

Karanlık bir yerdeydim.
Etrafımda kimse yoktu. Sadece ben vardım.
Yürüyordum.
Sadece yürüyordum.
Korku yoktu.
Acı yoktu.
Hüzün yoktu.
Ama mutluluk da yoktu.
Heyecan yoktu.
Sevgi yoktu.
Hiçbir şey yoktu.
Sadece boşluk ve yalnızlık vardı.
Adım adım ilerledim. Boşluğa doğru… yalnızlığa doğru…
Hiçbir şey düşünmeden yürüdüm.
Bir süre sonra bir uçuruma vardım.
Hava fırtınalıydı.
Keskin bir rüzgâr yüzüme çarpıyordu.
Bir adım daha attım.
Uçurumun kenarına geldim.
Aşağı baktım.
Denizin kıyıya sertçe vuran dalgalarının sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Deniz her geçen saniye daha da öfkeleniyor gibiydi.
Şimşekler çakıyordu.
Rüzgâr saçlarımı savuruyordu.
Ellerime baktım.
Üzerimde uzun, çiçek desenli bir elbise vardı.
Ben… çiçekli bir elbise mi giymiştim?
Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Ama güzel, mavi bir gökyüzü yoktu.
Yerine karanlık ve kasvetli bir gökyüzü vardı.
Beyaz bulutlar yerine siyah bulutlar kaplamıştı her yeri.
Fısıldadım.
"Ben ne yapmalıyım…"
Bir anda yüksek bir ses duyuldu.
Bir erkek sesi.
Tanıyordum bu sesi.
Beni tehdit eden o kişinin sesiydi.
"ÖLMELİSİN!"
Sese doğru döndüm. Uçurum artık arkamdaydı.
Karşımda bir adam vardı.
Ama yüzü yoktu.
Sadece karanlık bir silüet…
"SEN KİMSİN?"
Kulaklarımda yankılanan bir kahkaha duyuldu.
Ses o kadar sertti ki kulaklarım acıdı.
"BUNU BİR GÜN ÖĞRENECEKSİN… AMA O ZAMAN ÇOK GEÇ OLACAK MARIA."
Sesi karanlığın içinde yankılanıyordu.
"ÖLECEKSİN. BU SAVAŞI BEN KAZANACAĞIM. SEN İSE HER ZAMAN YALNIZLIĞA MAHKÛM OLACAKSIN. AİLEN BİLE YANINDA OLMAYACAK."
Göğsümde bir acı hissettim.
Gözümden bir damla yaş düştü.
Sadece acı vardı.
Tam o anda başka bir ses duydum.
Bu sesi tanıyordum.
Draco'nun sesiydi.
"ONU DİNLEME AFET! SEN YALNIZ DEĞİLSİN! ÖLMEYECEKSİN!"
Başımı kaldırdım.
Draco bana doğru yürüyordu.
Tüm ihtişamıyla.
Üzerinde simsiyah bir takım elbise vardı.
Yanıma geldi. Tam karşımda durdu.
"Draco…" dedim fısıltıyla.
Gülümsedi.
O en güzel gülümsemesiyle.
"Merhaba afetim."
"Draco… ben ne yapacağımı bilmiyorum…"
Elini uzattı.
"Güzelim benim… sen kazanacaksın. Ben yanındayım. Asla yalnız değilsin."
Elini tuttum.
Hiç tereddüt etmeden.
"Draco korkuyorum… burayı sevmedim. Gitmek istiyorum."
"Önce yaşa, Afet."
Sesi yumuşaktı.
"Yaşamayı seç. Benim için."
"Ben bilmiyorum Draco…"
"Benim için yaşa Afet. Benim için uyan."
Titredim.
"Üşüyorum Draco… burası çok soğuk."
"Uyan Afet… uyan. Sana ihtiyacım var."
Bir anda her şey karardı.
Nefes almaya çalıştım.
Ciğerlerim yanıyordu.
Boğazım kavruluyordu.
Göz kapaklarım ağırlaşmıştı.
Bir elin elimi tuttuğunu hissettim.
Sonra bir ses…
"Uyan artık Afetim… yalvarırım uyan."
Draco'ydu.
Saçlarımı okşadığını hissettim.
Saçlarımı kokladı.
Ve saçlarımın arasına bir öpücük bıraktı.
"Hepsi benim suçum… özür dilerim. Lütfen uyan. Nefes alamadığımı hissediyorum Afet… kalbim ağrıyor. Beni bırakma. Benim için yaşa."
Göz kapaklarımı zorlukla araladım.
Elimi tutan elini sıkmaya çalıştım.
Onu gördüm.
Bitkin görünüyordu.
Gözleri kızarmıştı.
Göz altları morarmıştı.
Ama yine de o okyanus mavisi gözleri aynı büyüye sahipti.
"Draco…" dedim güçlükle.
Sesim yavru bir kedinin miyavlaması kadar zayıftı.
Draco bir anda ayağa fırladı.
"UYANDI! UYANDI! HEMŞİRE! DOKTOR! AFET UYANDI!"
"Su…" dedim zorla.
İçeri bir hemşire koşarak girdi.
"DOKTOR CHARLIE! HEMEN BURAYA GELİN! MARIA AFET ELSERİN UYANDI!"
"Su…" diye tekrar fısıldadım.
Draco hemen doktora döndü.
"Lütfen ona su verebilir miyiz?"
Doktor başını salladı.
"Tabii, sakıncası yok."
Draco şişeyi aldı.
Kapağını açtı.
Elini boynumun altına koyarak başımı biraz kaldırdı.
"Hadi güzelim… yavaş yavaş iç."
Suyu yudum yudum içtim.
Sanki yıllardır su içmemiştim.
Boğazımdan geçen her damlayı hissediyordum.
Draco başımı tekrar yastığa koydu.
Doktor bana baktı.
"Evet Maria, nasıl hissediyorsun?"
"İyi değilim… vücudum çok ağrıyor. Ciğerlerim acıyor. Başım ağrıyor."
Doktor küçük bir ışık çıkardı.
"Şimdi şu ışığı gözlerinle takip et."
Işığı takip ettim.
"Güzel. Kalıcı bir hasar görünmüyor."
Sonra açıklamaya devam etti.
"Bir duman zehirlenmesi geçirmişsin. Ciğerlerin bu yüzden yanıyor. Birkaç gün öksürük olabilir. Onun dışında ciddi bir sorun yok. Ama vücudun çok susuz
kalmış ve zayıf düşmüş."
Hemşireye döndü.
"Serum ve vitamin takviyesi verelim. İçine ağrı kesici de ekleyin."
Doktor ve hemşire odadan çıktı.
Odada sadece Draco ve ben kaldık.
Draco derin bir nefes verdi.
"Uyandın… şükürler olsun afetim."
Gülümsedim.
"Uyandım… senin için."
Draco yüzüme eğildi.
Alnını alnıma yasladı.
"Benim için mi?"
Sonra alnımdan öptü.
"Çok korktun ha?"
Gülümsedim.
O da gülümsedi.
"Korkmak ne kelime… ömrümden ömür gitti."
Gözlerini kaçırdı.
"Özür dilerim… benim suçumdu."
Hemen itiraz ettim.
"Hayır! Bir daha sakın bunu söyleme."
Yüzünü tuttum.
"Hiçbir şey senin suçun değildi."
Ama Draco başını salladı.
"Seni yalnız bırakmasaydım…"
"Belki de ikimiz birlikte içeride mahsur kalacaktık." dedim.
"Ve beni kurtaramayacaktın."
"Deme öyle şeyler."
Yüzüne dokundum.
"Benim müstakbel kocam bu kadar karamsar olamaz."
Draco güldü.
"Tamam… öyle olsun."
Tam o anda kapı tak diye açıldı.
Ve bizim ekip içeri doluştu.
Haylen ilk konuşan oldu.
"Maria! Ah canım arkadaşım! Bizi nasıl korkuttun!"
Rowen hemen ekledi.
"İşte benim yemek arkadaşım! O mide fesadını atlattıysan bunu da atlatırsın!"
Hemira güldü.
"Rowen sen her şeyi nasıl yemeğe bağlıyorsun anlamıyorum."
Odanın içi bir anda kahkahalarla doldu.
Başım ağrıyordu ama onları görmek iyi gelmişti.
"Tam olarak ne oldu?" diye sordum.
Draco anlatmaya başladı.
Yangını. Kapıyı. Beni alevlerin arasından çıkarmasını.
yüzündeki ifadeden korktuğu yorulduğu o kadar çok belliydiki gerçekten korktuğunu anlamıştım ve biraz şımarmıştım yalan söylemiyeceğim
Cayric araya girdi.
"Maria var ya… Draco bildiğin süpermen oldu!"
Odanın içinde yine kahkaha patladı.
Bir süre sonra yine Draco ve Cayric tartışmaya başladı.
" anladım of ya vücudum çok ağrıyor özellikle goğüs kafesim "
" merak etme doktorlar ilaç verecek sana iyileşeceksin iyi ki tam vaktinde ciğerleri fazla zedelenmeden kurtarmışım seni" güldü
" bu kadar mütavazı olma ya gözlerim yaşardı ya off canım acıyor bığtımmm yağğğğğ" komik bi şekilde isyan ettim herkes kahkaha attı "
harbi maria draco'yu bir görecektin var ya ne kadar güçlüymüş odanın kapısını kırarken görmeliydin sonra bi anda seni alevlerin ortasından çekti aldı kucakladı böyle şerefsiz super man oldu aq" dedi cayric
" harbi ya o kadar spor yapınca tabı amk" dedi fealen herkes güldü yine kahkaha atabiliyordum şükür gerçi peşimde beni öldürmek isteyen belki de isteyenler vardı ama olsun
" pardon ya ben neden şerefsiz oluyorum amk" güçlü bir kahkaha patlattım
"niye olacak hain! ben geçen gün yemek yerken boğazıma yemek kaçtı su istedim ölüyordum can çekişiyordum bana ne uğraşamam dedin su vermedim amk"
yatakta gülmekten kendim geçmiş bir şekilde gülüyordum sanki az önce ölümden dönen ben değildim
"asıl hain sensin la piç neden vermedim orda su çünkü sende bana hatırla bir yıl önce derste kalem istedin vermedin amına koyayım "
herkes gülmekten bayılırken cayric ve draco tartışmaya devam ediyordu
" hele hele şuna bak hele bir yıl önce olmuş aq kinci piç sadece bi tane kalemim vardı aq ne yapsaydım"
" hadi lan a-"
draco sözünü tamamlayamadan ben kesti
Derken ben bağırdım.
"Hay size amına koyayım kelimesini öğrettiğim günün sabahının güneşine öten horozunun ben..."
Oda bir anda gülme tufanına döndü.
Nevan gözyaşlarını silerek konuştu.
"Maria doğruyu söyle… bu küfrü kaç yıldır içinde tutuyorsun?"
Ciddiyetle cevap verdim.
"Doğduğum günden beri kardeşim."
Draco kahkaha attı.
"İşte benim kızım!"
İkimiz aynı anda el çaktık.
Haylen dramatik bir şekilde göğsünü tuttu.
"Vay Maria… eskiden bizimle el çakardın!"
dedi heylen elini göğsüne koyarak yalan dramayla sanki ihanete uğramış gibi
lunaria heylenin kafasına vurdu
"yeter bi susun artık!"
"gerçekten yeter artık kız yeni uyandı !" dedi hemira
"tamam ya ne kızyorsun abla!"
"ablalar kovalısın sizi! başımı şişirdiniz " heylen birkez daha dracoya ihanete uğramış gibi baktı
"puh sana yazıklar olsun hani maria çirkindi hani zorla evleniyorsunuz!" dedi heylen tükürür gibi
"heylen bir kelime daha edersen doğduğuna pişman ederim!"
"iyi öyle olsun çocuklar hadi aşıkları yalnız bırakalım"
Tam o sırada hemşire içeri girdi.
"Tamam arkadaşlar, biraz yer açalım."
Koluma serum takıldı.
Hemşire uyardı.
"Hastamızı fazla yormayalım."
Lunaria başını salladı.
"Hadi çocuklar gidelim. Maria dinlensin."
"tamam hayatım görüşürüz"
Herkes çıkarken Draco trip attı.
"Bana hayatım demedin."
"Ya yorma beni ya."
Herkes gülerek odadan çıktı.
Odada yine sadece Draco ve ben kaldık.
Draco bana baktı.
"Artık iyisin ya… dünyalar benim oldu."
Yan döndüm.
"Yaa beni şımartıyorsun."
"Şımarmayı hak ediyorsun güzelim."
Gülümsedim.
"Gerçekten güzelin miyim?"
Draco alnıma bir öpücük bıraktı.
"Evet."
"Sen benim bir tanecik güzelimsin."
Gülümsedim.
"Peki benim yakışıklı süpermenim…"
Gözlerimi kısmıştım.
"Benim için canını tehlikeye mi attın?"
Draco sırıttı.
"Yani… öyle de denebilir."
"Hmm…" dedim gözlerimi kısıp ona bakarak.
"Gerçekten herkes için böyle canını tehlikeye atar mıydın?"
Draco bir an bile düşünmedi.
"Hayır." dedi net bir sesle.
"Yine söylüyorum… başka insanlar umurumda bile değil. Bir tek sen. Sadece senin için canımı tehlikeye atarım."
Başımı hafif yana eğdim. Gözlerimi onun gözlerine dikerek kelimeleri özellikle vurguladım.
"İnşallah öyledir… Valerion."
Soyadını özellikle heceleyerek söylemiştim.
Draco dudaklarını kıvırdı.
"Oy oy… yerim senin nazını."
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
"Lütfennn…"
Bir süre sessiz kaldık. Sonra aklıma birden odam geldi.
"Neyse… odam ne oldu?"
Draco'nun yüzündeki ifade değişti.
"Yandı." dedi sakince.
"Maalesef oda kurtulamadı."
Bir an donup kaldım.
Sonra beynim gerçeği algıladı.
"NE?!"
Yataktan doğrulmaya çalıştım.
"İNANAMIYORUM! BÜTÜN KIYAFETLERİM! MAKYAJ MALZEMELERİM! HER ŞEY GİTTİ!"
Başımı iki yana salladım.
"Allah'ım… ben ne yapacağım?! Bir servet gitti!"
Dramatik bir şekilde yatağa geri düştüm.
Draco gülmemek için kendini zor tutuyordu ama yine de saçlarımı nazikçe okşadı.
"Hey… sakin ol."
Parmakları saçlarımın arasında dolaştı.
"Merak etme. Ben hallettim."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek hallettin?"
"Ailen durumdan haberdar." dedi.
"Yarın buraya geliyorlar. Ve… sen benim odamda kalacaksın."
Derin bir nefes aldım.
"Annem kesin çok endişelenmiştir."
"İyi olduğunu biliyorlar." dedi Draco yumuşak bir sesle.
Ona baktım ve hafifçe gülümsedim.
"Peki… teşekkür ederim yakışıklım."
Çapkınca göz kırptım.
Draco'nun yüzünde o tanıdık sırıtış belirdi.
"Senin o ağzını var ya yer-"
Sözünü hemen kestim.
"Hadi yaaa… lütfennn."
Gülüyordum.
Draco başını iki yana salladı.
"Neyse… sen iyileş."
"Görüşürüz..." dedi imalı.
Ben de aynı tonda cevap verdim.
"Olurrr… görüşürüz."
Kapıya ulaştığında arkasından seslendim.
"bakya deli"
"Ama sana."dedim sırıtarak
Draco bir şey söyleyecekti ki kapı açıldı.
Baş Magistar Arselion içeri girdi.
İçimden derin bir iç çekiş yükseldi.
Ah kara bahtım…
Bir dakika yalnız kalamayacaktık galiba.
"Merhaba Maria." dedi Arselion.
"Nasılsın?"
"İyiyim magistarım." dedim nazikçe.
"Teşekkür ederim."
"Geçmiş olsun demek için geldim."
"Tekrar teşekkür ederim."
Arselion Draco'ya döndü.
"Kamera kayıtlarını incelemeye devam ediyoruz." dedi
.
"Maria… dikkatli ol. Asla yalnız kalma."
Draco hemen cevap verdi.
"Merak etmeyin magistarım. Bu konuyla bizzat ben ilgileneceğim."
Arselion başını salladı.
"İyi."
Sonra kapıya yöneldi.
"Dinlen Maria. Görüşmek üzere."
🔥🌊
ertesi gün
bir gece yattıktan sonra taburcu oldum sabah revire verilen yemekleri yedik.
İyice toparlanınca Draco beni odasının kapısına kadar getirdi.
Kapının önünde aniden karşıma geçti ve iki eliyle dur işareti yaptı.
"Dur!"
"Ne oldu Draco?" dedim şaşkınlıkla.
"İyi misin?"
Gizemli bir şekilde gülümsedi.
"Sana bir sürprizim var."
"Ne sürprizi?"
"Sürpriz dedim ya."
Gülmeden edemedim.
Başta korkmuştum ama şimdi merak içimi kemiriyordu.
"Tamam." dedim.
"Hazırım."
Draco dramatik bir şekilde saymaya başladı.
"Bir…"
Kapıyı tuttu.
"İki…"
Gözlerimi ona diktim.
"Üç!"
Kapıyı açtı.
"Bayanlar önden."
İçeri girdim.
Ve bir anda donup kaldım.
Draco arkamdan konuşmaya devam ediyordu.
"Burası artık tamamen ikimizin odası."
Eliyle odayı gösterdi.
"Ve dolapta sana ait kıyafetler var."
Gözlerim büyüdü.
"Şu makyaj masası… tamamen senin."
Makyaj masasının üstü yepyeni ürünlerle doluydu.
"Şu büyük masa… ikimizin çalışma masası."
Masaya baktım.
"Kitaplıkta ise sevdiğini söylediğin kitaplar."
Gerçekten de konuşurken bahsettiğim kitapların çoğu oradaydı.
Ağzımdan tek bir cümle çıktı.
"Yok artık Draco…"
Dolabı açtım.
İçinde bana uygun kıyafetler vardı.
Pijamalar.
Ayakkabılar.
Makyaj malzemeleri.
Her şey.
Sonra bir çekmece açtım.
Ve donup kaldım.
İç çamaşırları.
Yavaşça Draco'ya döndüm.
Kapıyı kapatmış içeri gelmişti.
Ama yüzü biraz kızarmıştı.
Evet.
Draco Valerion utanıyordu.
"Şey…" dedi hafifçe boğazını temizleyerek.
"Ben… Hemira'dan istemiştim."
Başını kaşıdı.
"O aldı."
Bir an durdu.
"Kızdın mı?"
Gerçekten endişeleniyordu.
Çekmeceyi kapattım.
Yanına yürüdüm.
"Hayır." dedim gülümseyerek.
"Kesinlikle ileri gitmedin."
Bir adım daha yaklaştım.
"Gerçekten çok düşüncelisin Draco."
Gözlerindeki gerginlik kayboldu.
"Rica ederim." dedi.
"Tüm eşyaların yanmıştı."
Sonra bir şey hatırlamış gibi döndü.
"Ha… bir şey daha var."
Kitaplığa yürüdü.
Oradan sarılı bir kutu aldı.
Bana uzattı.
"Bu da sana."
Mahcup oldum.
"Draco zaten her şeyi yapmışsın."
"Lütfen." dedi hemen.
"Sen müstakbel karımsın Bayan Valerion."
Kutuyu aldım.
Merakla baktım.
"Bu nedir?"
"Kendin açıp öğrenmeye ne dersin güzelim?"
Paketi açtım.
Ve gerçekten şok oldum.
Kutunun içinde son model bir tablet ve telefon vardı.
Yanında da yeni bir SIM kart.
Draco yanımda oturuyordu ve yüzümdeki ifadeyi izleyerek gülümsüyordu.
Şaşırmam gerçekten hoşuna gitmişti.
"Draco… sen ne yaptın?" dedim şaşkınlıkla.
Draco hemen kaşlarını kaldırdı.
"Bak sakın kabul edemem falan deme." dedi.
"Gayet güzel kabul edersin."
Ellerini iki yana açtı.
"Telefonun, tabletin… her şeyin yangında yandı. Hiçbir şey yapmadan duramazdım. Sonuçta sen benim müstakbel karıcımsın."
Bu sözleri söylerken sesinde garip bir ciddiyet vardı.
İçim ısındı.
"Gerçekten çok teşekkür ederim." dedim.
Bir an düşünmeden ona sarıldım.
Draco bir saniye bile tereddüt etmeden sarılışıma karşılık verdi.
Yanağına küçük bir öpücük bıraktım.
Ve o an…
Draco’nun yüzündeki ifade dondu.
Gözleri büyümüş, sanki beyninin bütün devreleri aynı anda yanmış gibiydi.
Kahkaha attım.
"İyi misin?"
Draco hâlâ bana bakıyordu.
"Ha?"
Gülmem iyice arttı.
"İyi misin Draco!"
"İ-iyiyim ya…" dedi sonunda.
"Gülme… çok komik."
Başımı iki yana salladım.
"Bu kadar niye şoka girdin ki? Sen de beni öpmüştün."
Draco’nun kaşları çatıldı.
"Bir saniye… gerçekten hissettin mi?"
"Yani…" dedim omuz silkerek.
"Galiba biraz."
"Hmm…" diye mırıldandı.
Sonra bana dikkatle baktı.
"nefes anlamadınmı..."
"Gerçekten nefes alamadım."
Masum bir ifadeyle ona baktım.
"Gerçekten mi?"
Bir an gerginleşti.
Sonra elini yüzüme koydu.
Parmakları yanağımda durdu.
"Evet." dedi alçak bir sesle.
"Nefes alamadım."
Yüzümü biraz daha eline doğru eğdim.
"Şımardım." dedim gülerek.
"Yalan söylemeyeceğim."
Draco gülümsedi.
"Şımarabilirsin."
Sonra beni kendine doğru çekti ve sarıldı.
Ben de sarıldım.
Bu sarılma farklıydı.
İçinde acele yoktu.
Zorlama yoktu.
Sadece…
Güven vardı.
Hayatımda ilk kez birine gerçekten güveniyor gibi hissediyordum.
Draco’nun bana sarılışı temizdi.
Koruyan bir sarılış.
Bir süre sonra geri çekildi.
"Tamam." dedi.
"Bir şey daha var."
"Ne oldu?"
"Seni bir yere götüreceğim."
"Ne? Nereye?"
Sırıttı.
"Hadi ama. Spor bir şeyler giy."
Omuz silkti.
"Biraz çay falan alırız. Baş başa vakit geçiririz."
Gözlerini devirdi.
"Bizimkiler bizi hiç rahat bırakmıyor."
Gülmeden edemedim.
"Doğru ya."
Başımı salladım.
"Tamam. Olur."
Draco memnun bir ifadeyle gülümsedi.
"O zaman giyinelim. Yeni kıyafetlerini de giymiş olursun."
"Olur." dedim.
"Ben gideyim de müstakbel kocamın aldığı kıyafetleri giyeyim."
Bir süre sonra hazırdık.
Ben siyah bir eşofman giymiştim.
Üstüme beyaz askılı bir tişört geçirmiş, eşofmanın içine sokmuştum.
Draco ise siyah eşofman ve siyah bir tişört giymişti.
Yan yana durunca istemsizce güldüm.
"Şuna bak Draco… tam bedenimi almışsın."
Draco omuz silkti.
"Çok zor değildi."
Sonra ekledi:
"Hemira yardım etti."
Gülmem büyüdü.
"İç çamaşırlarının bile tam olduğunu düşünürsek… evet bayağı yardım etmiş."
Draco boğazını temizledi.
"Evet… yani…"
Konu değiştirir gibi devam etti.
"Yalnız yine uyumlu olmuşuz."
"Aynen." dedim gülerek.
"Yine pişti olduk."
Okuldan çıktık.
Bir süre yürüdük.
Sonunda küçük bir tepeye ulaştık.
Tepenin ortasında tek başına duran bir elma ağacı vardı.
Etraf sessizdi.
Rüzgâr hafif esiyordu.
Getirdiğimiz örtüyü yere serdik.
İki minder attık ve oturduk.
Derin bir nefes aldım.
"Ah… burası harika."
Draco başını salladı.
"Evet."
Bir an ağaca baktı.
"Burası benim gizli yerim."
Şaşırdım.
"Gizli mi?"
"Evet."
Omuzlarını gevşetti.
"Yalnız kalmak istediğimde buraya gelirim."
Sonra bana baktı.
"Kimse bilmiyor."
Gülümsedim.
"Bunu sevdim."
Ağaca baktım.
"Sadece sana ait bir yer."
Sonra Draco konuştu.
"Artık sadece bana ait değil."
Bana doğru döndü.
"Bize ait."
Sonra ağacı gösterdi.
"Bu elma ağacını ben diktim."
Şaşkınlıkla baktım.
"Ciddi misin?"
"Evet."
"Kimseye söylemeden diktim."
Bir an durdu.
"Ve sadece sana söyledim."
Gülümsedim.
"Tamam."
Ağaca bakarak dedim ki:
"Bu harika bir ağaç."
Sonra Türkçe konuştum.
"Bak… elma ağacında elma var."
Draco hiç bozmadan Türkçe cevap verdi.
"Elma ağacı olduğu içindir belki."
Gözlerimi devirdim.
"Aha aha çok komik."
Parmağımla ağacı gösterdim.
"Elma al da yiyelim."
"Nereden?"
"Ebenin nikâhından."
Draco gülmekten kendini tutamadı.
"Dalga geçme."
"Git manavdan al."
"Param yok."
"Ağaçtan al."
"Param yok alamam."
"Draco…" dedim gözlerimi kısarak.
"Sinirlendirme beni."
"Tamam tamam."
Ayağa kalktı.
"Ağaca tırmanmam lazım."
"Ee tırman."
Draco ağaca tırmandı.
Bir elma kopardı.
Ama tam inerken dengesini kaybetti.
PAT!
Yere düştü.
Yanına yürüdüm.
Elimi uzatmak yerine başında durdum.
"İyi misin?"
Gülmemi tutamıyordum.
"İyiyim." dedi yerde uzanırken.
"Biraz uzanayım dedim."
Kahkaha attım.
"Bak sen."
Draco doğrulacak gibi yaptı.
Ama bir anda kolumdan çekti.
"Ah!"
Kendimi bir anda onun üstünde buldum.
"Ne yapıyorsun?!"
Draco sırıttı.
"Elma yemek ister misin?"
Sonra ekledi:
"İstersen başka şeyler de ikram edebilirim."
"Çok komik." dedim.
Kalkmaya çalıştım.
Ama izin vermedi.
İki eliyle belimi tuttu.
Beni kendine çekti.
Yüzlerimiz birbirine çok yakındı.
Çok.
Belki bir nefes mesafesi.
Belki daha da az.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Hiçbir şey diyemedim.
Sanki dilim tutulmuştu.
"Gözlerin…" dedi Draco.
"Ne?"
"Gözlerin diyorum. Bana diyorsun ya gözlerin çok güzel diye… Ama senin gözlerin çok daha güzel."
"Benim gözlerim mi?" diye sordum salakça bir şaşkınlıkla.
Sanki beynim kısa devre yapmıştı.
"Evet. Hayatımda gördüğüm en güzel gözler."
"Abartıyorsun. Sıradan kahverengi gözler işte."
Draco başını hafifçe salladı.
"Hayır. Hayatımda gördüğüm en güzel kahverengi gözler."
Kalbim hızlandı.
Sanki göğsümün içinden çıkıp koşacak gibiydi.
"B-ben… şey… kalkayım."
Utançla doğrulmaya çalıştım.
Ama dengesiz bir hareketle tekrar Draco’nun üstüne düştüm.
Bu sefer aramızda hiç mesafe kalmamıştı.
Dudaklarımızın arasındaki boşluk…
Sadece bir nefes kadardı.
Bir anlığına…
Mesafe kapandı.
Kalbim duracak gibi oldu.
İkimiz de donup kaldık.
Sonra hızla geri çekildim.
"B-ben özür dilerim! Düştüm… gerçekten özür dilerim"
Ayağa kalktım.
Bu sefer gerçekten başardım.
"Gerçekten yanlışlıkla oldu."
Draco da ayağa kalktı.
"Sakin ol. Sorun değil. Gerçekten önemli değil."
"Hayır önemli… ben-"
Draco kaşlarını kaldırdı.
"Bana tecavüz etmedin ya sonuçta."
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra ikimiz de aynı anda kahkaha patlattık.
O kadar saçma bir cümleydi ki gülmeden duramadık.
Draco yanıma geldi.
Kollarımdan tuttu.
"Bak, gerçekten sorun değil. Hem biz nişanlı değil miyiz? Sorun olmaz. Ayrıca ileride çocuklarımızın olması lazım."
"Ya bir git Draco!" dedim gülerek.
"Elim ayağım birbirine dolandı sen hâlâ dalga geçiyorsun."
"Evet." dedi hiç utanmadan.
Sinirle kolunu ittim.
Ama bir anda belimden tutup beni kendine çekti.
"Ne yapıyorsun?"
"Sinirlenince çok tatlı oluyorsun."
Sırıttı.
"Gerçi sen her halinle mükemmelsin ama… seni kızdırmak çok eğlenceli."
"Of ya… Bir elma isteyeyim dedim, konu nerelere geldi."
"Doğru."dedi gülerek.
"Hadi şu elmayı yiyelim artık."
Tekrar oturduk.
Elmadan birer ısırık aldık.
"Bu elma gerçekten çok güzelmiş." dedim.
""Ağacı sen yetiştirdin demiştin değil mi?"
"Evet."
"Çok iyi bakmışsın."
Draco elmayı inceleyerek gülümsedi.
"Bunun için bayağı emek verdim."
"Eline sağlık."
Bir süre sessizce oturduk.
Sonra Draco bana döndü.
"Bak ne diyeceğim."
"Evet?"
"Diyelim ki bir gün kavga ettik."
Güldüm.
"Daha bir hafta oldu. Biz niye kavga ediyoruz?"
"Ya diyelim ki."
"Tamam diyelim."
Draco elindeki elmayı gösterdi.
"O zaman bu ağacın yanına gelelim. Ne olursa olsun… kavga etsek bile buraya gelip konuşalım."
Bir an düşündüm.
"Tamam." dedim.
Sonra gülümsedim.
"Ve her hafta gelelim. Bu ağacın altında elma yiyelim."
Draco’nun yüzü aydınlandı.
"Harika olur."
"bu ağacı senmi yetiştirdin ? "
"evet sadece ben baktım "
"çok iyi bakmışsın bitkiler hakkında bilgilisin gaiba ? "
"yan biraz bu ağaca çok emek verdim "
"elie sağlık tebrik ederim harika bişey "
"saol teşekkür ederim."
İkimiz de elmadan büyük bir ısırık aldık.
Sonra Draco bana baktı.
"İyi ki varsın Afet."
Kalbim yumuşadı.
"Sen de iyi ki varsın Draco."
Ama o anda aklıma bir şey geldi.
"Ya Draco…"
"Hmm?"
"Haylen geçen gün bir şey dedi. Sen bana çirkin mi demişsin"
Draco irkildi.
"Hayır! O öyle değil."
"Nasıl peki?"
"Ben seni tanımıyordum o zaman. Sadece… evleneceğim insanı tanımıyorum demiştim. Güzel mi çirkin mi bilmiyorum dedim."
Bir an baktım.
Sonra güldüm.
"Tamam. Sorun yok."
Draco rahat bir nefes aldı.
"Gerildin mi?"dedim gülerek
"Biraz."
"boşver Aşko." dedim gülerek.
Draco’nun yüzü buruştu.
"Aşko mu?"
"Evet."
"Bu kelimeye hem sinir oluyorum hem de komiğime gidiyor."
"Türkçe böyle işte." dedi draco
"Bu arada…" dedim
"Türkçeyi neden öğrendin ?"
"öğrendim işte niye soruyorsun ki ? "
"yani ingiliz bir insanın bir anda türkçeyi öğrenmesi nadir bişey "
"senin için müstakbel karıcım."
Donup kaldım.
"Ne?!"
"Evet. Senin Türk olduğunu öğrendiğimde… öğrenmeye karar verdim.ortak bir noktamız olsun istedim "
Kalbim yine hızlandı.
"Bu… çok kibar bir şey."
"Zordu ama."
"Peki beni ilk gördüğünde ne düşündün?"
Draco sırıttı.
"Lafımı geri aldım."
"İlk görüşte aşık mı oldun yani?"
"Afet… beni pişman etme."
Yüzünü bana yaklaştırdı.
Ben de yaklaştım.
Aramızda yine bir nefeslik mesafe kalmıştı.
"Bu sefer kaçamazsın." dedi.
Elini yüzüme koydu.
Ben de sırıttım.
"Merak etme. Sana tecavüz etmem."
Draco güldü.
"İçim rahatladı."
Tam dudaklarımız yaklaşacakken...
Telefon çaldı.
İkimiz de aynı anda sinirle gülümsedik.
"Kim arıyor ya…"
Telefona baktım.
"Hemira."
Draco başını gökyüzüne kaldırdı.
"Tabii ki."
Telefonu açtım.
"Alo?"
"Maria! Hemen okula geri gel!"
"Ne oldu?"
"Anlatamam şimdi! Gelmeniz lazım"
Telefon kapandı.
Draco bana baktı.
"Kesin bir şey oldu."
İçimde tuhaf bir his oluştu.
"Umarım kötü bir şey değildir."
Eşyaları topladık.
Ve okula doğru yürümeye başladık.
Ama ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Bu huzur çok uzun sürmeyecek.
🌊🔥
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.76k Okunma |
303 Oy |
0 Takip |
43 Bölümlü Kitap |