
Funda, yıllardır hiç eksilmeyen, hatta zaman geçtikçe daha da artan bir aşkla sevdiği biricik kocasıyla mutfakta oturmuş sabah kahvesini yudumluyor, bir yandan da dün geçirdiği yoğun günü düşünüyordu.Yönetmenin beğenmediği sahnelerin tekrar çekimlerini bitirmesi gece yarısını bulmuş, ancak Tuna uyuduktan çok sonra eve gelip yatabilmişti. Sabah saat 11 civarı uyandığını, kısa bir süre yanında mışıl mışıl uyumaya devam eden Tuna’yı izlediğini, ardından dayanamayıp öperek onu uyandırdığını hatırladı. Genç adamın
“ Ne düşünüyorsun bebeğim?”
diye sormasıyla da ana dönüp konuştu.
” Önemli bir şey değil canım. Dünü düşünüyordum sadece. Çekimler çok geç bitti maalesef. Geldiğimde o kadar derin uyuyordun ki, yanına yattığımı bile hissetmedin. Sabah uyandığımda da hâlâ uyuyordun. Buna biraz şaşırdım açıkçası. Sen çok uyumayı sevmezsin çünkü.Yoksa senin için de çok zor bir gün müydü?”
” Yani, her zamanki yoğunluk işte. Biliyorsun, bizim meslekte sıkıntı hiç bitmez.”
” Bilmez miyim, hep bir kapris yapan, sorun çıkaran bulunur.”
derken, neşeyle kıkırdamıştı genç kadın. Bu haliyle çok tatlı görünüyordu. Tuna gülümsedi.
” Haklısın bebeğim. Ama sözüm meclisten dışarı elbette. Çünkü sen öyle biri değilsin, hem de hiç.”
” Teşekkür ederim aşkım da, ilk ünlü olduğum günlerde ben de bazı şeyler yapmış olabilirim. Tabii zaman geçtikçe insan, bu tip kaprislerin çocukça olduğunu fark ediyor. Şöhret, aslında hiç göründüğü gibi bir şey değil. Aksine sana büyük sorumluluklar yüklüyor. Düşünsene, seni gerçekte hiç tanımayan ama her yaptığını izleyen, seni kendilerine rol model seçen bir sürü genç var.”
” Doğru güzelim. Neyse, bu konu uzar gider. Bugün şu an için boşum gibi görünüyor. Birlikte bir şeyler yapalım mı, ne dersin?”
Funda, göz kırparak karşılık vermekte gecikmemişti.
” Olabilir aslında Tuna. Ben diyorum ki, Rengim’i arayalım. Hem Yeşim Abla’yla neler yaptığını öğreniriz, hem de şu kafe işini konuşuruz.”
” Tamam, iyi fikir güzelim.”
deyip, kahvesinden son bir yudum aldı genç adam. Onun onayını alan Funda hemen masadaki telefonunu eline almış, Rengim’in numarasına dokunmuştu.
Bursa’nın en eski hanlarından biri olan Kozahan, XV.yy. sonlarında, II.Beyazid döneminde, mimar Abdül Ula Bin Pulat Şah’a yaptırılmış, kesme taştan 2 katlı bir binaydı.Ulu Cami ile Orhan Camii arasındaki geniş alanda yer alıyor, Revak kısmı 40 beton kubbeden oluşurken, üst katta 50, alt katta 45 olmak üzere toplam 95 odası bulunuyordu.
Şehrin en önemli ipek ve ticaret merkezlerinden biriydi. Üst kattaki tüm odalar, ipek ya da ipekli ürünler satan dükkanlar olarak düzenlenmişti.
Rengim’le Yeşim Hanım son bir kaç dakikadır hanın avlusunda hizmet veren kafedeki masalardan birinde karşılıklı oturuyorlardı. Genç adam etrafını şöyle bir süzdü. Avlu, parke taşıyla kaplaydı.Kafenin mavi minderli, arkalıklı ve kolçaklı, hasır görünümlü rahat sandalyeleri, kırmızı örtü serili masaları vardı. Annesi yıllardır buraya gelmeyi alışkanlık haline getirmişti. O sırada genç bir garson gülümseyerek yanlarına gelip
“ Hoşgeldiniz efendim! Ne alırsınız?”
deyince, ana döndü ve az şekerli bir Türk kahvesi istedi. Yeşim Hanım’ın tercihi ise, menengiç kahvesinden yanaydı. Garson çocuk hızlıca siparişlerini not etti, ardından onları başbaşa bıraktı. Biraz sonra Yeşim Hanım’ın sorusuyla masadaki sessizliğin yerini sohbet almıştı.
” İyi misin oğlum?”
Rengim, babasıyla yıllar sonra biraz farklı bir biçimde de olsa sohbet edebildiği için kendini oldukça ferahlamış hissediyordu. Annesini daha fazla meraklandırmak istemediği için aklından geçeni söze dökmekte gecikmedi.
” Doğrusunu istersen, kendimi böyle ferahlamış hissetmeyi beklemiyordum. Ama onunla az da olsa konuşmak, gerçekten bana iyi geldi anne.”
Duyduklarına memnun olan Yeşim Hanım
” Öyleyse çok iyi canım. Seni zorlamış gibi olmak istemem çünkü.”
derken, sesi kulağa rahatlamış geliyordu. Aynı anda kahveler masada yerini alınca, sohbet kısa bir süreliğine kesintiye uğradı. Kahvesinden bir yudum alan genç adam, bu süreyi etrafına bakınmakla geçirmişti. Hem kafe, hem de avlu farklı yaşlarda, farklı konumlarda insanlarla doluydu.Uzun bir aradan sonra doğup büyüdüğü ve çok sevdiği şehirde annesiyle birlikte olabilmekse, çok güzeldi. Bir an
“ Acaba Mevsim ne yapıyor? Akşam onu arayıp ziyaretimin iyi geçtiğini haber versem hiç fena olmaz.”
düşüncesinin zihnini meşgul etmesine engel olamadı. Gülümsediğinin farkında değildi. Oysa Yeşim Hanım, onu böyle mutlu gördüğü için çok sevinmiş, yüzündeki tebessümün nedenini merak etmişti. Ancak Rengim’in telefonu çalınca, sormaya fırsatı olmadı.
Genç adam arayanın Funda olduğunu anladığında, keyifle açmıştı.
“ Merhaba Funda! Nasılsın?”
Genç kadın telefonun açılmasını beklerken bugününün Rengim’in babasının ölüm yıldönümümü olduğunu hatırladı ve biraz endişelendi. Ancak genç adamın neşeli ses tonuna bakılırsa, endişesi boşunaydı. Rahat bir nefes alarak gülümsedi.
” İyiyim Rengim. Sesine bakılırsa senin de keyfin yerinde. Neredesiniz bakalım?”
” Annemle önce babama uğradık. Şimdi de Kozahan’ın avlusundaki kafede kahvelerimizi içiyoruz.”
Rengim’in babasına uğraması, daha da önemlisi mezarlığa gittikten sonra böyle neşeli konuşması Funda için şaşırtıcıydı. Yine de kısa sürede toparlanıp şöyle karşılık verdi.
” Aaaa! Babana uğraman gerçekten çok iyi olmuş. Afiyet olsun bu arada. Yeşim Abla’ya da selamlar. Neyse, ben sana bir şey sormak istiyorum.”
” Tabii, sor.”
” Bugün Tuna’yla müsaitiz ve Mevsim’e uğrayıp tanışmayı düşünüyoruz. Senin için bir sakıncası var mı? Birlikte gideriz demiştin de!”
Genç kadının nezaketi hoşuna gitmişti Rengim’in. Neşeyle
“ Tabii, nasıl isterseniz. Ben döndüğümde, birlikte de gideriz. Sorduğun için sağ ol!”
dedi, annesinin
“ Selam söyle!”
diye fısıldamasıyla da ekledi.
” Annemin de ikinize çok selamı var!”
Funda
“ Çok teşekkürler! İkinizi de öpüyorum. Anne- oğul Bursa’nın keyfini çıkarın birlikte.”
diyerek kıkırdamış, ardından telefonu kapatmıştı. Genç adam telefonu cebine koydu ve etrafını izlemeye kaldığı yerden devam etti. Birkaç dakika içinde annesiyle sonatın gidişatı hakkında sohbet ediyordu.
Tuna, görüşme biter bitmez karısının şaşkın yüzüne bakıp sormadan duramamıştı.
” İzni aldık o belli de, şaşkınsın o neden aşkım?”
” Rengim babasını ziyarete gittiğinden söz etti de, ona şaşırdım. Neyse, ben hazırlanayım. Birazdan çıkarız. Pazar trafiği yoğun olur.”
diyerek gülümsedi genç kadın. Ardından odalarına gitmek üzere mutfaktan çıktı.Şimdi şaşırma sırası genç adamdaydı. Zira Rengim daha önce babasının mezarana hiç gitmemişti. Onu buna kimin ikna ettiğini merak ederek Funda’yı beklemeye başladı. Yarım saat sonra ikili Tuna’nın arabasıyla kafeye doğru yola koyulmuşlardı.
Sabah saat 10’dan bu yana kafe dolup dolup boşalıyordu. Yaprak’la Mevsim, siparişlere yetişebilmek için kafe ve mutfak arasında mekik dokumaktan yorgun düşmüşlerdi. Ancak hallerinden memnundular. Yaprak bir müşterinin piyano kekle filtre kahveden oluşan siparişini masaya bırakmak üzereyken kapının açıldığını duyunca başını kaldırıp baktı. Ünlü oyuncu Funda Gürbüz’le eşi Tuna kapıdan içeri giriyordu. Birkaç saniye gördüklerine inanamadı. Ancak kısa sürede kendini toparlamayı ve
“ Buyurun efendim!”
diyerek siparişi masaya bırakmayı başardı. Müşteri teşekkür eder etmez de
“ Rica ederim.”
deyip koşar adımlarla mutfağa ilerledi. Zira içeride başka bir müşteriye soğuk sandviç hazırlayan Mevsim’in haberi duyduğunda çok sevineceğini biliyordu…
Yaklaşık 2 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle merhaba 😀😀😀Umarım beklediğinize değmiş, bölümü keyifle okumuşsunuzdur🙏🙏🙏Bol bol yorum yapmayı ve şu küçük yıldıza tıklamayı da unutmayın olur mu🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
