
Hellüüüüü. Keyifl okumalar.
-*****
"Ne saçmalıyorsunuz?"
Alaz'ın sorduğu soru aslında zaman kazanmaktı. Çelebi komiser dinginlikle dayıma dönüp baktı. Elinde yine telsizi vardı ve onunla oyalıyordu elini. "Neva hanımın kaçırıldığını söyleyen bir görgü tanığı var ve ifadesine başvurmamız gerekiyor."
Dayım yandan kısa bir bakış atıp tekrar polislere döndü. "Kaçırıldı fakat Karadul sağ olsun kurtardı şikayette veya ihbarda bulunmadık, ifadesine gerek yok diye düşünüyorum." Çelebi komiser sıkıntılı bir nefes çekerek duruşunu değiştirdi. Yorgun bir o kadar da sinirli görünüyordu.
"Bakın, şikayet etmemiş olabilirsiniz fakat yeğeninizin kaçırıldığı ve kurtarıldığı gün 10 kişi öldürüldü ve geriye delil olarak Karadul'un simgesi bırakıldı. Yani bu kaçırılma değil, cinayet soruşturması. O yüzden yeğeninizi ifade için götürmemiz gerekiyor."
"Neva, gidip üzerini değiştir dayıcığım," deyince Çelebi komiserden gözlerimi ayırıp odama doğru döndüm. O sırada dayım cebindeki telefonu çıkarmıştı. Alar'ın adamı uyarmasına rağmen neden benden bahsetti anlayamamıştım. Sorgu sert geçmişse dayanamamışta olabilirdi.
Bir yandan üzerimi değiştirirken bir yandan ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Kafamın içinde tüm olasılıkları tartarken düz tişört, tayt ve belime gömleği bağladıktan sonra telefonumu aldım.
Önce Alar'a Neva'yı sorgu için götürecekler diye mesaj attıktan sonra Aven hattımdan kendi hattıma mesaj attım. Kafamdakileri oturtturduktan sonra derin nefes alıp açık saçlarımı geriye attım. Küçük çantamı alıp telefonumu, kimliğimi, cüzdanımı ve not defterimi aldım.
Dayım polislerle beni bekliyordu. "Hazır mısınız?" diye sordu Çelebi komiser kafamı salladıktan sonra dayım bana döndü. "Merak etme, hemen arkandan geleceğiz avukatla beraber. Korkmanı gerektirecek bir durum yok." Korkmadığımı söylemek isterdim fakat gerek yoktu. Dayım alnıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra Çelebi ve diğer 3 polisin arasında merdivenleri indim.
Neden bu kadar polis gelmişti bilmiyorum fakat kafamdaki konuşmalara uyduktan sonra bir sorun çıkacağını düşünmüyordum. Arkamı dönüp baktığımda Nazlı ve ailesi ile anneannemler bize doğru bakıyordu. Apartmandan çıkmıştık. Tam o sırada bizim eve doğru gelen Yekta ve diğerlerini gördüm.
"Neler oluyor?" diye konuştu Yekta çatık kaşlarıyla gözlerini önündeki Çelebi komisere dikmişti. "Ne sebeple götürüyorsunuz?" Çelebi komiser artık tahammül edemiyormuş gibi sesli şekilde ofladı. "Bakın zorluk çıkarmayın, sadece ifadesi alınacak. Suçlu değilse zaten ifadeden sonra bırakırlar." Diyen Çelebi komiser ile Çakır yüzünü buruşturdu.
"Tabii ki suçlu değil. Kızın ağzı var dili yok, ne yapmış olabilir ki?"
Aslında bu halimle bile çok şey yaptım tabi bu şu anki konumuz değil.
Bu seferde kafasını Çakır'a çeviren komiser gözlerini devirdi. "Onu gidince öğreneceğiz, sonuçta bu bir cinayet soruşturması." Komiserin dedikleri ile donup kalan Yekta ağır küfürler sıralamıştı. Alnını ovaladıktan sonra bana döndü yumuşayan bakışları ile. "Hemen arkandan geliyorum Cepçi, korkma tamam mı?"
Herkesin korktuğumu düşünmesine sebep olan neydi bilmiyorum ama gerçekten korkmuyordum. Vallahi billahi korkmuyorum. Yine de ona minik bir şekilde gülümseyerek kafa salladım. Tam yürümeye devam edecekken kolumu tutan elle duraksadım. Çakır ne ara bu kadar yakınıma gelmişti bilmiyorum ama benden daha çok telaşlanmıştı.
"Avukat gelene kadar konuşmak zorunda değilsin, çirkin. Bekle tamam mı?" Ona da sadece kafamı sallayıp tekrar önüme dönecekken ince kolumu kavramış sargılı elini gördüm.
Başımdan aşağıya kaynar su döküldü deyimini gerçek anlamda yaşamışım gibi hissetmiştim. Eli sarılıydı. Dövmeli elinde yaraları sarmak için sarılan bezden vardı, dünkü 2 numara gibi. Aynı sol eldi.
Olabilir miydi?
Zorlukla yutkunduktan sonra Çakır uzunca süre eline baktığımı fark etmiş olmalı ki hızlıca çekti. Ardından kafamı kaldırıp ona baktım. Yekta'ya. O da onlardan olabilir miydi? Hangisiydi?
Polislerle karşımızdaki arabalara binerken gözümü ondan ayırmadım. Yekta cüsseliydi. Geniş omuzlara ve kaslara sahipti, boyu da uzundu. Diğer numaralar olamazdı ama Alar olabilirdi... Oldukça uzun yapılı bir vücuda sahipti. Ardından Alar ile ilk karşı karşıya geldiğimiz zaman loş ışıkta bile belli olan gözleri aklıma geldi.
O günden sonra her buluşmada siyah lens takmıştı ama o gün takmamıştı. Ve Yekta'nın zümrütlerine çok benziyordu. Araba mahalleden uzaklaşırken ben Çelebi ve bir polisin ortasında oturuyordum. Kafam allak bullak olmuştu. Bu asla ama asla beklediğim bir şey değildi.
Karadul 6 kişilik bir ekipti. Yekta ve diğerleri de 6 kişilik bir arkadaş grubuydu. Çoğu kez, Karadul onlarmış gibi uğraşmış, hatta sinirlenmişlerdi. Değişik ve nedenini bilmediğim işlerle uğraşıyorlardı. Eslem'in yakalandığı görev ve lokanta sahibinin foyasını ortaya çıkarmak gibi. Hatta o işi medyaya Karadul yaptı diye sunmuşlardı. O zaman Karadul'a çalıştıklarını düşünmüştüm, hiç Karadul olacaklarını düşünmemiştim.
Çelebi'nin ara ara bana dönen bakışları arasında yarım saat içinde karakola gelmiştik. Önce solumda oturan polis indi ve inmem için yol verdi. Ben indikten sonra "Beni takip et," diyen Çelebi'nin peşine düşmüştüm. Birkaç koridordan geçip kapısının yanında "Sorgu Odası" yazan kapıyı açıp kenara çekildi Çelebi.
Elinde ince bir dosya bulunan Çelebi gibi sivil bir polis daha vardı. Bizim girdiğimizi görünce dosyayı bırakıp bana bakmaya başladı. Çelebi masanın karşısına doğru geçerken eliyle masanın diğer tarafındaki sandalyeyi gösterdi.
Sakince oturup onlara doğru bakmaya başladım. "Neden burada olduğunu biliyorsun değil mi Neva?" Kafamı sallayarak bildiğimi belirttim. "Peki," dedi Çelebi sandalyeye oturarak. Tam karşımda bana bakıyordu. "Bana o gün neler olduğunu anlatır mısın?"
Girişte çantamı almışlardı o yüzden not defterim yanımda değildi. Ne diyeceğimi, ya da işaret dili kullanıp kullanmamayı düşündüm. Karşımdaki adam, onların adamı olabilirdi. Tuhaf bir davranışı vardı. "Sanırım birileri avukatını bekliyor," dedi diğer polis. Beklemiyordum aslında.
Sadece konuşma engeli olan kıza karşı mahcup olmaları için bekliyordum. Kesinlikle işe yarardı, önce bir şeyler bilen biri olarak göründüm. Fakat olay benden bağımsızdı, ayrıca hiçbir şey hatırlamayan, geçmişi kötü konuşma engeli olan bir kızdım.
"Avukat'ın gelmesi ve karşı durulması seni mağdur değil, şüpheli yapar Neva," dedi Çelebi anlayışlı bir şekilde. "İyi düşün ve sorularımıza cevap ver." Derin nefes alıp gözlerimi masadaki ellerime indirdim. "Adamları Karadul mu öldürdü?"
Yekta ve diğerlerini asla Karadul'la beraber gireceğim savaşa sokmak istemiyordum. Fakat onlar çoktan bu savaşa dahil olmuşlardı, en kısa zamanda hepimiz kim olduğumuzu öğrenecektik. O yüzden artık kartlar açık oynanacaktı.
Gürültülü şekilde masaya vuran ayaktaki polis yüzünden korkuyla sıçramıştım. "Komiser sana bir şey sordu!" Bakışlarım Aven'i aratmazken onları sadece ayakta duran polisin üzerine tuttum. Çelebi şaşırmış gibi arkadaşına bakarken "Sakin ol," dedi
Tam o sırada kapının tıklanmasıyla gözlerini benden çekmeden "Gel," dedi Çelebi. Üniformalı polis "Neva Aslan'ın avukatı geldi," deyince kafasını salladı. Polis geri çekilince kapı daha da açıldı ve içeriye giren Vedat abi beni büyük şoka uğratmıştı.
"Vedat Kozan," diyerek kedini tanıtıp polislerle el sıkışan Vedat abiden gözümü alamıyordum. Gerçekten avukat mıydı yani? Avukat olmasa burada ne işi vardı ki? Resmen kendi içimde büyük çelişkilere dalıyordum.
"İyi misin Neva?" diye sordu bana Vedat abi. Elindeki çantayı sandalyeye bırakıp takım ceketinin düğmesini açtı. Hala şaşkınlığın baştan sonra esir aldığı bakışlarımı Vedat abiden çekmeden kafamı aşağı yukarı salladım. "Bizde tam Neva hanımla olay gününü konuşuyorduk," dedi adını hala bilmediğim polis.
Şaşırmış gibi bakan Vedat abi "Öyle mi?" diye sordu tam karşımdaki sandalyeye otururken. "Konuşmaya başladığını bilmiyordum," dedi ardından bana bakarak. Polislerle dalga geçen bir havası vardı. "Neden?" diye sordu Çelebi komiser kollarını birbirine bağlarken. "Saklaması gereken bir şey mi var da konuşmasını istemiyorsunuz?"
Vedat abi bana göz kırpıp şaşırmış gibi polislere döndü. "Yanlış anladınız," diyerek sahte bir şaşkınlık sergiledi. "Demek istediğim, müvekkilimin konuşamıyor oluşu. Sizde konuştuk deyince şaşırdım haliyle." Sadece manipüle ediyordu polisler. Tıpkı benim yapmak istediğim gibi. Çelebi şaşkınlıkla bana bakmıştı kısa bir an ama diğer polisin şaşırmadığını suratından okuyabiliyordum.
"Kusura bakma, konuşman için zorladık," dedi Çelebi komiser hafifte olsa gerçek bir üzüntüyle. Ardından arkamda kalan duvarın dibindeki sandalyeyi çekip sağıma oturdu. "İşaret diline hakimim ama isterseniz yinede bir uzman getirebilirim," diye konuştuğunda Vedat abinin gerek olmadığını belirten bir işaretiyle önündeki dosyayı açtı Çelebi.
"Neden kaçırıldığını biliyor musun Neva?" diye sordu Çelebi bana bakarak. Kafamı iki yana salladım. "Seni kaçıranı görmüş müydün?" Kafamı aşağı yukarı sallayıp parmaklarımı oynatmaya başladım. "Beni başları olduğunu düşündüğüm yapılı bir adam kaçırdı. Diğerleri ondan emir alıyordu."
Adam parmaklarımı okuduktan sonra dosyadaki resimleri önüme dizdi. "Adamlar hangisinden emir alıyordu?" Masaya dizilen resimlerden bana tokat atanı buldum ve parmağımı resmin üzerine koydum. "Seninle hiç iletişime geçti mi?" Kafamı olumlu anlamda sallayıp parmaklarımı yine oynatmaya başladığımda hepsinin gözleri ellerime kaydı.
"Konuşup konuşamadığımı ısrarla sordu. Konuşamadığımı anlatmaya çalıştıkça şiddet uyguladı. Karadul'la işbirliği yapmakla suçladı."
Çelebi kaşları çatık şekilde anlatmak istediklerimi yazıp tekrar bana döndü. Henüz bir şeyler rayına oturmamıştı fakat anlamaya çalışmak için kendini zorluyordu. "Neden kaçırıldığına dair bir düşüncen yok mu? Bir insan durduk yere neden kaçırılır ve konuşabilip konuşamadığı üstelenir?"
Ben cevap vermek için parmaklarımı kaldıracakken Vedat abi olaya el atmıştı. "Asıl konuları sorsanız? Neden kaçırıldığını bilseydik çoktan şikayete gelmiştik." Fakat Çelebi daha Vedat abiye dönmeden parmaklarımı oynatınca direk ellerime indi bakışları.
"Tahminim var."
Aynı anda işaretlerle dediklerimi okuyan Vedat abi uyarmak istercesine "Nevacığım detaylara inmek zorunda değilsin," diye konuştu fakat benim kafamdaki plana göre devam etmem lazımdı. "Tahminin nedir?" diye soran Çelebi'ye ben yine cevap veremeden Vedat abi olayı ele almak istedi. "Neva henüz 8 yaşlarındayken kaçırıldı ve bir sene sonra bir çocuk parkında bulundu. Suçlular hiçbir zaman bulunamadı ve Neva komadan uyanmadan önce de uyandıktan sonra da hep birileri tarafından takip edilip, izlendi. Tahmini muhtemelen bunlardan yana," diye konuştuktan sonra bana bakıp kimse fark etmeden 'Daha fazla konuşma' demek ister gibi kaşlarını kaldırdı.
"Öyle mi Neva?" diye sordu Çelebi benden cevap bekler gibi bakarken. Zaten demek istediklerimi diyen Vedat abi farkında olmadan bana ayak uydurmuştu. Hızlıca kafamı sallayıp dediklerini doğruladıktan sonra Çelebi'nin kaşları çatıldı. "Neden yine şikayet olmadı ailen?"
Soruyu yine ben cevaplamadan Vedat abi cevapladı. Bu da avukatım olduğundan dolayıydı. "Neva'nın annesi ailesinin yanından ayrıldığında hamileydi ve sonra ne olduysa Neva'nın yolu yetimhaneye düştü. Akrabalarının ondan haberi yoktu daha birkaç ay önce gerçek akrabalarını tanıdı. O zamanın yetimhane müdürü şikayet etse de olay delil yetersizliği, Neva'nın konuşamaması ve hiçbir şey hatırlamaması üzerine dosya kapatıldı."
Çelebi komiser hiç beklemediği cevapları aldığını kalkan kaşlarından anlamıştım. Elindeki dosyayı tekrar açıp gözüyle sayfayı incelediğinde üstteki resmimden benim hakkımda bilgiler olduğunu anlamıştım. "15 sene önce kaçırılmışsın. Ve olayı soruşturan polis memuru evinde ölü bulunmuş bu yüzden davayı da kimse üstlenmemiş." İşte bu detayları bilmiyordum bu yüzden bu bana sürpriz olmuştu. Araştırmam gerektiğini hızlıca aklımın kenarına not almıştım. Anlamadığım bir şekilde sıkıntıya girmiş gibi kısa saçlarının yer ettiği kafasını kaşımıştı. Derin bir nefes alıp dosyayı sert şekilde kapattı ve "Neyse, konuya dönelim," dedi Çelebi komiser. Fakat konuya dönemeyen tek kişi kendiydi.
"Adamları Karadul mu öldürdü?"
Hızlı şekilde kafamı salladım ve ellerimi yine hafiften kaldırdım. "Adam bana şiddet uygularken dışarıdan gürültülü sesler geldi. Sonra beni bırakıp oraya bakmaya gitmesinin arkasından siyah giyinmiş maskeli bir adam geldi ve beni oradan çıkardı. O an ki korkuyla kaç kişi olduklarını sayamadım ama 5-6 kişi olmalılardı. Odadan çıktığımızda adamların hepsi baygındı sadece. Tek bir kan izi yoktu. Hatta içlerinden birinin "Adamlar ayılacak, çabuk gidelim buradan," dediğini duydum."
Vedat abi ne yapmaya çalıştığımı anlamak ister gibi gözlerini bana dikmişti. Başından itibaren bilmiyorum, haberim yok, görmedim gibi şeyler demem gerekiyordu fakat ben eksiksiz anlatıyor hatta bilmemem gereken detayları bile söylüyordum. Benim dediklerim bitince Çelebi hızlıca önündeki kağıda yazdı ve kısa birkaç sorunun ardından diyecek başka bir şeyim olmadığını söyledim. Hemen ardından ifademi yazdığı kağıdı imzalamam için bana uzattı.
Vedat abi ayaklanınca bende ayaklanmış imzaladığım kağıdı Çelebi komisere uzatmıştım. Tam kapıya doğru dönecekken "Neva?" diye seslendi komiser. Dönüp baktığımda ise gözü elindeki ifademdeydi fakat tuhaf bir hal almıştı. "8 yaşındaki yaşadıklarının hiç birini mi hatırlamıyorsun?" diye sormasını asla beklemiyordum.
Onların adamı olduğunu düşünüyordum, muhtemelen de bu yüzden soruyordu ama peki böyle sanki acı çeker gibi bakışı nedendi? Parmaklarımla "Hatırlamıyorum," deyince dudaklarını birbirine bastırıp üzerimdeki olan tuhaf bakışıyla birlikte kafasını salladı.
Hızlıca odadan çıkıp girişteki polis kadından eşyalarımı aldım ve beni dışarıda beklediğini gördüğüm Yekta, Çakır, dayım ve Vedat abinin yanına doğru gittim. "Nasılsın Cepçi?" diye sordu hemen Yekta bana doğru gelerek. "İyiyim," diye oynattım dudaklarımı.
Diğerlerine döndüğümde Vedat abi ceketini çıkarmış bana dönmüştü. "Bir şey söylememen gerekiyordu, kızım. Hatta eski detaylara hiç girmemen gerekiyordu." Onun böyle demesiyle Yekta ve diğerleri de bana döndü. "Ne anlattın ki?" diye sordu Çakır merakla.
Hala onun 2 numara Yekta'nın ise Alar olabilme ihtimallerini aşamadım.
"Adamların neden kaçırdığını, Karadul'un nasıl kurtardığını, adamların ölü değil baygın olduğunu, 5-6 kişi olduklarını falan söyledi. Fazla detaylar vardı, kızım. Üzerine çekmemen gerekiyordu."
Vedat'ın susmasıyla "Bu kadar detayı nereden biliyorsun Cepçi?" diye sordu Yekta meraklı gözlerini üzerime dikerek. Çantamdaki telefonu çıkartarak mesajı açıp Yekta'ya uzattım ve sesli okumasını istemiştim.
"Ben Aven. Karadul'u kurtarmak senin elinde. 5-6 kişi olduklarını, sadece seni kurtarıp adamları bayılttıklarını anlatmalısın. Biraz kendince detay katmalısın ki sana inansınlar. Ayrıca o gün niye kaçırıldığını biliyorsun, o yüzden bu konudan da bahset ki dikkatleri dağılsın istediğimiz kıvama gelsinler. Manipüle her zaman işe yarar."
"Bir planları vardır muhtemelen," diye ortamın havasını değiştirmek istedi dayım. Ardından Yekta telefonu bana uzatıp dayımı desteklemek için kafasını salladı ve "Kokuları çıkar yakında," diye konuştu. Fakat bu işten hoşlanmadığını belli etmişti. Yine de Çakır'ın elindeki yaraya baktıkça Karadul başkalarıymış gibi konuşmaları tuhafıma gidiyordu.
Kader, Yekta ve beni bir gün Alar ve Aven olarak karşı karşıya getirmezdi değil mi?
Yanımdaki Çakır'ın kolunu tutup bana bakmasını sağladım. "Eline ne oldu?" Çakır önce eline baktı daha sonra önemli bir şey değil der gibi elini salladı. "Balkondaki şömineyi yakarken elim yandı," dedi. Fakat otoyıkamanın balkonundaki şömineyi yakacak hava henüz yoktu.
"Hadi gidelim," diyerek kaçan Çakır ile hepimiz arabalara bindik. Vedat abiyle dayım işleri oldukları için başka yere gideceklerdi bende Yekta'nın şoför, Çakır'ın yolcu koltuğuna oturduğu arabanın arka koltuğuna kurulmuştum.
Telefonumdaki mesajlara bakarken Alar'dan mesaj geldiğini görmüştüm. Gözüm ister istemez dikiz aynasından Yekta'ya kaydı ve o an göz göze gelmek beklediğim bir şey değildi. Sakince bana göz kırparken ona gülümseyip telefonuma döndüm. Onların Karadul olup olmadığını kesinlikle öğrenmem gerekiyordu.
"Ne demek polisler gidiyor?"
"Polis Neva'yı götürdü neler oluyor?"
"Polisler onlardan mı?"
"Yine kayboldun Aven."
"Gece 2'de Kadıköy sahilinde ol."
Son mesaj geleli henüz on dakika olmuştu. Kabul ettiğimi söylediğim kısa mesajı attıktan sonra oto yıkamanın önünde duran araçtan indim. "Hadi gel yukarıda oturacağız," dedi Yekta araçtan inince. "Anneannemleri göreyim öyle gelirim," deyip karşıdaki dükkana doğru gittim.
Anneannem beni gördüğü gibi "Oy yavrum," diyerek tezgahın arkasından çıktı ve bana doğru geldi. Önce ona ardından Nazlı'ya sarıldım. "Aç mısın güzelim?" diye soran Nazlı'ya minnet dolu şekilde bakıp kafa salladım. Ardından hala çantamda duran not defterime "Bizimkiler bekliyor bir sandviç yapar yerim," yazarak ona okuttum.
Ardından tezgaha doğru giderken "Dur, dur," dedi Nazlı ve peşimden geldi. "Atıştırmalık bir şeyler koyayım, hepiniz yiyin," deyip saklama kabına börek ve poğaça koymaya başladı. Aldığım yemek kabını kolumun altıyla belimin kenarına sıkıştırıp oto yıkamaya doğru yürüdüm.
Karşıya geçerken birkaç kişinin bana geçmiş olsun deyişlerini yargılasamda gülümseyerek cevap verdim sadece. Mahalleli artık bana karşı soğuk ve nefret dolu davranmıyordu. Mavi demir kapıyı açıp yukarı çıkan merdivenlere yöneldiğimde hepsi balkonda oturuyordu.
"Allah! Börek getirmiş," diyerek bir anda ayaklanıp elimdeki kabı aldı Enes. Fakat daha kabın kapağını bile açmadan Eslem elinden sert bir şekilde aldı. "İçeriden içecek getir, öyle börek ye," diyerek sırtından ittirdi Enes'i.
"Al kanka," dedi Asya, ben Yekta'nın karşısına otururken elindeki poşeti bana doğru fırlattı. Poşeti tutup içindekilere bakmak için ağzını açmıştım ki gördüklerimle gözlerim sonuna kadar açıldı ve anında geri kapattım.
"Bu ne?" diye oynattım dudaklarımı. Fakat onlar sanki içindekileri biliyormuş gibi kahkaha atmaya başlamıştı. Poşetin içinde iç çamaşırları vardı fakat fazla cüretkâr. "İçeride giyersin diye aldım ama çabuk çıktın," deyince gülmekle gülmemek arasında kalmıştım.
"Yekta'ya aldığım daha güzeldi," demesiyle merakım kabarmıştı. Ben ne aldığını düşünürken Çakır'ın kahkahası artmış, anırmaktan hallice olmuştu. "Pembe panterli boxer almıştım fakat beğenmedi." Bozulan sinirlerim yüzünden ister istemez gülmüştüm.
"Git gide Eslem'e benzemeye başladın," diye konuştu Yekta tepsiden aldığı limonatayı dudaklarına götürürken. "Yedi yirmi dört onu görünce, etkisini bırakıyor." Asya'nın dediklerine tebessüm ederken Eslem ona ters ters bakmakla yetinde. Enes'in sehpaya bıraktığı limonatalardan birini alıp önüme bıraktım. Gerçekten acıkmıştım, zaten kahvaltıda yapmamıştım.
Onlar kendi halinde sohbet ederlerken ben arada cevap veriyor veya seyrediyordum. Onun dışında sadece börek ya da poğaça yemekle meşguldüm. "Sende gelsene Neva," diye seslenen Eslem'e ağzım dolu bir şekilde baktım. Yekta bana bakarken hafif bir tebessüm etmişti fakat ona dönüp bakmamıştım. Ağzımdakileri yuttuktan sonra "Nereye?" dedim.
"Yarın Karadul'un yıl dönümü partisi var. Ben kıyafet bakacağım, Asya da ayakkabı. Sende gel hem gezmiş oluruz."
Beni çağırmalarına sevinirken yarın giymek için güzel bir şeyler bakabileceğimi düşündüm. Kafamı salladıktan sonra son lokmamı da yiyip "Gidelim o zaman," diyerek ayaklanan kızlara ayak uydurdum. Ben merdivenlere doğru yönelecekken Asya'nın şirin bir suratla Enes'e bakılı kaldığını fark edip onu izlemeye başladım.
Enes önce onu umursamadan elindekini yemeğe devam etti fakat sonunda ters bir şekilde oflayıp elini cebine attı ve araba anahtarını ona doğru attı. "Aslanım be!" diyerek anahtarı tutan Asya abisinin yanağına sesli bir öpücük attı. Yüzümde manidar bir tebessüm oluşturan bu sahneyi kıskanmıştım. Aynı zamanda üzülmüştüm.
Abim varsa eğer, bu sahneyi bizimde yaşamamıza engel olanlara daha da kinlendim. O sırada göz göze geldiğim Çakır anlamadığım bir şekilde hızlıca gözlerini kaçırmıştı. İster istemez gözlerim onda takılı kalmıştı ta ki Eslem seslenene kadar.
Eve gitmeme gerek yoktu, kızlarda hazırlardı o yüzden sadece sokağın sonunda park edilmiş araca doğru yan yana yürüdük. "Oh be, azıcık kafa dağıtalım," diye konuştu Asya, yorgun bir sesle.
"Anca meyhane, başka bildikleri bir şey yok bizimkilerin."
Eslem de Asya'nın dediklerini desteklerken onları izliyordum. Daha önce Gözde'yle çok alışverişe çıkmıştık ve onu aramadan edemiyordum. Sohbetlerimizi özlemiştim. Fakat Asya ve Eslem'in de hakkını yiyemezdim. Her ne kadar kötü bir başlangıç yapsak da onların düzeltmek için çabalarının farkındaydım. Ama bence bir gün onları tanıştırmalıydım.
"Bir ara kız gecesi de yapmamız gerekiyor!" dedi Asya, neşeli bir heyecanla. "Off," dedi Eslem yolcu koltuğunun kapısını açıp otururken. "Cidden çok ihtiyacımız var. Sabaha kadar dedikodu, çekirdek, cips, kola ve daha neler neler." Benim bile isteğimi arttırmışlardı, öyle bir iştahlı şekilde istiyorlardı ki.
"Yaparız değil mi Neva?"
Arka koltuğa oturduğum için bana dikiz aynasından bakan Asya kafamı sallayarak gülümsedim. "Süper o zaman!" diyerek arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Oto yıkamanın önünden geçerken balkon korkuluğundan aşağıya sarkan Enes "Hız yapma yoksa seni 5 saat koştururum hızdan geberirsin Yaşlı kafa!"
Enes'in dediği Yaşlı kafa ithamına ben ve Eslem kahkaha atarken Asya abisine sadece dil çıkarmıştı. Beyaz ve grinin renk verdiği saçları ona aşırı derecede yakışıyor herkesin ona bakmasına sebep oluyordu. Fakat Enes yaşlıların beyaz saçlarına benzetmesi beni ister istemez güldürüyordu.
Asya ne kadar beyazsa Eslem o kadar siyahtı. Kirpiklerine kadar simsiyahtı. Ve ikisinin de tarzı başkaydı. Gotik ve siyahtan oluşuyordu.
Eğlenceli müziklerin arabayı doldurduğu yolculuğu daha önceden geldiğim için bildiğim bir butiğin önüne park etti. "Buralarda güzel mağazalar var, buralarda dolanalım," deyince arabadan indik. Mağazaya girdiğimiz gibi Asya siyah gotik tarzı elbiselerin yanına koşarak gitmişti. Eslem reyonları gezerken ben gördüğüm cropları inceliyordum.
Belime sürekli gömlek bağladığım için croplarla daha rahat kombin yapıyordum. İki crop bir tane de gömlek elime alıp kasanın kenarına bıraktım. Bunlar alacaklarımdı. 36 beden tam olduğu için denememe gerek kalmıyordu fakat elbiseyi deneyebilirdim.
"Nasıl olmuş!" diyerek kabinden çıkan Asya her zamanki tarzında bir elbise denemişti. Her yanından ipler geçirilmiş pileli etekliydi fakat ona ciddi anlamda çok yakışıyordu. "Eğlence de giyecek kıyafetim hazır ama buna bayıldım," diyerek aynadan kendini inceledi. Eslem ise aynı benim gibi croplara bakıyordu. Seçtiği pantolon ile birlikte tutup nasıl olduğuna bakıyordu.
Gözüm önce elbiselere kayınca oraya doğru adımladım. Siyah omuzu açık bir elbiseydi. Çok hoşuma gitmişti bu yüzden askıya uzanıp onu alarak kabine doğru ilerledim. Giydiğim elbisenin omuzlarını düzelterek dışarı çıktığımda hemen yandaki aynadan kendine bakan Eslem ile göz göze geldik. Önce birbirimizi süzüp hemen ardından beğendiğimizi gösterecek şekilde kafa sallayınca kahkaha atmadan duramadık.
"Çok yakışmış," diye konuşunca dudaklarımı oynatarak "Harika görünüyorsun," dedim. Kendimi aynada biraz inceledikten sonra kabine geçip elbiseyi çıkardım. Bunu almak istiyordum, o yüzden kasaya gidip alacaklarımı öderken Eslem'de az önce denedikleri ile birkaç kıyafetin daha parasını ödüyordu.
Asya'nın ayakkabısı için saatlerce dükkan gezmiş bir türlü karar verememesine çıldırmıştık. Hatta Eslem artık ağlayacak raddeye gelmiş, sen git bak biz kahve içeceğiz diyerek onu göndermiş beni ve kendisini bulduğu ilk kafeye oturtmuştu.
"Çok yoruldum," diye sızlanan Eslem'e katılmamak elde değildi. Yürümekten bacaklarım sızlıyordu ve gerçekten çok yorgundum. "Hiçbir şey beğenmiyor," diye oynattım dudaklarımı. Garsonun getirdiği kahveden yudum alıp hızlıca kafasını salladı. "Kolay kolay bir şeye asla karar veremez. Çakır'ı nasıl sevmeye karar vermiş arada bir şaşırıyorum ona," demesiyle gözlerini sonuna kadar açıp dudaklarını elleriyle örtmesi bir oldu. İşte bu gerçekten şaşırdığım bir şey oldu. Kaşlarım havaya kalkarken Eslem hala ağzından kaçırdığı şeyin şaşkınlığını yaşıyordu.
"Asya gerçekten Çakır'ı mı seviyor?" Diye oynattım dudaklarımı. Eslem yenilgiyle omuzlarını düşürüp kafasını salladı. "Söylediğimi söyleme olur mu? Zaten kız gecesi yapınca kendisi direk dökülecek." Söylemeyeceğimi belirtircesine kafamı salladım ve merak ettiğim sorulardan düzgünlerini seçmeye çalıştım.
"Çakır'ın haberi var mı?"
Bilmiyorum dercesine omuzlarını silkti. "Kardeş gibi büyüdüğümüz için Asya belli etmeye korkuyor. Çakır anladı mı bilmiyorum." Kahvenin yanında gelen kurabiyelerden bir ısırık alırken Eslem'i can kulağıyla dinliyordum.
"Ama bu birbirlerini sevmeyecekler diye bir kural koymaz. Eski dostlarda birbirlerine aşık olabilirler."
"Evet ama onun korkusu Nihan ve..." deyip susmasıyla duruşumu doğrulttum. Annem ve ne? Bir kere ağzından yine kaçırdığını ve toparlayamayacağını anlamıştı. "Annen ve Vedat abi gibi olmaktan korkuyor."
Elimdeki fincanı bıraktığım gibi masaya yaslandım ve "Annem ve Vedat abi ne alaka?" diye sordum. Sıkıntılı bir nefes bırakırken bir yandan da kafasının içindekileri tarttığını gösteren bir bakışı vardı. "Vedat abi ve annen gençken sevgililerdi. Sonra ne olduysa Vedat abi en yakın arkadaşı ve annen arasında kaldı. Detayları bilmiyorum ama bu arkadaş grubu ile aralarına büyük uçurumlar konulmasına sebep oldu. Asya da dostluğumuzun bu yüzden bozulmasından korkuyor."
Annem ve Vedat abi...
Kafamın içinde Vedat abinin anneme karşı olan tutumlarını getirdim. Ve hepsinde anneme karşı özlem dolu olduğunu anlayabiliyordum. Beni ilk gördüğündeki şaşkınlığı, bana her bakışındaki özlem dolu gözleri... Hala seviyor muydu annemi?
Annen seni de babanı da oğlunu da çok seviyordu...
Babam ve oğlu.
Vedat ve Çakır...
Olabilir miydi? İyi de o zaman neden söylemesinler? Ya da Vedat abi babam olduğunu neden saklasın? Ben zaten buraya ailemi bulmaya gelmişim, o yüzden saklamaları saçma olurdu. Ayrıca annem evli değildi ve evlenmemişti, daha öncede doğum yaptığına dair bir belge yoktu. Çocuğu olduğuna dair de bir şey yoktu. Oğlu nasıl oluyordu?
Kafam allak bullak olmuştu. Kahvemi yudumlayıp kendimi sakinleştirmek için bize doğru gelen Asya'ya döndüm. "Çok tatlı bir ayakkabı aldım,"diyerek yanımdaki sandalyeye oturdu. Biten kahvelerimizi alan garsonun ardından acıktığımız için yemek söylemiş sonra da eve gitmek için arabaya doğru yan yana yürümüştük.
****
Motordan indiğim gibi sahilin kenarında beni izleyen adama doğru yürümeye başladım. Yine motoruna yaslanmış yüzünde Karadul maskesi vardı. "Merhaba," diyerek yanına geldiğimde "Merhaba," dedi ve doğruldu.
"Merak ettim konuşulacak konuyu. Fazla buluşur olduk sakata gelmeyelim."
Dediklerime nefes vererek gülüp ellerini ceplerine koydu. "Sen anlatacaksın önce. Neva'ya ifadede neden onları söylettin." Beklediğim sorulardı, bu yüzden hazırlıklı gelmiştim. Elimi önümde birleştirerek gözlerimi Alar'ın siyah lensli gözlerine diktim.
"Neva'yı gözden çıkardılar. Niye bilmiyorum ama bir şeyler hatırladığını düşünüyorlar. Aslında en başında Neva'nın yaşaması bir şey hatırlayamaması veya konuşamaması değilmiş. Sebebini henüz öğrenemedim ama birine ulaşmak için hayatta bırakmışlar onu. Fakat artık Neva onlar için tehlike teşkil ediyor bu yüzden onu bu savaştan çıkarmak için her şeyi yapacaklar. Neva'ya yardım edebilmeniz veya o adamları bulabilmeniz için rahat olmanız gerekiyordu, bu da önce üzerinizdeki cinayeti atmaktan geçiyordu."
Tüm bunları müdürün telefon konuşmalarından ve Emre'nin edindiği bilgilerden edinmiştim. Korkum yoktu fakat annemi bulmadan veya o kadar canın katilini bulmadan ölmekte istemiyordum.
"Yani her an onu öldürebilirler mi?"
Alar'ın bir anda değişen havasına sıkıntılı şekilde kafamı salladım. Kendimden başka birisiymiş gibi bahsetmeye hala alışamadım. Fakat onlara güvenene kadar veya sırlar açığa çıkana kadar böyle olmak zorundaydı.
"Artık gerçek bir savaşın içine girmek zorundayız. En kısa zamanda müdürün zulalarını patlatmak zorundayız." Alar da benim gibi düşünüyor olmalı ki anında kafasını salladı.
"Karadul'un eğlencesinden sonra ilk işimiz bunu halletmek olacak."
"Planları hallederim. Yetimhaneye sokmak kolay ama kasa sizde. Evden de bilgileri ben alırım."
"Çocukların tutuldukları yerin İzmit'te olduklarını öğrendik," demesiyle tüm ilgimi üzerine çekmişti. "Tam konum alamadık ama karış karış arayacak bile olsak bulacağız. Yalnız yine de büyük kanıt olabilecek şey 300 çocuğun yandığı o yeri bulmak."
Sıkıntılı şekilde şapkamı düzelttim. "Bunun üzerine çalışıyorum fakat çok zor. Muhtemelen hiçbir yerde kayıtlı olmayan bir yapıydı." Halledersin sen dercesine omzuma vurup geri çekildi. "Bu arada," deyip ellerini tekrar cebine koydu. "Karadul'un eğlencesine gelmelisin sende."
Gülümsemeden edemedim fakat bu maskemden ve karanlıktan belli olmuyordu. "Geleceğim," dedim sesimde eğlenir bir tınıyla. "Fakat bu kılıkta değil. Malum hala aranıyorum."
Eğlenir gibi konuşmam moralini yükseltmiş olmalıydı çünkü dediklerim onu güldürmüştü. "Sizde bu taktiği denemelisiniz, sonuçta henüz soruşturma kapanmadı."
"Merak etme," dedi gülümsediği kısılan gözlerinden belli oluyordu. "Bizde sivil olacağız."
Elini uzatınca tutup sıktım ve son kez göz göze gelerek ikimizde aksi yöne döndük. Motorlarımızın sesi birbirlerine karışırken Alar kornaya basıp yanımdan geçip gitti. "Artist," diye mırıldanıp eve doğru yol almıştım. Eve gider gitmez üzerimi değiştirip sakladım ardından kapının kilidini açtım ve dinlenmek için uzandığım yatakta uykusuzluktan bayılmıştım.
Mırıltılar eşliğinde konuşma ve bir itişme sesleri beni kendime getirmişti. Tekrar uykuya dalmayı isteyen yanıma uyarak hiç tepki vermedim. Muhtemelen anneannem çağırmak için gelmiş uyuduğumu görünce de dokunmak istememişti.
"Uyandırmalı mıyız?" diye konuşan ses asla anneanneme ait değildi. Bir kadına bile ait değildi.
"Dokunmadan çıkalım. Kız zorla uyuyor zaten." Bunu diyen Çakır'dı.
"Bence de, Yekta bizi böyle kızın tepesine zebani gibi doluştuğumuzu görürse keser." Asya'nın dedikleri beni uykumdan ayıltmaya yetmişti. Bu manyaklar tepemde beni mi seyrediyorlardı?
Yan yattığım için anında sırt üstü dönüp gözlerimi açmamla tepemde bana bakan deliler anında çığlık çığlığa geri çekildiler. "Ananınn...sülalesini öpeyim," diyen Çakır gülememe sebep olmuştu. Tabi bu çığlıklar salondakileri korkuyla yanımıza getirmişti.
"Neler oluyor?" diyerek odaya dalan Yekta önce yataktaki bana sonra diğerlerine dönmüştü. Arkasında dedem, dayım ve Vedat abi de vardı. Annemle sevgili olan... "Yok bir şey," diyerek kendini toparladı Çakır. "Ne yok bir şeyi," diye hayretle konuştu Giray. "Şu dilsiz cadı yüzünden korkudan paçalarıma bırakıyordum neredeyse."
Doğrulup yatağın üzerinde bağdaş kurunca gözler bana döndü. Yekta'yla göz göze gelince "Asıl korkutan onlar. Tepemde dikilmiş konuşuyorlardı ve beni uykumdan ettiler," demem Yekta'nın ölüm düşen bakışlarını arkadaşlarının üzerine çevirmesine sebep oldu.
Kızlar yavaş adımlarla Çakır ve Enes'in arkasına saklanırken Giray duvarla bir olmak üzereydi. "Onu demeyeydin iyi, dilsiz bacım," diye konuşan Giray yine gülmeme sebep olmuştu.
"Ben demedim mi kız uyuyorsa hemen geri dönüyorsunuz?"
"Dedin," diye konuştu Çakır. "Ama biz dinlemedik."
Yekta öne doğru adım atmasıyla bağır çağır odadan kaçanlar Yekta'yı bile güldürmüştü. "Uyandıracaklarını düşünseydim, göndermezdim," diye bana açıklama yapması çok hoşuma gitmişti. Gülümseyerek "Bir şey olmaz," diye oynattım dudaklarımı.
Elim yastığımın kenarındaki telefona uzanıp saate baktığımda gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. Saat gerçekten 17:03 müydü? Ben bu kadar uyuyabilmiş miydim? Benim için gerçek bir rekordu. Yekta odadan çıkınca üzerime rahat bir şeyler giyip salondan gelen kalabalık uğultusuna doğru gittim.
"Kaç saat uyumuşum öyle," diye dudaklarımı oynattım dedemin yanındaki boşluğa otururken. Kolunu hemen omzuma atıp beni kendine doğru çekmesi hoşuma gitmişti. "Hadi gidelim," dedi Asya bana bakarak. Nereye demek istercesine kafa salladım.
"Seni almaya gelmiştik aslında. Pizza söyleyeceğiz, hep beraber bizim evde yiyeceğiz. Sonra da hazırlanır eğlenceye gideriz," deyince dedem bile hadi dercesine eliyle omzumu dürtmüştü.
Kafamı sallayarak kalkıp odama geçtim ve hazırlanırken lazım olacak şeyleri geniş sırt çantama koydum. Tekrar yanlarına geldiğimde onlarda ayaklanmış beni beklerlerken ayaküstü sohbet ediyorlar. "Hazır mısın?" diye sordu Yekta. Kafamı sallayınca onlar dedemle tokalaştı. O arada ayakkabılarımı giyerek kapıyı açtım.
Aynı sokağın soluna doğru döndüklerinde onları takip ediyordum. Yekta'nın evinin karşı çaprazındaki iki katlı binaya girip birinci katın kapısının önünde bekledim. Enes cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açıp kenara çeklince sırayla girmeye başladık. Diğerleri kendi evleriymiş gibi hareket ederken çoğunluğun girdiği odaya doğru yöneldim.
"Pizzaları sipariş ediyorum!" diye seslendi Çakır. Ardından cebindeki telefonu çıkarmışken "Lütfen mısır olmasın!" Asya salona girmemişti ve hangi odadaysa sesini duyurmak için bayağı bağırmıştı. "Bilmiyor muyum nasıl yediğini yaşlı kafa!" Çakır da sesini duyurmak için hemen dibimde bağırınca kulağımı işaret parmağımla tıkamak zorunda kalmıştım.
O arada Eslem yine muzır şekilde gülünce ona katılmamak için kendimi sıkmıştım. Sanırım Çakır'ın Asya'ya karşı olan davranışlarını izliyor analiz ediyordu. İnce uzun salondaki kahverengi eski model koltuk takımına herkes kendi eviymiş gibi yayılmıştı. Yekta elindeki kumandadan kanalları açık bıraktı ve tam da haber spikeri Karadul'un haberini sunuyordu.
"Tam da Karadul'un kuruluş yıl dönümü olarak kutladıkları günde cinayetten aklanmaları halkı daha da sevindirmişti. Büyük bir kalabalık Karadul'un eğlence düzenleyecekleri meydana gitmiş şimdiden yerleri kapmışlardı. Arkadaşlarımızın yaptığı röportajı izliyorsunuz şimdi."
"Karadul'a olan sevginiz ne zamandır var?"
Genç kız boğazına taktığı örümcek desenli fuları indirip gülümsedi. "Uzun zamandır duyuyordum fakat haklarında pek bir şey bilmiyordum. Terörist olayında bende oradaydım ve o gün onlar sayesinde hayattayız. O günden sonra onlara karşı büyük sevgim var."
Ardından hızlıca başka bir röportaja geçti. Burası bizim daha önce yemek dağıttığımız meydandı. "Cinayet olayında Karadul'a güvenmiş miydiniz?" Genç çocuk hızlıca kafa sallayıp "Tabii ki güvendim. Yıllardır burada oturuyorum, Karadul'un içindeki adamları görmedim ama yardımlarını çok gördüm. Maskeli melekler onlar."
Ardından mikrofonu tutan kadın mikrofonu kendine çekti. "Fakat Karadul illegal bir grup." Az önce konuşan çocuğun arkasında bir adam kameraya doğru yaklaştı. "Hayır," deyince mikrofon ona döndü. Çevredeki birkaç kişinin gözü de ona adama dönmüştü. "Karadul bir uyanış. Karadul demek adalet demek. Kurtuluş demek. Devlet böyle yetenekli grubu himayesine almıyorsa kendi kaybeder."
Haklıydı.
"Vaaayyy," dedi Enes uzandığı yerden televizyona bakarken. Halkın bu denli onların yanında olması büyük bir şeydi. Aynı zamanda aşırı gurur vericiydi. Onların yanında veya yerinde olmayı çok isterdim. İster istemez gözüm diğerlerine kaydı. Onlarsa eğer ben gerçekten yanlarında mı oluyordum?
Karadul grubunu hep duydum ve çok sevdim. Hayatım boyunca onların adaletine olsun, yaptıklarına olsun hep hayran oldum. Sadece bir dönem sırra kadem başmış gibi olmuşlardı, genel yardımları devam etseler de görev işi almıyorlardı. Fakat sonra yine dehşet şekilde dönmüşlerdi. Devletin içine sızan ve hinlik yapan bir siyasetçinin tüm kirli çamaşırlarını dökmüş gündeme günlerce oturmuşlardı.
Kapı zili hemen düşüncelerime hem de ortamdaki sohbete düşmüştü. Yekta ayağa kalkıp koridora çıktıktan birkaç dakika sonra elinde pizza kutuları ile döndü. Asya da bardaklarla gelince herkes yere oturmuş sehpadaki kutulardan birer tane önlerine çekmişti.
"E, bu mısırlı," diye üzgün şekilde konuştu Asya. Hemen solumda oturan Çakır dövmeli kolunu uzatıp Asya'nın önündeki kutuyu aldı ve Giray'ın önündeki kutuyla değiştirdi. "Niye söylemiyorsun oğlum mısırsız olduğunu," diyerek Giray'a azar çekmişti. Fakat çoktan pizzasına gömülen Giray'ın asla umurunda değildi.
Yavaş yavaş yediğimiz pizzalardan sonra hep beraber toplamış sonra hazırlanmak için dağılmıştık. Erkekler hazırlanmak için evlerine Enes odasına bizde Asya'nın odasına geçmiştik. Sade ama kendi düzeni ve havası olan bir odası vardı. Duvarda ledler, panolar, mini fotoğraflar doluydu.
Hızlıca üzerilerimizi giyip saç ve makyaja geçmiştik. Ben dalgalandırdığım saçlarımı açık bırakmış hafifte makyaj yapmıştım. Ağır makyajı çok severdim fakat bu kez hafif makyaj daha çok yakışıyordu.
Asya beyaz saçlarına taşlı bir toka takmış, çok güzel bir makyaj yapmıştı. Üzerinde örümcek ağı desenli transparan bir büstiyer altına da hem örümcek hem de ağı desenli siyah şort giymişti. Günün anlamı ve öneminin ciddiyetini temsil eder gibiydi.
Elsem ise her zamanki gibi daha sportif giyinmişti. Hardal rengi pantolon siyah crop giymişti. Pantolonundaki zincir ve kemer detayı çok hoş gösteriyordu. Saçlarını ise atkuyruğu yapmıştı.
"Hazırsanız çıkalım. Hava karardı ve birazdan Karadul gelir," dedi Asya telefonunu çantasına koyarken. Eslem ile göz göze gelince "Yekta'ları beklemeyecek miyiz?" diye sordum. Spor ayakkabısının iplerini bağlamak için eğilirken "Meydan'a gelirler," dedi.
Hızlı adımlarla evden çıkmıştık. Karanlık tüm İstanbul'un üzerine çökmüştü ve meydandaki ışıklar ise kilometrelerce uzaktan görünüyordu. Büyük bir kalabalık ve uğultu vardı. Hatta o kadar kalabalıktı ki Polis bile vardı herhangi bir olaya karşı.
"Geçen seneye göre baya kalabalık," diye konuştu Eslem. Öyleydi, geçen sene bu kalabalığın yarısı vardı. Fakat bu sene mahalle dışından gelenler çoktu. Ayrıca geçen sene buralara kadar gelip de Yekta'lardan kimseyle karşılaşmamak çok değişik hissettiriyordu.
Daha önce buradaydım ve belki yanından geçtim, belki dans ederken çarpıştık, belki dans ettiklerim arasında bile vardı. Bilmiyorum.
Güzel bir şarkı meydanı inletiyor herkes dans ediyordu. O sırada görevli adamlar kalabalıktan insanlara renkli zararsız sis bombaları ve renkli fişekler veriyordu. Karadul gelmek üzereydi. Işıklar azaldı ve müzik bir anda değişti. Rap tarzında bir müzik başlamıştı.
"Adamların gevşek bizden safsa.
Siyah bir kemer üstünde Tommy Gun.
Nasıl bu kadar iyi bilirsiniz beni sözlerim tarumar.
Halinden belli acemi birisin, tüm gece yorulmuş gibisin.
Çabalıyorum içimdeki dengenin sebebi,
Hayalim var olma sebebi..."
Herkes elindeki fişekleri yaktı sis bombaları öne doğru atıldı. Ara sokağın bize doğru çıkan yolunda mavi ve yeşil sis bombalarının arasından 4 kişi gelmeye başladı. Tam o arada şarkının nakarat kısmını herkes bir ağızdan söylemeye başladı.
"Yak yık kendini bul,
Oldun sanma sorgula dur,
Dengini bul ol Allah'a kul,
Zehrini boşalt ya da ol KARADUL!"
Karadul gelmişti hem de tüm asilliğiyle.
***
O nasıl geliştir yigidimmm.
Not: Şarkı daha önce youtube den dinlediğim bir şarkıydı ama artık kaldırdılar. (Çok üzüldüm ya)
İnstagram: suveyda_reyy
wp kanalıma bekliyorum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |