12. Bölüm

10.Bölüm: Hissetmemiş Gibi

Rabia
rabia_88

Söylediklerini anlamamış gibi yapabilirdim ama hissetmemiş gibi yapmak bir insan kalbi için mümkün müydü?

Yüzüme yerleştirdiğim sahte gülücükle Merve’nin yanına oturduğumda derin bir nefes bıraktım. Zihnimde büyük bir karmaşa çıkmış, etraftaki her şeyden soyutlanmama sebep olmuştu. Tek yapabildiğim sinirle içimden kendi kendime konuşmaktı.

Bu aptal, şımarık çocuk benimle alay mı ediyordu? Onu yanlış değerlendirdiğimi iyi biri olduğunu sanmıştım, belliki çok fazla yanılmıştım. Bu gece ki sözleri , davranışları, bakışları ve o şarkı bana bambaşka duygular hissettirmişti. Şimdi ise her şeyin bir yalandan ibaret olduğunu bilmek ağır gelmişti.

Neden benimle oynamayı seçmişti?

Merve bir terslik olduğunu fark etmiş gibi gözlerini üzerime sabitlerken dolan gözlerimi saklamaya çalışıyordum. Can şarkısını bitirirken Rüzgar da yerine geçip oturdu.

Aklıma gelen fikir hışımla ayağa kalkmama sebep olurken artık davranışlarımı kontrol edemiyor , düşüncelerimi mantık süzgecimden geçiremiyor gibiydim.

Can’ın yanına geçtim ve Hande Yener’in Sokak Kedisi isimli şarkısının notalarını bilip bilmediğini sordum.

Bu şarkı da aklıma nereden gelmişti bilmiyordum ama Rüzgar’ın prensesim cümlesinden sonra kafamın içinde aynı nakarat tekrarlayıp duruyor , canımı yakıyordu.

İşte o an Rüzgar’ın da canı yansın istemiştim, umutlandırılmış ve sonrasında karanlığa bırakılmıştım.

Can şarkının notalarını bildiğini söylerken tereddütle baktı.

“Şarkı söylemek istediğine emin misin?”

Başımı sallarken tekrarladı.

“Güneş iyi görünmüyorsun. Söyleyebilecek misin?”

Geri yerime geçmem için ikna etmeye çalışsa da inatçı ruh halim söyledikleriyle daha da hırslanıyordu.

Başımı kararlılıkla sallarken bu cesaretin nereden geldiğini bende bilmiyordum.

Belki de otelin sahnesine ateş böceği olduktan sonra utanma duygum varlığını yitirmişti. Yada Rüzgar yüzünden öylesine öfkeliydim ki gözüm hiçbir şey görmüyordu.

Can pes ederken parmakları gitardaki tellere dokunmaya başladı. Kulaklarıma dolan melodiyle şarkıya girerken sesim titrese de umursamadım.

“Her şey masum bir gülüşle başladı.”

Otele geldiğimde bana bakarak güldüğü an aklıma gelirken üç buçuk gün içinde aynı kişiye bu kadar farklı duygular beslediğime inanamıyordum.

Önce ona çok sinir olmuştum, sonra hoşlanmaya başlamıştım ve sonra tekrar sinir olmuştum. Bu gün ise onun benden hoşlandığını sanmıştım oysa...

İçimden cümlenin devamını getirmek istemedim.

Can gitarı çalmaya devam ederken melodiyi kaçırmadan söylemeye devam ettim.

Yolun başında kibar birisi

Biraz tanıyınca köyün delisi

Nakaratın istediğim kısmına gelince sesimi yükseltirken ela gözlerine baktım.

Kendini prens sanıyor ama

Bana göre ruhu sokak kedisi

Rüzgar’ın yüzüne bir şaşkınlık yayılırken Merve’nin de anlamayan gözlerle bizi izlediğini fark ettim. Dolan gözlerimi başka yöne çevirirken Rüzgar’ın nasıl böyle iki yüzlü olduğunu anlayamıyordum.

O sevimli , kibar ve delidolu çocuk hayatımda yeterince başarısız değilmişim gibi sevmekte bile başarısız olduğumu gösteriyordu.

Daha ikinci günden ondan hoşlandığımı kendi kendime itiraf ederek hata etmiştim , o duyguları hiç hissetmemiş gibi yapmalıydım...

Bir kaç mısra daha söylemiştim ki devam edemeyeceğimi anlayarak derin bir nefes bıraktım.

Şarkının yarısında kalktığımda Can da durmak zorunda kaldı. Bu sırada Merve hızla ayağa kalkıp bağırdı.

“Voleybol maçı için ismini yazdıranlar ellerini kaldırabilir mi? Oyuna birazdan başlıyoruz!”

Durumu toparlamak için kendini öne atan Merve’ye minnettar olsam da çok bunalmış hissediyordum. Biran önce otele dönmeyi ve bu günü bitirmeyi umuyordum.

Voleybol oynamak için isimlerini yazdıranları Merve yüksek sesle okuyarak çağırdı. Bu sırada gitarını bırakan Can bendeki sorunu anlamaya çalışır gibi gözlerini Rüzgar’a dikmişti. Rüzgar’ın yanıma gelmek için kalabalığın arasında ilerlediğini fark ettiğimde hızlı adımlarla Merve’nin yanına geçtim.

Onunla bu gece bir sohbeti daha kaldıramazdım oysa onunla sahilde yürürken içten içe sohbetimizin daha da uzun sürmesini istemiştim.

Daha yarım saat önce kumsalda söyledikleri kalbimi tekletirken şuan o ela gözler düşmanım gibiydi.

Personellerin çoğu oyuna katılmayacaklarını söyleyip kenara çekilirken konuklardan da sadece sekiz kişi oyuna katılmak istemişti. Geri kalanlar kendi hallerinde takılmayı tercih etmiş ve ufak gruplar halinde sahilde yürüyüşe çıkmışlardı.

Hâlâ denize girenler olsa da hava kararmaya başladığı için denize girmek istemiyordum ve voleybol oynamak için bile kendimi iyi hissetmiyordum.

Tek istediğim otel odama kendimi atıp saatlerce uyumak ve bu günü unutmaktı.

Hatta eve dönüp zihnime bir format attırmak ve Rüzgar’ı bir daha hiç hatırlamamak istiyordum. Zihnime format attırmak , şuan eve gidebilmem kadar imkansızdı.

Cebimden çıkardığım telefonumun ekranına bakarken bir kez daha annem yada babamın mesaj atmamasının hüsranını yaşadım. Daha ne kadar böyle devam edebilirdim?

Beş parasız , kararsız ve ne yapacağımı bilmez bir halde hayatın içinde sürükleniyordum. Annem ve babamın amaçlarının başından beri ders vermek olduğunu biliyordum ama yöntemleri yanlışken anlatmak istediklerinin hiçbir yararı yoktu.

Bir köşede oturmuş voleybol maçının başlamasını beklerken Rüzgar’ın Canla uzakta bir yerde konuştuğunu gördüğümde yakınımda olmaması rahatlatmıştı. Bu sırada yanımıza doğru yürümeye başlamalarıyla içimden isyan çığlıkları yükseldi. Biraz olsun rahatlığı bile sanki bana çok görmüşlerdi.

Merve grupları belirlerken Can gergin bir şekilde kıvırcık saçlarıyla oynuyordu.

“Voleybol oynamayı pek bilmiyorum acaba köşeden izlesem mi?”

Merve sert bir şekilde bu fikre karşı çıktı.

“Şuan tam on iki kişiyiz , oyundan çıkarsan takımların eşitliği bozulur.”

Can , Merve’nin cümlesiyle oyundan çıkamayacağını anlarken panikle oturduğum yerden kalktım.

“Merve , ben oynamak istemiyorum. Beni saymasan olmaz mı?”

Merve yanıma gelip kolumdan çekiştirirken ofladı.

“Can ve Güneş fazla mızmızsınız! Ve Rüzgar sende bu ikisi gibi itiraz etmeye kalkma , hepiniz oynayacaksınız. Dokuz kişiyle voleybol maçı oynanmaz ve konuklarının sizin yüzünüzden maç yapamadığını öğrenirse Salih Bey ne yapar , bilmiyorum.”

Merve’nin emir veren ses tonu ve tehditkar gözleri hiçbirimizin oyundan çıkamayacağını gösteriyordu. Oflayarak Rüzgardan uzak bir köşeye geçtiğimde

Merve A ve B grubunu oluşturdu.

Bizim dışımızda oyunda dört Türk daha vardı , geri kalan sekiz kişi yabancıydı. Muhtemelen oyun boyunca konuşulan çoğu şeyi anlamayacaktım.

Merve , Rüzgarla aramda olan tuhaflığın farkında olduğu için onu karşı takıma gönderirken Can’ı da oyunu iyi oynamadığını söylediği için karşı takıma gönderdi.

Galiba Merve düşündüğümden daha fazla kazanmak için hırs yapmıştı.

Oyun başladığında toplara Rüzgar’a olan öfkemle sertçe vuryordum , Merve birinci turun sonunda gülerek yanıma geldi.

“Toplara tokat atmayı bıraksan fena olmaz. Yoksa topun Rüzgar’ın yüzü olmasını mı isterdin?”

Utançla başımı eğerken mırıldandım.

“Çok mu belli oluyor?”

Merve evet anlamında başını sallarken devam etti.

“Öğlen aranız gayet iyiydi. Sen Rüzgar’ın peşinden kalktığında bir şey olduğunu fark ettim. Sana ne oldu?”

Dudağım titrerken cevap veremedim , Merve ise sakinleştirmek istercesine elini omzuma attı.

“Güneş ona karşı bir şeyler hissediyor musun?”

Anlamamış gibi yapabilirdim ama hissetmiyorum gibi hissetmemiş gibi yapmak , işte onu yapmak için kalbimi paramparça etmem gerekirdi.

Rüzgar’ın duygularımla daha fazla oynamasına izin veremezdim. Yalancının tekiydi , sevgilisi olduğu halde yalan söylerken beni aptal yerine koymasını izin veremezdim.

“Sadece kafam çok karıştı Merve ama anladım ki yanılmışım.”

Merve anlamayarak sordu.

“Hangi konuda yanıldın?”

Sıkıntılı bir nefes bıraktım.

“Bir an beni sevdiğini sanmıştım.”

Merve’nin yüz ifadesi değişirken güldüm. Acıyı en iyi gülerek saklamaz mıydık?

“Hadi , gel de oyuna devam edelim. Servislerin gelme saati yaklaşmadan oyun bitsin ki sende bizi Salih Bey’e şikayet etme.”

Gülerek söylediğim cümleye karşın ayakta durmak bile çok zordu. Herkes yerlerine geçerken Rüzgar bana doğru bir adım attı , bu sırada Merve hızla topu ona doğru fırlattı. Rüzgar topu alırken Merve’nin bu hamleyi bilerek yaptığını anlamıştım.

“Rüzgar filenin arkasına geç ve maçı başlat!”

Merve’nin bağırışıyla Rüzgar isteksiz bir şekilde yerine geçerken Merve’nin insanları böylesine kontrol edebiliyor olması oldukça etkileyiciydi.

Oyun başlarken Rüzgar topu bana doğru fırlattı, engel olamadığım öfkemle topa smaç bastım. Top tekrar Rüzgar’a dönerken koluna sert bir şekilde çarptı.

Kulaklarıma dolan sesle canım yanarken panikle koluna baktım. Kolunu tutarken yüzünü buruşturmuştu, o benim canımı duygusal olarak yakmıştı ve ben ise fiziksel olarak yakmıştım.

Vicdan azabı çekmeye başlarken keşke Merve’yi dinleyip toplara daha yumuşak vursaydım diye içimden geçirdim. Ne yazık ki son pişmanlığın hiçbir faydasının olmadığını anladım.

Üstelik ona o kadar sinirliydim ki özür de dilemek istemiyordum , sonuçta kandırılan bendim.

Merve , Rüzgar’ın yanına gidip koluna bakarken Can’da kafeteryadan buz getirmişti. Ben ise olduğum yerde öylece kalmış , bana bakan ela gözlere bakıyordum.

Kolu umurundaymış gibi gözükmüyordu, sadece neler olduğunu anlamaya çalışan gözlerle bana bakıyordu. Sanki başka bir kıza “Prensesim” dememiş gibi masum gözükmesi vicdanımı daha da sızlatmaya başlarken gelen servisleri görmemle hızla o tarafa doğru koştum.

Servise binip Merve’yle oturduğumuz aynı koltuğa geçerken cam kenarına oturdum. Kafamı cama yaslayıp diğer personeller gelmeden uyuyormuş rolü yapmaya karar verdim. Böylece Rüzgarla da muhattap olmak zorunda kalmazdım.

Uyuyormuş rolüme devam ederken personeller servise binmeye başlamıştı. Bu sırada ön koltuğa doğru gelen adımların arasında Can’ın sesini duydum.

“Bu gece kolun ağrırsa uyutmaz , eve gidince bir ağrı kesici iç. Güneş bu gün resmen topları dövüyordu, bir daha Güneş’in eline top vermeyin.”

Can’ın gülme sesini duyarken utançla uyuyor rolüme devam ettim.

“Kararsız Kalp , topları değil de beni dövmek istiyor gibiydi.”

Rüzgar’ın sesini duyarken keşke topu koluna değil de kafasına fırlatsaydım diye içimden geçirdim. Hâlâ Kararsız Kalp diyordu!

Başkalarına Prenses derken bana ismim dışında başka hiçbir şekilde hitap etmesine izin veremezdim. Ne yazık ki şuan uyuyor rolü yaptığım için sessiz kalmak zorundaydım.

Merve’nin yanıma oturduğunu anlarken en son geldiği belliydi.

“Rüzgar , doğru söyle Güneş’e ne yaptın?!”

Merve ayağıyla ritim tutmuş olmalıydı ki koltuk sallanıyordu, bu sırada Rüzgar’ın sesi tam önümdeki koltuktan geliyordu.

“Merve , üzerime gelme. Canım zaten sıkkın. Üstelik ne yaptığımı da bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum!”

Merve sıkıntılı bir şekilde ofladı.

“Her neyse kız uyuyor , biraz sessiz olalım. Muhtemelen bu koşuşturmacalara alışkın değil.”

Servisin yolda ilerlemeye başladığını anlarken herkes sustu.

Telefon konuşmasını duymasam Rüzgar’ın söylediği her cümle de samimi olduğuna inanırdım, keşke peşinden hiç gitmeseydim. O konuşmayı duymasaydım , üstelik bana kız arkadaşının olmadığını söylediğinde ona inanmıştım.

Kimi kandırıyordum ki o kahve saçlı kız sürekli aklımı kurcalıyor ve şüphe duymama sebep oluyordu. Kalbimde azıcık bile şüphe olmasaydı Rüzgar’ın telefon konuşmasını dinlemezdim.

Yalan söylemekte böylesine başarılı olması korkunçtu. Bir daha böyle bir şeye izin veremezdim , aramıza mesafe koymalı ve sınırları aşmasını engellemeliydim.

Sessiz bir yolculuğun ardından servis durduğunda herkesin inmek için ayaklandığını anlayarak gözlerimi açtım.

Sonunda uyuyor rolü yapmaktan kurtulsam da Rüzgar’ın kolunu düşündüğüm için suçluluk duygusu yakamı bırakmamıştı.

Herkes inmeye başladığında Merve’nin kalkmasıyla hızla yanından geçip servisin kapısına doğru yürümeye başladım. Can ve Rüzgardan önce davrandığım için hızla servisten inerken kendimi otelin bahçesine bıraktım.

Yorgun bir şekilde kalabalığın arasından hızlıca otele doğru ilerledim.

“Güneş , dur!”

Tam kapıdan geçerken ismimi duymamla durmak zorunda kaldım. Arkamdaki ela gözlere kırgın gözlerle bakarken onlarında bana hüzünle baktığını fark ettim.

“Sorun ne , sana bir şey mi yaptım?”

Kaşlarım çatılırken sinirle bağırdım.

“Rüzgar benden uzak dur. Ne yapmaya çalışıyorsun bilmiyorum ama benimle oynama!”

Sözlerime karşılık yüzünde sinirli bir ifade belirdi.

“Ne kadar korkaksın!”

Söylediği cümleye şaşırırken konuşmaya devam etti.

“Suya atlayamayacak kadar , karalar veremeyecek , beni anlayamayacak kadar.”

Gözlerimi kaçırırken bağırmadım.

“Neyi anlayamayacak kadar?”

Sorumun cevabı gelmediğinde sinirle devam ettim.

“Tamam , ben korkağım! Ben zaten hayatım boyunca korkağın tekiydim ama sen!”

İşaret parmağımı ona doğru sallarken şaşkın gözlerle beni izlediğini fark ettim. Bu kadar sert çıkışmamı beklemiyor olmalıydı.

“Sen iki yüzlünün tekisin!”

Bir hışımla arkamı dönerken otelin içine girdim ve asansöre doğru koştum. Düğmeye hızla basmama rağmen asansörün bu kata inmesi için beklemem gerektiğini anladım , Rüzgar’ın yanıma gelmesine izin vermeden merdivenlere koştuğum da peşimden geliyordu.

Daha kendisine nasıl bir hakaret etmemi istiyordu?

Ne kadar çok merdiven vardı , koşa koşa çıktığım için nefes nefese kalmıştım. Arkama bakmasam da yaklaştığını hissetmiştim.

Hızlı nefes alışları koridorda duyulurken daha fazla koşacak halim kalmamıştı. Bu otele geldiğimden beri hayatım fazla koşturmacalıydı ve bu koşturmacalar iyice canımı sıkmaya başlamıştı.

“Güneş sorun ne? Çocuk gibi kaçmak yerine gel ve sorunu yüzüme söyle.”

Sert sesini duyarken basamaklarda ona doğru döndüm ve hızlı nefes alışlarımın arasında bir kaç adımla yaklaştım.

Aramızda iki basamak varken boylarımız eşitlenmiş, gözleri gözlerime denk gelmişti. Kahve saçları terden alnına dökülmüştü ve gözlerim sol kolundaki morluğu görmenin üzüntüsüyle dolmuştu.

“Sorun sensin! Sorun benim! Sorun herkes , her şeyden çok sıkıldım. En çokta senin bu saçma ilginden çok sıkıldım. Bana değer veriyormuşsun gibi davranma çünkü bir kez daha benimle alay etmene izin vermem!”

Yüzünde şaşkınlık ve endişe arası bir yüz ifadesi belirirken arkamı döndüm.

Derin bir nefes aldım , hızlı adımlarla merdivenlere adımlarken arkamdan gelmeyi bıraktığı için rahatlamıştım.

Odama girmemle banyoya dalmam bir olmuştu, terlemiş bedenimi soğuk suya bırakırken öfkem azalmaya başlamıştı. Dört gün içinde Rüzgarla iki kez tartışmıştım oysa tanışmamızın daha ikinci gününde ondan hoşlandığımı anlamıştım.

Tanımadığım bir insandan hoşlanacak kadar ne yapmıştı bana böyle?

Sinirle mırıldandım.

“Prensesi varmış , prensmiş. Pislik , iki yüzlü , yalancı , âdi , kalpsiz , yüzsüz!”

Kendi kendime duşta bağırdığımı fark etmemle ofladım. Sanırım bu otelden ayrıldıktan sonra psikoloğa görünmem gerekecekti.

Söylediklerim arasındaki çelişkiyi fark etmemle kaşlarım çatıldı.

Rüzgar iki yüzlü mü yoksa yüzsüz müydü? Belki de her ikisi birdendi. Bu gece beden hoşlandığını sanmıştım, umut verilmiş küçük bir çocuk gibi kandırılmış hissediyordum. Samimi , kibar ve iyi kalpli biri gibi davranmıştı.

Madem başka bir kızla birlikteydi mesafe çekmesi gerekmez miydi?

Demek çapkın ve kızların duygularıyla oynayan bir pislikti!

Bundan sonra onun çekmediği mesafeleri birer birer bu otelden ayrılacağım güne kadar ben çekecektim.

Üstümü giyinirken hâlâ sinirimi atamadığımı hissediyordum. Rüzgar’a saatlerce sövsem de içimin rahatlamayacağını anlarken derin bir nefes verdim.

Islak saçlarımı umursamadan spor ayakkabılarımı giyip koridora çıktım.

Asansörü beklemek dahi istemeden koşarak merdivenlerden inmeye başladım , otelin bahçesine adımlarken neredeyse hiçbir personelin kalmadığını fark ederek rahatladım.

Bir kaç konuk dışında bahçede kimse olmadığı için sessizliğin ve sakinliğin güzelliği ruhumu okşarken sakin bir köşedeki banklardan birine geçtim.

Bankın yanındaki bir kaç süs ağacı hoş bir görüntü oluştursa da şuan bu atmosferin keyfini çıkarabilecek kadar bile iyi hissetmiyordum.

Banka sırtımı yaslarken şaşkınlıkla yanımdaki diğer bankta oturan Saadet Hanım’ı gördüm. Saadet Hanım ve Salih Bey de mi bu otelde kalıyordu? Geceleri kendi evlerinde uyuduklarını sanıyordum.

Saadet Hanım’ın ne kadar kederli gözüktüğünü ve öğlenleri gördüğüm o kadına bu haliyle hiç benzemediğini düşünürken başı bana döndü.

“Güneş sende mi buradaydın? Bu saatte burada ne işin var , yorulmadın mı?”

Hayır , anlamında başımı sallarken tereddütle bana baktı. Bu haldeyken Saadet Hanım’a yakalanmak istediğim son şey bile olamazdı. Yine de bu gece fazla durgun gözüküyordu.

“Acaba yanına gelebilir miyim?”

Kibar ricasına kendimi olur derken buldum. Oturduğu banktan kalkıp yanıma oturdu.

Yanıma oturmasıyla kendi moral bozukluğunu saklamak istercesine gülümsedi. Belki de bütün insanlar olarak yaptığımız buydu , acılarımızı gizlemek...

“Kim üzdü seni Güneş?”

İşte o an bunu yapamadım, üzüntümü gizleyemedim. Sanki bu soruyu beklermiş gibi göz yaşlarım birbirini takip ederken ellerimle yanaklarımı siliyor onları durdurmaya çalışıyordum.

Burnunu çekerken Saadet Hanım’dan gözlerimi kaçırdım.

“Kendi kendimi üzdüm.”

Saadet Hanımın yüzünde buruk bir tebessüm oluştu.

“Senin gibi duygularını içine atan bir kızın yanımda ağlamasına sebep olan birinin olduğu belli.”

Kaşlarım çatıldı.

“Duygularımı içime attığımı da nereden çıkardınız?”

Omzumu okşarken sıkıntılı bir nefes verdi.

“Güneş sizinkilerin seni otele zorla bıraktığını biliyorum ve sen buna rağmen bağırıp çağırmadın. Sorun çıkarmadın ama içindeki duyguların dolup biriktiğinin farkındaydım.”

Saadet Hanımın böylesine içten cümlelerini duyarken onu yanlış değerlendirdiğimi hissetmeye başlamıştım.

“Bildiğinizi bilmiyordum.”

Gergin bir şekilde başını sallarken devam etti.

“Seninkiler bize sana sert ve soğuk davranmamızı , bir işte çalışmanın zorluğunu göstermemizi hatta kötü patronlar olmamızı istediler.”

Kaşlarım çatılırken öfkemin şuan acıyan boğazımda biriktiğini hissettim. Ailem neden kötü patronlarım olmasını ve hayatımı daha da zorlaştırmayı istemişti ki? Onları anlayamıyordum.

“Onlara buna gerek olmadığını söylesem de dinletemedim. Ebeveynler bazen fazla zorlayıcı oluyorlar , ben keşke-“

“Her neyse.” Diyerek başını salladı. Cümlesinin devamında ne söyleyeceğini merak etsem de devamını getirmeyeceğini anladım.

“Umarım benden nefret etmiyorsundur , akşam yemeğinde seni sorularımla oldukça fazla rahatsız ettiğimin farkındayım. Ailenin de istediği gibi konuyu sürekli üniversiteye getirmeye çalıştım.”

Ailemin sohbet konularımızda bile etkili olması huzursuzlanmama sebep olurken onlarla ne yapacağımı bilmiyordum.

Bu sırada Saadet Hanım bana sımsıkı sarıldı, başta şaşırsam da bu oldukça iyi gelmişti.

Saadet Hanım’ın anaç tavrına karşı daha önce tanıdığım kadınla bu kadının bambaşka insanlar olduğunu hissetmeye başlamıştım. Kollarımız ayrılırken konuşmak istedim.

“Saadet Hanım-“

Sözümü böldü.

“Bana baş başayken Saadet Abla diyebilir misin? Diğer personeller çalışan kayırdığımı düşünmesinler diye sürekli mesafe koymaktan yoruldum.”

Bu içten itirafıyla başımı sallarken derin bir nefes verdim.

“Saadet Abla ben ne yapacağımı bilmiyorum. Kim çocuğunu çalışması için bir otele bırakıp kaçar ve telefonlarına bakmaz. Cüzdanımı bile almışlar.”

Saadet Abla demek tuhaf gelse de söylediklerime gülmeye başladığında yanaklarımda kuruyan göz yaşlarımla bende gülmeye başladım.

“Lütfen yanlış anlama Güneş , sinirlerim bozulduğu için gülüyorum.”

Biz iki kişi kahkaha atarak otelin bahçesinde gülmeye devam ederken iyice sessizleşmiş olan bahçede bizim sesimizden başkası duyulmuyordu.

“Güneş ve Rüzgar ismini aynı cümle içinde kullanmayalı o kadar oluyor ki-“

Kahkahalarının arasından söylediği cümle yarım kalırken konunun Rüzgarla ne alakası olduğunu anlamaya çalışıyordum. Saadet Hanım da bunu fark etmiş olacak ki biraz gerilmiş gibiydi.

“Demek istediğim son zamandır biraz özel hayatımda sorunlar yaşıyorum ama siz iki gence de yardımcı olmak istiyorum. Senin böyle güzel bir gece de ağlamana sebep olan Rüzgar değil mi?

Rüzgar’ın ismini duymamla bir kez daha ağlamaya başlarken Saadet Hanım’ın da ağlamaya başladığını fark ettim.

Ona neler oluyordu böyle? Yada bana neler oluyordu? Neden böylesine dağılmıştım ki?

Bana bir kez daha sarılırken sinirlerim bozulmuş bir şekilde mırıldanıyordum.

Saadet Abla ben Rüzgar’ın canını acıttım , benim yüzümden kolu morardı. Hep benim yüzümden.”

Saadet Abla sakinleştirmek için kolumu okşarken ben sulu göz bir halde devam ediyordum.

“Ela gözleri hep masum bakıyor , samimi ve kibar ama sonra bir bakıyorum ‘prensesi’ varmış! Onun neden prensesi var?!”

Küçük bir çocuk gibi iç çekip ağlamaya devam ederken Saadet Abla kolumdan tutup beni kaldırdı.

“Güneş seni odana götürelim, bir güzel uyu. Ben çocuklara söylerim seni öğlen bire kadar rahatsız etmesinler , iyice dinlen. Belli ki sinirlerin çok bozulmuş , sorun neyse söz ben sana yarın çözmende yardım edicem.”

Söylediklerine karşı uzun süredir hissetmediğim bir sevgi hissederken yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. Yaptığıma ben bile şaşırırken onun yüzünde mutlu bir gülücük belirmişti. Sanki yüzünde hissettiğim kederi dağılıvermişti.

Saadet Hanım bu halime gülerken asansörden indik. Kapımı cebimden çıkardığım kartımla açmaya çalışsam da açamıyordum ve o kadar uykum vardı ki neyi yanlış yaptığımı da anlamıyordum. Elimden aldığı kartı cebime geri koyarken diğer cebimden başka bir kart çıkardım. Saadet Hanım odamın kapısını açarken gülüyordu.

Rüzgar , sana kaçık demekte belki haksız değildir. Ne dersin?”

Bunu Saadet Hanım’ın nasıl bildiğini bilmesem de aklımdan geçen tek şeyi mırıldandım.

“Ben Rüzgar’ın kolunu acıttım.”

Saadet Hanım kolumdan çekiştirerek içeri sokarken yatağıma girmemi sağladı.

“İyi geceler Güneşim. Rüzgarım da güçlü çocuktur, bir şey olmaz. Merak etme.”

Yine de huzursuz hissediyordum. Gözlerim kapanırken mırıldanıyordum.

Keşke hissetmemiş gibi yapabilseydim.”

Saadet Ablanın yatağıma oturduğunu hissederken şefkatli sesi kulaklarıma ulaştı.

“Güneş hissetmemiş gibi yapmak bir insanın kalbi için mümkün değil. Üzülürüz , kızarız , ağlarız ve bazen de mutlu oluruz ama bunları hissetmemiş gibi yapmak duyguları içimizde biriktirmek bir güneş patlaması kadar büyük bir öfke patlamasına sebep olur ve geriye kalanların kırık kalplerini toparlamak düşündüğümüzden daha zordur.”

Son duyduğum sözler zihnimde tekrarlanırken odamın kapısının yavaşça kapandığını duydum. Uykuya dalarken yarının daha iyi bir gün olmasını diliyordum...

 

Bölüm : 23.06.2025 01:06 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...