
Rengim, hemen odasına geçip annesinin dediği gibi elini yüzünü yıkadı, üzerini değiştirdi ve dinlenmek üzere salona geldi. Yeşim Hanım burada olmadığına göre odasında üzerine ev için daha rahat bir şeyler giyiyor, mutfaktan gelen tıkırtılara bakılırsa Adiloş, akşam için hazırlık yapıyordu.
Annesinin yanına gelmesini beklerken, salona şöyle bir göz gezdirdi genç adam. Odanın tavanı beyaza boyanmış, duvarlar kendinden desenli beyaz duvar kâğıdıyla kaplanmıştı. Zemin, beyaz parkeyle döşeliydi. Bir duvarda uzun, dikdörtgen, siyah ahşap bir dolap vardı. Dolabın üstündeki duvarda siyah bir LED Tv asılıydı.
Televizyonun üst tarafına enine 2 ahşap raf, boyuna da 3 çıta kullanılarak küçük bir kitaplık yapılmıştı. Raflar, çeşitli CD’ler ve farklı boyutlarda resim çerçeveleriyle doluydu. Ortada siyah küçük bir halı, üstünde kare cam bir sehpa, televizyonun tam karşısında 3’lü beyaz kumaşla kaplı bir koltuk, önünde mavi bir puf, 3’lü koltuğun hemen yanında yine beyaz kumaşla kaplı 2’li bir koltuk daha vardı.
2’li koltuğun tam karşısındaki duvara, 6 kişilik bir yemek masası yerleştirilmişti. Masa siyah ahşaptan, sandalyeler arkalıklı ve tıpkı puf gibi mavi kumaşla kaplıydı. Bir diğer duvarda siyah ahşaptan içi farklı süs objeleriyle dolu, 3 raflı ayrı bir dolap duruyordu. Pencereleri sadece beyaz tüller süslerken, aydınlatmada tavana gömülü led lambalarla, yemek masasının üzerindeki 3 toplu avizeden faydalanılmıştı.
Rengim burayı hep severdi. Ama odada en sevdiği şey, yemek masasının bulunduğu taraftaki duvara konmuş ışıklı dünya haritasıydı. Gece karanlığında, haritanın ışıklarını açtığınız zaman kıtaları izlemek çok keyifli olurdu. Haritaya bakarken, zihnine babasıyla bir anısı doldu.
O zamanlar 7- 8 yaşlarındaydı. Akşam yemeğine oturmalarına az bir zaman kala Süha Bey’in yanına gelerek
“ Babacım, İtalya nerede, bana gösterir misin?”
diye sormuş, babası hiç üşenmeden gazetesini okumayı bırakıp gülümseyerek
“ Gel bakalım Rengim’cim!”
dedikten sonra onu kucağına alarak haritanın yanına getirmiş ve çizmeye benzeyen şekli Rengim’e göstermişti.
“ Ama burası aynı bir çizmeye benziyor babacım. Hem biliyor musun, ben bir gün oraya gideceğim.”
deyip, babasına kocaman sarıldığını, Süha Bey’in
“ Tabii oğlum, neden olmasın? Ama bunun için derslerine çok çalışman gerektiğini unutma. Ve haklısın, tıpkı bir çizmeye benziyor.”
diyerek muzipçe güldüğünü hatırladı. Sonrasında annesinin
“ Hadi bakalım, yemek hazırrrr!”
diyen sesiyle sofraya oturup yemek yemişlerdi.
” Oğlum, hadi gel de bir an önce yiyelim. Mantılar soğumasın.”
Yeşim Hanım’ı duyunca ana dönerek gülümsedi. Anılar yüzünden yanına geldiğini fark etmemişti demek.
” Olur anne.”
dedi,ardından her zamanki yerine oturdu. Az sonra Adile Hanım’la Yeşim Hanım’da yerlerine geçmiş, Rengim’in yolculuğunun nasıl geçtiğiyle başlayan, sonatın nasıl ilerlediğiyle devam eden ve Tuna’yla Funda’ya uzanan geniş yelpazeli, neşeli bir sohbetin eşlik ettiği yemek başlamıştı.
Aradan 1 saat kadar geçip yemek sona erdiğinde, Rengim kendini çok doymuş ve keyifli hissediyordu. Masadan kalkarak koltuklardan birine yerleşip konuştu.
” Teşekkür ederim, ellerine sağlık Adiloş. Yine şahaneydi.”
Adile Hanım sevinçle
” Ne demek Rengim oğlum, sen hep gel yeter ki! Ben ne zaman istersen mantı yaparım sana.”
diye karşılık vermiş, ardından eklemişti.
” Siz şöyle ana-oğul bir soluklanın, ben çayla un kurabiyelerini getiririm birazdan. Olmaz mı?”
Genç adam “un kurabiyesi “sözünü duyunca elinde olmadan “gece saçlı peri kızı”nı hatırladı ve gülümsedi. Yeşim Hanım’ın tecrübeli gözleri bu haylaz gülümsemeyi elbette kaçıracak değildi. Bu kurabiyelerde belli ki başka bir şey vardı. Yoksa oğlu, durup dururken böyle gülümsemezdi. Aklından bunlar geçtiği halde, kıkırdayıp konuştuğunda söyledikleri çok farklı oldu.
” Tamam Adile, çayın yanına 1’er tane koy sen. Gerçi çok tokuz ama madem oğlum buralara kadar taşımış, tatmamak olmaz.”
Böylece Adile Hanım hemen salondan çıkmıştı. Anne- oğul bir süre ortamdaki huzurun tadını çıkardılar. Ardından Yeşim Hanım’ın sesi duyuldu.
” Evet canım, un kurabiyesi getirmek nereden aklına geldi? “
” Sen çok seversin ya annecim, sürpriz yapmak istedim o kadar.”
” Teşekkür ederim oğlum, çok ince düşünmüşsün yine.”
dediğinde, sesi kulağa çok muzip geliyordu Yeşim Hanım’ın. Belli ki cevaptan hiç tatmin olmamıştı. Rengim, ne demesi gerektiğini düşünürken imdâdına gülümseyen biricik Adiloş’u yetişti.
” Çaylarla kurabiyeleri getirdim Hanım’ım.”
Genç adam rahat bir soluk almış, Yeşim Hanım
“ Gel Adile, bir tadalım bakalım şu kurabiyeyi.”
diyerek, kurabiyeden bir parça ısırmıştı. Ağızında dağılan kurabiye, gerçekten şimdiye kadar yediği en güzel un kurabiyesi olabilirdi. Bir süre daha damağına yayılan lezzetin tadını çıkardı, ardından düşüncelerini söze döktü.
” Canım, nereden aldın bunu? Mükemmel, tek kelimeyle ba-yıl-dım!”
O sırada Rengim’de tıpkı annesi gibi kurabiyeden bir parça ısırmış, çayından bir yudum almıştı. Duyduklarından memnun, konuştu.
” Tesadüfen keşfettiğim küçük bir kafeden anne.”
” Yaaaa, öyle mi? Ne güzel! Nerede, nasıl bir yer burası? Merak ettim.”
” Kaldığım otele yarım saatlik yürüyüş mesafesinde. Gerçekten çok hoş ve enteresan döşenmiş bir yer.”
” Görmek isterdim doğrusu.”
” Neden olmasın? Belki İstanbul’a geldiğinde birlikte de gideriz.”
” Sahibi nasıl biri canım?”
” Gastronomi ve Mutfak Sanatları eğitimi almış, genç bir kadın anne.”
Şimdi duyduklarından memnun olan Yeşim Hanım’dı. Oğluna takılmadan edemedi.
” Pekiiii, güzel mi ?”
Genç adam, soruya pek şaşırmamıştı. Gülümsedi
“ Yine mi başlıyoruz annelerin güzeli? “
Yeşim Hanım beklediğinden çok daha yumuşak bir tepki alınca konuşmasına kaldığı yerden devam etmişti.
” Aaaa! Bir şey demedim ki ben oğlum? “
Rengim, bir şey söylemeden saatine göz attı. Onlar sohbet ederken vakit epey ilerlemişti. Muzipçe göz kırptı.
” Tabii annecim, hiçbir şey demedin sen.”
Sonra da yerinden kalkıp odasına gitmek üzere salondan çıkarken ekledi.
” Sorunun cevabına gelirsek; evet, çok güzel. Neyse, şimdi dinlenmem lazım. Sabah kahvaltıda görüşürüz. İyi geceler! “
Yeşim Hanım arkasından
” Tamam canım, iyi geceler ! “
diye seslenip etrafını son bir kez kontrol eder etmez salondan çıkmış, odasına yönelmişti. Yarın onun için çok zor, üzücü bir gün olacaktı. Dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Mevsim, yine her haftasonu olduğu gibi oldukça yoğun bir gün geçirmişti.
“ Neyse ki yalnız değildim, Yaprak vardı.”
diye düşünerek mutfağı toplarken saat akşam 10.30’a yaklaşıyordu. Yorgun olmasına rağmen, keyfi yerindeydi. Tezgahın üstünde kalan son birkaç tabağı dolaptaki yerlerine koyduğu sırada farkında olmadan aklı Rengim’e kaydı. Yolculuğu nasıl geçmişti acaba? Dahası annesi, kurabiyeler hakkında ne düşünüyordu? Beğenmiş miydi?
Kolundaki saate tekrar göz attı. Epey geç olmuştu. Mırıldanarak mutfaktan çıktı.
” Annesiyle sohbete dalınca, unutması çok normal tabii.”
Ardından giyinip kapıya adımladı. Kırmızı sırt çantası yine omzundaydı. Birazdan alarmı çalıştırarak kapıyı kilitleyecek ve kepenkleri indirip eve doğru yola çıkacaktı. Aklından bunlar geçerken, telefonundan yükselen bildirim sesiyle çantasına uzanarak açtı ve telefonunu alıp ekrana baktı. Mesajın Rengim’den geldiğini görmek, yüzüne haylaz bir gülümseme yerleşmesine neden olmuştu. Galiba bu gece, sohbet dolu uzun bir gece onu bekliyordu…
1 haftalık bir aradan sonra taptaze bir bölümle herkese merhaba ☺️☺️☺️Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yapmayı ve yıldıza tıklamayı da unutmayın olur mu🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘Ayrıca Amber’e desteğiniz için de çok teşekkürler 😍 😍😍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
