sabırsızlıkla kâğıdı tamamen açıp okumaya başladı.

Okudukça kaşları yavaşça kalktı... sonra gözleri büyüdü... sonra nefesi göğsünde ağırlaştı.

"kırlangıç..." dedi, sesi hem şaşkın hem imkansızlıkla çıkıyordu. Zarfı tutan elleri titriyordu.

"Kadın sen... hamilesin doğr.u.u mu..."

Etrafına baktı bu anın bir düşten ibaret olmadığına inanmak istiyordu.

Ayşe kocasının delicesine atan kalbinin üstüne elini koyup başını göğsüsüne koyarken :

Elini karnının üstüne koymuş.

"Kalbin artık çift kişilik yüreğinin yeni kiracısı var"

Aziz ağa başını gökyüzüne kaldırıp.

" bu günü bana yazana şükürler olsun"

"Sana gelen tüm yollarda ölmeye razı yürüğim adam"

✧❅✦❅✧──────❅•

Cananın canı olacaktı, sevdası yeşerecekti... ama yine de içindeki o eksiklik, Aziz Ağa'nın yüreğine çöreklenmiş bir gölge gibi hiç kalkmıyordu.
Annesinin zulmünden kurtaramadığı hastanenin çöp kutularında mendile zor sığan o küçük bedeni...

Acısı ne zaman geçecek sandıysa daha da çoğalıyor nefes aldıkça içini yakıyordu.

O, sadece geçmiş gibi yapıyordu.
Aslında her şey dün gibi, dün kadar taze, dün kadar kanatıyordu.

Kapının ardında duran karısına ulaşmak için elini uzatıyor fakat kapıyı her açışında ürperiyordu.
Karısının soğuk ayakları ısınmıyordu bir daha...

O soğukluk o günden beri ölüme gidişinin sessiz bir hatırlatıcısı olmuştu.
Buz gibi bir sonbaharın ortasında üşüyen bir kadın değil; yüreğinin üzerinden geçip gitmiş ölümün izi gibiydi.

Şimdi ise geldiği camide...
Karanlık bir köşede, elleri titreyerek açılmış, başı önünde, sesi boğazına düğümlenmiş hâlde elini rabbine açıp af diliyordu evladından.

"Affet seni koruyamadım beni affet yetişemedim bak kardeşin doğuyor ama yoksun babam "

Gizlemeye kalksada karısı tüm beyazlarda al kana bulanmış o günü hatırlıyordu artık beyazı giymez olmuştu...

Bebeğinin olmayan kefeni..

Secdeye başını indirip Rabbime yalvardı :

" Sen alır sen bahşedersin ama Rabb'im ama yalvarırım evladımı görmeği nasip et"

✧❅✦❅✧──────❅•

.
Aylardır karısına hasret kalmıştı Kerim; dokunmayı geç, yüzünü bile doğru düzgün göremiyordu.
Ne zaman Elif'le biraz yakınlaşsa, ikizler sanki gizli bir alarm sistemi varmış gibi aynı anda ağlamaya başlıyor, bütün romantik anları milisaniyesiyle sabote ediyordu.

O yüzden bu akşam, evdeki sessizlik Kerim için mucize gibiydi.
İkizler nihayet uyumuştu.

Elif mutfakta bulaşıkları yıkıyordu; ince geceliği hareket ettikçe beline doğru kıvrılıyor, mutfağın loş ışığında zarif bir siluet hâline geliyordu.
Kerim kapının eşiğinde durup onu fark ettirmeden izledi. Aylarca özlemini çektiği her şey, şimdi tek bir manzaraya sığmıştı

Karısının hareket ettikçe sallanan kalçaları kalbinin ritmini değiştiriyordu.

Daha fazla vakit kaybetmeden karısının yanına gidip belinden sarılırken Elif ilkin inkilmiş sonra kocasının boynunu okşayan nefesiyle durulmuştu.

Kerim, Elif'in kulak memesine küçük bir öpücük kondururken sesi kısık, neredeyse fısıltıdan da ince çıktı:

"Çok özledim... seni, kokunu, tenini... her şeyini."

Sözleri söylerken elleri belinden yukarı kaydı, geceliğin ince askısını parmağıyla usulca aşağı indirirken dudakları boynunda gezinmeye devam ediyordu.

Elif başını yavaşça geriye attı, saçları Kerim'in yüzüne değecek kadar açığa çıktı; boynu, omzu, köprücük kemiği... hepsi birden teslimiyetle serildi önüne.

Gözleri hâlâ kapalı, sesi titrek bir iç çekişle karıştı mutfağın loşluğuna dağıldı:

"Ben de..."

Kerim geceliğin eteğini yukarı sıyırırken Elif birden irkildi, titreyen parmaklarıyla Kerim'in bileğini yakaladı:
"Dur... Ali görür..."
Kerim'in gözleri karardı bir an; sonra dudakları tehlikeli bir gülümsemeyle kıvrıldı. Hiç konuşmadan kollarını Elif'in beline dolayıp kucağına aldı.

Elif minik bir çığlık attı hemen avuç içiyle ağzını kapattı en ufak bir seste kalkan çocukları vuslata kavuşturmazdı onları yoksa.
Kerim boş durmayıp onun dudaklarına yercesine öperken o kollarını Kerim'in boynuna sarıp aynı açlıkla karşılık verdi.

Kerim musluğu kapattı, mutfağın ışığını söndürmeden koridora çıktı. İkizlerin kapısı aralıktı ikiside yataklarında mışıl mışıl uyuyordu., Ali'ninki kapalıydı şimdi baş başa kalkıştılar .
Sessiz adımlarla kendi yatak odalarına vardı; kapıyı omzuyla itip içeri girdi, topuğuyla kapattı, kilit çevirdi.
Elif'i hâlâ kucağında tutarak bir an durdu, gözlerinin içine baktı:
"Artık kimse görmez, kimse duymaz... Sadece sen ve ben."
Sonra yavaşça yatağa bıraktı. Geceliğin askıları çoktan omzundan kaymıştı; saçları yastığa dağılırken Kerim üstüne eğildi, sesi kısık bir dua gibi:
Seni aylardır böyle hayal ediyorum... dedi ve dudaklarını Elif'inkilere bastırdı.

Tam Kerim'in parmakları Elif'in en hassas yerine yeni değmiş, Elif'in nefesi "ah" diye kesilmişti ki...

"VIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIİİİİİ!!!"

Odanın sessizliği öyle bir yarıldı ki, Kerim'in tüm romantizmi adeta ensesinden çekilip yere çakıldı.

Şansına ettiği küfürler türk dil kurumunun önünde diz çökerken .

Elif onu çoktan üstünden atmış çocuğa bakmaya gitmişti .

Kerim sinirle yastığa yumruğunu atıp :
"Kur'anıma hepsi o Aziz puştu yüzünden zamanında nasıl beddua ettiyse bir türlü vuslat yüzü göremiyorum "

Sırtını yatak başlığına dayanmış şişen kasıklarına bakıyordu .

"Bu günde boynu bükük kaldın arkadaş"

Bölüm : 19.12.2025 23:51 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...