60. Bölüm

40.bölüm(24ocak)

Avin Mirza
avinmirza12


Not: keskin nişancı Ayşe sizlerle canlar neden öyle dediğimi bölümden sonra anlarsınız

Sosyal medya;
Instagram: avin.elif
2. Hesabım: beya.zkelebek12

Tıktok: avinmirza12

Şarkı : duvarda elek mi olur

✧❅ İYİ OKUMALAR❅

Elif çamaşırları sererken arasında içeri doğru bakıyordu bu sessizlik pek harı alamet değildi acaba çocukları kocasına emanet etmekte kötümü etmişti diye geçirdi aklından.

Zaten aylardır barut fıçısı gibidi kocası son vukaatından sonra kocasını olan güvenci sarsılmıştı.

Sırf karısına kavuşmak için uyku ilacı içirmek nedir elinde ki çarşafı sanki Kerim'miş gibi silkip
Tele asarken
"Azgın teke otuzundan sonra kudurdu" homurdanırken Kerim telaşla avluya çıkmış yangından mal kaçırırcasına Elif'e adeta koşuyordu.
Elif korkuyla yutkunup geri geri gitti kocasının gözleri koyulaşmış ademi yutkunmaktan yorulmuyordu.

"Ne oluyor Kerim niye üstüme geliyorsun yaa"
Kerim ellerini avuşturup avına gelen aslan gibi kükredi.

" Çocukları komşuya postaladım şimdi babamda mezardan çıksa seninle vuslatı yaşamadan azraile çakmam "
Elif bir adım daha geri attı sırtı tahta çite dayanana kadar.

Çamaşır sepeti ayağının dibinde devrilmiş ıslak çarşaflar toprağa yayılmıştı. Kerim’in gözlerindeki o koyu aç bakış.Aylardır görmediği belki de görmek istemediğio bakış.

“Kerim dur” dedi sesi titreyerek. Kelimeler boğazında düğümlendi.

“Aaa delirdin mi gündüz vakti”

Kerim gömleğinin düğmelerini bir yandan açıyor bir yandan da sevdiği kadını süzüyordu.
“Delirdim ulan” dedi.

“Yeter!Aylardır yanıyorum. Soğuk su bile fayda etmiyor.”

Kerim bir an duracak gibi oldu ama sonra birden eğilip Elif’i belinden kavrayıp sırtına aldı.

Birden kendini baş aşağı görünce “Kerim” diye bağırdı Elif hem şaşkın hem öfkeyle.

“Dur ya! Delirdin mi sen? İndir beni”

Kerim Elif’i beline atmıştı ki yürürken bir an
Gözleri istemsizce Elif’in kalçalarına kaydı. Kaşlarını çattı sanki ciddi bir mesele çözüyormuş gibi daha ayrıntılı incelemeye başladı kafasında ölçüp biçip:
“Bir dakika” dedi.
“Doğumdan sonra kalçaların mı büyüdü senin”

Elif bir anda kıpırdanıp sertçe çıkıştı:

“Kerim! Delirdin mi sen İndir beni şuraya”

Kerim hâlâ onu tutarken homurdandı
“Canım meraktan sordum. Eskiden bu kada"
“Ne demek eskiden bu kadarKerim! Sen bana şişko mu diyorsun”
Onun sözlerini bölen Elif'i tiz sesi avluda yankılandı.
Kerim hemen araya girdi eli havada kaldı.

“Estağfurullah tövbe haşa!” dedi aceleyle.
“Güzelim vuslata ermeden öyle bir enayilik eder miyim ben”
İçinden söylemesi gerekeni tekrar sesli dediğini anlayınca dilini ısınmış anında u dönüşü yapmaya başlamıştı
“Ne kilosu Elif” dedi.

“Doksan atmış doksan aynısın. Vallahi billahi.”

Elif hala baş aşağı salınırken ayağını rastgele savurup kocasının kasıklarına geçirmişti topuğunu
"Allah seni bildiği gibi yapsın "
Kerim bir anda iki büklüm kaldı yüzün acıyla kasılırken
“Gitti gençliğim” demişti.

....

Çay kaşıkları fincanlara vuruyor altınlar küçük bir kesenin içinde şıkırdıyordu. Herkes yerini almış sohbet kendiliğinden dallanıp budaklanmıştı.

Komşularının ısrarı üzerine Ayşe bu altın gününe gelmeyi kabul etmişti. Odanın içinde yarım daire olmuş kadınlar bir yandan gelin çağındaki kızları alıcı gözüyle süzüyor diğer yandan laf dönüp dolaşıp kocalara geliyordu.

Bazıları övünerek bazılarıysa içini dökercesine evde biriken kirli çamaşırları ortaya sermeye başlamıştı bile.

“Ahh komşu sorma” dedi

Hatice ellerini avucuna vurup iç çekerek.

“Bizimki geçen ay elektrik faturasını yatıracağım diye götürdü benim çeyreği Meğer kahvede yemek borcunu kapatmış”

Odanın içinde kısa bir sessizlik oldu ardından fısıltılı kahkahalar yükseldi.

“Erkek milleti işte” dedi biri başını sallayarak.
“Güveniyorsun sonra bir bakmışsın başka yere harcanmış”
Ayşe merakla dinlemeye koyulmuştu
“Ahh” dedi bu kez diğer kadın sesi hem öfke hem utançla titriyordu.
“Bizimki de taktı birine. Hacı dedim camiye diye çıkıyormuş evden meğer karıya gidiyormuş.”
Söz odanın ortasına ağır bir taş gibi düştü. Bir anlığına çay kaşıkları sustu bakışlar havada asılı kaldı. Kimse göz göze gelmek istemedi bazıları başını önüne eğdi bazıları dudaklarını büzüp derin bir iç çekti.
“Allah ıslah etsin” dedi biri fısıltıyla
“Ne diyeyim sabır işte”
Tam o sırada grubun en yaşlısı bastonuyla hafifçe Ayşe’nin kolunu dürttüp ciddi bir şekilde
“kız kuru çırpı” dedi kısık ama keskin bir sesle
“seninkini de pehlivan gibi maşallah boş bırakıyorsun deme takiptesin”

Ayşe bir an durdu. Çay fincanını usulca tabağına bıraktı başını kaldırıp etrafa baktı. Yüzünde zerre tereddüt yoktu.
“Aziz’im” dedi sakin ama kendinden emin bir edayla.

Kadın bu kez Ayşe’ye sanki az önce çok safça bir şey duymuş gibi baktı. Kaşları havaya kalktı dudaklarını büzdü bakışı baştan ayağa süzdü

“yazık dünyadan haberi yok” der gibiydi.

“Ah canım” dedi başını iki yana sallayarak.

“Benimki de peşimde pervaneydi.”

Sonra odadaki kadınların hepsi aynı anda yaşlı kadına döndü.

“Eee” dediler merakla biraz da keyifle.

Ayşe o an fark etti normalde umurunda olmayacak bu laf bugün tuhaf biçimde takılmıştı aklına. İçinde istemsiz bir merak kabardı kulakları dikildi.

Kadın bir anda dikleşti. Omuzlarını gerdi sesi beklenmedik bir netlikle yükseldi.

“Pezevenk benim değil” dedi.

“Anamın peşindeymiş”

Odanın içi bir saniye boyunca buz kesti.Ardından kahkaha bir yerden patladı sonra bir başkasından Çay kaşıkları masaya düştü biri gülmekten boğulur gibi oldu.

“Yok artık” dedi Hatice.

“Demek pervane yön şaşırmış”

Bastonlu teyze bastonunu yere vurdu.
“E ben demedim mi” diye bağırdı.

“Bazı erkeklerin pusulası bozuk olur”

Genç kızlardan biri bu defa konuşmaya başladı.

“kocan yeni okul inşaatında çalışmıyor mu”

Ayşe başını sallamaya hazırlanıyordu ki kadın devam etti hiç durmadan

“Ben bugün oradan geçerken bir bakıvereyim dedim. Bizim öğretmen hanım vardı ya. Hani şu ince topukla şantiye gezen”

Odanın içi yine sessizliğe gömüldü.

“İnşaata habire yemek götürüyormuş” dedi kız sanki hava durumundan bahseder gibi.

“Tencereyle. Üstü kapalı altı sulu”
Bir kaşık yere düştü.

Bir fincan havada asılı kaldı Bastonlu teyze gözlüğünü düzeltti.
“Okul bitmeden müfredat değişmiş belli ki” dedi.
Hatice ağzını kapatıp güldü
“Demek öğretmenlik artık sahada”
Ayşe’nin yüzünde önce kısa bir donukluk oldu. Sonra dudaklarının kenarı kıpırdadı.

Bazı akşamlar kocası tok olduğunu söylüyordu Sabah kahvaltı etmek istemeyen adam akşam ne hikmetse tok dönüyordu inşaata lokanta olmadığına göre gözleri koyulaştı aklındaki tüm kuşkular cirit atmaya başladı.

Bir anda gözlerinin önünde sahneler canlandı.
Öfkeyle ayağa kalkıp karşısında kocası varmış gibi dişlerinin arasında
"Yaktım çıranı Aziz"

......

Ayşe o gece uyumadı.
Akşam tekrar kocası tokum deyince içindeki şüphe daha da huzursuz etmişti bütün gece Aziz yanında horlarken o tavanın çatlağını saydı. Her nefes alışında içindeki şüphe biraz daha büyüdü.

Sabahı zor ederken aklına gelen planı devreye sokmaya karar vermişti.

Kocası sabah çıkar çıkmaz dün eskiciden aldığı kıyafetleri üstüne geçirmiş saçlarını sıkıca topuz yapıp şapkasını takmıştı.

Ayşe şantiyeye geldiğinden beri eline ne geçse taşıyordu. Tahta çuval kovaydı derken belinin nasıl tutulduğunu fark etmemişti bile.
Belini tutup doğruldu.

“Ahh anam Aziz’i yakalasam bile onu paralayacak derman kalmadı ayyy”

O sırada ustabaşı başına dikildi sertçe

“İşten kaytarmanın sırası mı Şu köşedeki tahtaları üst kata götür”

Ayşe içinden söylene söylene tahtaları kucakladı. Tahtalar kendinden uzun kendisi onlardan dertliydi. Yürürken her adımda biri yana kayıyor diğeri kapıya takılıyordu.

Tam merdivene yönelmişti ki Aziz’le burun buruna geldi. Kocası onu tanıyacak korkusuyla hemen başını eğmiş yanından geçecekken Aziz olduğu yerde kalakaldı.

Göğsü hızla inip kalkıyordu.Burnuna gelen o tanıdık koku düşünmesine bile gerek bırakmamıştı.

Bir an için yüzü sertleşti kaşları çatıldı.Sonra aklına gelen ihtimale o sertlik yavaş ,yavaş çözüldü dudaklarının kenarı kırılmaya istemsizce yukarı doğru kıvrılmaya başladı.

Ayşe tahtalarla beraber kapıdan geçmeye çalışırken tahtalar takılmış yere tökezlemişti ama son anda elinin biriyle şapkasının ucunu sıkıca tutmuş düşme ihtimaline karşı işini garantilemişti.

Aziz karısını elbette tanımıştı tabi neden bu hale girdiğini de değişen hormonlara bağlamıştı son zamanlarda girdiği kıskançlık krizleri olmayacak şeyleri yaptırıyor binbir senaryo kurduruyordu karsının aklında.

Bir yandan gülmek istiyor bir yandan da evde ben ne kaçırdım diye düşünüyordu. Kafasında senaryolar birbirini kovalıyordu kimi mantıklı kimi tamamen saçma geliyordu sonuç olarak karısının yanında olduğu gerçeğini değiştirmiyordu

Karısının oyununa eşlik etmek için ciddi bir ifadeye bürünüp elleri cepte karısının başında usta edasıyla dikildi.

Az ileride sabrı tükenmiş diğer usta başına bakıp “Usta” dedi sakin ama kesin bir tonla.

“bugün eleman bende”

Ustabaşı kaşını kaldırdı. “Hangisi”
Aziz hiç düşünmeden Ayşe’yi işaret etti.

“Bu”
Ayşe’nin içinden bir şey koptu.

Bu dedi ya..

Akşam evde de böyle parmağıyla göster bakalım diye geçirdi içinden.Ustabaşı Ayşe’ye baktı sonra Aziz’e.

“Emin misin Daha iki tahtayı karşılamıyor”

Aziz hafifçe eğildi sesinde alay vardı.
“Yok usta” dedi
“baksana bunun içinde cevher var”

Ustabaşı bir daha baktı.Toz içinde şapkası yamuk üç tahtayla boğuşan garip işçiye.
“Cevher mi Bu bildiğin hurda”
Aziz ağa gülümseyip karısının yani sakar işçinin omuzlarını sıkıp
“Merak etme usta akşama kadar bende”
Aziz gülümsemesini içine gömdü.ciddiyetini bozmadan elini salladı ben hallederim manasında.

“Haydi bakalım” dedi başıyla karşısında duvarı gösterip:

“önce şu duvar”

Ayşe tahtaları bırakıp duvara yaklaştı. Gözünü kıstı başını yana eğdi sanki gerçekten ölçüyormuş gibi yaptı.

Aziz arkadan onu izliyordu bir usta edası bir cellat sabrıyla içten içe ondan şüphe etmenin hesabını sorma vaktinin geldiğini biliyordu.

“Ooo hadi delikanlı gözlerinle değil elinle sıva yapacaksın sen böyle uyuşuk olursan yetmişe ancak biter bu inşaat”

Ayşe öfkeyle eğilip yerdeki malayı alıp yanındaki çimentoya daldırıp duvara doğru savurdu sıva duvar dışında her şeyi boyamıştı bir iki derken.

Ter şapkasının içinden süzülürken içinden söyleniyordu .Aziz seni bulursam var ya.

Aziz yaklaştı duvara baktı sonra bir adım geri çekildi.
Başını iki yana salladı.

“Olmamış”

Kocasının sözünden sonra malayı ona doğru savurup sesini oldukça kalın çıkarmaya çalışarak “Nasıl olmamış” dedi.
Aziz elini çenesine koyup duvara uzun uzun baktı.Başını hafif yana eğdi kaşlarını çattı.Sanki duvar değil Ayşe’nin kaderini inceliyordu.

“Hımm” dedi

“Sanırım çimentosu eksik”

Ayşe’nin gözü seğirdi eksik olan tek şey sabrıydı şayet kocasını denetlemeye değil canını teslim etmeye gelmişti resmen..

Aziz hiç acele etmeden devam etti:

“Baştan yap harcı Bu çok cıvık”

Ayşe sinirle elinde ki malayı kovaya saplamış köşede ki çimentoyu kumun üzerine boca etmeye başlamıştı sonra köşede ki su kovasını alıp çukur açmadan direk kumun üstüne serpmişti.

Bir an kovayı Aziz’in kafasında kırma ihtimali duvarın düzlüğünden daha cazip geldi ama yine kendini tutmayı başarmıştı.

. Ama diğerine nazaran daha cıvık olmuştu
Harç daha çok kek kıvamını almıştı umutsuzca Cıvık olan harcın kürekle doldurmaya çalışsada olmamış bu sefer eğilip eliyle doldurmaya başlamıştı.

Kovayla duvarın dibine gittiğinde malıyla yapamacağını anlayınca bu sefer elleriyle sürmeye başlamıştı .

Aziz yaklaştı.
Duvara baktı.
Bir adım sağa geçti.
Bir adım sola hafifcene karısının ensesine vurup:

“Len kadına makyaj mı yapıyorsun bu ne ” dedi

Acıyla inleyip elini ensesini ovup "Lan babandır "diye homurdandı Ayşe...

Aziz elleri cebinde eğilip:

"Birşey mi dedin "

Ayşe gözlerini kapadı üçe kadar saydı beşe çıktı olmadı.
"Yok ustam ne haddime"

Aziz dikleşip hoşnutsuzca dilini damağında vurup "nıcladı"

"Olmadı Temizle baştan yap sıvasını"
Böyle akşama kadar sürmüş inşaatta çimento namına bırakmayana kadar devam etmişti sürekli farklı bahanelerle tekrar ,terar ayını işi yaptırmıştı karısına.

Ayşe’nin sabrı artık sıva gibi çatlamıştı.Güneş tepedeydi, çimento bitmişti, kum kalmamıştı ama Aziz’in bahaneleri hâlâ tazeydi Aziz duvara son bir kez baktı.

Sonra yere.

Sonra gökyüzüne.
Derin bir nefes aldı.

“Hımm…”

Ayşe olduğu yerde dondu.
Bu “hımm”ın hayra alamet olmadığını artık ezbere biliyordu.

“Ne var bu sefer?” diye homurdandı, sesi yine kalın.

“Duvar mı konuştu sana?”

Aziz eğilip duvara kulağını dayadı.
Ciddiydi. Fazlasıyla.

“Ses geliyor.”

Ayşe’nin gözleri faltaşı gibi açıldı.

“Ne sesi?”

Aziz doğrulup başını iki yana salladı.
“Duvarın içi boş kalmış. Yankı yapıyor.”
Ayşe malayı yere bıraktı.
“Usta… duvar bu. Mağara değil.”
Aziz elini kaldırdı.
“İtiraz istemiyorum. İçten doldur.”
Ayşe’nin ağzı açık kaldı.
“İçten?”
Aziz ciddiyetini bozmadı:

"Aslında duvar yamuk gibi balyoz getirdi şu duvarı kır baştan ör"

“Yeter beee”

En sonunda Ayşe başındaki şapkayı çıkarıp savurdu köşedeki tahtayı tuttuğu gibi Aziz’i kovalamaya başlamıştı.

Aziz ağa ağa karısının üstüne fazla gittiğini anlamış korkup gazabından kaçmaya başlamıştı
karısı arkasında:

“Başlayacağım sıvanı da duvarını da gel buraya”

Bağırınca ürküp yerinden sıçramış onun az önce döktüğü azap terlerini döküyordu .Buna rağmen Aziz kaçarken arkasına dönüp nefes nefese bağırdı.

“Sen değildin değil mi benden şüphe eden”

Bir an durdu ayağı çimentolu kovaya takıldı son anda dengesini toparladı.
Sırıtarak ekledi...

“Al işte çektin cezanı”

Ayşe elindeki tahtayı havaya kaldırdı dişlerinin arasından tısladı

“Bir de ceza mı diyorsun sen buna”

Aziz koşarken gülüyordu artık ustabaşının işçilerin arasından zigzag çizerek kaçıyordu.

“Duvarı beğenmedim diye beş kere söktürdüm ya” diye seslendi
Ayşe bunu deyip tahtayı yeniden kavradı.

“Gel buraya” diye bağırdı

“Duvar niyetine seni sıvayayım da gör o zaman düz duvar nasıl olur ...”
Aziz bir an durdu.

Yan yan baktı.

“Güzelim koşma bak tansiyonun çıkacak”

Ayşe bir anda durdu.Ellerini beline koyup başını hafif yana eğdi.Sesini sakinleştirdi ama tonu tehlikeliydi.

“Sen” dedi

“sabahtandır beni çalıştırırken tansiyonum yoktu da göt korkusuna tutuşunca mı aklına tasyonum geldi”

inşaatta ki herkes işini bırakmış kovalamaca oynayan karı kocayı açık sinema havasında onları izliyordu ...

Aziz karısının son söylediği sözlerden sonra bir anda duracak gibi olsada erkekliğin yüzde doksanı kaçmak olduğu için kendini korumaya çalışıyordu.

“Edepsiz dilinle bir başka güzelmiş imanıma”

Ayşe elindeki tahtayı atmak isteyince boş olduğunu gördü bu sefer eğilip ayağındaki ayakkabıyı çıkarıp kocasına hedefin alıp fırlatmıştı..

Fırlattığı Ayakkabı Aziz Ağa’nın tam kıçının ortasına denk gelmişti
Ayşe saçlarını savurup on ikiden vurmanın gururuyla.

“Çırak değil keskin nişancı olmalıyım kuranıma”

Aziz ağa kıçını tutup yere savrulmuştu....

Bölüm : 24.01.2026 00:04 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...