2. Bölüm
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 1. Bölüm ' merhaba ben'

1. Bölüm " merhaba ben"

Slytherin queen
slytherinqueen

1.bölüm: merhaba ben

 

10/09/2024

Saat 05:00

 

Derin ve huzurlu bir uykudaydım. Öyle bir uyku ki insanın dünya ile bağının tamamen koptuğu, hiçbir şeyin umurunda olmadığı o an... ta ki biri odamın kapısını hayvan gibi açana kadar.

 

Kapı bir anda duvara çarparak açıldı. Ardından gelen bağırış sessizliği paramparça etti.

 

Evet... resmen hayvan gibi girmişti odamın içine.

 

"Hadi Maria kalk kalk!"

 

Yatakta yerimden sıçrayarak uyandım. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. Korkuyla refleks olarak bağırdım:

 

"NE? NE OLUYOR LAN YANGIN MI ÇIKTI ADAM MI ÖLDÜRDÜLER SAVAŞ MI ÇIKTI DEPREM Mİ OLUYOR A*K"

 

Yatakta korkuyla dikildim. Karşımda Hemira vardı ve deli gibi kahkaha atıyordu. Hatta gözlerinden yaş gelecek kadar gülüyordu.

 

Kahkahalarının arasından zorla konuşmaya çalıştı:

"oh Maria sen..."

 

Ama devam edemedi. Yaklaşık beş dakika boyunca kendini kaybedip güldü.

Ben ise ona sinirle bakıyordum.

Sonunda derin bir nefes aldı, kendini toparladı.

 

"Çok mu komik?!" dedim sinirle.

 

"Evet çok komik napcan ha nabıcan"

dedi pişkin pişkin.

 

Bir anda yataktan fırladım. Çığlık atınca arkasını dönüp kaçmaya başladı.

 

"gel lan buraya"

diye bağırarak peşine düştüm.

 

"geliyorum geliyorum BARIŞ İLAN EDİYORUM lütfen"

diye nefes nefese koşuyordu.

 

"t-tamam sırf sana acıdığım için duruyorum"

dedim ama hâlâ içimdeki sinir dinmemişti.

İkimiz de kendimizi koltuğa bıraktık. Tam o sırada...

Annemi ve babamı gördüm. Kollarını bağlamış, sessizce bizi izliyorlardı.

 

Boğazımı temizledim ve toparlandım. Annem konuştu:

"napıyorsunuz siz?! Evi başımıza yıkacaksınız"

 

"şey annecim" dedim ama babam sözümü kesti:

"Hiç şirinlik yapma küçük hanım ettiğin küfürü de duyduk"

 

Sesindeki ton nettir. Tartışmaya kapalıydı.

"Ama hemen kızıyorsunuz bilerek söylemedim ki

Hemira beni uykudayken korkuttu, uyku sersemi ve korktuğum için ağzımdan kaçtı

Yoksa ben hiç kötü söz söyler miyim ben aaa alındım"

Hemira bana "ciddiyim?" bakışı attı.

 

"tabi canım bilmez miyim ben benim kızımı bana anlatıyor Jone"

 

dedi annem babama dönerek.

Babam iç çekti.

 

"Kızım şu ağzını biraz toplasan... Katı bir aile değiliz ama bu kadar da değil."

 

"Of baba of çok fazla küfür filan etmiyordum! Hemira beni uykumda korkuttu, o yüzden ağzımdan kaçtı. Ne abartıyorsunuz ya."

 

Merdivenlerin başında abim ve ablam sessizce bizi izliyordu. Hiçbir şey söylemiyorlardı.

Ve o an içimden bir şey geçti.

Benim suçum neydi? Doğmak mı?

Annemin bakışları sertleşti.

 

"evet lera teyze jone amca Maria normalde gerçekten durduk yere küfür etmez zaten onun tarzına aykırı ya sinirli olduğunda gergin olduğunda ani tepkiler de kontrol edemediği zaman küfür kullanıyor bende onu korkuttum o yüzden biraz fazla üstüne gidiyorsunuz alt tarafı bir kelime"

 

hemirabeni savunmuştu boşu boşuna gerilmiştik Allahım daha yeni uyanmıştım saat sabahın beşiydi çocukluğumdan beri hep bana baskı uygularlardı birde son çocuklar daha rahat olur derler

 

" bu hallerin hoşuma gitmiyor maria sen gene neye sinirlendim Allahım sen bana sabır ver!" Sinirle yerimden kalktım

 

" EVET DELİYİM EVET SİNİR HASTASIYIM BENİ BU HALE SİZ GETİRDİNİZ ! SAAT SABAHIN BEŞİ"

 

Diye bağırdım o sırada gözlerim merdivenlerin başında sessizce Bizi izleyen abim ile ablama kaydı hiç birşey söylemiyorlardı ki ne söyleyebilirlerdiki onları kaldıramadıklarını çocukluğumdan beri yüklendim

Hiç acımadılar sahi benim suçun neydi doğmak mıydı ? Sahi ben ne yaptım günahım neydi benim ? Annemin gözlerinden adeta ateş fışkırıyordu annem öfkelendiğinde karşında kim olduğunu umursamazdı

Şuan ise bana karşısında duran kızı değilde düşmanıymış gibi bakıyordu

 

" ÖYLEMİ MARİA BİZ SENİ DÜŞÜNMEKTEN BAŞKA NE YAPTIK HA?! "

 

" BENİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ İÇİN Mİ ? HAH!"

 

Dedim bağırarak ortada hiçbirşey yokken bir anda yine kavga çıkmıştı

 

"evet senin için" dedi babam bize nazaran daha sakin sesiyle

 

" AH PARDON YA SİZ BENİM İÇİN TABİ BEN BUNU NASIL ANLAMAM YA SİZ BENİM İÇİN ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ OMUZUMA YÜKLEDİNİZ BENİM İÇİN BENİM ÖZGÜRLÜĞÜMÜ KİSİTLADİNİZ BENİM İÇİN BENİM İÇİN YILLARDIR BANA SÖZ HAKKI VERMEDİNİZ BENİM İÇİN HİÇ TANIMADIĞIM BİR ADAMLA SIRF VÂRİSİZ DİYE ZORLA EVLENDİRİYORSUNUZ ALLAH AŞKINA BİRBİRİMİZİ TANIMAMIZA İZİN BİLE VERMİYORSUNUZ BİLDİĞİNİZ TEK ŞEY SENİN İÇİN BÖYLESİ İYİ DEMEK SİZ BANA KAFAYI YEDİRECEKSİNİZ "

diye bağırdım

 

" artık valserin Aevara'ya gidiyorsun tanışacaksın" dedi babam dahada sinirlendim

 

"LÜTFETTİNİZ YA!"

 

dedim ve merdivenlere doğru yürüdüm derken annem sert sesiyle bağırdı

 

" MARİA AFET ELSERİN!"

 

dedi tam adımı söylemişti bunu sadece çok sinirlendiğinde ya bana öğüt verdiğinde yada önemli durumlarda tam adımı söylerdi

 

Benim iki adım vardı hepimizin iki adı vardır bunun sebebi ise aslında türk olduğumuz içindi kendi aramızda öz türk ismini kullanır dık ama İngiltere'ye taşındığımız için birde ingilizce bir isim almıştık kafamı anneme doğru çevirdim ve annem tüm konuşmamızın aksine bu sefer sakin konuştu

 

" kızım o'zaman yanında olur muyum bilmiyorum fakat emin ol bir gün beni anlayacaksın işte o'zaman herşey yoluna girecek " dedi annem

Bende cevap verdim

 

" hiç sanmıyorum "

bunlar salondan çıkmadan önceki son sözlerimdi

Elimi yüzümü yıkadım kendime geldim sonunda yıllar sonra varseline gidiyordum kalbin ağzımdaydı

 

 

insanlar tarafından nasıl karşılanacak ve o evleneceğimiz doğduğumuz gün belli olan adamı artık tanıyacaktım ne kadar garip değil mi evleneceğimizi biliyorduk oysaki birbirimiz hakkında bildiğimiz tek şey ismimiz ve evlenecek olduğumuz du

 

onu bir kaç kere haberlerde görmüştüm çok net değildi instagram hesabı gizliydi benimki gibi ailem bir süre çok fazla göze batmamı istememişti bende zaten bir parazit olarak gördüğüm magazincilerden uzak kalmak istedim

 

aklımda bin bir düşünceyle odama gittim. Bavulumu çoktan hazırlamıştım, yolculukta giyeceğim kıyafetleri de önceden ayırmıştım.

 

Kıyafetlerimi giydim, yüzüme sadece güneş kremi sürdüm çünkü yolculukta makyaj yapmakla uğraşacak hâlim yoktu gerçekten.

Kapı tıklandı.

 

" gir "

diye bağırdım. İçeri Hemira geldi.

 

" Ooo benim en iyi arkadaşım bu ne güzellik böyle ha?"

 

Güldüm.

Odamdaki koltuğa oturdum, sol kolumu dirsekten koltuğun arkasına dayadım, sağ kolumu ise yan başlığa koydum ve bacak bacak üstüne attım.

 

" ah abartıyorsunuz her zamanki halim biliyorsun ben her zaman mükemmelim harikayım çok güzelim"

 

Napabilirim yani... gerçekten güzel bir genç kadınım. Hem ayrıca egoist olmak kötü bir şey değil bence. Kimse beni ezmeye kalkışamıyordu zaten, bu imkânsız gibi bir şeydi.

Hemira güldü ve yanıma oturdu. Ben de sırıttım.

gerçekten uzun bir yetmiş sekiz boyumla doğal kumral katlı kesim saçlarım kahve gözlerim ve orantılı yüzümle kıvrımlı bedenimle gerçekten güzel bir genç kadındım.

 

 

" hayırdır neye güldün"

 

derin bir nefes verdi.

 

" hiç... sadece o kadar çok benziyorsunuz ki... bu çok saçma geliyor"

 

"Kiminle benziyorum?"

 

diye sordum. Aslında cevabı biliyordum.

 

" Onunla... diğer varisle. Bizim ekiple arkadaş olduğumuzu biliyorsun zaten. Yani siz o kadar benziyorsunuz ki... sadece cinsiyet farklı ve biraz dış görünüş tabi"

 

"Hadi oradan moralimi düzeltmek için sallıyorsun"

dedim çünkü kesin öyle geliyordu.

 

" Hayır be cidden yemin ederim ki çok benziyorsunuz. Egonuz, davranışlarınız, kişiliğiniz... o kadar uyumlu ki... yabancı bir insana davranış şekliniz, küfür edişiniz bile çok benziyor. Birbirinizin karakter olarak aynısınız, bu çok garip"

 

"Diyorsun... biraz anlatsana. Evleniyoruz zaten malum, en azından tanıyalım. Şuna bak ya... düğün gününe kadar göstermedikleri kaldı"

 

ikimiz de kahkaha attık.

 

Hemira lafa girdi:

" şimdi nasıl bir insan biliyor musun...

görünüş olarak oldukça yakışıklı. Hani benim en iyi arkadaşımın yanında durabilir. Uzun... baya uzun, 190 falan vardır. Sen de uzunsun zaten. Sarışın, mavi gözlü. Ve senin gibi aşırı farklı bir tarzı yok, daha klas bir adam. Kendi arkadaşım diye söylemiyorum ama yani..."

 

dedi kıkırdayarak.

 

"iyi en azından yakışıklı galiba... valla ne yalan söyleyeyim çirkin diye o kadar korkuyorum ki"

dedim.

Hemira bir anda kahkaha attı.

 

" yia niye gülüyorsun hiç görmedim ki ne bileyim yakışıklı mı çirkin mi"

 

" Ayy ama haklısın da... ne bileyim komik geldi işte. Neyse hadi aşağıya inelim treni kaçırcaz A.."

 

" Ulan Maria ne güzel bilmiyorduk biz böyle küfürler... geldin öğrettin şu Türkçe küfürleri. Ağzımdan düşmüyor senin yüzünden. Hele bizim ekibin kalanı... hepsi senin ve Türkçenin sayesinde iyice bozdu"

 

" Fena mı ettim anasını satayım"

dedim ve güldük.

 

Bugün sinirlerim zaten garip bir şekilde dağınıktı.

Aşağıya indik ve kahvaltı yaptık.

Sonra Valserin Aevara'ya gitmek için özel olarak hazırlanan istasyona gittik.

 

Burası sıradan bir istasyon değildi. Büyücülerin kullandığı ulaşım sisteminin kalbiydi.

Aslında herkes hep aynı şeyi sorardı:

 

Neden ışınlanmıyoruz? Neden uçmuyoruz? Neden büyüyle direkt gitmiyoruz?

Cevabı basitti... ama aynı zamanda karmaşıktı.

 

Asırlar önce Valserin Aevara'nın kurucuları olan beş çocuk büyücü, dünyadaki büyü akışını sabitleyen "denge mühürlerini" oluşturmuştu. Dört elementin gücünü taşıyanlar ve savaşçı ruh taşıyan o beş kişi, büyünün kontrolsüz kullanılmasının dünyayı parçalayabileceğini fark etmişti.

 

Bu yüzden büyük ölçekli ışınlanmalar, anlık portal geçişleri ve kontrolsüz büyü yolculukları yasaklanmıştı.

Çünkü büyü... doğru kullanıldığında hayat verir, yanlış kullanıldığında ise dünyayı yırtardı.

Bu yüzden büyücü toplumu, büyüyle teknolojiyi birleştirmişti.

 

Uçaklar, trenler, arabalar... hepsi büyüyle güçlendirilmiş, güvenli hale getirilmiş araçlardı.

Ve öğrenciler genelde trenle giderdi. Çünkü bu hem güvenliydi hem de bir geçiş ritüeli gibi kabul edilirdi.

ve ozamanlar trenden başka bir seçenek olmadığından eskiden trenle gidilirmiş hep bazı öğrencilerde kibisi bütçesi için kimisi nostalji olarak tren seçerdi

 

Benim için ise bu ilk seferdi.

Bu yüzden tren yolculuğunu seçmiştim.

İstasyona vardığımızda ailem de oradaydı.

Vedalaşma zamanı gelmişti.

Hiç bu kadar uzun süre onlardan ayrı kalmamıştım.

Ben aileye aşırı bağlıydım.

 

Yalnızlığı severdim ama... ailem başka bir şeydi.

Özellikle annem.

Onun olmadığı bir dünya fikri bile içimi sıkıştırıyordu.

Vedalar hep zordu.

 

Sarılıyorduk.

 

Ve en son annem bana sıkıca sarıldı. Kulağıma eğildi ve fısıldadı:

"Maria afet elserin benim güzeller güzeli kızım meleğim kraliçem asla kimliğini unutma ve şunu aklından sakın çıkarma biz ne yaparsak yapalım hepsi senin için... unutma hepsi senin iyiliğin için ve ne olursa olsun hep senin yanında olacağım güzel kızım. Annem her zaman yanında olacak. Eğer gün gelir de ben ölürsem ki herkes ölecek... ben yine de yanında olacağım. Sen benden oluştun, sen enerjini benden aldın, vücudunun her zerresinde benim parçam var... her hareketinde, her nefes alışında, her kararında ben hep yanında olacağım"

 

Gözlerim doldu.

Daha sıkı sarıldım.

 

Annem beni kendinden uzaklaştırdı ve gözyaşlarımı sildi.

"ve şimdi git ve sana çizilen kaderi yaşa benim afetim..."

"tamam annecim tamam.."

Bunlar son konuşmamızdı.

 

Trene binmeden önceki son sözlerimizdi.

Herkes sürekli "her şey senin için" diyordu...

Kim bilir... belki de gerçekten her şey benim içindi.

Ama yine de içimde bir soru vardı:

Gerçekten doğru olan bu mu?

 

🌊🔥

Saat 07:30

 

Yazarın anlatımıyla:

Maria Afet'in tren yolculuğu başlamıştı. İçinden Draco ile bu yolculukta tanışacağını düşünmüştü ama yanılmıştı. Draco çoktan okula gitmişti bile.

Ekibin erkek kısmı; Haylen, Rowen, Nevan ve Cayric, Valserin Aevara'ya bir gün önce varmışlardı.

 

Kızlar ise bugün Maria'ya eşlik ediyordu. Yolculuğun tadını birlikte çıkarıyorlardı.

Lunaria lafa girdi:

 

" Eeee nasılsın Maria heyecanlı mısın "

 

" Eh işte gerginim insanlar garip garip davranacakları kesin"

 

" Aman sıkma canını " dedi Hemira.

 

"Aynen biz varız, müstakbel kocan var anlarsın ya " dedi Lunaria gülerek.

Herkes güldü. Maria çantasını Luna'ya attı. Zaman hızlı geçiyordu; dakikalar saatleri kovalıyordu.

 

🌊🔥

 

09:00

 

Ortak salonda Draco arkadaşlarıyla birlikte oturuyordu.

Maria ise şu anda Baş Magistar Arselion ile konuşuyor, Valserin Aevara'daki oda numarasını alıyor ve birkaç resmi işlemi tamamlıyordu.

 

" Eeee sonunda Maria ile tanışacaksın nasıl hissediyorsun bakalım Valerion" dedi Cayric.

 

"Aynen ne düşünüyorsun?" dedi Haylen.

 

" Yani çok garip... evleneceğim kadını ben hariç herkes görmüş inanabiliyor musunuz " dedi Draco.

 

"Eh yani trajikomik biraz ama Maria'nın bir sözü vardı... neydi o? Daha doğrusu Müslümanların bir sözü vardı" dedi Rowen.

 

" Neymiş " dedi Draco.

 

" Neydi... Maria'nın bir sürü sözü var" dedi Nevan.

 

" Ben hatırladım: her şerde bir hayır vardır... yani her gecenin bir sabahı vardır gibi" dedi Haylen.

 

" Yani kötü bir şey oluyorsa iyi bir şey gelecek demek gibi dimi " dedi Cayric.

 

"Güzel söz ama Maria nasıl biri? Çirkin mi güzel mi? Daha önce pek Türk kızı da görmedim zaten" dedi Draco.

Herkes gülmeye başladı.

 

" duydun mu Heylen Maria çirkin dedi "

 

" Hahaha hiç güleceğim yoktu "

 

" Türk kızları güzeldir, sen hiç merak etme " dedi Hemira.

 

"Neyse bence siz çok yakışıyorsunuz. Çok iyi bir çift olacaksınız" dedi Lunaria.

 

" Ha bu arada Maria şimdi kapıda, 5 dakika sonra gelir " dedi Lunaria.

 

" Hadi bakalım gelsin Maria Afet Elserin... müstakbel karım "

 

Bir iki dakika sonra Baş Magistar Arselion ortak salona geldi. Ama yanında Maria yoktu. Kürsüye çıktı.

 

"SESSİZLİK!"

 

Herkes sustu.

 

" Şimdi sevgili cadılar ve büyücüler... bugün aramıza yeni bir öğrenci katılıyor. Ve bu kişi Elserin'in diğer varisi: Maria Afet Elserin."

 

Kapılar açıldı.

İçeri Maria girdi. Yanında Magistar Elenya vardı.

Fısıltılar salonu doldurdu.

Birlikte kürsüye çıktılar.

 

" Evet Valserin Aevara elementler ve büyücülük okuluna hoş geldin Maria Afet Elserin"

 

"Hoşbuldum Magistarım"

 

Draco dikkatle Maria'ya bakıyordu. Haylen onu dürttü.

 

" Ne oldu? Bı daldın"

 

"Cidden... oha çok güzelmiş. Saçlara baksana"

 

"Haha benim dediğime geldi işte"

 

" Ben İngilizim ya Türk çocuklar mutasyonlu olmasın"

 

" Oha kanka 1.si ne ara çocuğa sıra geldi 2.si senin edebiyat hocan kim?"

 

" Seninkiyle aynı işte"

 

" Ansk-hshshshhsjsjsjhs"

 

" EVET ŞİMDİ HERKES SUSSUN, DEDİKODU YAPMAYA SONRA DEVAM EDERSİNİZ!"

Bu bir uyarıydı. İnsanlar hakkında yanlış konuşulmaması gerektiğini net bir şekilde hissettirmişti. Herkes bunu anlayıp sustu.

 

" ŞİMDİ MARİA'NIN VE SİZİN İYİLİĞİNİZ İÇİN MARİA'YA NORMAL DAVRANACAKSINIZ... Yani herkes birbirine nasıl davranıyorsa öyle."

 

Baş Magistar derin bir nefes aldı.

 

" normal davranın. Anormal hareket istemiyorum."

 

" Maria yerine geçebilirsin."

 

Maria gözleriyle arkadaşlarını aradı. Hemira el sallıyordu. Yanlarına gitti.

 

" Oh ve sonunda Valserin'e geldin Maria " dedi Hemira.

 

" Eveeet en yakın arkadaşımız sonunda Valserin'e" dedi Lunaria.

 

" Evet sonunda geldim ve burdayım "

 

" Maria düşün... ailelerimiz olmadan sadece biz varız. Bize karışan yok, harika değil mi " dedi Haylen.

 

" Eh yani... artık oturabilir miyim?"

 

"Bence de kız ayakta kaldı, otursun" dedi Draco.

O an...

 

Maria ve Draco ilk kez birbirine gerçekten baktı.

Maria onun kim olduğunu anlamıştı. Çünkü tanımadığı tek kişi oydu.

Kalbi hızlandı.

 

İşte... evleneceği adamı ilk kez görüyordu.

" Merhaba"

Draco yerinden kalktı ve elini uzattı:

 

" Merhaba ben Draco... Draco Elserin Valerion"

Maria elini tuttu.

Ve...

Bir şey oldu.

Elektrik çarptı.

İkisi de aynı anda geri çekildi.

" ELEKTRİK ÇARPTI!?"

Herkes şoktaydı.

 

" Ney ney ?" diye şaşırarak sordu Cayric.

 

" Hadi oradan ona nas-" Rowen şaka yapacaktı ki yine Draco ve Maria aynı anda konuştu, hatta bu sefer neredeyse bağırarak:

 

" KAPA ÇENENİ ROWEN, ŞAKA YAPMA!"

 

İkisi de bir anda birbirine bakıp şaşırdı. Ardından hiçbir şey olmamış gibi yerlerine oturdular. Maria, Hemira'nın ne demek istediğini şimdi daha iyi anlamıştı.

" Sen biraz toprağa dokun."

 

" Toprağa mı dokunayım?"

 

" Evet. Ben bunu daha önce de yaşadım. İnsan içinde fazla enerji birikince oluyor galiba. Toprak o enerjiyi çekiyor. Hatta insanlar çıplak ayakla yürür ya, o yüzden kötü enerjiyi atsın diye."

 

" Hmm... anladım. İyi fikir."

 

İkisi de kısa bir an sessizleşti. Ortam bir anda biraz daha gerginleşmişti. Maria yemeklere göz gezdirdi.

Hemira ona döndü:

 

" Bizim okulun kahvaltısı annenin hazırladığı kahvaltı gibi değil ama güzeldir yine de."

 

" Eh... hiçbir şey evimin yerini tutmaz ama..."

 

Rowen ağzı dolu bir şekilde yemek yiyordu, zor çiğniyordu.

" hoy sen motlu değol mosun?"

 

Bir saniye sonra herkes kahkahayı bastı. Rowen ise sonunda yutkunup kendini toparladı.

 

" Ne gülüyorsunuz ya, soruma cevap verin!"

 

" Hayır Rowen, üzgün değilim ama... kendimi garip hissediyorum. Yabancı bir yerde olacağım. Daha önce ailemle bu kadar uzun ayrılık yaşamadım. Tatiller dışında evimden hiç ayrılmadım, arkadaşımda bile kalmadım. Şimdi ise hiç tanımadığım bir yerde bir yıl kalacağım... bu bana biraz ağır geliyor. Az kalsın ağlayacaktım."

" Ağlamak istiyorsan ağlayabilirsin." dedi Draco.

 

Maria Afet kısa bir an güldü.

 

" Hey hiç komik değil tamam mı?"

 

" Cidden söylüyorum. Ayrıca gülen sensin şu an."

 

Bu sefer ikisi birlikte güldü.

 

" Bir şey soracağım... gerçekten arkadaşında bile kalmadın mı?"

 

" Evet, kalmadım."

 

" Neden? Ailen mi izin vermedi?"

 

" Yoo, aslında ben istemedim. Ailem de pek sevmez arkadaşta kalma olayını. Ama çoğunlukla bana bağlı. Sevmiyorum yani... tatile gidemiyorsam yabancı bir yerde uyumayı da sevmem. Ailemle vakit geçirmeyi daha çok seviyorum."

 

" Ailene baya bağlısın ha?"

 

" Evet. Bizim aile zaten birbirine çok bağlıdır. Bir aileden çok arkadaş gibiyiz. Hiç sır saklamadım onlardan."

 

" Anladım... ne güzel. Şanslısın."

 

"Aynen ha, Maria'nın annesi babası aşırı kafa insanlar, çok eğlenceliler." dedi Cayric.

 

" Bilmem mi... evime beni değil ailemi görmek için geliyordunuz." dedi Maria.

Bir anda ortamın gerginliği kayboldu, yerine kahkahalar ve şakalar geri geldi.

 

" İstiyorsan bir şeyler ye ha?"

 

" Yok, aç değilim ama canım kahve istiyor. Trende içtiğim kahve berbattı. Kahve var mı?"

 

" Tabii var, ben getireyim."

 

" Ay yok zahmet olmasın, ben alırım."

 

Draco güldü.

" Hayır, zahmet olmaz. Zaten kendime de kahve alacağım. Nereden alacağını biliyor musun?"

 

Maria da güldü.

 

" Şey... hayır, bilmiyorum."

 

" O zaman şöyle yapalım. İkimiz de gidelim. Hem birlikte kahve alırız, hem sana yeri gösteririm. Herkes kazanır."

 

İkisi de güldü ve birlikte kahve almaya gittiler.

 

" İşte burası. Burada kahve, çay... aklına gelebilecek her şey var. Yemekler de açık büfe, herkes kendi tabağını alıyor."

 

Draco iki bardak aldı ve kahve doldurdu.

 

" Al bakalım, mis gibi filtre kahve."

 

" Çok teşekkür ederim."

 

" Rica ederim."

 

Maria kahvenin kokusunu içine çekti.

 

" Hmm... çok güzel kokuyor. Bayıldım. Vücudum kahve diye bağırıyor resmen."

Draco güldü.

 

" Kahveyi çok seviyorsun ha?"

 

" Evet. Kahvesiz yaşayamam. Bu sabah da içemedim, trende aç kalmamak için. Normalde sabah sadece kahve içerim çünkü çok acıkmam. Ama bugün düzenim bozuldu."

 

" Bende de öyle ya... insan sabah uyanınca yemek yiyemiyor."

 

" Aynen. Hele sabah güneş yeni doğarken kahve içmek ayrı bir keyif."

 

" Kesinlikle. Sen de erken kalkmayı seviyorsun galiba?"

 

" Evet. Bizde 'erken kalkan yol alır' derler. Sabah erken kalkınca gün daha güzel geçiyor, daha enerjik oluyorsun."

 

" Haklısın."

 

" Bu arada..."

 

" Evet?"

 

" Burada yalnız değilsin. Bunu bilmeni istiyorum. Seni anlıyorum. Ben de Valserin'de ilk gecemde garip hissetmiştim. 11 yaşındaydım. Sanki ayrı eve çıkmış gibiydim. Ama yalnız değilsin. Burada arkadaşların var, ben varım... ne zaman ihtiyacın olursa yardım ederim."

 

Maria kısa bir an sustu.

 

" Haklısın... teşekkür ederim Draco."

 

" Yani... sonuçta müstakbel kocanım değil miyim?"

İkisi de güldü.

 

" Sen evlenme konusunda hiç şikayetçi değilsin galiba."

 

" Yani evleneceğim kişi böyle güzel olunca şikayet edecek halim kalmıyor."

Draco çapkınca göz kırptı. Maria bir an şaşırdı, sonra hafif utandı. nasıl oluyordu da birbirlerine gıcık olmak yerine bu kadar iyi anlaşmışlardı bilmiyorlardı ama bu kaderde saklıydı

 

" Teşekkür ederim... gidelim mi?"

 

" Tabii, önden buyur."

 

Masaya döndüler. Kahvelerinden birer yudum aldılar.

Cayric lafa girdi:

 

" Çocuklar diyorum ki... bugün hepimizin ilk günü. Bunu özel yapalım. Açık alana gidelim, biraz eğlenelim. Şarap falan da alırız ha?"

 

" Olur, ne dersin?" dedi Hemira.

 

" Olur, benim için sıkıntı yok."

 

"Ama... izin lazım mı?"

 

" Hayır, üçüncü sınıftan sonra özgürsün. İstediğin saat çıkabilirsin."

 

" Hmm... tamam o zaman."

 

" O zaman bu gece dağıtıyoruz!"

 

Bir süre daha oturup sohbet ettiler. Ardından hep birlikte dışarı çıktılar.

 

🌊🔥

"

 

Hey şu örtüyü atın yere, oturalım. Rowen minderleri getir, ben yemekleri çıkarıyorum. İyi ki okuldan almamıza izin vermişler."

 

" Hadi gelin oturalım, benden şarapları kattım."

 

Herkes yere yerleşti.

" Ay çok güzel oldu... havaya bakar mısınız?"

 

" Aynen ya, harika bir hava var."

 

Gün batmış, gökyüzü yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Ortamda hafif bir rüzgâr vardı; herkes yerde oturmuş, şarap içiyor ve sandviç yiyordu.

 

" Maria"

 

" Efendim?"

 

" Ya telefondan şarkı açsana... şu sizin Türkçe şarkılardan çok seviyorum, lütfen aç bir tane."

 

" Olur... kendi sevdiklerimden açayım o zaman."

 

Maria telefonunu aldı ve sevdiği bir şarkıyı açtı: Kolpa - Beni Aşka İnandır

Müzik başladığı anda ortamın havası değişti.

 

Şimdi bana öyle bir şeyler söyle ki durup dururken

Tam hayattan vazgeçerken

Beni aşka inandır...

 

Şarkı ilerledikçe gece iyice çökmüş, ışıklar kaybolmuştu. Herkes artık gevşemiş, sohbetler dağılmıştı. İki şişe şarap ve birkaç bira çoktan bitmişti.

Rowen, Nevan, Haylen ve Cayric bir köşede kol kola girmiş, şarkıyı tutturmaya çalışıyorlardı ama ortaya çıkan şey tam bir kaostu.

Kızlar ise bambaşka bir dünyadaydı...

 

" Tüyleri nasıl alıyorsunuz ya?"

 

" Bence ip daha iyi!" dedi Hemira.

 

" Yok ya ağda daha iyi, tek seferde bitiyor!" dedi Lunaria.

 

" Ay ama ağda çok kötü, hem yakıyor hem leke yapıyor!" dedi Elaris.

 

" Bence en iyisi lazer ya... kurtuluyorsun direkt." dedi Hemira.

 

" Evet ya, arada küçük jilet de iyi olur."

 

" Ama jilet yüze değdirilmez abi!"

 

" Ona ustura kullanırsın."

 

" Yok o çok riskli ya..."

 

Sohbet giderek daha saçma ama daha eğlenceli bir hal alıyordu.

Maria ve Draco biraz kenarda yan yana oturmuş, arkadaşlarını izliyorlardı. İkisi de gülüyordu.

 

Draco, Maria'nın kulağına eğildi:

 

" Bunlar iyice kafayı yedi..."

 

" Aynen ya... şuna bak, şişede durduğu gibi durmuyor alkol işte."

 

" Ağızlarıyla içseler daha düzenli olurdu."

 

" Bilmem mi... bir kere abimle içmişlerdi, Haylen buzdolabını yalıyordu."

 

" Ne?!"

 

İkisi birden kahkahayı patlattı.

 

" Hatırladıkça daha çok gülüyorum."

 

Draco bir anda ayağa kalktı ve elini uzattı:

 

" Hadi gel, biraz yürüyelim."

 

" Yürümek mi?" dedi Maria gülerek. Alkolün etkisi yavaş yavaş ona da geçmişti.

Draco da gülüyordu.

 

" Evet, yürümek."

 

Maria kıkırdadı:

" Oo anladııım... yürümeeeek hahaha."

 

" Hatta ayakkabılarımızı çıkarıp toprakta yürüyelim."

 

Maria bir an durdu.

 

" Ne? Gerçekten mi?"

 

" Evet. Neden olmasın? İyi gelir demiştin ya."

 

" İyi tamam, gidelim o zaman."

 

Draco başını salladı:

 

" Siz oturun, biz biraz yürüyeceğiz."

 

Ama kimse onları dinlememişti bile.

 

İkisi ayakkabılarını çıkarıp ellerine aldı ve çimenlerin üzerine bastılar.

Yavaş yavaş yürümeye başladılar.

 

" Ya... şu jilet, lazer ve bunların şarkı söyleme kombinasyonunu hayatım boyunca unutamayacağım."

 

" Hahaha aynen ya... konu nasıl buraya geldi hiç bilmiyorum."

 

" İçince tamamen başka biri oluyorlar."

 

" Draco..."

 

" Efendim?"

 

" Sen Türkçe şarkı biliyor musun?"

Draco güldü:

 

" Evet biliyorum."

 

" Ayy ne güzel ya... keşke daha çok bilseydin."

 

" Neyi mesela?"

 

" Türkçe bilseydin... birlikte konuşurduk. Sinirlenince Türkçe söverdik bile."

Maria kıkırdadı.

 

Draco bir an durdu, sonra hafifçe gülerek:

 

" O zaman sana güzel bir haberim var güzelim."

 

" Ne?"

 

Draco Türkçe konuştu:

 

" Ben Türkçe biliyorum."

Maria bir anda döndü, gözleri parladı.

 

" Aaa sen Türkçe konuştun!"

 

" Evet."

 

Maria heyecanla geri geri yürümeye başladı.

" Ayy çok güzel!"

 

" O zaman... şarkı söyleyelim mi? Akşam oldu zaten."

 

" Şarkı mı?"

 

" Evet, şarkı."

 

" Tamam... söyle o zaman."

 

Maria hafifçe gökyüzüne baktı ve şarkıya başladı:

" Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında... hahaha"

Etrafında döndü, ay ışığı saçlarına vuruyordu.

 

" Mavi nurdan bir ırmak... gölgede bir salıncak... bir ikimiz kalsak yıldızların altında..."

 

Ellerini Draco'ya doğru uzattı.

Draco gülüyordu.

Maria bir anda ayakkabılarını fırlattı, Draco'ya doğru koştu ve ellerini tuttu.

 

" Hey!"

 

" Hadi bana eşlik et!"

 

" Tamam."

İkisi birlikte yürürken şarkıyı söylemeye devam etti.

 

" Yanmam gönlüm yansa da... ecel beni alsa da... gözlerim kapansa da yıldızların altında..."

 

İkisi de artık kahkahalarla şarkıyı söylüyordu.

Ve gece... tamamen onlara ait olmuştu.

🌊🔥

 

 

 

Beraber güzel vakit geçirdikten sonra Valserin Aevara'ya döndüler. Herkes yavaş yavaş odalarına dağılmıştı.

Draco, Maria'ya odasını bulması için eşlik ediyordu. Koridorun sonunda Maria'nın kapısına geldiklerinde bavullar çoktan odaya bırakılmıştı. İkisi de kapının önünde durdu.

 

Aynı anda kapı koluna uzandılar.

Bir anlık temas...

 

Maria hemen elini çekti, Draco da aynı refleksle geri çekildi. İkisi de kısa bir sessizlikten sonra birbirine baktı. Draco'nun yüzünde hafif bir sırıtma vardı.

 

"Pardon," dedi Draco.

 

"Önemli değil," dedi Maria, hafif utangaç bir şekilde.

 

"İşte... yeni odana hoş geldin," diyerek kapıyı açtı Draco.

 

"Teşekkür ederim."

 

"Rica ederim."

 

Maria odaya göz gezdirdi.

 

"Ooo güzelmiş... küçük mutfak da varmış."

 

"Eveeet," dedi Draco gülerek.

 

"Yia dalga geçme," diye karşılık verdi Maria gözlerini kısarak.

 

"Ne yapayım, sana her gün alkol vereceğim belli," dedi Draco şakalaşarak kapıyı kapatırken.

 

Maria hemen atıldı:

"BEN SARHOŞ DEĞİLİM TAMAM MI?!"

 

"Tamam tamam sakin," dedi Draco ellerini kaldırarak.

 

"Teşekkür ederim... bavullarım da burada ama yarın yerleştiririm, hiç halim yok."

 

"Sen nasıl istersen."

 

Maria kapıya doğru döndü.

 

"Bana eşlik ettiğin için sağ ol... Dray."

Draco kaşını kaldırdı.

 

"Dray mi?"

 

Maria omuz silkti.

"Hoşuna gitmediyse demem."

 

"Yok... hoşuma gitti," dedi Draco gülerek. "Badem gözlü."

 

"Badem gözlü mü?" Maria şaşırdı.

 

"Tamam tamam, kabul biraz kötüydü," dedi Draco.

İkisi de güldü.

 

"Senin iki adın var değil mi?" diye sordu Draco.

 

"Evet. Maria ve Afet. Biri İngilizce, biri Türkçe."

 

"İkisi de sana çok yakışıyor... özellikle Afet."

 

"Teşekkür ederim. Ailem genelde Afet der ama İngilizler söylemez."

 

"O zaman ben sana Afet diyeceğim."

 

"Tamam... nasıl istersen."

 

"Ne de olsa aile olacağız," dedi Draco hafif gülümseyerek.

 

"Evet... haklısın."

 

Bir an sessizlik oldu. Draco hafifçe yaklaştı.

 

"Gözlerin..."

 

Maria da bir adım attı.

 

"Gözlerim mi?"

 

"Evet... kahverengi gözlerin çok güzel."

Maria yutkundu.

 

"Senin gözlerin de... okyanus gibi."

 

Draco'nun eli hafifçe Maria'nın yüzüne dokundu.

 

"Bu okyanusta boğulmak ister misin?"

Maria hafifçe gülümsedi.

 

"İstediğin okyanusta boğul, istediğin ormanda kaybol... en sonunda toprağa karışırsın."

 

Draco güldü.

 

"Vay... sert girdin."

 

"ne sandın y-"

 

Maria bir şey daha söyleyecekti ki Draco hızlıca elini Maria'nın ağzına götürdü.

 

"Ssshhh, ne diyorsun sen," dedi kahkahayla.

Maria gözlerini devirdi, Draco elini çekti.

 

"Yaramaz kız," dedi Draco.

 

"Evet... öyleyim," dedi Maria gülerek.

 

"Tamam, sen uyu. Ben gidiyorum, şu sarhoşluk bir geçsin," dedi Draco.

 

"Tamam... görüşürüz Dray."

 

"Görüşürüz Afet."

 

Draco odadan çıktı.

Maria üstünü değiştirip uyudu.

Gece ilerlemişti.

 

Saat 02:00...

 

Maria derin uykudayken kapısı zorlanmaya başladı.

Bir ses...

 

Sonra daha sert bir vurma.

 

Maria gözlerini açtı, kalbi hızlandı. Telefonunu kaptı.

 

"Kim o?"

 

Kapı daha sert zorlanıyordu.

Korkuyla arama kaydından en son bulunan kişiyi Draco'yu aradı.

 

"Lütfen... aç..."

 

"Afet? Ne oldu, iyi misin?" dedi Draco telefonda.

Kapının dışından bağırışlar geldi:

 

"Seni öldüreceğim!"

 

"Duyuyor musun?! Seni mahvedeceğim!"

 

Maria titreyerek konuştu:

"Draco... kapıyı zorlayan biri var!"

 

"Tamam, korkma. Geliyorum. Telefonu kapatma," dedi Draco hızla.

 

"Lütfen çabuk..."

 

Bir süre sonra sesler kesildi.

Kapı çalındı.

 

"Afet, benim. Aç kapıyı," dedi Draco.

 

Maria hızla kapıyı açtı. Draco içeri girer girmez onu gördü; gözleri dolmuştu.

Hemen sarıldı.

 

"Tamam... buradayım. Güvendesin."

Maria titreyerek fısıldadı:

 

"Çok korktum..."

 

"Biliyorum," dedi Draco yumuşak bir sesle.

Kapıyı kapattı.

 

"Ben ne yaptım ki..." dedi Maria suçlulukla.

 

"Hiçbir şey. Sakin ol. Ağlama," dedi Draco, göz yaşlarını silerek.

 

"Buradayım artık."

 

Bir an durdu.

"Bu gece yalnız kalmayacaksın."

 

"Ne?"

 

"Benim odamda kalırsın," dedi Draco net bir şekilde.

Maria kısa bir sessizlikten sonra başını salladı.

 

"Tamam..."

 

Draco'nun odası...

 

"Burası mı?" dedi Maria etrafa bakarak.

 

"Evet."

 

"Güzelmiş."

 

"Teşekkürler."

 

Kanepeyi işaret etti Draco.

"İstersen yatakta yat, istersen ben kanepede... "

 

Maria direkt yatağa baktı.

 

"yatak büyük... senin yatağından edemem kendimde

kanepede yatamam...Beraber yatabiliriz."

 

Draco hafifçe güldü.

 

"Tamam o zaman."

Yatağa girdiler. Maria önce sırtını döndü ama sonra durdu. draco biraz alındı ama sırt üstü uzanmaya devam etti Garip bir sessizlik vardı.

Biraz düşündü.

 

"Biz... bugün tanıştık ama aynı yataktayız," dedi kısık sesle afet.

 

"Garip," dedi Draco.

İkisi de güldü.

 

"Hayat çok garip," dedi Maria.

"Çok," dedi Draco.

Bir süre sessizlik oldu.

 

"rahatsızsan hemen kanepeye geçe bilirim."

 

"yo yo ondan demedim sadece ben birbirimizden nefret edeceğimizi düşünmüştüm..."

 

Draco tebessüm etti

 

"yani ben senden nefret etmedim annenin babanın yaptığı şey için suçlamıyorum bizimkiler yüz yıl geriye gitmiş"

 

afet güldü

 

"evet öyle... bana kötü davranmadığın için saol..."

 

"ben içimden nasıl geliyorsa öyle yaptım etme..."

 

afette sırt üstü döndü draco gözünün kenarı ile afete baktı tavana geri döndü sonra

ikisi birlikte tavana bakıyordu

 

"beni tanıyormuydun? "

 

"hayır bir kaç haberlerde yarım yamalak gördüm okadar "

 

"anladım bende öyle..."

 

"bence gerilme"

 

"hıh?"

 

"gerilme diyorum tanıştıkları ilk gün aynı yatakta yatan tek biz değiliz yada tanıştıkları gün ilişkiye başlayan "

 

afet ona döndü

 

"biz ilişkidemiyiz ?"

 

"biz doğduğumuz günden beri illişkideyiz"

 

"ne demek istediğimi gayet iyi anladın dray ..."

draco afete döndü ikisi göz göze geldi afet yutkunup gözlerini kaçırdı

 

" unatacağın şeyleri sormamalısın."

 

"untanmadım "

 

"öyle olsun ... sorunun cevabı... tam bende bilmiyorum bildiğim bişey varsa senden etkilendiğim... denesekmi?..."

 

"ilişkiyimi...?

 

"yani... belki iyi oluruz hem zaten nişanlı değilmiyiz..."

 

"nişanlı olmak... deneye bilirizz doğru söylüyorsun biz zaten nişanlıyız "

 

"tamam ozaman " dedi draco

 

"tamam iyi geceler "

 

"iyi geceler müstakbel karım."

ikisi gözlerini kapatıp arkasını döndü bir kaç takika sonra afet konuştu

 

 

 

"Draco..."

 

"Efendim?"

 

"Bir şey diyeceğim... ama gülmeyeceksin."

 

"Tamam."

 

"Bana sarılır mısın?"

 

Draco hiç düşünmeden yaklaştı.

"Gel."

 

Maria ona doğru döndü ve sarıldılar.

 

"İyi geceler... müstakbel kocacım," dedi Maria afet .

Draco güldü.

 

"İyi geceler... müstakbel karıcım."

 

İkisi de o gece başka bişey yaşamadı ama ilk kez gerçekten güvende hissederek uykuya daldılar ve aralarında sonsuza kadar sürevek bir bağın oluştuğunu henüz bilmiyordu ...

 

🔥 🌊

Bölüm : 19.09.2024 17:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 1. Bölüm ' merhaba ben'
Slytherin queen
Kraliçe felâket devri

1.76k Okunma

303 Oy

0 Takip
43
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...