14. Bölüm

Anlasana

Sena Zek
senazek

Nisan yağmurları arabanın dışında tıkırtılı sesler oluştururken Can ve ben işi asmış, Yağmudede yoluna düşmüştük. Can yola dikkat kesilmişken arada bir hayretle bana bakmayı ihmal etmiyordu. Onun bana attığı her bakışta oturduğum koltuğa daha da gömülüyor ve verdiğim fikir için kendime kızıyordum.
Kollarımı göğsümün altında birleştirip gri gökyüzüne baktım. Sabahki o bahar tazeliği dolu hava çok hızlı değişmişti. Oflayarak başımı sıkan tokayı çıkarıp saçlarımı havalandırdım. Kabarık saçlarım omzuma dökülürken başım adeta nefes almıştı.
"Binalar gri, yollar gri, hava gri.." diye söylendim.
Can "Sweatshirtün gri.." diyerek ekledi.
Üstüme bakıp mümkünmüş gibi daha fazla somurttum. "İlk defa siyah değil gri giydim, havanın eşlik edeceği tuttu,"
Sonra gözlerim arka koltuğa fırlatılmış gri cekete takıldı. Kaşlarım havalanırken "Ceketin gri..." dedim.
Can'ın yüzü ciddiyet bürünürken "Bugün ben koyulaştım, sen açıldın, garip..." dedi.
Saçlarımı bir kere daha havalandırıp geriye yaslandım. "Üzüm üzüme baka baka kararır derler. Atı atın yanına bağlama ya huyundan suyundan da derler. İşe gidiyorum, işte sen. İş bitiyor eve gidiyorum, evde sen. Kafa dinlemeye köyüme gidiyorum, köyde sen. Yemin ediyorum, evlenseydik daha az görüşürdük," derken dirseğimi kapıya dayayıp başımı elime yasladım. Yaşadığımız ironinin ikimiz de farkındaydık.
Can bu isyanıma genişçe gülerken ters ters ona baktım. "Babalarımızın işgüzarlığı, ne yapabiliriz?" dedi.
"Ev kısmına inanırım ama işi de onlar ayarlayamaz ya," derken yüzünü inceledim. Bu işte parmağının olması hoşuma gider miydi, gitmez miydi kestiremiyordum.
Sorum üzerine güleç yüzü ciddileşti, kaşları çatıldı ve derince yutkundu. Bana kısa bir bakış atıp tekrar önüne döndü. " İş kısmı benim başımın altından çıkmış olabilir," dediğinde ona sert bir bakış attım. Ona dönerken ağzım da hayretle açık kalmıştı.
"Sebep? Benden nefret ettiğini haykırırken burnumun dibinde bitme pahasına neden benim iş yerimde işe başladın," dedim sitemkar sesimle.
Tam o sıralarda Sincan'dan çıkmış Ayaş'ın taşra yollarında takır tukur gitmeye başladık. Gökyüzünün griliği devam ederken etraftaki ağaçların yaprakları ve yeşillikler yağmurun ıslaklığıyla ağırlaşmıştı.
Can sesini çıkarmadan bu yollara aykırı duran arabasını sürmeye devam etti. Onun sessizliği üzerine parmaklarımla oynamaya başladım.
Yağmurun sesini ve arabanın tıkırtısını dinlerken "Senden nefret etmiyorum," dedi.
"Bu kızı istemiyorum derken, beni tehdit ederken, babana bağırıp çağırırken öyle gözükmüyordun," diye hesap sordum.
"Ben evlenmek için istemedim seni ama seninle beraber çalışmak için can atıyordum," dediğinde son derece ciddi gözüküyordu.
Gözümü kısarak tüm vücudumla ona döndüm."Nasıl yani?"
"Senin bizim apartmanı tasarlayan mimar olduğunu anlamak zor değildi. Daha ismini söylemenle o olduğunu anladım. Güzel bir oturma planı var. Sonra biraz seni araştırdım Sıla. Mimar kimliğini araştırdım, iç mimar da olunca ilgimi çekti işte," derken sözünü böldüm. "Sen çok tehlikelisin, beni adım adım takip mi ettin?" dediğimde hayal kırıklığına uğramıştım.
"Senin ilgimi çektiğini söylemiştim sana," derken aldığı tepkiden ötürü sesi hafif titrekti.
Duyduklarımı hazmetmeye çalışıyordum. "Sonra da boş kabuk dedin,"
"İki saat önce sözümü geri aldım, hatırlarsan,"
"Önce kadın olarak ilgimi çekmiyorsun dedin, sonra kardeşim dedim diye bir hafta küstün Can. Akli melekelerin yerinde mi?" derken sesim yükselmeye başladı.
"Kardeşim dedin diye küsmediğimi açıklamıştım sana ama bir noktaya takılıyorsun ve asla doğrusunu düşünmüyorsun Sıla," derken onun da sesi yükselmeye başladı.
"Sen dengesiz bir adamsın, bir öylesin bir böyle, ben korkuyorum senden,"
"Ben korkuncum Sıla, öyle mi?" derken direksiyondaki elleri sıkmaktan bembeyaz kesildi.
"Öylesin, seni araştırdım diyorsun, arkandan geldim diyorsun. Nasıl korkmayayım? Katiller de önce takip ediyorlar, hırsızlar da. Ben kadınım Can. Zırhlarıma rağmen deli gibi korkmam doğal. Bu ülkede günde kaç kadın öldürülüyor, taciz ediliyor ve daha beterleri... Yalnız kalmak istesem de duyduğum her tıkırtıda uyanıyorum,korkudan titriyorum. Asla yalnız bir sokağa giremiyorum. Bir erkek bana yaklaştığında kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor. Ne yapabilirim?" Sesim Can sanki kilometrelerce uzağımdaymış gibi yüksek ve hararetliydi.
Hemen ilk sağa çekti arabayı. Arabayı park moduna aldıktan sonra kemerini çözdü, sonra hızlı bir şekilde benim kemerimi de çözdü. Ne yaptığını anlamak için gözlerim büyümüş vaziyette ona baktım. "Korkuyorsun öyle mi?" dedi ve arabadan inip sertçe kapattı kapıyı.
Benim kapıma gelip aynı sertlikte kapıyı açtıktan sonra "İn" diye bağırdı. Ben titreyerek arabadan inince kapıyı kapatıp üzerime yürümeye başladı. Ben tedirgin gözlerimle onu incelerken ister istemez geri adımlar attığımda sırtım ıslak arabanın metaliyle buluştu. Çiseleyen yağmur bizi ıslatmaya yetiyordu. Onun gözlerinde ise alevler görüyordum. Beni kendi ile arabanın arasına sıkıştırdığında kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. İki kolunu iki yanıma sabitleyip başını eğdi. Burnu burnumun iki parmak üstündeyken aldığı nefesi hissediyordum. Kokusu burnumu doldururken gözlerini gözlerime dikti. Sağ elini arabadan ayırıp işaret parmağının tersini şakağıma yasladı. Tenindeki o serinlik, yağmurun ıslattığı tenime değdiğinde irkildim. Parmağının sırtı, sanki bir porselene dokunur gibi büyük bir imtinayla şakağımdan aşağı, elmacık kemiğime doğru ağır ağır süzüldü. 'İstesem..' derken parmağı tenimden ayrılmadan dudağımın kenarına, oradan çeneme doğru yol aldı. Bu dokunuş bir tehdit değil, bir keşif gibiydi. 'Buraları öpücüklere boğardım ama yapmıyorum,' dediğinde, o parmağının tersindeki yumuşaklık ile sesindeki o yakıcı iddia ruhumu altüst etmişti.
Nefesimi tazeledikten sonra geç de olsa cesaretimi toplayarak yumruğumu yüzüne oturttum. Sendeleyip geriye doğru giderek çenesini tutup güldü. Sinsi sinsi gülmesi beni çileden çıkarırken bağırdım. "O elini kırarım demiştim,"
"Yapmazsın, bana yapamazsın. Çünkü senin için tehlike olmadığımı çok iyi biliyorsun. İstesen bir yumrukla da kalmazdın ama bak, sadece bağırıyorsun," dediğinde ne kadar kasıldığımı fark ettim. Sırtımı dikleştirirken söylediklerinin doğruluğunu tarttım. Beni sıkıştırmaya başlamasıyla tepki vermemiştim ve bu onun dediğini doğruluyordu.
"Başkası olduğunda o eli kırarsın evet. Ama beni sadece tehdit ediyorsun. Çünkü beni seviyorsun," derken saçları alnına çoktan yapışmıştı. Sesi ona taş atmaya kalktığımdaki kadar netti.
"Sen ne konuşuyorsun," diyerek üstüne yürüdüm.
Yüzüme düşen örüğü kulağımın arkasına koydu. "İlla bir kadının bir erkeği sevdiği gibi değil ama değer veriyorsun, aldın dünyana beni. Başardım, sızdım kalene," derken soğukkanlıydı ama ben hem onun hem de her zamanki halimin aksine çok öfkeliydim. Omuzlarına vurmaya başladım. O tepkisiz benim yapacaklarımı izliyordu sadece. " Hainsin, alçaksın. Bilerek yaptın. Hesaplayarak yaptın. En korktuğum şey buydu," derken kendimden geçmiştim. Aniden iki bileğimden tutup gözlerimizi birbirine kenetledi. "Ben sadece seninle aynı yerde çalışmak istedim, başka hesap kitap yok. Birbirimize çekiliyoruz, anlasana. Aklımız değil kalplerimiz getirdi bizi bu noktaya,"
Söylediklerine inanmak istiyordum , o kadar tehlikeli olmadığına inanmak istiyordum. Gözlerinin içine o dünyayı daha iyi görebilmek için baktım. Kahve gözlerini şimdiye kadar hiç bu kadar samimi görmemiştim. Sıcaktı ama yakıcı değil ısıtıcı bir sıcaklıktı. Yağmurun ıslattığı tenim üşüyordu ama ruhum ne zamandır bu kadar ısınmamıştı.
"Sıla ben yerimi bilmek, geri durmak istiyorum ama duramıyorum. Sana sataşmadan, kavga etmeden duramıyorum. Şu bir haftada o kadar zorlandım ki her an çalabilirdim kapını, zor tuttum kendimi. Sen kaskatı gerçekliğine rağmen içimde bir yerlere dokunuyorsun, varlığın iyi hissettiriyor,"
Saçlarımın artık sırıksıklam olduğundan emindim. Alnıma düşen yağmur damlalarını hissedemiyordum ama deli gibi üşüyordum. Rüzgarın tenimde bıraktığı bu buz gezdirme hissiyle kendime geldim ve hızla kollarımı çekip kendimi ondan kurtardım. Bir kaç geri adım attıktan sonra acı dolu bir bakış atıp arabaya bindim ve hızla kapattım kapımı.
Can bulunduğu ruh halinden kurtulmak ister gibi başını sağa çevirip hararetli adımlarla arabaya bindi. Ben koltuğuma gömülmüş, ondan olabilecek en uzak yere oturup kollarımı göğsünün altında birleştirip dışarıya baktım. Yol kenarlarında açan papatyalar, karahindibalar bile ilgi çekici gelmiyordu. Arabanın kabininde sadece motor sesi varken bir süre ilerledik. "Ben özür dilerim, sana bu kadar yaklaşmamalıydım," dedi kısık bir sesle. Ona bir bakış attığımda gözlerinin pişmanlıkla çöktüğünü, teninin aynı hisle soluklaştığını fark ettim.
Sessizliğin üzerine devam etti. "Benden korktuğunu duyunca çileden çıktım Sıla. Biliyorum affı yok ama korkunç bir adam olmadığımı kanıtlamak istedim,"
"Beni arabanın yanına sıkıştırarak ve beni öpmekle tehdit ederek," dedim ona bakmadan.
"Bir daha rızan olmadan dokunmayacağıma söz veriyorum," derken sesinden kahrolduğu belliydi.
"İyi olur,"derken yüzüne bile bakmadım.
Yaklaşık yarım saat sonra ise köy yoluna girdik. Kimileri kerpiç kimileri daha modern olan köy evleri, bazen bozuk bazen düzgün olan yollar karşıladı bizi.
"Bizim eve gidelim," dedim net sesimle. Ne düşündüğümü anlamaya çalılır gibi kısa bir bakış attı ve sorgulamadan Allı turnasını oraya yönlendirdi. Anahtarın kapıda olduğuna emin olarak hızla eve yürüdüm ama kapıya varınca hayal kırıklığına uğradım. "Zamanı mıydı yani?" diye haykırdıktan gözlerimi devirip ofladım. Hıncını almak ister gibi kapıyı salladıktan sonra arabadan inip yavaş adımlarla beni takip eden Can'a "Gel" diyerek kahvehaneye doğru yürümeye başladım. Islak asfalt ayağımın altında yok sesler çıkarırken menzilime varmıştım.
İçeriye girdiğimde tüm gözler bana döndü. Amcalar fısıldaşmaya başladığında babam ile bakışlarımız kesişti. Can dışarıda kaldığı için tek görünen bendim. Babamın hayretle gözleri açılırken yanındaki Fikri amca da farklı değildi. Babam yaptığım baskın karşısında utanır bir ifadeyle ayaklanıp yanıma gelirken Fikri amca da ona eşlik etti. Babam beni kolumdan tutup dışarıya yönlendirdikten sonra kendine çekip kısa bir süre sarıldı. Ona ne çok sıkı ne çok gevşek bir karşılık verdikten sonra ayrıldığında merakla yüzümü inceledi. "Kızım hayırdır, bayram değil, seyran değil," derken sorgular bakışları üstümde geziyordu. Tam o sırada oğlunu yeni fark eden Fikri amca "Aa, bizim kerata da burada," dedi. Gözlerini kısmış bizi süzüyor, bir şeyler bulmayı umuyordu.
İkimiz de sırılsıklamdık. Fikri amca "Ne bu hal?" derken muzip bakışlar atıyordu.
"Bize evin anahtarını verir misin baba? " dedim elimi uzatarak. Babamın gözleri tekrar büyüdü. "Yok artık, ikiniz evde başbaşa..." dediğinde ne düşündüğünü tahmin ettim. Fikri amca ve Can'ın aynı tahminde bulunmasıyla tıslayarak güldüler.
"Baba , daha neler? Hem düşündüğün şey için olsa köye gelmeye ne gerek var? Adamı kendi elinle yan daireme yerleştirdin ya," dedim isyankar sesimle.
Can daha da sesli güldükten sonra boğazını temizleyip ciddileşti. "Selami amca, sadece beraber geldik, evde başbaşa falan yok," dediğinde babam bizi süzgeçten geçirerek anahtarı uzattı.
Babalarımızın sorgulayıcı bakışları ve fiskoslarını arkamızda bırakırken Can ve ikimiz kuruyabilmek ve üstümüzü değiştirmek için evlerimize doğru yola çıktık. Can'ın keyifli ıslığını duyarken ters ters baktım ona. Sonra da yollarımız ayrıldı.
Eve geldikten sonra anahtarı kilide yerleştirip döndürdükten sonra ağır kapının gıcırtı sesi sokakta yankılandı. Hızla odama gidip gri eşofmanlarımı aldım ve banyoya girdim. Kıyafetlerim ıslandığı için zorca üstümden çıkardıktan sonra rahatladım. Anahtarı kapının üstüne koyduğum için yakalanma riskine karşı hızlı bir duş aldıktan sonra giyindim.

Saçlarımı kuruturken kapının çatırt sesinin eşliğinde Can girdi eve. Ben banyoda saçımla uğraşırken yanıma geldi ve banyo kapısının pervazına yaslandı. Ben ona bakmıyor, adeta yok sayıyordum. Ama onun yüzümden boynuma doğru inen bakışları her zamankinden yoğundu. Yağmurun altında elini dokundurduğu yerlerde gezdirdiği bakışlarını hissetmemek mümkün değildi.
İşim bittikten sonra soğuk bir sesle Can'a sordum. "Yağmur kesilmiş mi?"
Ben kurutma makinesini kaldırırken o cevapladı, "Evet," dediğinde mutfaktan büyükçe iki poşet aldım ve 'Hadi' diyerek çatıya çıkan kapağı indirdim. O merakla beni izlerken duvara dayalı merdiveni alıp çıkışın olduğu yere dayadım. O adımlarıyla beni takip ederken bastığım basamaktan çıkan gıcırtılar etrafı inletiyordu. Nihayet çatıya çıktığımda ıslak kiremit ve toprak kokusunu ciğerlerimize çektik. Ben olduğum yerde dikilmiş manzara ve kokunun tadını çıkarırken arkamdan başka bir yere geçip "Niye buraya çıkıyoruz?" dedi merakla. Ona ters bakışlar attıktan sonra poşetin birini yere serip oturdum. Öbürünü de eline verip benden uzak bir yeri göstererek "Otur" dedim. Anlamaz bakışlarla, ağır hareketlerle dediğimi yaptı. Kendini ağırca poşetin üstüne bıraktıktan sonra sorgular bakışlarla bir kendisine bir bana baktı.
"Gökyüzüne baksana," dedim içimdeki kıpırtıyla.
"Gün batımı mı izlemeye geldik yani," dedi isyanla. Omuzları düşmüş, içten içe bana kızıyordu ama kızmak konusunda ben de farksızdım. Her zaman halimi, durumumu okuyup ona göre davranan Can gitmiş, yerine mızmız bir çocuk gelmişti. Hareket ettikçe poşetin hışırdaması onun bu ruh haline eşlik ediyordu.
Ben "Önce gün batımı, sonra yıldızlar," derken Can gün batımına dikti gözlerini.
"Sıla, bu kadar yolu gün batımı izlemeye gelmedik, değil mi? Güneş Balgat'ta da batıyor ya da Gölbaşı'nda," derken sadece manzaraya bakıyordu. Aramıza serdiğim o plastik poşetler, aslında birbirimize bulaşmamamız için kurduğum son barikattı. Ama güneş batarken gölgelerimiz kiremitlerin üzerinde birbirine karışmaktan çekinmiyordu.

Ona yaralarımı göstermenin tam sırasıydı. Yolculukta yaşadığımız şeyler yüzünden vazgeçmem gerekirdi ama konuşmaya çok hevesliydim. Ama ellerim titriyordu. Soğuktan mı konuşacaklarımızın ağırlığından mı bilmiyorum ama titriyordu. Ağzımı açtığımda sesim de o titremeye eşlik edecek miydi onu da bilmiyordum. Tek bildiğim bazı şeylerin artık açığa kavuşması gerektiğiydi.

​"Siyah Kapüşonlu Kız’ın bu gizemli virajına benimle birlikte dönen sevgili okur; sonraki bölüme geçmeden önce sol alttaki o küçük yıldıza dokunarak kalbimi aydınlatmayı unutma. Keyifli okumalar..."

Bölüm : 20.05.2026 21:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...