
Ben geldimmmmm. geckme için kusura bakmayın ve keyifli okumalar.
lütfen oy ve yorumları eksik etmeyin.
****
"Yine bir bokluk çıkacakmış gibi hissediyorum," diye konuştu kaçıncı sayı olduğunu bilmediğim Karadul üyesi. Küçük minibüsün arkasında 5 kişi vardık. Şoförle beraber önde 3 kişi vardı. "Hallederiz onu da, yormayın kafanızı," dedi Alar ciddi bir şekilde.
Peşinde olduğumuz adamlar durmayacaktı ve bizi kötü göstermek için ellerinden geleni yapacaklardı.
"Bu arada senin nereden haberin oldu baskından?" Kız olduğunu düşündüm saçlarına kadar kapalı kar maskesi takmış üyeye döndüm. Hiçbir yeri görünmüyordu. Omuzlarımı silkip minibüste daha fazla ayakta durmak yerine koltuğa oturdum. Kız arkamda kaldı.
"Benim her şeyden haberim olur," diye konuştum. Sisteminizde casus yazılımım var desem anında dayak manyağı yaparlardı beni. "Polis sitemini hacklemiştir çok çok," diye konuştu arkadan birisi. Eh polisten bir farkları yoktu.
"Yalnız iyi ortak olduk ha," diye konuştu yanımda oturan."Bu işin sonunda Karadul'a giriyormuşsun bir de."
Hemen arkamda oturan kişi yanımdakinin kafasına vurup tekrar arkasına yaslandı. Ardından diğer kız olarak düşündüğüm kişi konuştu. "Her önüne gelen Karadul'a girseydi, gizliliğimiz kalmazdı." Aralarına girmemi istememelerini dile getirişleri canımı sıkmıyordu. Fakat göz devirmeden edemedim.
"Zaten girmeyi düşünen yok. Şu işi bir halledelim Aven diye birisi kalmayacak."
Hemen önümde yüzü bana dönük şekilde sırtı ise ön koltuğa yaslı duran Alar gözlerini bana dikti. Gözlerini ve bakışlarını seçemesem de sorgular gibi bir izlenim vermişti.
"Sen neden bunları devirmek istiyorsun?"
Nedenlerim ağır gelebilirdi hatta nedenlerimi ve sonuçlarımı duysalar ortalık karışabilirdi. "İnsanlık yapıyorum?" diye konuştum kendimden emin şekilde. İnanmışa benzemiyordu ve bu daha fazla sorgulayacakmış gibi hissettiriyordu.
"Peki neden bu işi hallettikten sonra bırakıyorsun?"
"İnzivaya çekilmeyi düşünüyorum."
"Yalan söylüyorsun." Sesi mekanik olsada kendinden emindi.
"Emekliye ayrılma vakti."
"Fazla gençsin." Sinirimi bozmaya başlamıştı.
"Çoluk çocuk evde aç bekliyorlar beni." Sesim dalga geçer gibiydi fakat bir tek Alar gülememişti.
"Tavırların anaç bir tavır değil. Tamam çocuklara karşı bir sempatin var fakat bu ya okulunu okuduğun ya da çocuklarla fazla vakit geçirdiğin için olmalı. Çocukların yok." Teorileri oldukça güçlüydü. Sezgisi ve izlenimleri yüksekti
"Kardeşlerim olabilir?"
Yaslandığı yerden doğruldu. "Birincisi, kardeşlerin olsaydı evde tek bırakıp kendini tehlikeye atamazdın, çünkü sana bir şey olursa muhtemelen bakacakları kimsede olmazdı." Gözlerini her hareketimi her mimiğimi izlediği için üzerimden bir saniye ayırmıyordu. Ben daha cevap vermek için ağzımı açmadan lafa tekrar atladı. "Ailen de olsaydı hiç tekin olmayan saatlerde böyle bir devirdeyken üstelik rahat rahat gidip kendini tehlikeye atmana izin vermezdi."
Uyduracak bir şey, diyecek kelime bırakmamıştı. Ciddi tavrı tehlikeli duruşu başkan olduğunu bas bas bağırıyordu. Bir şeyleri çözmekte analiz etmekte oldukça iyiydi. Kusuru var mıydı merak eder olmuştum.
"Sorguda mıyım?"
Omuzlarını silkerek kollarını göğsünde birleştirdi. "Bu sana bağlı." Onları tehlikeli bir işe sokmuştum ve ellerine benden bir sebep vermemiştim. Tamam kimse kayıtsız kalamazdı böyle bir soykırıma ama bu devirde sebepsiz bir şey yapmayan çok insan vardı.
Onlarda benim bu işe neden girdiğimi merak ediyordu. Derin nefes alırken bakışlarımı kısa süreliğine hemen yanımdaki cama çevirdim. "Çok sevdiğim birini aldılar benden." Gerçek değildi belki ama yalanda değildi. "Adı Umut. Çok küçükken kaçırıldı ve bir daha bulamadım. Tüm araştırmalarım beni bu noktaya getirdi. O yanan çocukların arasındaydı daha 15 yaşındayken." Umut'un acısı içimde bitmeyecek koca bir yangındı.
Bana o kötü günlerde abi oldu baba oldu. Onu ölsem unutamazdım.
"Ama Umut'u kaybetmemiş bile olsaydım bu işe girerdim. Fazla yoruldum ama umuyorum ki değecek."
Alar anlayışlı bir tavırla kafasını aşağı yukarı salladı. "Merak etme, değecek. Bu arada çocukların yandığı ve tutulduğu yeri bulursak büyük kanıt olabilir." Bu benimde uzun zamandır aklımdaydı ve bir ara kafayı fena takmıştım aramak için. Bulamadım fakat bu gece tekrar arayabilirim.
"Peki ben bir şey soracağım," dedim oturduğum yerde duruşumu düzeltirken. "Sorgu sırası bize mi geçti?" diye konuştu Alar fakat sesi sormamda bir sakınca olmadığını gösterir gibiydi. Omuzlarımı silkip güldüm. "Bu size bağlı."
Burnundan nefes vererek güldü ve eldivenli elini buyur der gibi uzattı. "Şu kurtulan kız. Neva. Onu tanıyorsunuz değil mi?" Görebildiğim ekip üyelerinin hepsi bir anda Alar'a dönüp baktı fakat Alar hiç bozuntuya vermeden normal bir şekilde bana bakıyordu.
Kısa süren düşünmeden sonra usulca kafasını salladı olumlu şekilde. Bunu zaten anladığım için beklediğim bir cevaptı. "Nereden tanıyorsunuz?" Ekip gözlerini Alar'dan çekmezken Alar ise hemen cevap vermek yerine etrafa göz attı. "Mahallenin kızı, oradaki herkesi tanırız."
Daha çok soru sorardım fakat dikkat çekmek istemiyordum. Ayrıca artık inmem gerekiyordu. "Beni müsait bir yerde indirir misiniz?" dedim oturduğum yerden ayağa kalkarken. Sürgülü kapıyı açtıktan sonra inmeden önce tekrar arkamda kalan ekibe döndüm.
"Sonra görüşürüz," deyip inerken "Sonra görüşeceğiz," diye konuştu Alar arkamdan.
Kolumdaki saatle beni takip eden Emre'ye konum atmama gerek yoktu. Yüzümdeki fuları indirdim dikkat çekmemek için ve bir ara sokakta durup saniyeler içinde geleceğine emin olduğum Emre'yi bekledim. Telefonuma baktığım da Alaz'dan ne zaman geleceğimi soran bir mesaj vardı sadece. Birkaç dakikaya orada olacağımı yazdıktan sonra önümde duran arabaya binip üzerimdekileri çıkarmaya başladım.
"Haberler çalkalanıyor. Aven ve Karadul işbirliği teröristlerden halkı kurtarmanız herkesi size çekti."
Emre'nin söyledikleri ile içten içe sevinmiştim çünkü halkın bizden yana olması demek onların elindekilerin çabuk patlaması demek. "Karadul'la iş yapmamız çok iyi oldu," diye konuştum. Emre mahallenin girişinde durunca tokuşturmak için yumruğumu uzattım. "Görüşürüz, dikkat et kendine." Arabadan indiğim gibi yavaş adımlarla yürümeye başladım.
Çok kalabalık olmayan mahallede ilk başlarda nefretle bakan insanlar şimdi şaşırtıcı şekilde bana selam vermeye başlamıştı. Bu kaçıncı baş selamım bilmiyorum ama bir yerden sonra boynum ağrımıştı.
Gürültülü bir motor sesinin ardından hemen yanımda duran motora döndüm. Kafasındaki siyah kaskı çıkartıp koluna takan Yekta meraklı gözlerini bana döndü. "Nereden böyle?"
Çevremizde bize bakan insanlara kısaca göz atıp tekrar Yekta'ya döndüm. "Arkadaşlarımla buluştum." Bana kafasını sallarken yanından geçen birkaç kişinin verdiği selama karşılık verdi. "Atla götüreyim seni," deyince hiç yok diyecek halde değildim. Yürüyecek gücü zor buluyordum çünkü yorgunluktan ve uykusuzluktan bayılmak üzereydim.
O sırada telefonuma gelen bildirim sesi ile elim çantama gitti. Asya'dan gelen mesajı açıp Yekta'ya uzattım. "Bana da az önce yazdılar, gidelim mi?" Kafamı sallayarak Yekta'nın omzunu tutup motora bindim. Bizimkiler geçen günkü meyhanede toplanmışlardı ve bana gelmem için mesaj atmışlardı. Meyhanenin önüne gelince indiğim gibi yönümü Yekta'ya çevirdim.
"Annem için ne zaman araştırmaya başlayacağız?"
Konuştuğumu fark edince motorunu park etsene de bana dönüp dudaklarımı okudu. "Önce Zeliş ile görüşmemiz gerekiyor. Onun dediği gün o evde ne öğreneceksek ona göre harekete geçeceğiz."
Zeliş dediği kişiyi tanıyamamanın verdiği düşünce ile kaşlarım çatıldı. Bunu Yekta'da fark etmiş olmalı ki "Anneni tanıyan o konuştuğun kadın," diyerek açıklama yaptı. Ortalığı ayağa kaldırmadan bir şeyler araştırmak zorundaydık o yüzden yavaş adımlar atıyorduk fakat yinede içim içime sığmıyor her şeyi hemen ortaya çıkarmak istiyordum.
Kadınla buluşma tarihimize daha birkaç gün vardı.
İçeri girip selamlaşarak oturduk masaya. Açlığım masanın donatılmış halini görünce kendini belli etti ve kimseyi beklemeden aldığım çatalla yemeğe başlamıştım bile.
"Acıktın mı kız çirkin?" dedi Çakır benle uğraşmak ister gibi. Ağzım doluyken kaşlarımı kaldırarak kafa salladım. Yekta benim ve kendi için servis açtırırken ben mezeleri çatalla götürmüştüm bile.
Adamın getirdiği tabağıma Çakır bir anda yemekle doldurmaya başlamıştı. "Yemin ederim bu kız ya uykusuzluktan ya da zayıflıktan ölecek," diye homurdanırken bir yandan da masada ne bulduysa tabağıma dolduruyordu. İster istemez ona bakarak güldüm ve doldurulmuş kola bardağımı alarak Çakır'ın önündeki rakı bardağıyla tokuşturdum.
Şaşırmış gibi tek kaşını kaldırmış hemen ardından gülümsemişti. Hepimizin arasındaki buz dağı neredeyse göl suyu gibi kalmak üzereydi. Bu işe girerken kimseye bağlanmamam gerektiğini vurguluyordum sürekli kendime fakat bu ekibin içinde olmak ise beni çok mutlu ediyordu. Arkamda kalan yere bakan Eslem'in "Oha," demesiyle güzel ortamın içine limon sıkıldığını anlamıştım.
Arkamı dönüp herkes gibi televizyona bakım. Akşamüstü gerçekleşen rehin olayını gösteren bir haber kanalıydı. Tek fark yine Karadul ve Aven'İn üzerine atılmış bir suç olmasıydı.
Haber kanalına göre AVM'yi rehin alan biz ve yine ülkemin demokratçıları sayesinde uzlaşmaya gidilmesiyle rehineleri serbest bırakmıştık. Hatta Aven, bir baş komiseri tehdit etmişti.
Ne kadar ayıp.
Gözlerimi devirip tekrar önüme döndüm. Bizimkiler buna canını sıkmıştı fakat ben sıkmadım, çünkü rehinelerin hepsi gerçeği görmüştü kaldı ki ben eşeğimi sağlam kazığa bağlamıştım.
Tabağımdakileri hızlıca silip süpürürken bizimkiler şaşırtıcı derecede bu komplo hakkında hiç yorup yapmıyordu. Bu sanırım biraz da halkın büyük kısmının kendilerden yana olmasından kaynaklanıyordu. Sosyal medyalar tamamen Karadul kitleyle doluydu, onlara yapılan videolar, onların yakalandığı videolar veya açık açık yanlarında olduğunu belirtilen videolar vardı. Twitter'ın gündeminden ise günlerdir hiç düşmemişti. Hatta aksine karşıt etiket çoktan silinmişti ve bunlar olurken tek bir noktaya bile ben dokunmamıştım. Tamamen Karadul sevenlerin yaptığı şeylerdi ve bu çok gurur vericiydi. Sokak röportajlarında 'Telefonunu çıkar' diyen amcalar, dayılar, teyzeler bile Karadul sorulduğunda yanlarındayız diyorlardı.
Garson hızlıca masayı toplayıp çay-çerez getirirken ortamda Karadul'un yıl dönümü için düzenlenen parti vardı. Büyük olacağı belliydi, mahallenin daha önce yemek dağıtılan boş arazisinde yapılacak fakat tek sıkıntı polislerdi.
Karadul her yerde aranıyordu bu yüzden partinin olacağı yeri polisler dolduracaktı, o yüzden partiden önce adları temize çıkarmaları gerekiyordu. Onlar kendi aralarında sohbete dalmışlarken ben sadece baş ağrım yüzünden kafamı masaya koyduğum kolumun üstüne bıraktım. Fakat tekrar kaldıramayacak kadar yorgundum.
Asya'dan...
"Uyudu," dedim kısık şekilde. Yekta'nın gözleri zaten Neva'daydı fakat diğerleri benim konuşmamla kafasını masaya koymuş uyuyan kıza döndü. "Bir polar getirir misin kardeşim," diye seslendi Yekta, garsona. Eslem ile göz göze gelin kaşımla işaret verdim.
Hepimiz çok yakındık fakat Yekta ile Eslem bir başka yakınlardı. O yüzden her şeyde onu ileri sürerdik. "Sana ne oldu?" diye bir anda soru attı ortaya Eslem. Gözleri Neva'nın üzerinde olan Yekta soruyu kime sorduğunu anlamak için kafasını kaldırıp Eslem'e baktı.
"Ne olmuş?"
Geriye yaslanıp eline aldığı rakısını kafasına dikti. Bir şeyler olduğunu hepimiz çözmüştük zaten. "Neva'ya karşı fazla korumacısın. Fakat bu öyle daha önce sıraladığın pişmanlık sebeplerinden ötürü değil. Yutturamazsın bana," derken Eslem suratına avını yakaladığını gösteren bir surat vardı. Garsonun getirdiği poları Neva'nın üzerine örtüp geri oturdu.
Derin fakat kederli bir şekilde nefes alan Yekta "Bilmiyorum," dedi bir anda. Masadaki sessiz ama büyük şaşkınlığı Giray "Gerçekten kabul etti bir şeyler olduğunu," diyerek seslendirdi.
"Önemli olan bir şeyleri kabul etmem değil," dedi Yekta masaya kollarını yaslarken. "Önemli olan bir şeyler olamayacak olması." Dediklerinin mantıksızlığı kaşlarımı çatmama sebep oldu. Daha önce birkaç sevgilisi olmuştu Yekta'nın fakat hiçbirinde bu kadar umutsuz değildi. Tamam sevgilileriyle arasında Karadul duruyordu fakat Neva ile arasında kalması imkansızdı çünkü Neva bizzat Karadul'dandı.
"Niye öyle diyorsun? Belki o da sana karşı bir şeyler hissediyordur?"
Enes'in dediklerini destekleri gibi kafamı sallamıştım. Başta yaşananlar için hepimiz pişmandık ama bunu telafi etmeye de çalışıyorduk. Çok eskiden yaşanılan şeyler bizi buna itiyordu.
Büyüklerin hatalarının cezasını biz çekiyorduk.
"Olacak şeyleri ön görebiliyorum diyelim."
Böyle kapalı kutu olması hepimizin sinirini bozuyordu. "Bir şeyleri yine kendine saklıyorsun," dedi Çakır ters bir şekilde. Öyleydi, Yekta bizi çocukları gibi görür bazı şeyleri hep kendine saklardı. "Biz kardeşiz. Senin çocukların değil. Bir şeyleri taşıyacak gücümüz var, tek başına yüklenmene gerek yok."
Çakır'ın söyledikleri diğerlerini gaza getirmiş olmalı bakışlarını konuşması için Yekta'nın üzerine dikmişlerdi. Bardağındaki çayı bitiren Yekta masaya yavaş bir şekilde bıraktı.
"Neva'ya annesini bulmasında yardım edeceğim."
Bu sürpriz değildi, hatta Yekta yokken bunu konuşmuş, Nihan'dan nefret etsek de sadece Neva için onu bulmayı düşünmüştük. "Fakat işler çirkinleşecek. Nihan gerçekten suçsuz olabilir." Yekta'nın susmasıyla elindeki çatalı şaşkınlıkla düşüren Çakır bakışlarını Yekta'ya dikmiş şekilde donup kalmıştı.
Tamam, bu sürprizdi işte.
"Babanı gözlerinin önünde vurdu Yekta," dedi Eslem geçmişi hatırlatırken. Katran düşen keskin bakışlarını anında Eslem'e çevirdi. "Gördüklerimi unutmadım ama görmediklerimizin de peşine hiç düşmedik. Zeliş mesela," dedi ve garson bardağını doldurmak için gelince sustu.
Adam bardaklarımızı tazeleyince uzaklaştığı gibi tüm dikkatler Yekta'ya döndü. "Gerçekte akli dengesini kaybetmemiş. Sapa sağlam, gerçekleri bir tek o biliyor. Birilerinden kaçmak için bu yola başvurmuş. Belki de Nihan'da birilerinden kaçmak zorunda kaldı, ya da öyle bir şey işte. Zeliş ile konuşunca anlayacağız."
"Çüş amına koyayım ne oluyor böyle. Daha bugün gördüm Zeliş'i, anneannem evine almış yemek yedirmişti." Çakır'ın dedikleri ile Zeliş'i gözümde canlandırdım. Oyun oynamasının imkanı yoktu, bu kadar gerçekçi oynayamazdı.
"Ayrıca Zeliş, Neva'ya 'Annen senide, babanı da, oğlunu da çok seviyordu' demiş."
Şaşkınlığın nirvanasını yaşayan biz, Yekta'dan çektiğimiz bakışlarımızı Çakır'a çevirmiştik. Bize bakmak yerine tabağıyla oynayan Çakır, Yekta'nın dediklerini duymazdan geldi. Kabullenmiyordu bazı şeyleri, onu anlayabiliyordu. İkinci kez ailesini kaybetmişti Nihan gidince.
"Evlatlık olman, Nihan'in kalbindeki yerini değiştirmiyor, bunu sana Vedat abi dedi unutma. Herkes Nihan'ın sana ne kadar düşkün olduğunu biliyor," diye konuştu Enes abim. Haklıydı, Nihan gitmişti evet ama Çakır'ı oğlu yapmıştı bir kere.
"Yani," dedi hala bakışları çatalla oynadığı tabağındayken. "Babam, Neva'nın öz babası mı?" Bunu içerlediğinin farkındaydık hepimiz. Çakır'ın en büyük korkusu bir kez daha ailesini kaybetmekti. Bu sorunun altında yatan ise, babasının öz kızını bulunca kendisini unutacak düşüncesi.
Masadaki dövmeli ellerine uzanıp tuttum. İçimde yeşillenen şeyleri şöyle bir kenara iterken Çakır'ın bana dönen dalgalanmış bakışlarına gülümsedim. "Bence aileni kaybetmek yerine, ailene yeni birini kazandın." Ne demek istediğimi anlamasa da bana bakarkenki yumuşayan bakışları ile elinin üstündeki elimi kavradı.
"İkiniz de birbirinizin eksiği olabilirsiniz. Ona abi olursan emin ol sana hiç yaşamadığın sevgiyi yaşatır," dedim ve yavaşça geri çekildim. Kaşları çatılırken bakışlarını benden hiç çekmeden "Nereden biliyorsun beni seveceğini?" diye sordu.
"Kendimden biliyorum. Bir kızın kendisini küçük kızıymış gibi seven bir abisi varsa eğer dünyasının büyük kısmına onu koyar. Kimsem yokken, aynı acıları yaşamamıza rağmen abim vardı," dedim dolan bakışlarım Enes'e kayınca. Karşımda oturan abim aynı hüzünle bana bakmış ardından ayağa kalkarak bana uzanıp alnıma öpücük koymuştu.
Geri çekildiğinde Çakır'ın gözlerinin karşısında uyuyan Neva'nın üzerinde olduğunu gördüm. Ardından sıkıntılı bir şekilde oflayarak saçlarını karıştırdı. "Kafamı bok ettiniz."
"Vedat abi emin olamasa da Neva'nın babası muhtemelen o. Yani kardeşim," dedi Yekta elini Çakır'ın omzuna koyarak. "Sadece aile olmaya bak. İkinizin de yarası bu ve bunu sadece siz sarabilirsiniz." Deyip eline aldığı bardağı Çakır'ın bardağına vurup kafasına dikledi.
Çaylarını tokuşturdular.
"Bu arada," dedi bardağı geri masaya koyarken. "Neva'ya Karadul olduğumuzu söylemeliyiz."
Neva'dan....
Uykunun üzerimde bıraktığı mayhoşluklar gözlerimi açtığımda bir an boşlukta hissetmiştim. Önce nerede olduğumu, en son nerede gözlerimi kapattığımı sorgulamıştım. Fakat kafamın içinde bulduğum cevaplar birbiriyle örtüşmüyordu.
Meyhanede yorgunluktan uykuya daldığımı hatırlıyorum fakat gözümü dedemlerin salonundaki koltukta açmıştım. Üzerime örtülmüş poları çekip doğrulmuştum ki karşı koltukta oturan dedemle göz göze geldik.
Bana gülümseyince bende ona gülümseyip ağrıyan boynumu ovaladım. "Tutuldu değil mi?"diye soran dedeme kafa salladım. "Gece boyunca orada uyudun. Kaç kere kaldırmaya çalıştık uyanmadın. Biz de ellemedik."
Dedemin açıklaması ile şaşkınlıkla donup kaldım. Gece boyu mu? Hayatım boyunca ilk defa bu kadar uzun uyudum ve kendimi anlatamayacak kadar dinç hissediyordum. Gözüm duvardaki kahverengi çerçeveli saate kaydı. Öğlenden sonra 13.45'i gösteriyordu.
Doğrulup poları katladım ve yastığımı aldığım gibi odama bırakıp banyoya geçtim. Kısacık rahatlatıcı bir duş aldıktan sonra odamda hızlıca giyindim. Anneannem muhtemelen dükkandaydı, dedemde tansiyon, kalp ve bacağında platin olduğundan genellikle evde kalıyordu.
Kendime peynirli sandviç ve kahve hazırlayıp odama tekrar geçtim. Terörist olayını halletmem gerekiyordu o yüzden bilgisayarı açıp sandalyeme oturdum. Onun açılmasını beklerken elime aldığım telefondan gelen mesajları inceledim.
Yekta'dan hala uyuyup uyumadığıma dair dünya kadar mesaj gelmişti. En son ise savunma dersi için program hazırlamış onu atmıştı. Sabah 9.00 da dersim vardı fakat bunu "Öğrencim baya tembel anlaşılan. Uyanınca bana mesaj at, bugün başlayalım," diyen bir mesajla öğrenmiştim. Ona mesaj atmadan önce Aven hattıma girip Alar'ın mesaj panosuna girdim.
"Avm olayında sizi aklayacak delillerim var. Tüm kayıtlar elimde, salayım mı sosyal medyaya?"
Aven iken biraz farklı konuşmayı seviyordum. Hem bu Aven ve Neva'nın kişiliğini farklı kılıyordu. Hem de hoşuma gidiyordu. Fakat gerçek kişiliğin kim diye sorsalardı sanırım ayırt edemezdim. Uzun zamandır o kadar çok ikiye bölündüm ki ileride çoklu kişilik bozukluğuna yakalanmazsam iyidir.
"Tutana aşk olsun. Sal gitsin."
Mesajı okumamla kıkırdamam bir oldu. Bana ayak uydurması hoşuma gitmişti. Cevap vermeden telefonu masaya bırakıp açılan bilgisayardan olayı kayıt altına alan tüm görüntüleri sosyal medyaların hepsine yükledim. Ve geriye yaslanıp eserime gururla bakarken suratımda harika bir gülüş oluşmuştu.
Gerçekten Karadul ile harika bir ortak olmuştuk. Her şey bitince Aven olmayı kesinlikle bırakacak adımı tarihe gömecektim, fakat özleyebileceğim tek şey Karadul ile yaptığımız iş birliği olurdu. Telefonu elime alıp yorumları hastagları incelemeden önce Alar'ın attığı mesajı açtım.
"Bu akşam yaşayan tek korumayı almaya gideceğiz. Gelmek istiyorsan, gece 01.00'de Kadıköy İskele Cami'de bekle bizi."
Telefonu heyecanla kavradığım gibi, "Orada olacağım."diyerek halkın ayaklanışını incelemeye başladım. En son attığım kayıtlar o kadar büyük ses getirmişti ki Aven'nin suçsuzluğunu ortaya bile çıkarmama gerek kalmamıştı. Karadul ile ortak olduğum tamamen ortadaydı. Tanımayan çok kişi tanımış, tanıyanlar ise "Karadul onunla çalışıyorsa suçsuzdur." diyorlardı. Biraz hüzünlenmiş biraz gururlanmıştım.
Sadece halk değil, birçok ünlü Karadul'u etiketleyerek desteklerini belirtti. Bir kısım ünlü ise Karadul için kısa dörtlükler paylaşıp şarkı yazmayı düşündüğünü belirtti. Kesilen görüntülerden deli gibi editler yapılamaya başlamıştı. Benim en favorim ise 4 ve 5'in Tello can şarkısında teröristlere doğru halay çekerek gitmeleriydi.
Bu görüntü elden ele gitmiş neredeyse binlerce komik videosu yapılmıştı. Diğer çok yapılan videolar biri ise Karadul'un giriş katına iple sarkıp teröristleri vurması, diğeri ise Karadul müziği ile dışarıya çıkışımızdı.
Bu gerçekten çok güzel bir şeydi. Çok fazla gurur vericiydi.
İşim bitince Yekta'ya "Uyandım," diye mesaj attım. Birkaç saniye sonra "Yarım saate salonda ol," yazan mesajı görünce oturduğum sandalyeden kalktım. Sporcu atleti üzerine omuzu düşük bol bir tişört altıma da siyah tayt giyerek saçlarımı mısır örgüsü yaptım. Çantama birkaç bir şey doldurduktan sonra odamdan çıkıp kapıya doğru yürüdüm.
Önce dedeme haber vermeyi düşündüm fakat uyuduğunu görünce geri çekilip evden çıktım. Elime aldığım telefonda sıkılmadan tüm videoları izlerken spor salonunun yolunu tutmuştum. O kadar güzel ve tam oturan şarkılar koymuşlar ki Karadul'u tanımayan herkesi Karadul'u araştırmaya iterdi.
Haber siteleri henüz tek bir kelime paylaşmamıştı, muhtemelen buna izin vermedikleri içindi fakat aksini paylaşamazlardı çünkü bu kez biz karşılık vermeden halk verecek gibiydi.
Salona geldiğimi görünce telefonu kapatıp içeriye girdim. Bir kadına ders öğreten adam beni görünce gülümseyip doğruldu. "Yekta yukarı kattaki odasında. Merdivenin solunda kalan ikinci kapı." Kafamı sallayarak teşekkür edip yukarı katın merdivenlerine doğru döndüm. Hızlı şekilde merdivenleri çıkıp kapıyı iki kere tıklattım.
"Gel," diyen sesle kapıyı açıp kafamı uzattım. "Günaydın uykucu cepçi," diyerek bilgisayarın başından uzaklaştı Yekta. Gülümsedim ve bana baktığı an "Günaydın," diye oynattım dudaklarımı.
"Birkaç saniye bekleteceğimi seni gel otur. Müşteri kaydı oluşturacağım."
Karadul'a çalışmadığı sıralarda sanırım burada çalışıyordu. Masasının hemen önündeki koltuğa oturup onu beklemeye başladım. "Bir şey içer misin?" diye sorup bana dönünce kafamı iki yana salladım.
"Sadece sabahları burada çalışıyorsun sanıyordum?" diye sordum henüz Yekta bilgisayarına dönmeden. Masadaki kupasını kafasına dikip kısa bir an bana baktı ve tekrar bilgisayara döndü. "Burayı ben işletiyorum. Sürekli gelemediğim için dersleri sadece sabah veriyorum, gerisiyle çalışanlar ilgileniyor."
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdığımda o bilgisayara baktığı için görmüyordu. Spor salonu olduğunu bilmiyordum o yüzden kısa da olsa bir anlık şaşırmıştım. "Henüz tam olarak tanışmış değiliz, bilmemen normal," dedi bana bakarak. Kafamı salladım hemen çünkü hiçbiri hakkında tek bir şey bilmiyordum.
"Çakır, oto yıkamayı işletiyor. Asya hemşirelik yapıyor, Enes bir şirketin bilişim departmanında part-time çalışıyor. Giray, babasından kalan internet kafeyi işletiyor, oyun turnuvaları falan düzenliyor. Eslem'de hem modellik yapıyor hemde modellik yaptığı şirketin grafikerliğini yapıyor."
İşi bittiği için ayağa kalkınca bende doğruldum. Hepsinin işi vardı hatta çoğu kendi işini yapıyordu. Ailelerinin olmadığını, kimsesiz olduklarını Yekta demişti fakat yine de hayat hikayelerini merak ediyordum. Çalışacağımız odaya girince çantamı yere koyup mindere doğru yürüdüm.
"Bugün daha çok gelen saldırıyı savuşturmayı, kendini korumayı göstereceğim." Dedi Yekta tam karşıma geçerek. "Bana yumruk at," deyince önce duraksadım hemen arkasından sol kolumu kaldırdığım gibi ona doğru savurdum. Kafasını geri çektiği gibi kaldırdığı koluyla bileğimi kıstırıp belime sabitlerken sırtımı göğsüne çekti.
"Yumruk atarken gücün ve dikkatin yumruğunda olmasın," diyerek beni serbest bıraktı. Geri çekilip tekrar yumruk attığımda eliyle kolumu ittirdi ve yumruğum boşluğa kaydı. Sinirlenmişti. Tekme attığımda ise bacağımı tutmuş kendine çekmişti ve bu yüzden sırtım yere çarpmıştı.
Sesli şekilde küfür etmemek için dişlerimi sıktım. Ayağa kalktığım gibi hiç beklemeden baldırına tekme atıp, kolunu omzumdan geçirdim ve sırtımı öne doğru eğerken tüm gücümle zorlansam da Yekta'nın geniş yapılı vücudunu takla attırarak yere düşürdüm. Şaşkınlıktan donup kalan adam önce uzandığı yerde gülmüş sonra da doğrulup bana bakarak ıslık çalmıştı.
"Gurur duydum," deyişi tüm sinirimi uçurmuş ister istemez tebessüm etmeme sebep olmuştu. "Sen baya iyiymişsin." Dudaklarımı oynatarak teşekkür edip kaldırmak için elimi uzattım. Fakat onun ağırlığını unutmuştum ve elimi tutup ayağa kalkınca yalpalamış birkaç adım ileri gitmiştim.
Dengemi sağladığım için düşmemiştim fakat aramızdaki mesafe baya azalmış neredeyse sıfıra inmişti. Gözleri gözlerime derin derin baktıktan sonra kısa bir an dudaklarıma indi. İçimde ne olduğunu dahi anlayamadığım hisler heyecanıma karışıp göğsümün ortasına baskı yaptığında ne yapacağımı bilememiştim.
Geç de olsa aklıma geri çekilmek gelmişti ve ben kendimi geri çekmek isterken Yekta'nın avucumdaki büyük eli geri çekilip belime kaydı. "Çok güzelsin," diye fısıldarken eli belimi kavramıştı ve ben istem dışı nefes almıştım. Acı kokusu nefesime karışmış göğsümün ortasındaki baskıyı arttırmıştı.
"Sen bana böyle bakınca," diye fısıldadı diğer eli örgülü saçımın arsından enseme kayarken. Bu kez tam olarak aramızdaki mesafe sıfıra inmişti. "Tüm irademi kaybediyorum," diye devam etti. Nefesi suratımı yalayıp geçmişti ve ben istem dışı gözlerimi kapatmış ensemden başımı kavrayan elini başımı yaslamıştım.
"Sende hissediyorsun değil mi?" diye sormasıyla kapattığım gözlerimi geri açtım. Uykudan uyandırılmış gibi bir mayhoşluk vardı anlık üzerimde. Ensemden yana kayan eldivenli eli tuttum. "Hissetmem bir şey değiştirmiyor," diye oynattım dudaklarımı. Hislerin içinde boğulmuş bakışlarının üzerine kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsun?"
Dudaklarımı yalayıp hafif geri çekildim ve yorgun bir şekilde Zümrütlere baktım. "Benden bir şey saklıyor musun Yekta?" Cevap bekliyor muydum emin değilim. Benden bir şey sakladıklarının farkındaydım. Geçmişi saklıyorlardı evet ama sanki bundan başka daha farklı şeyler vardı. Sezgilerim çok kuvvetliydi, biraz da onları izlememden dolayı bu düşüncenin içine düştüm.
Yekta sorduğum soruyla afalladı ve bakışları dalgalandı. Bir şey sakladıklarından artık emindim. Bir şey demek yerine sadece yüzüme baktı ve derin nefes alıp minik bir gülümsenin dudaklarımı esir almasına izin verdim. "Yalan söylemeyeceğim, benimde sakladıklarım var ama bunlar size zarar veren ya da doğrudan sizi ilgilendiren şeyler değil."
Çatık kaşları ve sertleştirdiği bakışları ile nereye varacağımı düşünür gibiydi. Tek bir kelimeyi kaçırmamak için gözlerini dudaklarımdan ayırmıyordu. "Ama bir şeyleri sırların üzerine kuramayız. Sırlar açığa çıkınca olacak tek şey, altında ezilen ruhumuz. Bilmiyorum neden ama sanki her şey ortaya çıkınca çok yaralanacağız gibi hissediyorum."
Okuduklarını hazmetmek için kısa bir an ellerini beline koyarak etrafa bakmaya başladı. Saçlarını karıştırıp içindeki harbi yenmenin yolunu bulmaya çalışır gibiydi. "Gerçeklerden neden bu kadar korkuyorsun, Opia?" Karakteristik sesi içimi yeşertirken sorusu gözlerimi doldurmaya meyilliydi. Omuzlarımı silkip her zamanki gibi tüm duygularımı gülümsememin arkasına sakladım.
"Gerçeklerden değil," diye oynattım dudaklarımı. "Gerçeklerin yaratacağı fırtınadan korkuyorum." Bana doğru yaklaşıp eldivenli ellerini yanaklarıma sardı.
"Ben yanındayım, Cepçi. Ben yanındayken, ne sana ne bize bir şey olmasına izin veririm."
"Ama olacak," dedim yakında gerçekleşecek savaşı düşünürken. "Olsun," diye fısıldadı, beni ikna etmek ister gibi. "Her şeyin ilacı sevgi değil midir? Birbirimizin yarasını yine biz sarabiliriz. Sen saramıyor musun? Olsun," dedi buruk şekilde. "Ben ikimizin yarasını da sararım."
"Bilmiyorum, Yekta." Korkum ve kararsızlığımı fark ediyordu. Benim korkum birisini sevmek değil. Evet Yekta'dan ister istemez hoşlanmıştım ama benim korkum savaşta elimdekileri kaybetmekti. "Kaybetmekten korkuyorum ben."
Kısacık mesafeyi eğilerek kapatıp başımın üstüne öpücük bıraktı."Korkun seni ayakta tutar, Cepçi. Fakat ben yanında oldukça korkmana gerek yok."
"Ya yanımda olmazsan?"
Gülümsedi ve bana bakmak için kafasını yana eğdi. Çok farklı ve derin bakıyordu. Bakışlarındaki duyguyu çözemiyordum. "O zaman," dedi işaret parmağını şakağıma yasladı. "Burada," diyerek işaret parmağını bu kez kalbime koydu "Bir de buradayım. Ayrıca sen nerede olursan ol emin ol hemen arkandan senin yanına geliyorumdur. Bunu unutma."
Niye bilmiyorum ama içimde coşup taşan bir duygunun esiriyle parmak uçlarımda yükselerek boynuna sarıldım. Beklemek değil de sanki çok istiyormuş sarılmamı da ben sarılınca sımsıkı belimi sardı.
Bu ne demekti bilmiyorum, ona bir cevap vermedim fakat ne düşündü hiçbir fikrim yok ve eğer bir şey olacaksa aramızda, buna izin vermeyi istiyordum.
Evet korkuyordum ama aynı zamanda istiyorum da.
*****
Motorumu kenara park edip kilitledikten sonra İskele Caminin hemen önünde beni almalarını bekliyordum. Kafamın içini Yekta'nın dedikleri talan etmişti. Saatlerdir düşünmeden edemiyordum.
Geri çekildikten sonra bir profesyonel gibi anında derse tekrar dönmüştük. Ben duygularımla boğuşurken bir yandan da Yekta'nın derslerine ayak uydurmaya çalışıyordum. Savunma da iyi olduğumu özellikle belli etmemem gerekiyordu fakat buna gerek kalmamıştı çünkü Yekta ile konuştuklarımız zaten dikkatimi dağıtıyor amatörce davranmama sebep oluyordu.
Önümde duran tanıdık minibüsü görünce tüm düşüncelerimi kafamdan arındırdım ve maskemin düşmeyeceğinden emin olup açılan kapıdan içeri girdim. "Beni özlediniz mi?" diyerek kolunda gördüğüm fosforlu şekilde 3 yazan numaranın yanına oturdum.
"Burnumuzda tütüyordun," dedi arkadan bir ses. Nefes vererek gülüp önüme döndüm. Planın resimlerini ve detaylarını Alar bana atmıştı zaten, bu yüzden işe hazırlıklıydım. Sadece silah kullanamadığım için geri planda durmaya özen gösterecektim, Alar'ın kesin emriydi.
Bir saat kadar süren yolculuk fazlasıyla sessiz geçmişti ve ben hem sıkılmış hem uyuklamış durumdaydım. Araba durunca "Çok şükür," demeden edemeden edemedim. Arabayı görünmeyeceğinden emin oldukları bir yere park edip geri dönen 4 numara ile 1numara yani Alar bize döndü. "İkiye ayrılıyoruz. Adam evde tek ama arkadan çıkış var. İkinci grup orayı saracak birinci grup ise ön girişten girecek." Herkes anlaşıldı derken ben sadece kafa salladım.
"2,5 ve Aven arka kapıya. Gerisi ön kapıya."
2 numaranın ilerlemesi ile peşinden gitmeye başladım. İki katlı evin arka bahçe girişine girip saklanınca "Hazırız," dedi 2 numara. Hemen arkasından bir gürültü sesi ve kapının kırılma sesi gelmişti. Kafamı biraz uzatıp duvarlar cam olan evin içine baktım.
Koltukta uzanan adam kapının kırılması ile yerdeki silahı alıp ayağa kalktı. Diğerlerine doğrulturken geri geri gidiyordu. 2 numara ve 5 numara ayağa kalkınca hemen onları takip ettim ve 2 numaranın açtığı cam kapıdan içeriye girdik.
Adam kaçacak deliği kalmadığını anlayınca telaşlanmış bir onlara bir bize silah doğrultuyordu. "Arkama geç Aven," dedi 2 numara. Reddedeceğim bir teklif değildi o yüzden biraz geriye gittim. Adam bizden uzaklaşmak istediği için şömineye çok yaklaşmıştı.
Etrafı kolaçan etmek için etrafa bakarken evin yolundaki gördüğüm mavi kırmızı ışıklar küfür savurmama sebep oldu. "Polis geldi!" O sırada benim fark etmediğim ama 2 numaranın fark ettiği alevler onu ileri doğru itmişti. Adam bizden kaçmak için şömineye çok yaklaşmıştı ve bu pantolonuyla tişörtünün tutuşmasına sebep olmuştu.
Alar'ın adamı çekmesiyle 2 numara eldivenli eliyle vurarak alevin çoğalmasına engel oluyordu. Alev sönünce 2 numara doğrulup avucuna bakmıştı. Eldiveni yanmış ve yırtılmıştı hatta avucu da yanmış, kanıyordu.
"Elin!" dedi 5 numara ona doğru koşarken. Elini tutup incelerken 2 numara "Vakit yok polis geldi," dedi evin içine kadar giren ışıklara bakarken. "Arabada bakarsın tamam mı?" 5 numara uysal bir şekilde kafasını sallayınca "Hadi!" diye bağırdım.
Alar adama doğru eğildi ve acıdan kıvranan adamın yakasını tuttu. "Neva'dan tek bir söz etmiyorsun. O adamları asıl öldüreni söylemezsen, sana yemin ederim seni bulur öldürürüm." Adımın geçmesi beni tedirgin etsede kendime hakim oldum. Bir şey belli etmeden karşımdakileri izlemeye devam ettim. Adam hem acıdan hem korkudan kafasını sallarken biz arka kapıdan bahçeye oradan da ormana doğru koşturmuştuk. "Adamı niye bıraktık!" diye bağırdı 2 numara. Alar bir şey demek yerine polislere yakalanmamak için arabaya koşmaya başladı. Arabaya gelince 3 numaranın açtığı kapıdan girmiş oturmuştuk.
"Polisin buradan haberi olmamalıydı. Muhtemelen bir şekilde sızdı veya bizi takip ettiler. Adamı bırakmak zorundaydık, yanımızda götürürsek suçlarımıza adam kaçırmada eklenirdi."
"İyi de herkes bizden yana," dedi 5 numara. Doğruydu halkın tümü onlardan yanaydı. Kafası eğik bir şeyle uğraşıyordu ki muhtemelen 2 numaranın yanan eline pansuman yapıyordu. Ben arkada oturduğumdan tam göremiyordum. "Halkın bizden yana olması bizi yakalarlarsa yine de tutuklayacak olmaları gerçeğini değiştirmiyor. Halkın engel olmak istediği ama olamadığı tek nokta bu; suçluların serbest kalıp suçsuzların ceza alması."
Doğru sözün üzerine tek bir laf edilmezmiş. Alar dibine kadar haklıydı, bizim bir yandan çocukları kurtarmamız, suçluları bulmamız ve yakalanmamamız lazımdı. Fakat adalet bizden yana olmadığı için çok zorlanıyorduk. "O zaman adamın vereceği ifadeye göre hareket ederiz."
Hepsi benimle hemfikir olduğunu kafalarını sallamalarıyla belli etti. Yine sessizliğin esir aldığı yolculukta kafamı pencereye çevirip beni aldıkları yerde indirmelerini bekledim. Yorulacak bir durum olmamıştı, girdiğimiz gibi adamı alamadan geri çıkmıştık en azından uyarabilmiştik.
Adamın vereceği ifade bizim yolumuzu belirleyecekti. Araç durunca oturduğum koltuktan ayaklandım. Beni aldıkları İskele caminin önüne gelmiştik tekrar. İki koltuk önümde avucunu komple kaplayan sargı bezini çekiştiren adama döndüm.
"Geçmiş olsun 2 numara," deyince maskeli yüzünü bana çevirdi. "Eyallah," dedi. Araçtan inince "Tekrar görüşmek üzere," diye seslendi Alar. Yandan bir bakışla Alar'a bakıp kafamı salladım ve motoruma doğru yürümeye başladım. Ben motorumun kilidini açıp binince onların bulunduğu araçta hareket etti.
Kulaklığımı kulağıma takıp açtığım son ses müzikle kısa sürede mahalleye yaklaşmıştım ve hızlı hareketlerle motoru park edip saklamak için üzerini örttüm. Ardından koşar adımlarla sessiz ve boş mahallede evime doğru yürüdüm. Odamın önündeki ağacın altına gelmiş halatı fırlatacakken demir kapının gürültülü sesi gecenin koynunda beni korkutmuştu. Anında eğilip birilerinin beni görmesini engellemişken aynı anda gözlerimle etrafı tarıyordum.
Gözüme ilişen şey ile kaşlarımı çatmış merakla Yekta'nın evinin bahçesine girmesini izliyordum. Bu saatte hem uyanık hem de bir yerden geliyordu ama nereden? Eve girene kadar gözümü ondan ayırmadım, o gidince de sokağı taradım gözlerimle. O buradaysa ekip de olabilirdi fakat kimse yoktu.
Yekta odasına girmeden hızlıca halatı attım ve saniyeler içince odama girip pencereyi ve perdeyi kapattım. Üzerimi değiştirip bilgisayarın başına oturdum. Saat sabahın 5'i olmak üzereydi. Herkes uyanana kadar birkaç araştırma yapabilirdim.
Önce müdürün bir haftalık telefon kayıtlarını inceledim. Hiçbir şey çıkmasa da şüphe duyduğum birkaç numarayı kenara kaydettim. Hemen ardından yüzlerce canın ve melek olan cansız bedenlerin yanarak küle döndüğü o lanet yeri araştırmaya başladım.
Alar'ın dediği gibi büyük bir kanıt olabilirdi, fakat ben o yere dair hiçbir iz bulamıyordum. Ben Kocaeli'nde bulunduysam oraya yakın olmalıydı ama uydu yoluyla bir şey çıkmadı. Kaçırılan çocukların yerini bulma işini de Alar ve ekibine bıraktım çünkü onların istihbaratları sağlamdı.
Ardından tekrar müdürü araştırmama döndüm. Adam hakkında kayda değer hiçbir bilgi yoktu ki varsa da muhtemelen yok olmuştu. Ardından bir haftadır geri takibini yaparak nerelere gittiğini araştırdım. Telefonuna yüklediğim casus programı bulunduğu tüm konum ve adresleri kaydediyordu.
Saçma gelse de 2 otel, 1 kere karakol dışında yine şüpheli bir şey yoktu. Alacağım bilgileri alıp çıktıktan sonra e-posta adresime gelen bir işi kabul ettiğimi ileterek ona başladım. Küçük bir işletmenin web sitesinin ve hesap bilgileri türü şeyleri saklayan bilgisayarının güvenliğini için teklif gelmişti.
Elimdeki bana ait olan güvenlik yazılımını onlara göre ayarlayıp bir gün gelip kurulumunu yapacağımı ve parayı elden alacağımı yazdığım e-postayı göndermiştim ki anneannemin içeriden uyandığını gösteren tıkırtıları gelmişti.
Bilgisayarı kapatarak kalkıp anneanneme yardım etmek için odamdan çıkmıştım ki kapı gürültülü şekilde çaldı. Lavabodan çıkan dayım "Ben bakarım," diyerek elindeki havluyu kenara koydu. Merak duygumun en kabarmış haliyle bakışlarımı kapıya diktim. Dayımın açtığı kapının önünde asla Çelebi komiseri beklemiyordum.
"Neva Aslan'ın birkaç gün önce kaçırılması nedeniyle kendisi tek görgü tanığı olduğundan ifade için merkeze götürmemiz gerekiyor."
****
Nasaldaaa bölümmmm?
İnstagram: suveyda_reyy
wp kanalıma bekliyorum sizi.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |