
Hellüüüüü. Acayipe eğlenerek yazdığı bir bölüm bu, tepkilerinizi merak ediyorum.
***
Vedat abi ve Çakır hiç durmadan araçlarına atladıkları gibi Yekta'nın peşinden gittiler. Ben ise Alaz'ın yardımı ile eve çıkmış anneannem, çocuğu durmadığı için apar topar eve gelen Nazlı, kocası Hakan ve dedem ile hasret gidermiştim.
Gerçekten hepsi merak etmiş, çok korkmuştu. Anneannem bana sarılmış hüngür hüngür ağlamıştı. Bunu beklememiş ve ister istemez bende duygulanmıştım. Diğerleri yanıma uğrayacaklarını söyleyip oto yıkamaya gitmişlerdi. Yekta'nın gözaltına alınması hepimizi şoka uğratmıştı. Komiser Çelebi aklıma gelince istemsiz kaşlarımı çattım.
Nereden tanıyordum ben o adamı? Kimdi o adam bilmiyorum fakat ismini kafama not etmiştim araştırmak için. Saatlerce salonda bizimkilerle oturmuş ara ara yazarak sohbete dahil olmuştum. Birkaç kere Giray ve Asya'ya mesaj atmış Yekta'nın durumunu sormuştum.
Sorguda olduğunu söylediklerinde ise sıkıntılı nefesler vermiştim. Konu Karadul olduğu için saatlerce orada olacağına emindim. Yemekten sonra yorgun olduğumu yazarak odama çekildim ve anında kapıyı kilitledim. Saat henüz 19:34'dü gösteriyordu. Hızlıca bilgisayarın başına oturdum fakat gözüm önce parkeye kaydı. Elime aldığım kağıtları 8 parçaya bölüp maket bıçağımın yardımıyla parkenin aralık yerlerine soktum ve kimsenin görmeyeceğinden emin oldum.
Parkeyi evde kimse yokken sökebilirim çünkü hem ses çıkartır hem de rahatsız edilme ihtimalim yüksekti. O yüzden kimsenin açmadığından veya kimsenin fark etmeyeceğinden emin olmam gerekiyordu. Daha sonra açtığımda 8 kağıt parçasından az kağıt bulursam birinin parkenin altındakilerden haberdar olduğu belli olur.
Onlarda zaten belli kişiler.
Açılan bilgisayarın başına geçtiğim gibi önce araştırmak için not aldığım birkaç şeyi araştırdım ardından saatler sonra ise bugünkü olaylar için polis kayıtlarına sızmaya çalıştım.
10 tane ceset çıkmış evden fakat ben 11 kişi saydığıma emindim. Ölen adamların hepsi bir güvenlik şirketinden Milli eğitim bakanına tahsil edilmişti. Hızlıca milli eğitim bakanının güvenlik şirketinden koruma olarak tahsil ettiği adamların listesi ve bilgilerine ulaşmaya çalıştım. Bu beni o kadar uğraştırdı ki kahve almak için ayağa kalktığım da 5 saattir bilgisayar başında olduğumu fark ettim.
Trojenim çalışırken hızlı şekilde kendime kahve yapıp geldim ve tekrar kapıyı kilitledim. Liste çıktığı an ölenleri hızlıca geçtim ve ölmeyen o gün orada olan son korumaya baktım. Adil İbret. Adamın bilgilerini inceledikten sonra numara geçmişine bakmak için GSM operatörüne bağlandım.
Son arama 3 saat önceye aitti. Adam yaşıyordu ve o gün beni kaçıranların içindeydi bu yüzden her şeyi biliyordu. Sinyalden yerini bulduktan sonra gerisini Karadul'a bırakmam yetiyordu. İki saat boyunca yazdığım kodlarla adamın nerede olduğu buldum ve sinyal takibi için Aven hattımı kullandım. İşim bitince komiser geldi aklıma ve hızlıca onu araştırmak için tekrar klavyeye uzandım.
Fakat tuhaf olan şey adam hakkında hiçbir şey yoktu. Yetimhanede büyümüş olan adam 8 yaşında bir anda resmi kayıtlarda kaybolmuş. Ne hastane kaydı, ne karakol kaydı, ne ölüm kaydı vardı. Fakat 16 yaşında bir anda bir hastanede trafik kazası geçirmiş ve bulunduğu derede soğuktan ölmek üzereyken bulunmuş.
Soğuktan ölmek üzereyken bulunmuş...
Benzerlik canımı yakarken ona karşı hissettiğim tanıdıklık hissini arttırdı. Orada 16 yaşında çok çocuk vardı fakat herkes ölmüştü. Emindim. Yangını gördüm, hatta o adam da kimsenin kurtulmadığını söylemişti. Bilgileri kenara kaydettikten sonra telefonuma uzandım. Birkaç mesaj vardı. Birisi Asya'dandı. Yekta'nın çıktığını ve bir saate kadar eve geleceğini 6 saat önce yazmıştı. Diğer mesajlar Yekta'dandı.
"Beni sormuşsun Cepçi. İyiyim, çıktım."
"Sen nasıl oldun? Ağrın var mı?"
"Dinlen diye eve gönderdik Cepçi seni. Bilgisayar başına otur diye değil."
"Telefona bile bakmayacak kadar ne yapıyorsun bilgisayarda?"
"Yorgunluktan bayılana kadar ayaktasın yine değil mi?"
Ben tam bu mesajları okurken Yekta Çevrimiçi oldu ve tekrar yazmaya başladı. "Gözlerin kan çanağına dönecek." Başımı kaldırıp cama baktığımda niye bilmem ama onu görmek hoşuma gitmişti.
Ben: Bir sorun çıktı mı karakolda?
Yekta: Niye sorun çıksın ki?
Ben: Şu an cinayetten aranan bir grup için götürüldün Yekta.
Yekta: Onlar suçsuz.
Ben: Biliyorum oradaydım. Bende konuşmaya gidebilirim. Yani sonuçta beni kurtarmak için oradaydılar.
Yekta: Sakın. Sen asla karışmıyorsun. Karadul'a ulaşamazlar zaten, aklayacak bir yol bulurlar ama sen bu işe karışmıyorsun.
Ben: Sadece yardım etmek istedim.
Yekta: Sen iyi ol yeter Opia.
Ben: Sende iyi ol.
Aven'e ait olan hattıma girdiğim gibi Alar'ın numarasına buluşmamız gerektiğini söyleyen bir mesaj attım. Odamın ışığını kapatıp yatağıma yattığım sırada mesaj gelmişti.
Alar: Sorun mu var?
Ben: Cinayetten aranmanız dışında bir sorun yok.
Alar: Seninde banka saldırısından aranman dışında mı? O bizim sorunumuz.
Ben: Ortağız o yüzden sorununuz benimde sorunum. Ölmesi gereken ve ölmeyip kaçan bir koruma var.
Alar: O ne demek?
Ben: O gece korumalar 11 kişiydi fakat sadece 10 ceset çıktı çünkü birisi kaçmayı başardı. Yerini buldum ve izini takip ettiriyorum.
Alar: Bilgileri gönder buradan. Buluşmak şu an riskli.
Haklıydı. İki azılı suçlu buluşması polislerin en sevdiği şeydi. Hızlıca Alar'a bilgileri attıktan sonra bana haber etmesini gerektiğin de yazdım. Uzunca bir süre telefonla uğraşırken gözlerimi sadece dinlenmek için kapatmıştım.
Kolumdaki elin sahibi beni acımasız bir şekilde sürüklerken ben artık sesimi bile çıkartamıyordum. Boğazımda inanılmaz bir acı vardı ve iki kelime etsem bile boğazım kanla doluyordu.
"Tamam mı hepsi?"
"Bir iki tane kaldı onları da getiriyorlardı."
Hava zaten çok soğuktu fakat getirdikleri oda daha da soğuktu. Gözümü açacak halim yoktu. Buz gibi zemindeki kafamda dahil her yerim titriyordu. Canım acıyordu. Annem olsaydı ya şimdi, sarılırdı belki o zaman ısınırdım.
Canımın acısı ne zaman geçecekti? Kan kusmaktan yorulmuştum bu yüzden ağlamak bile istemiyordum. Birkaç ayak sesinin ardında gözlerimi açmaya zorladım. Ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Fakat gözlerimi açtığım gibi göz göze geldiğim şey hırıltılı bir şekilde bağırmaya çalışmama sebep oldu.
Onu tanıyordum. Aynı odada kaldığımız bu çocuğu çok zaman önce götürmüşler bir daha da getirmemişlerdi. Umut'un kendi yaşlarında bir çocuğa öldüğünü yani uykuya yenik düştüğünü söylemişti.
Ama onun gözleri açık ve bana bakıyordu.
Mosmordu ama bana bakıyordu.
"Bakma ona!" diye konuştu birisi. Gözlerimi bana bakan gözlerden ayıramamıştım. Uyumuyordu o sadece bana bakıyordu. Bana bakmasın, korkuyorum. "Çirkin bana bak! Ona bakma diyorum sana!" Birinin kafamın altından yukarıya doğru uzanan elimi tuttuğu ve sarstığını hissedince kafamı kaldırdım.
Umut'tu.
"Hiçbir yere bakma kardeşim. Benden gözlerini ayırma."
Fakat onu dinlemedim. Gözlerimi etrafta çevirdiğim gibi boğazımı acıması aklıma bile gelmedi çığlık atarken. Her yer kan ve uykuya düşen çocukla doluydu. Kimisi uyanıktı ama, aynı karşımdaki gibi gözünü bir yere dikmişti.
Yetimhanedeki büyük ağabeylerin korku filmlerde bahsettikleri hayaletler gibiydiler. Boğulacakmışım gibi hissettim. Buz gibi ve beyaz fayanslı odada kan ve ölü çocukların bakışlarının izi vardı.
Hepsi sanki bana bakıyordu.
Çığlığım kendi kulağımı bile acıtmıştı. Yatakta öyle doğrulmuş ve çığlık atmıştım ki diğer odadan duyduklarına emindim. Ben nefes nefese kalmış boğulurken birilerinin seslenerek odamın kapısını zorladığını duydum.
Fakat umursamadım, çünkü gözlerimin önündeki cesetler gitmek bilmiyordu ve ben nereye baksam onları görüyor, hıçkırarak ağlıyordum. Sırtımı yatağımın başlığına yaslarken odamın kapısı uygulanan güçle açılmıştı. Kimseyi görmek istemediğim için kendime çektiğim dizlerime kafamı gömdüm.
"İris?" dedi yumuşak bir ses.
Yekta'nın sesi hıçkırıklarımı dindirmese de rahat bir nefes almama sebep olmuştu. Yekta buradaydı. Rüyamdakiler geçmişte kalmıştı, geçmişti.
"Güzelim bana bak," diye konuşurken bana doğru yaklaştığını hissettim.
"İyi misin Neva?" Çakır'ın hiç duymadığım ciddi sesi ve adımla seslenişi onun bile attığım çığlıkla, tutan ağlama ataklarımdan korktuğunu gösteriyordu. "Sessiz olun sadece Yekta konuşsun. Belli ki kabus görmüş, bir anda hep bir ağızdan konuşup korkutmayalım." Asya'nın dedikleri herkesi susturmuştu çünkü kimisi iyi misin diye sorarken kimisi ne oldu diye üsteliyordu.
"Sadece kabustu, Opia. Geçti bak, ben buradayım."
Bacaklarıma sardığım elimin üzerinde parmak uçlarını hissettim. Ellerimi yavaş ve nazik hareketlerle kavrayıp kaskatı bedenimi çözmeye çalıştı. Ürperen bedenim daha fazla titrerken hıçkırıklarım durmak bilmiyordu. Nazlı'nın uzattığı suyu aldı ve içirmek yerine elini ıslatıp yüzüme sürdü Yekta. Doğru düzgün nefes alamazken su içemezdim zaten. Ardından bardağı yere bırakıp yüzümü kendine çevirdi. Kapının tarafında duran herkesin korkulu ve endişeli bakışları bendeydi. Alaz bir yandan anneannem ve dedemi içeriye göndermek için ikna ediyordu.
"Geçti her şey. Evindesin, odandasın, ailen yanında, ben yanındayım."
Gözyaşlarım boğazıma doğru kayarken hiç kimsenin yüzünü doğru düzgün göremiyordum yaşlardan. Hıçkırıklarım şiddetlenirken kafamı iki yana salladım. "Geçmiyor," diye oynattım dudaklarımı. "Gitmiyorlar kafamdan. Hepsi bana bakıyor."
Dudaklarımdan okudukları ile önce arkasındakilere döndü Yekta. Onlardan bahsediyorum sandı fakat sonra duraksayıp anında bana döndü. "Geçecek güzelim, hepsi gidecek." Ağlayarak kendimi geri çekip bacaklarıma sarıldım. O göz göze geldiğim morarmış bakışlar benim en büyük korkumdu. Benim kabuslarımın tek varlığıydı.
"Geçmiyor," diye oynattım ağlarken gözlerimi. Yekta bana doğru uzanıp yanaklarımı sildi. "O ölü bedenlerin gözlerini bana dikişlerini unutamıyorum. Bana bakıyorlardı sanki yardım ister gibi." Yekta şimdi ne demek istediğimi anlamış olacak ki acıyla gözlerini kapattı. Zorlukla yutkunurken elini enseme koyup beni göğsüne doğru çekti.
"Ağla İris kokulum Ağla ve rahatla ben sana o kadar güzel düşler vereceğim ki kabusların kaybolacak." Kulağıma doğru fısıldayarak konuşmasının ardından ellerim bir anda beline doğru uzandı. İçimden gelerek sıkı sıkı sarıldım ve içim dışıma çıkana kadar ağladım. Yüzüm göğsüne gömülü, ellerim beline sarılı, burnumda kokusu, titreyen vücudumda onun sıcaklığı...
Ne kadar boyunca ağladım bilmiyorum geri çekildiğimde odada tek biz vardık. Ellerimle yüzümü sildikten sonra burnumu çektim. Titremelerim durmuş ağlaya ağlaya sakinleşmiştim. "Herkesi korkuttum," diye oynattım dudaklarımı. Yekta yamuk bir gülüşle elini uzatıp yanağımı okşadı. "Bir şey olmaz," diye konuştuk kalın ama merhametli bir tınıyla.
"Her şeyin üstesinden geleceğiz, birlikte."
Gözlerimi kaldırıp Yekta'nın kendinden emin duruşuna baktım. "Ya gelemezsem? Yenilmekten korkuyorum." Elimi eldivensiz eliyle sıkıca tuttu ve başparmağıyla okşadı. Diğer elinde yine parmaksız eldiveni vardı. "Yenilmekten korkacaksın ki hayatta kalmak için çabalayasın. Hem tek değilsin Opia."
Kafamı salladım tek değilsin deyince. Bu doğruydu, uzun zaman sonra ilk defa tek hissetmiyordum. "Anneannemler var, çocuklar var," diye oynattım dudaklarımı ona bakarken. Bir ailem varmış gibi hissediyordum. Tuttuğu elimi biraz çekip kendine yaklaştırdı ve ben istemsiz nefesimi tuttum.
"Ben varım."
Kafamı sallarken buruk şekilde gülümsedim. "Sen varsın," diye oynattım dudaklarımı. Fakat olmaya devam edecek miydi bilmiyordum. Elimi tutarak ayağa kalkınca ona ayak uydurdum. Beraber salona girdiğimizde birleşik duran elimi geri çekmiştim.
Gözlerin üzerimde olduğunu görünce dudaklarımı oynatarak "Kusura bakmayın sizi de korkuttum," dedim. Fakat kimsenin bunun kusuruna bakmadığını biliyordum. "Dert etme," dedi Çakır ve kenara kayarak oturmam için yer açtı. "Biz sadece başına bir şey geldi sandık."
Açtığı yere oturduğum gibi anneannem önüme börekler koydu. "Ye kızım, gücünü toplarsın." Hem acıkmış hem güçten düştüm ve börekler gerçekten çok güzel görünüyordu. Bir iki dilim derken tabaktaki böreklerin hepsi bitmişti bile. Ben böreklerime yumulmuşken Vedat abi, Yekta, dedem ve dayım koyu bir sohbete dalmışlardı.
Kafamı sohbet konusuna vermeye çalışıyordum fakat işe yaramıyordu. Kafamın içi o kadar doluydu ki hangisini düşüneceğimi bilmiyordum. Biten tabağımı önümdeki sehpaya koymak için uzanınca dayımın gözleri bana döndü. Hafif gülümseyerek bana baktı. Fırsat bu fırsat diyerek "Babam hakkında bir şey biliyor musun?" diye sordum. Dayım kendisine yönelen soruyla önce afalladı ardından ne diyeceğini bilmez bir şekilde baktı.
Bir kardeşim varsa eğer babam ve ondan da haberleri olmalıydı.
Bu diğer gözlerinde bana dönmesine sebep olmuştu. "Evli değil tamam ama birileriyle görüşüyordu mutlaka. Hiç sevgilisi ne bileyim belki nişanlısı yok muydu?" Bana dönen gözler arasında dudaklarımdan dökülenleri okuyanlar ne yapacaklarını düşünür şekilde birbirine baktı.
Kimse cevap vermekten yana değildi sanki. Vedat abi elindeki çayı sehpaya koyup "Ben bir su içeyim," diyerek kalkıp salondan çıktı. Hemen arkasından zaten kapının yanında sandalyede oturan Yekta gitmişti. Kaşlarımı çatmamak için uğraşırken peşlerinden gitmem gerektiğini düşündüm. Birden neden kaçar gibi gittikleri de muamma.
Hala bana bakan dayıma "Odamdan telefonumu alayım," diye oynattım dudaklarımı. Çakır da bana baktığı için dudaklarımı okumuştu. Hızlıca yerimden kalkıp ses çıkarmadan koridorda yürüdüm ve mutfak kapısının hemen yanında durdum.
"Bilmiyorum Yekta," diye konuştu Vedat abi. Sesi kısıktı duyulmaması için. "Bunun bilmiyorumu olmaz abi. Böyle bir şeyi gizli yapamazsın söylemen gerekiyor." Yekta'nın kendinden emin ama kısık çıkan sesi ile homurdandı Vedat abi. Sanki haklı olduğunu biliyor ama kabullenmiyor.
"Bu sefer de boşuna umutlandırmış olabilirim."
"En azından gizli gizli yapmaktan iyidir abi. Yetişkin bir kadın iznini almak zorundasın. Belki de öğrenince test yaptırmak istemeyecek?"
Ne testi? Ayrıca kimden bahsediyorlar?"
"Tamam, düşüneceğim. Daha fazla durmayalım burada." Mutfaktan çıkacaklarını anladığım an kendimi hemen dibimdeki tuvalete attım ve geçmelerini bekledim. Birkaç dakikanın ardından tuvaletten çıktığım gibi odama geçip telefonumu aldım.
İçeride bu sefer hiç sohbete katılmamış telefondan Emre ve Gözde'yle konuşmuştum. Ardından Asya ayağa kalkıp koltuğun kenarında duran tansiyon aletini aldı. "Doktor takibini yapmamız gerektiğini söylemişti," deyince kolumu uzattım. Birkaç saniyenin ardından "Normal, şu anlık korkacak bir şey yok." Dedi. Bir iki saatin ardından herkes ayaklanmış işlerimiz var bahanesiyle gitmişlerdi. Nazlı evine Alaz'da dükkana bakacağım diyerek gidince anneannem, dedem ve ben kalmıştık. Akşam yemeğine ve sofrayı kurmaya yardım etmiş yine üçümüz yemeğimizi yemiştik.
Ardından odama çekilmiştim ki telefonum sinyal verir gibi ötmeye başlamıştı. Ben önce takip ettiğim adamın harekete geçtiğini düşünmüştüm fakat Karadul'un sistemine bir olay düşmüştü. Hızlıca bildirimi açıp baktığımda şaşkınlıktan gözlerim sonuna kadar açılmıştı.
Alışveriş merkezinde terör saldırı olmuştu.
İçerisindeki müşterilerle birlikte tüm çalışanları rehin almışlardı!
Sistemden çıktığım gibi Emre'ye mahallenin çıkışına arabayla gelmesini söylediğim mesajı yazdım. Ardından not defterime arkadaşlarımın merak ettiğini ve buluşmam gerektiğini yazıp anneanneme okuttum.
Bir şey demeyince odama geldiğim gibi çantama gerekli her şeyimi koydum. Siyah kısa kollu crop ve siyah taytımı giyip belime kareli gömleğimi bağladım. Evden çıktığım gibi mahallenin sonuna doğru koşturarak gittim. O arada birkaç mahalleli dışında kimseyi görmemiştim.
Emre'nin arabasını gördüğüm gibi arka koltuğa atladım ve hazırlanmaya başladım. Üstümü çıkarmadan üzerine geçirdiğim kıyafetler yüzünden pişecektim ama önemli değildi. "Tehlikeli olabilir," diye konuştu Emre.
Omuzlarımı silktim ayakkabılarımı değiştirirken. "Hayatım başlıca tehlike zaten." Son dakika haberlerine konu olan Alışveriş merkezine yaklaşınca yavaşlattı arabayı. Hava kararmak üzereydi. Saat 17'yi geçmişti. "Burada bekliyorum," dedi Emre yumruk yaptığı elini uzatırken.
Yumrularımızı tokuşturduğum gibi arabadan indim ve kafamı eğerek alışveriş merkezine yaklaştım. Polisler barikat kurmuştu bu yüzden otopark girişine doğru yürüdüm. Elime aldığım taşı polis memurlarının dikkatini başka yöne itmek için fırlattım ve onlar kafalarını oraya çevirdiği gibi otopark yolunda koşmaya başladım.
Otopark boştu, fakat otoparktan AVM'ye giriş kısmında büyük namlulu silah tutan bir adam vardı. Baştan sonra siyah giyinmişler ve üzerilerinde çelik yelek vardı. Teröristler günümüz kıyafetlerine uymayı düşünmüşler. Adam otoparkı inceledikten sonra arkasındaki bağlı duran güvenliklere bakmak için döndü.
Yüzümdeki maskeyi düzeltip çantamı yere indirdim ve teröriste arkası dönükken yaklaşıp ensesine sert bir şekilde dirseğimin ucuyla vurdum. Bağlı duran güvenlikler şaşkın şekilde bana bakıyorlardı. Yüzümdeki fuların üstündeki A ve V harflerinden oluşan amblem benim Aven olduğumu gösteriyordu zaten. Bantlı ağızlarını açtığım gibi "Sen osun! Merkez bankasına saldıran hacker."
Adamın söyledikleri ile yüzümü buruşturdum ve saçmalama der gibi baktım. "Ben neden merkez bankasına saldırayım? Hem saldırsaydım asla yakalanmazdım." Ayağa kalkmış girişe doğru yürümüştüm ki "Kapıların hepsini sistemden kapattılar," diye konuştu aynı güvenlik adam. Binanın sistemini hacklemem gerekiyordu. Sırtımı duvara vererek oturmuş bilgisayarımı çıkarmıştım. "Ne yapıyorsun?" diye sordu yine aynı adam. Göz ucuyla yerdeki baygın adama bakıp bilgisayara döndüm.
"Sistemi ele geçireceğim kapıları açmak için."
Adam komik bir şey demişim gibi güldü ve bana küçültücü gözlerle baktı. "Burası yüksek güvenlik sistemiyle çalışıyor, asla aşamazsın. Teröristler bile güvenlik odasını kullandılar." Kaşlarımı kaldırıp çözmek için uğraşmadığım adama baktım. "Bile mi? Gücendim bak, beni teröristle mi karşılaştırıyorsun?"
Adamda benim yüz ifademi takınıp bana baktı. "Değil misin zaten?"
Deliye bak, ben sizi kurtarmaya geleyim, polisler tarafından aranmama rağmen, adam bana terörist desin. Tekrar bilgisayara dönerek "Sizi kurtarmaya çalışanda kabahat," diye homurdandım. Tam sistemi ele geçirmiştim ki o an başımda hissettiğim namlu taş kesilmeme sebep olmuştu.
Yandan baktığımda terörist hala yerdeydi, sanırım bir başka teröristti arkamdan silah tutan. Aklımdan hızlıca alternatif planlar kurmaya başlamıştım. Ellerimi havaya kaldırdım teslim olmuş gibi. Hemen ardından yanımdan hızlı adımlarla güvenliklerin yanına geçen kişi "İndir şu silahı terörist yakalamaya geldik buraya," demesiyle gülerek yanımdan karşıma geçti maskeli kişi.
Karadul gelmişti.
Ve benimle dalga geçiyorlardı.
"Bizden önce gelmişsin, Aven?"
Güvenliklerin iyi olup olmadığına bakan Alar doğrulup bana döndü. "Hep böyle geç mi gelirsiniz?" Sorum onu güldürmüştü. Yanındaki bana silah tutan adam elindeki silahı beline koydu. "Saha bizim işimiz Aven senin dünyan bilgisayar."
Omuzlarımı silkip tekrar bilgisayara döndüm. "Ben her iki dünyada da iyiyimdir," diyerek son tuşa basıp kafamı kaldırdım. "Kapılarınızı bile ben açtım." Alar ve saçlarına kadar kapatan kar maskesi takan Karadul üyesi cam kapılara doğru gitti. Vücut tipi kız olduğunu gösteriyordu. Şimdilik iki erkek bir kız. Gocunmuş gibi onların arkasından baktım "Teşekkür etmeyi bilmez misiniz?"
Alar durup yandan bana baktı. "Görevin, sonuçta ortağız," derken mekanik sesi beni güldürmüştü. Bilgisayarımı çantama tıkıştırdığım gibi ayağa kalktım. "Doğru nasıl unuturum." Diye mırıldandım. Alar etrafı gözetledikten sonra dönüp bana doğru yürüdü. Cebinden çıkardığı kulak içi kulaklığını bana uzattı.
"Birbirimizden haberdar olmalıyız." Ardından bacağının kenarından çektiği tabancayı bana uzattı. Elime aldığım tabancanın ağırlığı ile anlık afalladım. "Daha önce kullandın mı?" Yüzümü buruşturup silahı havaya kaldırarak baktım. Bu kadar ağırken nasıl sıkacaktım? "Hayır!" Alar elimden tekrar alıp silahı yerine koydu ve yanına gelen diğer Karadul üyesinin uzattığı silahı aldı.
"Küçük kalibreli, hafif tepme yapmaz. Çok uzaktan sıkma menzili kısa, daha çok yaralamak için."
Alar silahı bana tanıttıktan sonra şarjörünü, sağını solunu kontrol edip bana uzattı. "İçeride 15 kişi var. Ayrılacağız, önceliğimiz sivilleri korumak olacak. Öldürmüyoruz, yaralıyoruz." Derken arada bir etrafındaki ekibine bakıyordu. 6 Karadul üyesi olmuştu şimdi. Toplamda kaç kişilerdi bilmiyorum. Alar'ın kafası bana döndü. Daha önce yeşil olduğunu gördüğüm gözleri şimdi siyahtı.
Lens mi takıyordu? Bunlar tanınmamayı kafaya takmışlardı.
"Birbirimizle konuşurken isim değil sayı kullanıyoruz. Bir ben," diyerek yanındakileri de eliyle gösterirken bir yandan da "İki, üç, dört, beş, altı," diyordu. Kollarında da beyaz renkte sayıları yazıyordu. "Yedi ise dışarıda kulaklıkla bizi yönlendiriyor. Sen artık sekizsin."
Sekizinci Karadul üyesiydim.
"Aven de diyebilirsiniz. Sonuçta gerçek ismim değil."
Kimse beni takmamıştı. Alar plan üzerinde konuşmaya devam etmişti. "Dördümüz merdivenleri, dördümüz asansörü kullanacak." Deyip parmağını kulağına götürdü. "Yedi, kaçıncı katta herkes? Bilgi ver."
Hızlıca kulaklığı taktığım gibi ufak cızırtı eşliğinde yine mekanik bir ses konuşmuştu. Sanırım ben ekibe dahil olunca ses değiştirme cihazını çalıştırdı. "Bütün rehineler giriş katında fakat diğer 3 katta ikişer tane adam var." Adam susunca Alar yine bir adım öne çıktı.
"Her kata iki kişi düşüyor. Alt kata inince merdivenden gelen ekipten bir kişi asansörden gelen ekipten de bir kişi katı ele geçirecek. Bu diğer her katta geçerli."
Can kulağıyla Alar'ı dinlemiş içten içe çok heyecanlanmıştım. "3,4,5 bende. İkinci kata tek kişi kalıyor o yüzden üçüncü katı hallettiğimiz gibi herkes aşağıya iniyor," diye devam etti Alar'ın 2 olarak tanıttığı ve geçen buluşmada gelen kişi olduğuna emin olduğum Karadul üyesi.
"Başlıyoruz," diyen Alar ile herkes eline silahlarını aldı. Onlar oldukça alışkın görünüyordu fakat ben ilk defa hem böyle bir işe giriyor hem de ekiple birlik oluyordum. Derin nefes alıp silahımı sıkıca kavrayıp Alar'ın peşine düştüm.
"Silahları mümkün olduğunca kullanmayın ki burada kendilerini yalnız sansınlar."
Kulağımdaki ve yanımdaki kişiler onu onaylayınca bende onayladım. Zaten kullanmayı düşünmüyordum. Alar, ben ve 6 numara merdivenlerden sessiz şekilde indik. İlk merdivenin son basamağında Alar elini kaldırınca anında durdum. En önce o vardı ve hızlıca etrafı tarıyordu.
"Bir tanesi merdivendeki ekibin saat 11 yönüne denk geliyor. Diğeri katın sol kanadında."
Kulaklığımdan gelen ses bizi dışarıdan yönlendiren kişiydi. "3 ve 6 bu katı halledip gelin," diyen Alar ile ortamızdaki yine kız olduğunu düşündüğüm kişi inmeye başladı.
"Sonra görüşürüz bebekler, ölmeyin."
Önümdeki 6 numaranın dedikleri Alar'ın ona ters ters bakmasına sebep oldu. "Gerizekalı bu kız," dedi kulaklığımdaki seslerden birisi. "Çok konuşma da halledelim şu katı," dedi tekrar 6 numara ve adama doğru giderken Alar bana eliyle ileri işareti yaptı. "Gidiyor muyuz?" diye fısıldarken sesimi duysun diye de eğildim.
Alar yandan bana bakıp "Ben ne işareti yaptım?" diye sordu. Kaşlarımı kaldırıp düşünür gibi yaptıktan sonra "İleri işareti?" dedim. Kulağımdaki seslerde gülüşmeler oldu.
"Ay gülerken adamı kaçırıyordum bak," dedi kulaklığıma gelen ses.
Alar gözlerini devirip ters bakışlar attı. "Bu gidiyoruz demek zaten." Beğenmediğimi belirten bakış atarak yanından merdivenleri inmeye başladım. "Ben nereden bilebilirim? İlk deneyimim sonuçta."
"İlkinde biraz afallatıyor da sonra alışıyorsun merak etme," dedi hangi numara olduğunu bilmediğim. Alar ile merdivenleri inmeye başlarken kulağımıza boğuşma sesleri geliyordu. "Bu ne saçma muhabbet böyle?" dedi nefes nefese birisi. Cidden öyleydi, dışarıdan duyan ters taraflara rahat çekerdi.
"Bunu sorarken nefes nefese olman peki?"
Bu beni güldürmüştü fakat kime dediyse onu güldürmemiş olmalı ki "Siktir git," dedi kız. Yani bence kız olmalı. İkinci kata inince Alar yine duraksamış etrafa bakmıştı. Adamların ikisi de hemen ilerimizdeydi. Kafamızı çıkartırsak silahla beynimiz dağıtabilirlerdi.
"4 ve 5, adamlar tam önümüzde bunu siz halledin. Dikkati oraya çekin giriş katında görüşelim."
O sırada bizim duyabileceğimiz seste Tello can diye bir şarkı çalmaya başladı ve 4 ile 5 olduğunu düşündüğüm rakamlar halay çeke çeke adamlara doğru gelmeye başladı.
"Erzincandan Kemahtan Tello tello tello can,"
"Yar gelir oynamaktan Tello tello tello can,"
"Kız parmağın ağırmış Tello tello tello can,"
"Zil çalıp oynamaktan Tello tello tello can."
İkisininde mekanik sesi birbirine girmişti. Halay çeke çeke adamlara doğru gidiyorlardı ve şu resme deli gibi kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. "Lan ne yapıyorsunuz siz?"
Alar'ın sorusunu eko yapar gibi tekrar kulağımda duymuştum. "Dikkat çek dedin ya abi," dedi hala şarkı eşliğinde oynayan ikili. "Ama siz halay çekiyorsunuz salaklar," diye konuştu birisi kulaklığımda.
Hala halay çeken ikiliden zayıf duran yanındakine döndü. "Sana twerk yapayım dedim," deyince kulaklığımda büyük bir kahkaha patladı. Yemin ederim kahkaha atana katılmamak için yanaklarımı ısırıyordum.
Tam o sırada teröristler silah çekince iki deli korkuyla ellerini kaldırdı. "Aman Allah tövbe bismillah," diyen kişi ile bu sefer kahkaha atmamı engelleyemedim. Benim kahkaham ile teröristler tam bize dönmüştü ki iki deli fırsat bulmuş gibi onlara bir anda saldırdı.
"Korkudan İmana geldi twerkçü," diyen kişi daha fazla gülmeme sebep olmuştu.
Yandan Alar'a baktığımda öne doğru atılmış önüme geçecekken durmuştu. Adamlar etkisiz hale gelince Alar savunma pozisyonunu bıraktı. Doğrulup diğerlerine doğru yürüdü. "Kafayı mı yediniz?"
"Yoo," dedi Twerk yapmak isteyen arkadaş. Ardından yumruklarını tokuşturarak güldüler. Alar tövbe çekerek onlara bakmak istemez gibi kafasını çevirdi. Ardından elini kulağına götürdü tekrar. Bu alışkanlık olmuştu aslında çünkü götürmesine gerek yoktu.
"Aşağıda kaç kişi var?"
"10 kişi var. Altısı girişe yakın diğerleri rehinelerin etrafında dolanıyor."
Alar duyduklarından sonra çaprazında duran kişiye yaklaşıp arkasındaki çantayı aldı. "İple iniyoruz aşağıya ve gördüğünüz teröristi indiriyorsunuz." Çantadan çıkan ipleri yere koyduktan sonra filmlerden aşina olduğum susturucuları alıp dağıttı. Bu dışarıdakilerin silah seslerini duymaması için mantıklıydı.
Herkes silahına susturucu taktıktan sonra iplerin bir ucunu kemerlerindeki kancaya diğer ucunu da balkon korkuluğuna taktılar. Tek boş duran bendim ve gücenmiş bir bakışla baktım onlara. "Ee, ben burada şey çocuğu muyum?" diyerek kollarımı göğsümde bağladım.
"Seni aşağıya indiremeyiz, tamam iyi dövüşüyor olabilirsin ama silah kullanamıyorsun ve aşağıdaki adamlarda uzun namlulu silahlar var."
Alar'ın dedikleri doğruydu. Onlar beni vurmaya çalışacaktı benimde onları vurman gerekiyordu ki buna henüz hazır değildim. "O zaman ben gidiyorum," diyerek onlar bir şey demeden AVM'nin kontrol odasına gittim. Sistem ve kameralar elimin altındaydı ve son birkaç saati kayıt altına alıp kendime attım.
Ardından birazdan olacakları da kendime gönderecek şekilde ayarladım. Hemen arkasından son bir şeyi daha ayarladıktan sonra oturup Karadul ve olacakları izlemeye başladım.
Birinci katın ortasına iple kayarak giren Karadul herkesi şaşkına uğratmıştı. Alar yarım metre yüksekte iki elindeki silah ile ajan filmlerinden fırlamışçasına bir rahatlıkla teröristleri vuruyordu. Sistemli çalıştıkları birbirlerinin vurduklarını vurmayarak çakışmamalarından belliydi.
Hepsi indiği tarafta olan teröristi vuruyordu ve adamlar daha silahlarına davranamadan yere iki seksen düşüyorlardı. Sanki oturmuş aksiyon filminde bir bölüm izliyor muşum gibiydi ve bu gerçekten çok güzel.
Adamların hepsinin vurulduğunu görünce hızlıca kalkıp girişe inmeye başladım bir yandan da telefonumdan ayarlama yapıyordum. Merdivendeyken Alar'ın "Herkes iyi mi?" Diye bağırdığını duydum. İnsanlar kafalarını sallarken bir yandan da alkışlıyorlardı. Sanırım teşekkür amacıylaydı. Hepsinin maskelerindeki ve kollarındaki fosforlu örümcekten Karadul olduklarını anlamışlardı.
Çıkışa gitmek üzere olan ekibi görünce "Bekleyin bekleyin," diyerek koştura koştura indim merdivenleri. Alar ve diğerlerinin yanına geldiğimde sırıtıyordum. "O kadar insan kurtarıp Terörist indirdiniz biraz havanız olmasın mı?" diyerek elimdeki telefondan tuşa bastım. Model grubunun Karadul isimli müziği AVM'nin içinde ve dışında yankılanmaya başladı.
"İyi düşün ben biraz tehlikeliyim," diye giren şarkıya Karadul'dan bir iki kişi de eşlik ediyordu. Bir yandan da yerdeki insanları kaldırıp sakinleştiriyorlardı.
"Ağımı kurar avımı beklerim!"
Sanki Karadul'u anlatıyordu.
"Fark etmeden kanına karışır zehirim."
İnsanlar ayaklanmış dışarı çıkmak için sabırsızlanıyordu, dışarıdakiler ise müziği çözmeye çalışıyordu muhtemelen.
"Önce çok severim sonra tek lokmada yerim!"
Alar önde olacak şekilde çıkışa doğru yürüdük.
Şarkının "Ben, ben, ben, ben. Ben bir Karadul," dediği yerde Alar kapıyı açmış dışarı çıkmıştık. Şarkı "Görmem para pul aklım hep yemimde. Ben bir karadul, elimde bir bavul duramam hiç yerimde," diye devam ederken biz kenara çekilmiş insanların dışarı çıkmasına izin vermiştik. Polisler ise uzun zamandır aradıkları iki kaçak suçlu grubunu havada ararken yerde buldukları için anında silahlarına davranmışlardı.
"İndirin silahları!" diye bağırdı sivil polis. Kalabalıktan sıyrılıp bize doğru geldiğinde Çelebi komiser olduğunu gördüm. "Dünya kadar sivil var!" Bize silah doğrultan tüm polisler silahlarını geri indirince Çelebi komiser bize daha da yaklaştı. Alar'ın hemen solunda ben sağında ise 2 numara olduğunu düşündüğüm kişi vardı. Hepsi birbirinin aynıydı.
"Teröristler içeride. Sivillerde yaralı falan yok,"diye açıklama yaptı Alar kendinden emin bir şekilde. Komiser dalga geçer gibi gülüp ellerini beline koydu. Uzun süre çalıştığını gösteren bir vücudu vardı ama benim tek dikkatimi çeken şey nereden tanıdık geldiğiydi. İçimi ürpertiyordu. "Hazır karşılaşmışken gelin bir çayımızı için," diye konuştu.
"Çaya hayır demek istemezdim ama karakollar kaşındırıyor beni biliyon mu komiser?" 2 numaranın konuşması üzerine komiserin gözleri ona döndü. Bu iki numaranın konuşması olsun, atarı olsun bana hep Çakır'ı hatırlatıyordu.
"Cezaevinde de içebiliriz. Siz yeter ki gelin sizi ağırlayacak yer çok bizde," diyen komiser beni güldürmüştü. Komiserle birlikte bana dönen gözler ile gülmemi bastırdım. "Ne? Komikti?"
2 numara gözlerini devirdi ve Alar'ın arkasına doğru eğilip bana baktı. "Evet bizde biliyoruz komik olduğunu ama adam bize hitaben dediği için gülmedik." Daha yeni anlamış olduğumu belirterek kaşlarımı kaldırıp kafamı salladım.
"Ne o," dedi komiser. "Suç ortaklığı partisi mi veriyorsunuz?"
Bu kez ben kendimi tutarken 2 numara gülünde öne doğru eğilip Alar'ın diğer yanındaki adama baktım. Ona ters ters baktığımı görünce "Ne?" dedi. "Komikti."
Gözlerimi devirip geri doğrulduğum sırada "Kusura bakma komiser," dedi Alar yine tüm ihtişamlığıyla. "Sözümüz olsun bir gün içeriz o çayı elbet ama şimdi gitmemiz gerek," dediği an hemen komiserin arkasında duran minibüse koştu ekip. Alar hadi dercesine kolumu tutunca iki parmağımı şakağıma götürerek Komisere selam verdim.
"İçimden bir ses seninle daha çok görüşeceğiz diyor komiser!" diye bağırdım arabaya doğru giderken.
"İçindeki ses doğru söylüyor Aven," diye bağırdı komiser. "Seninle ve senin yardım alarak yapmaya çalıştıkların yüzünden daha çok görüşeceğiz!"
Benim yardım alarak yapmaya çalıştıklarım...
Bu adam onlardan olabilir miydi?
****
jasjhhjshjshjsd
Tam bir şapşalllarr.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |