

Hayat… bazen gerçekten sürprizlerle dolu olabiliyordu.
Bunu en iyi ben anlardım.
Çünkü bazen başımıza gelen en kötü olay…
bir süre sonra mutluluktan ağladığımız bir ana dönüşebiliyordu.
Bu yüzden çocukluğumdan beri kendime hep aynı şeyi söylerdim:
Her kötü olayın arkasından bir mutluluk gelir.
Ve çoğu zaman… gerçekten gelirdi.
Ama bazı gerçekler vardı ki, ne kadar teselli edersen et… insanın içine oturuyordu.
Bir kadın olmak gibi.
Hangi ülkede, hangi dinde, hangi ırkta olduğunun hiçbir önemi yoktu.
Eğer bir kadınsan… dünyanın sana bakışı hep biraz daha ağırdı.
Baskı, korku, yargı…
Sanki görünmez bir yük gibi omuzlarına bırakılıyordu.
Tarihin en başından beri böyleydi.
Sırf kız olarak doğduğu için öldürülen masum çocuklar…
Sırf "var olduğu" için cezalandırılan kadınlar…
Bu yüzden ben…
küçüklüğümden beri yalnız yürümekten korkardım.
Çünkü hep aynı düşünce gelirdi aklıma:
"Ya şimdi başıma bir şey gelirse?"
Ve daha kötüsü…
İnsanların ne diyeceğini de bilirdim.
Saat kaçtı?
Orada ne işi vardı?
Üstünde ne vardı?
Sanki suçlu olan benmişim gibi…
Oysa gerçek çok basitti:
Hiçbir kadın bunu hak etmezdi.
Ne dışarı çıktığı için,
ne yaşadığı için,
ne de sadece "kadın" olduğu için…
Ama bu korkular…
insanın içine bir kez yerleşince kolay kolay gitmiyordu.
Ben de yalnız hissediyordum.
Dışarıdan bakınca öyle görünmezdi gerçi.
Mutlu bir anne baba,
başarılı bir abla ve abi…
ve ailenin küçük prensesi olan ben.
Masal gibi duruyordu, değil mi?
Ama gerçek… masal değildi.
Evet, ailemi seviyordum.
Hâlâ da seviyordum.
Onlar için canımı verirdim.
Zaten… hayatımı bile onlar için seçmemiş miydim?
Ama yine de…
en anlaşılmayan kişi hep ben olmuştum.
Ağladığımda "abartıyorsun" denirdi.
Üzüldüğümde "gereksiz" olurdu.
Konuştuğumda "susmam"gerekirdi.
Bu yüzden…
Ağlamayı öğrendim.
Ama sessizce.
Gizlenmeyi öğrendim.
Ama kimse fark etmeden.
Ve en sonunda…
Rol yapmayı öğrendim.
İyi bir oyuncu oldum.
Gerçek benliğimi saklayan biri…
Ailemle sadece bir kez gerçekten tartıştım.
O da… benim haberim olmadan evleneceğimi öğrendiğim gün.
O günden sonra…
Bıraktım.
Her şeyi akışına bıraktım.
Zaten seçim hakkım yoktu.
Ama şimdi…
Yanımda duran, elini sımsıkı tuttuğum adamı düşününce…
İçimde garip bir his oluşuyordu.
Belki de…
Annemin dediği doğruydu.
"Her şey senin iyiliğin için."
Draco’nun elini daha sıkı tuttum.
Ve birlikte tekrar ortak salona döndük.
Yerimize oturduğumuz anda Hemira hemen atıldı:
"Çocuklar neredeydiniz, merak ettik!"
Draco hiç bozmadan cevap verdi:
"Sıra vardı, biraz bekledik."
"Yani olaylardan sonra korktuk biraz…"dedi Fealen.
Gözlerimi devirdim.
"Of, tamam çocuklar. Abartmayın, zaten yorgunum."
"Evet ya, tuvalete gittik sadece," dedi Draco.
Ama Haylen kaşlarını kaldırdı.
"Emin misiniz? Telefonda birini azarlıyordun sanki."
Yanaklarımın ısındığını hissettim.
Harika.
Yakalandık gibi bir şey.
"Sen de sinirlendirme o zaman," dedim hızlıca.
"Niye bu kadar sinirlendin ki?" dedi.
"Sanki filmlerde tam bir şey olacakken biri arar ya… öyle hissettirdi."
Draco’yla göz göze geldik.
İkimiz de patlamamak için kendimizi zor tutuyorduk.
Hemira bana bakıyordu.
"Ne oldu?" der gibi.
Kafamı salladım.
Hiçbir şey yok.
Yani… keşke gerçekten hiçbir şey olmasaydı.
Bir an durdum.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Bugün yaşanan her şey…
yangın...
mesajlar…
silah sesi…
Ve o rüya…
Uçurum.
Karanlık gökyüzü
.
Deli gibi çırpınan bir okyanus.
Ve Draco…
"Yaşa, Afetim…" diyordu.
Nefesim daraldı.
Bu rüya…
Bir şey anlatıyordu.
Ama ne?
"Benim sevgili müstakbel karıcım nereye daldı böyle?"
Draco’nun sesiyle kendime geldim.
"Ha… yok, bir şey yok. Dalıp gitmişim."
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Yine düşüncelerinde kayboldun, değil mi?"
Cidden…
Bu çocuk zihin mi okuyor?
"Sen benim aklımı mı okuyorsun?"
Hafifçe güldü.
"Hayır. Seni tanıyorum."
Sonra kulağıma doğru eğildi.
Sesi alçaldı.
"Ve seni neyin rahatsız ettiğini hissedebiliyorum…"
Kolunu omzuma atıp hafifçe okşadı.
İçim yumuşadı.
"Bugün olanlar işte…" dedim kaçamak bir şekilde.
"Yalancı," dedi hemen.
"Hey! Ben yalancı değilim."
"Bugün olanlar var, evet… ama bu daha eski bir şey."
Sustum.
Yakalamıştı.
Yine.
""Ben şey…"
"Elini kaldırdı."
"Zorlamak yok. Ne zaman anlatmak istersen, o zaman."
Sonra gülümsedi.
O gülümseme…
Garip bir şekilde "güvendesin" diyordu.
Dayanamadım.
Başımı göğsüne yasladım.
Ellerimi tuttu.
"Üşüdün mü?"
"Biraz… battaniye verir misin?"
"Tabii."
Üzerime battaniyeyi örttü.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim güzelim… acıktın mı?"
"Biraz."
Draco başını kaldırdı.
"Çocuklar, aç mısınız?"
"Ben açım!" dedi Lunaria.
"Ben de," dedi Hemira.
Draco ayağa kalktı.
"O zaman beyler, kalkıyoruz. Yiyecek operasyonu."
Erkekler tek tek kalkıp uzaklaştı.
Ve…
Onlar gider gitmez…
Kızlar resmen üzerime üşüştü.
"Hey ne oluyor Elaris, az önce uçtun mu sen?!"
"Ha-ha çok komik," dedi gözlerini devirerek.
Hemira hiç vakit kaybetmedi.
"Tamam, kes. Sabah ne oldu, az önce ne oldu… anlatıyorsun. Şimdi."
Elaris de kollarını bağladı.
"Evet, siz kesin bir şeyler karıştırdınız."
"Ya Elaris öyle diyorsun ki insanlar yanlış anlayacak!"
"Aman be," dedi umursamazca.
"Hiçbir şey olmadı, tuvalete gittik geldik."
Hemira gözlerini kıstı.
"Yooo… yok. Beni burada kes, yine inanmam. Bir şey oldu."
Lunaria da eğildi.
"Maria… bizden mi saklıyorsun?"
Of.
Kaçış yok.
"Tamam ama sakin olun. Belli etmeyeceksiniz."
Üçü birden öne atıldı.
"ANLAT!"
Derin nefes aldım.
"Tamam… öpüştük."
Fısıldamama rağmen üçünün de gözleri kocaman oldu.
"NE?!" dedi Lunaria. "Yemin et!"
Elaris kahkahayı bastı.
"Vay be kızım… hızlı çıktın ha!"
Hepimiz gülmeye başladık.
"Detaylı anlatım istiyoruz," dedi Elaris.
"Evet, full versiyon,"dedi Hemira.
"Ya tamam,"dedim gülerek.
"Draco kapıda bekliyordu…"
"Eee?"
Üçü aynı anda.
"Öncesinde piknikte flörtleşiyorduk ya…"dedim.
Olanları anlatmaya başladım.
Ağaç, elma, düşüş, yakınlaşma…
Ben anlattıkça onlar resmen dağılıyordu.
"Ya gülmeyin, devamı var!"
"Yeter artık, öpüşün artık!" dedi Hemira.
"Harbi," dedi Lunaria. "Çocuğun dramı."
"Tamam… sonra yine oturduk falan…"
"Eee?"
"Öpüştünüz mü?"
"Hayır."
Üçü aynı anda:
"NE?!"
"Ya neden?!" dedi Lunaria resmen hayal kırıklığıyla.
"Çünkü…"dedim gülerek, "Hemira aradı."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra.
"NE?!"dedi Hemira. "BEN NE YAPTIM LAN?!"
Lunaria kahkaha krizine girdi.
"Oha Hemiey… çocuğun hayatını sabote etmişsin!"
"Ben nereden bileyim ya!" dedi Hemira. "Bilsem beş dakika sonra arardım!"
"Beş dakika yetmezdi zaten,"dedim istemsizce.
Üçü bana döndü.
Elaris sırıttı.
"Oha Maria… sen fenasın."
Kesinlikle,§dedi Lunaria.
"Susun lan!"dedim gülerek.
Onlara devamını da anlattım.
Tuvalet, konuşmalar, yakınlaşma…
Kızlar resmen diziyi izler gibi dinliyordu.
Tam o sırada-
"BÖH!"
"ANANI-"
Yarım kaldı.
"Draco!" diye bağırdım.
Bizimkiler kahkaha atıyordu.
"Komik mi bu?"dedi Lunaria sinirle.
Büyüyünce komedyen mi olacaksınız?" dedi Hemira.
Draco yanıma oturdu. Elinde açma ve çay vardı.
Ve o an-
Gözlerim parladı.
"Hi!"
"Evet,"dedi gülerek, "türk açması ve çayı."
"NEREDEN BULDUN?!"
Açmayı kaptım resmen.
"Şeften rica ettim. Çayı da bir arkadaş buldu."
"Sen… harikasın."
Yanağına küçük bir öpücük bıraktım.
"Teşekkür etme," dedi. "İstemen yeter."
Gülümsedim.
Koca bir ısırık aldım.
"Maria o lokma senden büyük!" dedi Cayric.
"Açım!"dedim ağzım doluyken.
Bir yudum çay aldım.
Gözlerimi kapattım.
"İşte bu…"
"Bir çaya bu kadar anlam yüklenir mi?"dedi Cayric.
Hemira omuz silkti.
"Türkler için çay ciddi mesele."
Draco eğildi.
"O zaman bir gün… evimizde de yaparsın, değil mi?"
Gözlerim parladı.
Yaparım."
Gareth hemen atladı.
"İlk sabahınızda yapar."
"Bize yok mu?" dedi Rowen.
"Ya bir rahat bırakın!" dedim.
"Daha ortada bir şey yok," dedi Cayric.
"hay babanı satim Siz sabah kahvaltısı planlıyorsunuz."diye söylendim herkes güldü bende
"ne ? hep ananı diyosunuzz Babamıza da biraz sövün ya," dedim.
Herkes güldü.
Draco kolunu omzuma attı.
"Kız haklı."
"Gerçekten haklı," dedi Rowen.
"Tabii haklıyım."
"Tamam abla kızma," dedi Cayric.
Gece uzun geçti.
Yorgun, karmaşık… ama garip şekilde güzeldi
ve bir iki gün hepmiz burda kalıcak tık
🔥🌊
iki gün sonra
iki günün sonunda herşey normala döndü izin çıktı Sonunda herkes dağıldı.
Biz de odaya geçtik.
"Çok yoruldum…"dedim.
"Ben de," dedi Draco. "Sadece uyumak istiyorum."
Sırıttım.
"Beraber… sarılarak uyuruz değil mi?"
Beni belimden çekti.
"Hmm… cazip bir teklif. ama bi düşünmem lazım"
Kaşımı kaldırdım.
"İyi. O zaman kendine yer yatağı hazırlarsın."
Geri çekildim.
Dolaba doğru yürürken-
Kolumdan tuttu.
Bir anda beni kendine çekti.
Göğsüm göğsüne çarptı.
Nefesim kesildi.
Başımı kaldırdım.
O bana eğildi.
Aramızda neredeyse mesafe yoktu.
Nefeslerimiz birbirine karışıyordu.
Kalbim…
Kontrolden çıkmıştı.
Dudaklarım aralandı.
Sesim istemsizce incelmişti.
"Ne yapıyorsun Draco…"
Sırıttı.
"Sen trip mi attın?" dedi.
Yutkundum.
"Ne diyorsun Draco ya… yorgunum, seninle uğraşamam."
Geri çekilmeye çalıştım ama beni daha sıkı kavradı.
"Benden kaçamazsın güzelim…" dedi fısıldayarak.
Sesi… karanlık, derin ve fazlasıyla sakindi.
Kalbim hızlandı.
"Draco…" dedim ama devamı gelmedi.
Beynim sanki devre dışı kalmıştı.
"Bide küsermiş… trip de atarmış," dedi tane tane.
"Ben trip atmıyorum ve küsmedim."
"Tamam kızma, şaka yaptım aşkım."
"Ben kızmadım."
"Tamam güzelim."
Gözleri dudaklarıma kaydı.
Sessizce yutkundu.
"Öyleyse…" dedi alçak bir sesle,
"Kollarını boynuma dola."
Tereddüt etmedim.
Kollarımı boynuna doladım.
"Seni öpmek istiyorum."
Kalbim duracak gibiydi.
"İznin var mı?"
Gülümsedim.
"İzne gerek yok bence… senden rahatsız olmuyorum."
Sırıttı.
Ellerini belime koydu.
Yavaşça beni kendine çekti.
Dudaklarını dudaklarıma sadece değdirdi önce…
Sanki izin alır gibi.
Sonra durdu.
O bir saniye…
bir ömür gibiydi.
Ve sonra…
beni gerçekten öptü.
Eli belimden yüzüme çıktı.
Parmakları yanağımı okşarken, ben de saçlarına dokundum.
Bir süre sonra geri çekildi.
Gözlerimi açtım.
"Bir saniye müstakbel karıcığım… telefonunu verir misin?"
Şaşırdım ama uzattım.
Telefonumu aldı.
Sessize aldı.
Sonra kendi telefonunu çıkardı.
Onu da susturdu.
İkisini yan yana koydu.
Bana döndü.
"Artık kimse bizi bölemeyecek."
Gülmeden edemedim.
"Gülme, ciddiyim… bir izin vermediler."
"Haklısın," dedim gülümseyerek.
Yüzünü tekrar yüzüme yaklaştırdı.
"Bir daha yapar mısın?"
"Neyi?"
"Saçımı… az önce yaptığın gibi."
Gülümsedim.
Parmaklarımı saçlarının arasına geçirdim.
Yavaşça okşamaya başladım.
Gözlerini kapattı.
"Teşekkür ederim," dedi fısıldayarak.
"İstemen yeterli."
Bu sefer ben onu öptüm.
Hiç beklemeden karşılık verdi.
Daha derin, daha gerçekti.
Bir süre sonra dudaklarını ayırdı.
Gözlerimin içine baktı.
"Seni seviyorum," dedi.
Bir an durdu.
"Senin için her şeyi yaparım."
Bir adım daha yaklaştı.
"Senin için… soykırım başlatırım."
Güldüm.
"Bende seni seviyorum," dedim.
"Senin için her şeyi yaparım."
Kısa bir duraksama.
"Senin için… soykırım başlatırım."
İkimiz de güldük.
"Artık uyuyalım," dedi yumuşak bir sesle.
"Çok yoruldun."
"Sen de yoruldun."
Üstümüzü değiştirip yatağa girdik.
Kollarını açtı.
"Gel bakalım müstakbel kocana."
Kıkırdadım ve içine girdim.
Kolları etrafımı sardı.
Sanki ait olduğum yer orasıydı.
"İyi geceler müstakbel karıcım."
"İyi geceler müstakbel kocacım."
Güldü.
"İyi geceler afetim."
Gülümsedim.
"İyi geceler… benim derin ve dalgalı denizim."
O gece…
ilk defa gerçekten huzurlu uyudum.
🌊🔥
Derin bir uykudaydım…
Ama huzursuzdum.
Yatakta sağa sola döndüm…
Ve bir anda sıçrayarak uyandım.
Nefesim hızlanmıştı.
Yanıma baktım.
Draco yoktu.
Gözlerimi kapattım bir an…
Yine aynı rüya.
Hastane odasında gördüğüm o rüya…
Arada tekrar tekrar geliyordu.
Dün gece de görmüştüm.
Ama Draco sorduğunda…
Nedense anlatmaya çekiniyordum.
Saate baktım.
01:20.
Yataktan kalktım.
Banyoya doğru yürüdüm.
Hem Draco orada mı diye bakacaktım…
Hem de tuvalete girmem gerekiyordu.
Kapıyı çalacaktım ki...
Kapı açıldı.
Ve Draco ile burun buruna geldik.
Bir an…
Donup kaldım.
Saçlarından su damlıyordu.
Üzerinde sadece beline sarılı bir havlu vardı.
Şampuan kokusu…
Ve kendi kokusu…
Başımı döndürmüştü.
Vücudu…
cidden bir sanat eseriydi.
Kaslı, düzgün, etkileyici…
Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama…
başaramadım.
İkimiz de birkaç saniye konuşamadık.
Sonunda ben pes ettim.
"Şey… ben… pardon - özür dilerim… uyandım da… saati görünce… sana bakacaktım…"
Cümlelerim birbirine girmişti.
Draco dudaklarını bastırdı.
Gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Ben ise utançtan eriyordum
"Komik değil!" dedim.
"Yoo… baya komik," dedi gülerek
"Şuna bak… nasıl da utanıyor."
Elini çeneme koydu.
Başımı hafifçe kaldırdı.
Baş parmağıyla yanağımı okşadı.
"Oyy… kızarmış bile."
"Of Draco ya!" dedim, göğsüne hafifçe vurarak.
Bir anda bileklerimden tuttu.
Ve beni kendine çekti.
Ellerini belime doladı.
"Aa olmaz ama… erkeklere şiddete hayır," dedi sırıtarak.
"Dalga geçme benimle."
"Ben geçmem… sen çok malzeme veriyorsun."
Gözlerimi devirdim.
"Bu arada…" dedi, gözleri üstümde gezerek,
"nasıl buldun?"
"Ne-"
"Vücudumu," dedi gayet rahat bir şekilde.
"Beğendin mi?"
"Draco!"
"Ne var? Ciddi soruyorum."
"Ben… lavaboya girecektim."
Gitmeye çalıştım.
Ama bırakmadı.
"Benden kaçamazsın güzelim."
"Kaçmıyorum!" dedim ama sesim hiç inandırıcı değildi.
Gözlerim hâlâ kaslarına kayıyordu.
Sırıttı.
"Gözlerini kaçırma… bakabilirsin."
Eğildi.
"Sadece sen bakabilirsin zaten."
Kaşlarımı çattım.
"Yok, başkaları da baksın istersen!"
Güldü.
"Kıskanmanı seviyorum."
"Çok komik."
Bir an durdu.
Bakışları yumuşadı.
"Sana bir şey söyleyeceğim."
"Söyle…"
"Aileme başta çok kızgındım," dedi.
"Ama şimdi… minnettarım."
Kalbim duraksadı.
"İyi ki hayatıma girmişsin."
Bir adım yaklaştı.
"İyi ki benim… güzel, zeki, etkileyici kraliçem olmuşsun."
Yutkundum.
"Afetim…"
Bu kelimeyi söylediğinde…
içim eriyordu.
"Evet…"
"Seni çok seviyorum."
Gülümsedim.
"Soykırım çıkaracak kadar mı?"
Kahkaha attı.
"Evet… soykırım çıkaracak kadar."
"Ben de seni seviyorum," dedim.
"Ben de senin için her şeyi yaparım."
Kısa bir duraksama.
"Soykırım çıkaracak kadar."
İkimiz de güldük.
Eğildi.
Dudaklarıma kısa bir öpücük bıraktı.
"Artık giyinmen lazım."
"Sen üstünü çıkarsan?" dedi sırıtarak.
Gözlerimi kocaman açtım.
"VALERION!"
"Tamam tamam!" dedi gülerek. "Giyiniyorum."
Ben tuvalete girdim.
Çıktığımda…
üstünü giymişti.
Yatakta uzanıyordu.
Yanına gidip uzandım.
"Yarın için heyecanlı mısın?"
"Hem de çok… kendi kazdıkları kuyuya düşecekler."
Ciddileşti.
Doğruldu.
"Afetim…"
"Efendim?"
"İyi misin?"
"İyiyim… neden?"
"Banyodayken seni duydum," dedi.
"Korkarak uyandın."
Sustum.
"Dün de aynıydı… daha önce de."
Elimi tuttu.
"Sürekli içine atıyorsun… bu iyi değil."
Derin bir nefes aldım.
"Bir şey var aslında…"
"Nedir?"
"Yangından sonra…" dedim.
Her şeyi anlattım.
Rüyayı.
Detaylarıyla.
Bitirdiğimde sessizlik oldu.
Sonra beni kendine çekti.
Sarıldı.
"Bu sadece kabus," dedi.
"Ve sen asla yalnız değilsin."
Başımı göğsüne gömdüm.
"Ayrıca…" dedi hafif gülerek,
"seni o çiçekli elbiseyle görmek isterim."
"Yaz gelsin, görürsün."
"Söz mü?"
"Söz."
Saçlarıma yüzünü gömdü.
Derin bir nefes aldı.
"İsmini çok seviyorum," dedi.
"Gerçekten mi?"
"Maria da güzel… ama ‘Afet’…"
Başını kaldırdı.
"Tam sensin."
Gözlerimin içine baktı.
"İlk gördüğüm an dedim ki… bu kız bir afet."
Kalbim hızlandı.
"Ve hâlâ öylesin."
Gülümsedim.
"Sen de benim fırtınalı
denizimsin…"
Duraksadım.
"Ve yakışıklı korumam."
Güldü.
"Senin ağzını yerim."
Cümlem biter bitmez beni öptü.
Karşılık verdim.
Bir süre sonra ayrıldı.
"Bence artık uyuyalım… yoksa"
Boğazını temizledi.
Güldüm.
"Evet… uyu
yalım."
Yorganın altına girdik.
Birbirimize sarıldık.
"İyi geceler… gökyüzüm ve en parlak yıldızım."
"Yıldız mı?"
"Evet."
İsminin anlamını anlattım.
Ejderha…
ve bir takım yıldızı.
Gözleri parladı.
"Artık bana hep yıldızım de."
"Tamam… yıldızım."
"Sen de bana hep afetim de."
"Zaten öylesin."
Gülümsedim.
"İyi geceler… fırtınalı gökyüzüm."
"İyi geceler… afetim."
O gece…
sadece uyumadık.
Birbirimize söz verdik.
Ben onun afeti olacaktım…
O da benim gökyüzüm, yıldızım, fırtınalı denizim.
Sonsuza kadar.
🌊🔥
Evettttt 🍔'lerim bir bölümün sonuna geldik güzel ve romantik
Bir bölüm oldu bir sonraki bölümde görüşmek üzere bölümü oylayarak ve yorumlarda değerli düşüncelerinizi belirterek bana destek olabilirsiniz ve beni YouTube ve instagramdanda takip ederek gelişmelerden haberdar olabilirsiniz 💙 ✨ 🍔
Sizleri ÇOK SEVİYORUM görüşmek üzere 🍔 'lerim
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.76k Okunma |
303 Oy |
0 Takip |
43 Bölümlü Kitap |