
“Hayatın yalnızca beş şıkkı yoktur , seçeneklerle dolu bir yaşamda kafa karışıklığı pek çok şeye geç kalmamıza sebep olur. Kararsızlıkların bizim yolumuza çıkmasını izin verirsek biz , biz olamayız.”
Açık büfe şeklinde öğle yemeklerini standların üzerine dizmemizle yapacak başka bir işimiz kalmamıştı. Şezlonglara oturmuş yemek yerken gözlerim sürekli tatlı standındaki pastalara kayıyordu.
Merve bu gün getirilen pastaların turistlere yetecek kadar yapıldığını söylediği için yalnızca bakışmakla yetiniyordum.
Sahneye çağrılmam yüzünden nostalji gecesinde de pastamı bitirememiştim. Rüzgar’ın tabağından başını kaldırıp ara ara bana baktığını fark etsem de göz göze gelmemeye çalışıyordum. Daha fazla sessiz kalmak istememiş olacak ki sesli bir şekilde çatalını bıraktı.
“Kararsız Kalp , istediğin bir şey mi var?”
Hayır, anlamında başımı sallarken Merve merakla Rüzgar’a bakıyordu.
“Kararsız Kalp mi? Bu da ne demek?”
Rüzgar’a bana böyle seslendiği için azarlayan bakışlar atarken umurunda değilmiş gibi başını Merve’ye çevirdi.
“Şu üç gün önce tanıştığım kız var ya işte o çok kararsız biri , gözlerinde her zaman bir tereddüt var. Hayatın şıkların da kaybolmuş gibi.”
Söylediği cümleler karşısında ağzım açık kalırken Merve etkilenmiş gibi başını sallıyordu. Bu sırada ortaya çıkan Can salata tabağını şezlonglarımızın arasındaki kısa plastik masaya bıraktı.
“Ne şıkkından bahsediyorsunuz? Ben matematik sınavlarında hep beş şıktan birini sallardım. Ne yani bir de tereddüt mü edicem?!”
Can’ın tuhaf çıkışı karşısında hepimiz ona bakarken Merve Can’ın koluna dokundu.
“Can nerden çıktı şimdi matematik sınavı falan?”
Can kıvırcık saçlarını düzeltirken gülmeye başladı.
“Siz şıklardan felan bahsedince aklıma lisede her dönem kaldığım matematik sınavları geldi.”
Merve “Çocuğun travmalarını gün yüzüne çıkardın Rüzgar.” Diyerek Rüzgar’ı azarladığında ben de gülmeye başlamıştım.
Rüzgar huysuzca ortaya bırakılan salata tabağının yarısını kendi tabağına boşalttı.
“Ezberci sistem yüzünden şıkları soyut bile algılayamıyorsunuz.”
Başını tabağından kaldırdığında gözlerime baktı ve bu sefer gözlerimi kaçıramadım.
“Hayatın yalnızca beş şıkkı yoktur , seçeneklerle dolu bir yaşamda kafa karışıklığı pek çok şeye geç kalmamıza sebep olabilir. Kararsızlıkların bizim yolumuza çıkmasını izin verirsek biz , biz olamayız.”
Dudaklarım aralanırken söylediklerine cevap veremedim. Bu sırada Can Rüzgar’ın sırtına vurdu.
“Rüzgar biraz daha felsefik konuşursan seni denizin içinde boğup cesedini saklıycam. Şu yaz gününde neyin dramı bu?”
Rüzgar Can’a ters ters bakarken Can hızla eline bir limonata tutuşturup gönlünü almaya çalıştı.
Bu sırada Rüzgar’ın telefonunun çalmasıyla ortamda bir sessizlik oluştu. Telefonunu kulağına yaklaştırıp açtığında mimiksizdi.
“Efendim Salih Bey”
Benim dışımda kimsenin Rüzgar’ın telefon konuşmasını umursamadığını fark ettiğimde ilgisiz gibi yemek yemeye devam ediyordum. Yine de Salih Bey’in onu neden aradığını merak etmiştim.
Kendime engel olamayıp telefon konuşmasına verdiği cevapları dinlerken ağzıma bir şeyler tıkıştırıp duruyordum.
“Ama Salih Bey biz çoktan turistlere bu gece olacak canlı müzikten bahsettik.”
Gülerek çatalını tabağa bıraktı.
“Yani biz mi?!”
Telefondan aldığı cevapla tekrar gülmeye başladı.
“Sesimin güzel olduğunu da nereden çıkardınız?”
Telefonu endişeli bir “tamam”la kapatırken Can’ın omzuna kolunu attı.
“Canlı müzik için gelecek olan sanatçıların bir aksilik yüzünden iptal edilmesi gerekmiş ve Salih Bey Can’ın servise binerken yanında gitarını getirdiğini görmüş!”
Merve gülerek bağırdı.
“Yani canlı performans baya Can’lı olacak.”
Yaptığı espriye gülmeye başladığımda Can , Merve’ye tebessüm ederek başını salladı.
“Aslında benim içinde güzel bir prova olur. Okul açılana kadar ne kadar prova yaparsam o kadar iyi. Rüzgar sen niye bu kadar gerginsin?”
“Salih Bey geçen gün sıkılıp seninle şarkı söylerken beni de duymuş. Bir saat boyunca şarkı söylersen boğazın ağrıyacağı için , aralarda şarkıya girip idare etmemi istedi.”
Merve şüpheyle Rüzgar’a baktı.
“Rüzgar iyi de sen böyle şeylerden utanmazsın ve gerilmezsin ki? Son zamandır sana ne oluyor hiç anlamıyorum.”
Can, Rüzgar’a imalı bir bakış attı.
“En son bana eşlik ettiğinde oldukça iyiydin , bu geceyi idare edebiliriz. Kötü söylesek bile bu turistleri bir daha görmeyeceğiz.”
Rüzgar’ın Can’ın cümlelerinden sonra bana baktığını fark ettiğimde başımı Merve’ye doğru çevirdim.
Bir dakika yani turistlerden değil de benden mi çekiniyordu?
Hadi ama bana ilk tanıştığımızda “kaçık” dememiş gibi şarkı söylemekten çekiniyor olamazdı.
Yemeği sakin bir şekilde bitirirken turistlerin tabaklarını ve geri kalan bütün yemekleri topladık. Ufak atıştırmalıklar ve meyve sularını öne çıkardık, bundan sonrası içecek servisiyle ilgilenen barmendeydi.
İsmini bilmediğim bu çocuk sanırım Rüzgarla geçen gün idare ettiğimiz oteldeki barda çalışıyordu. Rüzgar’ın yaptığı gibi birkaç sıvıyı karıştırıyor , renkli bir şeyler ekliyordu. Merakla izlediğimi fark ettiğinde bana döndü.
“İçmek ister misin?”
Panikle başımı salladığımda Rüzgar’ın dikkatle beni izlediğini fark ettim.
“Yok , teşekkür ederim.” Deyip açık büfeden uzaklaşırken Rüzgar’a bakmadım.
İçmek istediğim falan yoktu zaten reddecektim ama Rüzgar’ın bu konuda neden gergin olduğunu anlamıyordum. O gün barda da çok sinirlenmişti , tam olarak alkolle sorunu neydi bilmiyordum ama bu kadar sevmediğine göre içilmesine gerek olmayan bir şey olduğu kesindi.
Rastgele bir şezlonga otururken Merve’nin voleybol oyunu için isim topladığını gördüm. Bu sırada Can gitarını akord ediyordu.
İsteyenler şezlonglarını daire şeklinde dizilmiş ve şarkıyı daha iyi duyabilmek için yaklaşmışlardı. Bende oturmuş merakla Can’ın şarkı söylemesini bekliyordum. Sanırım Merve isim toplamayı bitirmeden ve konuklar tam toplanmadan başlamayacaktı.
Bu sırada yanımda beliren Rüzgar “Gelebilir misin? Dediğinde soran gözlerle baktım. Önemli bir şey söyleyecek galiba diye düşünürken yerimden kalktım. Kalabalıktan bir kaç adım uzağa gittiğimizde anlamayarak sordum.
“Birazdan Can şarkı söyleyecek neden beni çağırdın?”
Beni açık büfeye yönlendirirken İşaret parmağını dudaklarına götürdü , sessizce onu takip ettim. “Gözlerini kapa.” Dediğinde anlamayarak baktım.
“Rüzgar , amacın ne?”
Cevap vermeyip bir kez daha gözlerimi kapamamı işaret ettiğinde pes ettim. Oflayarak gözlerimi kapattığım da bir kaç saniyenin ardından “Açabilirsin.” Demesiyle elinde iki tabak ve birer dilim çikolatalı pasta bulunan Rüzgar’ı gördüm. Şaşkın yüzüme bakarken dudaklarında sevimli bir gülücük vardı.
“Sihir yapıp sana çikolatalı pasta buldum demek isterdim ama-“
Şaşkınlıkla ona bakarken sordum.
“Ama?”
“Sen öğle yemeğinde pastalara içli içli bakınca dayanamayıp iki dilimi sakladım.”
Gülmeye başladığımda tabakalardan birini elinden aldım.
“Teşekkür ederim ama bizim yüzümüzden iki konuk pasta yiyemedi mi?”
Suçluluk duygumu fark etmiş olmalı ki yüzünde bir şefkat ifadesi belirdi.
“ Konuklarımızdan Ayşe Hanım ve Mustafa Bey’in şeker hastalığı varmış yani pasta yiyemiyorlar. Saklamamın teke sebebi bizden önce başka personellerin bu iki dilimi yememesiydi. En çokta Candan sakladım.”
İçim rahatlarken gülmeye başladım.
“Teşekkür ederim, otelin pastacısı kimse gerçekten çok lezzetli yapıyor. Geçen gece daha bir çatal almıştım ki sahneye çağırdıkları için pastamı bitiremedim.”
“Biliyorum.” Derken bu kadar dikkatli olmasına şaşırmıştım. Gün batımının ışığı saçları ve yüzünün bir kısmını aydınlatırken gözlerimi kaçırdım.
“Belki seni bir gün bu pastaları hazırlayan aşçıyla tanıştırırım.”
Hevesle başımı salladım, böyle güzel pastalar yapan bir aşçıyla tanışmak harika olurdu. Kalabalıktan uzak şezlonglardan ikisine karşılıklı oturup pasta yemeye başladık.
İştahla pastamı yemeye devam ederken bana gülüyordu. Başımı kaldırdığımda merakla gözlerime baktı, sohbet konusu açmak istiyor gibiydi.
“Güneş , senin bölümün ne? Benimki dil , Merve’nin ki tasarım ve Can da konservatuarda peki ya sen?”
Gergin bir şekilde yutkunurken evden kilometrelerce uzakta olmama rağmen yine o sorulardan biri karşıma çıktı. Ben kimdim? Ben ne olmak istiyordum , geleceğim ve hayallerim nasıldı?
“Bu sene üniversite sınavı vardı.”
Söylediğim cümle açıklamaya benzemese de Rüzgar başını salladı.
“Doğru on sekiz yaşında olduğunu söylemiştin , bu sene sınav senenmiş. Çok yorucu geçmiştir.”
Bedensel yorgunluk değil de mental olarak yok olduğum bir sene olduğu kesindi. Pastamın son lokmasını da yutarken Rüzgar’ın şu konuyu kapatmasını umuyordum. Bir şey daha söyleyecekken hızla sözünü böldüm.
“Can şarkı söylemeye başlamadan dönsek iyi olur.”
Çatalını tabağına bırakırken tabağıda şezlongun üzerine bırakıp ayağa kalktı.
“Can biz gelene kadar başlamaz , merak etme. Biraz yürüyebilir miyiz?”
Biraz gergin gibiydi , kibar ricasından dolayı yürümeye başladığımda bir sorun olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Acaba barmenin içeceğini reddetmemle ilgisi var mı diye düşünürken onunla bir alakasının olmadığını anladım.
Gülerek bana döndüğünde biraz olsun rahatlamıştım.
“Bu gün beni boğmaya çalıştın, seni polise şikayet edip göz altına mı aldırsam?”
Şaşkın bir şekilde bir elimi belime koyarken hesap sorar gibi baktım.
“Sen de beni arkamdan suya ittin. Ödeşmiş olduk.”
“Sence ödeşmiş olabilir miyiz? Senin yüzünden Can bana suni teneffüs yapmak zorunda kalabilirdi!”
Aynı anda kahkaha attığımızda tekrar konuşmak için bir süre beklememiz gerekti.
“Kararsız Kalp ödeştiğimizi sanma , beni boğma teşebbüsünün intikamını alıcam. Dikkatli ol.”
“Eğer benden intikam alacaksan bende otele seni almamaları için grev yaparım.”
Rüzgar kahkaha attığında bende gülüyordum.
“Senin grevin sadece on dakika sürüyor. Üzgünüm Kararsız Kalp , eğer grev yapacaksan bu konuda kendini geliştirmen gerek.”
Düşünceli bir şekilde başımı sallarken güldüm. Otelin önünde yaptığım grev doğrusu benimde beklediğimden kısa sürmüştü ama sıcağın altında grev yapmakta kolay olmuyordu.
Sessizce bir kaç dakika yürümemizin ardından başını bana doğru çevirdi. Gözlerime bakarken ellerini kahve saçlarında gezdiriyordu , gözleri hafifçe kısılırken yüzüne bir şüphe yerleşti.
“Gerçekten Merve ve Can’ın dediği kadar kötü bir İngilizcen mi var?”
Hayır , anlamında başımı salladım.
“O kadar da kötü değil, mesela bu gün Can’ın yaptığı duyuruyu sen Türkçe’ye çevirene kadar hiçbir şey anlamamış ve geçen gün yapılan Nostalji Gecesinde sunucunun yaptığı hiçbir espriyi anlamamışta olabilirim ama-“
Sözümü bölerek gülümsedi.
“Ama o kadar da kötü değil.”
Onunla birlikte gülmeye başladığımda gözleri yüzümde geziniyordu. Kalbim kulaklarımda atarken heyecandan nefes alışlarım hızlanıyordu. Neden üzerimde böyle tuhaf bir etkiye sebep oluyordu ki?
“Peki , İngilizce seviyenin kaç olduğunu biliyor musun?”
Gözlerimi kaçırırken yüzümü buruşturdum.
“Aslında yavaşça söylendiğinde bazı cümleleri anlayabiliyorum ama uzun cümleler kurulunca hiçbir şey anlayamıyorum.”
Rüzgar düşünceli bir şekilde başını sallarken bir kaç saniye sadece yüzüme baktı , durumdan gerildiğimi fark ederken konuşmaya başladı.
“Sana İngilizce bir soru soracağım ve bu soruyu anlayıp anlamamana göre seviyeni belirliycem.”
İyice öğretmen ruh haline girdiğini düşünürken bir adım yaklaştı. Ela gözlerinde sanki ayrı bir bakış vardı , dudakları kıpırdarken gözleri gözlerimle kilitlendi.
“When will you realize that I like you?”
Gözlerim kocaman açılırken aval aval yüzüne baktım. Bir adım geriye çekilirken gergin bir şekilde gülmeye başladım.
“Ne dediğini hiç anlayamadım! Sanırım İngilizcem düşündüğümden daha da kötü.”
Sesim titrerken huysuz bir şekilde elini saçlarının arasından geçirdi ve yürümeye başladı.
“Sana İngilizce öğretmeye sanırım A-0 seviyesinden başlamam gerekecek.”
Koşarak yanına geçerken merakla sordum.
“Öyle bir seviye var mı?”
Gülmeye başladı.
“Ah , Kararsız Kalp. Tabi ki öyle bir seviye yok ama sen bu İngilizcenle yeni bir seviye ortaya çıkarabilirsin.”
Alınmış gibi kaşlarımı çattım.
“O kadar da kötü değilim.”
Yan bir bakış attı.
“Haklısın, o kadar kötü değilsin çünkü daha kötüsün.”
Gülmeye başladığında ona eşlik ettim , kalbim İngilizce olarak söylediği cümle yüzünden hâlâ hızlı çarpıyordu. Bana takılmasına, İngilizcemin kötü olduğunu söylemesine bile kızamıyordum. Neden hareketleri , bakışları, gülümseyişleri bu kadar sevimliydi ki?!
Şuan yapabileceğim tek şey cümlesini anlamamış gibi yapmaktı. Anlamamış olduğuma inandırmak, inanmaktı.
Üstelik öğretmenim olmasını kabul bile etmemiştim ama şuan panikten reddetmeye yetecek kadar bile cümle kuramayacak gibiydim.
Hızlıca kalabalığın arasına döndüğümüzde Can gitar çalmaya başladı , bu sırada yanımda oturan Merve’nin imalı bakışlarına maruz kalmıştım.
Can’ın söylediği şarkıya odaklanamıyor , kafa karışıklığı içinde Rüzgar’ın gözlerinden sakınıyor ayaklarımın altındaki kuma bakmakla yetiniyordum.
Kaç hafta süreceğini bilmediğim çalışma sürecinde kimseyle duygusal bir bağ kurmak istemiyordum ama onun cümleleri düşüncelerimi duymamı zorlaştırıyordu. Yanında duyabildiğim tek şey kalp atışlarımdı...
Can neredeyse aralıksız on tane şarkı söylemişti ki ufak bir ara verdi. Onu çalarken ilk gördüğümde olduğu gibi oldukça iyi çalıyordu ve sesini gerçekten iyi kullanıyordu. Müzik hakkında pek bir bilgim olmasa da izleyicilerinin dikkatini kendine toplamayı iyi biliyordu.
Can su içmek için açık büfeye giderken Merve bana doğru iyice yaklaştı.
“Birlikte kumsalda yürüyüş yaptınız demek!”
Merve’nin imalı ses tonuna gülerken derin bir nefes verdim.
“Evet , sadece yürüyüş yaptık.”
Merve göz kırptı.
“Sen öyle diyorsan.”
Bana inanmıyor muydu? Madem öyle bende onunla uğraşırdım.
“Can da bu gece pek duygusal şarkılar söylüyor yoksa bu şarkılar ‘mavi gözlü bir kız’ için mi?”
Merve saçını kulağının arkasına atarken başını çevirdi.
“Yok öyle bir şey.”
Bu huysuz haline gülerken kalabalığın arasında Can ve Rüzgar’ın konuştuğunu gördüm. Can , Rüzgar’a gitarını verdiğinde Rüzgar ortadaki şezlonga doğru ilerledi.
Oturmasıyla gözleri gözlerime sabitlendi , kalbim yerinden çıkacak gibi atarken bu gün kalp krizinden ölmeden otele dönmeyi umuyordum. Bir kaç tele dokundu ve bir melodinin girişiyle sesi kulaklarımızla buluştu.
Yüzün eskisinden yeni
Anlamadım bu ne iş
Sanırım kaderine denk geldimŞ
imdi daha da sıcak ellerin
Sesi kalbimi ısıtıyordu , beklediğimden daha iyi söylüyordu. Can kadar profesyonel olmadığı için daha dikkatli söylüyor, sık sık gitara bakıyordu.
Başımı kaldırmamla ela gözler gözlerimle buluştu, sesi yükseldi. Nakarat kalbimi tekletti.
Güneşe bir kez koz verdim
Her şeyimi kenara koyverdim
Yangına korla git bakalım
Tüm ateşleri küllerden yakarız
Ela gözlerden gözlerimi ayıramazken kalbimin atışları sanki melodiye eşlik ediyordu.
İçimden tekrarladığım cümleler zihnimde yankılanıyordu.
Hayır , Güneş. Senden bahsetmiyor , gezegen olan Güneşten bahsediyor. Senin isminden bahsetmiyor. Etkilenme , nolur etkilenme!
İçimdeki çığlıklar faydasızdı bir kere sesine kapılmış, ânın içinde kaybolmuştum.
Şarkı son bulurken büyük bir alkış koptu. Rahatlayarak derin bir nefes verdim. Merve ise yanımda kahkaha atmaya başlamıştı.
“Kim kime şarkı söylüyormuş bakayım?”
Rüzgar bana bir şey söylemek için yaklaşırken bana olan duygularını anlamamış gibi yapmaya devam etmem gerektiğini kendime hatırlatıyordum. Yapabileceğim tek şey anlamamış gibi yapmaktı çünkü duygularını incitmek istemediğim gibi bağlanmakta istemiyordum. Tam yan tarafımdaki sezlonga oturmuş , bir şey diyecekken telefonu çaldı.
Affedersin diyerek yanımdan kalkıp büfeye doğru ilerlediğinde içimde rahatsız edici bir his oluştu. Can yerine oturmuş konuklardan istek parçaları olup olmadığını sorarken Merve kalktığımı görünce soru soran gözlerle baktı. Bakışlarını cevapsız bırakıp Rüzgar’ın gittiği yere yöneldim.
Telefonunu dinlemenin doğru olmadığını bilmeme rağmen duymak istiyordum. Daha dün sevgilim yok demişti ama kahve saçlı kız aklımı kurcalıyordu belki de bu yüzden arkasından gitmiştim. Telefona verdiği cevapları dinlerken bir yandan oldukça suçlu hissediyordum.
“Efendim.”
“Bir iki saat sonra evde olurum.”
“Hava kararıyor geç kalayım deme.”
“Sonra görüşürüz prensesim.”
Duyduğum cümleyle yutkundum. Prensesim demişti, prensesi...
Kendisinin bir prens olduğunda ısrar etmişti ve prensesini bulmak istediğini söylemişti. Demek prensesini çoktan bulmuştu.
O zaman bu gece İngilizce olarak söylediği cümle de neydi? İngilizcem kötüydü yani cümlenin anlamını yanlış mı anlamıştım?
Peki ya o şarkı? Şarkının içindeki nakaratta Güneş derken gözlerime bakmıştı. Her şey bir yalan mıydı? Yada ben bütün her şeyi yanlış mı anlamıştım?
Anlamamış gibi yaparken belki de her şeyi yanlış anlamıştım. Kalbim sızlarken derin bir nefes verdim.
Sessizce Merve’nin yanına doğru giderken artık anlamamış gibi davranmıyordum. Yüzümdeki ufak gülücük dudaklarımda gezinirken bu gece yapmam gereken tek bir şey vardı , mutluymuş gibi yapmak. Üzülmemiş gibi...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 621 Okunma |
270 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |