tamamlandı 6g önce tamamlandı
BOYNUMDAKİ MÜHÜR
@kelebek.etkisi_
Okuma
397
Oy
177
Takip
10
Yorum
67
Bölüm
32
Kimseye güvenmemesi gerektiği, kandan ve gözyaşından bir ders olarak kazınmıştı ruhuna.En sevdikleri tarafından ruhuyla ödemişti bunu Melodi. Sırtındaki her bir bıçak izi, bir zamanlar nefes bildiği kolların hediyesiydi.Yine de saf bir yanı vardı; kanayan yaralarına rağmen hâlâ insanlığın kurtarılabileceğine inanan, toyca ve savunmasız inatçı bir kalp taşıyordu göğsünde... Bilmiyordu ki…
Bazı inançlar, insanı kendi elleriyle kendi celladına teslim ederdi.
“Zaman her şeyin ilacıdır derler,” diye fısıldadı içindeki o kimsesiz ses.
“Ama bizi sakın zamana bırakma… Kayboluruz.”
Maskeler…
Sahi, ne için var edilmişti o maskeler?
Yüzü saklamak için mi? Kimse gerçekte kim olduğunu görmesin, kimseden bir iz kalmasın diye mi? Yoksa o göz kamaştırıcı, sahte baloların ruhsuz kalabalıklarında kaybolmak için mi?
Peki ya ruhlara geçirilen o görünmez maskeler? Onlar neyi gizlerdi derinlerde?
Biri yüzüne somut bir maske taktığında, o maske indiği an gerçeği tüm çıplaklığıyla görürdünüz. Kokusu değişmezdi. Saçının telleri, sesinin o ezbere bildiğiniz tınısı, gözlerinin rengi onu ele verirdi. Sonuç asla şaşırtmazdı; tanıdık bir yüzde, tanıdık bir yabancı bulurdunuz.
Peki ya ruhuna maske geçiren o ustalar?
İşte o görünmez maske sıyrılıp düştüğünde, karşınızdakini asla ama asla tanıyamazdınız. Çünkü size gösterilen, uğruna canınızı vereceğiniz o insan tamamen bir illüzyondan ibaretti; maskenin altından çıkan ise hayatınızda ilk defa gördüğümüz dipsiz bir yabancıydı.Bu büyük bir yanılgıydı. Ruhun yarattığı, kusursuz ve ölümcül birer illüzyon…
Zaten insanların yüzde doksanı böyle değil miydi? Sahte, yabancı ve baştan aşağı yalan.İnsan bazen dururdu. Göğsünün orta yerinde patlayan o sızıyla kendi kendine mırıldanırdı:
“Birine karşı bir şey hissedince… Kalp bu işte, tanıyor sanıyorsun. Ama iş işten geçtikten sonra öğreniyorsun ki; senin sarıldığın o insan, sadece kusursuz bir maskeden ibaretmiş.” Ama asıl mesele burada başlamıyordu. Asıl mesele, fırtına koptuktan sonra küllerin ardında kalanlardaydı.
“Maskeyi çıkarıp attığında da hâlâ kalbin onun için çarpıyorsa... İşte bu, başka bir hikâye demektir.”
Çünkü seni gerçekten seven bir insan, ruhuna kaç kat maske takarsa taksın; o maskenin ardındaki kırıklar seninkilere dolanırdı. Maske düşse, illüzyon bozulsa bile kalbinin durmamak için direnmesi bundandı. O insanın geride bıraktığı o küçük, keskin kırıntıların senin ruhuna mühürlenmesindendi.
Melodi’nin hikâyesi, tam da bu maskelerin ve o kanayan kırıkların arasında sıkışıp kalmıştı.
Ve onun dünyasında hiçbir şey, hiçbir zaman sıradan olmamıştı.Boynunda taşıdığı o antik, o karanlık ve gizemli kolye… Basit bir metal parçası ya da aciz bir aksesuar değildi. Hayat ile ölüm arasındaki o ince, kıldan ince kılıçtan keskin çizgiyi bükebilen sihirli ve bir o kadar da lanetli bir güç barındırıyordu. Zamanı avuçlarının içinde eğip büken, geleceği ve geçmişin o karanlık odalarını bir film şeridi gibi gözlerinin önüne seren, hatta bedendeki en derin yaraları kapatabilecek kadar kudretli bir enerji…Ancak her mucizenin, evrene ödenmesi gereken ağır bir bedeli vardı.
Melodi, o kolyenin sınırlarını zorlayıp ölüleri bile geri getirmeye çalıştığında, kendi ruhunu ve bedenini o karanlık ateşin ortasına atmıştı. Kavrulmuştu.Şimdi…Sırtındaki ihanetlerin o buz gibi yüküyle, kalbine kazınan o sahte maskelerin bıraktığı sızıyla ve boynundaki kolyenin taşıdığı o tehlikeli sırla yeni bir savaşın tam eşiğindeydi.
Sırlar birer birer çözülecekti.
Maskeler o yüzlerden sonsuza kadar düşecekti.
Ve Melodi için asıl kıyamet, işte o zaman kopacaktı.
Çünkü bazı savaşlar dışarıdaki dünyada yada sokaklarda verilmezdi.
En kanlı savaşlar, kalbin ve ruhun en karanlık, en dipsiz kalesinde başlardı…
Ve o savaş, henüz yeni başlıyordu.