5. Bölüm

Bölüm 5 : Toplanan Fırtına

Lilith
lilithdraws

Eldervale günlerdir huzursuzdu. Bunu yalnızca insanlar değil...
Ağaçlar da hissediyordu. Rüzgâr da. Toprağın üzerinde dolaşan küçük canlılar bile.
Eskiden gün doğarken ormanın her köşesini kuş sesleri doldururdu.
Şimdiyse o sesler azalmıştı. Bazı dallar boştu. Bazı yuvalar terk edilmişti. Sanki bütün doğa, yaklaşan görünmez bir fırtınayı bekliyordu.
Saray ise alışılmış sessizliğinden çok uzaktı.
Koridorlarda hizmetkârlar ellerinde kumaşlar ve belgelerle koşturuyor, muhafızlar girişleri tek tek kontrol ediyor, danışmanlar büyük salon için son hazırlıkları yapıyordu.
Bugün sıradan bir gün değildi.
Aylar, belki de yıllar sonra ilk kez farklı krallıkların temsilcileri aynı çatı altında buluşacaktı.
Eldervale'in yaşadığı bozulmalar artık yalnızca Eldervale'e ait değildi.
Glaciera'dan gelen mektuplar...
Pyraxis'ten ulaşan raporlar...
Ve hâlâ sessizliğini koruyan Stormrend...
Bütün parçalar aynı bilinmeyen merkeze işaret ediyor gibiydi.
Sarayın geniş merdivenlerinde Lilith sessizce bekliyordu.
Üzerinde, ince altın işlemelerle süslenmiş zarif yeşil bir elbise vardı. Uzun açık kahverengi saçları sırtına dökülüyor, saçlarının arasındaki ince kırmızı örgü hafif rüzgârla omzuna savruluyordu.
Zümrüt yeşili gözleri sık sık sarayın kapısına, ardından ufka kayıyordu.
Yanında Aeri duruyordu.
Pembe saçları her zamanki gibi rüzgârda hafifçe dalgalanıyor, heyecanını gizleyemeden etrafı izliyordu.
"Rei bugün geliyor..."
diye mırıldandı kendi kendine.
Lilith gülümseyerek ona baktı.
"Oldukça heyecanlı görünüyorsun."
Aeri başını salladı.
"Uzun zaman oldu."
"En son geçen yıl görüşmüştük."
"Bir yıl bana çok uzun geliyor."
Lilith hafifçe güldü.
"Bunu tahmin edebiliyorum."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Aeri'nin gülümsemesi biraz soldu.
"...Sence gerçekten kötü bir şey mi oluyor?"
Lilith'in bakışları avludaki yaşlı meşe ağacına kaydı.
Dallarının arasında birkaç kararmış yaprak göze çarpıyordu.
"İçimde kötü bir his var."
Aeri de aynı ağaca baktı.
Hayvanların son günlerde hissettiği korku yeniden aklına geldi.İçini istemsizce bir ürperti kapladı.
Merdivenlerin biraz gerisinde Nyx tek başına duruyordu. Kalabalığın içinde olmasına rağmen onlardan ayrı gibiydi.
Lacivert elbisesi sabah güneşine rağmen gecenin karanlığını taşıyor gibiydi. Uzun koyu kahverengi saçlarının arasındaki iki altın örgü omuzlarına düşüyordu. Altın sarısı gözleri sessizce avluyu izliyordu.
Hizmetkârlar yanından geçerken istemsizce yollarını biraz değiştiriyor...
Bazıları başlarını eğiyor...
Bazıları ise bakmamayı tercih ediyordu.
Nyx artık buna şaşırmıyordu.
Tam o sırada arkasından tanıdık bir ses geldi.
"Nyx."
Dönen Nyx, Eamon'u gördü.
Yaşlı lider bastonuna yaslanarak ona doğru yürüyordu.
"Lord Eamon."
Eamon hafifçe gülümsedi.
"Nasıl hissediyorsun?"
Nyx omuz silkti.
"Kalabalıkları sevmiyorum."
"Onlar da seni anlamıyor."
Nyx kısa bir kahkaha attı.
"Bu yeni bir şey değil."
Eamon birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yumuşak bir sesle konuştu.
"İnsanlar bazen bilmedikleri şeylerden korkar."
Nyx gözlerini uzaklara çevirdi.
"Bazen de bildiklerini sandıkları şeylerden."
Bu söz üzerine Eamon cevap vermedi. Çünkü Nyx'in neyi kastettiğini anlamıştı.
Çocukluğunda yaşanan o olay...
Yıllar geçmesine rağmen hâlâ peşini bırakmıyordu.
Tam o sırada...
Sarayın kuzey kapısındaki muhafızlardan biri yüksek sesle bağırdı.
"Glaciera heyeti yaklaşıyor!"
Avludaki bütün hareket bir anlığına durdu. Bakışlar kapıya çevrildi. Mavi bayraklar rüzgârda dalgalanmaya başlamıştı.
Ve kuzeyin temsilcileri...
Sonunda Eldervale'e ulaşmıştı.



Saray kapıları açılırken avludaki konuşmalar yavaş yavaş kesildi.
Ufukta beliren mavi sancaklar rüzgârla birlikte dalgalanıyordu.
Bayrakların üzerinde, Glaciera Krallığı'nı simgeleyen gümüş kar tanesi işlenmişti.
Heyetin önünde ilerleyen beyaz at, ağır ama kararlı adımlarla avluya girdi.
Atın üzerindeki genç adam sakin bir hareketle dizginleri çekti.
Tek bir akıcı hareketle yere indi.
Bu, Glaciera'nın Veliaht Prensi Rei'ydi.
Açık mavi saçları sabah güneşinde neredeyse gümüş gibi parlıyordu. Berrak buz mavisi gözleri avluyu tek tek inceliyor, hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyordu. Üzerinde beyaz ve buz mavisi tonlarının hâkim olduğu uzun resmî ceket vardı. Gümüş işlemeler kıyafetine gösterişten çok asalet katıyordu.
Rei'nin yüzündeki ifade sakindi.
Ne gergin görünüyordu...
Ne de rahat.
Sadece dikkatliydi.
Arkasından bir adam daha atından indi.
Rei'den biraz daha uzun olan genç adamın kısa koyu lacivert saçları ve griye çalan mavi gözleri vardı. Üzerindeki kalın Glaciera zırhı omuzlarını tamamen kaplıyor, beyaz kürk pelerini kuzeyin sert iklimini hatırlatıyordu.
Bu, Rei'nin muhafızı Elias'tı.
Elias iner inmez refleksle çevreyi taradı.
Kapılar.
Muhafızlar.
Çatılar.
Pencereler.
Her şeyi tek tek kontrol etti.
Rei bunu fark ettiğinde hafifçe gülümsedi.
"Burada saldırıya uğramayacağız."
Elias'ın bakışları hâlâ avludaydı.
"Ben yine de emin olmayı tercih ederim."
Rei başını hafifçe salladı.
"Hiç değişmiyorsun."
"Siz de."
İkisi de istemsizce gülümsedi.
Lilith birkaç adım öne çıktı.
"Prens Rei."
Rei saygıyla başını eğdi.
"Prenses Lilith."
"Yolculuğunuz nasıl geçti?"
"Uzundu."
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi.
"Ama sorunsuzdu."
Lilith gülümsedi.
"Glaciera'da durum nasıl?"
Rei'nin yüzündeki yumuşak ifade biraz ciddileşti.
"Buzullar çatlamaya devam ediyor."
"Eskiden hiç görmediğimiz şekillerde."
"Bilginlerimiz sebebini hâlâ açıklayamıyor."
Lilith'in içindeki huzursuzluk biraz daha büyüdü.
Demek gerçekten...
Sorun yalnızca Eldervale'de değildi.
Tam o sırada pembe bir siluet hızla merdivenlerden aşağı koştu.
"REI!"
Rei daha sesin sahibini görmeden hafifçe gülümsedi.
Aeri koşarak yanına geldi.
Hiç düşünmeden ona sarıldı.
"Seni çok özledim!"
Rei hafifçe sendeledi ama dengesini bozmadı.
"Ben de seni özledim, Aeri."
Aeri geri çekilip heyecanla konuşmaya başladı.
"Buraya gelirken o büyük geyiği gördün mü?"
"Bir de geçen yıl konuştuğumuz çiçek hâlâ açıyor!"
"Bir de—"
Rei sabırla dinliyordu.
Sonunda hafifçe güldü.
"Nefes al."
Aeri bir an durdu.
"...Haklısın."
Lilith kahkahasını tutamadı.
"Hiç değişmemişsiniz."
Rei bu kez gerçekten gülümsedi.
"Bu konuda sana katılıyorum."
Nyx uzaktan onları izliyordu.
Aeri'nin yanında Rei'nin yüzündeki sakin ifade bile biraz yumuşamıştı.
Tam geri dönecekken Rei'nin bakışları onunla buluştu. Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Sonra Rei başını hafifçe eğerek onu selamladı.
"Prenses Nyx."
Nyx kısa bir duraksamanın ardından aynı şekilde karşılık verdi.
"Prens Rei."
Hepsi buydu.
Ama o kısa selam bile Nyx'in dikkatini çekmişti.
Rei'nin bakışlarında...
Ne korku vardı.
Ne de önyargı.
Sadece saygı.
Tam o sırada avlunun dışında yeni bir ses yükseldi.
Önce nal sesleri duyuldu.
Sonra kahkahalar.
Ardından sıcak rüzgârla birlikte kırmızı sancaklar görünmeye başladı.
Pyraxis...
Sonunda gelmişti.



Pyraxis'in kızıl sancakları ufukta belirir belirmez avludaki hava değişti.
Glaciera heyeti sessiz ve düzenli bir şekilde gelmişti.
Pyraxis ise daha uzaktan varlığını hissettiriyordu.
Nal sesleri taş avluda yankılanırken siyah atlar kapıdan içeri girdi.
Heyetin en önünde ilerleyen genç adam dizginleri tek eliyle tutuyordu.
Güneş, omuzlarına kadar uzanan siyah saçlarının koyu kızıl uçlarında parlıyor, canlı kırmızı gözleri avludaki herkesi tek tek süzüyordu.
Atından inerken en ufak bir tereddüt göstermedi.
Sanki bulunduğu her yer zaten ona aitmiş gibi rahat görünüyordu.
Bu, Pyraxis Veliaht Prensi Kaen'di.
Üzerindeki siyah resmî ceket, koyu kırmızı işlemelerle süslenmişti. Belindeki kılıç sade görünmesine rağmen yıllarca kullanıldığı belli olan bir silahtı. Dik duruşu ve kendinden emin tavrı, konuşmadan bile çevresindekilere güçlü bir izlenim bırakıyordu.
Kaen avluya kısa bir bakış attı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Demek Eldervale hâlâ aynı."
Lilith merdivenlerden birkaç adım indi.
"Umarım bu kez şikâyet etmeye başlamazsın."
Kaen omuz silkti.
"Şikâyet etmiyorum."
Etrafına tekrar baktı.
"Sadece..."
Dallarını rüzgâra bırakan büyük meşe ağaçlarını süzdü.
"...burada her şey fazla yeşil."
Lilith istemsizce gülümsedi.
"Pyraxis de hâlâ fazla gürültülü."
"Bu iltifat sayılır."
Kaen'in hemen arkasından iri yapılı bir adam atından indi.
Koyu kestane saçları kısa kesilmişti.
Keskin kahverengi gözleri avludaki herkesi dikkatle inceliyordu.
Üzerindeki siyah-kırmızı ağır zırhın omuzlarında alev motifleri işlenmişti.
Yüzündeki hafif gülümseme, her an alaycı bir cümle kurabileceğini düşündürüyordu.
Bu, Kaen'in muhafızı Darius'tu.
Darius iner inmez bakışları doğrudan karşı tarafta duran Glaciera heyetine kaydı.
Özellikle de Elias'a.
Kalın beyaz kürk...
Kat kat çelik zırh...
Kusursuz duruş...
Darius dudaklarının kenarını hafifçe kaldırdı.
"Şunu merak ediyorum."
Elias gözlerini ondan ayırmadı.
"Neyi?"
"Glaciera gerçekten bu kadar soğuk olduğu için mi bu kadar zırh giyiyorsunuz..."
Kısa bir duraksamadan sonra gülümsemesi genişledi.
"...yoksa erimekten korktuğunuz için mi?"
Raymond'ın gözleri büyüdü.
"Başladı..."
diye fısıldadı.
Silas ise sadece derin bir nefes verdi.
Elias omuz silkti. "Erimekten korksaydık..." Darius'un gözlerinin içine baktı.
"...Pyraxis'e hiç gelmezdik."
Darius başını hafifçe eğdi.
"İlginç..."
"Çünkü son karşılaşmamızdan aklımda kalan tek şey..."
"...buzun ne kadar hızlı çözüldüğü."
Elias'ın bakışları sertleşti.
Dudaklarını araladı.
"O savaşta neler olduğunu hatırlatmamı ister misin—"
"Yeter."
Kaen'in tek kelimesi avluda yankılandı.
Darius hiç itiraz etmeden sustu.
Aynı anda Rei de yalnızca Elias'a baktı.
Tek kelime söylemesine gerek kalmadı.
Elias başını hafifçe eğerek geri çekildi.
Raymond şaşkınlıkla ikisine baktı.
"Bir an gerçekten kavga edeceklerini sandım."
Silas gözlerini iki heyetten ayırmadan cevap verdi.
"Prensleri yanlarındayken etmezler."
Kaen sonunda bakışlarını Rei'ye çevirdi.
İkisi birkaç adım birbirlerine yaklaştı.
Avludaki herkes istemsizce sessizleşti.
İki veliaht prens.
İki farklı krallık.
İki farklı element.
Kaen hafifçe başını eğdi.
"Rei."
Rei aynı saygıyla karşılık verdi.
"Kaen."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Kaen'in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
"Uzun zaman oldu."
Rei'nin cevabı gecikmedi.
"Oldu."
Kaen hafifçe başını eğdi.
"Hâlâ dimdik ayaktasın."
Rei'nin cevabı sakindi.
"Sen de."
Kaen gülümsedi.
Lilith onları izlerken istemsizce rahatladı.
En azından...
Şimdilik...
İki krallık arasında yalnızca sözler çarpışıyordu.
Avlunun diğer ucunda duran Nyx'in gözleri, kısa bir an için Kaen'le buluştu.
Kaen bakışlarını kaçırmadı.
Ne merak vardı.
Ne korku.
Ne de önyargı.
Sadece sessiz bir değerlendirme...
Sonra başını hafifçe eğdi.
Nyx de aynı şekilde karşılık verdi.
Bu selamlaşma yalnızca birkaç saniye sürdü.
Ama ileride kurulacak güvenin ilk, sessiz adımı olmuştu.



Güneş batmaya yaklaşırken sarayın en büyük salonunun kapıları açıldı.
Yüksek taş sütunlarla çevrili salonun ortasında, koyu meşeden yapılmış büyük yuvarlak masa duruyordu.
Duvarlarda dört krallığın sancakları yan yana asılıydı.
Yeşil.
Mavi.
Kırmızı.
Ve boş bırakılan dördüncü sancak...
Stormrend'in lacivert bayrağı.
Yerindeydi.
Ama temsilcisi yoktu.
Salondaki herkes boş kalan sandalyeye istemsizce bir kez baktı.
Haberciler hâlâ geri dönmemişti. Bu sessizlik bile tek başına kötüye işaretti.
Kapılar yeniden açıldı.
İçeri ilk olarak Kral Alaric girdi.
Uzun koyu kahverengi saçlarına düşen beyaz tutamlar onu olduğundan daha yorgun gösteriyordu. Üzerindeki koyu yeşil kraliyet cübbesi her zamanki gibi kusursuzdu.
Arkasından yaşlı danışman Aldric yürüdü.
Bastonunun taş zemine her vuruşu salondaki sessizlikte yankılanıyordu.
Flint, her zamanki gibi kralın sağ tarafındaki yerini aldı.
Birkaç dakika içinde Lilith, Nyx, Eamon, Aeri, Gaia, Rei ve Kaen de masadaki yerlerine oturdular.
Elias ile Darius ise prenslerinin birkaç adım arkasında bekliyordu.
Raymond ve Silas salon kapısında nöbet tutuyordu.
Alaric masanın etrafına baktı.
"Stormrend..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...hâlâ cevap vermedi."
Kimse konuşmadı.
Çünkü söyleyebilecekleri yeni bir şey yoktu.
Alaric ayağa kalktı.
"Son haftalarda yalnızca Eldervale'de değil..."
"...Glaciera'da ve Pyraxis'te de olağandışı olaylar yaşandığını öğrendik."
Alaric'in bakışları yavaşça Rei ile Kaen'e kaydı.
"Kral Eirik ile Kral Draven'ın bizzat gelememesi..."
Kısa bir an duraksadı.
"...Durumun sandığımızdan da ciddi olduğunu gösteriyor."
Rei başını hafifçe eğdi.
"Babam ve annem, kuzey buzullarındaki krizle ilgileniyorlar."
"Çatlaklar her geçen gün genişliyor. Bazı yerleşimleri tahliye etmek zorunda kaldık."
"Bu yüzden Glaciera'yı temsilen beni gönderdiler."
Alaric sessizce başını salladı.
Ardından bakışlarını Kaen'e çevirdi.
Kaen kollarını bağladı.
"Pyraxis'te de durum farklı değil."
"Alev kuyuları gün geçtikçe daha dengesiz hâle geliyor."
"Babam, krallığı bu durumda bırakıp gelemezdi."
Kısa bir duraksamanın ardından ekledi.
"Bu yüzden burada ben varım."
Salondaki hava biraz daha ağırlaştı.
Eamon bastonuna yaslandı.
"Sylvaris'te ise hayvanlar huzursuz."
Aeri yavaşça sözü devraldı.
"Onlarla bağ kurmaya çalışıyorum."
"Hissettiğim tek şey..."
Duraksadı.
"...korku."
"Kime ait olduğunu bilmiyorum."
"Ama bütün orman aynı korkuyu paylaşıyor."
Gaia da konuştu.
"Eldervale'deki bitkilerde gördüğümüz çürüme herhangi bir hastalığa benzemiyor."
"Toprak canlı."
"Ama yaşam enerjisi yavaş yavaş çekiliyor."
Lilith başını eğdi.
"İyileştirmeyi denedim."
Sessizlik oldu.
"Başaramadım."
Bu söz salondakilerin çoğunu şaşırttı.
Lilith bugüne kadar doğayla ilgili neredeyse hiçbir konuda başarısız olmamıştı.
Uzun süren sessizliğin ardından Alaric derin bir nefes aldı.
"Yıllar önce..."
Sesi biraz yavaşladı.
"...sarayın kuzey ormanında yaşanan olayı hepiniz hatırlıyorsunuz."
Nyx'in omuzları hafifçe gerildi.
Salondaki birkaç kişi istemsizce ona baktı.
Alaric konuşmayı sürdürdü.
"Prenses Nyx çocukken güçlerini kontrol edemedi."
"O gün çevredeki ağaçların bir kısmı çürüdü."
Nyx masanın altındaki elini yavaşça yumruk yaptı.
Bu anıyı unutması zaten mümkün değildi.
Ama yıllar sonra bile herkesin önünde yeniden dile getirilmesi...
Canını acıtıyordu.
Alaric devam etti.
"Bugün gördüğümüz çürüme..."
"...o günü hatırlatıyor."
Salon sessizliğe gömüldü.
Tam o anda Rei konuştu.
"Majesteleri."
Salondaki bakışlar ona çevrildi.
Rei'nin sesi her zamanki gibi sakindi.
"Glaciera'daki olaylar da aynı dönemde başladı."
"Prenses Nyx'in çocukluğunda yaşanan bir olayın..."
"...bugün dünyanın dört bir yanında görülen bu bozulmalarla bağlantılı olduğuna dair elimizde hiçbir kanıt yok."
Salonda hafif fısıltılar yükseldi.
Kaen de söze girdi.
"İnsanlar korkunca bir suçlu bulmak ister."
Kollarını bağlayıp arkasına yaslandı.
"Ama bu, buldukları kişinin gerçekten suçlu olduğu anlamına gelmez."
Nyx istemsizce Kaen'e baktı.
Onun bunu söylemesini beklemiyordu.
Alaric ise sessiz kaldı.
Yüzündeki ifadeyi okumak zordu.
Ama Aldric...
Yaşlı danışman kralın yüzündeki o kısa tereddüdü fark etmişti.
Ve içinde giderek büyüyen tek bir düşünce vardı.
Majesteleri bize anlatmadığı bir şey biliyor.



Salondaki sessizlik uzun süre bozulmadı.
Kimse konuşmuyordu.
Yuvarlak masanın üzerinde duran haritalar, raporlar ve mektuplar cevaplardan çok yeni sorular doğuruyordu.
İlk sessizliği bozan kişi Aldric oldu.
Yaşlı danışman bastonuna hafifçe yaslandı.
"Majesteleri..."
"Saray arşivlerini yeniden incelettim."
Alaric'in bakışları yavaşça ona döndü.
"Yıllar boyunca tutulmuş kayıtların büyük kısmında benzer olaylara rastlanmıyor."
Kısa bir duraksamanın ardından devam etti.
"Ama çok eski belgelerde..."
"...birkaç dikkat çekici kayıt var."
Flint kaşlarını çattı.
"Nasıl kayıtlar?"
Aldric masasındaki eski parşömenlerden birini açtı. Mürekkebi solmaya başlamış satırları dikkatle inceledi.
"Bitkilerin sebepsiz yere çürümesi..."
"Elementlerin dengesini kaybetmesi..."
"Hayvanların açıklanamayan korkuları..."
Parşömeni yavaşça kapattı.
"Hepsi aynı döneme ait."
Salondaki herkes dikkat kesilmişti.
Rei hafifçe öne eğildi.
"Hangi dönem?"
Aldric'in sesi alçaldı.
"...Oblivion Vale'den söz edilen son kayıtlar."
Bu isim duyulduğu anda salonun havası değişti.
Kimse konuşmadı.
Aeri'nin kaşları hafifçe çatıldı.
Lilith ilk kez bu ismi duyuyormuş gibi görünüyordu.
Kaen'in rahat tavrı bir anlığına kayboldu.
Rei düşünceli bir ifadeyle belgeleri süzüyordu.
Nyx ise yalnızca Alaric'e baktı.
Çünkü odadaki en belirgin değişim onun yüzündeydi.
Alaric'in çenesi sıkılmıştı.
Masanın kenarındaki eli yavaşça yumruk olmuştu.
Sanki bu ismi duymayı hiç istememişti.
Aldric konuşmasını sürdürmek üzere nefes aldı.
"Belgelere göre Oblivion Vale—"
"Yeter."
Alaric'in sesi sakindi.
Ama salondaki herkes sustu.
Yaşlı danışman birkaç saniye bekledi.
"Majesteleri, belki bu kayıtlar—"
"Konu kapandı."
Bu kez sesindeki sertlik gizlenemiyordu.
Hiç kimse itiraz etmedi.
Alaric yavaşça ayağa kalktı.
"Elimizde yalnızca eski söylentiler var."
"Kanıt değil."
Bakışlarını salondaki herkese çevirdi.
"Şu an önceliğimiz halkın güvenliğini sağlamak."
"Her krallık kendi topraklarındaki değişimleri araştırmaya devam edecek."
"Elde edilen en küçük bulgu bile vakit kaybetmeden Eldervale'e bildirilecek."
Bakışları kısa süreliğine masadaki boş sandalyeye, Stormrend'in temsilcisi için ayrılan yere kaydı.
"Stormrend'den ise hâlâ haber alamıyoruz."
"Haberciler geri dönene kadar oradaki durumun ne olduğunu bilmiyoruz."
"Bu belirsizlik en büyük endişemiz."
Salonda ağır bir sessizlik oluştu.
Alaric sözlerini sürdürdü.
"Bu nedenle, buraya gelen hiçbir temsilci şimdilik krallığına dönmeyecek."
"Yeni haberler ulaşana kadar Eldervale'de misafirimiz olacaksınız."
"Bu süreçte araştırmalara destek olacak..."
"...bilgilerimizi paylaşacak..."
"...ve olası bir gelişmeye karşı birlikte hareket edeceğiz."
Flint başını eğerek kararı onayladı.
"Misafir birlikler için gerekli hazırlıklar yapılacak."
"Ortak devriyeler ve keşif ekipleri de bugünden itibaren oluşturulacak."
Rei sakin bir ifadeyle başını salladı.
"Glaciera bu kararı destekliyor."
Kaen de kısa bir onay verdi.
"Pyraxis için de uygundur."
Alaric son kez masanın etrafına baktı.
"Umarım bir sonraki toplantımızda elimizde daha fazla cevap olur."
Kısa bir sessizlikten sonra konuşmasını bitirdi.
"Toplantı sona ermiştir."
Sandalyeler yavaşça geriye çekildi.
Temsilciler küçük gruplar hâlinde salondan ayrılmaya başladı.
Eamon, Aeri'yle birlikte çıkarken hâlâ derin düşüncelere dalmıştı.
Gaia, Lilith'in yanına yaklaşıp sessizce onun iyi olup olmadığını sordu.
Rei, Elias'la birlikte koridora yöneldi.
Yürürken yalnızca tek bir cümle söyledi.
"Bir şey eksik."
Elias ona baktı.
"Majesteleri mi?"
Rei hafifçe başını salladı.
"Bir şey biliyor."
"Ama neden söylemediğini bilmiyorum."
Salonda yalnızca bir kişi kalmıştı.
Nyx.
Boş sandalyeler arasında tek başına oturuyordu.
Bakışları yavaşça Alaric'in boş kalan sandalyesine kaydı.
Aklından tek bir düşünce geçiyordu.
Babası yalnızca korkmuyordu.
Bir şey saklıyordu.

Bölüm sonu

Bölüm : 07.08.2026 14:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...