
ay hellüüüü. keyifli okumalar.
Bölüm aralıkları 15 günde bir. arada biraz sarkabilir ama o da olsun yani attığımda iki ya da üç bölüm atıyorum.
Satır arası yorumlar o kadar az ki bu beni üzüyor. siz nasıl bölümle mutlu oluyorsanız bende yorumlarınızla mutlu olabiliyorum.
Bu arada tiktok veya instagramda kitap editi yapan arkadaşlar var mı aramızda? Karadul için yardım lazım sajgdsgd
****
Yekta Alazar'dan.
Ne yapacağımı şaşırmış sadece giden araca bakakalmıştım. Az önce ne olmuştu? Saatlerdir ulaşamadığımız kız sapa sağlam eve dönmüşken gözümüzün önünde nasıl kaçırılır?
Nadire sultan bağır çağır ağlıyor, Alaz onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Herkes şok olmuş, ne yapacağını şaşırmış şekilde duruyordu. İçimdeki bu sızının sebebi de neydi?
"Toplanın," der demez hiç kimseye bakmadan oto yıkamaya girip üst kata çıktım. Benimle birlikte hızlıca odada bitenlere baktım. Hızlıca telefonumdaki gizli takip edilemeyen hattan Aven'e durumu bildiren mesaj attım.
"Güpegündüz herkesin önünde nasıl birini kaçırabilirler! Aklım almıyor!"
Çakır toplandığımız plan odasında bir o yana bir buna yana gidip duruyordu. Hepsinin telaşı suratlarından okunuyordu. Masadaki küçük kağıdı alıp hızlıca aklımdaki plakayı yazdım ve Enes'e uzattım. Neva ve Aven kadar olamasa da Enes de oldukça iyiydi. "Aracın plakası. Bul."
Gözlerim Çakır'a döndü anında. Herkes Neva'nın kaçırılmasının telaşının içindeydi. Fakat olaya odaklanmak zorundaydılar. Neva'yı kurtarmamız gerekiyordu. Nasıl korktuğunu tahmin bile edemiyordum. Delirmeme ramak kalmışken ben sakin durabiliyorsam tek sebebi Neva'yı kurtarmam gerektiğiydi.
"Adamlarımıza haber uçur. Aracın ve Neva'nın bilgilerini ver. Gözlerini dört açsınlar."
Gözlerim anında Giray'a döndü. Telefonu ve kulaklığından eser yoktu. Neva'nın gözlerimiz önünde kaçırılması onu da etkilemişti. "Zamanında ortak iş yaptığımız polislerin kapısı çal. Olası bir tehlikeye karşı tetikte olmalılar." Giray elini cebine atıp telefonu çıkartırken odadan da çıkmıştı. "Her ihtimale karşı hazırlıklı durmamız gerek. Aracı ve aletleri hazırla sen," diyerek Eslem'e verdiğim görevin ardından Asya'ya döndüm. Tam ağzımı açacakken "Sağlık çantasını hazırlıyorum hemen," deyip hemen diğer odaya gitti.
Telefonuma baktığım da Aven'den hala bir dönüş gelmemiş olması sinirimi bozmuştu. Neva'nın takip edildiğini söyleyip sırra kadem basması aklıma kötü şeyler getiriyordu. Adamların bel altı oynadıklarını biliyorduk ve aklıma Aven'inde yakalanmış olma ihtimali geldikçe sinirleniyordum.
"Son durum ne? Var mı bir haber?" Odaya giren Alaz ve hemen arkasında Vedat abi ile masaya yasladığım ellerimi geri çektim. "Henüz haber yok. Yakında gelir." Diğer odaya girdiğim gibi bilgisayarların başında duran Enes bana döndü.
"Ben de seni çağıracaktım. Aracı buldum fakat sonra kayboluyor."
"O ne demek öyle?" diyerek ekranlara doğru yürüdüm. Duvar boylu boyunca ekranlardan oluşuyordu. "Muhtemelen araç değiştirmişlerdir." Enes, Vedat abinin dedikleri ile kafasını salladı. "Büyük sıkıntı şu," deyip önümüzdeki ekrana MOBESE kamerası açtı. "Adamlar işlek caddede araç değiştiriyorlar. Kör noktaya gelen geçen aracın haddi hesabı yok. Hangisini araştırabiliriz ki?"
"Bu hiç iyi olmadı."
Elimde işlek caddede geçen araçları gösterdim. "Adamlarımızın olduğu mahalle değil mi?" Enes kafasını sallayınca anında telefonumu çıkarıp Çakır'ı aradım. "Henüz bir haber yok, adamları bilgilendirdim," diyerek açtı telefonu Çakır. Gözlerim hala ekrandaki akan trafikteydi. Videoyu baştan alıp duruyorduk.
"Adamlar Turgut Reis'te araç değiştirmişler. Kör nokta ve işlek cadde olduğundan MOBESE'de görünmüyor. 525 sokaktaki kameraları inceleyin adamlarla. Millete sorun soruşturun gören vardır illaki."
Çakır'ın onaylayarak telefonu kapatmasının ardından Giray'ı aradım. Kısa bir çalışın ardından telefonu "Efendim?" diyerek açtı Giray. Derin bir nefes alırken telaştan içim içime sığmıyordu. "Araç değiştirmişler. Birazdan öğreneceğiz sana bilgileri gönderince trafik polis departmanında bir tanıdık vardı ona durumu bildir. Çevirmeye denk gelirse durdursunlar."
Hızlı hızlı söylediğim her cümlemi sessizle dinleyen Giray ben sustuktan sonra "Tamam abi," diyerek telefonu kapattı. Odada bekleyen adamlara bakmadan odadan çıkıp balkonun kenarına geldim. Hava kararıyordu ve Neva yine tek başınaydı.
Ellerimin için kafama bastırıp daralan göğsümü rahatlatmaya başladım. O zaman kimsesi yoktu ve orada ölümlerle burun buruna geldi. Fakat şimdi bir ailesi vardı. Biz vardık. Ne olursa olsun onu bugün bulacaktık.
Gözlerimin önünde o götürülüşünü silemiyordum. Gözleri bendeyken bana doğru elini uzatışına karşılık veremedim ve bu benim delirmeme sebep oluyor. Kriz geçirebilirdi, çantasında ilacı var mıydı bilmiyorum. O sırada telefonum çalınca Çakır'ın aradığını gördüm. "Bir şey buldum, on dakikaya oradayım." Telefonu hemen kapatarak içeriye girdim.
"Çakır geliyor bir şey bulmuş."
Eslem ve Asya da odaya benim arkamdan geldikten dakikalar sonra Giray gelmişti. Odada bir o yana bir buna doğru giderken gelmek bilmeyen Çakır'a sövmekle meşguldüm. Tam o sırada odanın kapıları açıldı. "Siyah bir kamyonet. 31AK345 plakalı. Araçta iki kişi var ve adamın birinin adı Haydar Salıyemez. 40'lı yaşlarında ve kamyonetin sahibi. Muhtemelen parayla tutulmuş. Oğlu konuştu, adamları Polonezköy'ü yolunda kalan bir kulübeye götürecekmiş."
Enes aldığı bilgileri hızlıca tararken bende uydudan kulübenin olduğu yeri arattım. Baktığım yerde bir kaç kulübe vardı. Hızlıca kafamda planı kurmaya başlarken Giray da hemen arkamda durup benim gibi kafasında hallediyordu.
"Kulübeye vardılar."
Hızlıca yerimden kalkıp Enes'in arkasına geçtim. Polis izleme sistemine tanıdıklar sayesinde girmiş ve kamyonetin gidiş yolunu izliyordu. Ardından hızlıca monitördeki kulübelere baktım.
"Şu ev," dedi Giray parmağıyla uydudan görüntülenen kulübeyi gösterirken. Kafamı sallarken kafamda çoktan bir plan kurulmuştu.
"Toplantıya hazırlanın," dememle Enes hariç hepsi odadan çıktı ve girişteki odaya geçti. Enes'in yanındaki bilgisayara oturarak kulübenin ve çevrenin krokisini hazırladım.
Adamlar her ne kadar kulübe deselerde lüks bir dağ eviydi. Birçok giriş ve çıkışı vardı. Korumalarında çok olacağını tahmin ediyordum.
"Hadi," diyerek ayağa kalktım ve Enes ile odadan çıktık. Girişteki odaya geçtiğimiz gibi krokiyi masaya açarak elime kalemi aldım.
"Kamyonet sabit hâlâ," dedi Enes elindeki tablete bakarken. Kafamı sallayıp hazırda bekleyen ekibe baktım. "Kulübe değil bir dağ evi. Kimin üzerine bilmiyorum Enes'in araştırması lazım. Bu sonranın işi. Öncelik tamamen Neva'yı kurtarmak. Adamları öldürmeyeceğiz bunu unutmayın."
Herkese sırayla bakmamla bana kafa sallayıp onaylamaları bir oldu. "Ana giriş burası," deyip kalemle işaretlediğim yeri gösterdim. "3 giriş var ve üçüne de bir grup gidecek. Kaç koruma var bilmiyoruz ama sessizce halledeceğiz. Eve yaklaştığımızda yarım saatlik bir zaman dilimi vereceğiz Enes'e kameralara sızması için. O sırada etrafı tarayıp birbirimize haber edeceğiz. Hangi odada tutulduğunu bilmiyoruz o yüzden Enes hariç hepimiz gireceğiz içeriye."
Vedat abi ve Alaz da kafa sallayınca tekrar evin bir kaç bölümünü işaretledim. "Ana girişte Vedat abi ve Giray olacak. İkinci yan girişte Çakır, ve Asya, 3 son girişte ise ben ve Eslem olacak."
Üçüncü giriş en zor olanıydı çünkü çatıdan girecektik ve tahminlerim Neva'nın üst katta olduğundan yanaydı. Gözlerim Asya'ya kaydı. "Hazırlıklı olmalısın, yaraları olabilir veya krize girmiş olabilir. Gördüğünüz adamlarla münakaşaya girmeden sessizce indiriyorsunuz. Zevkini sonra alırsınız Neva'yı bize tehdit olarak kullanmasınlar."
Olumlu mırıltılar ardından kolumdaki saate baktım. 21:43'dü. "Gece yarısı orada olacağız. Ona göre hazırlanın, bir kahramanlık gösterisi istemiyorum, herkes kendine ve Neva'ya dikkat edecek. Anlaşıldı mı?"
"Anlaşıldı."
Birkaç sesten duymam ile derin bir nefes aldım. Halledecektik, sağ salim tam takım geri dönecektik.
Uzunca süren direktifleri, nasihatleri dinleyen ekip hazırlanmak için ayaklandığında kendimi tekrar balkona attım. Gitme vaktimiz gelmişti. Kendimi onu kurtaracağıma dair kurduğum cümlelerle sakinleştirebiliyordum sadece. Balkonun kenarından sokağa baktığımda birkaç kişi haricinde herkesin evlerinde oluşu sessizliği katlatmıştı. Karanlık tüm İstanbul'u ağırlığıyla korkutmuştu.
Karanlık Dilsiz Cepci'nin de üzerine çökmüştü bugün.
Kim bilir ne haldeydi, ne durumdaydı. Yine aynı korkuları hissediyor olma düşüncesi çıldırtıyordu. Elimden gelseydi tüm o korkularını alırdım. Almak için elimden gelen her şeyi yapabilirdim. Geçmiş anılarında boğuluşu, o anılardan kurtulamayışı ve su an kendini yalnız hissedişi içimde bir yerleri yerle bir etmişti.
"Hazırız," dedi Çakır. Geriye dönüp simsiyaha bürünmüş Çakır'a göz atıp hızlıca içeri girdim. Odaya girdiğimde diğerleri çıkıyordu. Armut koltukların tam karşısındaki televizyonun arkasında kalan kolu çevirdiğim gibi prefabrikten yapılan kapıyı çekip açtım.
Aşağıya inen merdivenleri hızlıca inip alt kattaki oto yıkamanın bile altında kalan kısma geçtim. Burası hazırlandığımız odaydı. Üzerime siyah üniforma gibi kullandığımız kıyafetleri giydim hızlıca. Ardından kargo pantolonuna aletleri ve silahları yerleştirdim. Çelik yeleğimi giyip eldivenlerimi değiştirdim.
Şapkayı da taktıktan sonra maskemi yüzüne yerleştirip kulaklıkları kulağıma yerleştirdim.
Hızlı adımlarla merdivenleri tırmanıp ikinci kata vardığımda herkes balkonun karanlığında beni bekliyordu. Gözlerin üzerinde oluşunu umursamadım elimdeki eldiveni düzelttim. Çakır maskesini düzelterek ayaklandı ve bana kısa bir bakış atıp sesli şekilde nefes verdi.
"Gidip bizim Cepçi'yi kurtaralım bakalım."
***
Neva'dan.
Boğuk boğuk sesler ve vücudumun sanki tutulmuş gibi ağrıması inlememe sebep oldu. Zorlukla öne doğru düşmüş olan başımı kaldırdığımda sandalyeye bağlı şekilde bir yatak odasında olduğumu anlamıştım.
Havaya karanlık çökmüştü ve bulunduğum odanın sadece komodin üzerindeki abajuru yanıyordu. Uyandığımda karşılaşacağımı düşündüğüm yer yüzünden hislerim birbirine girmişti.
Bir yanım gücüm ve imkanım varken arkama bile bakmadan kaçmam gerektiğini fısıldarken diğer yanım hiçbir şey yapmadan beklemem konusunda baskılıydı.
Korkum içimi kavururken ne yapacağımı bilmediğim için delirmek üzereydim. 11-12 kişi saymıştım ve hepsiyle baş edebilir miydim bilmiyorum. Baş edemeyip tüm planı bozabilirdim. Karadul'un beni bulmasını ummak dışında başka yapacak bir şeyim yoktu.
O sırada açılan kapı ile sırtımı saldalyeye yasladım iyice. İçeriye giren iri yarı adam korkumu daha da yükseltmişti. Ellerim sandalyenin kollarına bağlı olsa da bu titremelerine engel değildi. Korkutucu bakışlarını bana diken adam her üzerime doğru adım atışında çığlık atmamak için dilimi ısırıyordum.
Konuştuğumu belli etmemeliyim. Fakat korkum her an her şeyi yaptıracak türdendi.
"Neden burada olduğunu biliyorsun değil mi?"
Biliyordum fakat onun bildiğimi bilmesine gerek yoktu. Kafamı korku dolu bakışlarımı adamdan ayırmadan iki yana salladım. Şu an tek bir gerçek vardı o da içimdeki korkuydu.
"Karadul'la iş birliği mi yaptın?"
Oyalamadan pat diye sorduğu soru irkilmeme sebep oldu. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Sakin ol diye sayıklamaktan nasıl davranmam gerektiğimi unuttum.
Hiçbir şey hatırlamayan, bilmeyen ve konuşamayan Neva nasıl davranırdı? Öyle davranmam gerekiyordu. Ne dediğini anlamamış bir şekilde diktim bakışlarımı. Adam bana doğru eğildiği gibi çenemi sıkı sıkı tuttu.
"Konuşa biliyorsun değil mi?"
Tedirgin edici bir sakinlikle sorduğu soru ve canımı yakıcı bir sertlikte tuttuğu çenem gözlerimin dolmasına sebep oldu. Güçlü durmaya çalışsam da yeteneklerim olsa da geçmiş travmalarım yerli yerindeydi. Ve beni ağlatmaya yeterdi.
Titreyen dudaklarımı umursamadan adamın elinin verdiği ölçüde kafamı iki yana doğru salladım. "Yalan söyleme lan!" Diye öyle bir bağırdı ki yüzüme doğru korkuyla sıçramış, cansız bir iniltili sesle ağlamaya başlamıştım.
"Ben seni konuşturmasını bilirim," diyerek geri çekildiğinde ne yapacağını bilmemek ve yapacaklarını tahmin etmek korkudan titrememi arttırdı. Karadul hemen şimdi gelmeliydi, bana işkence etmesine izin vermezdim ama kendimi de açığa çıkaramazdım.
Daha ben ne olduğunu bile anlamadan yanağıma yediğim tokat ile acıdan bağırmamak için son anda dilimi ısırdım. Kanadığını hissediyordum fakat yinede açık veremezdim. Yanağımın sızısı hıçkırarak ağlatıyordu fakat bir tek bu şekilde dizginliyordum kendimi. Saçıma dolanan parmakları saçımı kavradığı gibi yana düşen kafamı kaldırdı.
Bağırmamak için dişlerimi sıkıyordum fakat boğazımın içinden acıyla inliyordum. Bu kulağıma basınç olmasına sebep oluyordu ayrıca bunda adamın attığı tokadın da etkisi var. Daha fazla zorlarsam kulağımın geçici bir süre duymakta sorun yaşayacağını biliyordum. Yıllar önce olduğu gibi.
Adamın konuşamadığımı düşünmesi için kafamı iki yana sallayarak ağlıyordum. Fakat o inatla konuşacağıma inanıyordu. Tekrar aynı yere yediğim tokatla neredeyse bağıracaktım. O kadar şiddetli vurmuştu ki gözlerim karardı ve sandalyeyi tutmasaydı neredeyse düşecektim. Dilimi ısırmaktan ağzımın içine dolan kanı yere tükürdüğüm sırada dışarıdan patırtı koptu. Adamın gözü anlık kapıya kaysa da tekrar bana dönmüştü. İnler gibi nefes alışverişlerimi inceleyen adam konuşup konuşmadığımdan emin olmaya çalışıyordu.
Tam o sırada tekrar bir gürültü gelmişti dışarıdan. Adam sinirle burnundan soluyarak "Bir durmadınız amına koyayım," diye söverek odadan çıktığında rahat bir nefes verdim. Konuşamadığımı göstereceğim diye kendimi sıkmaktan ölecektim neredeyse. Ağzıma doluşan kanı tekrar tükürdükten sonra ağzımı açıp kapatarak kulağımın kendisine gelmesi için uğraştım fakat işe yaramadı. Sesli şekilde ağlamamak için kendimi sıkmaktan neredeyse nefessiz kalmıştım. İki büyük sakin nefesler çekerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Adamın giderken kilitlemediği kapı bir anda açılınca yerimden sıçradığım gibi ıslak gözlerim kapıya değdi. Loş ışığın verdiği ölçüde görebildiğim kişi rahat bir nefes almama sebep olmuştu.
Karadul gelmişti.
Maskesi ve şapkasından yüzünü göremediğim kişi parmağını şapkanın altından kulağına koydu. "Buldum," diye konuştuğunda zorlukla duyduğum mekanik sesle daha çok emin olmuştum. Karadul ekibinden hangisi emin değilim ama Alar'a çok benziyordu.
Hızlı adımlarla yanıma geldiği gibi bir dizinin üzerine eğildi. Hızlı nefes alıp verişim ve titreyen vücuduma kısaca göz attıktan sonra eldivenli elleri bağlı ellerime düştü.
"Sakin ol, derin nefes al. Geçti tamam mı?" Zorlukla duysamda ne demek istediğini anlamıştım fakat korkum ve daha önce yaşadıklarımın yarattıkları yüzünden kendime gelemiyorum. Ellerimi çözdükten sonra yüzüme doğru uzanan eldivenli eli çenemin üzerinde nazik bir şekilde durdu. Dudaklarımda tükürdüğüm kan duruyordu fakat o iğrenmeden çenemden kayan kanı sildi.
"Geçti, güzelim."
Sesini o kadar zor duyuyordum ki neredeyse duyabilmek için eğilecektim. Doğrulup sırtındaki çantadan çıkardığı suyu bana uzattı ve ben daha elime almadan kendisi dudaklarımın üzerine koymuştu içmem için. Titreyen ellerimi adamın suyu tutan ellerinin üzerine koydum. Birkaç yudum sonunda kafamı geri çektim.
"Daha iyi misin? İlacını ister misin?" Kafamı iki yana salladıktan sonra ellerimden tutarak ayağa kaldırdı. "Gidelim mi?" Büyük bir ilgi ile gözlerini benden ayırmıyordu ve iyi olmam için uğraşıyordu. Ardından bir şey daha dedi fakat duyamamıştım. Kafamı kaldırıp baktığımda cevap beklediğini anlayabiliyordum.
Adamın Alar olduğuna emindim.
"Düzgün duyamıyorum biraz yüksek konuşman gerekiyor," diye oynattım dudaklarımı. Ağzım kapalı şekilde bağırmamaya çalışmalarım ve adamın vurduğu tokatlar kulaklarımın tekrar duymasını zorlaştırmıştı. Bunu en son 9 yaşımda yaşamıştım.
"Ne demek duyamıyorum?"
Şaşkın bir şekilde sorduğu soruya omuzlarımı silktim. Ayaklarıma kadar her yerim titriyordu ve konuşmamak için üstün çaba sarf ederken bir şeyleri açıklayamıyordum.
Yine duyamadığım bir şeyler mırıldandıktan sonra parmağı kulağına gitti. "Hazırız," dediğini duydum sadece ardından kafamı eğip işaret parmağımı kulağıma bastırdım. Daha ne olduğunu bile anlamadan etraf tamamen karanlığa büründü. Korkum kalbimi boğazıma kadar yükseltince elim kolumu tutan Alar'a tutundu.
"Korkma, çıkacağız buradan."
Ne kadar korkmamaya çalışsam da elimde olan bir şey değildi. İstemsiz Alar'a doğru yanaştım ve elime inen eldivenli elini sıkı sıkı tuttum. Kendinden emin bir şekilde yürümeye başladığında karanlıkta nereye adım atacağımı şaşırmıştım ve tökezliyordum. Alar yürüyemediğimi fark etmiş olacak ki beni kendine çekip kolunu belime sardı.
"Korkmadan yürü ben etrafı görebiliyorum," deyince gözlerinde gece görüş gözlükleri olduğunu anlamıştım.
Oldukça emin yolunu biliyormuş gibi yürüyordu ve bende ona yapışık şekilde durduğumdan onu takip ediyordum. Bir yerden indiğimizi bir yerlerden döndüğümü anlıyordum. Nerelere geçtiğimizi aklıma tutmaya çalışmadım nedense Karadul'a gözüm kapalı güvenebileceğimi hissediyordum.
Hafif esen havanın suratıma çarpmasıyla dışarı çıktığımızı anlamıştım. Alar durduğu an otomatikman bende durdum ve Alar'ın bana doğru döndüğünü hissettim.
"Beni duyuyor musun şu an?" Diye biraz yüksek şekilde sordu. Kafamı aşağı yukarı sallayınca ellerini omzuna yerleştirdi ve bana doğru edildiğini hissettim. "Şimdi seni bayıltmak zorundayım, merak etme canın yanmayacak ailen hastanede bekliyor seni oraya götüreceğiz tamam mı?"
Herhangi bir insana yakalanmamak veya onların gerçek yüzlerini görmemem için böyle bir şey yaptıklarını biliyordum. Kafamı aşağı yukarı salladım tekrar fakat biraz tedirgin olmuştum. Kollarında baygın ve savunmasız duracak olmak düşündürmüştü beni.
O sırada Alar'ın ağzıma bir bez bastırdığını ve kokunun boğazımı yakarken saniyeler sonra kendimden geçip Alar'ın sıkı sıkı tuttuğu kollarına doğru yalpaladığımı hatırlıyordum.
****
Elimdeki kumandayı odadaki televizyona doğru uzatıp kaçıncı olduğunu saymadığım kez kanalları dolandım. Uyandığımda hastanede odasındaydım ve yanımda Alaz ile Nazlı vardı. Nazlı daha sonra bebeği durmadığı için gitmişti. Alaz da telefonla konuşmak için dışarı çıkmıştı.
Başka kimsenin olmayışı hem sıkılmama hem de tedirgin olmama sebep olmuştu. Adamların tekrar gelebilme ihtimalleri benim tetikte durmama sebep olmuştu. Ekibi de nedense arıyordu gözlerim. Gelmelerini istiyor muydum bilmiyorum ama gelirler diye de düşünüyordum.
Uyandığımdan haberleri var mıydı acaba?
Merak etmişler miydi onlarda beni? Çantam ve telefonum koltuktaydı ve kalkıp almaya üşeniyordum zaten arayan soran da yoktu. Alaz'a da ekibi sormak istememiştim.
Hafif tıklatılan kapı ile kafamı çevirdim. Yavaşça aralanan kapıdan uzanan kafa ister istemez gülümsememe sebep olmuştu. Yekta zümrüt gözlerini bana dikmiş büyük bir ilgiyle bana bakıyordu.
"Uyanmışsın," dedi gülümseyerek.
Kafamı sallayıp kumandayı kenara bıraktım. Bilmediğim bir haber kanalı açık kalmıştı ama umursamadım. Yekta içeriye girip kapıyı kapattığında bile gözlerini üzerimden ayırmamıştı.
"Sana bir şey olacak diye ödüm koptu."
Yanıma oturup yataktaki elimi tuttu. İki elinin arasında duran elimi eldivenli eliyle okşuyordu. "İyiyim," diyerek gülümsedim. Eli bu sefer yanağıma çıkmış çıplak parmak uçları ile yanağımın alt köşesini okşamıştı.
Adamın vurduğu yerdi.
"Güçlü durmak zorunda değilsin, Cepçi. Korkunu hissedebiliyorum."
Söyledikleri gerilmeme sebep olmuş ve derin nefes aldırmıştı. Gözlerimi ellerime indirdiğimde yanağımdaki eli yüzümü geri kaldırmıştı. "Korkun seni güçsüz kılmaz." Dün geceki yaşanılanlar gözlerimin önüne geldiğinde tüylerim ürperdi. Omuzlarımı silkip başımı Yekta'nın eline yasladım. "Aynı şeyleri yaşamaktan çok korktum." Oynattım dudaklarımdan okudukları dişlerini sokmasına sebep olmuştu. "O korkunu da söküp alacağım içinden." Öyle emin öyle kesin konuşuyordu ki içimdeki bir şey ona inanmak için kör kütük sarhoş oluyordu. Hiçbir insana inanmayan hep şüphe ile yaklaşan ben Yekta'ya inanmak istiyordum. Ona güvenmek istiyordum, sanki onu hayatımda korktuğum bir yere koymak istiyordum.
Bunun doğuracağı sonuçları biliyordum fakat yinede onun hayatında bir yer edinmek, ona hayatımda bir yer vermek istiyordum.
Bunu hissetmemem lazımdı.
Ben kendi içimde yaşadığım buhrana boğulmuşken Yekta hala çenemde duran eliyle başımı yukarı kaldırıp şakağıma minik bir buse kondurmuştu.
"Her şeyle savaşacağız seninle diye güçlü olmak, korkusuz olmak zorunda değilsin. Korksan da, güçsüz düşsen de kollarımın arasına sığınabilirsin. Hatta her şeyden kaçıp orada saklanabilirsin."
Elim benden bağımsız göğsünün ortasına kaydı. Avucumu oraya bastırdığımda kalp atışlarını hissedebiliyorum. "Burası çok kalabalık. Sen buradaki kalabalığa her şeyinle bağlısın," diye mırıldandım. Gözlerimi Zümrütlerine çevirdiğimde merakla bana bakıyordu. "Ve sen istesen bile burada sakladıkların benim varlığımı kabul etmez. Ve yine sen, bir gün seçim yapmak zorunda kalabilirsin." Ellerimi geri çekip derin nefes aldım. Dudaklarımı yalayıp kendimden emin şekilde baktım Yekta'ya.
Karadul ile beraber gireceğim bir savaşım vardı bu savaşın sonu ne olur bilmiyordum ama bu Yekta'nın hoşuna gitmeyecek orası kesin.
"Ben hiçbir zaman seçilen taraf olmayacağım. Orada sakladığın insanların yerini almak istemem ama onlar kadar da değerli olamam."
Anneme olan nefreti çok büyüktü. Annemin suçsuzluğu çıkartmak için uğraşıyordum fakat sanki suçsuz olduğu ortaya çıkınca yer yerinden oynayacakmış gibi hissediyordum.
"Değer zamanla biçilir Cepçi. Ve ben o değeri sana biçmek istediğim için ihanetini gözlerimle gördüğüm kadını sırf sen istiyorsun diye bulmaya çalışıyorum."
Söyledikleri bir yandan gerilmeme sebep olsa da diğer yandan içimi tuhaf hislere bulamıştı. Ne demek istediğini düşünmem gerekiyordu sanki. Sana değer veriyorum mu demişti? Benim için çabalamak mı istiyordu?
"Ben," diye mırıldandıktan sonra gözlerimi Yekta'ya çevirdim. Bakışları dudaklarımdaydı. "Annemle ilgili bir şey öğrendim." Yekta'nın ne öğrendiğimi merak eden bakışlarıyla gözlerimi kısıp hareketlerini izledim. "Annemin oğlu mu var?" Dudaklarımı okumasıyla yüz hatlarının gerilmesi bir oldu. Sanki bunu çok erken öğrenmişim gibi bir izlenim vermişti. Cevap vermesini bekliyordum ama cevap verecek gibi durmuyordu. Daha çok ne diyeceğini düşünür gibiydi.
Abim var ve ben bu yaşıma kadar onsuz büyüdüm. Belki de abisine aşık bir kız olabilirdim...
"Her şeyi bilen birisi var. Tüm gerçekleri bilen birisi. Bana her şey anlatacağını söyledi."
Yekta'nın biçimli kaşları benim dudaklarımdan okudukları ile çatıldı. Sanki tüm gerçekleri kim biliyormuş gibi soru sorar gibiydi. Bakışları merakın pençesine sarılmış av gibiydi. "Kim o?"
Söyleyip söylemekte kararsızdım. Bana yardım edeceğini söylemişti ama ortada o kadar çok sır var ki birisine gerçekleri anlatsam sanki hemen arkasından tüm gerçekleri ortadan kaldıracak gibi hissediyordum. "Adını bilmiyorum. Ama mahalledeki aklî dengesi olmayan bir kadın vardı ya, o. Herkes onu deli sanıyor ama o sapasağlam."
Yekta sanki çok saçma bir şey söylemişim gibi burnundan ses çıkartarak gülmüştü. Elini saçlarından geçirip inanmadığını gösteren bir bakışla bana baktı. "O kadının nasıl delirdiğini ben gördüm. İmkansız."
Sinirle yaslandığım yastıktan doğrulup ters bakışlarımı Yekta'ya diktim. "Körsünüz. Önünüzde o kadar büyük bir oyun dönüyor ki siz bunu göremeyecek kadar körsünüz."
Dudaklarımdaki bakışları okudukları ile koyulaşmıştı. Dediklerim sinirlerini bozmuştu onun. "Açık konuş Cepçi." Bacaklarımdaki örtüyü ittirdiğim gibi ayağa kalkıp koltuktaki çantamı aldım. İçinden çıkardığım telefonu aldığım gibi Yekta'nın yanına oturdum. Hemen diğer elimde de not defterim vardı. Telefondan ses kaydını açtığım gibi kadına sorduğum soruların durduğu kısımları açtım not defterinden. Kadının sesini duyması ile duruşu şaşkınlıkla değişen Yekta devamında büyük şoka uğramıştı. Zorlukla yutkunmuş kadının sağlıklı bir şekilde konuşuyor oluşuna ne diyeceğini bilememişti.
Kadının son dedikleri ile "Hassiktir!" Demişti. "Eğer onlar değilse, asıl ihanet eden kimdi?" Bilmiyorum der gibi dudağımı buzdum. Bunun gerçekliğini beklemediği yıkılmış olan suratından belliydi. Dediğim gibi kör olduklarını göstermiştim ona fakat o bunu o kadar beklemiyordu ki şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti. "Kimseye bir şey söyleyemeyiz, gerçeği öğrenene kadar." O da benimle aynı düşünceye sahip olmalı ki kafasını anında sallamıştı. "Adres nerede?" Diye sordu bakışlarını bana çevirip. Ne düşündüğünü anlayamıyordum fakat şaşkınlığı ve bu gerçeği beklemediğini suratında apaçık belliydi. "Sakladım," dediğimde kasları çatılmıştı. "Sadece nerede olduğuna bakacağım," demesiyle kafamı iki yana sallamam bir oldu. Benim tepkim anlayamadığım bir şekilde omuzlarını düşürmesine ve kafasını biraz geriye yatırmasına sebep oldu. Sanki bunu beklemiyormuş gibi bir hali vardı.
"Bana güvenmiyorsun."
Bunu söylerken sanki kendinden iğrenmiş gibi bir hali vardı. Bana olan bakışlarında gördüğüm kırıklar içimde bir yerlere batsa da gerçeği inkar etmemiştim. "Benden çok şey saklıyorsun. Ve bana karşı olan önceki davranışını henüz unutamadım. Sana karşı beslediğim ilk duygu korkuydu."
Cümlelerim Yekta'nın üzerinde sarsıntıya sebep olmuştu. Bu cevabı beklemediği yutkunamayışından bile belli oluyordu. Hafif çekik duran gözleri gözlerimde takılı kalmış sanki canı yanmış gibiydi. Bunu yüzüne karşı söylemek istemezdim fakat bana değer vermek istiyorsa önce korkumu değil ona karşı olan ilk izlenimimi silmesi lazımdı.
"Özür dilerim, Cepçi," dediğinde sesi zorlukla çıkmıştı. Hatta neredeyse duyamamıştım. "Unutturmak için her şeyi yapacağım söz."
"Sana inanıyorum," diye oynattım dudaklarımı. Çabasına inanıyordum fakat bu dediklerini değiştirmiyordu.
Yatağıma geçtiğim sırada tıklatılan kapının hemen arkasında içeriye girenler ile gülümsedim. Önce Alaz ve hemen ardından ekip içeriye ellerinde çiçekler ile girmişti. "Sonunda uyanmışsın uykucu," diye konuştu Enes elindeki papatyaları bana doğru uzatıp. Hemen ardından diğerleri de ellerindeki çiçekleri bana verince yatağın üstü bahçe gibi olmuştu.
"Siz gittikten sonra uyandı şansınıza," diyen dayıma döndüm. Dayımla göz göze gelince açıklamak ister gibi "Karadul seni getirdiğinden beri yanından ayrılmadılar. Gitmeleri gerekince de sen uyandın," diye açıkladı.
"İyi misin dilsiz?" Diye sordu Çakır gerçek bir merakla. Bakışlarımız birleşince ister istemez gülümsedim ve kafamı salladım. Beni merak etmeleri gerçekten hoşuma gitmişti. Bir yere ait hissettiriyor sanki onlarla aramda bir bağ varmış gibi hissettiriyordu. "Korkuttun bizi dilsiz," diye konuştu Eslem beklemediğim bir samimiyetle. Tamam aramız düzelmişti ama yine de benim için bu kadar endişe edeceklerini beklemiyordum. Gerçekten aralarına mı almışlardı beni? "İyileşene kadar ekip emrinize amade hanım efendi," diyerek yanıma oturan Giray gülmeme sebep oldu. Kulaklık boynunda telefon elindeydi. Yine oyundaydı. Kafamı uzatıp oyuna baktım. Savaş oyunuydu. "Sever misin?" Diye sorunca kafamı sallamıştım. Öyle çok oynanam fakat oynayınca da hoşuma giderdi. Bir anda telefonu elime tutuşturup kulaklığı da kulağıma takınca ne yapacağımı şaşırdım.
"Kırmızı oklu askerleri vuracaksın, kulaklıktan timin başkanı olan oyuncu sürekli direktif veriyor onu da takip edeceksin. Sen keskin nişancısın ve genelde karşı tarafı sen indiriyorsun," deyip parmağıyla nerelere basmam gerektiğini gösteriyordu. Kulağımda ise hiç tanımadığım bir adam direktif verip yönlendiriyordu. Online bir oyun olup oldukça da eğlenceliydi.
"Acemi olmana rağmen çok iyi oynuyorsun. Asya beni oyundan attırmıştı. Sürekli vurulduğum için ekip oyuncuları beni şutlamıştı," dediğinde sessiz bir kahkaha atmıştım.
Asya gözlerini devirip diğer yanıma oturmuştu. "Senin telefonun çok kasıyordu sadece." Telefonu kasmıyordu fakat bunu herkes bildiği için sanırım Asya'nın dediğine gülmüşlerdi. Açılan kapı ile içeriye giren Doktor ve Vedat abi herkesin toparlanmasına sebep oldu. Kulaklığı ve telefonu Giray'a uzatıp dikkatimi içeri girenlere verdim. "Nasılsın Neva? Daha rahat duyuyor musun?" Hemen komodine koyduğum deftere uzanacakken "Dudaklarını oynat, Cepçi," dedi Yekta.
"Hala az duyuyor," diye oynattım dudaklarımdan çıkanları sesli şekilde iletti doktora. Doktor önündeki kağıda bir şeyler yazdıktan sonra tansiyon aletini aldı eline. "Duyma yetin bir kaç güne yerine gelecek merak etme." Uzattığım koluma sardığı aletle tansiyonumu ölçtükten sonra doğruldu. "Tansiyonun düzelmiş," dediğinde kaşlarımı çattım. "Gördüğüm kadarıyla kendine dikkat etmiyorsun," deyişi diğerlerinin dikkatini çekmişti.
"Tuzu azaltmak zorundasın, tansiyonun geldiğinde çok yüksekti. Yaşadıklarından ötürü olabilir ama bir kaç gün takibi yapılmalı. Hipertansiyona çevrilmemesi lazım."
Yekta hemen yatakta dibime kadar yaklaşıp geniş kollarını birbirine doladı. "Tansiyonu yaşadıklarından ötürü olabilir. Yani genç ve sağlıklı birisi için bir kaç gün tansiyon takibi neden yapılması gerek?"
Doktor elindeki tansiyon aletini kenara koyup muhtemelen çıkan değeri kağıda yazdıktan sonra Yekta'ya döndü. "Tek böbrekli insanların hayatları normal olabilir fakat tansiyon düşmanları. Sürekli yükselen tansiyon sıkıntılar çıkartabilir. Hipertansiyona çevirebilir. Neva hanım geldiğinde tansiyonu oldukça yüksekti yaşadıklarından olabilir fakat takip etmekte fayda var. Erkenden önlem."
Doktor konuşmaya devam ediyordu fakat herkesin takılı kaldığı nokta tek böbrekti. Birkaç direktifin ardından bugün çıkabileceğimi söyleyen doktor hemen arkasından bizi odada bırakıp gitmişti.
Doktorun çıkışı ile birlikte ortamı sarak sessizliği Alaz bozmuştu. "Böbreğini kaybettiğini neden söylemedin güzelim?" Alaz'a omuzlarımı silkerek oturuşumu düzelttim. "Tansiyon sorunum yok, sadece yaşadıklarımdan ötürüdür. Korkmaya gerek yok." Alaz yinede canı sıkılmış gibi bir hal takınmıştı. Bir şey demek yerine bakışlarını kaçırdığında gözlerimi hemen yanımda duran Yekta'ya çevirdim.
Sırtını duvara yaslamış kollarını birleştirmişti. Bakışlarını düşünceler üşüşmüştü ve gözleri oturduğum için cropun açıkta bıraktı belimde geziyordu. Yarayı görünce Yekta'nın durumu anladığına emindim, doktorun dedikleri ona sürpriz olmamıştı.
"Ne oldu da kaybettin böbreğini? Hasta falan mıydın?
Duraksasa bile sormaktan vazgeçmeyen Çakır'a döndüğümde tek merak edenin o olmadığını fark etmiştim. Derin nefes alarak dudaklarımı okuyabilsin diye ona döndüm. "Kaçıran kişiler almıştı böbreğimi. Benim gibi çok çocuğun organı alınmıştı." Dudaklarımdan okudukları ile şaşkınlıkla kaşları havaya kalkmıştı. Kafede Vedat abiye dediklerim şimdi anlam kazanmıştı. "Gerçekten içimden hissederek söylüyorum," diye konuştu Eslem. Çakır'ın hemen yanında duruyordu. Siyah uzun saçını sakin bir şekilde omzundan arkaya bıraktı. "Sen gerçekten çok ama çok güçlüsün. Ailemi kaybettiğimde benim için yaşam amacımda öldü sanmıştım ama sen yaşadıklarına rağmen hala hayata öyle bir tutunmuşsun ki... Hayran kalmamak elimde değil," diyerek yanıma oturdu. Yönü bana doğru dönüktü ve yatakta duran elimi tutmuş gülümsemişti.
"Düşündüğünüz kadar güçlü değilim," diye oynattım dudaklarımı. Üstümdeki yorgunluğu anlatabilecek hiçbir kelimem yoktu. Ben ayaktaysam sadece annemin dizlerine başımı koyup canım çıkana kadar ağlamak için ayaktayım. Annemin dizlerine uzanırsam yorgunluğum kalmayacaktı. "Nefes almaya bile gücüm yok aslında ama hayat döve döve de olsa ayağa kaldırıyor bir şekilde."
İlk tanıştığım Eslem ve şimdiki Eslem arasında dağlar kadar fark vardı. İlk karşılaştığımızdaki bakışları benden nefret ettiğini bas bas bağırırken şimdi tam karşımdaki bakışları samimiyete boğulmuştu. Sanki her an bana sarılacakmış gibi. "Asla öyle düşünme," diye konuştu avuçlarındaki elimi okşarken. "Bundan sonra yanında biz varız. Tükendiğin yerde sana nefes oluruz."
Hiç ama hiç beklemediğim bu sözler içimde büyük bir tufana sebep olmuştu. Gerçek düşünceleri olduğu belliydi, beni gerçekten aralarına almak istediklerini görebiliyordum. Ne diyeceğimi ne yapacağımı çok şaşırmıştım. Bu dostluğun bu samimiyetin eksikliğini yıllardır hissediyordum fakat şimdi karşımda yıllardır beklediğim desteği görmek beni dumura uğratmıştı.
Diyecek bir şey bulamamanın verdiği utangaçlıktan beni televizyondaki haber kurtarmıştı. Televizyonun sesine pek odaklanmasam da diğerleri odaklanıyordu sanırım çünkü "Şunun sesini açın çabuk," diyen Giray ile herkes dikkatini oraya vermişti.
Spiker konuşmayı bitirmiş haberin içeriğine girdiği gibi anında gerilmiştim. Gösterilen ev dün bağlı şekilde kaçırılıp dayak yediğim evin ta kendisiydi. Birkaç ceset torbası çıkaran polisler ve sağlıkçıların yanı sıra dinlemediğim bir şeyler anlatan bir spiker vardı.
Hemen altındaki şeritte yazan yazı kaşlarımı çatmama sebep oldu. "Karadul grubundan cinayet!" Gözlerim sonuna kadar açıldı şaşkınlıkla. Anında bakışların Yekta'ya döndü ve benim kendisine baktığımı hissedince bana döndü. Bakışlarımdan ne anladı bilmiyorum kafasını iki yana sallayıp "Karadul asla adam öldürmez," dedi. Fakat beni kurtardıkları evden çok fazla ceset torbası çıkarılmıştı. Tekrar haberlere döndüğümde haberci elinde mikrofon evin kapısının önünde konuşuyordu. "En büyük şans, milli eğitim bakanının evinde olmayışıydı. Toplantı da olan bakan eve geldiğinde karşılaştığı cesetlerle şoka uğramıştı." Evin içine girip aynı zamanda dağılan evi çektiriyordu. "Önce adamlarını öldürenlerin kim olduğunu bilmeyen bakan polisi aradıktan sonra evin duvarındaki örümcek çizimi ile bunu yapanın Karadul isimli örgüt olduğunu anladı."
"Hay sikeyim bu işi! Bu ne lan?"
Çakır'ın sinirle ve çıldırmışlıkla konuşmasının üzerine anlamadığım bir şekilde Yekta'dan uyarı gelmişti. "Kendine gel," diyen Yekta'ya döndü Çakır. Bir şey diyecek gibi oldu fakat Yekta'nın bakışlarında ne gördüyse konuşmaktan vazgeçmişti.
Karadul'un suçsuz olduğuna emindim. Milli eğitim bakanına ait olan eve dün kaçırılıp zorla götürüldüm ve o evde Karadul gelmeseydi işkence görecektim. Bu işin arkasında olan kişiler belliydi. Yaptıkları bel altı vurmayı bile geçmişti. Karadul'un görev ahlakında adam yaralamaktan çok bayıltmak olduğunu biliyordum zaten. Dünde muhtemelen beni kurtardıktan sonra burada olduklarını ve onlara açıkça savaş açtıklarını göstermek için duvara örümcek çizdiklerine emindim. Fakat onlar adamlarını öldürerek saldırıyı Karadul yapmış ve adamları onlar öldürmüş gibi göstermişti.
"Tamam toparlanın, Karadul halleder. Artık eve geçelim Doktor, Neva'ya çıkabilir dedi."
Ekip Vedat abinin dedikleri ile anında kendine çeki düzen verdi. Çakır sinirle ensesini ovalayarak cama doğru döndüğünde Yekta eline aldığı telefonuyla bir şeyler yaptı.
Asya elindeki poşetten çıkardıkları gömleğimi bana uzatınca ayaklarımı yataktan sarkıtıp uzattığı gömleği giymiştim. Hastanede klimalar açık olduğundan içim ürpermisti. "Çok soğuk değil aslında," diye oynattım dudaklarımı. Asya önüne düşen beyaz saçını kulağının arkasına koyup bana baktı. "Yekta bu odanın ayarını düşürdü fakat dışarısı soğuk sana göre. Anlık soğuk alman kötü olur," deyince bakışlarım hâlâ telefonuyla uğraşan Yekta'ya kaydı. Böyle ince düşüncelere sahip olduğunu bilmiyordum. Ayağa kalkacakken koluma uzanan Enes ile duraksadım anında. "Yürüyebiliyorum," diye oynattım dudaklarımı bana bakınca. Yamuk bir şekilde güldü. "Aklın varsa kaçırılma nazı çekersin. Herkes ah desen şuan önüne atlar o kıvamdalar."
İster istemez gülünce o da bana sırıtarak koluma girmişti. Hasta birini yürütmekten çok iki kanka sahilde yürüyormuş gibi bir hava olmuştu. Hep beraber önce odadan sonra hastaneden çıktığımız gibi otoparkta yan yana dizilmiş arabalardan Enes'in yönlendirdiğine binmiştim.
Yanağımdaki morluk ve dudağımdaki yara dışında gayet iyiydim. Kulağım ise düzeliyordu yavaş yavaş. Fakat kafamda dönüp duran tek şey bu saatten sonra ne olacağıydı. Aven ve Karadul şuan aranan suçlulardandı. Yakında başımıza ödül konursa asla şaşmazdım.
****
Çelebi Komiserden...
Elimi belime koyarak duvardaki örümcek çizimini inceledim. Karşılaştırmalarımızın hepsi Karadul'un kendi çizdikleri ile uyuşuyordu. Çizimi onlar çizmişti tamam ama cinayeti kim işledi peki?
Bunca zamandır çözülmemiş çok dosyanın gerçeklerini kan dökmeden bize ileten Karadul'da ne değişmiş olabilir de kan dökmek hatta 10 tane adamı öldürmek istesinler.
"Komiserim?" diye seslenen polise döndüm. Gözümü kırptım ne oldu dercesine. Eliyle arkasını gösterdi ve "Her şey tamam komiserim, adli tıp cesetleri götürdü burada işimiz bitti," diyerek elindeki dosyaları bana uzattı. Dosyaları aldığım gibi kapağını açarken aynı zamanda evin kapısından çıkıyordum.
Karadul'a ulaşmak imkansızdan da öteydi. Hiçbir iz yoktu, isim yoktu. Fakat adamlarına ulaşmak kolaydı. En çok iletişime geçen adamlarının bulunduğu adresi inceledikten sonra merkezden gelen gözaltı emri ile beni bekleyen polislere döndüm.
"İki ekip otosu beni takip etsin. Gidip şu adamları alalım."
Aracıma atladığım gibi arkamdan gelen ekip otoları ile Karadul'un bir numaralı adamı olarak bilinen Yekta Alazar'ın ulaştığımız adresine doğru sürmeye başladım. Karadul'u pek desteklediğim söylenemez fakat düşmanım da diyemem. Ne kadar doğru işler yapsalar da insanların örnek alabileceği bir illegal grup. Ve gerçekten çok fazla insan onları örnek alıp saçma sapan işler yapmaya başlıyor. Yardımdan çok zarar oluyor.
Fakat ben daha bebekken belki de daha doğmamışken ortaya çıkan bu grup baya köklenip büyüdü. Yeri geldi onlardan yardım istediğimiz bile oldu. Fakat yine de illegal bir grup ve ben illegal olan her şeyden nefret ederim.
Tek bir nedenle polis olmuştum ve buna yakışır işler başarmalıydım.
Mahalleye girdiğimiz gibi insanlar merak içinde ayaklanıp bakıyorlardı. Üç araç arka arkaya mahalleye giriyordu ve bu tarz mahallelerde bunlar çok dikkat çekerdi. Yekta Alazar'ın evinin önüne geldiğimiz vakit arabadan inen kalabalık bize döndü ve o kalabalığın önünde duran adam ile göz göze geldik.
Gözaltı emri olan Yekta Alazar'dı.
Arabadan indiğim gibi meraklı bakışlar arasında gözlerimi Yekta denen adamdan ayırmadan ilerledim ve tam karşılarında durdum. "Ben komiser Çelebi Aykan. Yekta Alazar?" diye sordum adama bakarak. Suratında mimik oynamayan adam kafasını aşağı yukarı sallayıp "Benim," dedi.
Elimdeki telsizle oynarken "Bizimle merkeze kadar gelmeniz gerekiyor," dediğimde hemen arkasındaki adam bize doğru yaklaştı. "Hangi sebeple?" diye soran adama döndüm. Tanıdıklık hissi ve bakışlarındaki hissiyat beni afallatsa da kendimi kimse fark etmeden toparladım. "Emniyette açıklarız. Zorluk çıkarmadan buyurun," diyerek arkamdaki aracı gösterdim. Yekta denen adam tam hareket edecekken dövmeli adam bir anda kolunu tuttu. "Kimlik görebilir miyim?"
Şaşkınlıkla kaşlarım hava kalkarken arkamdaki iki ekip otosuna bakmamak için zor tuttum kendimi. Polis diye bas bas bağırıyoruz zaten? Sabır diler gibi derin nefes alıp cebimdeki cüzdanı çıkartıp kimliğimi gösterdim. "Tamam uzatma, gider ifade verir gelirim," diye kendinden emin şekilde açıkladı Yekta. Bu duruşu sinirimi bozsada ses çıkarmadım.
Arkasına dönüp yüzünü göremediğim bir kıza baktı. "Bakışlarını düzelt Cepçi, bir şey olmayacak. Ben gelene kadar dinleniyorsun tamam mı?" Kız bir şey demek yerine sadece kafasını salladı ardından Yekta tekrar bana doğru dönüp adım attı. O sırada konuştuğu kızla göz göze geldim fakat sanki beynimden vurulmuşa döndüm. Kızın yorgun bakışları tıpkı benim gibi dalgalandı ve yüzümü talan etti. Sanki o da benim gibi bir hisse boğulmuştu.
Herkes kıza baktığımı görünce "Sizinle daha önce tanışmış mıydık?" diye sordum ister istemez. Yekta az öce cepçi demişti kıza. Hırsızlık sicili varsa oradan tanışıyor olabilirdim. Evet, muhtemelen öyleydi yoksa bu kızı nereden tanıyacaktım?
Kız konuşmak yerine kafasını iki yana doğru sallayınca kaşlarım çatıldı. Sanki biraz daha zorlasam tanıyacaktım. Hem çok yakından tanıyormuşum hem de artık çok uzaktaymış gibi bir his veriyordu.
"Bizim ifade vardı? Daha gözünüzü dikmeye devam edecek misiniz?"
Yekta Alazar'ın bana doğru konuşması ile kendime gelmiş ister istemez kendimi azarlamıştım. Fakat elimde olan bir şey değildi. Tuhaf bir hisse boğuldum iki saniyede. Sanki içimde bastırılmış anılar canlanmak ister gibi kafamın içine hücum yapıyordu.
Bu kızı nereden tanıyordum?
"Buyrun," diyerek aracımı gösterdim. Yekta arka koltuğa geçtiği gibi ekip otosundan iki poliste yanına geçmişti. Arabaya binip torpido gözünden not defteri ve kalemi alıp Yekta'ya uzattım. "Arkadaşların hepsinin isim ve soyisimlerini yazın. Karadul ile bir bağlantıları olup olmadığı araştırılacak."
Aslında sadece gözlerini dışarıdan bana dikmiş o kızı ve her an üzerime atlayıp pataklayacakmış gibi duran dövmeli herifi araştıracaktım. Onlarda bir şey vardı.
****
Ay Çelebi girdi artık tamamen kitaba. Canım adam ya?
çelebi hakkında düşünceleriniz nedir?
instagram ve tiktok : suveyda_reyy
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |