
Kahvaltısını az önce bitiren Esma Hanım, salondaki koltuğunda oturmuş, çayını yudumluyordu. Mevsim’in kafeye gitmek için çıkmadan önce
“Annecim, biraz daha kalıp seninle sohbet etmek isterdim. Ama bir müşterim için un kurabiyesi yapmalıyım. Annesine götürecekmiş.”
dediğini hatırladı. Müşterinin kim olduğunu merak etse de sormamıştı. Çünkü, kızının acelesi olduğunu görebiliyordu. Ayrıca keyifliydi Mevsim. Ayrılığı çabuk atlatmıştı.
” Zaten öyle biri için, çok da üzülmeye değmezdi. Mevsim, doğru kararı verdi sonunda.”
diye mırıldandı kendi kendine ve çayını yudumlamaya devam etti. Birazdan çalışma odasına giderek, çizdiği yüzük üzerinde bazı düzeltmeler yapacaktı.
Mevsim, kafeye doğru yürüyor, saat sabah 8’e yaklaşıyordu. Hava çok güzeldi. Bugün üzerine krem rengi, bisiklet yaka ince salaş bir kazak, mint yeşili kargo pantolon, kapüşonlu lacivert kot mont giymeyi tercih etmişti. Ayaklarında her zamanki siyah postalları, omzunda küçük, kırmızı sırt çantası vardı.
Annesine, bir müşterisi için un kurabiyesi hazırlayacağını söylediğinde, Esma Hanım ona bir şey sormamıştı. Oysa müşteriyi merak ettiği bakışlarından belli oluyordu.
“Keşke Başak’da annem kadar sabırlı olsa. Fakat bu imkansız. Bugün, fırsat bulursa beni sıkı bir soruya çekeceğinden şüphem yok.”
diye düşünürken, kafe görününce kapıyı açarak içeri girdi. Mutfaktan Yaprak’ın şarkı söyleyen sesi geliyordu.Kafe kısmı da pırıl pırıldı. Öyleyse genç kız, yine erkenden gelip pas pas işini bitirmiş, çay ya da kahveyi demliyor olmalıydı.
Montuyla çantasını askılığa astı, ellerini lavaboda güzelce yıkadıktan sonra mutfağa geçti. Yaprak, tam düşündüğü gibi çayı, kahveyi demlemiş, zencefilli kurabiye malzemelerini tezgaha dizmeye başlamıştı.
”Günaydın canım! Bugün işe un kurabiyesi yaparak başlayacağız.”
diye konuştuğunda, şaşkın şaşkın sordu genç kız.
” Aaaa! Günaydın, yoksa menüye yeni bir şey eklemeye mi karar verdin Mevsim Abla?”
”Yok canım, dün bir müşterim rica etti. Ama o da fena fikir değil.”
“ Bu harika! “
derken, neşeyle gülümseyip tereyağın yanına biraz sıvı yağ, biraz buğday nişastası ve 1 su bardağı pudra şekerini eklemişti Yaprak. Genç kadın geniş bir kabın içine tereyağ, sıvıyağ ve 1 bardak pudra şekerini koyup 5 dakika yoğurduktan sonra nişastayla alabildiği kadar un ilave etti. Ardından malzemeler iyice özdeşleşene kadar, yani epey bir süre daha yoğurdu. Şimdi sıra, şekil vermeye gelmişti. Hamurdan 2 adet ceviz büyüklüğünde parça alıp rulo haline getirdi, çatal yardımıyla sağ, sol ve üst kısmına şekil vererek yan yan kesti.
Bu sırada fırın 160 derecede ısınmıştı. Yaprak, hamur zaten yeterince yağlı olduğundan, kesilen parçaları alıp tepsiye dizmeye başladı. Birkaç dakika içinde tepsi fırında yerini almıştı. 10 dakikaya kalmaz, kurabiyeler hazır olurdu. Mevsim
“Sen fırından çıktıklarında biraz soğumalarını bekler, sonra hepsini pudra şekerine bularsın güzelim.”
deyip tezgâhı iyice temizledi. Ardından, zencefilli kurabiyeler için hazırlık yapmaya koyuldu. Onlar bitince, havuçlu kekle tuzlu çubuk yapacaktı. Bugün yalnız olmayacağı için, çalışırken kendini daha rahat hissediyordu.
Rengim, sabah 6’da kalkarak sporunu yapmış, odasına döner dönmez kendine küçük bir valiz hazırlayıp duşunu aldıktan sonra giyinmiş ve kahvaltıya inmişti.
Bugün üzerinde beyaz, kısa kollu polo yaka tişört, gri eşofman altı, lacivert kot ceket ve beyaz spor ayakkabılar vardı.10-15 dakika sonra kahvaltısını bitirdi. Aylar sonra annesini, Adiloş’u ve çok sevdiği şehrini göreceği için keyfi yerindeydi. Yemek salonundan çıkıp otelin ana giriş kapısına ilerledi. Birkaç dakika içinde ağır adamlarla kafeye doğru yürüyordu. Telefonunu cebinden çıkarıp Tuna’yı aradı.2 çalış sonrasında genç adamın sesi duyulmuştu.
” Günaydın Rengim!”
Neşeyle karşılık verdi.
” Günaydın Tuna! Ben bugün öğleden sonra anneme gidiyorum. 2 gün kalmayı planladım. Sizin de haberiniz olsun.”
” Çok iyi düşünmüşsün. Yeşim Abla’ya bizden çok selam söyle.”
”Tamam, söylerim tabii. Yine konuşuruz.”
demesiyle telefon kapanmıştı.Telefonu cebine geri koydu.
“Umarım erken gelmemişimdir de Mevsim kurabiyeleri hazırlayabilmiştir?”
diye düşünerek yürümeye devam etti. Birkaç dakika sonra kafe karşısındaydı.
Saat sabah 9.30 olmak üzereydi. Yaprak, içleri zencefilli kurabiye, tuzlu çubuk ve havuçlu kek dolu, kapaklı cam kapları tezgâha dizmek üzere kafe bölümüyle mutfak arasında mekik dokuyordu. Kapının açılma sesini duyunca başını kaldırıp o yöne baktı ve gözlerine inanamadı. Kendisine doğru yaklaşan adam, şu ünlü piyanistin ta kendisiydi. İyi de daha birkaç gün önce okulda gördüğü, sonra da radyoda röportajını dinlediği insanın burada ne işi vardı?
“Kesin hayal görüyorum. Bunun başka bir açıklaması olamaz.”
diye geçirdi içinden. Çok geçmeden de şaşkınlıkla aklından geçeni dile döktü.
” Yok ben kesin hayal görüyorum. Yoksa dünyaca ünlü piyanist Rengim Doğan’ın bizim küçük kafede ne işi olabilir ki!”
1 haftalık bir aradan sonra herkese taptaze bir bölümle merhaba 😊😊😊Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm yazabilmişimdir🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın lütfen olur mu🙈🙈🙈Ayrıca dün akşam “Aşk Kapıyı Çalınca” ya yeni bölüm geldi 😊😊😊Oraya da uğrarsanız sevinirim 🥳🥳🥳Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
