24. Bölüm

Aşkın Nefesi +15

Sena Zek
senazek

Yazar Notu: Bu bölüm, karakterlerin geçmişte yaşadığı bir sözlü/fiziksel taciz olayının bahsini ve yoğun duygusal/tensel çekim sahnelerini içermektedir. 15 yaş ve üzeri okuyucular için uygundur. Keyifli okumalar!

Tak tak sesi odayı doldururken Can'ı ittirdim. "Sözlerini de pek tutuyorsun maşallah,"diye fısıldarken nefesimi de düzene sokmaya çalışıyordum. Önümdeki sandalyeye tutunarak 'gir' derken Can'a gözlerimle tabletini sordum. Eli boş gelmişti ve o da masaya dayanarak soluyordu.
"Sıla,"
Nil'in o tiz ve canlı sesi odaya doldurduğunda gözlerim büyüdü ve iş yerinden birine yakalanmamış olmanın rahatlığıyla arkamı döndüm.
"Nil, hoş geldin, otursana," diyerek sandalyeyi gösterdiğimde Can'ı süzerek yerine yerleşti. "Komşu Can da buradaymış," derken sesindeki imayı Can bile anlamıştı.
"O eşantiyon, takılma," diyerek Nil'in karşısına oturduğumda Can gülerek başını salladı ve benim yerime, tabiri caizse, yayıldı.
Ona bakarak göz devirdikten sonra odağımı Nil'e çevirdim. Bir yandan hızlı nefeslerim devam ediyordu, saklama cabalarım kifayetsizdi.
"Ne iyi ettin. Sana çay, kahve başka bir şey ikram edeyim,"
Nil bakışlarını Can ile benim aramda gezdirdikten sonra dudağına alaycı bir gülümseme yükledi. Ardından "Kivi varsa alayım," dedi.
Telefona uzanıp çayhaneyi ararken bakışlarını benden ayırmayan Can'a yaklaşmış oldum. Az önceki mesafeyi daha doğrusu mesafesizliği hatırladığım için nefesim tutuldu. Nefes nefese "bir demli çay, bir kivi," derken Can atıldı. "Bir çay daha," dediğinde gözümü devirerek "Bir de normal çay." dedim ve kapattım.
Yaramazlık yapan bir çocuğa bakar gibi alevli bakışlarımla Can'a bakarak yerime yerleştim. Nil ne olduğunu anlamak ister gibi tekrar bizi süzdüğünde Can dosyalarımı ileri geri oynatarak dikkat dağıtmaya çalıştı.
Nil telaşlı sesiyle "Sıla, nefes nefesesin. Hastalıktan mı? Nasıl olduğunu merak edip geldim," dediğinde Can burnundan tıslayarak güldü.
"İyileşemedi, iyileşmek istemedi," dediğinde güleç sesi odayı dolduruyordu. Yaptığı kinayeydi elbette.
Nil "Sıla, ne oluyor anlat ya, birazdan saçlarımız dikilecek kıvılcımdan," diye mızmızlandı.
Can'a ters bakış attıktan sonra bakışlarımı karşımdaki Nil'e çevirdim.
"Nil şuna bakma, önemli olduğunu sanıyor, saçmalıyor." dedim.
Nil, dudaklarını ov der gibi toplayıp gözleri büyüdü. Onun bu tavrına karşı sert sesimle "Nil," dediğimde toparlandı. Yüzünü gevşetip bakışlarını sabitledi ve yerinde dikleşti.
"İyisin o zaman," dedi.
Bacak bacak üstüne atıp sahte bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. "Hiç olmadığım kadar iyiyim,"
Dudaklarını büküp onaylar anlamda kafa salladığında kapım açıldı. Çaycı abla tepsiyle içeriye girdiğinde ona çayların yerini söylerken Can'a bakıp kısa bir donma yaşadı. "Can Bey, dışarıdakiler sizi arıyor," dediğinde Can'ın gözleri çaylar ve masada gezdi ve "Çaktırma burada olduğumu," diyerek işaret parmağını dudağına götürüp şşt yaptı.
Kadın kafasını sağa yatırıp kafasındaki karışıklığa aldırmadan servisini bitirince çıktı.
Kapı kapanınca Can'a döndüm. 'çıksana' diyecektim ki açılan ağzımı sertçe kapatıp elimi yumruk yaptım ve tekrar Nil'e odaklanmaya karar verdim. Beni dinlemeyecekti, kendimi yormanın ne alemi vardı?
Nil kivisinden bir yudum aldıktan sonra bardağını sehpaya koydu. Ellerini kucağında birleştirip sırtını yasladı. "Seni rahatsız eden vardı ya, adı Cengiz, " derken sözünü kestim.
"Tanımıyorum,"
Nil, Can'a yan bir bakış atıp sözünü devam ettirdi. "Çok alkollüydüm. Arkadaşından özür dilemek istiyorum, diyor. O dinlemez seni dedim ama düştüğü tacizci sıfatından dolayı çok mutsuz,"
Çayımdan höpürdeterek içtikten sonra yediği damgadan dolayı aldığım keyifle "Beter olsun," dedim.
Can masanın üstüne eğilerek bize yaklaştı. "Ne tacizi?" derken gözlerinde hem meraklı hem öfkeli bir parlama vardı. Bakışları sabırsız bir aceleyle Nil ve benim üstümde pinpon topu gibi geziyordu.
"Sana ne?" derken ona bakmadım bile.
Nil kaşlarını çattıktan sonra ikimize de kesik bakışlar attı ve adeta öttü. Çenesini tutamıyordu. "Benim doğum günü partimde arkadaşım biraz alkolü kaçırmış, Sıla'ya yanaşmış, 'tanışalım' demiş. Bizim kızı biliyorsun 'istemem' demiş. Kıza ısrar etmiş," derken dayanamayıp sözünü kestim.
"Ben kadınların dilinden anlarım, naz yapıyorsun, dedi. Uzaklaşmaya kalktığımda kolumdan tutup durdurdu. 'Fazla naz aşık usandırır, sen kendini çetin ceviz mi sanıyorsun yani?' dediğinde bardağın birini başına boşalttım. Yine gidiyordum ki," dedikten sonra zihnime düşen o anıdan duyduğum rahatsızlıkla gözlerimi birbirine bastırıp pantolonumun kumaşını sıktırdım. Elimdeki bardağın sıcağı yakmaya başladı tenimi. Titrek ellerle bardağı sehpaya koydum. Daha yeni sakinleşen nefesim yine ritim bozdu.
"Bana bak! Seni burada..." dedikten sonra o küfrü ağzıma yakıştıramadığım için yüzümü ekşittim. "Küfretti işte. Kaskı da kafasına yedi," diyerek sözümü bitirdiğimde Nil'in de Can'ın bakışları buz kesmişti.
Nil "Ben olayın bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum, basit bir tanışma kavgası sanıyordum." derken sesi titredi.
Can olayın etkisinden daha hızlı sıyrılıp " İşte benim kızım be, adamın hakkından gelmiş," diyerek gürledi. Çocuğu bir zorbayı dövmüş baba gibi keyiflenmişti.
Nil'in kanı donmuş haline değil Can'ın beni rahatlatmak isteyen yanına sığınarak gülümsedim ve yerime iyice yerleştim. "Ne sandın?" derken sesimdeki gurur duvarları aşacak cinstendi.
Can "Öyle canım. Boşuna karabasan demedim sana. Sen niye o Cengiz itinden korkuyorsun. Adam senden korksun," derken daha da şaha kalkmıştı.
"Biraz daha gürle de yakalasınlar seni," dediğimde vücudu hafif sönse de bakışlarındaki canlılık yerindeydi.
Nil bizi süzgeçten geçirdikten sonra ortamı buz kestirecek o soruyu sordu. "Sizin aranızda ne var?"
Aynı anda "Hiç" deyince bu tesadüfe şaşırarak birbirimize baktık.
Nil gözlerini büyütürken başını öne eğerek üstten bakmayı ihmal etmedi. "Emin misiniz?" dediğinde umursamaz bir ifadeye bürünüp cıkladım ve masamın kenarından sarkan dosyayı düzelttim.
Nil de o konuyu bırakıp başka bir yere atlamaya karar verdi. Ellerini hevesle bacaklarına sürterek "O zaman bende bir bomba daha var. O gün hasta olunca söyleyemedim. Ben günler önce Kızılay'da gezerken Doğan ile karşılaştım," dedi tek seferde.
Doğan ismini duyunca kalbim sıkışsa da aldırmaz durmaya çalıştım. Umursamıyor gibi çayımdan bir yudum alırken Nil'den yana bakmadım bile. Benim bu halim Can'ın dikkatini çekmiş olacak ki radarlarını açıp sinsi sinsi bekledi.
"Seni sordu, seni unutamamış," dediğinde Nil'in yüzüne dik dik baktım. "Nil, bize ne Doğan'dan?"
Can gözlerini kırpıştırıp araya girdi. "Ne? Unutamamış mı? Ne münasebet?" derken omuzları gerginleşmiş, çenesi kasılmıştı. Sıkıntıyla dudaklarını kaşıması da gözden kaçmamıştı.
Nil, Can'a doğru dönerek sorgulayıcı bakışlarını onun üstünde sabitledi. "Söyle bakalım Can Bey. Kimsin sen? Eniştem mi, komşu mu, basit bir iş arkadaşı mı? Yarım saattir ağız tadıyla konuşturmuyorsun bizi. Kıskanıyorsun işte ama sorunca 'aramızda bir şey yok'. Dökül bakalım," dediğinde bakışlarımla 'hadi cevapla' der gibi Nil'i gösterdim ve keyifle çayımı yudumladım.
Can tuttuğu nefesi bırakıp eliyle masaya hafif vurdu. Açılan kapıyı duymadan "Sıla benim uzatmalı sözlüm, oldu mu Nehir hanım?" dediğinde Nil kaşlarını kaldırarak "Nil" dedi ve bir yandan Can'ın lafını sindirmeye çalıştı.
"Ne zevzek adamsın, ne elin duruyor ne ağzın," diyerek hiddetle ayağa kalktığımda Pelin dedikodusunu almış, çıkmıştı odadan.
"Yayacak tüm şirkete," dedikten sonra avuç içimi alnıma bastırdım. Sonra da içime dolan öfkeyi kusmak ister gibi Can'a döndüm. "Arabana veda et Can," dedikten sonra kaskımı alıp odadan fırladım. "Pelin" diye koridoru inlettiğimde arkası dönük olan müdürün sırtı kasıldı ve tek hamlede bana döndü. Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi çattı kaşlarını.
Koridordaki diğer iki kişi fısıldaşırken hızlı adımlarla müdürün dibinde bittim. "Pelin'i kovun müdür bey. Sürekli laf taşıyor ,bıktım artık," diye bağırdım. Kontrolümü kaybetmiştim. Öfkem Can'a olsa bile bu kızın ağzında bakla ıslanmaması bardağı taşıran son damlaydı.
Can arkamdan hızlı adımlarla geldi. "Siz ona bakmayın Müdür Bey," dedikten sonra beni dürttü. "Birinin ekmeğiyle oynamak kolay mı?" derken sesi çok ciddiydi. Dediğinde haklı olsa da kız kendi ekmeğini düşünmezken ben de insaflı olmayacaktım.
Müdür, Can ile benim yakınlığımı inceledikten sonra "Siz de gizli kapaklı iş çeviriyorsunuz, madem nişanlısınız, önceden söyleyin, milletin ağzı kapansın," dediğinde Can'a ters bakışlarımdan attım.
"Ayrıca Pelin kovulacak," dedi Müdür sert sesiyle. Masasının başındaki Pelin yerinde dikleşip gözleri büyürken bana baktı.
"Sana otuz defa dedikodumu yapma dedim, dinletemedim," diye haykırdım. Parmağım havada ileri geri sallanıyordu. Pelin müdürün yüzüne baktı, ciddi olduğunu anladı ve gözünden yaşlar inmeye başladı.
Serap odasından çıkıp topuklu sesleriyle gelirken müdürü görmemişti ki "Ne oluyor burada?" diye söyleniyordu.
Müdür önündeki evrağı imzalarken yüzünü bile kaldırmadan "Şirket şirket değil, gıybet kazanı. Sen de gel tam olsun," dediğinde Serap'ın yüzü ekşidi. Sorgular bakışlarını üstümüzde gezdirdiğinde Can'ın bana değen koluna kaşları kalkarak baktıktan sonra hışımla odasına geri döndü. Topukluların sesi havayı daha hızlı istila etti.
Benim kapımın kasaya oturma sesi kulağıma geldiğinde oraya baktım. Nil çıkmış, bizi izliyordu. Can ve müdüre kesik bakışlar atıp Nil'in yanına gittim. "Sıla ben sana rahatsızlık verdim, özür dilerim." derken gözleri süzgündü.
"Nil, rahatsızlığım senden değil, hadi şimdi git, arayacağım seni," dememle başını salladı ve tek kelime etmeden ağır ağır merdivenlerden indi. O sırada müdürün tok sesi duyuldu. "İkiniz benimle odama geliyorsunuz!"
Önde müdür arkada iki yaramaz öğrenci gibi Can ve ben yürüyorduk. Birbirimize attığımız bakışlarda korku da vardı tedirginlik de.
Müdürün kapısının sesi yankılanırken odasına dalıp masasına kuruldu ve huzursuzca kıpırdanmaya devam etti, biz de karşısındaki sandalyelerde yerimizi aldık.
"Ben size demedim mi; buraya ilişki taşımayın diye. Birbirinizin odasından çıkmıyorsunuz. Madem çok tutkulusunuz, ayrılamıyorsunuz, izin yazayım, evde hasret giderin öyle gelin. Bize de yazık," derken yüzümüze bakmıyordu. Duyduğum bu lafları sindirmeye çalışırken öfkemin damarlarımdaki yakıcı baskınlığı artıyordu.
Tepkisini merak ederek Can'a baktığımda göz göze geldik. Onun gözlerinde ise benimkiyle aynı öfkeden göremedim, umursamıyor gibiydi. Kendi gibi bütün kasları gevşekti.
Müdür "Ben burada böyle şeyler istemiyorum. İkiniz de kıymetli elemanlarsınız. Sizi aşna fişne uğruna kovmak istemiyorum ama bu iş çığırından çıkıyor. Bir dahakine kovulan başkası olmaz, adımlarınıza dikkat edin," diyerek devam etti.
Müdürden mutad azarımızı yedikten sonra disiplin yememiş öğrenci sevinciyle ses çıkarmadan ayaklandık ve odadan ayrıldık.
Fakat ben Can gibi değildim. Sevincim hızla sönmüş yerini hırslı bakışlarım almıştı. Sözümü tutup arabasını parçalayacaktım.
Elimdeki kaska kararmış gözlerle bakıp merdivenlere doğru depar attığımda Can aklımdan geçenleri okumuş olacak ki arkamdan yetişmeye çalıştı. Ama bana öyle bir hırs yüklenmişti ki yetişmesi mümkün değildi. Ben yürüdükçe hızlandım. O hızlandıkça ben koştum. O koştukça ben depar attım ama önüme geçirmedim.
Meraklı ve şaşırmış bakışların arasından şirketten çıktığımda bir nefes arkamdaydı. Kaskımı hırsla kaldırıp arabanın camına kuvvetli bir darbe indirdiğimde tok ses yayıldı her yere. Kaskımdan çatırdama sesleri çıksa da camda bir çizik bile yoktu ve bileğim daha ilk darbeden incinmişti. Durmaya tahammülüm yoktu. Tüm gücümü toplayıp bir darbe daha indirdim. Fakat cam tüm gücüyle parlıyordu, kaskım daha da çatırdıyordu.
Bir darbe daha indirmek için kaskımı tam kaldırmıştım ki aniden havalandım. Can belimden tutup çekmişti ve kucaklamıştı beni. Ayaklarım yerden kesildikten sonra beni arabasından uzaklaştırdı ve yere koyduktan sonra kollarımdan tutup kendine çevirdi. Ben hırstan ve hıncını alamamaktan, o ise telaştan dolayı nefes nefeseydik.
"Dur artık," diye bağırdığında vücudundaki mantığın tüm zerresinin öfkeyle dolduğuna emin oldum.
"Bu hırçınlığın çok fazla, yeter artık. Benimle olmaktan korktuğun için herkese, her şeye zarar veriyorsun, yeter," diye bağırırken sesi sokakta yankılanıyordu. Sesi o kadar yüksek perdeden çıkıyordu ki sarsılmamak mümkün değildi.
"Sen de istiyorsun, sen de beni istiyorsun, kendini de etrafını da yıkmaktan vazgeç," derken ağzından saçılan tükürükler yüzüme geliyordu. Hipnoz olmuş gibi ateş saçan gözlerindeydim ama ben de içten içe yanıyordum. Bu ortalığa saldığımız alevi söndürecek bir serinlik yoktu.
İçimdeki öfkeye teslim olarak kollarımı kaldırdım ve beklenmedik bir hamleyle onu ittirdiğimde biraz sendeledi. Ben ondan daha çok sendeledim.
"Sus Can, sus," diye bağırırken gözlerimden alev fışkırdığına emindim. Renkler silinmiş, her şey öfke kırmızısına bürünmüştü. Merakla şirketin kapısına doluşup olanları izleyenleri bile göremiyordum.
Kaskımı hırsla yere atıp Can'ın üstüne doğru yürüdüm ve omuzlarından ittirdim. "Sülük gibi yapışan sensin. İstemiyorum bu kızı diye bağırmıyor muydun? Ne değişti?"
Geriye doğru sendelese bile beni tutmadı. Durmadı ama sarsılmadı da. Aksine yerinde devleşirken gözleri büyümüş ve korkunç bir canavara dönmüştü. Ağzından ise yüksek sesle ve şiddetle geri dönüşü olmayan o sözcükler döküldü.
"Aşık oldum çünkü,"
Her şey durdu. Kalbim durdu, zaman ve mekan silikleşti. Sokaktaki uğultulu rüzgar, insanların hararetli yorumları, arabaların lastik sesi, miyavlayan kediler, ağaçlardan gelen yaprak hışırtıları uzaklaştı ve fon müzik gibi yankılandı kulaklarımda.
Gözümü boyayan kırmızılık sönmüş yerini renkler almaya başlamıştı. Geriye doğru bir adım atıp hayatın gerçekliğini sorguladım. Bir simülasyonda olup olmadığımı tarttım. Bir illüzyon gösterisine maruz kalıp kalmadığımı anlamaya çalıştım. Ama her şey hiç olmadığı kadar gerçekti.
Bana olan ilgisini bilsem de böyle bir itiraf beni yerime sabitlemişti. Gözlerine acı çekerek baktığımda onun gözündeki alevin de sönmeye başladığını hissettim. Sabit ve yüksek hareketle aldığı nefes aralıkları daha da azalırken bana bir adım attı. Geriye doğru kaçtığımda bakışları daha da soldu. Bir saniye içinde adeta kederinden küçüldü.
"Aşk ne Can, aşk ne, neye yarar?" derken başımı sıkıntıyla salladım. Sesim az önceki kadar yüksek değildi ama sakinlikten de epey uzaktaydı.
Kontrolü eline almak için geç kaldığını anladığı anda kollarımdan tutup kendine çekti beni. "Sana dokunmama sözümü ortadan kaldırıyorum. Çünkü senin tenine, ruhuna, kalbine temas etmeden duramıyorum kızım,"
Her bir kelime tane tane çıktı ağzından. "Bir kere söyledim, hep söylerim artık. Aşığım sana ," derken yakınlığımıza rağmen gözlerindeki o sahiplenici parlamayı görmemek imkansızdı.
Kolları bedenimi sararken kalp atışlarını göğsümde, o topraksı portakal kokusunu ciğerimin her köşesinde hissediyordum.
O benim tepkimi beklerken bakışlarım süzüldü. Bu itiraf beni mutlu etmek şöyle dursun paramparça etmişti. Ne yapacağımı bilmez halde titrerken silkelenerek kollarından ayrıldım.
Ağır adımlarla şirkete doğru yürümeye başladığımda ayaklarımın beni taşıyamadığını hissederek arabasına yaslandım. Hızla yanıma gelip eğildi, bakışlarımız eşitlenirken elleriyle dizlerinden destek alarak tepkimi bekledi. Sanki bir an bakmasa çok önemli bir şeyi kaçıracak gibi dikkat kesildi bana. Titrek göz bebeklerini onun gözlerine odaklayamadım. Yanan yanaklarımı soğutmak ister gibi ellerimle yanağını tutarken yere bakıyordum.
"Can bu çok fazla, kaldıramıyorum," dediğimde doğrulup ellerini başına geçirdi. Geri çekilip çaresiz bir tur attı kendi etrafında.
"Tutamadım kendimi, hazır olmadığını biliyordum," diyerek ofladı. Onun bu pişman nefes alışları üzerine yerimde dikleşip arabadan sırtımı ayırdım. Kaşlarımı çatıp önünde dikildim. "Neye hazır değilmişim ben?"
Gözleri gözlerimle buluştu. "Aşık olduğunu kabul etmeye," dediğinde idrak etmek için duraksadım ve ardından kahkahayı patlattım. Mutluluk kahkahası değildi, alaycı ve en çok da inkar tepkisiydi.
Koluna sert ama dostane bir yumruk vurduktan sonra gülmeye devam ettim. "Şakacı şey seni, aşk diyor," Bu alaycı kahkahama devam ederken neye çattığını anlamak ister gibi kaşları çatıldı. Yaptığım ironinin altında ezilmemek için gözleriyle etrafı taramaya başladı.
Sonra gülmeyi durdurdum. Boğazımı temizleyip ciddileştim. "Can biz annelerinin sevmediği, sevemediği çocuklarız. Bizi Dünya doyuramazken birbirimizi mi doyuracağız? Ya da şunu sorayım sen hissettiğin bu aynı yaradan oluşan yakınlığın aşk olduğuna emin misin?"
Can başını yana çevirip nefesini tazeledi. Bana alaycı bir bakış attıktan sonra eliyle çenemi kaldırdı ve bir adım atıp tüm mesafeyi kapattı. Burnunu burnuma değirirken nefes alışverişi değişti. Yüzüme değen nefesi yüzünden ben de şuurumu kaybetmek üzereydim. "Amacın ne?" derken sesim kesikleşmişti.
Alınlarımız birleştiğinde bir elini belime geçirip sımsıkı yapıştı ve imkanı varmış gibi beni daha da kendine çekti. İhtiyacım olan cesaret bedenimi terk etmişti, kılımı kıpırdatamıyordum. Boşta kalan eliyle elimi tuttuğunda elimden yayılan sıcaklık göğsündeki ateşle birleşip tüm bedenimi esir almıştı.
"Bu hissettiğin de mi aynı yaranın yoldaşlığı?" derken sesi boğuktu. Arzunun onu da esir aldığını anlamamak aptallık olurdu.
Öylece duruyorduk, ne ileri ne geri. Neden başını eğip dudaklarımızı buluşturmadığını sorgularken dayanamadım. Başımı sağa eğip tam tüm mesafeleri kapatacaktım ki kafasını geri çekti. Kapattığım gözlerimi araladığımda gururlu gülümsemesini gördüm. "Beni istiyorsun," derken sesindeki nağme en güzel türküden güzel duyuluyordu.
Benim onun bu hareketine karşı yüzüm asılmıştı ki elimdeki eli enseme yerleşti. Beni kendine çekti, iki dudağın arasındaki mesafe epey kısaldı, aradan geçen rüzgar ıslık gibi yaladı teninize, boğazımdan susuzluk dolu bir acı geçti, hasretimiz bitmek üzereydi ki ismimi duymamız üzerine anın büyüsünden hızlıca çıktık.
Sesin geldiği yöne baktığımda bize doğru sarı saçlı bir adamın geldiğini gördüm. Kim olduğunu anlamak için yüzüne baktığımda mavi gözlerinden tanıdım onu. "Doğan" ismi dudaklarımdan hazin bir hatıranın külleri gibi dökülürken zamanlama yüzünden hayal kırıklığına uğrayan Can ellerini yavaşça çekti üstümden.
Belki gelmese bambaşka bir hayata yelken açma ihtimalim vardı ama on dört yıl öncenin hayaleti dirilmişti bir kere.

 

Bölüm : 13.06.2026 21:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...