
Rengim,stüdyonun kapısından içeri girdiğinde,karşısında onunla hemen hemen aynı yaşlarda siyah kısa saçlı,siyah gözlü 1.80 boylarında genç bir adam vardı.Adamın programın sunucusu olduğunu düşündü,gülümseyerek yanına ilerleyip konuştu.
”Merhaba ben Rengim,siz de programın sunucusu olmalısınız.”
Cevap hiç bekletmeden gelmişti.
”Hoşgeldiniz Rengim Bey!Ben de Sinan.Tanıştığımıza çok sevindim.Programın hem yapımcısı hem de sunucusuyum.”
Ardından ikili nazikçe el sıkıştılar ve Sinan konuşmasına kaldığı yerden devam etti.
”Röportaj sırasında size sorulmasını istemediğiniz sorular var mı acaba?”
Duydukları genç adamı hem çok şaşırtmış,hem de rahat bir nefes almasına neden olmuştu.Zira bu tarz röportajlarda insanlar genelde onu sorularıyla köşeye sıkıştırmaya bayılırlardı.Fakat bu kez her şey farklı ilerleyecek gibi görünüyordu.Yüzündeki gülümseme büyürken biraz düşünüp söze başladı.
“Tahmin edebileceğiniz gibi ailem ya da özel hayatım yerine,daha çok işimle ilgili sohbet etmek isterim.”
Sinan sadece gülümseyerek başını “peki”anlamında aşağı yukarı sallamakla yetinmiş,ardından neşeli bir ses tonuyla programı başlatmıştı.
”Evet,ünlü piyanist Rengim Doğan,bugün programımızın konuğu.Birazdan onu sorularımızla daha yakından tanımaya çalışacağız.Ancak öncesinde kendisine bir “günaydın”diyelim değil mi?
Genç adam cümlesini tamamladığında,Rengim’in sesi duyuldu.
”Günaydın Sinan!”
”Tamam,böylesi çok daha iyi.Ben de sana adınla hitap edeyim öyleyse.”
”Sanırım daha uygun olur.Sonuçta program genelde gençlere hitap ediyor.”
derken,genç adam muzipçe gülümsemişti.Bu gülüş,ilk soruyu da beraberinde getirdi.
”Gülüşün,hayranların tarafından çok beğeniliyor.Bu konuda ne düşünüyorsun?”
”Gülmeyi severim,evet.Ama onlara teşekkür etmek dışında bu konuda ne diyebilirim,inan bilmiyorum.”
”Anladım.Bulunduğun ortama kolay uyum sağlar mısın peki?”
”Duruma göre değişir.”
”Nasıl yani,biraz daha açabilir misin?”
”Tabi.Kısaca,etrafımda sevdiğim insanlar varken ortama daha kolay uyum sağlıyorum diyebiliriz”
”Hepimiz böyle değil miyiz aslında?Neyse,piyanonun çok nankör bir müzik aleti olduğunu duymuştum.Bu doğru mu?”
”Evet,günde en az 2-3 saatinizi çalmaya ayırmazsanız,pratiğinizi kaybedebilirsiniz.”
”Hımmmm,bisiklete binmeye hiç benzemiyor yani?”
diyerek gülümsemiş ve eklemişti Sinan.
”Çok yoğun bir çalışma tempon olduğunu biliyoruz.Bu tempoda sevdiklerine zaman ayırmayı nasıl başarıyorsun?”
”Açıkçası tempom yüzünden öyle çok fazla arkadaşım yok.Olanlar da benim hep böyle yoğun olmama alıştılar artık.Yani pek sorun olmuyor.”
”Ya en sevmediğin yemeği sorsam?”
dediğinde yüzünde muzip bir ifade vardı genç adamın.
”Yumurtayla yapılan yemekleri pek sevmiyorum.”
”Bu ilginç.Çünkü genelde yumurta herkes tarafından sevilir.Özel değilse,neden sevmediğini öğrenebilir miyim?”
“Yoooo,özel değil.Hem konservatuvarda öğrenciyken,hem de Londra’da master yaptığım yıllarda sınav dönemlerinde sık sık yemek yemeyi unutur,sonra da gecenin bir vakti kendime omlet falan yapardım.Bu nedenle yumurtayı pek sevmem.”
”Sık sık yemek zorunda kalınca bıktın yani?”
”Evet,galiba.”
”Takıntılı mısındır?”
”Sanırım.Çünkü,aklıma bir şey takıldığında,onu bir sonuca ulaştırmadan rahat edemiyorum.”
Sinan birden
“Tamam,son bir soru ve sonra programı kapatacağım.”
deyince genç adam şaşırmıştı.Aklından
“Demek neredeyse 1 saattir buradayım ama hiç sıkılmadım.”
diye geçirdi.Çok geçmeden de aklından geçeni gülümseyerek söze döktü.
”Program bitiyor,öyle mi?İnan hiç fark etmedim.Seni dinliyorum.”
Sinan hemen
“Bunu duyduğuma çok sevindim.”
deyip eklemişti.
”Zorluklar karşısında kolay pes eder misin Rengim?”
”Hayır,en azından tüm yolları denemeden vazgeçmem.”
Rengim’in bu sözleri sonrasında genç adam
“Teşekkür ederim,gerçekten benim için çok keyifli bir röportaj oldu Rengim.Umarım en kısa zamanda yeniden sohbet ederiz.”
dedi ve dinleyicilere hitaben devam etti.
”Bugünlük bu kadar.Haftaya yeni bir ünlüyle görüşmek üzere.”
Rengim
“Asıl ben çok teşekkür ederim.Umarım dediğin gibi en kısa zamanda yeniden bir araya geliriz.”
diyerek hemen yerinden kalkmıştı.Reklam arasında Sinan’la vedalaşıp radyo binasından ayrıldı.Artık derin bir oh çekebilirdi.Taksi bulmak için yürürken telefonu çalınca cebinden telefonu çıkararak açtı.Zira arayan Tuna’dan başkası değildi.
Tuna,yine oyuncularından birinin bir problemiyle uğraşmaktan radyo programına yetişememişti.Sorunu çözüp arabasıyla ofise dönmek için yola çıktığında,program bitmek üzereydi.Kapanış konuşmasının ardından numarayı arama geçmişinden buldu ve dokundu.Az sonra telefonun diğer ucundan Rengim’in sesi duyulmuştu.
”Selâm Tuna!Program az önce bitti.Taksi bekliyorum.”
”Tamam Rengim.Maalesef dinleyemedim de,bir sorun çıkmadı değil mi?”
”Yok.Her şey gayet güzeldi.Ama sen neden dinleyemedin?”
”Hiç sorma.Bizim yeni oyunculardan biri,şeftaliye hiç dokunamaz,huylanırmış.Bir sahnede yönetmen ondan şeftali soymasını isteyince kıyamet kopmuş tabi.”
”Yaaa!Peki,nasıl çözdün?”
”Senaristle konuştum,güç bela şeftaliyi elmayla değiştirmesi için ikna ettim.”
derken,gülmeye başlamıştı genç adam.Rengim,daha önce böyle bir şey duyduğunu hatırlamıyordu.Ama sanatçıların bazen böyle garip takıntıları olduğunun da farkındaydı.Bu nedenle muzip bir ses tonuyla
“Daha önce böyle bir şeyi hiç duymamıştım.Yalnız sen de iyi bir yol bulmuşsun.”
dedi,ardından ekledi.
”Birazdan Galata Kulesi’ne gideyim diyorum.Geçenlerde anneme biraz gezeceğime dair söz verdim çünkü.Gelmek ister misin?”
Genç adamın Galata tutkusunu iyi bilen Tuna’nın cevabı hiç bekletmeden gelmişti.
”Tamam,çok iyi fikir.Şimdi biraz boş vaktim var nasılsa.Hem biraz sohbet ederiz.”
Rengim
“Peki görüşmek üzere!”
deyip telefonu kapattığında,genç adam arabayı Galata yönüne sürdü.Bir yandan da erkek erkeğe sohbet ederken Rengim’den neler öğreneceğini düşünüyordu.
Derse yetişmek üzere hazırlanan Yaprak,ünlü piyanistin arkadaşlar hakkında söylediklerine çok şaşırmıştı.Bu kadar ünlü birinin,bu derece yalnız olmasını aklı bir türlü almıyordu çünkü.Sonunda dayanamadı ve sordu.
”Mevsim Abla,adam o kadar ünlü ama çok yalnız.Ne garip değil mi?”
”Her şey göründüğü gibi olmuyor bazen Yaprak’çım.Ünlü olmanın da bizim bilmediğimiz bazı zorlukları var elbet.”
”Bazen buraya gelen kızların Berk Abi’yi çok yakışıklı bulması gibi.Ama sen onunla hiç mutlu değilsin.”
Şimdi şaşırma sırası Mevsim’deydi.
”Ne demek istediğini anlamadım canım?”
”Şöyle,hani bazen buraya genç kızlar geliyor ya abla.”
”Evet,ne olmuş?”
”Birkaç kez Berk Abi’yi gördüklerinde senin sevgilin olduğunu bilmeden,“Ay ne yakışıklı adam!Sevgilisi gerçekten çok şanslı bir kadın yani.”dedikleriniduydum da onu diyorum.Oysa o seni hiç mutlu etmiyor.”
Bunu ilk kez duyuyordu genç kadın.Ama pek şaşırdığı söylenemezdi.Zira Berk dışarıdan bakıldığında,sarı saçları,mavi gözleri ve 1,80 boyuyla genç kızların dikkatini çekebilecek,yakışıklı biriydi.Fakat Mevsim için artık bunların hiçbir önemi yoktu.Yaprak’ın söylediklerine hak vermesine rağmen,konuşmanın uzamasını istemediği için
“Şimdi anladım güzelim.Fakat artık çıksan iyi olur.Yoksa okula gecikeceksin.”
diyerek gülümsedi.Yaprak fazla üstelemeden
“Peki Abla,yarın görüşürüz o zaman.”
deyip çantasını omzuna asarak kafeden çıkmıştı.
Birkaç dakika sonra Mevsim mutfakta bir müşterinin siparişini hazırlıyordu.Ve aklında ne röportaj,ne de Yaprak’ın Berk hakkında söyledikleri vardı.Zira artık eğlence değil,iş vaktiydi…
Herkese 1 haftalık bir aradan sonra taptaze bir bölümle merhaba 😀😀😀Umarım Mevsim’le Rengim’i özlemişsinizdir🤭🤭🤭Onlar ve ben sizleri çok özledik çünkü 🥰🥰🥰Bu arada bol bol yorum yaparak yıldıza tıklarsanız da çok seviniriz 🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
