8. Bölüm

6.BÖLÜM

Pile16
pile16


 

 

 

 

Tuna,binadan çıkmış arabasına doğru yürürken,Rengim’in son söylediklerini düşünüyordu.Günlük çalışmasından bahsetmiyorsa,böyle alel acele nereye gidiyordu bu adam?

 

 

 

Bunlar hiç onun yapacağı hareketler değildi.Genç adamı yıllardır tanıyor,son dört yıldır da menajerliğini yapıyordu.Ne kadar disiplinli bir müzisyen olduğunu en iyi bilen insanlardan biriydi.

 

 

 

Bir arkadaşıyla buluşma ihtimali de yoktu.Zira bu yoğun çalışma temposu,zamanla insanda arkadaş falan bırakmıyordu.

 

 

 

”Gerçekten ilginç!Bakalım bu gidişin altından ne çıkacak?”

 

 

 

diye mırıldanırken arabasını park ettiği yere varmıştı.Ön kapıyı açarak koltuğa oturdu,aynı anda telefonu çalınca da yüzünde keyifli bir gülümsemeyle açtı.

 

 

 

”Merhaba aşkım!Her şey yolunda değil mi?”

 

 

 

Arayan,6 yıllık eşi,biricik aşkı Funda’ydı.

 

 

 

”Yolunda canım,yolunda.Çekim arası vermiştik de,bir sesini duymak istedim.Sen nerdesin?”

 

 

“Her şeyin yolunda olması harika bir haber Funda.Ne iyi ettin de aradın bitanem.Ben şimdi şu Kariyer Günleri’nin yapıldığı okuldan çıktım,ofise gidecektim.”

 

 

 

”Rengim sorun çıkarmadı yani?Geldi,öyle mi?”

 

 

 

derken Funda’nın şaşkınlığı ses tonuna da yansımıştı.

 

 

 

”Valla aşkım,ben de senin gibi inanmakta zorlanıyorum.Ama tam 1 saat boyunca tüm sorulara cevap verdi.Az önce de “Sonra anlatırım,şimdi gitmem gerek.”deyip gitti.”

 

 

 

”Ha senin sesin ondan böyle bir garip geliyor kulağa.Gideceği yeri sana söylemedi mi?”

 

 

 

”Yok bir şey demedi.Ama giderken gözlerinde çok başka,daha önce görmediğim bir parıltı vardı.Anlaşılan nereye gidecekse,burası onun için önemli bir yer.Hem de fazlasıyla.”

 

 

 

”Anladım.Neyse,yakında öğreniriz.Ama unutma,Rengim İstanbul’u çok sever.Belki de sadece uzun bir aradan sonra buraya dönebildiği için mutludur.”

 

 

 

dedi,birkaç saniye sonra da devam etti Funda.

 

 

”Şimdi beni setten çağırıyorlar aşkım!Akşam görüşürüz.”

 

 

”Tamam bitanem,haklı olabilirsin.Sana iyi çalışmalar.Öpüyorum,işin erken biterse söyle.Yorgun değilsen Rengim’in oteline gider,belki bir şeyler içeriz.”

 

 

”Olabilir,konuşuruz.Ben de öpüyor ve seni çok seviyorum!”

 

 

deyip Tuna’nın bir şey demesine fırsat vermeden kapatmıştı genç kadın.

 

 

Tuna gülümsedi,arabayı çalıştırdı ve ofise doğru yola çıktı.Bir yandan da

 

 

“Akşam Funda belki bir şeyler öğrenir Rengim’den?”

 

 

diye geçiriyordu aklından.Karısının birinin ağzından laf alma konusunda ne kadar yetenekli olduğunu çok iyi bilirdi.

 

 

 

 

Rengim,tam bir saattir yoğun trafikte kafeye ulaşmaya çalışıyordu.Fakat artık aracın içinde öylece beklemek sıkıcı olmaya başlamıştı.Sonunda dayanamayıp şoföre

 

 

“Burada durun siz,bu böyle olmayacak.Ben,yolun geri kalanını yürürüm.”

 

 

dedi bıkkın bir ses tonuyla.Soför hemen

 

 

“Tabi,nasıl isterseniz!”

 

 

deyip uygun bir yerde aracı durdurmuş,genç adam ödemeyi yaptıktan sonra inmişti.Sakin sakin kafeye doğru ilerlerken,gözünde Tuna’nın şaşkın bakışları canlandı.Adamın nereye gitmek için acele ettiğini çok merak ettiğinden hiç şüphesi yoktu.Ama bir süre daha şu kafe sahibi kızdan kimseye bahsetmeyi düşünmüyordu.Önce kendi daha yakından tanımaya çalışacaktı o gece saçlı güzel kadını.

 

 

Aklı bu ve buna benzer düşüncelerle dolu olduğundan,15-20 dakikalık mesafe bitmiş,kafenin önüne gelmişti.Kapıyı açtı,gülümseyerek içeri girdi.

 

 

İçerisi oldukça kalabalıktı.Dünkü gece saçlı kız,oradan oraya koşturuyor,masaların siparişlerini yetiştirmeye çalışıyordu.Bugün üzerinde siyah zemin üzerine kırmızı çiçek desenli mini kloş etek,siyah bir sweatshirt,siyah mus çorap ve siyah postallar vardı.Saçları yine at kuyruğuydu.Bu haliyle kesinlikle göze çok güzel görünüyordu ve anladığı kadarıyla bir yardımcısı yoktu.Hiç sesini çıkarmadan,boş olan masalardan birine oturdu.

 

 

 

 

Mevsim,istediği gibi limonlu keki bitirdikten sonra müşteriler gelmeden bugünkü tuzluyu da fırına vermeyi başarmıştı.Ancak bugün için yaptığı tuzlu çeşidi kurabiye değil,çubuktu.Hem de şöyle bol susamlı olanından.

 

 

Saat sabah 10’a yaklaşırken,zencefilli kurabiyeler,limonlu kek ve susamlı çubuklar,cam kapaklı servis tabakları içerisinde tezgahta yerlerini almışlardı.Tüm bu işleri bitirir bitirmez,genç kadın buzluktaki kahveli buz küplerini kontrol etti.Sorun yoktu.Ardından soğuk filtre kahve hazırladı.Çeyrek portakalın suyunu sıkıp,bir dilim portakal kestikten sonra 2 tarçın çubuğunu elinde ısıtarak tüm malzemeleri bir bardakta güzelce karıştırdığında,genç adamın istediği kahve hazır olacaktı.

 

 

Aklından bunlar geçerken,ara sıra gelen giden olup olmadığını da kontrol ediyordu.Ancak adam hâlâ görünmemişti.Kendi kendine fısıldamadan edemedi.

 

 

”Amannnn canım!Büyük ihtimalle sanatçı.Yani dengesizin biridir.Sözüne güvenmemek lazım.Takılma bu kadar Mevsim.işine bak!”

 

 

O böyle kendi kendine mırıldana dursun,ilk müşteriler kafeye gelmeye başlamıştı.

 

 

3 saatten fazla bir süredir bazen bir tabak zencefilli kurabiyeyi,bazen bir dilim limonlu keki veya bir tabak tuzlu çubuğu,çay,kahve ya da soğuk içecek eşliğinde müşterilere ikram etmekten yorgundu genç kadın.Yine de keyfi yerindeydi.Zira çalışmayı çok sever,çalışırken hiçbir şey düşünmezdi.

 

 

Bir müşteriye bir tabak dolusu tuzlu çubuk ve 1 fincan çay götürdüğü sırada,önce kapının açılma sesini duydu.Başını o yöne çevirince de genç adamı görmesi bir oldu.Gelmişti.Öyleyse,sözlerine sadık biriydi.Nedensizce bu hoşuna gitti ve yüzüne küçük bir tebessüm yayıldı.

 

 

Bugun adamın üstünde yine kot pantolon,tişört ve siyah spor ayakkabı vardı.Ancak bu kez mont ve gömleğin yerini siyah,spor ceket almıştı.Müşterinin istediklerini masaya bıraktı,ardından gülümsemeye devam ederek onun masasına yönelip konuştu.

 

 

”Geldinizzzz!”

 

 

Ne dediğini idrak ettiği an

 

 

“Geldiniz de ne demek Mevsim?Sanki adamın yolunu gözlüyormuşsun gibi.”

 

 

diye düşünerek kendine kızmıştı.Ama hızlıca kendini toparlayıp devam etti.

 

 

”Şeyyyy!Ben aslında öyle demek istemedim.Sonuçta gelip gelmemek sizin tercihinize kalmış.”

 

 

Konuştukça daha da battığının farkındaydı.Genç adamın mavilerindeki muzip pırıltılar her şeyi ele veriyordu.

 

 

Rengim,birkaç saniye kızın bu sevimli halini izledikten sonra dayanamamış

 

 

“Tamam,telaşlanmana gerek yok.Ben seni gayet iyi anladım.Demek tarçınlı portakallı soğuk kahve için gerekenler hazır.Ama ben şu an çok açım.Önce bana bir fincan demli çay ve mozzarella peynirli soğuk sandviç yapabilir misin?İçinde bol yeşillikle domates de olsun lütfen!”

 

 

diyerek muzipçe gülümsemişti.Mevsim onun bu hali karşısında rahat bir nefes aldı,

 

 

”Peki,nasıl isterseniz!”

 

 

dedi ve hemen mutfağa gidip buzdolabından gerekli malzemeleri çıkararak sandviçi hazırlamaya koyuldu.Kısa bir süre sonra sandviç Rengim’in masasında yerini almış,genç adam afiyetle çayını yudumlarken sandviçi yemeğe başlamıştı.Mevsim, masanın yanında ayakta duruyordu.Zira hem o sırada başka sipariş yoktu,hem de nedendir bilinmez bu genç adamın fikri onun için önemliydi Rengim bunu fark edip konuştu.

 

 

”Çok lezzetli olmuş gerçekten,teşekkürler!”

 

 

Ardından ekleme gereği hissetti.

 

 

”Merak etme,o kahve bugün içilecek.Çünkü,ben gece saçlı peri kızlarına verdiğim sözleri mutlaka tutarım.”

 

 

Mevsim peri kızı sözünü duyduğu anda babasını hatırlamış,gözleri dolu dolu olmuştu.Babası Tahsin Bey de onu hep “benim güzel peri kızım”diye severdi çünkü.Biraz daha orada kalırsa kendini tutamayıp ağlamaya başlayacağını bildiği için

 

 

“Pe-peki,ne zaman isterseniz getiririm ben.Siz seslenin yeter.”

 

 

diye kekeleyip aceleyle,adeta kaçarcasına mutfağa doğru uzaklaştı.

 

 

O anlarda genç adam şaşkın şaşkın şöyle düşünüyordu.

 

 

“Ben ne dedim de bu hale geldi acaba?”

 

 

 

 

5 günlük bir aranın ardından taptaze bir bölümle herkese merhaba 😀😀😀Umarım keyif alarak okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yapmayı ve küçük yıldıza dokunmayı unutmayın lütfen olur mü🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 24.12.2024 13:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...