
Eldervale'in merkez meydanı, baharın ilk gecesinde altın fenerlerin sıcak ışığı altında parlıyordu.
Sarayın çevresini saran dev meşe ağaçlarının dallarına renk renk kurdeleler bağlanmış, her köşeye çiçeklerden örülmüş kemerler kurulmuştu. Akşam esintisiyle birlikte lavanta ve yasemin kokuları meydanın üzerine yayılıyor, uzaktan gelen müzik sesleri insanların neşeli kahkahalarına karışıyordu.
Bu gece yalnızca baharın gelişini kutlamak için değildi.
Bu gece, halkın geleceğine duyduğu umudu kutladığı geceydi.
Çocuklar ellerinde çiçek taçlarıyla meydanda koşturuyor, tüccarlar tezgâhlarının önünde yüksek sesle mallarını övüyor, yaşlılar ise banklarda oturmuş geçmiş kutlamaları hatırlayarak sohbet ediyordu.
Sarayın mermer merdivenlerinde dizilen muhafızlar yerlerini alırken kalabalığın uğultusu yavaş yavaş azaldı.
Herkesin bakışları aynı noktaya çevrildi.
Saray balkonuna.
Ağır kapılar açıldığında önce Kral Alaric göründü.
Uzun boyu ve vakur duruşuyla balkonun ortasına ilerledi. Koyu kahverengi saçlarının arasına düşen birkaç beyaz tutam, yılların ağırlığını gizleyemese de bakışlarındaki otorite hâlâ ilk günkü kadar güçlüydü.
Arkasından genç bir kadın çıktı.
Kalabalığın yüzü bir anda aydınlandı.
"Prenses Lilith!"
Alkışlar dalga dalga yayıldı.
"Yaşasın Prenses Lilith!"
Lilith kısa bir an durdu. Kalabalığa baktığında yüzünde istemsiz, sıcak bir gülümseme belirdi.
Uzun açık kahverengi saçları omuzlarından aşağı yumuşak dalgalar hâlinde dökülüyordu. Saçlarının arasındaki ince kırmızı örgü ay ışığında hafifçe parlıyor, zümrüt yeşili gözleri meydandaki insanlara tek tek bakıyormuş gibi sıcak bir ifade taşıyordu.
Üzerindeki yeşil işlemeli elbise rüzgârla hafifçe dalgalanırken balkonun kenarına ilerledi.
Kalabalığın arasından küçük bir kız çocuğu iki eliyle havaya kaldırdığı çiçek tacını göstermeye çalışıyordu.
Lilith onu fark etti.
Eğilip gülümsedi ve küçük kıza el salladı.
Kızın sevinç çığlığı meydandaki müzikten bile daha yüksek çıkınca çevresindeki insanlar gülmeye başladı.
Bir köşede bastonuyla ayakta duran yaşlı bir adam eğilmekte zorlanınca Lilith başıyla onu selamladı.
Adam elini kalbine götürerek karşılık verdi.
Balkondan aşağıya bakarken Lilith'in yüzünde en ufak bir üstünlük ifadesi yoktu.
Sanki krallığın prensesi değil de, yıllardır aynı meydanda büyümüş komşularını selamlayan genç bir kızdı.
İnsanlar onu bu yüzden seviyordu.
Taşıdığı taç yüzünden değil.
Onlara gerçekten değer verdiği için.
Meydan yeniden alkışlarla doldu.
Ancak meydanın coşkusundan biraz uzakta...
Dev meşe ağaçlarının gölgesinde başka biri sessizce duruyordu.
Nyx.
Kalabalığın arasına karışmamıştı. Her zamanki gibi gölgelerin içine çekilmiş, uzaktan izlemeyi seçmişti.
Uzun koyu kahverengi saçları sırtına kadar uzanıyor, saçlarının arasındaki iki ince altın örgü ay ışığını yakalıyordu. Lacivert elbisesi gecenin karanlığıyla neredeyse bir bütün hâline gelmişti.
Altın sarısı gözleri balkona çevrildi.
Lilith'in gülümsemesini gördü. İstemeden dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Yakışıyor..." diye düşündü.
Tam o sırada iki küçük çocuk koşarak yanından geçti.
İçlerinden biri dengesini kaybedip Nyx'in koluna çarptı.
"Özür dilerim!"
Çocuk başını kaldırdığı anda göz göze geldiler.
Bir anlığına ikisi de olduğu yerde kaldı.
Sonra diğer çocuk arkadaşının kolunu telaşla çekti.
"Hadi..."
"Sorun değil..." demeye fırsat bile bulamadan iki çocuk hızla kalabalığın arasına karıştı.
Nyx arkalarından bakmadı. Buna alışkındı. İnsanların söylediklerinden çok...
Söylemediklerine alışmıştı.
Yanından geçen birkaç kişi onu fark edince istemsizce yön değiştirdi. Kimse kötü bir söz söylemedi. Kimse bağırmadı. Kimse hakaret etmedi.
Ama bakışlar kısa sürüyor, ardından hızla başka yöne kayıyordu. Sanki onun yanında bir an fazla durmak bile rahatsız ediciydi.
Nyx derin bir nefes aldı. Canını acıtan şey nefret değildi. Sessizlikti. Bir insanın varlığının yokmuş gibi kabul edilmesi... İşte buna alışmak hiçbir zaman kolay olmuyordu.
Tam o sırada yükselen alkış sesleri yeniden meydanı doldurdu.
Nyx başını kaldırdı.
Lilith, kalabalığın arasından onu görmüştü. Kalabalığın, ışıkların ve onlarca insanın arasından...
Doğrudan ona baktı.
Sonra aynı sıcak gülümsemeyle hafifçe el salladı. Nyx de kimsenin fark etmeyeceği kadar küçük bir gülümsemeyle karşılık verdi. O an, meydandaki yüzlerce insanın arasında yalnızca ikisi varmış gibi hissetti. Ama bu his uzun sürmedi.
Çünkü birkaç adım önde duran Kral Alaric konuşmak için öne çıktı.
Kalabalık bir anda sessizleşti.
✦
Kral Alaric birkaç adım öne çıktı.
Meydandaki uğultu yavaş yavaş dindi. Birkaç dakika önce kahkahalarla dolu olan meydanda şimdi yalnızca rüzgârın yaprakların arasından geçerken çıkardığı hışırtı duyuluyordu.
Alaric, kalabalığın üzerinde gezinen bakışlarını yavaşça meydanın bir ucundan diğer ucuna çevirdi.
Sonra konuşmaya başladı.
"Eldervale halkı..."
Sesi sert değildi.
Yılların verdiği otoriteyi taşıyan, güçlü ama sakin bir sesti.
"Bir bahar daha topraklarımızı bereketle buluşturdu. Ormanlarımız yeniden canlandı, nehirlerimiz akmaya devam etti ve sizler, bu krallığın gerçek gücü olduğunuzu bir kez daha gösterdiniz."
Kalabalığın içinden alkışlar yükseldi.
Kral kısa bir an durdu.
"Bir krallığı ayakta tutan yalnızca taş duvarlar değildir."
Bakışları meydanda dolaşırken sözlerine devam etti.
"Onu ayakta tutan; birbirine güvenen insanlar, doğaya gösterilen saygı ve zor zamanlarda bile umudunu kaybetmeyen yüreklerdir."
Bu kez alkışlar daha da güçlendi.
Lilith, babasının birkaç adım gerisinde sessizce duruyor, meydandaki insanların yüzlerini izliyordu.
Bir çocuğun omzuna çıkan küçük kız kardeşini...
Yaşlı bir çiftin el ele tutuşunu...
Heyecandan yerinde duramayan gençleri...
Onların mutluluğunu görmek, onu da mutlu ediyordu.
Alaric hafifçe dönerek elini Lilith'in omzuna koydu.
"Ve bir gün..."
Kalabalık yeniden sessizleşti.
"...bu krallığın geleceğini emanet edeceğim kişi, kızım Lilith olacaktır."
Meydan bir anda alkışlarla yankılandı.
"Prenses Lilith!"
"Yaşasın Eldervale!"
"Yaşasın Prenses Lilith!"
Tezahüratlar meydanın dört bir yanından yükselirken Lilith'in yanakları hafifçe kızardı. Böylesine büyük ilgiye hiçbir zaman tam anlamıyla alışamamıştı.
Başını hafifçe eğerek halka teşekkür etti.
Tam o sırada...
Alaric'in bakışları istemsizce kalabalığın arkasına kaydı.
Gölgelerin altında duran Nyx'i gördü. Aralarındaki mesafe oldukça fazlaydı. Yine de göz göze geldiler. Alaric'in yüzünde bir anlığına tarif edilmesi zor bir ifade belirdi. Sanki bir şey söylemek istiyordu. Belki onu yanına çağırmak... Belki de yalnız olmadığını hissettirmek...
Fakat bu düşünce yalnızca bir an sürdü. Bakışlarını sessizce başka tarafa çevirdi.
Nyx bunu fark etti. Her zamanki gibi. İçinde hafif bir sızı oluştu. Ne hayal kırıklığıydı bu... Ne de öfke. Yalnızca yıllardır tanıdığı, eskimeyen bir boşluk.
Lilith de babasının baktığı yönü takip etti. Nyx'i görünce yüzündeki gülümseme yumuşadı. Tam ona yeniden el sallayacakken kalabalığın tezahüratları ile dikkati dağıldı. Kutlama devam etti.
Saray müzisyenleri yeniden çalmaya başladı. Çocuklar meydanda dans ediyor, satıcılar şekerlemeler dağıtıyor, insanlar birbirlerini baharın gelişi için kutluyordu.
Ama Nyx için gece çoktan bitmişti. Sessizce arkasını döndü. Adımlarını yavaşça saraya doğru çevirdi. Kimse onun gidişini fark etmedi.
...Ya da fark etmiş olsa bile seslenmedi.
Saray koridorları, meydandaki canlılığın tam tersine sessizdi.
Duvarlara asılan kristal lambalar taş zemine yumuşak bir ışık yayıyor, açık pencerelerden içeri giren bahar rüzgârı uzun perdeleri hafifçe dalgalandırıyordu.
Nyx ağır adımlarla koridor boyunca yürüdü.
Kutlamanın boğuk sesleri hâlâ uzaktan duyuluyordu.
Bir an durdu.
Koridorun sonunda duvara asılı büyük bir tablo gözüne ilişti. Yıllar önce yapılmıştı. Resimde kraliyet ailesi vardı.
Annesi...
Alaric...
Lilith...
Ve kendisi.
Tablonun önünde yalnızca birkaç saniye durdu. Sonra hiçbir şey söylemeden yoluna devam etti. Kuzey kanadına çıkan merdivenleri tırmanırken ay ışığı pencerelerden içeri süzülüyordu.
Burası sarayın en sessiz yerlerinden biriydi. Ve Nyx'in en sevdiği. Çocukluğundan beri ne zaman yalnız kalmak istese buraya gelirdi. Taş kapıyı usulca aralayarak terasa çıktı. Serin rüzgâr yüzüne çarptı. Aşağıda Eldervale'in ışıkları yıldızlar gibi parlıyordu.
Nyx korkuluğa yaslandı. Derin bir nefes aldı. Burada... Hiç olmazsa kimse ondan uzaklaşmıyordu.
✦
Nyx uzun süre sessizce ufku izledi.
Gece, Eldervale'in üzerine usulca çökmüştü. Sarayın altındaki meydandan yükselen müzik artık yalnızca uzak bir uğultuya dönüşmüştü. Rüzgâr, ormandan taşıdığı çiçek kokusuyla birlikte saçlarını hafifçe savuruyordu. Burası sessizdi.
Ve sessizlik, son yıllarda en çok alıştığı şeydi. Arkasından taş zeminde yankılanan hafif ayak seslerini duyduğunda gözlerini kapattı.
Gülümsememek için kendini zor tuttu.
"...Lilith."
Ayak sesleri durdu.
"Ben daha tek kelime etmedim."
Nyx omzunun üzerinden ona kısa bir bakış attı.
"Evet."
"E nasıl anladın?"
"Dünyada beni bulmak için kutlamayı yarıda bırakacak tek kişi sensin."
Lilith dudaklarını büzdü.
"Bu iltifat mıydı?"
"Karar veremedim."
İkisi de hafifçe gülümsedi.
Lilith korkuluğa yaslanarak onun yanına geçti. Bir süre hiç konuşmadılar. Aşağıdaki ışıkları izlediler. Rüzgâr, iki kardeşin saçlarını birbirine karıştırıyordu.
Sessizliği ilk bozan yine Lilith oldu.
"Seni meydanda gördüm."
"Biliyorum."
"Neden bu kadar uzakta duruyordun?"
Nyx gözlerini aşağıdaki meydana çevirdi.
"Gerçekten bilmiyor musun?"
Lilith cevap vermedi.
Nyx derin bir nefes verdi.
"Orada dursaydım ne değişecekti?"
"Ben..."
"İnsanlar seni görmek istiyordu."
Bir an duraksadı.
"Beni değil."
Lilith hemen itiraz etti.
"Öyle değil."
Nyx başını hafifçe iki yana salladı.
"Öyle."
Sesinde öfke yoktu. Yalnızca yorgunluk vardı.
"Sen onların umudusun, Lilith."
"Ben ise..."
Cümlesini tamamlamadı.
Lilith onu dikkatle izliyordu.
"Bazen..." dedi sessizce.
"...keşke insanlar seni benim gördüğüm gibi görebilse."
Nyx buruk bir gülümsemeyle güldü.
"İnan bana."
"Denemiyorlar bile."
Rüzgâr yeniden esti. Bir süre yalnızca yaprakların hışırtısı duyuldu.
Lilith ellerini korkuluğun üzerine koydu.
"Hatırlıyor musun?"
"Neyi?"
"Çocukken aynı kutlamada kaybolmuştuk."
Nyx'in kaşları hafifçe kalktı.
"...Sen ağlamaya başlamıştın."
Lilith gülerek başını salladı.
"Hayır."
"Ağlayan sendin."
"Ben ağlamıyordum."
"Gözlerinden yaş geliyordu."
"O rüzgârdandı."
"Tabii."
İkisi de istemsizce güldü.
Nyx'in yüzündeki gerginlik birkaç saniyeliğine kaybolmuştu.
Lilith bunu görünce içinden sessizce sevindi.
"Annem..." dedi yavaşça.
"...ikimize de aynı çiçeklerden taç yapmıştı."
Nyx'in gülümsemesi yavaşça silindi.
"Evet."
"Sonra bizi bulduğunda..."
"İkimize de kızmıştı."
"Hayır."
Lilith hafifçe omzuna vurdu.
"Bize kızıyormuş gibi yapmıştı."
Nyx birkaç saniye sustu.
"...Sonra sarılmıştı."
Lilith başını salladı.
"Evet."
Sessizlik yeniden aralarına yerleşti.
Bu kez sessizlik rahatsız edici değildi.
Sadece ikisinin de özlediği birini hatırlatıyordu.
Lilith gözlerini gökyüzüne çevirdi.
"Sence bizi izliyor mudur?"
Nyx de aynı yöne baktı.
Uzun süre cevap vermedi.
"...Bilmiyorum."
Sonunda fısıldadı.
"Ama..."
"...öyle olmasını isterdim."
Lilith usulca onun elini tuttu.
Nyx önce şaşırdı.
Sonra elini çekmedi.
"Nyx."
"Hm?"
"Yalnız değilsin."
Nyx gözlerini kapattı.
Bu cümleyi Lilith'ten defalarca duymuştu. Ve her seferinde inanmak istemişti.
Ama...
"Keşke buna inanmak senin için olduğu kadar kolay olsaydı."
Lilith'in boğazı düğümlendi.
"Ben elimden geleni yapıyorum."
"Biliyorum."
Nyx ona döndü.
Gerçekten yumuşak bir ifadeyle baktı.
"Ve bunun için sana kızmıyorum."
"Hiç kızmadım."
Lilith'in gözleri dolmaya başladı.
"O zaman neden..."
"Neden canım acıyor mu?"
Nyx cümleyi onun yerine tamamladı.
Çok hafif gülümsedi.
"Çünkü senin suçun olmayan şeyler de insanın canını acıtabilir."
Lilith başını eğdi.
"Bazen..."
"...babamın..."
Nyx'in bakışları sertleşmedi.
Sadece sessizce bekledi.
Lilith cümlesini düzeltti.
"Babamızın..."
"...sana davranışını değiştirebilmeyi o kadar çok istiyorum ki."
Nyx'in dudaklarının kenarında hüzünlü bir tebessüm oluştu.
"Az önce 'babam' diyecektin."
Lilith gözlerini kapattı.
"...Özür dilerim."
"Özür dileme."
Nyx gökyüzüne baktı.
"Doğru söyledin."
"Hayır."
"Evet."
Sesi yine sakindi.
"Bazen..."
"...onun sadece senin baban olduğunu düşünüyorum."
Lilith'in söyleyecek sözü kalmadı.
Çünkü Nyx'in bunu neden hissettiğini biliyordu.
Ve ne yazık ki...
Bunun tamamen yanlış olduğunu da söyleyemiyordu.
Rüzgâr yeniden esti. Bu kez ikisi de konuşmadı. Sadece yan yana durup Eldervale'in ışıklarını izlediler.
İkisi de aynı gökyüzünün altındaydı.
Aynı sarayda yaşıyorlardı.
Aynı aileye sahiptiler.
Ama aynı hayatı yaşamıyorlardı.
✦
Lilith, Nyx'in yanında bir süre daha kaldı.
Ne konuşmaları gerekiyormuş gibi hissettiler...
Ne de sessizlikten rahatsız oldular.
Gökyüzü tamamen kararmış, sarayın altında uzanan Eldervale altın ışıklarla parlamaya başlamıştı.
Sonunda Lilith doğruldu.
"Sanırım dönmeliyim."
Nyx başını hafifçe salladı.
"Eğer biraz daha ortadan kaybolursan bütün hizmetkârlar seni aramaya başlayacak."
Lilith gülümsedi.
"Beni değil..."
"...önce seni aramaya gelmelerini isterdim."
Nyx kısa bir kahkaha attı.
"O kadar umutlu olma."
Lilith'in gülümsemesi hüzünlendi.
Bir an tereddüt etti.
Sonra bir adım yaklaşıp Nyx'e sıkıca sarıldı.
Nyx önce şaşırdı. Ardından usulca karşılık verdi. Çocukluklarından beri bunu sayısız kez yapmışlardı.
Yıllar geçtikçe dünya değişmişti. İnsanlar değişmişti. Ama bu alışkanlıkları hiç değişmemişti.
Lilith geri çekildi.
"İyi geceler."
"İyi geceler, Lily."
Lilith koridora doğru yürürken arkasını dönüp son kez el salladı.
Nyx de başıyla karşılık verdi.
Taş kapı usulca kapanınca teras yeniden sessizliğe gömüldü. Nyx odasına döndüğünde sarayın koridorları neredeyse tamamen boşalmıştı.
Kutlamanın son sesleri de yavaş yavaş gecenin içinde kayboluyordu.
Kapısını kapattı.
Odasının loş sessizliği onu her zamanki gibi karşıladı. Burası sarayın en gösterişli odalarından biri değildi.
Nyx de bunu hiçbir zaman istememişti.
Duvarların bir kısmı tavana kadar uzanan kitap raflarıyla kaplıydı. Pencerenin önünde, ay ışığını gören eski bir koltuk duruyordu. Köşede annesinden kaldığını söylediği küçük ahşap bir sandık vardı.Ve çalışma masasının üzerinde...
Eskimiş bir resim. Nyx yavaşça sandalyeye oturdu. Resmi eline aldı.
Kâğıdın kenarları yıllar içinde yıpranmıştı. Çizgiler solmaya başlamıştı.
Yine de resimdeki dört kişiyi seçmek hâlâ mümkündü.
Alaric.
Lilith.
Kendisi.
Ve anneleri.
Nyx parmaklarını annesinin yüzünün üzerinden usulca geçirdi. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın...
Sesini tam olarak hatırlayamıyordu. Gülüşünü de. Bazen yüzünü bile zihninde yeniden oluşturmakta zorlanıyordu.
Bu düşünce her seferinde içini aynı korkuyla dolduruyordu.
"Ya bir gün onu tamamen unutursam?"
Gözlerini kapattı.
"Her şey farklı olur muydu..."
diye fısıldadı.
"...eğer hâlâ burada olsaydın?"
Cevap veren olmadı. Odada yalnızca rüzgârın pencereyi hafifçe titreten sesi vardı. Nyx resmi dikkatlice yerine bıraktı. Tam ayağa kalkacağı sırada...
Saçlarının arasından serin bir esinti geçti.
İrkildi.
Başını hızla çevirdi. Oda bomboştu. Kapı kapalıydı. Pencere aralıktı ama içerideki hava bir anda durmuş gibiydi. Birkaç saniye boyunca olduğu yerde bekledi.
Sonra hafifçe başını salladı.
"Bugün fazla yoruldum..."
diye mırıldandı.
Kendi kendine gülümsedi. Mumları söndürüp yatağına uzandı.
Ay ışığı odanın zeminine gümüş renkli çizgiler bırakıyordu. Gözlerini kapattığında önce kutlamayı düşündü.
Sonra Lilith'i.
Sonra annesini...
Uyku yavaş yavaş düşüncelerini birbirine karıştırırken, kendini yemyeşil bir çayırda yürürken buldu. Rüzgâr çiçekleri usulca sallıyordu. Uzakta beyaz bir siluet duruyordu. Yüzünü seçemiyordu. Ama nedense...
Onu tanıyordu.
Siluet yavaşça elini uzattı.
Rüzgârın taşıdığı belli belirsiz bir ses duyuldu.
"...Yalnız değilsin."
Nyx istemsizce o sese doğru bir adım attı. Tam dokunacakken...
Uyandı.
Odası sessizdi. Pencereden içeri süzülen ilk ay ışığı hâlâ aynı yerdeydi.
Nyx tavana baktı.
Kalbi garip bir şekilde sakindi. Rüyanın gerçek olup olmadığını bilmiyordu. Belki yalnızca özleminin bir yansımasıydı.
Belki de zihninin ona oynadığı küçük bir oyundu. Ama uzun zaman sonra ilk kez...
Kendini tamamen yalnız hissetmedi. Dışarıda, Eldervale gecenin sessizliğine gömülürken...
Hiç kimsenin henüz fark etmediği küçük değişimler, dünyanın farklı köşelerinde çoktan başlamıştı. Ve bu sessizlik...
Yaklaşan fırtınanın ilk habercisiydi.
Bölüm Sonu
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |