4. Bölüm

3.Bölüm: Krizlerle Dolu Hediye

Rabia
rabia_88

“Krizler fırsata çevirilebilseydi güneş soğuk , buz sıcak , pamuk şeker tuzlu olurdu. Krizler bir fırsat olmayabilirdi ama hayat sürprizlerle dolu bir hediyeydi.”

Kartımı okutmamla açılan kapıdan odama geçtiğimde kapının yanına bırakılmış valizimi gördüm.

Bir kaç adım atmıştım ki odanın oldukça büyük olduğunu fark ettim. Düşündüğümden de lüks bir otel olsa gerekti. Can sıkıcı kısmı ise buraya tatile değil , çalışmaya bırakılmış olmamdı.

Tek kişilik yatağın üzerine kol çantamı atarken balkon kapısını açarak manzaraya baktım. Hem sahili hemde dağları rahatça görebildiğim balkonun manzarasına karşılık yorgun bir nefes bıraktım.

Sıcak esen rüzgar ketçaplı saçlarımı yüzüme doğru uçururken bir an önce duş almam gerektiğini hatırladım.

Banyoya girdiğimde sarı saçlarımın arasında ki ketçaplara karşı aynaya baktığımda anlam veremediğim şekilde gülümsüyordum.

Ailem beni bir otele terk ettiği için kafayı mı yiyordum?

Sarı saçlarımı topuzdan kurtarmamla saç derimin acıdığını hissederken tokayı bir kenara bırakıp ılık suyun altına girdim. Çıktığımda oldukça rahatlamış hissediyordum.

Aklımdan geçen şarkıyı mırıldanmaya devam ederken valizimden rahat , çiçekli yazlık bir elbise çıkardım. Giyinmeyi bitirdiğimde kendimi yatağa sırt üstü bıraktım.

Oldukça yorucu bir araba yolculuğu olsa da uykum yoktu , boşboş tavana bakmaya başlamıştım. Tavana bakmaktan sıkıldığım da kol çantamın içindeki telefonumu aldım.

Açmayacağını tahmin etsem de ısrarla annemi aramaya başladım.

“Aradığınız kişiye şuanda ulaşılamıyor...”

Tabiki , açmamıştı.

Şansımı umutsuz bir şekilde babamda denemeye başladığımda ve bir kez daha “Aradığınız kişiye ulaşılamıyor...” Diyen kadının sesini duyarken sinirle önümdeki yastığı yumrukladım.

Bu bir kabus gibiydi , en kötüsü de şuan uyuyor olmamamdı. Nereye kadar bu saçma oyuna devam edeceklerdi , kaç gün burada kalmam gerekecekti?

Polisi arayıp ailemi şikayet etsem işe yarar mıydı? Ama ben artık reşittim yani sanırım ailemi beni bırakıp gittikleri için şikayet edemezdim. Yoksa edebilir miydim?

Sinirle oflarken çaresiz bir şekilde aramayı sonlandırdım. Bu sırada gruptan bildirimler gelmeye başladı.

Üç Silahşörler

(Esra,Beren,Hayal)

Esra:

Hayal otele vardınız mı?

Beren:

Havuza girdin mi? Eminim , çok eğleniyorsundur.

Esra:

Hayal orda mısın?

Beren:

Mesajları görüyor olmalı çünkü çevrimci gözüküyor.

Neden whatsapp’a girmiştim ki sanki? Artık çevrimiçi olup yazmadığım için durumdan şüphelenebilirlerdi.

Panikle tuşlara tıklarken hızla mesajı gönderdim.

Siz:

Otele geldik , burası çok güzel.

Gerginlikle kolumu kaşırken bir bildirim daha geldi.

Esra:

Tabiki çok güzeldir, havuza girdin mi?

Siz:

Henüz girmedim , yol yorgununuyum.

Beren:

Olsun daha iki haftan var , bolca girersin.

Siz:

Evet. Biraz uykum var. Sonra görüşürüz.

Beren’in mesajını geçiştiren bir mesaj atmamın ardından cevaplara bakmadan utançla watsaap’tan çıktım. Onlara gerçekleri söylemek istemiyordum. Şuan için hiçbir şey yapmak istemiyordum.

Bağırmak , çığlık atmak ve rahatlamak istiyordum. Bunun yerine aklımda yankılanan şarkıyı son ses açıp kendimi bir kez daha yatağa bıraktım.

Çok sıkıldım her şeyden

Hiç zevk almaz oldum

Koştur koştur yoruldum

Hep aşklardan vuruldum

Gökçe’nin sesine eşlik ederken bir anda gelen enerjiyle yataktan kalkıp kendi kendime dans etmeye başladım. Yaz şarkılarına ve 2000’ler Türkçe Pop’un enerjisine bayılıyordum.

Ruh halim biraz olsun karamsarlığı bırakırken kapımın çalmasıyla hızla müziği kapadım. Dağılmış saçlarımı düzeltmeye çalışırken kapıyı açtığımda kır saçlı ellili yaşlarda güler yüzlü bir kadınla karşılaştım.

“Merhaba Güneş kızım. Ben Salih’in eşi Saadet.”

Merhaba derken tebessüm ettim. Kadın bedenimin boş bıraktığı alandan içeriye doğru baktığını fark ederken fazla meraklı biri olduğunu anlamıştım.

“Salih, bu gece seni bizimle birlikte yemen için davet etmemi istedi.”

Endişeli gözlerle Saadet Hanıma baktığımda kadının gözleri bir kez daha odamı taradı , odamda aradığı bir şey mi vardı?

“Otelin restoranını görmüşsündür , oldukça lezzetli yemekler var. Eminim çoğunu beğenirsin.”

Yavaşça başımı sallarken kadının teklifini reddetmeye çalışıyordum ama itirazlarımı dinlemiyor, kendi kendine konuşuyor gibiydi.

“O zaman saat yedi buçuk gibi görüşürüz.” Dediğinde şaşkınlıkla arkasından bakmaktaydım.

Tombul kadın yavaş adımlarla arkasını dönmüş giderken kapımı kapadım. Buradaki herkesin nesi vardı böyle? Annem ve babam beni böyle mi cezalandırıyordu?

Saatin altı buçuk olduğunu fark ettiğimde valizimdeki makyaj çantamı çıkardım ve müziği tekrar son ses açtım. Bir yandan mırıldanıp bir yandan da makyaj yaparken üzerimdekilerin yemek için uygun olduğundan emin oldum. On beş dakika içinde bitirdiğim makyajın ardından nemli saçlarımı tarayıp açık bıraktım.

Bu sırada kapım bir kez daha çalındığında isteksiz adımlarla kapıya gittim. Kapıyı açmamla bir çift ela gözle göz göze geldim. Tuhaf bir heyecan içimde yayılırken karnımdaki bir şeyler hareke geçti.

Üzerine giydiği smokin ve taktığı papyon sanki ela gözlerini öne çıkarmıştı. Özenle taranmış kahve saçlardan bir kaç tutam alnına dökülmüştü ve öğlen boşalttığım bir kavonoz mayonez sanki saçlarına hiç dökülmemiş gibiydi. Ses çıkarmadan onu incelediğimi fark ettiğimde artık her şey için çok geçti.

“Bakıyorum da gözlerini benden alamıyorsun, yoksa smokin bana çok mu yakışmış?”

Utançla yanaklarım yanarken yüzümü buruşturdum.

“Hayır , ben gözlerimi alıyorum , bakmıyorum. Yakışma yani sevimli buluyor- ay bulmuyorum. “

Ben ne anlatıyordum? Bu gün gerçekten iyi değildim.

Ela gözler neşeyle ışıldarken erkeksi bir kıkırtı kulaklarıma ulaştı.

“Demek beni sevimli buluyorsun.”

Gözlerim şaşkınlıkla açılırken kendimi şuracıkta boğmak istiyordum.

“Papyonunu sevimli buluyorum.”

Aşırı mantıklı bir açıklama yapmış gibi kararlılıkla başımı sallamaya devam ettiğimde dudağının bir kenarı kıvrıldı.

“Demek papyonumu sevimli buluyorsun.”

Söylediği cümleye karşılık konuyu değiştirmek için araya girdim.

“Sen neden böyle giyindin?”

Elini kapının kenarına koyarken ofladı.

“Kendi isteğimle giyiyorum demek isterdim ama her gece bunu giymezsem Salih Bey beni kovmakla tehdit ediyor.”

Söylenirken o kadar içtendi ki tebessüm ettim. Tanışalı bir kaç saat olsa da bana arkadaşıymışım gibi davranması iyi hissettiriyordu.

“Yani bu senin iş kostümün. İyi yanından bak , papyonun çok sevimli.”

Kendimi bir kez daha papyonuna iltifat ederken bulduğumda beynimi otele gelmeden önce evde unuttuğuma karar vermiştim.

Daha yeni tanıştığım bir insana iltifat ettiğim için tuhaf hissederken bakışlarımı kaçırdım.

Eliyle papyonunu düzeltirken aldığı iltifat karşısında çocuk gibi sevindiğini fark ettim. Bu sırada gözlerini üzerimdeki elbise de ardından yüzümde gezdirdi.

“Senin de elbisen çok sevimliymiş.”

Kalbim heyecanla çarparken donup kaldım , panikle kapıyı yüzüne çarptım. Şaşkınlıkla kapadığım kapıya bakarken ne yaptığımı fark etmemle utançtan yerin dibine girmiştim. Bu yaptığıma inanamazken gülmemek için kendimi zor tutuyordum , sanırım psikolojim beni terk etmişti.

Bu sırada kapı tıklatıldı, açmalı mıydım? Ama açarsam az önce neden yüzüne kapandığımı soracaktı ve bu durumu nasıl açıklayacaktım bilmiyordum.

Sadece heyecanlanmıştım , kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atarken panikle odanın içinde bir tur attım. Neler yapıyordum böyle?

Kapı ısrarla tıklatılırken derin bir nefes aldım ve az önceki garip an yaşanmamış gibi davranarak kapıyı açmamla sordum.

“Neden gelmiştin?”

Rüzgar bana şaşkınlıkla bakarken neden geldiğini unutmuş gibiydi. Yanan yanaklarım utanç verici bu ana eşlik ederken artık bana “kaçık” diyen Rüzgar’a az önce yüzüne kapattığım kapı ve şimdi hiçbir şey olmamış gibi davrandığım için kanıt veriyormuş gibi hissediyordum.

Rüzgar başta bocalasa da bir kaç saniyenin ardından hatırladığın da bana baktı.

“Salih Bey ve eşi restoranda seni bekliyor. Geciktiğin için beni seni çağırmam için gönderdiler.”

Anlamayarak baktığımda elindeki telefonun saatini göstermesiyle gerçekten de geciktiğimi fark ettim.

Hızla spor ayakkabılarımı ayağıma geçirmemle odadan çıktım. Rüzgar’ın asansöre basmasıyla binmemiz bir oldu. Aramızda tuhaf bir sessizlik hakimken yüzünde ufak bir tebessüm olduğunu fark ettim.

İltifatının beni heyecanlandırdığını acaba anlamış mıydı? Ona bakmadan hızla asansörden inerken kendimi saçma sapan durumlara soktuğum için kızıyordum.

Restorana girdiğimizde cam kenarı bir masa da beni bekleyen Salih Bey ve Saadet Hanımı görmemle olduğum yerde kaldım. Çok gergin hissediyordum, tanımadığım insanlarla bu gün ikinci kez yemek yemek zorundaydım ve öğle yemeğinde ki gibi gençlerden de oluşmuyordu.

Bir masalara bir de çıkış kapısına kararsızlıkla baktım. Belki de koşarak odama gitmeli ve Saadet Hanıma hasta olduğum için yanlarına gelemediğim yalanını uydurmalıydım. Kararsızlıkla gidip gelen gözlerimi fark etmiş gibi Rüzgar yanımdan ayrılmadan önce bana tereddütle baktı , restorandan kaçmamı engellemek istercesine elini omzuma koydu.

“Saadet Hanım fazla meraklı biridir. Salih Bey’de şaka yapmayı fazla abartabiliyor ama özlerinde iyi sayılırlar. Bir gecelik idare et , çok gergin görünüyorsun.”

Demek gergin olduğum o kadar belli oluyordu , tereddütle baktığımda ela gözlerini gözlerime dikti.

“Ben burada bugün garsonum eğer çok sıkılırsan veya herhangi bir şey olursa bana işaret ver. Yardıma gelicem.”

Tebessüm ettim ve biraz rahatladım. Belki de şımarık biri değildi, yanılmıştım. Bana böyle içten ve yakın davranması kendimi daha az yalnız hissetmeme sebep oluyordu.

Yavaş adımlarla Salih Bey ve Saadet Hanım’ın masasına doğru giderken derin bir nefes aldım. Masalarına vardığımda İkisi de gülümseyerek boş olan sandalyeyi işaret etti.

“Kusura bakmayın , saatin kaç olduğunu fark etmemişim.”

Saadet Hanım sorun değil derken Salih Bey’de eşi kadar içten bir şekilde önemli olmadığını söyledi.

Bu sırada turuncu saçlı bir garson bize doğru yaklaşırken gergin olduğumu belli etmemeye çalışıyordum.

Saadet Hanım kahve gözlerini bana dikmişken Salih Bey tebessüm etti. Sırayla soru sormaya başlayacaklarını anlarken derin bir nefes verdim.

“Annen baban nasıllar?”

Yüzümü ifadesiz tutup onlara sinirli olduğumu belli etmemeye çalıştım.

“İyiler.”

“Kaç yaşındaydın kızım?”

“On sekiz.”

Salih Bey ilgiyle baktı.

“O zaman sen üniversite sınavına da girmişsindir.”

Son zamandır insanlarla her konuşmam dönüp dolaşıp aynı konuya geliyordu. Gergin bir şekilde yutkunurken yavaşça başımı salladım. Gözlerimi Salih Bey’den kaçırırken yanımıza dolu ellerle gelen garson tebessüm etti.

Yemekler önümüze bırakıldığında biraz olsun rahatlamıştım. Birbirlerini tamamlayan Saadet Hanım ve Salih Bey gibi çiftlerle konuşmanın hiç kolay olmadığını anlamıştım.

Bir kaç dakikalık sessizliğin ardından Saadet Hanım’ın meraklı gözleri beni buldu.

“Hangi üniversiteye gitmeyi düşünüyorsun?”

Stresle bakışlarımı tabağıma çevirirken duymak istemediğim sorunun cevabını nezaket gereği vermem gerektiğini biliyordum.

“Henüz karar vermedim.”

Salih Bey ilgiyle konuyu devam ettirdi.

“Ama hangi bölüme girmek istediğine karar vermişsindir.”

Bana beklentiyle bakan bu iki insanın gözünden düşeceğimi bile bile itiraf ettim.

“Kafam çok karışık, bölüme de karar veremedim.”

İkisi de birbirlerine imalı bakışlar atarken isteksiz bir şekilde önümdeki yemeği yemeye devam ettim.

İç seslerini tahmin edebiliyordum.

Bölümüne karar vermediğine göre kesin puana göre rastgele bir bölüm seçecek.

Demek okumaya niyeti yok.

Dersleri iyi değil belli ki , iki senelik boş bir bölüm okuyup üniversite mezunu olur.

Zihnimden geçen cümleler zehirli bir sarmaşık gibi düşüncelerime sarılırken terlediğimi hissettim. On dakikalık gergin sessziliğin eşliğinde yemeğe devam edilirken daha fazla bu ortamda bulunmak istemediğimi biliyordum.

Garsonların üzerinde göz gezdirirken Rüzgar’ın yüzünü görmemle rahatlamam ve heyecanlanmam aynı anda oldu. Neden heyecanlanıyordum ki?

Gülümsediğinde yavaşça başımı salladım. Ela gözlerden biri kırpılırken çok hoş bir insan olduğunu düşünmeden edemedim. Yanımıza yaklaşırken yüzünde bugün çoğu zaman olduğu gibi belirgin bir gülümseme vardı.

“Salih Bey ve Saadet Hanım gecenizi bölmek istemem ama Güneş’e yarın için yapılacaklar listesi hazırladım. Eğer izin verirseniz Güneş’i otel resepsiyonuna götürmem gerek.”

Saadet Hanım , Rüzgar’ın söylediği cümlelerle neşelendi.

“Rüzgar oğlum sen bu otelin sorumluluk bilinci yerinde yegane çalışanlarındansın.”

Rüzgar aldığı iltifattan memnun olurken Salih Bey yavaşça başını salladı.

“Güneş kızım , yarından itibaren sende bu otelin çalışanısın. Babanın tanıdığım olması görevlerini aksatmana sebep olamaz.”

Ben daha bir şey söyleyemeden Saadet Hanım ekledi.

“Baban seni bize emanet etti , lütfen dikkatli ol.”

Tamam , derken babamın arkadaş seçimini sorgulamadan edemedim. Kötü insanlar olmayabilirlerdi ama Salih Bey babamın ona söylediği gibi çalışmak istemediğimin farkında olmasına rağmen babamın bu saçma planına eşlik etmişti. Öfkemi yutmak isteyerek derin bir nefes verdim.

Bu sırada Rüzgar konuyu kısa kesmek için araya girdi.

“İyi geceler dilerim.”

Rüzgar’ın peşinden restorandan çıkarken kendimi rahatlamış hissediyordum. Restorandan uzağa yürürken bana bakıyordu.

“İyi misin?”

Gözlerine bakmadan mırıldandım.

“Ne önemi var ki?”

Ailem beni bir otele çalışmaya bırakırken iyi olup olmadığımı sormamıştı. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama konuşmasına izin vermedim.

“Liste dediğin şey her neyse onu verebilir misin? Odama dönmek istiyorum.”

Tebessüm ederken elini beline koydu.

“Liste benim.”

Kaşlarım çatıldı.

“O’da ne demek?”

Bahçedeki banklardan birine oturmasıyla sorumu cevaplamasını bekledim. Cevap gelmeyince sorumu sinirle tekrarladım.

“Cevap versene!”

Öfkeme aldırış etmeden ilgilenmiyormuş gibi davrandı. Bu çocuğun derdi neydi?

“Şu yaz gecesinin tadını çıkarmak varken sinirlenmeni anlamıyorum. Listen benim yani görevleri benimle beraber yapacaksın. Belliki iş deneyimin yok ve birinin sana öğretmesi gerekiyor.”

Verdiği cevaba karşı ona bağırdığım için ufak çaplı bir vicdan azabı çekerken başını bana doğru çevirdi.

“Yarın sabah altı buçuğa alarm kur. Şimdi eğer istiyorsan odana çıkabilirsin.”

Ayağa kalkarken bir otele bir de banka baktım.

“Yine kararsız mı kaldın?”

Anlayamayarak ona baktım.

“Daha önce de mi kararsız kaldım?”

Evet anlamında başını sallarken eliyle saçlarını duzeltiyordu.

“Hemde bu gün dört kere kararsız kaldın. Kafeteryada yemek seçerken , bana kapıyı açarken bir kaç saniye beklerken , restoranda Salih Beyler’in yanına giderken ve şuan.”

Yanımda bu duruma dikkat ettiğini fark etmemiştim ama öylediklerini düşünürken haksız olmadığını anladım. Yine de onun haklı çıkmasını istemiyor ve içimdeki bir ses bu düşünceyi reddediyordu.

“Ben gayet karar verebilen biriyim.”

“Öyle mi?” Derken yüzünde neşeli bir tebessüm belirdi.

“O zaman neden otele gitmiyor yada banka oturmuyorsun?”

Bir kez daha otele bakarken banka mı otursam diye düşünmeye başladım. Rüzgar bu sırada kalkarak yanıma geldi ve gözlerini gözlerime sabitledi.

“Sana tavsiyem kararlarını verirken aklına ilk geleni seç , genelde bu karar daha doğru olur ve böylece kararsızlıkların arasında kaybolmamış olursun.”

Tereddütle gözlerine baktığımda devam etti.

“ Ve karar alırken fazla bekleme yoksa aldığın karar için çok geç olduğunda üzülürsün.”

İyi bir hayat tavsiyesine benziyordu ama bu tavsiye hiç moral vermemiş, üstelik iyice canımı sıkmıştı. Cevap vermeden arkamı dönüp otele doğru ilerlemeye başladığımda arkamdan bağırdı.

“İyi geceler Kararsız Kalp.”

Duyduğum cümleye karşı kalbimin bir anlık hızla çarpmaya başladığını ve bir anlık nefes alamadığımı hissettim , kendimi otelin içine atarken derin bir nefes almayı denedim. Bu hitap neden bana böylesine dokunmuştu?

Asansöreden inip koridora çıktığımda duvara yaşlanmış bir şekilde telefonuyla konuşan Merve’yi gördüm.

“Ben seçimlerimden memnunum baba. Hiç pişman değilim.”

Karşıdan aldığı cevapla devam etti.

“Tabiki. Senin kızın aklına koyduğunu yapar. İrazdan otelden çıkıcam , anneme eve gelirken almamı istediği bir şey var mı sorar mısın?”

Karşıdan aldığı cevapla gülümsedi ve kapadı. Kendimi bir konuşmanın sonunu dinlemiş bulunduğum için rahatsız hissederken Merve bana tebessüm ederek el salladı.

Yanına vardığımda kızın içten mimiklerini karşılık verdim.

“Güneş, Salih Bey ve Saadet Hanımla yemek nasıl geçti?”

Bunu nereden bildiğini anlamasam da muhtemelen Rüzgar söylemişti.

“Doğrusu pek iyi değildi.”

Merve elini omzuma koyarken güven veren bir ses tonuyla konuştu.

“Kimseye söyleme ama bu çılgın müdürü ve eşini sevmiyorum. Bazen çok boş boğaz olabiliyorlar ve çok meraklılar.”

Bu dobra kızın söyledikleri iç sesim gibiydi. Bu kadar açık ve net olması gerçekten hoşuma gitmişti. Onaylamak için başımı salladığımda istemsiz bir şekilde esnemeden edemedim.

Merve saatine bakarken bana döndü.

“Saat daha erken ama yol seni yormuş olmalı. Seni lafa tutmayayım , iyi geceler.”

“İyi geceler” Dediğimde bir şeyi unutmuş gibi bana döndü.

“Eğer bir ihtiyacın olursa bana söyleyebilirsin. Telefon numara mı vermemi ister misin?”

Doğrusu burada daha kaç gün kalacağımı bilmiyordum ama Merve’ye ihtiyacım olabileceğini hissediyordum. Telefon numarasını rehperime kaydedip onu çaldırmamla o’da benim numaramı kaydetti. Ardından telefonunda beni kaydettiği ismi gösterdi.

“Otelimizin Güneşi”

Yanaklarım ısınırken Merve neşeyle göz kırptı. Gülümsememle Merve asansöre bindi , ben ise odama geçtim. Bir süre daha otelin ismiyle ilgili espriler duyacağımı hissediyordum.

Yatağa doğru ilerlerken çantamda ki telefonumdan bildirim sesi geldi. İsteksiz bir şekilde çantamda telefonumu ararken esnedim. Telefonu açtığımda gördüğüm mesajla yüzümü buruşturdum.

“İyi geceler kızım , bu yazı iyi değerlendir olur mu? Bu iş deneyimi senin için bir hediye.”

Sinirim yatışmışken gördüğüm mesajla tekrar annem ve babama karşı derin bir öfke hissettiğim de ofladım.

Bir hediye miydi? Bu nasıl bir hediyeydi?

Daha fazla düşünmek istemeyerek dolan gözlerimle yatağa yöneldim.

Yorgun bir şekilde yatağın içine girerken başımı yastığa koymamla gözlerim kapandı. Kulaklarımda yankılanan sesle iç çektim.

İyi geceler , Kararsız Kalp...

 

Bölüm : 18.06.2025 16:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...