19. Bölüm

17.Bölüm: Gerçekten Yaşamak

Rabia
rabia_88

"Gerçekten yaşamak istiyorsan hayatı , kalbine kulak ver. Hissetmek istiyorsan aşkı , biraz kendine izin ver. Gerçekten mutlu olmak istiyorsan kendine değer ver. Nefes al ve gözlerini aç ; zaman geçer , hayat çok kısa, hissetmek için geç kalma!”

Elimdeki unu yoğurmaya çalıştığım hamurun üzerine dökerken her yere un saçılmıştı. Bu sırada dikkatle beni seyreden Rüzgar sadece gülerek izlemekle yetiniyordu. Onu görmezden gelip unlu mücadeleme geri döndüm.

Anlamadığım bir şekilde hamur ya çok yumuşak yada çok sert oluyor bir türlü kıvamı tutmuyordu. Rüzgar getirdiği paspasla yerlere dökülen unu temizlemeye başlamıştı.

Hamuru merdaneyle açma umudumu yitirmeden bir kez daha kaybedeceğimi hissetmeye başladığım savaşa giderken bir silah gibi onurlu merdanemi havaya kaldırdım.

“Birlikte ya tarih yazıcaz yada tarih olucaz!”

Gaza gelip söylediğim cümleye karşılık Rüzgar kahkaha attı.

Yüzümde bir tebessüm belirirken açılmaya başlayan hamurla uğraşmaya devam edip aklımda uzun süredir gezinen soruyu düşünmeye başladım.

“Sence yaz aşkları gerçekten var mı?”

Rüzgar elindeki paspasla döktüğüm unu temizlemeye devam ederken bana döndüğünde panikle başımı eğdim.

Aklımdan geçirdiğim cümleyi dıştan söylediğimi şimdi fark etmiştim. Düşünceli bir şekilde yüzümü incelediğini fark ettiğimde gözlerimi kaçırdım.

“Fazla yaz dizisi izliyor gibisin Kararsız Kalp.”

Haksız olduğunu söyleyemezdim şu yaşıma kadar gerçekten çok fazla yaz dizisi bitirmiştim.

“Ayrıca yaz aşkları tam bir saçmalık.”

Söylediği cümleye karşı anlam veremediğim kadar çok alınmıştım ve kendimden beklediğimden daha agresif bir şekilde sordum.

“Neden saçma?!”

Sesimi kontrol edemeyerek bağırmakla kalmamış hamuru açmayı beceremeyerek merdaneyle hamuru dövmeye başlamıştım. Hamur açmak bu kadar zor bir şey miydi?

Rüzgar yanıma gelip tezgahın bir kenarına dirseğini yaslarken yüzündeki tatlı tebessümü görmezden gelmek çok zordu.

“Neden saçma biliyor musun?”

Rüzgar söylediği cümleyle dikkatimi üzerinde toplarken merakla ela gözlerle baktım.

“Aşk sadece yazın yaşanan bir duygu değildir. Yaz bitince aşk biterse o hiç aşk olmamıştır.”

Dikkatle dinlediğim sözler yanaklarımı yakmaya başlarken yüzünü biraz daha yaklaştırdı.

“Aşk , sevdiğinle dört mevsimlik hayatın ; güneşine , yağmuruna hatta dolusuna birlikte katlanmaktır. Adı aşksa bu hayatın her mevsimi için geçerlidir.”

Böyle sözler duymayı beklemeyen kalbim şaşkın bir tempoda çarparken dudaklarımda beliren gülümsemeyi engelleyememiştim.

Doğrusu bu sözler çok hoşuma gitmiş , sanki ruhumun en ihtiyacı olan kısmına gömülmüştü.

Yanaklarımın kızarmadığını umarken bakışlarımı elimdeki oklavaya çevirdim ve tüm gücümle hamuru açmayı denedim.

Bu işe başlamadan önce en az on tane hamur açma videosunu hızlandırılmış versiyonda izlemiştim ve bunların şuan hiçbir yararı olmadığını hissediyordum.

Böyle tarif olmaz olsundu , kulak memesi yumuşaklığında oluncaya kadar yoğurun dediğinde ben ne kadar yumuşak olduğunu anlamıyordum ki!

Elimde mıncıkladığım hamura çaresiz bir bakış attım.

“Rüzgar bu şimdi kulak memesi yumuşaklığında mı , değil mi? Ben hiçbir şey anlamadım , merdaneyle de oklavayla da açılmıyor!”

Rüzgar gülerken hamura eliyle dokundu.

“Aşçıbaşı böyle giderse on saatte anca bir hamur açacaksın , gözleme yapmak kolay demiştin öyle değil mi?”

Söylediklerimi yüzüme vurduğunda alınmamıştım , gözleme yapabiliriz diyerek öne atılmasaydım şu unlu savaşta kaybetmezdik.

“Daha yenilmedik ama sen şimdiden pes etmiş gibi davranıyorsun.”

Rüzgar sözlerinin ardından ellerini elimin üzerine koyarken oklavayı parmaklarımın arasından ileri geri ittirmeye başladı.

Başı omzuma yakın, yanağıyla yanağım arasında ufak bir santim vardı , bu gün kesinlikle aramızdaki mesafeyi bir türlü koruyamıyordum. Öte yandan korumak istediğimden de emin değildim, keşke şuan başımı omzuna yaslayıp uyuyabilseydim.

Son zamandır uyku dengem iyice bozulmuştu ve geceleri uykum gelmezken öğlenleri gözlerimi uykusuzlukla zar zor açık tutabiliyordum.

Rüzgar’ın omzundan güzel yastık olurdu değil mi?

Bu düşünceyle birlikte dudaklarımda beliren gülümsemeyi engelleyemezken aniden başı bana döndü. Başını çevirmesiyle yüzü bana daha da yaklaşırken dün akşam onu öpmediğim için pişman olmaya başlamıştım.

Neler diyordum ben böyle?!

“Bir şey mi oldu Aşçıbaşı?”

Sıcak nefesini yanağımda hissederken, fısıldarcasına söylediği cümle kulaklarımda tekrarlandı.

Yeni lakabım aşçıbaşı olmuştu , tek sorun bu isme layık olmamamdı. Eğer layık olsaydım , bu hamuru açmakla kalmaz şuan birden fazla gözlemeyi hazırlamış olurdum.

Sorusunu dürüstçe cevapladım.

“Evet , bir sorun var. Bu hamur ya çok katı yada çok sıvı oluyor!”

Hamuru Rüzgar’a şikayet ederken ne düşünüyordum bilmiyordum ama o yanımdayken her şey düzelir, hamur bile kendi kendine açılır gibi geliyordu.

“Tuhaf bir etkin var.”

Neredeyse dibimde olduğu için sesim titrese de yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu.

“Nasıl bir etki?”

Dudakları dudaklarıma yaklaşırken kalbim ip atlamayı bırakıp, seksek oynamaya başlamıştı. Kalbim için bu kadar spor kesinlikle fazlaydı çünkü bu atışlar nefes almamı zorlaştırıyor , neredeyse soluksuz bırakıyordu.

Rüzgar’ı öpmek nasıl bir histi acaba?

Sanırım çok azıcık daha yaklaşırsa bunu öğrenecektim.

Ela gözlerin içinde kaybolurken aniden çekildi, sinirlerim bozulmaya başlamıştı. Sabah şemsiyenin altında konuşurken de yaklaşmıştı ama şuan ki kadar değil.

Bu sefer gecenin intikamını aldığından kesinlikle emindim , bir pislik gibi davranıyordu ve ben buna dayanamazdım.

Kahkaha attığını duyarken elime aldığım oklavayı sinirle sağa sola sallıyordum.

“Şunu yapmayı bırak! Tam sana her şeyi anlatmayı isterken-“

Yutkunurken şaşkın bakışlarla bana baktığını fark ettim. Ben ne demiştim?! Şuan açılmaya hazır değildim...

İşte şimdi önümdeki hamuru kafasına fırlatmanın tam vaktiydi. Hayretle bana bakarken önümdeki hamuru panikle yüzüne doğru attım.

Koca hamur başına yapışırken ânın şaşkınlığıyla bir kaç saniye öylece bana baktı. Kelimenin tam anlamıyla başına geleni fark etmesiyle kafasındaki hamuru çıkarmaya çalışırken azarlayan bir ses tonuyla konuştu.

“Her fırsatta kafama bir şeyler fırlatmayı bırakır mısın?”

Saçlarının arasından çıkardığı bir hamur parçasını suratıma fırlatırken kaçmaya çalıştım. Ne yazık ki tam suratıma isabet ettirmişti.

“Bir kere mayonez ve ketçap olayını başlatan sendin!”

Yüzümdeki hamuru elime alırken Rüzgar sırıttı.

“Devam ettiren de sensin!”

Bunu söylerken mutfak tezgahındaki unu avuçlamıştı. Kaçmaya çalışmamla beni kolumdan yakalamasıyla başımdan bir avuç un kar taneleri misali dökülmeye başladı.

“Kek mi yapıyorsun Rüzgar? Biraz da kabartma tozu ekle de iyi kabarsın!”

Sinirle söylediğim cümleyle kahkaha attı. Benim başlattığımın farkındaydım ama kafamdan aşağı dökülen un ve yüzümden çıkardığım hamur yüzünden yağlı ve hiç hijyenik hissetmiyordum.

Gerçi kafasından çıkmayan koca hamurla Rüzgar daha kötü bir durumda gibi gözüküyordu.

“Kararsız Kalp böyle devam edersen anneme seni şikayet etmek zorunda kalıcam. Geçen gün moraran kolumun sebebini öğrenmek için bin tane soru sordu. Şimdi bir de bu hamuru açıklamam gerekecek.”

Panikle gözlerim aralandı.

“Sen ne dedin?”

Rüzgar endişelendiğimi fark ederken iyice eğlenmeye başlamıştı.

“Ona kıskanç bir kızın bana topla saldırdığını söyledim.”

Duyduğum cümleyle ağzım açık kalırken bağırdım.

“Ben sana saldırmadım bir kere!”,

Bana doğru bir adım attı.

“Öyle olsun!”

Ona doğru öfkeli bir adım da ben atarken aramızda boşluk neredeyse kalmadı. Yüzünde muzip bir gülüş belirdiğinde cümlesini tekrarladım.

“Öyle olsun!”,

Birbirimize bağırırken mutfağa giren Salih Bey’i görmemizle aynı anda sustuk. Salih Bey kaşlarını çatmış , sinirle güneş gözlüğünü çıkarmıştı.

Zaten otelin içinde takmasının da bir mantığı yoktu ama bu yaşıma kadar öğrendiğim bir şey varsa o da her yetişkinin mantıklı davranışlar sergilemediğiydi.

“Konuklara gözlemelerin yarım saat gecikeceğini söyledim ama yarım saat oldu hâlâ ortada gözleme yok!”

Mahcup bir şekilde bakışlarımı kaçırırken bu kadar sert çıkışacağını tahmin etmediğim Salih Bey onaylamayan bakışlarla Rüzgar’a ve saçlarına bakmaya başladı.

“Otel malzemelerini siz birbirinizle oyun oynayıp israf edin diye vermedik!”

Sakinleşmemesi bir yana daha da öfkelenmişti , bağıran kalın sesi kulaklarımda yankılanırken huzursuzca yutkundum.

Onu hiç bu kadar öfkeli görmemiştim ve bu öfkesinin kaynağının yalnızca biz olmadığımızı hissediyordum.

“Salih Bey-“

Rüzgar’ın konuşmasına izin vermeyen Salih Bey söylenmeye devam etti.

“Ailesi bile kızından kurtulamaya çalışırken iş vermek bir hata oluyor , şu hale bak!”

İşte bu çok ağır gelmişti, boğazımda oluşan düğümle sanki nefessiz kaldım. Rüzgar’ın kaşlarının çatıldığını fark ederken yüzündeki hiç görmediğim kadar sert bir ifade belirdi , önüme geçmesiyle Salih Bey’in dibinde bitti.

“Salih Bey eşinizle olan sorunlarınızı iş hayatınıza dahil etmek hiç profesyonelce değil. Biz buranın garsonlarıyız , aşçıları değil. Sizin zor durumda kaldığınızı görünce yardım etmeye çalıştık, karşılığı bu sözler mi?”

Rüzgar’ın Salih Bey’e tiksinircesine baktığını fark ederken Salih Bey mimiksiz bir şekilde sözlerini bitirmesini bekliyordu. Kafasındaki hamura rağmen şu an oldukça ciddi gözüküyordu.

“Bir çalışanınıza , hele ki Güneş’in özel hayatını dahil ederek böyle bir söylemde bulunmanız adice!”

Rüzgar son cümleyi bağırırken yanıma gelip elimi tuttu , ela gözlerine bakarken orada yaşamak istedim. Sadece o gözlerde hayatımı sürdürmeyi ve bu acımasız insanlar diyarına bir daha hiç dönmemeyi diledim.

Saklanmayı , kaybolmayı ve yargınlanmayacağım bir dünya bir gün var olursa o zaman geri dönmeyi istedim.

Rüzgar’ın sıcak eli parmaklarımı sararken Salih Bey’in endişeli ve sıkıntılı yüzünü geride bırakarak mutfaktan çıktık.

Kafasına hamur fırlattığım bir insanın beni böylesine savunmasına artık şaşırmıyordum. Çünkü o kişi Rüzgardı.

Deli dolu , çılgın, tatlı , gıcık, bazen küstah , bazense çok olgun hem adil hem de açık sözlü...

Rüzgar’ı tek bir kelimeyle tarif edemezdim , o hayatımda tanıdığım çoğu insandan daha karakterliydi.

O var olamayacak kadar iyiydi , sanki bir kitap karakteriydi...

Kendimizi gözleme beklemekte olan öfkeli konukların arasından dışarı atarken Rüzgar’ın hamurlu başı ve benim ünlü suratım oldukça ilgilerini çekmişti. Çaprazımızdaki yabancı ablaların kıkırdadığını duysam da kendi aralarındaki fısıldaşmalardaki yabancı sözcüklerden ne dediklerini anlamıyordum. Rüzgar’a doğru başımı çevirdiğimde onun da sırıttığını fark ettim.

“O turistler bize ne dediler?”

Rüzgar bunu sormamı bekliyormuş gibi yüzündeki gülücüğü büyüttü.

“Bizim için “Bunlar gözleme olmuş.” Dediler. Aşçıbaşı kusura bakma ama bende İngiliz ablalara hak veriyorum. Beni gözleme değil, hamuru gözleme yapmalıydın.”

Rüzgar’ın sözleriyle kıkırdarken Salih Bey’in dediklerini ve kalbimin sızlayan kısmını yok saymaya çalışıyordum. Salih Bey’in cümlelerinden düşündüğümden daha fazla etkilenmiştim.

Oysa bildiğim şeyleri söylemişti , neden bu kadar acıtıyordu?

Bahçeye çıkmamızla derin bir nefes alırken Rüzgar’ın dikkatle yüzümü incelediğini fark ettim. Sanırım üzülüp üzülemediğimi anlamaya çalışıyor, mimiklerinden çıkarım yapmaya çalışıyordu.

Salih Bey’in söylediklerinden sonra artık ailemle ilgili bir sorunum olduğunu anlamış olmalıydı, yine de bu konu da bir şey sormasına hazır hissetmiyordum. Yüzünden hiç olmadığı kadar ciddi bir ifade gelip geçti.

“Güneş , duyduğun o aptalca cümleleri unut.”

Sinirle kurduğu cümleye karşı mimiksiz bir şekilde başımı salladım. O ise yüzünde ufak bir tebessümle konuşmaya başladı.

“Kafamdaki hamurları eve gidip temizlemem gerekiyor yoksa senin yüzünden bu sefer gerçekten bitlenicem. İçine ne kadar yağ koydun? Kafam vıcık vıcık oldu!”

Sözleriyle kahkaha atmaya başladığımda o’da bana eşlik ediyordu. Konuyu bilerek değiştirdiğini bilsem de bu iyi gelmişti. Bu konuda hassas olduğumu ve üzerime gelmemesi gerektiğini anlamış olmalıydı.

“Birazdan öğle yemeği servisi yapmamız gerekmiyor mu? Şimdi gidersen sorun çıkmaz mı?”

Sıkıntılı bir şekilde sorduğum sorulara karşı Rüzgar eliyle saçındaki hamurları çıkarmakla uğraşmaktan vazgeçti.

“Açıkçası beni kovamazlar , kovalarsa da kendileri kaybeder. Zaten maaş aldığım yok ve senin de grev yapmayı sevdiğini biliyorum. Yani şuan odana çıkmanı ve ben seni çağırana kadar dinlenmeni istiyorum.”

Şaşkınlıkla ona bakarken güven veren tebessümü yüzünde yer etti.

“Hadi ama beni protestomda tek başıma bırakmayacaksın değil mi?”

Sırıtırken başımı salladığımda başımdaki unlar yüzüme döküldü, burnum gıdıklanırken hapşurmaya başladım. Rüzgar’ın gülümseyen gözlerinin üzerimde olduğunu fark ederken refleks olarak alnına düşen hamurlu kahve saç tutamını elimle geriye attım. Bu sırada endişeyle gözlerine baktım.

“Bu hamur çıkar değil mi? Benim yüzümden şu güzel saçlarını kestirmek zorunda kalma.”

Rüzgar gözlerini kısarak bana baktı.

“Eğer bunu istemiyorsan kafama sürekli bir şeyler fırlatmayı bırakmalısın.”

Kaşlarım çatılırken yüzümü buruşturdum.

“Sende çok masum değilsin.”

Düşünceli bir şekilde bana baktı.

“Kabul ediyordum , sanırım bu gün birazcık gıcıktım.”

Tek kaşım havaya kalktı.

“Birazcık mı?”

Rüzgar iç çekti.

“Birazdan biraz fazla olabilir.”

Gülümsediğimde gözleri ışıldar gibiydi.

“Artık gideyim , sürprize geç kalmamalıyım ve bir an önce şu yağlı saçlardan kurtulmalıyım.”

Sürpriz aklımdan çıkmışken cümlesiyle merakımı tekrar canlandı. Yine de içimin rahat etmediği bir nokta vardı.

“Rüzgar saçını kestirmezsin değil mi?”

Rüzgar gözlerini kısarak bana baktı.

“Bir de saçlarımı sevmediğini söylüyordun değil mi?”

Utançla arkamı dönüp otele doğru yürümeye başladığımda arkamdan tekrar bağırdığını duydum.

“Kararsız Kalp , sakın cebindeki kutuyu açmaya kalkma!”

Söz veremem diye mırıldanırken otelin lobisine girip asansöre yöneldim. Odama girmemle hızla soğuk bir duş aldım. Yanan kalbime soğuk suyun hiçbir faydası olmamıştı ama kafamdaki unlardan kurtulmuştum.

Üzerime rahat bir şeyler geçirirken banyoya girmeden önce cebimden çıkarıp komodinin üzerine bıraktığım kutuya bakışlarım kaydı. Kutuyu yok sayıp kendimi yatağa bıraktığımda yorgun bir şekilde ofladım.

Salih Bey’in sözleri tekrar aklıma üşüşürken iç çektim. Haklıydı öyle değil mi?

Ailem benden kurtulmuştu , şimdi ise geldiğim bu otelde sorunlar çıkarıyor, yalanlar söylüyor ve yetmezmiş gibi aşık oluyordum.

Yanımda duran telefonumun titrediğini fark ederken bir sürü mesaj bildirim geldi.

“Üç Silahşorler adlı gruptan 11 mesaj”

Esra: Hayal mesajlara ne zaman döneceksin?

Beren: Ciddi anlamda endişelenmeye başladık

Beren: Sorun ne???

Beren: Oteldeki o çocukla mı ilgili?

Esra: Rüzgarla ilgiliyse bize anlatabilirsin , zaten kimsenin aşk hayatı harika değil

Beren: Benimkinden kötü olamayacağı kesin

Beren: Hayal telefonlarıma bakmazsan sana bir daha çobanlık maceralarımı anlatmam!

Esra: Canını sıkacak bir şey söylediyse ciddiye alma

Esra: Zaten boş konuşan birine benziyor.

Esra’nın bu mesajını görmemle sinirden kahkaha attım. İlk defa sinirlendiğim için gülüyordum ve bu çok garip bir histi. Gözlerimden yaşlar gelirken kendimi toparlamaya çalıştım.

Sorun onlarken bir anda telefonlarına bakmamamın sebebinin Rüzgar olduğuna karar vermişlerdi.

Beren: Çapkın garip bir tip.

Esra: Zaten yakışmıyorsunuz , daha iyisini buluruz.

Ben istemezken Rüzgar’la olan ilişkimi daha doğrusu olmayan ilişkimi desteklemeye başlamışlardı ama şimdi ben onu isterken onun böyle biri olduğunu mu düşünmeye başlamışlardı?

Esra: Şimdi arıyorum , umarım bakarsın.

Elimdeki telefon görüntülü aramayla birlikte hızla titremeye başlarken hemen telefonu kapattım. Bu gün daha ne kadar kötü gidebilirdi? Doğrusu öğrenmek istemiyordum.

Gözlerimi yumup yastığa sımsıkı sarılırken uzun süre uyumak ve bütün sorunlar ben uğraşmadan çözülene kadar uyumaya devam etmek istiyordum.

Bir hamur açmayı bile beceremedim diye söylenerek kendime kızarken neden her şeyi elime yüzüme bulaştırdığımı anlamıyordum...

...

Kapıya peş peşe vurulduğunu duymamla gözlerim aralandı. Bu gürültü karşısında panikle kendimi kapıyı açarken buldum.

Karşımda Saadet Hanım’ı görmeme şaşırırken iki elinde tuttuğu kahve kupalarından birini bana uzattı. Şaşkınlıkla bana uzatılan kahveyi alırken Saadet Hanım ani bir hareketle fötr şapkasını çıkarıp içeriye girdi. Kolunda sallanan iki renkli poşeti yatağımın üzerine bırakmasıyla bana döndü. Ben ise uyku mahmuru gözlerle elime tutuşturulmuş bir adet kupayla öylece onu izlemeye devam ediyordum.

“Bu sıcakta birer soğuk kahve iyi gider diye düşündüm. Balkona geçelim mi?”

Saadet Hanım’ın ne yapmaya çalıştığını anlamasam da ben daha bir şey söyleyemeden cam kapıyı aralayarak balkona geçmişti. Arkasından hızlıca ilerleyip karşısındaki sandalyeye otururken elimdeki kupayı masaya bıraktım.

Bu sırada Saadet Hanım’ın gergin sesini duydum.

“Güneş sen iyi misin?”

Uyumadan önceye oranla iyi hissediyordum , uyku belki bir şeyleri çözmeme yardım etmemişti ama vücuduma iyi gelmişti. Sorusuna hafif bir tebessüm eşliğinde başımı salladığımda mahcup bir şekilde devam etti.

“Güneş , Rüzgar bana Salih’in söylediği şeylerden bahsetti. Lütfen ciddiye alma.”

Hafifçe çatılan kaşlarıma engel olamazken devam etti.

“Bu aralar aramız iyi değil ve önüne gelen herkesten öfkesini çıkarıyor. Ona bu davranışlarını bırakmasını defalarca söyledim ama huylu huyundan vazgeçmiyor. Ben onun adına gerçekten özür dilerim.”

Üzüntüyle iç çekerken tombul yanakları sarkmıştı , tanıştığımız günden beri her gün yüzündeki dertli ifade artıyor gibiydi.

Oysa tanıştığım gün hayatın umurunda olmadığı zengin , delidolu ve düşüncesiz bir insan olduğunu sanmıştım.

Bu yazdan çıkaracağım iyi bir ders varsa o da insanları tanımadan yargılamamam gerektiğiydi. Bunu hem Rüzgar hem de Saadet Hanım sayesinde öğrenmiştim.

Bildiğim diğer bir şey Salih Bey’in sözlerinde tamamen haksız olmamasıydı.

“Saadet abla , özür dilemene gerek yok. Salih Bey sadece doğruları söylüyordu.”

Saadet Hanım elini omzuma koydu.

“Böyle söyleme, ikimizde aksi kocamın saçmaladığının farkındayız. Lütfen üzülüp moralini bozma. Sadece sürprizin tadını çıkar.”

Saadet Hanım’a şaşkınlıkla bakarken tedirgince yutkundum. Madem sürprizden haberdardı , belki bu konuda ondan bir şeyler öğrenebilirdim.

“Saadet abla bu sürpriz önemli bir şey mi? Bana bildikleriniz her neyse anlatır mısınız?”

Saadet Hanım bana onaylamayan yan bir bakış attı.

“Sürprizler söylenseydi sürpriz olmazdı. Sabırlı olursan zaten bir saat içinde öğreneceksin.”

Kalbim heyecanla çarparken aklımdan geçen ihtimaller denizinde boğulmamak için derin bir nefes aldım. İçimde öyle yoğun bir endişe vardı ki kafamın karışıklığıyla birlikte bir labirentin içinde kaybolacak gibi hissediyordum.

Rüzgar’ın bana değer vermeseydi sürpriz hazırlamayacağını , onu sevmeseydim söylediklerini önemsemeyip çoktan verdiği kutuyu açacağımı da iyi biliyordum.

Korkuyordum , onunla olmaktan da onsuz yaşamaktan da korkuyordum. Ona bu kadar kısa bir süre de bağlandığıma inanamıyor ama bir yandan da onu uzun süredir tanıyormuş gibi hissediyordum.

Bu kadar duygu karşılığı gerçekten bu yaşta biri için çok fazla değil miydi?

Saadet Hanım benden yaşça olgundu ve burada tanıdığım pek az kişi arasında onunla dertleşmek için şuan iyi bir fırsattı.

“Saadet abla sadece bu yaz buradaydım, Rüzgar’ı umutlandırmakta onu üzmekte istemiyorum ama-“

Saadet Hanım yüzünde beliren bilmiş gülümsemeyle sözümü bölerken elini masanın üzerindeki elimin üzerine bıraktı.

“Güneş sana tek bir soru sorucam ve kendine karşı dürüst olmanı istiyorum.”

Tombul yanakları hafifçe sarkarken kahve gözlerine merakla baktım.

“Rüzgar’ı seviyor musun?”

Meraklı gözler yüzümde gezinirken bakışlarımı kaçırdım. Cevabımı beklemeye devam ettiğini fark ettiğimde iç çektim.

“Seviyorum ama-“

Saadet Hanım kısık gözlerle yüzümü incelerken tekrar beni susturmuştu.

“ Seviyorsan ama kelimesi bir bahaneden başka bir şey değildir. Bu hayatta “ama”lara yer yok , hayatında ne kadar çok şeyi kaçıracağını bilemezsin. Artık sana bu kelimeyi yasaklıyorum.”

Saadet Hanım’ın ani çıkışı karşısında şaşkınlıkla kalırken içimden bir ses benden yaşça büyük bu kadının benden fazla şey bilecek kadar yaşadığını söylüyordu.

Aklımı en çok kurcalayan sorunu söylemek , belki de akıl danışmak istedim.

“Saadet Abla kış gelince ne olacak? Eve dönmem gerekecek , uzak mesafe ilişkisi denen o şeyin hiçbir dizide yürütülebildiğini görmedim. Her şeyi mahvetmek istemiyorum!”

Endişeyle sıraladığım cümlelerin ardından sesimi yükselttiğimin farkına vardım. Gerçekten çok gergindim ve sürpriz kısmı bir yana Rüzgardan sakladığım ismim , ailem ve üniversite mevzusu da konuşulmayı bekliyordu.

Ona karşı tamamen dürüst olmadan onu sevdiğimi söylemek doğru gelmiyordu. Sevgimin içinde saklanmış sırlar bulunsun istemiyordum. Rüzgar eğer benimle sevgili olmayı kabul ederse gerçekten nasıl biri olduğumu bilmesi gerekiyordu.

Dalıp gitmemle Saadet Hanım dikkatimi toplamam için eliyle kolumu sıvazladı.

“Hepimizin korkuları var Hayal ‘ama’ biz senin gibi kaçmak yerine yüzleşiyoruz.”

Saadet Hanım’ın sözleri karşısında donup kalmamla iç çekti. Burada bana kimse Hayâl demediği için tuhaf hissetmiştim. Bir kaç gece önce Saadet Hanımla konuştuğumuz konu aklıma gelirken merakla sordum.

“Saadet abla yeni isimliği hazırlayacağını söylemiştin , üzerinde Güneş yazacak olan bir isimliğim olacaktı. Acaba hazır mı?”

Saadet Hanım söylediklerimden memnun olmamış bir şekilde ofladı.

“Ne demek istediğimi anlamıyor musun? Hayâl ve Güneş ne fark eder? Sana yeni bir isimlik hazırlamadam çünkü kendini kabul etmeni istiyorum. Gerçeklerden ve kendinden kaçmamanı...”

Saadet Hanım’ın sözleri gözlerimi doldururken Saadet Hanım girerken çıkardığı fuşya fötr şapkasını geri taktı ve yüzünde hüzünlü bir tebessüm belirdi.

“Gençliğin biraz tadını çıkar ve biraz olsun iyimser ol.”

Alnında yaşlılığın getirdiği kırışıklıklar gülümsemesiyle gerilirken ufak bir tebessüm dudaklarıma yayıldı.

Saadet Hanım’ın içinde neler vardı bilmiyordum ama ikidir dertleşmemizde yada daha doğrusu benim ona dertlerimi dökmemde onun da içinde taşıdığı acılar olduğunu görüyordum.

Belki ben sormalı ve biraz da onun kalbini dertlerden uzaklaştırmasına yardım etmeliydim. Başarabilir miydim bilmiyordum ama dertler paylaşıldıkça azalır derledi ve belki de gerçekten işe yarardı. Ben bir şey diyemeden cesaret vermek ister gibi ellerini omuzlarıma bıraktı ve hafifce sıktı.

Sanki bir futbol maçına çıkıyordum ve Saadet Hanım benim antrenörümdü.

“Gerçekten yaşamak istiyorsan hayatı , kalbine kulak ver. Hissetmek istiyorsan aşkı , biraz kendine izin ver. Gerçekten mutlu olmak istiyorsan kendine değer ver. Nefes al ve gözlerini aç ; zaman geçer , hayat çok kısa, hissetmek için geç kalma!”

Saadet abla antrenörlükten ani bir şekilde ponpon kızlığa terfi ederken tek nefeste söylediği slogan misali cümleleri içimde anlam veremediğim bir pozitif enerjiyi oluşturdu. O an bu sözleri bir kağıda yazmak ve cesaretim her kırıldığında yeniden okumak istedim.

Saadet Hanım üzerimde bıraktığı etkinin farkındaymış gibi hanımefendi imajını bozmadan hafifçe kıkırdadı.

“Bir zamanlar ponpon kız olmaya çok hevesliydim , bende daha neler neler var!”

Yüzümde büyük bir sırıtış belirirken Saadet ablanın gençliğini ciddi anlamda merak etmeye başlamıştım. O ise elini geçmişini uzaklara göndermek ister gibi sağa sola salladı , ardından başından oynayan şapkasını düzeltti.

Konuşmak için ağzımı açacakken Saadet Hanım ayağa kalktı. Belli ki onun için bu sohbet burada bitmişti.

“Ben şimdi gidiyorum , dediklerimi unutma. Yatağının üzerine bıraktığım poşette senin için bir şey getirdim. Sakın başka bir şey giydiğini görmeyeyim. Bu gece umarım senin için çok güzel geçer.”

Saadet Hanım hızla kapıya yönelirken yatağın üzerindeki poşeti elime aldım.

Arkasından kapı rüzgarla sert bir şekilde çarparken poşeti çoktan boşaltmıştım.

Koyu pembe kabarık elbise ve topuklu ayakkabılara şaşkınlıkla bakarken üzerimde çok abartı durup durmayacağını sorguluyordum. Dün Rüzgar’ın en sevdiğim rengi sorduğunu hatırlarken bu elbiseyle bir bağlantısı olup olmadığını merak ettim.

Saadet Hanım bir saat içinde sürprizi öğreneceğimi söylemişti ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Hazırlanmalı ve lobiye mi inmeliydim? Doğrusu güzel giyinmem gerektiği dışında sürpriz hakkında Saadet Hanımdan fazla bir bilgi alamamıştım. Yine de beni ne giyeceğim derdinden kurtardığı ve güzel nasihatler verdiği için mutluydum.

Sadece bir sorun vardı ve paketi açtığımdan beri aklımda tekrarlanıyordu.

“Fazla abartı değiller miydi?”

Bir an çıkıp Merve’nin yanına gitmeyi ve bu elbise hakkındaki görüşlerini almayı düşünsem de Salih Beyle karşılaşma ihtimalim aklıma düştü.

İnsanın bilmediği bir şeye nasıl hazırlanması gerektiğini bilmemesi de oldukça gericiydi. Saadet Hanım’ın elbise zevkine güvenmeli mıydım?

Merve’nin yanına gidemediğime göre onu arayıp bir şeyler öğrenmeye çalışmalıydım. Hiç olmazsa bu gece, bu elbiseyi giymemin uygun olup olmadığını sormalıydım.

Elbise tam bir prenses elbisesi gibiydi , kraliyet üyesi olsam hiç düşünmeden giyerdim ama sahibinin bile -Salih Bey- beni istemediği bir otelde bu kadar göze batacak bir şey giyme düşüncesi beni tedirgin ediyordu. Öte yandan Saadet Hanım’ın beni kötü bir duruma sokacak bir şey yapamayacağını düşünüyordum yine de kalbimde anlam veremediğim bir huzursuzluk vardı.

Merve’yi aramak için elim telefonuma giderken telefonu açmamla önüme düşen cevapsız çağrılar aynı anda gerçekleşti. Çaresizce yutkundum , sanki huzursuzluğumun somut haliyle bir anlığına selamlaşmıştım. Kaşlarım çatılırken kalbimin atışları kulaklarımda yankılanıyordu.

Ben Saadet Hanımla sohbet ederken annem aramıştı, hem de defalarca!

 

Bölüm : 25.06.2025 23:49 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...