
O kısık, mahcup ama cesur sesi…
“Müstakbel eşim…” dediğinde, içimde bir yer öyle bir sarsıldı ki... Ne söyleyeceğimi bilemedim. Sanki yıllardır aradığım o cümleydi. O an dünya durmuştu, yemin ederim. Ne acılar kalmıştı aklımda, ne geçmişin yükü. Sadece Lale… ve onun o kocaman yüreği.
Sarıldım ona. Kırılgan, korkmuş ama umutla dolu bir kadına sarılır gibi değil… Ömrümü emanet edeceğim insana sarılır gibi.
“Her şeyi yoluna koyacağız. Mutlu olacağız, birlikte,” dedim. O da inandı, ben de inandım. Sessizce sözleştik. Kelimeler değil, bakışlarımız anlattı her şeyi.
Arabanın direksiyonuna geçtiğimde elim hâlâ titriyordu. Ama bu kez korkudan değil… sevinçten. Parmak uçlarıma kadar taşan bir sevinçti bu. Kalbim hâlâ onun gözlerinin içindeki ışığı görüyordu. Gözümde canlanan o kısa anlar,çay içerken dudağını büzüşü, Uğur’u kucağına alırken gözlerinin içinde ki pırıltı, bazen mahcupça başını eğmesi…
Delikanlı gibi çarpmıyordu kalbim artık. Adam gibi. Sahip çıkmaya, bağ kurmaya, kök salmaya hazır bir adam gibi.
Eve vardım. Yüzümde hâlâ o garip, her şeyi ele veren gülümseme vardı. Kapıyı açıp içeri girince, annemle babamı salonda buldum. Babam gazeteye gömülmüş, annem dizinde örgüsüyle sakin sakin oturuyordu.
Babam başını kaldırdı. “Yüzünde güller açıyor, oğlum,” dedi. “Yoksa piyangoyu mu tutturdun?”
Annem de kaşlarını kaldırdı, bana dikkatle baktı. “Adem… ne oldu? Bir şey olmuş, senin gözlerin parlıyor.”
İçimde ne varsa dökülesim vardı. Artık saklayacak bir şey yoktu. Kalbimde taşıdığım o güzel gerçeği paylaşmalıydım.
“Anne… baba…” dedim, sesim titriyordu. “Ben… galiba evleniyorum.”
Annemin elleri bir anda durdu, şişi yere düştü. Babam gazeteyi dizine bıraktı, başını yavaşça kaldırdı. Aralarında kısa bir bakışma oldu, sonra annem sessizce sordu:
“Kiminle, oğlum?”
Ben cevaplamadan bile bildiklerini hissettim. Ama yine de o ismi söylemek, bana öyle iyi geldi ki.
“Lale’yle.”
Babam derin bir nefes aldı, ardından başını hafifçe salladı. Yüzünde ani bir sevinç yoktu ama gözlerinde o kendine has yumuşaklık vardı.
Annem de aynı şekilde sustu bir an. Ardından eliyle dizime dokundu.
“Lale… Zor şeyler yaşadı,” dedi. “Görüyor insan. Gözleri anlatıyor zaten. Kızcağız acının içinden geçmiş. Şimdi seninle yeniden gülümsemeye başladıysa… onu bir daha ağlatma, olur mu?”
Babam başını kaldırdı, bana dikkatle baktı. “Adem… sen bizim oğlumuzsun, canımızın bir parçasısın. Sert gibi durursun ama içinde merhamet var. Lale’ye, sevgini değer verdiğini gösterip güven vermen gerek. Uğur da dahil. Çocuk, babasızlıkla değil ama güvensizlikle büyürse yıkılır. Onlara hem sevgi, hem sığınak olman lazım.”
Başımı eğdim. Bu kadar içten, bu kadar doğru sözler… Sevinçten uçarken, birden ayaklarım yere değdi. Bu yol bir oyun değildi.
“Ben çok ciddiyim,” dedim. “Ona evlilik teklifi etmek istiyorum. Böyle sıradan bir şey değil. Anlamlı, özel… çünkü o bunu hak ediyor. Hem adını koyarsak zor durumda da kalmayız.”
Annem gülümsedi. “Oğlum, biz senin arkandayız. Lale’yle uğuru biz de çok sevdik. Ama bir ömür dediğin şey, sadece aşkla değil; sabırla, anlayışla yürür. Hele onun gibi korkmuş, kırılmış biri… onun hayatına gireceksen, her şeyi daha iyi düşünmen gerek.”
Tam o anda, kapı telaşla açıldı. İçeri Yeliz girdi, üzerindeki pijamalarıyla günün yorgunluğunu taşıyordu. Ama salondaki o sakin ve sıcak havayı görünce, bir şeyler olduğunu hemen fark etti.
“Anne,” dedi, biraz telaşla. “Sana çok önemli bir şey söylemem lazım.”
Annem oturduğu yerden hafifçe doğruldu, “Hayrolsun kızım? Kötü bir şey değildir umarım?”
Yeliz, konuşmak için ağzını açtı ama o anda babamla beni fark etti. Bizi görünce bir an durdu, sonra kaşlarını çattı.
“Burada ne oluyor? Hepiniz bir aradasınız… Ne bu böyle, aile meclisi mi kuruldu?”
Tam o sırada babam, sakin ama hafif gülümseyen bir ifadeyle cevap verdi. “Abin evleniyor, kızım. Onun muhabbeti var.” evlilik lafını duydukça kalbim daha çok hızlanıyordu. Ah be lalem kaç yaşında adamı ne hallere düşürdün.
Yeliz’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Ne? Evleniyor mu?” Gözleri hızla bana döndü. “Abi… sen cidden evleniyor musun? Kiminle?”
Kocaman bir gülümseyerek başımı salladım. “Lale’yle,” diyerek hayatımda duyduğum en güzel ismi dudaklarımdan özgürlüğe kavuşturdum.
Yeliz bir an sustu. Gözleri hafifçe büyüdü, yüzüne karmakarışık duygular yansıdı. Şaşkınlık, sevinç, biraz da endişe. Sonra usulca oturdu, başını iki yana salladı.
“Ya… ben ne diyeceğimi bilemedim şimdi. Çok sevindim, cidden. Ben Lale’yi ve uğuru çok seviyorum. Ama bugün bir şey oldu…”
Gözlerini anneme çevirdi, sonra bana. “lale abla geçen hafta bize gelecekti ama işi çıktığı için gelemedi. İşte Asuman… o gün sokakta önlerini kesip saçma sapan konuşmuş. Bugün de Mahallede iki üç kadına fısıltıyla Lale hakkında bir şeyler anlatıyordu. ‘O kız Adem’i ayarttı’ gibi laflar. Kimse açık açık söylemiyor ama ima var.”
Salonda bir an sessizlik oldu. yüzümde ki gülümseme kaybolurken kaşlarım çatıldı. Yüreğinde büyüyen sinirle birlikte bir koruma içgüdüsü yükseldi. Annem derin bir nefes aldı.
“İnsan, iyi bir şey yaptığında en çok konuşulur zaten,” dedi. “Hele kadın kısmı… Hele yalnız bir kadınsa… Herkes diline dolamak için bir bahane arar. Ama biz onu gördük, kalbini anladık. Bizim gözümüzle gören bilir Lale’nin nasıl biri olduğunu.”
Babası da başını eğdi, sonra gözlerini Adem’e çevirdi. “Sakın bu dedikodular seni sarsmasın. Lale’nin arkasında duracaksan, dimdik duracaksın. Gölgeye düşmeden.”
Yeliz başını salladı. “Ben de yanındayım abi. Lale yalnız değil. Ama bil istedim. O kızcağız bugün sanki içinde fırtına kopuyordu ama yine gülümsemeye çalışıyordu. O yüzden… eğer teklif edeceksen… bence bir an önce yap. O senin yanında olduğunu bilsin.”
Adem başını eğdi, sonra gülümsedi. İçinde bir karar daha da kesinleşmişti.
“Edeceğim,” dedi. “Ama onun dünyasına zarar vermeden, onu korkutmadan… Uğur’un da gözünde sevdiği bir adam olmak istiyorum.”
Annesi hafifçe gözyaşlarını sildi, sonra sessizce ayağa kalktı. “O zaman ilk adımı güzel at evladım. Biz yanındayız. Ama unutma… onun adımlarını da saygıyla bekleyeceksin.”
***
Gözlerim tavandaki çatlakları tararken, içimden kendi kendime kahkaha attım. “Ah Adem,” dedim, “sen ne hale düştün böyle… Bir ergen gibi heyecanlanıyorsun, bütün geceyi hayal kurmakla geçirdin. Baba olacaksın birde.”
Kollarımı başımın altına koyup izlemeye devam ettim. Tavan, çatlaklarıyla bana sanki sessiz bir şekilde bakıyordu. Her çatlak ayrı bir düşünceyi yansıtıyordu; biri yüzüğü tutmak, biri Lale’nin gözlerindeki ışık, biri Uğur’un minicik elleri… Kendimle dalga geçmemek elde değildi.
“Ne bu hal, Adem?” diye fısıldadım kendi kendime. “27 yaşında kocaman adamsın birde … Peki bu halin ne? Kalbinin atışıyla, küçücük bir kadının bakışıyla mı yöneteceksin her şeyi?”
Tam o anda babamın sesi geldi. Kapı aralık, hafif alaycı:
“Uyanabildin mi, oğlum, yoksa hala rüya mı görüyorsun? Kahvaltıya gel, bir de senin keyfini mi bekleyeceğiz.”
Gülümseyerek cevap verdim ama yatağımdan kalkmak zor geldi:
“tamam baba… geliyorum… sen git.”
Babam bir kaç saniye bana bakıp söylenerek odadan çıktı.
“Nazan biz bu çocuğu evlendirmesek mi? Bu hala çocuk, bu halle bir çocuğa nasıl babalık yapacak? Uğur'un başını yakmasak mı acaba?!”
yine gülmeye başladım. “Baba mı? "Baba" kulağa çok güzel geliyordu.”
"Ali oğlumla uğraşma. Benim aslan oğlum her şeyi çok güzel yapar."
Ayaklarımı yere bastım, yatak odasının serinliği ayaklarımı okşadı ve kendimi mutfağa doğru sürükledim. "Benim de oğlum her şeyi çok güzel yapar." İçimde hala bir heyecan fırtınası vardı ama artık kararımı verdim: bugün her şeyi başlatacaktım.
Mutfağa girip yerime otururken " ooo abi sofraya teşrif edebildiniz demek."
Önümde ki çayımdan bir yudum alırken kaşlarımı çatıp yelize baktım. "Çok konuşma yap hadi kahvaltını."
"Abi, ben ne diyeceğimi bilemedim dün gece. O kadar şaşırdım ki... Ama çok sevindim. Ben Lale'yi ve Uğur'u o kadar çok seviyorum ki..."
Yeliz'in sesi, içimde bir yerlerde titreşen heyecana tercüman oldu. Ne kadar doğru, ne kadar içten bir şekilde ifade ediyordu hislerimi.
Yeliz yerinde duramayan bir heyecanla atıldı:
"eee abicim evlilik teklifini nasıl yapacağını düşündün mü?"
Yeliz’in o meraklı bakışları üzerime yapışmıştı. Kaşlarını kaldırmış, dudağının kenarında o tanıdık muzır gülümseme… Belli ki beni biraz daha sıkıştırmadan bırakmayacaktı.
“Elbette düşündüm,” dedim çaydan bir yudum alıp sakin görünmeye çalışarak. “Ama sana anlatacak değilim. Sürpriz olacak.”
Yeliz hemen homurdandı.
“Of abi ya! Hep böylesin zaten. İnsan biraz ipucu verir. Büyük bir şey mi yapacaksın yoksa klasik ‘benimle evlenir misin’ deyip geçecek misin?”
Gözlerimi kısarak ona baktım.
“Sen önce kendi işine bak. Benim işime karışma.”
Annem, o an hafifçe gülerek araya girdi.
“Yeliz, bırak abini. O kendi yolunu bulur. Hem bazı şeyler anlatılmaz, özel kalmalı.”
Sonra bana döndü. Gözlerinde o tanıdık yumuşaklık vardı.
“Biz bugün kızlarla birlikte Lale’ye oturmaya gideceğiz,” dedi. “Zaten uzun zamandır çağırıyordu. Hem biraz sohbet ederiz, hem de... sonra bize geçer hep beraber yemek yeriz.”
Elimdeki bardak bir an havada asılı kaldı.
“Anne…” dedim, hafifçe kaşlarımı çatarak. “Sakın bir şey ima etme. Kimse bilmesin teklifi yapınca söyleriz.”
Annem başını salladı.
“Merak etme. Ben kimseyi söylemem.”
Yeliz hemen atladı:
“deniz ablalarda gelecek mi?”
Annem hafifçe güldü.
“ Evet yengenlerde gelecek.”
Derin bir nefes alıp Gözlerimi etrafta gezdirdim benim de laleyle böyle bir yuvam olacaktı. Sevgi ve huzur dolu.
***
Kuyumcular çarşısının o sarı, ağır ışıkları altında tek başıma dolaşıyordum. Vitrinler doluydu; iri taşlı yüzükler, parlayan setler… ama hiçbiri bana doğru gelmiyordu. Hepsi fazla gösterişliydi. Lale’nin parmağında hayal edemiyordum.
Bir dükkânın önünde durdum. Kısa bir an baktım, sonra içeri girdim.
Tezgahtar hemen yaklaştı.
“Nasıl bir şey bakmıştınız?”
"Tek taş bakıyorum. sade,” dedim. “Günlük de takılabilecek… çok büyük olmayan.”
Adam başını sallayıp birkaç model çıkardı. Kadifenin üzerine dizdi. Tek tek baktım. Bazıları güzel ama fazla iddialıydı, bazıları da çok düz.
İçlerinden biri gözümü tuttu.
İnceydi. Zarifti. Orta boyutlarda bir taşı vardı. Ne bağırıyordu ne kayboluyordu. Tam kararında.
Elime aldım.
“Bu iyi,” dedim.
Tezgahtar hafifçe gülümsedi.
“Rahat kullanılır. En çok tercih edilenlerden.”
Başımı salladım. Aklımda direkt Lale vardı. Günlük hayatta da takardı bunu.
Çekinmeden, rahatsız olmadan.
“Bunu alıyorum,” dedim net bir şekilde.
Adam yüzüğü dikkatlice kutusuna yerleştirdi. Ben de ödemeyi yaptım. Küçük kadife kutu poşete girerken içimde garip bir sakinlik vardı. Sabahki o heyecan yerini daha net bir duyguya bırakmıştı.
“Tamam,” dedim içimden. “Oldu bu iş.”
Dükkândan çıkmak için döndüm.
Tam kapıya yönelmişken gözüm vitrinin diğer köşesine takıldı.
Adımlarım yavaşladı.
Bir şey… dikkatimi çekmişti. Diğerleri gibi değildi. Ne abartılıydı ne sıradan. Ama insanın bakası geliyordu.
Bir an öylece durdum.
Sonra hiç düşünmeden geri döndüm.
“Bir de şu var…” dedim, vitrini işaret ederek.
Tezgahtar neyi kastettiğimi hemen anladı. Çıkardı, önüme koydu.
Elime aldım.
Bu sefer uzun uzun düşünmedim.
Hafifçe gülümsedim.
“Bunu da ekleyelim.”
Adam ikinci bir kutu daha hazırladı. O da poşete girdi.
Dükkândan çıktığımda elimde iki küçük kutu vardı.
Birini yakında sahibine gidecekti.
Diğeri… doğru anı bekliyordu.
Çarşının kalabalığına karışırken poşeti biraz daha sıkı tuttum.
“Şimdi,” dedim kendi kendime,
“sıra gerçekten önemli olan kısımda.”
***
Çayı Deniz ablaya uzattırken , “Şeker alan var mı?” diye sordum önce. "Ben istiyorum." Şekeri asyanın önüne koyup yerime oturdum.
bardağımı elime alırken gülerek onlara baktım.
"Ziyaretiniz ne güzel oldu. Bizde uğurla sıkılmıştık parka gidecektik."
Büşra abla gülümseyerek
“Ne zamandır görüşemiyoruz. Bizim içinde iyi oldu hem barışta kendine oynayacak bir arkadaş buldu.” dedi.
Yeliz yerde Uğur’un oyuncağını düzeltirken lafa girdi:
“Bu çocuk da hemen büyüdü. Artık eskisi gibi sevdirmiyor kendini. Kocaman adam oldu.”
Güldüm.
“tabi kocaman oldu, artık eski sakinliği de kalmadı yoruyor beni” dedim, ama içimden şükrediyordum.
Bir süre daha böyle gitti. Mahalledeki market, pazardaki patatesin hali, kim nereden ne yapıyor… Çay tazelendi, tabaklar değişti. Sonra Deniz abla bana dönüp, sanki aklına o an gelmiş gibi sordu:
“Lale… sen ne yapmayı düşünüyorsun peki? Alıştın artık bir sorunun yok değil mi?”
Çayımdan bir yudum alıp bardağı tabağına bıraktım.
“Alıştım tabi. Zaten mahallenin insanları çok iyi alışmamam imkansız olurdu. Ama çalışmak istiyorum aslında,” dedim, sanki çok büyük bir şey değilmiş gibi.
“birikim suyunu çekiyor kendimi ve oğlumu güven altına almam lazım.” dedim onlarla rahat konuşmak beni o kadar rahatlatıyordu ki.
Nisa abla kaşlarını kaldırdı.
“Ne iş mesela?”
“Fark etmez,” dedim omuz silkerek.
“Daha önce de çalıştım. Elim iş tutuyor sonuçta.”
Uğur dizime tutunup ayağa kalkmaya çalışınca onu kucağıma aldım. Konuşmaya devam ettim:
“Bütün gün dört duvar arasında kalınca insanın kafası da duruyor. Ben öyle olmak istemiyorum. Uğur büyüyor, masraf artıyor. Hem… insan kendi parasını kazanınca daha rahat ediyor.”
Nazan teyze başını salladı.
“Doğru diyorsun kızım. Kadının eli ekmek tutmalı.”
“Ben kimseye yük olmak istemiyorum,” dedim düz bir sesle.
“Ne şimdi, ne sonra. Kendi düzenim olsun istiyorum. Ayaklarım yere sağlam bassın istiyorum.”
Asya gülümsedi.
“Helal olsun valla. Çabalayan kadın her zaman bir adım öndedir.”
Omzumdan bir ağırlık kalkmış gibi hissettim. Ne büyük laflar ettim, ne de içimi döktüm. Sadece gerçeği söyledim.
Çayıma uzanırken içimden geçirdim:
Ben artık sadece idare etmiyorum.
Plan yapıyorum.
Nazan abla şefkatle elimi tuttu. "Kızım, senin ayakların zaten yere sağlam basıyor. Sen koca bir dünyayı tek başına sırtlanmışsın."
Başımı kaldırdım. gözlerinde bana bakarken merhamet ama bir o kadar da gurur vardı. "Biliyorum Nazan teyze ama insan bazen yoruluyor. Yine de çalışmak beni diri tutar. Yarın öbür gün bir iş bakmaya başlayacağım. Belki bir mağaza, belki bir fabrika..."
Asya, "Lale , biz de sana yardım ederiz iş konusunda," dedi. Tam gerek yok zahmet olmasın diyecektim ki kapı sertçe ve ısrarla çalmaya başladı.
Herkesin kaşları çatılırken Nazan teyzenin "Hayır olsun. Birini mi bekliyordun Lale?" dediğini duydum.
Yerimden kalkıp kapıya giderken "Hayır, kimseyi beklemiyordum."dedim. Salonun kapısında durup onlara baktım. "Bir bakıp geleyim" dedim. Asya yerinden hızla kalkıp "olmaz ben de geleyim tek gitme" dedi. Sedefte yerinden kalkıp "bende geliyorum"dedi. İtiraz edecektim ama kapı çalmaya devam ediyordu. Barış korkmuş annesinin yanına gitmişti. Uğurda Nazan teyzenin kucağına gitmiş sıkı sıkı sarılmıştı.
Kızlarla beraber kapıya doğru yürüdük. Adımlarım her vuruşta biraz daha ağırlaşıyor, içimdeki o sebepsiz huzursuzluk büyüyordu. Kapı, sanki arkasında kötü bir haber saklıyormuş gibi ısrarla, sabırsızca çalınmaya devam ediyordu.
"Kim bu edepsiz?" diye mırıldandı Asya arkamdan. Kapı koluna uzandım, derin bir nefes alıp kapıyı hızla açtım. Söyleyeceğim bütün o sert sözler, daha dudaklarıma ulaşmadan buz kesti.
Karşımda gördüğüm kişiyle dünya sanki ekseni etrafında dönmeyi bıraktı. Zaman durdu, soluğum boğazımda bir yumruya dönüştü. İçimde ki sıkıntı büyümeye devam etti.
"Senin burada ne işin var?"
Asya’nın arkamdan yükselen öfkeli sesi, donup kalan sessizliği bir bıçak gibi kesti. Ama ben konuşamadım.
Sadece baktım.
***
Selammmm
nasılsınız?
Yaaa bir türlü yazamadım ilk başlarda taşındık sonra işe girdim, çıktım derken o kadar yoğundum ki sonradan da bir türlü yazamadım.
Ama İki-üç bölüm yayınlayacağım.
Bölüm nasıl?
İnşAllah hoşunuza gitmiştir?
Sizce kim gelmiş olabilir?
İki bölümü art arda paylaşmayacağım. Bölüm arada kaynamasın diğer bölüm yarın.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 36.83k Okunma |
3.14k Oy |
0 Takip |
36 Bölümlü Kitap |