
“Bir kişinin hem saçlarını yolmak isteyip hemde gözlerine dalmak istediğim hiç olmamıştı. Karışık duygularım kalbimin kafesine esir düşmüştü ve tehlikeli mahkumlar gibi oradan çıkmak için çırpınmaya başlamışlardı.”
Derin bir nefes alıp okul kapısına bir adım attım. Elimdeki giriş belgemi sımsıkı tutarken etraftaki insanların koşuşturmalarıyla huzursuzluğum daha da arttı.
Bir anne “Geleceğin doktoru olacaksın.” Derken kızının alnına minik bir öpücük kondurdu.
Başka bir kızın babası sarılırken göreyim seni “Avukat Hanım” Diyerek neşeyle güldü.
İkisinin de tek amacı kızlarını cesaretlendirmekti , sanki sadece mesleklerimizden ibaretmişiz gibi...
Bir erkek öğrenci panikle çantasında giriş belgesini ararken diğer bir öğrencinin stresten tansiyonu düşmüştü.
Yanı başımda bayılan çocuğu bir banka oturturlarken sıkıntılı bir nefes aldım.
İtiraf etmeli miydim? Ben Çok Korkuyordum.
Ellerimin ter içinde kaldığını fark ederken pantolonuma sürdüm. Elimde buruşmaya başlayan giriş belgeme karşı bacaklarım titrerken karın ağrım vücuduma yayılmaya başlamıştı.
Bu strese dayanamıyordum, bir sene içinde hem psikolojim hem de fiziksel sağlığımın beni terk etmiş olduğunu hissediyordum. Kol saatime bakarken dolan gözlerimi kırpıştırdım.
Saat 10.14
Bir dakika içinde yetkililerin yanına gidip belgemi vermezsem sınava giremeyecektim.
Bacaklarım tutulmuş gibiydi , okul bahçesine giremiyor ama okul binasından uzağa bir adım atacak kadar bile iyi hissetmiyordum.
Donup kaldığım da birinin arkamdan çarpmasıyla kendime geldim. Önümden koşarak geçen çocuk yetkililerin yanına ulaşırken gözlerim kol saatime kaydı.
Saat 10.15
Süre dolmuştu, çocuk yetkililere yalvarıyordu. Ağlıyor, içeri almaları için çaresizce rica ediyordu. Geç kalmıştı...
Dizlerim titrerken bahçedeki duvarın yanına çöküp sırtımı soğuk duvara yasladım. Bir kez daha kararsızlıkların arasında kaybolurken kulağıma bir ses doldu.
“Kararsız Kalp, karar veremedin mi?”
Kalbim panikle çarparken gözlerimi araladım. Ter içinde kalmış saçlarımı alnımdan çekerken derin nefesler aldım. Gözlerimden yaşlar boşalırken o lanet gündeki çaresizliğimi bütün bedenimde bir kez daha hissediyordum. Gün içinde yaşadıklarım yetmezmiş gibi iki gündür saçma sapan rüyalar görmek iyice sinirlerimi bozmuştu.
Tak-tak!
Kulağıma dolan gürültüyle panikle yatağımdan sıçradım. Gözlerimi zar zor aralarken kapının sert bir şekilde vurulmaya devam ettiğini fark ettim. Gözlerimdeki yaşları ellerimin tersiyle hızlıca silerken kapıya ilerledim.
Bu kadar ısrarla çalınmasının iyi bir sebebi olduğunu umuyordum. Kapıyı açmamla Can’ın endişeli yüzü karşımda belirdi.
“Güneş , kapıyı neden açmıyorsun?!”
Gözümü ovalarken bu insanların benimle derdinin ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ben cevap vermeyince devam etti.
“Rüzgar sana bakınıyor , yirmi dakikadır aşağıda göremeyince beni gönderdi.”
Gözleri yüzümde gezindi.
“Sen iyi misin?”
Anlamayan gözlerle Can’a baktım. Beyaz gömleği ve turuncu saçları dağınık gözüküyordu.
“İyi sayılırım. Rüzgar neden beni bekliyor?”
Can onu daha fazla lafa tutmamamı ister gibi arkasını döndüğünde bağırdım.
“Nereye geleyim? Hiçbir şey anlamadım.”
Can’ın sesini duyarken iç çektim.
“Geç kaldın. Kafeteryaya gel , artık sende buranın çalışanısın.”
Homurdanarak kapıyı kapatırken başıma gelenlere inanamayarak bir kez daha hayret ettim. Uyanmıştım ama bu kabus bitmemiş , aksine daha yeni başlıyordu.
Hızlıca yüzümü yıkayıp üniformamı giydim . Aşağı inerken bu günün bir an önce bitmesini diliyor , Rüzgar’ın yanında dikkatli olmam gerektiğini düşünüyordum.
Söylediği cümleler ruhumda tuhaf bir etki bırakıyordu ve onun özel alanıma girip beni eleştirmesini istemiyordum. Ayrıca rüyamda gördüğüm o saçma sesten istemsizce etkilenmiştim...
Gerçi dün gece söylediklerimden sonra bana karışmaya cesaret edemezdi. Birinin özel hayatıyla ilgilenmek istiyorsa kız arkadaşınınkiyle ilgilenmeliydi. Dün gece kahve saçlı kızın Rüzgar’ın omzuna kollarını sandığını hatırlarken içimde yine bir burukluk oluştu.
Bu gün neden bu kadar berbat başlamıştı? İlk önce kabus , sonrada Rüzgar ve o kız. Rüzgar’ın özel hayatı beni ilgilendirmezdi , o sadece iş arkadaşımdı. Sınırları belirtmeliydim ki nerede duracağını anlamalıydı.
Otelden çıkarken resepsiyonda duran Merve’nin yanında durdum.
“Günaydın Merve.”
Merve gülümserken devam ettim.
“Bu gün kafeteryaya gelmiyor musun?”
Merve , hayır anlamında başını sallarken elindeki belgeleri gösterdi.
“Bu gün bütün gün resepsiyon da görevliyim. Sadece konuklar kahvaltı yaptıktan sonra sizle kahvaltı yapmak için gelicem.”
Demek Merve’de bugün kafeteryada olmayacaktı , o an Rüzgar’ın yanında bulunmayı hiç istemediğimi anladım. Dün bana huzur verdiğini ve yanında iyi hissettiğim Rüzgar’dan bu gün kaçmak hatta saklanmak istiyordum.
Merve umutla baktım.
“Merve bende bu gün seninle resepsiyon da görevli olsam olmaz mı? Hem sana yardım ederim , belliki çok fazla işin var.”
Merve elindeki belge karmaşasına bakarken istekli bir şekilde başını salladı.
“Çok iyi olur. Sen şimdi görevini aksatmadan çocuklara kahvaltı servisinde eşlik et , bende Salih Bey’den izin alayım. Eğer izin verirse kahvaltıda konuşuruz.”
Olur anlamında başımı salladığımda daha fazla burada durmamanın iyi olacağını anladım. Daha ikinci günden görevlerimi aksatırsam başım belaya gidebilirdi.
Başımda yeterince bela yokmuş gibi bir yenisini açmak istemiyordum. Kafeteryaya girdiğimde Rüzgarla göz göze geldik. Dün geceden sonra bir şey söylemek mi söylememek mi tuhaf olur olurdu?
Kararsız bir şekilde “Günaydın.” Dediğimde şımarık bir gülüşle bana baktı.
“Daha seninle tanışalı iki gün oluyor , bana Günaydın demene ihtiyacım yok.”
Ağzım açık bir şekilde olduğum yerde kalırken çok fena laf soktuğunu anladım. Küçük bir çocuk gibi triple yanımdan geçip elindeki tabakları servis masasına yerleştirdi.
Belli ki çok uzun bir gün olacaktı , umarım Merve yanında çalışmam için Salih Bey’den izin alabilirdi.
Sessiz bir şekilde kumral bir kız garsonun masalarla ilgilenmesini yardım ettim. İsminin Zeynep olduğunu söyleyen kız benden bir kaç yaş büyüktü.
Benim aksime burada çalışmaktan oldukça memnun gözüküyordu. Belki bende bir kaç güne alışırım diye aklımdan geçirirken ofladım. Sorun alışmak değildi sorun burada çalışma kararımın bana sorulmadan alınmış olmasıydı.
Derin bir nefes verdim ve sakin kalmaya çalışarak konukların kahvaltılarının sonuna gelmesini bekledim. Son kirli tabakları da bıraktığımda sevimli aşçı kadınla birbirimize gülümsedik. Sonunda bizde kahvaltı yapabilecektik.
Bize verilen süre içinde kahvaltı yaparken kafeteryaya gelen Merve yanımdaki boş sandalyeye oturdu. Karşımda oturan Rüzgar’a bakmamaya çalışsamda gözlerini sürekli üzerimde hissediyordum.
Merve tabağına kahvaltılardan doldururken mavi gözleriyle bana baktı. Tanıştığımdan beri mavi gözlerinin yüzü ve saçlarıyla çok hoş gözüktüğünü düşünüyordum. Bu gün balık sırtı ördüğü saçları gözlerini daha da öne çıkarmıştı, kesinlikle tarz sahibi biri olmalıydı.
“Salih Bey’den izin alabildim. Kahvaltıdan sonra resepsiyona geçeriz.”
Başımı sallarken karşımda oturan Rüzgar şaşkınlıkla bana baktı.
“Daha bir günlük garsonsun ve şimdiden resepsiyona mı terfi ediyorsun?”
İğneleyici sözlerine cevap vermediğimde Merve’ye baktı.
“Merve , iki gün önce tanıştığın kızı resepsiyonda yanında istediğine emin misin?”
Ketçaplı Güneş, Kararsız Kalp , Ateş Böceği ve İki Gün Önce Tanıştığım Kız...
Sanırım sonuncu hitabı hiç sevmemiştim. Aklınca dün geceden sonra benden intikam alıyordu , ağır konuşmuştum ve belki de bunu hak etmiştim. Yine de kahve saçlı kız aklıma geldikçe bana triplenmeye hakkı olmadığını biliyordum. Birinin hayatıyla ilgilenecek veya trip atacaksa bu “kız arkadaşının hayatı” olmalıydı.
Merve’nin oldukça açıktığı belliydi. Tabağındaki peynirleri ağzına tıkarken ağzı dolu bir şekilde ters ters Rüzgar’a baktı.
“Alt tarafı bir günlük, abartma. Salih Bey rica edince izin verdi , sana ne oluyor?”
Merve’nin dobralığı hoşuma giderken Rüzgar mızmız çocuklar gibi tabağına baktı. Bu sırada yanında oturan Can , Merveden gözlerini alamıyor gibiydi. Merve bu seferde Can’a döndüğünde Can hızla başını tabağa çevirdi.
“Can bir şey mi oldu?”
Can hayır anlamında başını sallarken tekrar Merve’ye baktı. Aralarında anlamadığım sessiz bir konuşma geçti.
Kahvaltının ardından Merve’nin peşinden ilerlerken Rüzgar ve Can’ın heyecanla birbirlerine bir şeyler anlattıklarını fark ettim. Merve’yle birlikte otelin içine girdiğimde merakla sordum.
“Merve neden resepsiyonla sen ilgileniyorsun?”
Merve sandalyesine otururken sorumu cevapladı.
“Bu otele her yaz sezonluk işçi gelir , bende onlardan biriyim. Normalde benim işim garsonluk yapmak ama bu ara otelin işçi eksikliği var , Salih Bey idare etmemiz için ısrar edince kabul etmek zorunda kaldık.”
Merve çantasından defter çıkardığında bende yanındaki sandalyeye oturmuştum.
“Rüzgar yine barda mı olacak? Bar da bulunmayı pek sevmiyor gibiydi.”
Merve’nin gözleri ilgiyle bana dönerken yüzünde bir gülümseme belirmişti.
“Rüzgar’ın ne yaptığıyla fazla mı ilgileniyorsun acaba?”
Gözlerim panikle büyürken bağırdım.
“Yok , ne alakası var?! Dün ben de bardaydım ya o yüzden sordum.”
Merve “Tamam , öyle olsun.” Derken hâlâ sorumun cevabını beklediğimi anladığında elindeki kalemi bırakıp bana döndü.
“ Barın çalışanları geri döndü yani Rüzgar bu gün sadece garsonluktan sorumlu.”
Gözlerini defterine çevirip bir kaç sayfa atladı, ardından birkaç çizgi çizdi. Merakla defterine baktığımı gördüğünde rahat görebilmem için bana yaklaştırdı.
Oldukça profesyonel ve detaylı bir çizime benziyordu. Bu bir ağaçtı ama kolları ve ayakları olan bir ağaç. Bir dakika bu bir ağaç kostümü müydü?
Heyecanla Merve’ye baktığımda biraz önce onun bana attığı imalı bakışlardan gönderiyordum.
“Güneş yanlış anlamaya kalkma. Dün Can’ın söyledikleri tuhaf bir şekilde ilham verdi. Ben tasarım okuyorum ve bir tasarımcı pek çok şeyde ilham alabilir. Yani bunun Canla bir alakası yok.”
Açıklamalarını peş peşe sıralarken gülümsedim. Doğrusu Merve özgüveni ve dobralığıyla çok hoş bir kızdı ama tasarımcı olduğunu öğrenmemle hayranlığım daha da artmıştı.
Ayrıca tasarımın Canla ilgili olmadığı kısmına da hiç inanmamıştım ama şuan onu kızdırmaya gerek yoktu.
“Demek bir tasarımcısın. Ne kadar güzel.”
Heyecanla söylediğim cümleler onu güldürdü.
“Henüz 2. Sınıfım ama kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bu kadar heyecanlandığına göre seninde tasarıma ilgin olmalı.”
Hayır anlamında başımı sallarken iç çektim.
“Tutkunlarının peşinden koşan insanlara hayranım. Can konservatuar okuyor , sen ise tasarım. İkiniz de sevindiğiniz meslekler edineceksiniz ben ise-“
Derin bir nefes verdim.
“Kafam çok karışık. Sanki bana uygun bir meslek yokmuş gibi.”
Merve elini omzuma attı.
“Eminim biraz düşünürsen bulabilirsin. Sen YKS’ye bu sene mi girdin? Hangi bölümden girdiğini öğrenirsem belki yardımcı olabilirim.”
İyi niyetli sözlerine rağmen hüznüm eksilmemişti. Bu sırada otele valizleriyle giren aile yanımıza geldi.
Merve ailenin isimlerini alıp önünde bilgisayarda arattı , oda anahtarlarini verirken çekmecedeki bilekliklerden vermemi istedi. İşaret ettiği çekmeceyi açtığımda üzerinde “Güneş Rüzgarı” yazan sarı bileklikleri gördüm. Bir otel bilekliği için oldukça güzel gözüküyordu.
Sanki Rüzgar ve benim için yapılmış bir bileklik gibiydi...
Aklımdan geçen düşünceyle bıkkın bir nefes bıraktım. İlk önce Rüzgardan hoşlandığımı düşünmüştüm, şimdi ise bilekliklerin bizim için yapıldığını daha ne kadar saçmalayacaktım. Bu otelde durdukça deliriyordum , belki de çılgının tekiydim.
Dalgın bir şekilde elimdeki bilekliği bakmaya devam ettiğimde Merve’nin uyarı dolu sesini duydum.
“Güneş bence de bilekliklerin tasarımı hoş ama gelip takmama yardım eder misin?”
“Tabi!” derken panikle dört kişilik ailenin bilekliklerini takmasına yardım ettim. Bu sırada Merve tam olarak anlayamasam da oldukça iyi olduğu belli olan ingilizcesiyle turistlere bir şeyler anlatıyordu.
Bu bileklikler turistler veya küçük çocuklar kaybolursa hangi otelde kaldıklarını göstermeleri ve yollarını bulmaları için vardı. Doğrusu oldukça hoş bir amaca hizmet etsede otelin ismi dikkatimi dağıtıyordu.
Yeni gelen konukların asansöre binmesiyle Merve’ye baktım.
“İngilizcen gerçekten çok iyi. Turistlerle ne konuştuğunu anlamıyorum ama çok profesyonel gözüküyorsun.”
Merve gülerken saçlarını omzunun arkasına attı. Yüzüne imalı bir bakış eklenirken bana döndü.
“Rüzgar’ın da İngilizcesi çok iyi , üstelik öğretmenlik yapmayı da çok sever. Ondan der almaya ne dersin?”
Yüzümü buruştururken Merve gülmeye devam ediyordu. Rüzgar’ın iyi bir öğretmen olabileceğini de hiç sanmıyordum.
Bir kaç dakika geçmişti ki aile bireylerinden biri geri geldi ve anahtarla ilgili bir sorun olduğunu, kapının açılmadığını söyledi. Merve doğru anahtarı verdiğinden emindi , bana bir kaç dakikalığına resepsiyonu idare etmemi söylerken hızla asansöre ilerledi.
Bu sırada otele giren Saadet Hanım bana el salladı, başındaki mor büyük fötr şapka oldukça dikkat çekiciydi.
Yanıma geldiğinde kolunu resepsiyon masasına yasladı.
“Güneş kızım nasılsın? Otelimize alıştın mı?”
Zoraki bir gülücükle başımı salladığımda hızla devam etti.
“Üniforman üzerine tam olmuş , çok yakışmış. İsimliğini dün göndermedim, personeller arasında ismini bir türlü bulamamıştım.”
Şaşkınlıkla gözlerim açılırken devam etti.
“Meğer iki ismin varmış, niye söylemedin? İki isim kartta çok uzun duru diye düşündüğüm için ilkini yazım. Al bakalım.”
Kartı uzatırken panikle aldım.
“Hayal Elgin”
İki buçuk gündür Güneştim ve tekrar Hayal olmak istemiyordum. Daha kaç gün kalacaktım bilmiyordum ama Güneş olmaya devam etmek istiyordum.
Keşke ikinci ismimi isimliğe yazsaydı diye geçirirken acaba ismi değiştirebilir miyiz diye Saadet Hanım’a sormayı düşündüm. Saadet Hanım ağzımı açmama kalmadan bir kez daha konuşmaya başladığında sıkıntılı bir nefes bıraktım. Sürekli konuşuyor ama karşısındakinin konuşmasına hiç izin vermiyordu.
“Güneş kızım , dün gece eğlendin mi? Sunucu sahneye çıkmadan önce gönüllü aradığını söylediğinde Rüzgar ve senin ismini verdim.”
Şaşkınlıkla Saadet Hanım’a bakarken neşeyle güldü.
“Rüzgar çok iyi bir delikanlı. Hem Rüzgar ve Güneş kadar uyumlu bir çift olamaz diye düşündüm. Sizi yan yana gördüğümde beri yakıştırıyorum.”
Yanaklarım kızarırken panikle durdurdum.
“Saadet Hanım bence biz hiç yakışmıyoruz , yanlış anlamış olmalısın. Lütfen bir daha haberimin bile olmadığı gösterilere ismimi verip beni gönüllü yapmayın.”
Sözlerime karşı Saadet Hanım şen bir kahakaha attı , sadece kendisi eğlense de bunun farkında değil gibiydi.
“Güneş Rüzgar’ın gözlerini sana bakarken izlersen yanlış anlamadığımı anlarsın. Hadi ben daha fazla seni tutmayayım , iyi çalışmalar.”
Bu gün herkesin derdi neydi böyle? Merve’nin imaları ve Saadet Hanım’ın sözleri canımı sıkmaya başlamıştı.
Asansöre doğru giderken gülmeye devam ediyordu.
Rüzgar’ın gözleri...
Ah o ela gözler...
İçimden çığlık atmak isteyerek kendime bağırdım.
“Kendine gel Güneş!”
Elimdeki isimlikle ne yapacağımı bilemeyecek cebime attım. Bu isimliği takarsam herkes iki ismimin olduğunu öğrenirdi oysaki ben burada sadece Güneş olmak istiyordum.
Telefonumun çalmasıyla panikle arayan kişiye baktım. Annem olmasını umarken arayanlarin Esra ve Beren olduğunu gördüm. WhatsApp’tan yine görüntülü arama yapıyorlardı, ısrarla aramaya devam ettikleri için açtım.
Telefonu açmamla Esra kaşları çatılmış bir şekilde beni azarladı.
“Dün apar topar telefonu kapadın. Akşam üzeri seni defalarca tekrar tekrar aradık ama açmadın.”
Gerçekten dün telefonu kapandıktan sonra bir çok kez çaldırmışlardı ama ben bir daha açmak için zaman bulamamıştım. Gece odama döndüğümde ise beynim Rüzgar ve kahve saçlı kızla ilgili düşüncelerde kaybolduğu için onlara geri dönmemiştim.
“Sana da Merhaba Esra. Dur telefonu yeni açtım.” Dememle Esra hızla konuşmaya devam etti.
“Hayâl bizi oyalamaya kalkma bu gün güncel haberleri almayı umuyoruz.”
Panikle bağırdım.
“Ne haberinden bahsediyorsunuz?”
Beren Esra’yı onaylayarak heyecanla başını salladı.
“Köyde internet zor çekiyor, dün sorularımı sıralamak için mesaj bile atamadım.”
Tek kaşım yukarı kalkarken sordum.
“O zaman şuan bizimle nasıl konuşabiliyorsun?”
Beren bir anlık telefonun kamerasını başka yöne çevirdi. Dağlar da keçi mi otlatıyordu?
Esra’yla aynı anda gülmeye başladığımızda Beren bize huysuzca baktı.
“Sizinle konuşmak için dağlara çıkıyorum. Çobanlar internetin en iyi burada çektiğini söyledi. Her neyse konuyu dağıtmayın.”
Bir anlık ciddileşirken arkasında beliren keçinin “mee”lemesiyle görüntü kayboldu.
Hızla konuşmaya tekrar bağlanmasıyla iri gözlerini bana dikti.
“Dün gördüğümüz ela gözlü çocukla neler oluyor?”
Beren cilveli bir şekilde sorusunu sorarken utançla yanaklarım kızardı.
Esra’da Beren’in sorusunu devam ettirmek için geç kalmadı.
“Hoş birine benziyor. Yoksa yeni bir yaz aşkı mı doğuyor?!”
Merve , Saadet Hanım şimdide kızlar. Dertleri neydi böyle?!
Başımı panikle hayır anlamında salladım.
“Saçmalamayı bırakın çocuğun kız arkadaşı var.”
Söylediğim cümleye karşın gözleri şaşkınlıkla açılırken arkamdan bir ses yükseldi.
“Benim bir kız arkadaşım yok.”
Rüzgar’ın sesi kulaklarıma ulaşırken sıçradım, utançtan can vermişte olabilirdim. Panikle telefonu kapatırken sinirle bağırdım.
“Sana telefon dinlememeyi öğreten olmadı mı?!”
Yüzünde sinir bozucu bir gülücük belirirken o güzel kahve saçlarını yolmak istiyordum.
“Sadece geçiyordum , arkadaşlarının yüksek sesle konuşması benim suçum değil. Ela gözler denilince beni de ilgilendirdiğini düşündüm.”
Gözlerim kocaman açılırken masummuş gibi davranması sinirlerimi bozuyordu.
“Dünya üzerinde bir sürü ela gözlü çocuk var. “
Rüzgar ikna olmamış gibi başını salladı.
“Tabi , tabi. Yine de bilgin olsun diye söylüyorum benim sevgilim yok.”
Kıs kıs gülmeye başladığında utançtan yerin dibine girmek istiyordum. Dün gece gördüğüm kızı nasıl açıklayacaktı peki? Bana yalan mı söylüyordu?
“Bu konu da benim bilginin olmasını neden istiyorsun?”
Yan bir bakış attı.
“İnsanlara yanlış bilgiler yaymayı bırakman için olabilir.”
Şaşkınlıkla gözlerimi açarken devam etti.
“Kısmetimin kapanmasını istemeyiz.”
Yanaklarım yanarken neşeyle gülüyordu. Şuan onu kızgın kumların arasına gömüp boğmak istiyordum. O ise konuşmaya devam ediyordu.
“Neticede ben bir gün prensesinin geleceğine inanarak bekleyen bir prensim.”
Bu çocuk kendinin prens olduğuna neden bu kadar ısrarcıydı? Gözlerimi devirmemek için kendimi tutarken koşarak yanımıza gelen Can , Rüzgar’ın daha fazla konuşmasını engelledi.
“Duydunuz mu?”
Kıvırcık saçları terden alnına yapışmış, koşmaktan yanakları kızarmıştı. Heyecanlı yüz ifadesiyle bize bakarken aynı anda sorduk.
“Neyi?”
“Salih Bey yarın sahile giden konuklara eşlik edecek kişilerin isimlerini gruba atmış. Biz de o grubun içindeyiz.”
Ben “Ne grubu?” Diye sorarken Rüzgar telefonuna baktı ve mesajı okudu.
“Değerli Güneş Rüzgarı personelleri yarın sahile inecek turistlere servis yapacak kişileri belirledim. Size iyi bir haberim var , öğle yemeğine kadar sizde sahilde istediğiniz gibi takılabilirsiniz ama öğle yemeği saati geldiğinde konuklarımızla ilgileneceksiniz.”
Rüzgar Salih Bey’in gönderdiği listeye tıklarken tanımadığım bir sürü insanın ismini okudu. Ardından sırasıyla Rüzgar , Güneş , Merve , Can isimlerini duyduğumda Can neşeyle bizden de kendisi gibi sevinç nidaları atmamızı bekliyor gibiydi. Rüzgar Can’ın beklentisini karşılayacak şekilde konuştu.
“Sonunda yazın tadını çıkarabiliriz , Salih Bey bazen çok düşünceli oluyor.”
Can yavaşça başını sallarken tekrarladı.
“Sadece bazen.”
İkisi gülerken otelin girişinde beliren Salih Bey’i görmemle gülmeleri durdu.
“Ne oldu çocuklar , neye gülüyordunuz?”
Can Salih Bey’in sorusunu cevapladı.
“Salih Bey bizde sizden bahsediyorduk. İyi insan lafınızın üzerine gelir derler.”
Salih Bey merakla bakarken Rüzgar Can’ın yarım bıraktığı konuşmayı devam ettirdi.
“Yarın sahile gittiğimiz ekipte olduğumuz için seviniyorduk. Bizi de listeye alarak çok doğru bir karar vermişsiniz.”
Salih Bey içten bir kahkaha atarken tombul göbeği sallandı.
“Demek doğru karar almışım.”
Can alınmış gibi başını salladı.
“Teessüf ederim Salih Bey. Benim dedemin dedesinin amcası can kurtaranmış. Konuklar bana emanet.”
Merve’nin arkamızdan gelen kahkahasına karışan gülüşlerimiz son bulurken Can’ın aşırı mantıklı cümlesinden ne anlamamamız gerektiğini bilmiyorduk. Merve sonunda anahtar sorununu çözmüş olacak ki yanıma geçerken sorunu çözdüğünü belirtmek için baş parmağını kaldırdı.
Salih Bey Can’ın omzuna kolunu atarken her daim başında gördüğüm gözlüğünü boynuna taktı.
“Sakin ol gitarist. Geçen yazı hatırlatmama gerek var mı?”
Rüzgar ve Merve aynı anda gülmeye başladığında Salih Bey de onlara katıldı.
Merakla geçen yaz ne olduğunu sorduğumda Can’ın utançla yanaklarının kızardığını fark ettim. Rüzgar dudaklarına fermuar çekerken Merve Can’a acımadan sorumu cevapladı.
“Geçen yaz Can nefes alan bir amcaya suni teneffüs yaptı.”
Onlarla gülmeye başladığımda Merve devam etti.
“Az kalsın adam Can yüzünden ölüyormuş. Neyse ki ambulansın gelmesiyle hemşireler adamı kurtardı.”
Can utanmış bir şekilde mırıldandı.
“Boğulduğunu sanmıştım, hem kimse bana adamın nefes aldığını söylememişti.”
Rüzgar Can’a konuştukça batıyorsun der gibi bir bakış atarken Salih Bey bana döndü.
“Güneş yarın Rüzgar , Merve ve Canla birlikte hareket et olur mu? Buraları bilmiyorsun , kaybolmanı istemeyiz. Bana emanetsin.”
Salih Bey’in Rüzgar , Merve ve Can’a beni emanet etmesi onlara fazlaca güvendiğini gösteriyordu. Acaba ne zamandır burada çalışıyorlardı?
Salih Bey gitmeden önce Rüzgar’a baktı.
“Rüzgar , Güneş’i otel grubumuza ekle. Verdiğim haberleri kaçırmasın, artık o da bizim çalışanımız.”
Salih Bey giderken Can , Rüzgar’a döndü.
“Öğle yemeği saati yaklaşıyor kafeteryaya dönmeliyiz.”
Rüzgar telefonuna bakarken Can’ı onayladı.
“Sen git bende birazdan geliyorum.”
Merve lavaboya gitmesi gerektiğini söyleyerek Can’ın peşinden uzaklaşırken bunu kasıtlı yaptığından şüpheleniyordum.
“Kararsız Kalp , telefon numaranı alabilir miyim?”
Ters ters baktığımda güldü.
“Kendim için istemiyorum , otel grubuna ekliycem. Gerçi kendim için de istiyor olabilirim.”
Her şeyi şakaya vuran çocuksu yanı ortaya çıkarken güldüm. Telefon numaramı verdiğimde ismimi nasıl kaydettiğini merak ederken bakmamaya çalışıyordum. Bu sırada telefonuma bir bildirim geldi.
“05-.......... Kişisi sizi “Güneş Rüzgarı Personelleri” grubuna ekledi.
Rüzgar başını bana doğu çevirdiğinde gözlerinden kaçındım.
“Salih Bey’i duydun Kararsız Kalp , yarın yanımdan ayrılma.”
Şımarık gülümsemesiyle bir adım atmıştı ki tekrar bana döndü.
“Yanlış söyledim. İki gün önce tanıştığım kız demek istemiştim.”
Bu çocuksu trip atmaya daha ne kadar devam edecekti bilmiyordum ama duygularımın hiç bu kadar karıştığını hissetmemiştim.
Aynı kişinin hem saçlarını yolmak isteyip hem de gözlerine dalmak istediğim duygu durumumda kaybolurken yarının çok uzun bir gün olacağını anlayarak derin bir nefes verdim.
Karışık duygularım kalbimin kafesine esir düşmüştü ve tehlikeli mahkumlar gibi oradan çıkmak için çırpınmaya başlamışlardı.
Kalbimin gardiyanı olarak onları orada tutmalı, ela gözlere teslim olmalarını engellemeliydim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 621 Okunma |
270 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |