16. Bölüm

Zevzekçe Bir Güven

Sena Zek
senazek

Merhabalar sevgili okurlar, bu bölüme kadar gelen herkese bir sorum var. Seni bu hikayede tutan ne oldu?
Evet ben pek okurla iletişime geçen bir yazar değilim ama acemiliğimi mazur görün. Dijital dünyada işlere çok hakim değilim.
Hikayemden alıntılar paylaştığım, duyurular yaptığım @yazarsenazek sayfasından da haberdar edeyim sizi.
Ben 2016'larda, 2018'lerde Wattpad'de takılırken yazarlar okurlarına bir isim buluyordu. Eğer hoşunuza giderse biz de öyle bir şeyler yapabiliriz. Tavsiyelere açığım.
Satır arası yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. En sevdiğiniz kısmı mutlaka işaretleyin olur mu?

İyi okumalar dilerim.

Can ile önlü arkalı oturma odasına girdiğimizde babam ve Fikri amca oturmuş, çay içiyorlardı. Fikri amca "Çifte kumrular da geldi," derken neşesi yerindeydi. Gözleri parlarken çayını höpürdeterek içince duyduklarımı zihnimden silip atmak için başımı iki yana salladım ve dolaptan iki çay bardağı alıp tezgahın üstüne koydum. Can bulduğu bir koltuğa yerleştikten sonra babamın "Ne kaynattınız yukarıda?" sorusunu cevapladı, "Havadan sudan konuştuk,"
"Evlilik tarihi ne zaman, yazın düğün var mı?" dedi Fikri amca.
Ben o sırada bardaklara çayı koymuştum, tepsiyle Can'a ikram ettim ve diğerini de elime alıp oturdum. Tam kendimi yerleştirip bir yudum almıştım ki Can umutla "Sıla, şeker de getirir misin?" dedi.
Sırtımı koltuğa iyice yaslarken bacak bacak üstüne atıp "Kendin alsana, yeri belli," dedim.
Babam "Kızım, misafire öyle denir mi? Ayıp," diyerek karşı çıktı.
Göz devirerek "Damat adayın değil mi? Misafir de değil yabancı da. Öğrensin, kalksın,alsın " dediğimde Fikri amca daha da keyiflenerek sırıttı.
"Oldu bunlar, " dediğinde babam gözlerini hafifçe kısıp, karşısındaki manzarayı bir bulmaca çözmek ister gibi süzdü.
Can tadı kaçmış gibi bir gülümsemeyle ayaklandıktan sonra şekerini ve kaşığını alıp oturdu. Babam "Can, oğlum, kusura bakma, Sıla işte," derken mahcup görünüyordu.
Fikri amca "Düğün diyorduk, ne zaman?" diye araya girdiğinde babam isyan etti. "Ne düğünü şimdi Fikri, ne konuştuk biz?"
Fikri amca sertçe bardağını tabağa koyarken camların oluşturduğu tık sesi odaya dağıldı. Anlaşılmak ister gibi öne doğru eğilerek "Ne konuşmuşuz Selami, evlendirecektik hani bunları? Can Sıla'ya neşe katacaktı, Sıla Can'a biraz ciddiyet öğretecekti," dedi.
Can gülerek çayı hemen yanındaki sehpaya koydu. Gülmesi kahkahaya döndüğünde hepimiz odada bomba patlamışçasına bakışlarımızı ona diktik. Kahkası bitince "Sıla mı ciddi? Baba ben bu kızla 7 24 beraberim. İşte ciddi ama diğer zamanlarda huysuz kedi gibi," dediğinde iz bırakan bakışlarımı ona sabitledim.
Beklemediğim atak babamdan geldi. "Mutlu etmeyi bilmezsen kadınlar hep huysuz kedi gibi olur,"
"Bence Can kadınları senden iyi biliyordur, babacığım. Daha işe girer girmez tüm kadınları topladı etrafına," dediğimde kor gibi yanan bakışları fırlatma sırası Can'daydı.
Fikri amca birden ciddileşerek "Can! Sen karı kız peşinde mi koşuyorsun?" dediğinde ben bile ondan korkmuştum. Gevrek gülerken, espri yaparken iyiydi ama kızarken heykel kesilmemek elde değildi.
Can "Baba sen ona ne bakıyorsun, kızlar benim peşimde koşuyor. Gerçi biri hariç " dedi ve alev alev yanan bakışlarını gözlerime sabitledi. Ben onun bu imalı bakışları altında ezilirken savunmaya geçtim. "Doğru, kızın birinden kaçarken beni de kalkan yapmayı ihmal etmedi," dedim.
Fikri amca tekrar yumuşarken babamı dürtmeyi ihmal etmedi. "Bunlar karı koca gibi didişip duruyorlar, bir imza kalmış," derken keyifle güldü ve höpürdeterek bardağı boşalttı. Ardından bardağı kaldırarak "Gelin Hanım, hadi kayınbabana bir çay koy," dedi.
Çayımı sakince yanımdaki masaya koyduktan sonra çok kiloluymuş gibi zorla kalktım ve çaydanlığı alıp Fikri amcanın dibinde bittim. "Emekliliğin tadını çıkarmak istiyorsan bir daha bana gelin hanım dememeni öneririm. Damatlık hayallerini oğlun kendi başına kursun," diyerek çayı bardağa doldurdum.
Benim bu lafım üzerine babam keyifle dudağını dişlerken Can babasına laf attı." Sen karşımda kim var sanıyorsun Fikri Bey. Bir karabasan, bir kara mamba, bir karadul,"
Tüm bunların üstüne Fikri amcanın morali bozulmak şöyle dursun daha da keyiflendi. Çayından bir yudum aldıktan sonra "Gözlüklerinden belli ki sana da Kara mamba bulaşmış," dedi ve ayağıyla babamı dürttü.
Babam gülerken "Hayret bir şey," diyerek gözlerini devirdi ve çayından içti.
Bu eğlenceli, samimi ortama bakarken çayımdan bir yudum aldığımda Can ile göz göze geldim. Birden aklıma o mesajın gelmesiyle gülümsemem yüzümde soldu.
Can'ın bakışları telaşla üstümde asılı kalırken "Sıla, iyi misin? " diye sordu.
"Yok bir şey" diyerek bakışlarımı ondan kaçırdım. Onun tatmin olmadığını ise beni ağırca süzmesinden tahmin ettim.

Saat ilerleyince Fikri amca tekrar çay almadan ayaklandı. Can da ona eşlik ederken "Biz müsaade isteyelim," dediler. Onları kapıya kadar geçirirken Can bana döndü. Babası ayakkabılarını giyerken Can fısıldayarak "Yarın seni yedi gibi alırım," dedi. Ben ağzımı açmadan başımla onaylarken babamın ters bakışlarına maruz kaldık.
Fikri amca ayakkabılarını giyip basamaktan inince Can ayakkabılarını giymeye başladı. Benimle yüz yüze gelen Fikri amca " İyisin, iyisin. Sen tam bana layık gelinsin," diyerek kolumu dürttü ve geri çekilip Can'ı bekledi. "Hiç akıllı adam değilsin. Kabusun olacağım bu gidişle Fikri amca," dediğimde Can da doğruldu ve kendini durdurmadan güldü. Babama baktığımda onun da dudaklarını birbirine bastırdığını gördüm. El sallayarak yanımızdan ayrıldıklarında gözden kaybolana kadar izledik onları. Ardından kapının kasaya oturma sesinin eşliğinde eve girdik.

Babam Can'dan boşalan koltuğa oturduğunda yüzünde de hüzünlü bir dudak kıvrılması belirdi. Aynı yerime oturarak babamın bu halini inceledim. "En son görüştüğümüzde Can'ın seni fethetme ihtimalini konuşmuştuk. Aradan tam bir ay geçti ve başardı. Vay be, kızımı paylaşma fikri şu an hiç hoş gelmiyor," derken odadaki boşluğa bakıyordu.
"Baba , ne fethetmesi, ne paylaşması. Biz sadece iş arkadaşıyız, diğer insanlara göre daha iyi anlaşıyoruz onunla, hepsi bu,"
"Oğlanın gözlerindeki o sahiplenici bakışı gördüm ben Sıla. Geçtiğimiz ay böyle değildi. Abayı yakmış bile," derken yüzü hüzünle gölgelendi. Halbuki evlenmemi isteyen oydu.
"Baba beni korkutuyorsun, deme böyle,"
"Peki o zaman, Can ile aynı evde yaşama fikri şu an nasıl geliyor sana? Aynı mutfakta başbaşa yemek yemek, aynı banyoyu kullanmak, aynı yatakta..." diyordu ki hiddetle sözünü kestim.
"Baba sen babasın ya, bu kadar açık konuşulur mu?"
Gözlerini boşluktan ayırıp bana baktı. Vedalaşıyormuşuz gibi nemlendi gözleri. "Gerekirse konuşulur, annen olsaydı onunla konuşurdunuz ama yok, ne yapalım? Sen sorumu cevapla, nasıl hissettiriyor bu saydıklarım,"
Annemle sevgili meselelerini paylaşmak... Liseye başladığım zamanlar onunla gönül işleri hakkında konuşurduk. Eğlenceli gelirdi o zamanlar. Kıkırdardık bazen, şimdi yanımda olsaydı kesin babam gibi davranırdı. Gözlerim o puslu anıların verdiği buruk hüzünle yaşlanırken hayal etmeye başladım. Uyandığımda ilk gördüğüm şeyin Can'ın yüzü olması, o banyodan yüzünü kurulayarak çıkarken kapıda karşılaşmamız, mutfakta başbaşa yemek yemek eskisi kadar ürkütmüyordu beni. Ama evlilik birbirine temas etmeden aynı evi paylaşmak demek değildi.
Yeri gelecek el ele tutuşulacak, yeri gelecek birbirine sarılacaktın. Can gibi biri bence temas bağımlısıydı. Şayet evlenirse eşine dokunmadan duramayacak biri gibiydi. Kendimi onunla sürekli göz göze, el ele hayal etmek biraz bunaltmıştı beni.
"Baba benim fikrim hala değişmedi. Can da dahil kimseyle bir şeyler paylaşmak istemiyorum, bu konu artık kapansın. Hem adağınızın gerçekleşmediğini Can da öğrendi. Sen de Fikri amcaya söylesen iyi olur," dediğimde önce korkuyla yerinde dikleşti ama beni sakin görünce tekrar yerine yerleşti. Gözlerimde ne gördü bilmiyorum ama ifadesi tamamen değişti. "Ona anlattın her şeyi, yıllarca benimle bile bu konuyu konuşmazken onunla konuştun yani?" derken hayal kırıklığına uğramış gibi omuzları çökmüştü.
"Baba-kız bağı özel derler, kızların ilk aşkı babalarıdır derler ama sen beni es geçip doğrudan Can ile bağ kurdun yani," diye devam etti.
Onun bu duraksaması ve yıkılmasına anlam veremiyordum. "Baba, senin istediğin de biriyle bağ kurmam değil mi? Ne istiyorsun tam olarak?" diye isyan ettim.
Bana dönüp şefkatle elimi yaşlanmış avuçlarının arasına aldı. "Kızım biriyle yalnızlığını paylaşman çok güzel ama sen beni bile o kadar kabullenmemişken başkasını kabullenmen zoruma gidiyor,"
Babamın yanaklarından süzülen o bir damlaya baktığımda içim titredi. Onun hüznü kızını paylaşmaktan fazlasıydı. "Baba ben geçmişi eşelemeyi, sana hesap sormayı istemiyorum ama kırgınlıklarım var. Seni suçladığım çok yer var yoksa seni bu dünyadaki her şeyden daha çok seviyorum," diyerek elini öptüğümde benim gözümün yaşı da onun eline bulaştı.
"Bana bağırmanı, çağırmanı, hesap sormanı çok isterdim Sıla. Kızsaydın ama şu araya koyduğum mesafeler olmasaydı be kızım. Ben yaptığım hatanın farkına çok geç vardım. Düzeltemiyorum, seni kurtaramıyorum, elimde de tutamıyorum," derken göz bebekleri titredi. Oturduğum yerden kalkıp cılız kollarımla sardım etrafını. Yanağımı başına yaslayıp hüznüne ortak oldum. O hıçkırdıkça ben ağladım, ben ağladıkça onun pişmanlığı arttı. Ama geçmişi geri getirmeye gücümüz yetmedi. Sonrasında üstümüze düşen sessizlikten geriye saatlerin tiktakları ve yorgun düşen ağır nefeslerimiz kalmıştı..

Saat altı buçuğu gösterirken yavaşça doğruldum yatağımdan. Köyden kalkıp işe girmeye alışık olmadığım için bu saatlerin yenice doğan neşesine de pek şahit olmamıştım. Bu sabah beni horozların ötüşü, ineklerin böğürtüsü ve süt kamyonun kornaları karşılamıştı. Odamın ince yükünü ıskalayıp yüzümü aydınlatan güneş kibarca selamladı beni.
Yorganı yavaşça üstümden atıp yüzümü yıkamak üzere banyoya yöneldim. Babamın o hafif horultusu ise onun henüz uyanmadığının habercisiydi.
Mutfağa girip basitçe bir omlet yaptıktan sonra her gün olan hazırlığımı yerine getirip Can'ı beklemeye başladım. Evde sıkılmak yerine bahçeye çıkmaya karar verdim ve o sabah saatlerinin köy telaşını oturduğum yerden izlerken kapının kıpırtısıyla babamın sevecen sesi doldu kulağıma. "Ben uyuyakalmışım, gidiyor musun?" diyerek sarıldı ve başıma şefkatli bir öpücük kondurdu.
Gözlerini kapamış babamın sıcaklığını derinden hissederken duyduğum korna sesi üzerine yerimde irkildim. Babam doğrulup hızla ayağına terliklerini geçirdi ve emin adımlarla arabaya yöneldi. Ben de peşi sıra o yöne giderken babam şoför koltuğunun kapısını açtı. "Bana bak delikanlı, aranızda ne var ne yok bilmiyorum. Ama tek bildiğim Sıla benim bu hayatta sahip olduğum tek şey, sevdiğim tek insan. En kıymetlim, onun gözünden senin sebep olduğun bir damla yaş akmayacak," dediğinde Can babamın kolunun altından gözüken gözlerime odaklandı. Şefkat barındıran bir bakıştan sonra yüzü ciddileşti ve babama yöneldi. "Selami amca, aramızda bir şey yok ama ben de Sıla'ya kıymet veriyorum. Anlaşacağımızdan emin olabilirsin," dediğinde babam yerinde dikleşti.
"Pekala delikanlı, sana güveniyorum . Size iyi yolculuklar" diyerek kapıyı kapattı ve bana döndü.
Gözlerindeki o kız babası sertliği anında silinip yerini hasret dolu bir hüzne bıraktı. Kollarını kocaman açıp bana sarıldı ve saçlarıma ufak öpücükler bıraktı. Ben ise ona her zaman sarıldığımdan daha sıkı ama tam da teslim olmamış gibi hafif gevşekçe sarıldım. Ayrıldığımızda yanaklarımı okşayıp "Hadi bin artık, işe geç kalmayın " dedi. Onu arkamda gönlü buruk halde bırakarak arabaya bindim.
Can gaza bastığında yavaşça oradan ayrıldık. Babama ellerimi sallarken önce babam sonra ev yavaşça küçülüp gözden kayboldu. Yağmurdede virajları bir bir arkamızda kalırken nihayet odağım Can'a dönmüştü.
Yüzüne baktığımda aşina olduğumun aksine siyah çerçeve ve sarı camları görünce duraksadım. "Alıştım kırmızıya, siyah garip gözüktü," dediğimde güldü.
"Sana da günaydın Sıla, baba kız formunuzdasınız yine,"
"Sabahı şeriflerin hayır olsun Can Efendi, sen de bugün modundasın. Emaneti teslim aldın, tam gaz gidiyorsun maşallah"
Benim iğneleyici sesimi es geçip " Bu gözlük bana daha çok yakıştı, daha karizmatik oldu bence. Hayatı daha renkli görüyorum artık," dedi neşeyle.
"Bence de rengine renk kattı," derken radyoyu kurcalamaya başladım. Radyonun cızırtılı sesleri arasında Can'ın sesi duyuldu. "Babanı dikiz aynasından süzdüğümde sana ne kadar düşkün olduğunu iyi anladım, sonrasında pişman olmuş demek ki, ayrıca sen emanet olamayacak kadar ... Ne diyeceğimi bilemiyorum. Yolculuğun tadını çıkar işte."
Hızlı hızlı düğmelere basarken sabırsız göründüğüme emindim. "Bazı şeyleri düzeltmeye çalışıyor, sana ültimatom vermesi kucağına atmasından iyidir, değil mi? Ayrıca güzel bir şarkı bulursam yolculuğun tadı daha iyi çıkacak, eminim."
"Motor sürerken şarkı dinliyordun sanki, iki günde arabalı oldun, birazdan radyodan yanık kokusu gelecek," dediğinde eğlendiği sesinden belliydi.
"Sen 90'larda yaşamıyorsan kulaklıktan haberin olması lazım. Ayrıca dünyanın en iyi, en harika arabalarını yan yana getirsen benim Kara mücevherim etmez," derken radyodan o beklediğim şarkı çıktı. Sırtımı rahatça koltuğa yaslarken gözlerimi kapattım ve her bir notayı bütün hücrelerimde hissetmeye çalıştım. Sözler başladığında "Güneş yerinde, her şey yolunda," diye eşlik etmeye başladım.
Kaşlarını kaldırarak bana bakarken bakışları insanın içini ısıtan cinstendi. "Seni neşesi yerinde görmek güzel, öbür türlü çekilmiyorsun."
Bu lafın altında kalmayacaktım. Şarkının nakaratını ağzımda söndürüp kaşlarımı çattım. Sesime hakim olmaya çalışarak "Seni de ciddi görmek güzel Can, zevzek halin çekilmiyor," dedim.
"Ben de laf sokan karabasan nerede diyordum, aa, buradaymış. Hoş geldin, sefa getirdin," derken alayla güldü.
"Zevzek de teşrif etti aramıza. Çok konuşma, arabanı sür," derken yüzümdeki gerginlik kalkmıştı. Yumuşamış çene hattıma hayret ederken ona sevecen bir bakış attım. Yüzünde gördüğüm güven veren ifade içini ısırıyordu.
Arabada sadece motor sesi ve radyoda çalan rastgele şarkılar duyulurken Sincan'a giriş yaptık. İş yerine bir saatten az kaldığı için yüreğimin sıkıştığını hissettim. Köy gerçek olabildiğim ve hissettiğim tek yerdi. Her geldiğimde hüzne boğulsam da şu an her zamankinin aksine Ankara gibi hissetmiyordum.
"Sıla kötü görünüyorsun, dün de arada soldun, bir sıkıntı mı var?" dedi Can. Düşüncelerimden sıyrıldığımda arada beni incelediğini fark ettim. Dün gelen mesaj canımı sıkıyordu ama önemli olup olmadığını bilmeden Can'a bir şey söylemek gereksizdi.
"Bir şey yok, sadece köyden gelince pazartesi sendromuna girdim." derken yola baktım sadece. İnandığını umuyordum.
"Peki," dedikten sonra tekrar sözcüklerimiz sustu.
Kapüşonumu başıma çekip oturduğum koltuğa gömülerek dışarıyı izlemeye başladım. Elim birden cebimdeki telefona değince kalbimin buz ttuğunu hissetsem de dikkatimi dışarıya verdim. Köyün o melodik telaşının aksine son derece uyumsuz görünen, uğultulu bir koşturmaca vardı buralarda.
"Herkes işe gidiyor gibi," derken sesi duygusuzdu. Aklında düşünceler uçuşuyor gibiydi.
Nihayet o tanıdık koca binayı gördüğümüzde Allı Turna yavaşça süzülüp yerine kondu. Can "Yolculuktan memnun kaldın mı?" diyerek bana döndü.
"Ellerine sağlık, sağ salim vardık," derken kemerimi çözdüm.
"Sıla," demesi üzerine kapının kulpundaki elim duraksadı. Bana bir şeyler sormamasını umarak yüzüne döndüğümde gözlerinde bilgiç bir parlama gördüm. "Sendromun her neyse, güneşin yerinde olduğunu unutma, olur mu?" dediğinde yüzümde buruk bir tebessüm hızla belirip kayboldu. "Her şey yolunda," dedim kısık sesimle ve indim arabadan.
Can arabayı kilitleyip hızlı adımlarla şirkete girdiğinde ardından yürüdüm. O adımlarını her attığında birilerini selamlarken arkasında kalmaktan rahatsız olup yanına geçtim. Önüne geçmeyi planlarken merdivenlere vardık ve Can hızlandı. O hızlandıkça ben de hızlandım. İkimiz de diğeri öne geçmesin diye uğraşırken çalıştığımız kata vardık. Soluk soluğa durakladığımızda bize bakan bir sürü insanla karşı karşıya geldik. Onlar bizi, biz onları süzerken Serap'ın kızgın yüzünü fark ettim. Başı dikti ama gözleri alev fışkırıyordu. Ne olduğunu biliyor mu diye Can'a baktığımda aynı şaşkınlığı onun yüzünde de gördüm. Pelin kibar ama koşan adımlarıyla yanımıza gelip bizi titretecek o cümleyi patlattı. "Müdür bey sizi odasında bekliyor."

Bölüm : 25.05.2026 23:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...