1. Bölüm

1. Bölüm- Giriş

Aden Sakaaa
adensakaa

 

 

 

 

Kural bir: Kanından olana dahi güvenme.

 

 

 

 

Ailemle tanıştığımda bana öğrettikleri ilk kural buydu.

 

 

 

 

KANINDAN OLANA DAHİ GÜVENME...

 

VEDALARIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLAR İHANET VE BİZİM VEDALARIMIZ BİTMEK ÜZERE.

 

İlahi Bakış açısı
Kayıp, kendi benliğini, geçmişini, geleceğini ve şimdisini kaybeden ruhlara ne olurdu?

Sokaklarda her adım attığında kendi benliğini, yavaş yavaş kaybeden o küçük kızı hatırladı. Oysa bir zamanlar o küçük kızın bir ruhu, geçmişi, geleceği vardı ve sadece 'şimdisi' tehlikelerin içindeydi.

Küçük kızın ruhu beklemişti. Beklemişti ki birileri onu da kurtarsın ama bu bekleyişi çok uzun sürdü. Hatta o kadar uzun sürdüki tehlikelerle dolu şimdisi, geleceğini de geçmişini de alıp söktü ondan.

Ne aile vardı ne sevgi ne de bir yuva. Ortada sadece kayıp küçük bir kız...

Ya da daha fazlası...

Ortada yok olmuş bir aile, acılarla tanışan çocuklar ve kayıpların telafisi için alınmış kanlar vardı. Cana can, kana kan denilen bir düzenin içindeydiler ve bu düzende kimsenin canına da kanına da göz dikemezdiniz çünkü aldıklarınız daima misliyle sizden geri alınırdı. Tıpkı küçük kızın ailesinden koparılıp alınması gibi.

Oyunlar, hileler ve savaş çoktan başlamıştı. Bedelini ilk ödeyenlerse küçük çocuklardı. Kimi kayboldu, kimi sustu, kimi delirdi.

Ve yıllar sonra geçmişin izlerini takip eden kadın, en sonunda ihanet ile yüz yüze geldi. İşte, tam karşısında duruyordu onca yılın ihaneti, yalanı, acısı.

Karşısındaki adama baktı. Tıpkı onu soluksuz bir şekilde izleyen adam gibi...

İkisi de bu oyunda ihanet eden kişilerden olacaklardı... Belki de sadece susan kişi ya da doğru zamanı bekleyen kişi...

Ama bir şey kesindi: Artık yaklaşıyorlardı.

Usul usul, adım adım düşmanlarına yaklaşıyor ve kimsenin ruhu duymadan hepsini zehirliyorlardı kendi yalanları ile.

Karşısındaki adamda gözlerini gezdirdi, genç kadın. Gördükleri ile içindeki küçük kızın derin uykusundan uyanıp merakla karşısındaki adama baktığını onu incelediğini hissetti ama bunu karşısındaki adama yansıtmamaya çalıştı.

Kuru ve soğuk havadan daha keskin bir ses ile karşısındaki adamla konuştu: "Yıllar sonra seni bana getiren ne?"

Adamın güzel yüzündeki, incelikle işlenilip yerleştirilen o maskeye baktı. İstediği kadar maskelerin ardına sığınsın. O, maskeleri avlama konusunda iyiydi. Tıpkı şu an karşısındaki adamın maskesinin ardındaki merakı, korkuyu ve endişeyi görebildiği gibi. Aynı duygular onda da mı vardı? Belki... ama kesinlikle onda daha fazlası vardı. Nefret gibi öfke gibi.

"Geç bir geliş bu." İlk kez duyduğu tok ses tonuyla kadın kaşlarını çattı istemsizce. Sesin kulağında bıraktığı o melankolik tınıyı sevmişti. Sürekli kullaklarında gezmesini, dans etmesini istedi.

"Artık gelmenize gerek yoktu." dedi kadın kendinden emin bir tonla.

Karşısındaki adam alayla gülümseyip geriye yaslandı ve kollarını sandalyenin iki yanına bir lider edasıyla bıraktı. "Küçük kız... kırgın gibi, hm?"

Alayla güldü kadın. "Doğruyu söylemek gerekirse... Artık kırgın bile değilim. O kadar önemsiz, o kadar değersizsiniz hayatımda."

Öfke ve hayal kırıklığı genç adamın bedenine istila ettikçe o gülüşlerinin arkasına sakladı hepsini. "Peki," dedi, "Yeniden bir değer biçmeye geldim."

Alaylı gülüşüne devam etti genç kadın ama gülüşünün ardına merak tohumları da serpiştirilmişti. "Nasıl olacak o?"

Sırtını yasladığı yerden çekti, dirseklerini masaya yasladı ve genç kadına daha da yaklaşıp sesinin tonunu kısarak fısıldadı. "Çıkarlar. Sen istediğini al... Ben içimizdeki haini."

"Benim istediğim neymiş?" Onu tanımıyordu bile. İstediklerini nerden bilebilir ki?

Adamın gözlerinde şeytani bir parıltı kendini belli etti. "Sana dedim, sana kanıtları sundum ve sen bugün bana geldin. İntikam istiyorsun. Sen hala bir sırken intikamını almak zorundasın..." devamını getiremeden genç kadın sözünü kesti.

"Sırken mi? Belki de artık ortaya çıkmalı ve herkese yaptıklarının bedelini ödetmeliyim!"

Kadının öfkeli sesi, ortamın gerginliğini daha da artırdı. Adam başını iki yana onaylamazca salladı. "O kadar akılsızsan git ve şimdi yapacaklarını yap ama unutma, kendini açık ettiğin an düşmanların seni avlamak için dışarıda bekliyor olacak. Aslanı avlamak istiyorsan ininden çıkarma çünkü aslanın en güçlü hali, kendini saklamadığı yerde yani ormanındaki halidir. Eğer aslanı zayıfken avlamak istiyorsan bırak uyusun ve ininde kalmasına izin ver." Keskin ve net cümlelerinin ardından tekrardan geriye doğru yaslandı.

Kadın alt dudağını yalayıp karşısındkai adama baktı. "Peki, neden sana güveneyim? Belki de o aslanlardan biri de sensin. ininde tutulması gereken hatta belki de öldürülmesi gerekenlerden biri..."

Kural bir: Kanından olana dahi güvenme.

Büyük bir gururla dudakları kenara doğru kıvrıldı. "Güvenme... ama sadık kalacağımın da belgesini veririm."

"Nasıl?" diye sordu genç kadın, gerçek merakı bu kez sesine karışmıştı.

Adam gözlerini kısıp eğildi. "İhanetimin belgesini sana vereceğim ve o sende olduğu sürece sana sırtımı dönemem ve bu sadakatimin garantisi olacak."

Tanrı, kaderi çoktan yazmış, oyuncular çoktan kendilerine bahşedilen role bürünmüştü. Perdeler hızla açılıp kapanmış zaman fark edilmeden ölmüştü.

Ve şimdi... Son sahne için geri sayım başlamıştı. Bu sadece son sahnenin küçük bir bölümüydü. Sonrasında yavaş yavaş akmaya başladı zaman.

İki genç, iki yabancı ya da belki de iki eski tanıdık zamanın akmasıyla artık ihanet edenlerin, nedenlerin ve bedellerin peşine düşmüş her bir ayrıntıyı, tek tek zihinlerine kanıtlarıyla birlikte kazımaya başlamıştı.

İkisi de doğru zamanı bekledi... Ve doğru zaman yaklaştıkça fısıltılar arttı, karşıdakilerin huzurunda çatlamalar, sarsıntılar oluşmaya başladı ta ki o gün gelene dek...

O gün, çoğunun haberi bile yokken düşmanları için bir idam fermanı sessizce yazıldı çünkü onlar düşmanları gibi gürültüyle kükreyerek değil; susarak bekleyerek ve usulca yaklaşarak delirtmeyi seçmişti.

Adım adım ilerlediler... Ve kimse gözlerindeki ölümü fark etmedi.

Düşmanları zafer sarhoşuyken onlar çoktan mezarlarını kazımıştı.

İntikam, öylece yürüyordu aralarında; Sessiz, ölümcül ve kaçınılmaz.

Ve herkes iş işten geçtikten sonra fark edecekti: Aslan bu kez kükremedi... doğrudan boğazlarına çöktü.

Yıllar sonra

Ne kadar ileri gidebilirdi?

Belki de kendi sonunu getircek o hamleyi, kendi elleri ile başlatarak. Bile bile bir insan neden kendi sonunu yazardı?

Sinsi gülüşü, kendinden emin adımları ve sonunun geleceğini bile bile attığı o mutlu ve kazanmış ifade ile aslında o kaybın içinde kazançları gören biriydi.

Hepsi, bugünü O'nun ölüm tarihi olarak belirlemişti. O ise sadece bir başlangıç olarak belirlemişti bugünü. Onlar kimdi ki onu iki basit oyun ile yenebilsindi!

Adımları seriliğini korudu. Zihninde dolaşan tilkileri susturdu ve devasa kapının önüne geldiğinde dudağındaki sinsi gülüşü silip yerini, yıllardır yüzüne yedirdiği güven verici tebessümü yerleştirdi. Bu tebessümü ile onların her birini her seferinde yumuşatmış ve her birini kandırabilmişti.

Devasa kapı koruma tarafından açıldı ve içerisi gözler önüne serildi. Duraksayan adımları tekrardan hareket etmeye başladı. Sol eli, ceketinin düğmesi üzerinde gezmeye; gözleri, odanın ortasında duran büyük masanın etrafnda duranların üzerinde gezinmeye başladı.

Bir sandalye dışında hepsi boştu. Burda bir sandalye ve iki kişi eksikti. Boş sandalyeyi varlığı ile doldurmaya geldi. Boş sandalye kalmadı ama hala odada eksiklik vardı.

Bugün, onun ölüm emrinin verilmesine neden olacak olayda tam olarak buydu.

Eksik olan...

Var olmayan...

Kayıp olan...

Ya da en doğrusu: Bilinmeyen.

Masanın en başına geçti. Bir süre ayakta durup masadakileri izledi. Onun odaya gelişi ile herkes ayaklanmıştı. Hepsi şu an onun oturmasını bekliyordu. Dudaklarındaki o güven verici tebessüm bir anlığına kırılacak gibi oldu. Yerini içindeki şeytanın mutluluğuna vermek istedi ama sabretti. Şimdilik değil.

Sabırlı ol. Daha vakit var. Günü geldiğinde... Her şey günü geldiğinde.

Ve o zaman şeytan ve tohumları artık saklanmak zorunda kalmayacaktı.

Sandalyeyi çekip olması gerektiği o adama büründü. Nazik tebessümü ile oturup masadaki adamlara sandalyeleri gösterdi.

"Oturun." Kaba durabilen ama bir lider gibi, bir o kadar da babacan tutmaya çalıştığı ses tonu ile konuşmaya başladı.

Hepsi oturdu. Biri öfke ile ona baktı. O bakışları umursamadı şeytan-lider-... Eğer umursarsa nasıl intikamını alırdı?

"Bu aciliyetin nedenini alabilir miyim?" Hiç hoşnut değildi aslında. Onlar kimdi ki onu böyle ayaklarına getirtebiliyordu?

"Sen zeki bir adamsın, eski dostum." diye kendinden genç olanlardan önce atladı konuşmaya şeytanın tam karşısında yer alan adam. "Bu aciliyetin nedenini biliyorsundur."

Şeytan-lider- karşısında duran adama baktı. Dediği gibiydi. Onlar sadece eski birer dosttu. Nerede görülmüş bir şeytan ve imamın dost olduğu?

Elbette biliyordu. "Ama sizden duymak istiyorum. Sizden duyamayacaksam ne diye beni ayaklarınıza kadar çağırıyorsunuz?" Sesinde alay vardı ama her biri liderin buna öfkelendiğini anlayabiliyordu.

Masanın etrafında altı sandalye vardı ve bu altı sandalye beş erkek bir kadın ile doldurulmuştu. Bu sandalyelerin hemen arkasında da ayakta durup olayları izleyen inceleyen varisler tarafından kuşatılmıştı. Her varis, kendine ait olacak olan o sandalye için şimdiden savaşıyor ve ter akıtıyordu.

Varisler, liderin öfkesi ile tetikte beklemeye başlamışlardı. Lider, sakin ve güven dağıtan biriymiş gibi rol yapar ama beklenmedik anlarda da kimse bir şey anlayamadan ortalığı yakıp yıkardı ve kimse ona müdahale edemeyip ona sonradan da bedel ödetemezdi. Bu yüzden hepsi bugün burda birlik olmuş ve ona karşı duruyordu.

Bugün, liderin ölüm tarihi için ölüm meleği ile imza atılmalıydı.

"Ayaklarımıza kadar geldiğin için kusura bakma." Bu alaycı ses ortamı daha da gerdi. Ortamın gerilme nedeni alaycı ses tonu veya alaya alınması değildi... Nedeni konuşan kişinin ta kendisiydi. "Eğer bir varisin olsaydı ona söyleyebilirdik ve ayaklarımıza kadar da gelmene gerek kalmazdı."

Bir varisi vardı. Şeytanın bir varisi vardı ta ki bu adam varisini ondan alana kadar. Sonsuza dek ondan koparmıştı. Onu varissiz bırakmış ve hala korkusuzca onunla aynı yerde nefes alabiliyor, konuşabiliyor ve diklenebiliyordu.

"Benim varisim böyle işlerle uğraşmazdı, çakal! Kendi varisini de yollayabilirdin." Doğru ama her bir Nezirin, varislerini yollaması ile onun tek seferde gelmesi arasında fark vardı.

"Bir varisin olsaydı neyle uğraşacağını görebilirdik ama bu artık mümkün değil." Liderin çakal dediği adam bu anı yıllardır bekliyordu. Sonunda bu yaşlı iblisin sonunu getirecekti.

Şeytan kaşlarını çatıp nefret ettiği adama, çakala baktı. "Neden mümkün değilmiş?"

Çakal büyük bir keyifle masaya doğru eğildi. Gözlerini şeytanın üzerine dikip her hareketini iyice beynine kazımak istedi. Bu anı kaçırmak istemiyordu. "Çünkü süren dolmak üzere." İşaret parmağını kaldırıp ortada salladı. "Sadece bir... Bir ay sonra bir varisin olmadığı için liderlikten de masadaki üyeliğinden de atılacaksın."

Masadaki herkes bu iki adamın konuşmasını pür dikkat dinliyordu. Savaş öncesi iki liderin karşı karşıya gelip son konuşmalarını yapması gibiydi ortam. Ya şu an savaş başlayacaktı ya da bitecekti... Ama bitme gibi bir ihtimal yoktu. Burda sadece savaşın dozu artılıyordu. Daha fazla kan daha fazla gözyaşı.

Şeytan hepsinin beklediğinin aksine keyifle karşılık verdi. "Doğrudur."

Çakal beklemediği bu tepki ile kaşlarını çattı. "Korkmuyor musun?"

Lider, ona ait olan sandalyeye iyice yaslandı. Tıpkı olduğu gibi... Bir kral gibi tahtına yayıldı. "Neden korkmam gerek?"

"Dokunulmazlığın kalktığında başına geleceklerden..." diye açıklamasını öfke ve nefret ile dudaklarından ortama yaydı.

"Eğer dediğiniz gibi olursa... Evet. Korkabilirdim." Duraksadı. Dudaklarından anlamsız mırıltılar döküldü. "Belki..." diye son dediğini düzeltti.

"On yıldır varisin yok... Onuncu yılını bir ay sonra tam anlamıyla dolduracaksın." Liderin hemen solunda duran kadın konuşmayı devraldı. "Ve kuralları biliyorsun. Bize on yıl içinde bir varis vermeyen kim olursa olsun Nezirlikten de liderlikten de atılır."

Lider bakışlarını kadına çevirdi. "Bana, kurallarımı mı öğretiyorsun?"

Kadın Nezir, bu kibirli adamla nasıl baş edeceğini biliyordu. "Kurallar senin değil, lider. Kurallar örgütün ve sen de uymak zorundasın. Ya bize kanından olan varisini getir ya da biz yeni bir lider için oylama yapmaya başlayalım."

Liderin burun delikleri öfke ile genişledi. Kalın, beyazlaşan kaşları öfke ile çatıldı. "Bu masa da örgüt de benim. Kurallar da benim ve lider hala benim. Dikkat et oturduğun masanın lideri, sesinden rahatsız olmaya başlıyor."

Kadın Nezir, alayla kıkırdadı. "Bizde varissiz bir lider tarafından yönetilmekten rahatsız oluyoruz."

Liderin eli, silahına doğru çekiştiriliyordu sanki.. Ya da zihninin bir oyunuydu. Emin değildi. Emin olduğu tek şey bu aptalların her birini tek tek kendi elleri ile öldürmekti.

"On yıldır rahatsız olduğunuzu söyleyemecek kadar mı korkaksınız?" diye soruyu ortaya doğru attı.

Bu yaşananlardan gayet memnun olan nezirlerden biri keyifle arkasına yaslandı ve geldiğinden beri ilk kez konuşmaya başladı.

"Ne korkağız ne de rahatsız... Biz sadece sürenin dolmasını bekliyoruz, Lider." Bunun için değil miydi zaten tüm hamleleri? Bugün, son için bir başlangıç yapılacaktı ama asıl başlangıcı yıllar önce bu adam yapmamış mıydı zaten?

Bir başlangıç o yapmıştı ve arkasında dimdik duran varisi de bu başlangıçtaki o son nokta olacaktı. Ama kimsenin bundan haberi yoktu. Şimdilik.

"Sizde beni aptal bir adam sanıp ölümümü beklediğimi sandınız demek." Lider alayla ayağa kalktı. Bu sefer O'nun için kimse ayaklanmadı. "Varis mi istiyorsunuz?" Bu anı ne çok zamandır bekliyordu. "Yönetilmek, bir sürünün aptal bir parçası mı olmak istiyorsunuz?" Alaycı ses tonu her kelimesi ile artıyor, sesindeki o kazanmanın verdiği mutluluk notaları büyük odanın duvarlarında sekip sekip Nezirlerin kulağında çınlıyordu. "Vereceğim. Size o varisi vereceğim. Sizi yönetmek için var olan, koyunların çobanı olan, kurdun başı olan o varisi vereceğim. Yıllardır sizin gibileri yönetmek için eğitilen, canımdan kanımdan olan o varisi bir ay içinde arkamda göreceksiniz." Son cümlesini büyük bir zaferle çakal dediği adama bakıp söylemişti.

Masadakiler onun umrunda değildi. Onun asıl kazandığı savaş çakala karşı kazandığı bu savaştı.

Çakal ondan varisini almıştı; o da ondan kalbini, canını, kanını söküp almıştı.

Burada her şey karşılıklıydı. Kana kan; cana can denen bir savaş düzeniydi. Barış mı? İşte burada bilinmeyen tek şey buydu.

Çığlıklaarr efenimmmm....

 

Yenii kurgu ile geldim...

 

Bu kısım tanıtım ve giriş kısmımızdı. Nasıl buldunuz? Biraz karmaşık oldu bu kısım ama burada bir çok sır var ve her bir sır kitapta tek tek açılacak.

 

O zaman yeniden ve sıfırdan bir kurguya başladığımıza göre buraya başlama tarihlerini alalım mı?
22.12.2025

 

ekstra bilgi de vermek istiyorum. Birinci kitabı tamamlamak üzereyim. En fazla iki üç bölüm kaldı. Bölümleri bu yüzden üst üste atacağımı düşünebilirsiniz ama ben düzenli ve belirli aralıklarla atmayı düşünüyorum. Bu sene sınav senem ve bu kız ilk yıldan atanmak istiyor. Vaktimi burada çok fazla harcamak istemiyorum aynı zamanda bölüm tarihlerinde de düzensizlik olup kimseyi bekletmek istemiyorum. İki tarafında çıkarını düşündüm bence hahahah

 

O zaman yeniden diyorum ki: Seviliyorsunuz.

 

Bölüm : 23.12.2025 12:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...