

Dudaklarım aralandı.
Fısıltıyla döküldü kelimeler:
"Allah’ım… lütfen beni ve sevdiklerimi koru…"
Korku… kötü bir duygudur.
Endişe… insanın içine sızar.
Çaresizlik… nefesini keser.
Ama üçü bir araya geldiğinde…
İnsan… kendi zihninin içinde kaybolur.
Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu.
Silah sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.
Ne hissettiğimi bile anlayamıyordum.
Sadece…
korkuyordum.
Düşünceler üst üste biniyordu.
Ne oluyor?
Ya aileme bir şey olursa?
Benden ne istiyorlar?
Ya Draco’ya zarar verirlerse?
Ya arkadaşlarım?
Ya beni… öldürürlerse?
İçimden tekrar tekrar aynı cümle geçiyordu.
Allah’ım lütfen… bizi koru…
Bir süre sonra sesler kesildi.
Ama sessizlik… daha korkutucuydu.
"Hey… güzelim…"
Draco’nun sesi.
Yakın. Sakin. Gerçek.
"Elimdeyim… buradayım. Tamam mı? Her şey yoluna girecek."
Saçlarımı okşuyordu.
"Şşş… ağlama… bebeğim… korkma. Yanındayım."
O an fark ettim.
Ağlıyordum.
Ne zaman başladığını bile bilmiyordum.
Gözyaşlarımı parmaklarıyla sildi.
Nazikçe.
Sanki… kırılacakmışım gibi.
Ve o an aklımdan geçen şey… saçmaydı ama gerçekti:
Kimse bana böyle dokunmamıştı.
Ailem bile.
Bu düşünce içimi acıttı.
Ama aynı zamanda…
garip bir şekilde içimi ısıttı.
Başımı hafifçe salladım.
Etrafımızda insanlar yavaş yavaş saklandıkları yerlerden çıkıyordu.
Herkesin yüzünde aynı ifade vardı:
korku.
"Afetim… iyisin, tamam mı? Kendine gel."
O an sanki beynimde bir şey yerine oturdu.
Gerçekliğe geri döndüm.
"Ben… ben iyiyim. Sen? Sen iyisin değil mi?!"
Bir anda panikledim.
Beni korumak için üstüme kapanmıştı.
Ya ona bir şey olsaydı?
"Şşş… sakin ol. İyiyim ben. Hiçbir şeyim yok."
"Bunu nasıl yaparsın?! Ya sana bir şey olsaydı?!"
Kaşını kaldırdı.
"Ama olmadı, değil mi?"
"Sen… gerçekten delisin!"
Hafifçe sırıttı.
"Unuttun mu? Biz ikimiz de psikopatız."
İstemeden güldüm.
"Doğru ya… öyle demiştik."
Bana baktı.
Gözlerini kısmıştı.
"Çok güzel güldüğünü söylemiş miydim?"
"Sanırım hayır…"
Bir an durdum.
Sonra kaşımı kaldırdım.
"Sen… şu durumda benimle flört mü ediyorsun?"
Göz kırptı.
"Peki ya sen? Şu durumda bana cilve mi yapıyorsun?"
Sırıttım.
"Bilmem… yapıyor muyum?"
"Yapıyorsun," dedi yaklaşarak.
"Ve beni delirtmek istiyorsun."
"Yoo… ben hiçbir şey yapmıyorum."
Tam bir şey diyecekti ki
"SİZİN CİLVELEŞMENİZİ SİKERİM LAN!"
İkimiz de irkildik.
Rowen.
"Biz burada korkudan geberiyoruz, siz flört ediyorsunuz!" dedi Haylen.
Draco’yla göz göze geldik.
Gülmemek için kendimizi zor tuttuk.
"Siz kafayı yemişsiniz," dedi Hemira.
"Bence çok tatlılar," dedi Lunaria.
"Aynen ya," diye ekledi Elaris
.
"Hepimiz deliyiz zaten, dedi Nevan.
Cayric ağzını açmıştı ki"
Hoparlörlerden bir ses yükseldi.
Soğuk. Otoriter.
Baş Magistar Arselion.
"HERKES LÜTFEN SAKİN BİR ŞEKİLDE İKİNCİ ORTAK SALONA GELSİN."
Bir an sessizlik oldu.
"Tamam… galiba güvendeyiz," dedi Hemira.
"Arselion sakin olun dediyse bir şey yoktur," dedi Lunaria.
"Gidip öğrenelim," dedi Draco.
"Ve artık masanın altından çıkalım," dedi Cayric.
"Belim koptu amk!"
Herkes güldü.
Gerginlik… az da olsa dağıldı.
Ayağa kalktık.
Ama içimdeki huzursuzluk…
geçmemişti.
Elimi uzattım.
Farkında bile olmadan.
Draco’ya.
onun elini tutmaya destek almaya ihtiyacım vardı
Anında fark etti.
Elimi tuttu.
Sıkıca.
Sanki bırakmayacakmış gibi.
Kulağıma eğildi.
"Afetim…"
Sesi daha derindi.
Daha ciddi.
"Ne zaman elimi tutmak istersen… elimi tutmak istediğin her an söz elini sım sıkı tutacağım müstakbel karıcım ... "
Gözlerim doldu.
Ama bu sefer…
korkudan değil.
Beraber yürümeye başladık.
Kalabalığın içine.
İkinci ortak salon…
bambaşka bir yerdi.
Daha eski.
Daha ağır.
Duvarlar sanki… bir şeyler biliyordu.
Yüksek tavan.
Devasa alan.
Bir sürü şömine.
Ve her yerde…
fısıltılar.
Başım zonkluyordu.
"İyi misin?" dedi Draco.
"İyiyim… sadece migrenim tuttu."
Kaşları çatıldı.
"Senin migrenin mi vardı?"
"On yaşımda başladı… alıştım artık."
"Elimizde ilaç var mı?"
"Yok…"
"Tamam. Odaya geçince içersin. İstersen… masaj da yaparım."
Sırıttım.
"Hmm… kulağa baya iyi geliyor, müstakbel kocacım."
"Yalnız masajdan sonra..."
"Valerion!"
Sırıttı.
"Uyuruz diyecektim. Sen ne sandın?"
Göz devirdim.
"Tabii… kesin öyledir."
Yaklaşık on dakika sonra salona vardık.
İçerisi doluydu.
Herkes buradaydı.
Ama…
kimse rahat değildi.
Çünkü herkesin aklında aynı soru vardı:
Bu sadece bir başlangıç mıydı?
"Çocuklar… bence birbirimizden ayrılmayalım," dedi Rowen etrafa bakınarak.
"Şuradaki şöminenin yanı boş. Minder de var… oraya geçelim."
"Hop, ben geçtim bile!" dedi Haylen kendini minderlerden birine atarak.
"Belki bu gece güzel bile geçer ha?"
"Bence de…" dedi Hemira, ama sesi eskisi kadar rahat değildi.
Ben Draco’yla birlikte şöminenin yanına oturdum.
İçimdeki huzursuzluk hâlâ geçmemişti.
"Doğum günümün içine edildiği için pek mutlu sayılmam…" dedim düz bir sesle.
"Bir de… tehdit mesajları aldığım için."
"NE?!" Hemira.
"NE DEDİN?!" Haylen.
Bir anda herkes bana döndü.
"Draco… telefonum sende mi?"
"Evet." dedi, cebinden çıkarırken.
Bir an durdu. Nefes verdi.
"Al."
Telefonu aldım.
Ellerim hâlâ hafif titriyordu.
"Bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi… Ve sanırım odayı yakan kişiyle aynı."
Yutkundum.
"Bizi izliyor."
Sessizlik.
"Şaka yapıyorsun, değil mi?" dedi Cayric.
"Keşke."
Lunaria elini uzattı.
"Görebilir miyiz?"
"Tabii… sonuçta ben yalancıyım ya."
"Maria…" dedi Hemira yumuşakça.
"Merak ettiğimiz için."
İç çektim.
"Biliyorum… şaka yaptım."
Telefonu uzattım.
Herkes tek tek baktı.
Yüzlerindeki ifade… aynıydı.
korku.
Draco’nun çenesi sıkıldı.
"Onu bulursam…" dedi dişlerinin arasından,
"paramparça edeceğim."
"Draco sakin ol "dedi Rowen.
"Sakin olamam!" diye patladı.
"Benim nişanlım ölüm tehdidi alıyor! Neredeyse yanarak ölüyordu!"
Sesi… titreşiyordu.
Sinirden.
Korkudan.
Hemira bana sarıldı.
"Yaşadığın şeyi düşünemiyoruz bile…"
Başımı omzuna yasladım.
"Teşekkür ederim…"
Tam o sırada başımı kaldırdım.
"Bakın… geliyor."
Baş Magistar Arselion kürsüye çıktı.
Yanında Magistar Elenya vardı.
Salon bir anda sessizleşti.
"Hepinizin korktuğunu biliyorum," dedi Arselion.
“Ama sakin olmalısınız.”
Duraksadı.
"Bu… bir şakaydı.”"
Fısıltılar yükseldi.
"Hoparlör sistemi hacklenmiş. Duyduğunuz şey gerçek bir silah sesi değildi."
Kalbim sıkıştı.
Şaka mı?
Hayır.
Bu… şaka değildi.
"Yine de güvenlik önlemi olarak bu gece ve yarın burada kalacaksınız.Tuvalet dışında hiçbir yere gitmek yok.
İndi.
Ama salondaki huzursuzluk…
gitmedi.
"Ben tuvalete gideceğim," dedim Draco’ya dönerek.
"Gelir misin?"
"Bunu sormana bile gerek yok."
Koridorda yürürken sessizlik vardı.
Bu sefer… rahatsız edici bir sessizlik.
"Ben kapıda beklerim," dedi.
"Tamam… yakışıklı korumam."
Göz kırptım.
"Ne dedin sen?" dedi anında.
"Hiçbir şey," dedim gülerek ve içeri kaçtım.
"Çıkacaksın oradan!" dedi dışarıdan.
"Görüşeceğiz, Afet!"
Kıkırdadım.
"Görüşürüz!"
Kısa bir süre sonra çıktım.
"Tamam ben"
Bir anda…
bir el ağzımı kapattı.
Sertçe duvara yaslandım.
Nefesim kesildi.
İnledim ama sesim çıkmadı.
Kalbim… deli gibi atıyordu.
"Şşş… benim."
Draco.
"Birileri konuşuyor. Sessiz ol."
Başımı salladım.
Elini çekti.
Ama hâlâ çok yakındı.
Fazla yakın.
Sırtım duvarda.
O önümde.
Nefeslerimiz birbirine karışıyordu.
Az önceki korku…
yerini başka bir şeye bırakıyordu.
Kalbim… bu sefer farklı atıyordu.
Draco hafifçe başını yana çevirdi.
İki kızı işaret etti.
Köşede konuşuyorlardı.
"…ben yaptım demiyorum zaten ama…"
"…kamera işini hallettim…"
Cümleler parçalı geliyordu.
Ama yeterliydi.
Kızlar uzaklaştı.
Draco geri çekildi.
Ben dişlerimi sıktım.
"Şu şerefsizlere bak…"
"Dur," dedi sakin ama keskin bir sesle.
"Kendi silahlarıyla vuracağız."
Telefonunu kaldırdı.
"Her şeyi kaydettim."
Yüzümde yavaşça bir gülümseme oluştu.
"Anladım… güzel plan."
"İşte benim zeki müstakbel karıcım"
Bir adım attı.
Yine yaklaştı.
Tehlikeli derecede.
"Bu arada…"dedi kısık sesle,
"bizim yarım kalan bir hesabımız vardı."
Geri çekilmek istedim.
Ama belimden tuttu.
Duvara yasladı.
"Demin ‘görüşürüz’ diyordun…" dedi.
"Şimdi görüşelim."
"Ben mi demişim?" dedim masumca.
"Evet. Hatta ‘yakışıklı korumam’ dedin."
"Eee… doğru."
Bana baktı.
Uzun uzun.
"Bu kadar güzel olmak zorunda mısın? dedi fısıltıyla.
Yutkundum.
"Peki sen… bu kadar yakışıklı olmak zorunda mısın?"
Yanlış cevap.
Kesinlikle yanlış cevap.
Bir anda daha da yaklaştı.
Aramızda… neredeyse hiç mesafe yoktu.
"Şu an aklımdan ne geçtiğini biliyor musun?"
"Ne?" dedim nefes nefese.
Burnunu burnuma değdirdi.
Gözlerimi kapattım.
"Verdiğim sözü tutmalı mıyım diye düşünüyorum…"
Kalbim… kulaklarımda çınlıyordu.
"Elbette…" dedim fısıldayarak.
"Sözünde durmak yakışır sana."
Gömleğini tuttum.
O da belimi.
Ve bu sefer…
durmadık.
Dudaklarımız buluştu.
Bu… bir hata gibi değildi.
Bir zorunluluk gibi de değildi.
Bu… seçimdi ...
ikimizde yıllardır bu anı bekliyor gibiydik
Ve ikimiz de seçmiştik.
Tam o anda
Telefon çaldı.
Draco gözlerini kapattı
"Kim arıyor şimdi…"
Açtı.
"Ne var?"
Durdu.
Yüzü gerildi.
"Sanane"
Bir süre daha dinledi. eli hala bellimdeydi
"Yeter artık. Geliyoruz."
Kapattı.
"Bizimkiler," dedi.
"Gidelim o zaman…"
"Gitmek istemiyorum," dedi.
Gülümsedim.
"Ben de."
Ama yine de…
elini tuttum.
Ve birlikte yürüdük.
Geri.
Ama artık…
hiçbir şey eskisi gibi değildi.
🔥🌊
Evet hepinize merhaba 🍔 'lerim ✨ 💙 bir bölümün daha sonuna geldik hikayeyi oyla yarak yorumlarda değerli düşüncelerinizi belirterek bana destek olabilirsiniz ve beni YouTube ve instagramdanda takip ederek gelişmelerden haberdar olabilirsiniz 💙 ✨ 🍔
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.76k Okunma |
303 Oy |
0 Takip |
43 Bölümlü Kitap |