3. Bölüm
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 2.bölüm yok olan kayıtlar

2.bölüm yok olan kayıtlar

Slytherin queen
slytherinqueen

Sabah gözlerimi açtığımda karşımda onu gördüm.

Kusursuz teni, altın sarısı saçları ve düzenli nefesiyle yanımda uyuyordu. Gözleri kapalıydı. Kollarını bana dolamıştı; sanki biri beni ondan almaya çalışacakmış gibi sıkıca sarılmıştı bana. Ben de ona dönük yatıyordum. Farkında olmadan ben de ona sarılmıştım.

 

Çenemi biraz yukarı kaldırıp onu izlemeye başladım.

Düşünüyordum.

Dün tanıdığım bir adamla aynı yatakta uyuyordum.

Ben insanlara kolay kolay güvenmezdim. Ama ona karşı tuhaf bir hoşgörü hissediyordum. O ise bana sanki yıllardır hayatında olan biriymişim gibi davranıyordu. Dün tanıdığım bir adama karşı nasıl bu kadar rahat

 

davranabiliyordum?

Aklım almıyordu.

Bir şey vardı.

 

Kalbimi ve aklımı birbirine karıştıran bir şey.

Ne sıkıntı diyebiliyordum, ne mutluluk. Ama rahatsız da olmuyordum. Aksine... içimde tuhaf bir huzur vardı. Sanki bir şey beni sakin

 

tutuyordu. Sanki bir şey biliyordum ama ne bildiğimi bilmiyordum.

İçimde, en karanlık köşeye kilitlediğim bir yer vardı. Yıllardır zincirlediğim küçük bir kız çocuğu... En derin zindanda tuttuğum o kız çocuğu.

Ve o... sadece bir gecede o zincirlerden birini kırmıştı.

 

İçimdeki küçük kız çocuğu ona güvenmişti.

Tam onu izlerken gözleri açıldı.

Hazırlıksız yakalandım. Uyuyor numarası yapamadım.

Gözlerimin içine baktı ve çapkın bir gülümseme yayıldı yüzüne.

 

" Günaydın. Dakikalardır yüzümü izliyorsun. Gururum okşandı. "

Yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm.

 

" Ne alakası var? Ben de yeni uyandım. "

 

Gülümsemesi daha da genişledi.

 

" Tabii canım… aynen. "

Ama bunu Türkçe söylemişti.

Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.

 

" Sen… Türkçe espri mi yaptın? "

 

Ben İngilizce konuşuyordum, o Türkçe. Kafam gerçekten gitmişti.

Draco başını biraz eğdi, gözlerinde eğlenceli bir parıltı vardı.

 

" Güzelim benim. "

 

Bunu da Türkçe söyledi.

 

" Evet? " dedim İngilizce.

 

" Türk olan kim? "

 

" Benim. "

 

" İngiliz olan kim? "

 

" Sensin. "

 

" Ben hangi dili konuşuyorum? "

 

" Türkçe. "

 

" Sen hangi dili konuşuyorsun? "

 

" İngilizce. "

 

Bir saniye durdu.

 

" Sence bunda bir terslik yok mu? "

 

" Ne gibi? "

 

Draco başını iki yana salladı.

 

" Sen bir daha içme Afet. "

 

Bir an sessizlik oldu.

Sonra ikimiz de aynı anda kahkahaya boğulduk.

O kadar çok güldük ki sonunda gözlerimden yaş geliyordu.

 

" İnanamıyorum ya! İki farklı dil konuşuyoruz ama yine de anlaşıyoruz. "

 

" Evet. Ama bu mucize uzun sürmez. Hadi kalk, kahvaltıya gidelim. Tabii istersen, birtanem. "

 

Kaşımı kaldırdım.

 

" Birtanem mi? Bu samimiyet nereden geliyor? "

 

" Dün gece bana ‘bana sarılır mısın’ dediğinden geliyor. Ayrıca müstakbel karımsın. Unuttun mu? "

 

" Aman hemen başıma kak. İyi ki korkmuştum dün gece. Hem şaka yapmıştım. "

 

" Tabii tabii. Hadi güzelim. Pijamalarını çıkar, kahvaltıya iniyoruz. Ama seni yalnız bırakmayacağım. Kapıda bekleyeceğim. "

 

" Neden? "

 

" Çünkü dün gece biri kapını kırmaya çalıştı. Bundan sonra tek başına kalman güvenli değil. "

 

Bir an sustum.

 

" Haklısın… Bu saatten sonra ben de yalnız kalabileceğimi sanmıyorum. "

Draco yataktan kalktı.

 

" Sen banyoya gir. Ben o sırada giyinirim. "

 

" Çok üşeniyorum ya… "

 

" Saat daha yedi. Dersler on’da başlıyor. Rahatına bak. "

 

Şaşkınlıkla baktım.

 

" Gerçekten mi? "

 

" Evet. Türkiye’de daha mı erken? "

 

" Evet. Yedi buçuk sekiz gibi başlıyordu. "

 

" Bu… işkence. "

 

Güldüm.

" Bazen hava bile aydınlanmamış oluyordu. "

 

Draco başını iki yana salladı.

" Yok artık. Neyse konu nereden nereye geldi. Hadi banyoya gir. "

 

Kapıya yürürken durdum.

" Odamda giyinmeme gerek yok. Dün gece eşyalarımı almıştım. "

 

" Aa doğru. O zaman sorun yok. "

 

Banyoya girdim.

Gerçekten çift lavabo vardı.

 

" Hey! " diye seslendim kapıdan.

 

" Ne oldu? "

 

" Gel. Yüzümüzü beraber yıkayalım. "

 

" Bu teklif çok romantik ama tamam. "

 

İkimiz birlikte lavaboya eğilip yüzümüzü yıkadık.

Ve itiraf etmeliyim...

 

Onun bana böyle davranması hâlâ garip geliyordu.

Ben onun beni sevmeyeceğini düşünmüştüm. Hatta benden nefret edeceğini. Bana kötü davranacağını sanıyordum.

 

Ama öyle değildi.

Bana… güzel davranıyordu.

Kalbim ağzımda atıyordu.

 

Tanışmadan önce hissettiğim daralma korkuydu. Ama şimdi kalbimdeki o baskı korkudan değil...

 

Heyecandandı.

Ve hissettiğim başka bir şey vardı.

Odası diğer odalara göre oldukça büyüktü. Bu da onun varis olmasından kaynaklanıyordu.

 

Ama beni asıl şaşırtan şey bu değildi.

Draco inanılmaz düzenliydi.

 

Dolabı neredeyse askeri disiplinle dizilmişti. Kıyafetleri jilet gibi düzdü. Cilt bakım ürünleri bile vardı ve hepsi düzenliydi.

Ben bile bu kadar düzenli değildim.

 

Ama hoşuma gitmişti.

Çünkü ben de düzeni severdim.

Plan, disiplin ve kontrol…

 

Benim hayatım bunların üzerine kuruluydu.

Düzensizlikten nefret ederdim.

Çünkü düzenli olmak güçlü olmayı sağlardı.

 

"İnanamıyorum Draco… Bunu gerçekten beklemiyordum, yalan söylemeyeceğim."

 

Kaşını kaldırdı.

 

"Ne oldu ki?"

 

"Yani… bu kadar bakımlı olmana şaşırdım. Cilt bakımı rutinin bile var."

 

Omuz silkti.

 

"Sağlığım için. Sağlık önemli. Ayrıca bakımlı olmayı seviyorum. Yüzümün temiz olmasını, parlak görünmesini seviyorum. Kirli kirli gezemem. Hem bunlar sağlık için gerekli değil mi? Güneş ışınları zararlı. Leke olsun istemiyorum."

Başımı iki yana salladım.

 

"Vay be… Keşke her erkek senin gibi olsa. Benim abim temizlikte de bakımda da vasattır. Babam da eh işte… annemin zoruyla yüzüne su değdiriyor."

Draco güçlü bir kahkaha attı.

 

"Ciddi misin?"

 

"Evet. Biz Türküz. Türk erkeklerinin çoğu bakım nedir bilmez. Büyük ihtimalle yüzde doksan dokuzu cilt bakımı nedir bilmiyordur. Hatta ayağını sildiği havluyla yüzünü silerler."

 

Bir saniye bana baktı, sonra tekrar kahkahaya boğuldu.

 

"İnanamıyorum. Ölürüm daha iyi. Ayrıca senin gibi güzel bir müstakbel karım varken ben nasıl bakım yapmam? Yanına yakışmam lazım değil mi?"

 

Çapkınca gülümseyip göz kırptı.

Gülmemi engelleyemedim.

 

"Bak sen… şımardım."

 

"Şımar. Şımarıklık sana yakışıyor. Gülmek kadar."

 

Gözlerini üzerimde gezdirdi.

 

"Hep gül. Hep şımar."

 

Kaşımı kaldırdım.

 

"Ooo… sen bana yanmışsın."

 

Bunu özellikle Türkçe söyledim. Türkçe söyleyince daha komik oluyordu.

Draco güldü.

 

"Yok canım, ne alakası var? Ben her kıza söylerim böyle şeyler."

Bir anda tepki verdim.

 

"Ne diyorsun sen ya!"

 

Draco bana doğru yaklaştı. Gülüyordu.

Benim boyum 178’di ama onun yanında kendimi küçük hissediyordum. Eğilip yüzüme yaklaştı, aramızdaki boy farkını kapattı.

Sırıtarak konuştu.

 

"Şaka yaptım."

Bir an durdu.

 

"Yoksa… beni kıskandın mı?"

 

Pislik.

Beni oyuna getirmişti.

Benim tepkime bakarak gerçekten kıskanıp kıskanmadığımı anlamaya çalışıyordu. Ve yanaklarımın kızardığını görünce bunu başardığını anlamıştı.

Piç!

 

Ama yakışıklı ve zeki bir piç!. Hakkını yemeyeyim.

 

"Yoo… ne alakası var?"

 

"Alakası var."

 

"Hayır yok."

 

"Evet var."

 

"Sadece sinirle ani tepki verdim."

 

"Kıskandığın için sinirlendin."

Utançtan zor konuşuyordum.

 

"Hayır. Sadece… her kadına-"

 

"Kadınlar umurumda değil."

 

"Az önce öyle söyledin."

 

"Az önce söylediğim kelimeler de umurumda değil."

 

"Onu söylediğin kadınlar..."

 

"Tekrar söylüyorum." dedi daha ciddi bir sesle.

 

"Kadınlar umurumda değil."

 

Bir an sustum.

 

"Ben de kadınım."

 

Draco yüzüme biraz daha yaklaştı.

Artık aramızda neredeyse nefeslik bir mesafe vardı.

Belli etmemeye çalışsa da yutkunduğunu gördüm. Adem elması hafifçe hareket etti.

 

Sonra alçak ve baskın bir sesle, neredeyse fısıldayarak konuştu.

 

"Senin dışındaki kadınlar."

Bir saniye durdu.

 

"Benim müstakbel karım sensin."

Nefesi yüzüme değiyordu.

 

"Senin dışında hiçbir şey umurumda değil."

Gözlerini gözlerime kilitledi.

 

"Umurumda olan tek kadın sensin."

Yutkundum.

 

"Ve…"

 

Konuşamadım.

O devam etti.

 

"Değer verdiğim ilk ve tek kadın sensin."

Bir adım daha yaklaştı.

 

"Birlikte uyuduğum ilk ve tek kadın sensin."

Kalbim deli gibi atıyordu.

 

"Beni güldüren, mutlu eden ilk ve tek kadın… hatta ilk ve tek insan sensin."

Sesi biraz daha alçaldı.

 

"Kalbimin ritmini ve mantığımı bozan ilk kişi sensin."

Bir saniye sessizlik oldu.

 

"Ve bunu bu kadar kısa sürede yapmayı başardın."

Donup kalmıştım.

Ne diyeceğimi bilmiyordum.

Daha önce hiçbir erkekle böyle bir konuşma yaşamamıştım.

 

"Ben…"

 

Draco hafifçe güldü ve geri çekildi.

Banyonun kapısına yöneldi.

 

"Üstünü giyinebilmen için çıkıyorum."

Kapıyı açarken durdu.

 

"Tabii istersen kalabilirim."

Çapkınca göz kırptı.

 

"Benim için sorun olmaz."

 

"Ne diyorsun ya! Çık hadi. Acıktım, kahvaltıya inmek istiyorum."

 

"Tamam tamam. Bekliyorum seni."

 

Banyodan çıktı.

Kapı kapanır kapanmaz kendi kendime mırıldandım.

 

"Az önce ne yaşadım ben…"

Üstümü giyindim ve dışarı çıktım.

Ama kapıyı açar açmaz donup kaldım.

Draco karşımda yarı çıplak duruyordu.

Sadece siyah kumaş pantolon giymişti.

Ve…

 

Lanet olsun.

Vücudu gerçekten çok iyiydi.

Hayır iyi değil… fazla iyiydi.

Utanarak hemen arkamı döndüm.

Draco’nun güldüğünü duydum.

 

"Ay çok pardon… benim boşluğuma geldi."

 

Gülmeye devam ediyordu.

 

"Önemli değil. Sen müstakbel karım değil misin?"

 

"Ne olacak? Görmemen gereken bir şey yok."

 

"Utanmana gerek yok."

 

"Yoo ne utanması. Plaja gittim ben… ne utanacağım."

 

Arkamda olduğunu hissettim.

Hâlâ ona sırtım dönüktü.

Elini omzuma koydu.

 

"O zaman bana doğru dönebilirsin."

 

"Tamam."

 

Yavaşça döndüm.

Ama ona bakamıyordum. Başım aşağı eğilmişti.

Elini çeneme koyup yüzümü yukarı kaldırdı.

 

"Beni böyle görmek istiyorsan söylemen yeterliydi."

 

"Ne alakası var? Saçmalama."

 

Gülümsedi.

 

"Yüzün öyle demiyor ama." dedi pişkin pişkin

 

Piç!

 

Zeki piç!

 

Yakışıklı piç!

 

Seksi piç!

 

"Of… üstünü giyinsene hadi gidelim."

 

"İyi tamam."

 

Dolaba yöneldi.

Beyaz bir tişört giydi.

 

Altında siyah kumaş pantolon vardı. Bir kemer taktı. Ardından yarı spor yarı klasik beyaz spor ayakkabılarını giydi.

 

Ve gerçekten çok yakışıklı görünüyordu.

Ben de siyah hafif bol kumaş pantolon ve beyaz tişört giymiştim.

 

Kombini bir kemer ve onunki gibi beyaz yarı spor yarı klasik ayakkabılarla tamamladım.

Bir an birbirimize baktık.

Ve fark ettik.

Pişti olmuştuk.

 

"Hey Draco, şuna bak… pişti olmuşuz."

 

Draco baştan aşağı bana baktı, sonra kendi kıyafetine göz attı.

 

"Hey… evet. Gerçekten pişti olmuşuz."

Sırıttı.

 

"Şuna bak, yanıma gelsene bir."

 

Yanına gittim. İkimiz de aynadaki yansımamıza bakıyorduk.

"Şuna bak." dedi Draco.

"Çok iyi görünüyoruz."

 

Gülümsedim.

 

"Çünkü müstakbel karım ve ben harika bir çiftiz." diye ekledi

Ona gülümseyerek baktım.

 

"Diyorsun."

 

"Dedim bile." dedi omuz silkerek.

 

"Hadi, yemeğe gidelim."

 

"Tamam."

 

Beraber aşağı inip kahvaltı salonuna girdik.

Masadaki herkes bir anda bize döndü.

 

"Ooo kimler gelmiş!" dedi Elaris.

 

"Maria, iyi misin?"

 

Derin bir nefes aldım.

"Ah… neler oldu bir bilseniz."

 

Dün gece olan her şeyi tek tek anlattım.

Anlatım bitince masada kısa bir sessizlik oldu.

Haylen kaşlarını çattı.

 

"Maria… bizimle dalga mı geçiyorsun?"

Rowen bana baktı.

 

"Bunlar doğru mu?"

 

Sinirle kaşımı kaldırdım.

 

"Yok. Yalan söylüyorum. Şaka yapıyorum."

Haylen hemen ciddi bir ifadeyle konuştu.

 

"Bunu hemen Baş Magistar’a söylemeliyiz."

Draco başını salladı.

 

"Söyleyeceğiz." dedi.

 

"Ama önce kahvaltımızı bitirelim. Saat daha sabahın yedisi. Kargalar bile uyanmamış."

 

Fealen sırıtarak Draco’ya döndü.

 

"Valerion, bir sorum var."

 

"Buyur paşam."

 

"Maria senin odanda kaldığına göre…" dedi gülerek.

 

"Sen nerede uyudun?"

 

Ağzımdaki lokma boğazımda kaldı.

 

"Öhk- öhk-"

 

Draco Fealen’e sert bir bakış attı.

 

"Fealen ben senin..."

 

Elaris kahkahaya boğuldu.

 

"Maria sen gerçekten çok fenasın."

Draco başını iki yana salladı.

 

"Bizim derdimiz ne, sizin derdiniz ne? Sinir etmeyin insanı."

Haylen güldü.

 

"Tamam tamam. İki şaka yaptık hemen sinirlenmeyin."

Kahvaltıyı hızlıca bitirdik.

Aklımdaki düşünceler beni yiyip bitiriyordu.

Bir an önce Arselion’a gitmek istiyordum.

Draco ayağa kalktı.

 

"Hadi Afet. Baş Magistar’a gidelim."

Lunaria el salladı.

 

"Tamam çocuklar. Biz derste görüşürüz."

 

"Bay bay!" dedi Haylen.

 

"Sizi bekliyoruz."

 

Draco’yla birlikte Arselion’un odasına doğru yürüdük.

Gergindim.

Kapıyı çaldık.

 

"Buyurun çocuklar." dedi Arselion.

 

"Acil olan nedir?"

 

Dün gece olan her şeyi bir kez daha anlattık.

Arselion şaşırtıcı derecede sakindi.

Bu sakinliği sinirimi bozmuştu ama belli etmedim.

 

"Hmm…" dedi düşünceli bir şekilde.

 

"Anladım. Gelin kamera kayıtlarına bakalım."

Birlikte güvenlik kayıtlarını açtık.

Ama bir sorun vardı.

 

"Magistarım…" dedim.

 

"Ne oldu?"

Arselion ekrana bakıyordu.

"Kamera kayıtları yok."

 

Şokla ona baktım.

 

"Ne?!"

 

Draco da öne eğildi.

 

"Nasıl yok?"

Arselion kaşlarını çattı.

"Bilmiyorum. O saate ait görüntüler silinmiş."

 

Bir an durdu.

 

"Ya da… yok edilmiş."

 

Kalbim hızlandı.

 

"Magistarım… bu ne demek?"

Arselion derin bir nefes aldı.

"Bilmiyorum çocuklar. Bir büyüyle görüntüleri geri getirmeye çalışacağım."

Sonra Draco’ya döndü.

 

"O zamana kadar Maria Afet’in güvenliği için seninle kalması en iyisi."

Draco başını salladı.

 

"Biz de zaten öyle düşünüyorduk."

Arselion devam etti.

"Bu mesele uzun sürebilir. Maria Afet asla yalnız kalmasın."

Draco’ya ciddi bir bakış attı.

 

"Özellikle sen."

Sonra bana döndü.

 

"Bence eşyalarını da taşı. Ne olur ne olmaz."

 

"Tamam Magistarım." dedim.

 

Odadan çıktık.

Koridorda yürürken Draco bana okulu gezdiriyordu.

Bir süre sonra bana baktı.

 

"Hey… gergin misin?"

 

Omuz silktim.

 

"Biraz."

Yutkundum.

 

"Sonuçta biri gece saat ikide kapımı kırarcasına vurup beni öldüreceğini söyledi."

 

Draco’nun sesi sakinleşti.

 

"Merak etme."

 

Elini omzuma koydu.

"Ben yanındayım. Kimse sana bir şey yapamaz."

 

Koridorda yürürken bazı öğrenciler bize bakıp fısıldaşıyordu.

Özellikle kızlar.

Sinir olmuştum.

Belki…

 

Biraz da Draco’yu kıskanmıştım.

Aniden koluna girdim.

Draco bana baktı.

 

"Hey… ne yapıyorsun?"

 

"Koluna giriyorum."

 

"Niye?"

 

Sırıttı.

Anlamıştı.

Zeki piç.

 

"Müstakbel kocamın koluna giremez miyim?" dedim.

 

"Nişanlım değil misin?"

 

"Öyleyim…"

 

Elimi kolundan çektim.

"İyi tamam. Çektim kolumu. Karizman bozulmasın."

Draco güldü.

 

Sonra bir anda elini belime koydu ve beni kendine çekti.

"Hey! Ne yapıyorsun?"

 

"Seni belinden tutuyorum."

 

"Niye?! Manyak mısın sen!"

 

Herkes bize bakıyordu.

Bazı kızların bakışları resmen öldürücüydü.

Draco çapkınca sırıttı.

 

"Evet. Manyağım."

 

Bir saniye durdu.

"Ama sadece sana."

Kalbim hızlandı.

Sonra Türkçe konuştu.

 

"Birincisi herkes bize bakabilir. İnsanlar umurumda değil."

 

"İkincisi…" dedi bana bakarak.

 

"Beni öldürüyorsun zaten. Buna varlığın yetiyor güzelim."

Suratımın kızardığını hissediyordum.

 

"Draco… herkes bize bakıyor."

 

Gülümsedi.

 

"Baksınlar."

 

Sonra ciddileşti.

"Bunu bugün sana üçüncü kez söylüyorum."

 

"Senin dışında hiçbir kadın umurumda değil."

 

"Hiçbir insan umurumda değil."

 

"Karizmam da umurumda değil."

 

Yavaşça konuştu.

"Bir tek sen önemlisin."

 

Kalbim deli gibi atıyordu.

 

"Benim harika, güzel, muhteşem, zeki müstakbel karım sensin."

 

"Sen benim evleneceğim kadınsın."

Sonra sırıttı.

 

"Şimdi birlikte derse gideceğiz."

 

"Yirmili yaşlarında genç bir çift gibi."

 

"Aynı sırada oturacağız."

 

Gülmemi engelleyemedim.

Bu çocuk gerçekten deliydi.

Ama tıpkı benim gibi.

Ve bu hoşuma gitmişti.

 

"Tamam o zaman…" dedim gülerek.

"Gidelim mi müstakbel kocacım?"

Draco güldü.

 

"Gidelim müstakbel karıcım."

 

Sonra yanağıma küçük bir öpücük bıraktı.

Bunu bilerek yapmıştı.

 

Kızların bakışlarını fark etmişti ve onlara sessiz bir cevap vermişti.

Ve itiraf etmeliyim…

Bu beni mutlu etmişti.

 

Belimdeki eliyle yürümeye devam etti.

Ben de kolumu beline doladım.

 

"Beni kıskanman çok hoşuma gitti." dedi.

 

"Ya ben..."

Sözümü kesti.

 

"İtiraz etme güzelim. Kıskandın."

Gülümsedi.

"Ve bu benim hoşuma gitti."

Sonra yumuşak bir sesle ekledi.

"Ben seninim."

"Sen de benim."

"Müstakbel eşimsin."

Başımı salladım.

 

"Tamam."

Birlikte derse girdik.

Ve gerçekten herkes bize bakıyordu.

Tam dört derse girdik.

 

Dördüncü dersin sonunda beynim çorba olmuştu.

Sonunda arkadaşlarla tekrar buluştuk.

Herkes elinde birer kahveyle oturuyordu.

 

 

"Ee ne oldu?" diye sordu Haylen merakla.

 

"Evet, ne oldu?" dedi Rowen.

 

"Magistar ne dedi?" diye atıldı Hemira.

 

Afet derin bir nefes aldı ve olanları tek tek anlatmaya başladı. Konuşması bittiğinde masanın etrafında kısa bir sessizlik oluştu. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: şaşkınlık ve endişe.

 

"Bu nasıl olur?" dedi Nevan kaşlarını çatarak.

 

"Demek ki kayıtlar silinmiş."

 

Rowen omuz silkti.

 

"Hadi ya, cidden mi? Biz zaten kayıtlara ne oldu diye soruyorduk."

Hemira sinirle ona baktı.

 

"Rowen, bu zekâyla yaşamak zor olmuyor mu?"

 

"Niye kızıyorsun aşkım ya, kötü bir şey mi söyledim?" diye masum bir ifadeyle karşılık verdi Rowen.

 

"Of, yine ne yaptın sen?" dedi Elaris.

 

"Bir susun da kız anlatsın."

 

"Aynen, susun da Afet konuşsun." dedi Nevan.

Afet omuz silkti.

 

"Anlatacak başka bir şey yok. Bekleyeceğiz. Ama o her kimse… onu bulursam mahvedeceğim."

 

Haylen başını iki yana salladı.

 

"Of neyse… Rowen ne yaptın yine? Hemira seni öldürecek gibi bakıyor."

Rowen hemen savunmaya geçti.

 

"Hiç sorma. Instagram'da kızları izlerken gördüm!"

 

"Ya vallahi tesadüftü!" dedi telaşla.

 

Hemira dişlerini sıktı.

 

"Sus Rowen. Seni gebertirim."

Bir anlık sessizlikten sonra herkes kahkahaya boğuldu.

 

"Rowen sen mal mısın ya?" dedi Cayric gülerek.

 

"Ben kafanı..."

 

"Hahaha çocuklar çok güldüm ya." dedi Nevan.

 

Draco kahvesinden bir yudum aldı, sonra Afet'e döndü.

 

"Afetim, hadi gidelim. Odayı toparlamak lazım."

 

Afet başını salladı.

 

"Tamam gidelim-"

Ama cümlesini bitiremeden sözünü kestiler.

 

"Afetim mi?" dedi Hemira kahkaha atarak.

 

"Lan ne ara?" dedi Cayric.

 

Haylen ellerini iki yana açtı.

 

"Ben en son hatırladığımda siz zorla evlenmiyor muydunuz lan?"

Draco gözlerini devirdi.

 

"Hey, bizi rahat bırakın tamam mı?"

 

Hemira gülerek ellerini kaldırdı.

"Tamam tamam, bir şey demiyoruz."

 

Vedalaştılar. Draco ve Afet birlikte koridordan yürüyerek odaya doğru gittiler.

🌊🔥

 

(Yazarın anlatımıyla)

 

Koridorda yürürlerken Draco bir anda durdu.

 

"Afet, sen odaya gir. Ben iki dakika tuvalete gidip geliyorum, olur mu?"

Afet başını salladı.

 

"Olur tabii. Bekliyorum."

Draco ona bakıp sırıttı.

 

"Tamam yakışıklım."

Afet çapkınca göz kırptı.

Draco'nun kaşları kalktı.

 

"Hmm… senin o ağzını… neyse. Ben gidiyorum."

Arkasını dönüp yürüdü.

 

Afet odaya girdi. Bavulların yanına eğildi ve eşyalarını toparlamaya başladı. Draco'yu arayıp bir şey söylemeyi düşünüyordu

 

Tam o sırada-

Klik.

Kapı aniden kilitlendi.

Afet başını kaldırdı.

 

"Ne?"

 

Bir saniye sonra kapının altından alevler yükselmeye başladı.

Oda bir anda turuncu ışıkla doldu.

 

"Draco!" diye bağırdı ve hemen telefonunu çıkardı.

Arama bağlandı.

 

"Afet ne oldu? İyi misin?" dedi Draco'nun sesi panikle.

Duman hızla odayı doldurmaya başlamıştı.

Afet öksürmeye başladı.

 

"Draco… öhö… öhö… yangın… dra-"

 

Cümlesini tamamlayamadı. Şiddetli öksürük konuşmasını boğdu.

Telefonun diğer ucunda Draco'nun sesi yankılandı.

 

"AFET! AFET! HEMEN GELİYORUM!"

 

Duman artık ciğerlerini yakıyordu. Nefes almak zorlaşıyordu. Gözleri yanıyordu.

Afet geri geri sendeledi.

Göğsü sıkışıyordu.

Nefes alamıyordu.

Sonunda dizlerinin bağı çözüldü ve yere yığıldı. Duman zehir gibi ciğerlerine doluyordu.

 

Kapının dışından bağırışlar duyuluyordu.

"Draco kapı kilitli! Kır şunu!" diye bağırdı Haylen.

 

Herkes kapının önüne toplanmıştı ama alevler yaklaşmalarını zorlaştırıyordu.

"AFET! AFET!" diye bağırdı Draco.

 

Bir saniye sonra-

BAM!

Draco kapıya tekme attı.

Kapı kırılarak açıldı.

 

İçeri dolan alevlerin ortasında Afet'i yerde gördü.

Dünya başına yıkılmış gibiydi.

Kalbine bir hançer saplanmış gibi hissetti.

Hiç düşünmeden ateşlerin arasına daldı.

Afet'i kucağına aldı.

 

"Çekilin! ÇEKİLİN ÖNÜMDEN!" diye bağırdı.

Herkes yol açtı.

Draco Afet'i kucağında taşıyarak koridorda koşuyordu.

 

"Magistar!" diye bağırdı.

 

Baş magistar Arselion dönüp onlara baktı.

 

"Onu revire götürün hemen!"

 

Magistar Elenya'nın sesi titredi.

 

"Aman Tanrım… bu nasıl olur?"

 

Draco Afet'i kucağında taşırken sesi yumuşadı.

"Yetiştim…" dedi nefes nefese.

 

Afet'in yüzüne baktı.

 

"Merak etme… sevgilim… iyi olacaksın."

Afet'in gözleri yarı kapalıydı.

Bilinci kapanmak üzereydi.

 

Ama bayılmadan önce duyduğu son şey Draco'nun sesiydi.

🌊🔥

 

 

Bölüm : 21.09.2024 15:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 2.bölüm yok olan kayıtlar
Slytherin queen
Kraliçe felâket devri

1.76k Okunma

303 Oy

0 Takip
43
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...